BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri: Gazze savaşı Ortadoğu’da daha geniş çatışmaları tetikleme potansiyeli olan bir ‘barut fıçısı’https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4891581-bm-i%CC%87nsan-haklar%C4%B1-y%C3%BCksek-komiseri-gazze-sava%C5%9F%C4%B1-ortado%C4%9Fu%E2%80%99da-daha-geni%C5%9F
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri: Gazze savaşı Ortadoğu’da daha geniş çatışmaları tetikleme potansiyeli olan bir ‘barut fıçısı’
Filistinliler, İsrail’in Gazze’deki bombardımanında yıkılan evlerin enkazı arasında yürüyor (AFP)
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İsrail ile Hamas arasındaki Gazze savaşının Ortadoğu’da daha geniş çatışmaları tetikleme potansiyeli olan bir ‘barut fıçısı’ olduğunu söyledi.
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre Türk, bugün Cenevre’deki İnsan Hakları Konseyi önünde yaptığı konuşmada, “Bu barut fıçısındaki herhangi bir kıvılcımın çok daha geniş bir yangına yol açabileceğinden derin endişe duyuyorum. Bunun Ortadoğu’daki her ülke ve onun ötesindeki birçok ülke için sonuçları olacaktır” dedi.
Öte yandan, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı tarafından bugün Facebook üzerinden yapılan açıklamada, İsrail’in saldırıları sonucu 7 Ekim’den bu yana can kaybının 30 bin 534’e, yaralıların ise 71 bin 920’ye yükseldiği ifade edildi.
Açıklamada, İsrail’in son 24 saat içinde Gazze Şeridi’ne yönelik gerçekleştirdiği ‘13 katliamda’ 124 kişinin öldüğü, 210 kişinin de yaralandığı bilgisi verildi.
Bakanlık, İsrail’in Gazze Şeridi’nde devam eden saldırısının 150. gününde, bazı kurbanların hala enkaz altında ve yollarda olduğunu, işgal güçlerinin, ambulans ve sivil savunma ekiplerinin onlara ulaşmasını engellediğini de bildirdi.
Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref El Kudra, Gazze Şeridi’nde yaklaşık 1 milyon bulaşıcı hastalık vakasının tespit edildiğini ve gerekli tıbbi imkanların mevcut olmadığını belirtti.
Kudra açıklamasında, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaştan bu yana Han Yunus ve Gazze’nin kuzeyindeki hastane müdürleri de dahil olmak üzere 364 sağlık personelinin öldürdüğünü, 269 kişiyi de gözaltına aldığını belirtti.
Bakanlık Sözcüsü, İsrail güçlerinin 155 sağlık kuruluşunu tahrip ettiğini, 32 hastane ve 53 sağlık merkezinin yanı sıra ve 126 ambulansı hedef alarak hizmet dışı bıraktığını da dile getirdi.
Kudra, Gazze’deki sağlık durumunun ‘çok feci ve tarif edilemez olduğu ve gerekli tıbbi yardımın olmayışı nedeniyle durumun giderek daha da kötüleştiği’ konusunda uyardı.
Sözcü, “Gazze’nin kuzeyindekiler, onlarca çocuk, kadın ve yaşlının hayatına mal olan içme suyu ve yiyecek kıtlığı nedeniyle küresel düzeydeki seviyeleri aşan bir kıtlık sonucu ölümle mücadele ediyor” dedi.
Kudra ayrıca, BM’ye sivilleri, kurumları ve sağlık ekiplerini korumak için uluslararası insani hukuku devreye sokma çağrısında bulundu.
Schneider, Şarku’l Avsat’a konuştu: Marib, Yemen’de uluslararası iş birliği için ideal bir model sunuyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5284875-schneider-%C5%9Farku%E2%80%99l-avsat%E2%80%99-konu%C5%9Ftu-marib-yemen%E2%80%99de-uluslararas%C4%B1-i%C5%9F-birli%C4%9Fi-i%C3%A7in
Schneider, Şarku’l Avsat’a konuştu: Marib, Yemen’de uluslararası iş birliği için ideal bir model sunuyor
Almanya’nın Yemen Büyükelçisi Thomas Schneider, Marib’teki Belkıs Otel’de verdiği röportajda (Şarku’l Avsat)
Almanya’nın Yemen Büyükelçisi Thomas Schneider, Marib’ten ayrılmasına saatler kala, ilk kez ziyaret ettiği kentte geçirdiği birkaç güne ilişkin izlenimlerini anlattı. Yerinden edilmiş kişilerin kamplarını, insani yardım projelerini, yerel yetkililer ve aşiret liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeleri anlatan Schneider, ziyaretinin her aşamasında kendisine eşlik eden ortak unsurun ‘gülümseme’ olduğunu söyledi.
Alman diplomat, milyonlarca yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan ve yıllar boyunca savaşın ön cephesinde yer alan Marib’te çatışmalar ve insani krizlere ilişkin manşetlerin çizdiği tablodan farklı bir manzarayla karşılaştığını ifade etti. Schneider, kentte zorlu koşulların, iyimserlik ve hayata tutunma iradesiyle iç içe geçtiğini gözlemlediğini belirtti.
1980’li yıllarda Marib kent merkezinde Sebe mimarisiyle inşa edilen Belkıs Otel’de Şarku’l Avsat’a konuşan Schneider, görünürde insani yardım ve kalkınma odaklı olan ziyaretin, aynı zamanda Yemen’in geleceği açısından önemli gördüğü siyasi ve toplumsal boyutları da ortaya koyduğunu dile getirdi.
Schneider, ziyaretinin amacının, ülkenin içinde bulunduğu zorlu koşullar karşısında Marib halkı ve genel olarak Yemenlilerle dayanışma mesajı vermek olduğunu söyledi. Alman heyetinin, halkın ihtiyaçlarını yerinde gözlemlemek ve Almanya ile uluslararası ortaklarının desteklediği programların etkisini değerlendirmek amacıyla çeşitli insani yardım projelerini, yerinden edilmiş kişilerin kamplarını ve mülteci yerleşimlerini ziyaret ettiğini kaydetti.
Schneider’in ziyaret sırasında dikkatini en fazla çeken unsur ise Marib’te yerel yönetimler ile uluslararası kuruluşlar ve Birleşmiş Milletler (BM) ajansları arasında kurulan iş birliği olmuş.
Alman büyükelçi, “Yemen hükümeti ile bağışçı ülkeler arasında olumlu bir iş birliği modeli gördük. Daha da önemlisi, vilayetteki yerel yönetimlerle BM’ye bağlı kurumlar ve uluslararası kuruluşlar arasında yakın bir koordinasyonun bulunduğuna tanık olduk” dedi.
Schneider, söz konusu deneyimin öneminin yalnızca hayata geçirilen projelerin büyüklüğünden kaynaklanmadığını, aynı zamanda sahada faaliyet gösteren farklı taraflar arasında gerçek bir ortaklık oluşturabilme kapasitesinden ileri geldiğini vurguladı. Bu yönüyle Marib’in, diğer bölgelerde de yararlanılabilecek bir model sunduğunu ifade etti.
“Bu ortaklık son derece önemli bir unsur” diyen Schneider, “Marib deneyiminin, insani yardım ve kalkınma alanında faaliyet gösteren tüm taraflar için örnek alınabilecek başarılı bir model oluşturduğunu gözlemledik” ifadesini kullandı.
Almanya’nın Yemen Büyükelçisi Thomas Schneider, Marib vilayetindeki tarihi Baran Tapınağı’nı ziyaret ederken (Almanya’nın Yemen Büyükelçiliği)
Yıllar süren savaş boyunca Marib, Yemen’de yerinden edilmiş kişilerin kabul edildiği en büyük merkez haline geldi. Çatışma bölgelerinden kaçan ailelerin ardı ardına gelen göç dalgalarına ev sahipliği yapan kentin bu süreçte sergilediği tutumun, Yemen’in savaş yıllarındaki en önemli başarı hikâyelerinden biri olduğunu değerlendiren Schneider, yerel halkın yaklaşımına övgüde bulundu.
“Marib, Yemen’in farklı bölgelerinden gelen çok sayıda yerinden edilmiş kişiyi kabul etti. Ayrıca başka ülkelerden gelen mültecilere de kapılarını açtı. Bu durum, kent halkının cömertliğini ve insani değerlerini yansıtıyor. Bu zorluklarla nasıl başa çıkıldığına dair son derece olumlu örnekler gördük” diyen Schneider, bölgedeki dayanışma ruhuna dikkat çekti.
Ziyaret kapsamında Alman heyeti, çok sayıda yerinden edilmiş kişiyle görüşerek onların hikâyelerini ve ihtiyaçlarını dinledi. Heyet ayrıca BM temsilcileri ve yerel yetkililerle de bir araya geldi. Bu temasların, karmaşık insani sorunlarla mücadelede koordinasyon ve sürekli iletişimin en önemli unsur olduğu yönündeki kanaatini güçlendirdiğini belirten Schneider, farklı taraflar arasındaki iş birliğinin kritik önem taşıdığını vurguladı.
Ziyaretin en dikkat çekici duraklarından biri ise Marib’teki aşiret liderleriyle gerçekleştirilen görüşmeler oldu. Yemen’de aşiret yapılarının çoğu zaman güvenlik veya geleneksel toplumsal yapı çerçevesinde değerlendirildiğini belirten Schneider, bu görüşmeler sonucunda farklı bir izlenim edindiğini söyledi. Alman diplomat, Yemen aşiretlerini yalnızca yerel gelenekleri temsil eden yapılar olarak değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı ve istikrarı destekleyen, ülkenin geleceğinde önemli rol oynayan geniş bir sosyal ağ olarak gördüğünü ifade etti.
Schneider, aşiret liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmenin ziyaretin en önemli deneyimlerinden biri olduğunu belirterek, “Aşiret şeyhleriyle bir araya gelmek son derece önemliydi. Onların yalnızca toplumsal bir rol üstlenmediklerini, aynı zamanda Yemen’in karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin güçlü bir siyasi farkındalığa sahip olduklarını gördüm” dedi.
Görüşmeler sırasında yapılan değerlendirmelerin ülkenin geleceğine ilişkin önemli fikir ve perspektifler ortaya koyduğunu ifade eden Schneider, aşiretlerin barışın tesisine yönelik her ciddi siyasi sürecin temel aktörlerinden biri olacağına inandığını söyledi.
“Yemen'de barışa giden herhangi bir süreçte aşiretlerin merkezi bir rol oynayacağını düşünüyorum” diyen Schneider, “Bu ziyaretin ardından, aşiretlerin gerçek bir ulusal değer ve istikrarın güçlendirilmesi için üzerine inşa edilebilecek önemli bir unsur olduğu yönündeki kanaatim daha da pekişti” ifadesini kullandı.
Siyasi ve insani mesajların öne çıktığı ziyaret boyunca Alman büyükelçi üzerinde en güçlü etkiyi bırakan unsur ise Marib halkının tutumu oldu. Yıllardır süren savaşın, ekonomik sıkıntıların ve yerinden edilmenin getirdiği ağır yükümlülüklere rağmen kentte umut ve iyimserliğin hâkim olduğunu belirten Schneider, halkın geleceğe olumlu baktığını gözlemlediğini söyledi.
“Marib’te bulunduğum her yerde, insanların içinde yaşadığı zorlu koşullara rağmen gülümsemelerine tanık oldum” diyen Schneider, “Bu iyimser ruh ve sıcak misafirperverlik, ziyaretimi benim için son derece anlamlı ve değerli bir deneyime dönüştürdü” değerlendirmesinde bulundu.
Schneider, Marib’te edindiği izlenimleri çocuklarına, ailesine, Berlin’deki bakanlığına ve Avrupa Birliği (AB) ile uluslararası kuruluşlardaki ortaklarına da aktaracağını belirterek, kentte gördüklerinin zorluklar karşısında ayakta kalabilme ve krizleri aşabilme konusunda önemli dersler içerdiğini söyledi.
Röportajın sonunda, büyükelçiden Marib’i yalnızca üç kelimeyle tanımlaması istendi. Kısa bir duraksamanın ardından gülümseyen Schneider, yanıtını şu sözlerle verdi: “Gülümseme... kahve... misafirperverlik.”
Bu üç kelime, savaşın gölgesinde yaşamını sürdüren ancak misafirlerini gülümseyerek karşılamaktan, kahve ikram etmekten ve Yemen’in geleceğinin daha iyi olabileceğine inanmaktan vazgeçmeyen Marib’in hikâyesini özetleyen bir tablo ortaya koydu.
Suriye: Şebbiha’nın geri dönüşü karşıtlığı protesto hareketine dönüştühttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5284689-suriye-%C5%9Febbiha%E2%80%99n%C4%B1n-geri-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BC-kar%C5%9F%C4%B1tl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-protesto-hareketine-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BC
Suriye: Şebbiha’nın geri dönüşü karşıtlığı protesto hareketine dönüştü
Suriye'nin çeşitli illerinde halk çevrelerinde eski rejimin ‘şebbihaları’ olarak tanımlanan kişilerin yeniden sokaklara dönüşünü protesto eden ve hesap sorulmasını isteyen gösteriler devam ederken bu protestolar günlük bir harekete evrilmeye devam ediyor. Suriye İçişleri Bakanlığı vatandaşları hukuk çerçevesi dışında hiçbir intikam ya da saldırı eylemine sürüklenmemeye çağırırken Ulusal Geçiş Adaleti Kurumu, pazartesi günü yayımladığı bildirgede ‘geçiş dönemi adaletinin intikam ve kin üzerine kurulamayacağını ve hakkın yargı dışında bireysel yollarla takip edilemeyeceğini’ vurguladı.
Suriye basını dün Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın geçtiğimiz perşembe günü Şam kırsalından ileri gelenlerle yaptığı toplantıda dile getirdiği açıklamalara odaklandı. Şara toplantıda geçiş dönemi adaletinin intikam için bir başlık ya da tahakküm aracına dönüştürülmemesi çağrısında bulunurken “Çünkü bu durumda bir zulme başka bir zulümle karşılık vermiş oluruz" ifadelerini kullandı.
Deyrizor, Halep, İdlib ve Şam kırsalı dahil Suriye'nin farklı illerinde eski rejimle bağlantılı kişilerin yeniden sisteme dahil edilmesini reddeden halk protestoları düzenleniyor. Göstericiler bu kişilerin geri dönüşünün şehitlerin kanına hakaret anlamına geleciğini vurguluyor. Aktivistlerin paylaştığı bir videoda ise yerel halktan bazı kişilerin eski rejim döneminde kendilerine zarar veren kişilerden hesap sorma girişiminde bulunduğu görüldü.
Halep ve İdlib'de ‘şebbiha’ ve devrik Esed rejimi yandaşlarının yargılanması talebiyle düzenlenen gece gösterileri (Sosyal medya)
Halep'in es-Sukkari Mahallesi’nde cuma günü başlayan protestoların ardından hareket cumartesi akşamından itibaren genişledi. Eski rejim karşıtı mahallelerde yüzlerce kişinin katıldığı gece gösterileri düzenlendi.
Suriye devlet televizyonunun aktardığına göre protestocular söz konusu mahallelerdeki camilerden akşam namazının ardından sokağa çıkarak ‘devrik Esed rejiminin kalıntıları ve şebbihasının’ kovulması, geçiş dönemi adaleti sürecinin hızlandırılması ve Suriyelilere yönelik suç işleyenlerin yargılanması taleplerinin yer aldığı pankartlarla yürüyüş yaptı.
Halep’te de benzer gösteriler düzenlenirken Tel Rıfat'ta okul ve cami duvarlarına eski rejimi destekleyen sloganların yazılmasının ardından güvenlik kuvvetlerinin kontrol altına aldığı bir gerginlik yaşandı. İç Güvenlik Kuvvetleri pazar günü, yerel halktan bazı kişilerin ‘şebbiha yuvası’ olarak nitelendirdiği evlere saldırmasının ve bu kişileri şehirden sürmeye çalışmasının ardından Tel Rıfat'a yayıldı. Sosyal medyada ise kamuoyunu kışkırttıkları gerekçesiyle bazı kişilere yönelik gözaltı operasyonu başlatıldığına dair haberler yer aldı.
Suriye'nin kuzeyindeki İdlib’in farklı bölgelerinde düzenlenen gösterilerin yanı sıra Kefer Taharim gibi bölgelerde eski rejimle iş birliği yaptığı iddiasıyla bir vatandaş yerel halktan bir grubun saldırısına uğradı. Darp edilen kişi hayatını kaybetti. Olay, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Suriye Ultra'nın haberine göre benzer bir saldırı Kefer Uayd'da da yaşandı. Yine eski rejimle iş birliği iddialarıyla saldırıya uğrayan bir genç ağır yaralı olarak kurtuldu.
DMO’nun simge isimlerinin geri dönüşü
Doğu Suriye'deki Deyrizor'da her gün kalabalık gösteriler düzenleniyor; en dikkat çekeni şehir merkezinde gerçekleşiyor. Halk, ‘Kerame (Onur) Nöbeti Çadırı’ kurarak eski rejimle bağlantılı isimlerin geri dönüşüne karşı mücadele etmekte kararlı olduklarını ve geçiş dönemi adaleti sürecinin hızlandırılması ile hesap sorulması taleplerini dile getirdiler.
Gösterilere ve nöbete katılan siyasi aktivist Ragıb et-Taya, doğu bölgesinde, özellikle Deyrizor'da, Beşşar Esed rejiminin katil ‘şebbihasını’ caddelerde serbestçe dolaşırken görmenin halkta derin bir infiale yol açtığını belirtti.
Şarku’l Avsat’a konuşan Taya, “Bu durum, Esed rejimiyle mücadelede bedel ödeyen her vatandaşın içinde biriken bastırılmış öfkenin patlamasına yol açtı. Hükümetimizin, onurlarının çiğnendiğini hisseden şehit aileleri, mağdurlar ve yoksulların karşısında bu sıkıntılı konuma düşürülmesini istemezdik" dedi.
Taya ayrıca, çadırdaki oturma eylemi düzenleyen protestocular arasında Sednaya Cezaevi'nde çocuklarını yitiren ya da Esed'in ordusu ve şebbihasının kurşunuyla hayatını kaybedenlerin anneleriyle bu süreçte engelli kalan kişilerin bulunduğunu da aktardı.
Protestolarda dile getirilen talepler arasında devrim saflarında yer almış gençlerin istihdamı ve dışlanmamaları da yer alıyor. Bununla ilgili olarak Taya, “Esed rejimine karşı mücadele etmiş gençlerden şimdi istihdam için imkânsız koşullar aranıyor. Bunlardan biri de bedenlerinin sağlam olması şartı!” ifadelerini kullandı.
daha önce Esed rejimiyle ve İran destekli milislerle bağlantılı Bakara Aşireti şeyhi Nevaf el-Beşir, kısa bir süre önce Deyrizor’a geri dönmüştü. Bu durum halk arasında geniş çaplı infiale yol açtı. Bunun yanı sıra İran destekli bir milis grup kuran ve İran projesinin ekonomik cephesi olduğu iddia edilen Medlul el-Aziz serbest bırakıldı. Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı suçlamalarının yöneltildiği Ferhan el-Mursumi'nin sicili temizlendi.
Deyrizor'dan gazeteci Davud es-Seyyid, bu kişiler için kanlı geçmişlerine rağmen yapılan karşılama törenlerinin ve İran Kudüs Gücü komutasıyla doğrudan bağlantılı olduğu belirtilen Şuviş ailesinden bazılarının da geri dönmesinin ‘halk üzerinde büyük bir provokasyon etkisi yarattığını’ vurguladı.
Seyyid, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede eski rejimin şebbihası ve muhbirlerinin sahneden kaybolmadığını ve haklarında herhangi bir yasal takibat başlatılmadığını da belirterek Nevaf el-Beşir'in oğlunun komuta ettiği Bakır Tugayı’nın halka ağır acılar çektirdiğini hatırlattı.
Mağdurların hakları göz ardı edilmeyecek
Hükümetin halk arasındaki gerilimi azaltma çabaları kapsamında Deyrizor Vali Yardımcısı Bedri el-Masluh ve İç Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Huzeyfe es-Sava, pazar günü oturma eylemi çadırına katılanlardan bir grup ile bir araya geldi.
Vilayetin duyurusuna göre görüşmede halkın talep ve önerileri dinlendi. Gündeme taşınan konuların takip edileceği ve kamu yararını gözeterek vatandaşların ihtiyaçlarına yanıt verecek biçimde uygulanabilir olanların çözümüne yönelik gerekli adımların atılacağı teyit edildi.
Sava yaptığı açıklamada ‘İç Güvenlik Kuvvetleri'nin suçluları ve yasa dışı unsurları hukuki prosedürlere uygun biçimde takip etme görevini sürdürdüğünü’ vurguladı.
İçişleri Bakanlığı da İdlib’deki gerginliklere ilişkin yayımladığı bildirgede suç ve ihlalleri gerçekleştirenlerin yargılanması ile adaletin sağlanmasının devletin yetkili kurumları aracılığıyla üstlendiği bir sorumluluk olduğunu hatırlattı. Bakanlık ayrıca suç ya da ihlallerle ilişkili kişilere dair belgelenmiş bilgi ya da delile sahip olan herkesi bu bilgileri resmi kanallar aracılığıyla yetkili mercilere iletmeye çağırarak kurbanların haklarının zayi olmayacağının altını çizdi.
Şam kırsalına uzanan dalga
Devrik rejimin simgelerine yönelik öfkeli halk hareketi Şam kırsalına da sıçradı. Tel şehrinin koordinasyon komitesinin paylaştığı bir videoda bir grup gencin Büyük Cami çevresinde bir şebbihayı kovaladığı görüldü. Öte yandan aktivistler ve haber platformları, Kara şehrinde şebbiha üyelerini konut mahallelerini terk etmeye ya da evlerinde bekleyerek hesap gününü beklemeye davet eden el ilanlarının dağıtıldığını aktardı.
İran'ın ve eski rejimin çatışma yıllarındaki zirve döneminde protestoları bastırmak ve rejim saflarında savaşmak üzere devşirdiği kişilerin kesin sayısına ilişkin doğru veriler bulunmamakla birlikte raporlar bu sayının 50 ila 100 bin kişi arasında olduğuna işaret ediyor.
Mağdurlar ve sanıklar için haklar
Suriyeli hukukçu El-Mu'tasım el-Kiylani, söz konusu protestoların şu an gündeme gelmesinin kendisini şaşırtmadığını belirtti. Kiylani’ye göre çatışmalardan ya da otoriter rejimlerden çıkan toplumlar, mağdurlar ve yakınlarının gerçeği ortaya çıkarmak, ihlallerden sorumlu olanları hesaba çekmek ve bu ihlallerin tekrarlanmamasını güvence altına almak için çabaladığı ‘geçiş adaleti’ olarak bilinen bir aşamadan geçiyor.
Kiylani, Şarku’l Avsat’a bu taleplerin korku ya da uygun siyasi ortamın yokluğu nedeniyle yıllarca ertelenebileceğini, güç dengelerinin değişip hesap verebilirliğin daha gerçekçi bir olasılık hâline gelmesiyle ise güçlü biçimde yüzeye çıktığını açıkladı.
Bu taleplerin intikam, toplu cezalandırma ya da delile dayanmayan suçlamalar yoluyla değil, hukukun üstünlüğü çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurguladı. Temel hukuki ilkenin sorumluluğun bireysel niteliğini esas aldığını, suç ya da ihlal iddiasıyla itham edilen herkesin hem mağdurların hem de sanıkların haklarını eş zamanlı güvence altına alan bağımsız soruşturma ve adil yargılama süreçlerine tabi tutulması gerektiğini de belirtti.
Kiylani’ye göre Suriye'nin yeni yönetimi, hesap verebilirlik dosyasının iç istikrar üzerindeki en hassas ve en belirleyici konulardan birini teşkil ettiğini biliyor. Bu yüzden başarının ölçütü, yönetimin geçmişteki ihlalleri ele alacak hukuki ve kurumsal mekanizmalar oluşturma kapasitesinde yatıyor. Buna karşın bu taleplerin görmezden gelinmesi ya da uzun süre ertelenmesi, halk arasındaki öfkenin tırmanmasına ve devlet kurumlarına güvenin sarsılmasına zemin hazırlayabilir.
Kiylani, gerçek zorluğun adalet ile istikrar arasında bir tercih yapmak değil, aksine intikamın ve toplumsal kutuplaşmanın yeni biçimlerinin önünü kapayarak istikrara ve ulusal uzlaşıya katkı sağlayacak kurumsal ve hukuki bir adalet anlayışını hayata geçirmek olduğunu vurguladı.
Abbas, Filistin seçimlerinin yolunu açarken, Hamas "iktidarın tekelleştirilmesini" eleştiriyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5284672-abbas-filistin-se%C3%A7imlerinin-yolunu-a%C3%A7arken-hamas-iktidar%C4%B1n-tekelle%C5%9Ftirilmesini
Abbas, Filistin seçimlerinin yolunu açarken, Hamas "iktidarın tekelleştirilmesini" eleştiriyor
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Fetih hareketinin Merkez Komitesi seçimlerinde oyunu kullanıyor (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin topraklarında 20 yıldır ilk kez yasama seçimlerinin yapılmasının önünü açan bir adım atarak genel seçim yasasında değişikliklere gitti. Söz konusu seçimlerin bu yıl yapılması, aynı dönemde Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Ulusal Konseyi seçimleriyle eş zamanlı olarak gerçekleştirilmesi ve ardından Abbas’ın 2027 yılında yapılacağını taahhüt ettiği başkanlık seçimlerinin düzenlenmesi planlanıyor.
Filistin topraklarında son yasama seçimleri 2006 yılında yapılmış, o seçimleri Hamas kazanmıştı. Bu sürecin ardından Filistin içinde yıllar süren siyasi bölünme ve çatışmalar yaşandı.
Filistinli bir kaynak, “Ortaya konan adımların, Filistin yönetiminin yenilenmesine yönelik Arap ülkeleri, Avrupa ve ABD’ye verilen resmi taahhütlerin bir parçası olduğunu” ifade etti.
Hamas sözcüsü ise Abbas’ın adımlarını eleştirerek, bunun “tek taraflı yönetim anlayışının devamı” olduğunu söyledi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة