BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri: Gazze savaşı Ortadoğu’da daha geniş çatışmaları tetikleme potansiyeli olan bir ‘barut fıçısı’https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4891581-bm-i%CC%87nsan-haklar%C4%B1-y%C3%BCksek-komiseri-gazze-sava%C5%9F%C4%B1-ortado%C4%9Fu%E2%80%99da-daha-geni%C5%9F
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri: Gazze savaşı Ortadoğu’da daha geniş çatışmaları tetikleme potansiyeli olan bir ‘barut fıçısı’
Filistinliler, İsrail’in Gazze’deki bombardımanında yıkılan evlerin enkazı arasında yürüyor (AFP)
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İsrail ile Hamas arasındaki Gazze savaşının Ortadoğu’da daha geniş çatışmaları tetikleme potansiyeli olan bir ‘barut fıçısı’ olduğunu söyledi.
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre Türk, bugün Cenevre’deki İnsan Hakları Konseyi önünde yaptığı konuşmada, “Bu barut fıçısındaki herhangi bir kıvılcımın çok daha geniş bir yangına yol açabileceğinden derin endişe duyuyorum. Bunun Ortadoğu’daki her ülke ve onun ötesindeki birçok ülke için sonuçları olacaktır” dedi.
Öte yandan, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı tarafından bugün Facebook üzerinden yapılan açıklamada, İsrail’in saldırıları sonucu 7 Ekim’den bu yana can kaybının 30 bin 534’e, yaralıların ise 71 bin 920’ye yükseldiği ifade edildi.
Açıklamada, İsrail’in son 24 saat içinde Gazze Şeridi’ne yönelik gerçekleştirdiği ‘13 katliamda’ 124 kişinin öldüğü, 210 kişinin de yaralandığı bilgisi verildi.
Bakanlık, İsrail’in Gazze Şeridi’nde devam eden saldırısının 150. gününde, bazı kurbanların hala enkaz altında ve yollarda olduğunu, işgal güçlerinin, ambulans ve sivil savunma ekiplerinin onlara ulaşmasını engellediğini de bildirdi.
Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref El Kudra, Gazze Şeridi’nde yaklaşık 1 milyon bulaşıcı hastalık vakasının tespit edildiğini ve gerekli tıbbi imkanların mevcut olmadığını belirtti.
Kudra açıklamasında, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaştan bu yana Han Yunus ve Gazze’nin kuzeyindeki hastane müdürleri de dahil olmak üzere 364 sağlık personelinin öldürdüğünü, 269 kişiyi de gözaltına aldığını belirtti.
Bakanlık Sözcüsü, İsrail güçlerinin 155 sağlık kuruluşunu tahrip ettiğini, 32 hastane ve 53 sağlık merkezinin yanı sıra ve 126 ambulansı hedef alarak hizmet dışı bıraktığını da dile getirdi.
Kudra, Gazze’deki sağlık durumunun ‘çok feci ve tarif edilemez olduğu ve gerekli tıbbi yardımın olmayışı nedeniyle durumun giderek daha da kötüleştiği’ konusunda uyardı.
Sözcü, “Gazze’nin kuzeyindekiler, onlarca çocuk, kadın ve yaşlının hayatına mal olan içme suyu ve yiyecek kıtlığı nedeniyle küresel düzeydeki seviyeleri aşan bir kıtlık sonucu ölümle mücadele ediyor” dedi.
Kudra ayrıca, BM’ye sivilleri, kurumları ve sağlık ekiplerini korumak için uluslararası insani hukuku devreye sokma çağrısında bulundu.
Libya’nın batısındaki milis güçlerini dağıtma girişimleri neden bu kadar karmaşık hale geliyor?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5336941-libya%E2%80%99n%C4%B1n-bat%C4%B1s%C4%B1ndaki-milis-g%C3%BC%C3%A7lerini-da%C4%9F%C4%B1tma-giri%C5%9Fimleri-neden-bu-kadar
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçen ay Misrata ve Zaviye’den gelen aşiret ve milis liderleriyle yaptığı görüşmede (UBH)
Libya’nın batısındaki milis güçlerini dağıtma girişimleri neden bu kadar karmaşık hale geliyor?
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçen ay Misrata ve Zaviye’den gelen aşiret ve milis liderleriyle yaptığı görüşmede (UBH)
Libya’nın batısında milislerin yayılmasının üzerinden 15 yılı aşkın süre geçmesine rağmen, bu grupları dağıtma ve nüfuzlarını sona erdirme girişimleri, yalnızca silahların toplanması veya belirli oluşumların lağvedilmesinden çok daha karmaşık bir denklemle karşı karşıya. Art arda gelen Libya hükümetleri, bu grupların çok sayıda mensubunu devlet kurumlarına entegre etmeyi ve onlara resmî finansman kaynakları sağlamayı başardı. Ancak bu grupların birçoğunun karar alma süreçleri üzerindeki bağımsızlığını sona erdiremedi.
Güvenlik meselesinin Libya’nın batısındaki birçok kentte adeta bir ‘kısır döngüye’ dönüşmesiyle birlikte, milislerin dağıtılmasının sahadaki gelişmelerin gerisinde kalmış ve artık ‘geri dönülemez’ bir aşamaya girmiş bir hedef olup olmadığı ya da bu grupların nüfuzlarının hâlâ yeniden düzenlenip kontrol altına alınarak nihayetinde sona erdirilip erdirilemeyeceği sorusu gündeme geliyor.
Zaviye kenti, silahlı gruplar arasında tekrarlanan çatışmalar nedeniyle bu açmazın belirgin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu durum, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’yi geçen ay silahlı grupların liderleriyle iki ayrı görüşme yapmaya yöneltti. Dibeybe, çatışmaların ‘derhal ve kesin olarak’ durdurulması ve askerî disipline bağlı kalınması çağrısında bulundu.
Gözlemcilere göre Dibeybe’nin Zaviye’deki gruplarla ilişkisi, Libya’nın batısındaki diğer kentlerde de olduğu gibi, karşılıklı çıkarlara dayalı pragmatik bir yaklaşımı yansıtıyor. Hükümeti, bu gruplardan bazılarının askerî gücünden yararlanırken karşılığında mensuplarını ve liderlerini devlet kurumlarına entegre etti, ayrıca onlara destek ve resmî koruma sağladı.
Ancak gözlemciler, hükümetin çıkarlarının milislerin hesaplarıyla çatışması veya nüfuz ve kaynaklar üzerindeki rekabetin yeniden alevlenmesi durumunda bu uzlaşının bozulabileceğini vurguluyor. Bu durum, grupları kontrol altına alma politikasının sınırlarını ve söz konusu oluşumları sisteme dahil etme aşamasından dağıtma aşamasına geçmenin zorluğunu ortaya koyuyor.
Libya Güvenlik ve Askerî Araştırmalar Merkezi, Libya’nın batısındaki milislerin henüz ‘geri dönülemez’ bir aşamaya girdiği görüşünde değil. Bununla birlikte merkez, temel sorunun bu grupların ‘halihazırda devlet sistemine dahil olmuş ve ekonomik, siyasi, askerî ve güvenlik kurumlarında varlık göstermeye başlamış’ olmasından kaynaklandığına dikkat çekiyor.
Merkezin Direktörü Şerif Buferde, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu oluşumların mensuplarından bazılarının ‘güvenlik veya askerî kurumlara katılarak ve devletten maaş alarak resmî meşruiyet kazandığını’ belirtti.
Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından (AFP)
Buvferde’ye göre bu iç içe geçmiş ilişkiler, meselenin çözümünü daha da zorlaştırdı. Milisler artık devletten tamamen ayrı yapılar olmaktan çıkıp bazı durumlarda devletin kurumsal yapısının, çıkarlarının ve ekonomik ağlarının bir parçası haline geldi.
Güvenlik meseleleri uzmanı araştırmacı İbrahim el-Usayfir, sorunun yalnızca silahların meşrulaştırılmasıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda bölünmüşlük yıllarında ve art arda gelen hükümetler döneminde oluşan ‘nüfuz ve çıkar ağları ile yerel bağlantılardan’ kaynaklandığını düşünüyor.
Bu nedenle UBH’nin son yıllardaki politikası, bazı silahlı grupları kontrol altına almak, diğerleriyle ise mücadele etmek arasında gidip geldi. Bunlar arasında Trablus’taki İstikrarı Destekleme ve Caydırıcılık birimleri de bulunuyor. Ancak bu yaklaşım, silahlı güçlerin güvenlik ve siyaset sahnesindeki rolünü sona erdiremedi.
El-Usayfir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, devletin son yıllarda bu oluşumların büyük bir bölümünü kontrol altına almayı ve bazılarını resmî kurumlara bağlamayı başardığını belirtti. Ancak bunun, tüm grupların karar alma ve silah kullanma konusundaki bağımsızlığını sona erdirmeye henüz yetmediğini vurguladı.
El-Usayfir ayrıca, hükümetin milis liderleriyle yaptığı görüşmelerin, son olarak Zaviye’de gerçekleştirilen toplantının da, ‘kontrol altına alma, gerilimin tırmanmasını önleme ve istikrarı koruma’ politikasını yansıttığını ifade etti. Ancak bu yaklaşımın, ‘birleşik bir güvenlik ve askerî kurum inşa etmenin yerini kalıcı olarak tutamayacağını’ dile getirdi.
Geçen ay Misrata’da düzenlenen bir buluşmada Zaviyeli milis liderleri (UBH)
Dibeybe, bir yılı aşkın süre önce Zaviye’de ‘kaçakçılık çeteleri’ olarak nitelendirdiği gruplara karşı askerî operasyon başlatmış, ancak operasyon belirgin bir sonuç alınamadan sona ermişti. Dibeybe daha sonra gerilimi azaltma politikasına geri dönerek silahlı gruplarla iletişim kanallarını açtı. Buna rağmen geçen temmuz ayında yeniden milislerin dağıtılması konusunu gündeme getirdi.
Dış faktör de bu tablonun dışında değil. Buferde, “Uluslararası aktörler, sahadaki çıkarları doğrultusunda bazı silahlı oluşumlarla ilişki kuruyor” dedi. Zaviye ve Trablus’un batısında faaliyet gösteren ve ‘insan ve göçmen kaçakçılığı yapan’ gruplara işaret etti.
Bununla birlikte Buferde, milislerin kalıcı bir fiilî duruma dönüşeceği ihtimalini düşük görüyor. Bu görüşünü, Trablus Devrimcileri ve el-Ka’ka gibi daha önceki silahlı oluşumların faaliyetlerinin sona ermesiyle ve Mayıs 2025’te lideri Abdulgani el-Kekli’nin öldürülmesinin ardından İstikrarı Destekleme Birimi’nin rolünün sınırlandırılmasıyla destekliyor. Buferde’ye göre birçok silahlı oluşumun kendi liderlerine bağlı olması, ‘liderin kaybedilmesini, söz konusu oluşumun dağılmasına yol açabilecek bir faktör hâline getiriyor.’
UBH’ye bağlı unsurlar, Trablus’ta güvenliği güçlendirme operasyonu düzenledi. (Reuters)
Buna karşılık el-Usayfir, bu grupların dağıtılması için yeni bir askerî çatışmaya ihtiyaç olmadığını, bunun yerine ‘yeniden yapılandırma ve entegrasyonu’ kapsayan, finansman kaynaklarını ve güvenlik alanındaki karar alma süreçlerini denetim altına alan kademeli bir sürecin gerekli olduğunu düşünüyor. Yalnızca güç kullanımına dayalı bir yaklaşımın ‘sorunun başka bir biçimde yeniden ortaya çıkmasına yol açabileceği’ uyarısında bulunuyor.
El-Usayfir, silahlı grupların ‘bağımsız güç merkezlerinden devletin bir parçasına’ dönüştürülmesini öneriyor. Bunun için silah taşıyan kişileri ‘tek bir yasa ve tek bir komuta altında’ tek bir resmî kurum bünyesinde birleştirecek açık bir projenin hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Buferde ise bu grupların nüfuzunun dağıtılabilmesi için kendilerine sağlanan resmî desteğin kaldırılması, kamu kaynaklarından sağlanan finansmanın kesilmesi, denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi ve suçlarla ilgili soruşturmaların yürütülmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) aracılığıyla uluslararası toplumun devreye girmesi ve süreci engelleyenlere yaptırım uygulanması gerektiğini ifade ediyor.
Arap ülkelerinden İsrail'in Somaliland'daki “ilerleyişine” tepkihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5336929-arap-%C3%BClkelerinden-i%CC%87srailin-somalilanddaki-%E2%80%9Cilerleyi%C5%9Fine%E2%80%9D-tepki
İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)
Kahire:Hişam el-Meyani
TT
Kahire:Hişam el-Meyani
TT
Arap ülkelerinden İsrail'in Somaliland'daki “ilerleyişine” tepki
İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)
İsrail'in Somaliland bölgesine büyükelçi atadığını açıklaması Arap ülkelerinin tepkisine yol açtı. Mısır, söz konusu adımı kesin bir dille reddederek bunun “herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenliği zayıflatacağını” belirtirken, Arap Birliği dün yayımladığı açıklamada Aden Körfezi açıklarında İsrail'in askerî ve siyasi nüfuzunu artırma girişimlerine karşı uyarıda bulundu.
İsrail'in Somaliland büyükelçisi Michael Lotem, geçen hafta başkent Hargeisa'daki başkanlık sarayında, İsrail'in büyükelçi olarak atadığı ismi tanıtan güven mektubunu ayrılıkçı bölgenin lideri Abdurrahman Muhammed Abdullah'a (Cirro) sundu. İbranice yayın yapan medya kuruluşları, bu adımın iki taraf arasındaki diplomatik ilişkileri güçlendirdiğini bildirdi.
İsrail merkezli i24NEWS internet sitesine göre güven mektubunun sunulduğu tören kapsamında, bölgede gelecekte açılması planlanan İsrail büyükelçiliğinin temel atma töreni de gerçekleştirildi.
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Nadir Zeki Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, “Mısır, Somali Federal Cumhuriyeti'nin birliğini ve egemenliğini desteklemektedir. Bu egemenliği zedeleyecek bir fiilî durum dayatma girişimlerinin Afrika Boynuzu'nda güvenlik ve istikrar üzerinde sonuçları olacağı görüşündedir” dedi.
Zeki, “Mısır, Somali topraklarının bütünlüğünü hedef alan tek taraflı adımlar veya uygulamalar atan ya da uluslararası hukuk kuralları ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarıyla çelişen hukuka aykırı bir fiilî durumu pekiştirmeye çalışan her türlü girişimi kınamaktadır. Bu tür uygulamaların geçersiz olduğunu ve hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını vurgulamaktadır” ifadelerini kullandı.
Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Fehmi de İsrail'in büyükelçi atama ve Somaliland'da büyükelçilik açma niyetini kınadı. Fehmi dün yayımladığı resmî açıklamada, söz konusu iki adımın “Somali Federal Cumhuriyeti'nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali olduğunu, ülkenin kuzeyindeki mevcut yönetimle çeşitli düzenlemeler kurmaya yönelik Arap ve uluslararası düzeyde reddedilen ve kınanan girişimlerin devamı niteliği taşıdığını” belirtti.
Fehmi, Somali'nin bölünmesi ve halk arasındaki anlaşmazlıkların Aden Körfezi karşısında İsrail'in askerî ve siyasi nüfuzunu artırmak amacıyla kullanılmasına karşı uyarıda bulundu.
Mısır Cumhurbaşkanı, daha önce Kahire'de düzenlenen bir görüşmede Somalili mevkidaşıyla birlikte. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Arap Birliği açıklamasında, “Bu hukuka aykırı uygulamalar, Somaliland bölgesinin Somali Federal Cumhuriyeti'nin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğini değiştirmemektedir” denildi. Birlik, Somali devletinin ulusal egemenliği dışında bölge yönetimiyle resmî veya yarı resmî herhangi bir ilişki kurulmasına karşı olduğunu yineledi.
Arap Birliği Konseyi, daha önce 28 Aralık 2025'te olağanüstü toplantısında ve Eylül 2026'daki olağan oturumunda, Somali'yi bölmeye yönelik İsrail girişimlerini reddettiğini ve kınadığını açıklamıştı.
Birlik, dün yaptığı açıklamasında Somali Federal Cumhuriyeti ile tam dayanışma içinde olduğunu ve meşru kurumlarını desteklediğini vurgulayarak, söz konusu girişimlerin Afrika Boynuzu, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde güvenlik ve istikrar üzerindeki olası sonuçlarına dikkat çekti.
İsrail, geçen nisan ayında Lotem'i Somaliland büyükelçisi olarak atadığını duyurmuştu. Bu karar, Somali'nin yanı sıra aralarında 15 ülkenin ve Arap Birliği'nin de bulunduğu Arap ve İslam ülkelerinden geniş çaplı tepki ve kınama açıklamalarına neden olmdu. Mogadişu ve Arap başkentleri, kararı Somali'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali, Afrika Boynuzu ve Babülmendeb Boğazı'nın güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendirmişti.
Büyükelçi ataması, İsrail'in Aralık 2025'te Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak resmen tanıyan Birleşmiş Milletler üyesi ilk ülke olmasının ardından geldi. Ayrılıkçı bölge yönetimi de geçen şubat ayında Muhammed Haci'yi İsrail büyükelçisi olarak atadığını açıkladı. Bu gelişmeleri üst düzey ziyaretler ve temsilciliklerin açılması izlemiş, bölge yönetimi daha sonra İsrail'deki büyükelçiliğini işgal altındaki Kudüs'te açmayı planladığını duyurmuştu. Bu karar da Arap ve İslam ülkelerinin tepkisine yol açtı.
Gözlemcilere göre İsrail, bu adımı Afrika Boynuzu'ndaki ve Aden Körfezi kıyılarındaki stratejik nüfuzunu genişletmek için bir fırsat olarak görüyor. Buna karşılık Somaliland yönetiminin de uluslararası alanda daha fazla tanınma çabalarına destek kazanmayı hedeflediği değerlendiriliyor.
Afrika işleri uzmanı Dr. Rafat Mahmud, İsrail büyükelçisinin Somaliland'da güven mektubunu sunması ve büyükelçilik binasının temelinin atılmasının, “Mısır ve Arap ülkelerinin ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren tehlikeli bir jeopolitik gelişme” olduğunu söyledi.
Mahmud, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kahire'nin İsrail'in Somaliland'daki nüfuzunu genişletme girişimine karşı üç yönde hareket edebileceğini öngördü.
İlk yolun kesin diplomatik ret ve Somali'nin birliğini savunmak olduğunu belirten Mahmud, Mısır'ın Somali'nin toprak bütünlüğüne ilişkin ilkesel tutumunu güçlendirmesi ve Somaliland'ın bağımsız bir devlet olarak tanınmasına yönelik her türlü girişimi bölgesel ve uluslararası platformlarda açıkça reddetmesi gerektiğini ifade etti.
İkinci yolun, Mogadişu'daki merkezi hükümete yönelik askerî ve güvenlik desteğinin artırılması olduğunu kaydeden Mahmud, askerî iş birliğinin hızlandırılması, Somali Federal Hükümeti'ne daha fazla askerî teçhizat sağlanması ve Somali ordusunun ülke genelinde egemenlik kurabilecek kapasiteye ulaştırılması gerektiğini belirtti.
Üçüncü yolun ise Eritre ve Cibuti gibi bu gelişmeden kaygı duyan bölge ülkeleriyle koordinasyon sağlanması olduğunu ifade eden Mahmud, ayrıca Arap-Türk iş birliğinin devreye sokularak diplomatik ve ekonomik baskı yoluyla bu tanınmanın yayılmasının önlenebileceğini söyledi.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanımasının ve Kızıldeniz'in girişinde varlık göstermeye yönelik girişimlerinin ardından Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca uyarılarda bulunmuştu.
Sisi, geçen şubat ayında Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud'un Mısır ziyareti sırasında düzenlenen ortak basın toplantısında, Somali'nin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdü çerçevesinde ülkedeki barış gücü misyonuna asker göndermeye devam edeceklerini açıkladı.
Mısır, Aralık 2024'ün sonunda Somali'deki Afrika Birliği barış gücü misyonuna asker katkısında bulunacağını duyurmuştu.
Ez-Zeydi, İslam Konseyi Başkanı Hemmam Hammudi ile birlikte. (Başbakanlık Basın Ofisi)
Irak'ta iktidardaki Şii Koordinasyon Çerçevesi'ni oluşturan siyasi güçler arasında bölünme belirtileri giderek belirginleşiyor. Çerçeveye yakın kaynakların büyük bölümü, derin görüş ayrılıklarının ve yakın ya da orta vadede ittifakın dağılmasına yol açabilecek çatlakların ortaya çıktığına işaret ediyor. Siyasi gelişmeleri takip edenler, ittifakın önde gelen isimleri arasında son dönemde kamuoyuna yansıyan bazı anlaşmazlıkları, görüş ayrılıklarının derinleştiğinin somut göstergeleri olarak değerlendiriyor.
Koordinasyon Çerçevesi'ne yakın kaynaklar, bir dizi etken ve çelişkili tutum nedeniyle ittifak içinde ciddi bir kutuplaşma yaşandığını belirtiyor. Bu ayrışma, Başbakan Ali ez-Zeydi ile ilişkilerden genel ve özel konulardaki görüş farklılıklarına kadar uzanıyor. Söz konusu başlıklar arasında silahlı grupların silahsızlandırılması, ülkenin içinde bulunduğu mali kriz, boş bulunan veya Koordinasyon Çerçevesi'ne bağlı güçler arasında paylaştırılan hükümet makamları da yer alıyor.
Kaynaklar, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, anlaşmazlığın temelinde bazı Koordinasyon Çerçevesi bileşenlerinin Başbakan Ali ez-Zeydi'yi desteklemesine karşılık, diğer grupların onun devlet yönetimini sorgulamaya ve silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik girişimlerini engellemeye çalışmasının bulunduğunu belirtti.
Kaynaklar ayrıca, Başbakan'ın yurt dışı ziyaretlerine, özellikle son Suriye ziyaretine yönelik itirazların ve boş bulunan hükümet makamları üzerindeki rekabetin de anlaşmazlıkları derinleştirdiğini ifade etti. Bu makamlar arasında başbakanlık ve Ulusal Güvenlik Teşkilatı başkanlığı da bulunuyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة