Kahire'de Libyalı taraflar arasındaki anlaşma, yeni hükümetin ve seçimlerin önünü açıyor

Katılımcı taraflar, Bathiliy’nin Dibeybe hükümetini değiştirmeyi reddeden tutumunu değiştirmesinin ardından önemli bir destek aldı.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (Reuters)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (Reuters)
TT

Kahire'de Libyalı taraflar arasındaki anlaşma, yeni hükümetin ve seçimlerin önünü açıyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (Reuters)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (Reuters)

Kahire'deki üçlü Libya anlaşması, seçim yasalarına ilişkin farklılıkları çözmek için birleşik bir hükümet ve teknik komitenin kurulmasını öngörüyor.

2021 yılının sonundaki seçim başarısızlığını takip eden Libya siyasi müzakerelerinin başlamasından bu yana ilk kez, bu müzakerelere katılan yasama organları siyasi bir çözüm için ortak bir vizyon ve iktidarı herhangi bir yeni hükümete devretmeyi reddeden, onu kritik bir konumda ve tamamen izole edilmiş halde bırakarak sahnede kalma seçeneklerini daha da azaltan Dibeybe hükümetine karşı tek bir pozisyon üzerinde birleşti.

Temsilciler Meclisi (TM) ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) arasında genel seçimlere giden siyasi harita üzerinde varılan uzlaşma, geçtiğimiz dönemde Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe'den elini eteğini çeken müttefikler kervanına katılan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi'nin de katılımıyla Kahire 'de Arap Birliği tarafından desteklendi. Söz konusu müttefiklerin sonuncusu Libya Merkez Bankası Başkanı Sıddık el-Kebir oldu.

Yeni anlaşmanın, seçim sürecini hazırlamak ve denetlemek üzere birleşik bir hükümet kurulması dışında en öne çıkan hükmü, seçim yasasına ilişkin anlaşmazlıkların çözümüne yönelik müzakerelerin hızlandırılmasıydı. Bu, başarılı olması halinde, sandıkların seçmenlere açılması için yeni bir tarih belirlemek dışında geriye kalan tek şeyin sandık başına gitmek olduğu anlamına gelen bir adımdır.

Tarihi bir adım

Libya Başkanlık Konseyi, TM ve DYK 10 Mart pazar günü Kahire'de sürpriz bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantının ardından yapılan basın açıklamalarına göre, yürütme yetkisinin değiştirilmesi, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasıyla ilgili tartışmalı noktaların çözüme kavuşturulması konusunda tarafları birbirine yaklaştırmayı başardı.

Katılımcılar, bir yılı aşkın süredir tam bir durgunluk içinde olan Libya'daki siyasi krize çözüm getiren önemli anlaşmalara imza attı. Bu anlaşma noktaları seçimlerin önünü açıyor. Libya'nın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün teyit edilmesini içeriyor. Libya'daki siyasi sürece dışarıdan herhangi bir müdahaleyi reddediyor. Belirli bir süre içerisinde, 6+6 Ortak Komitesi tarafından tamamlanan çalışmaların kabulü ve uzlaşı zeminini genişletmek üzere uygun değişiklikleri değerlendirmek üzere bir teknik komite oluşturulmasını ihtiva ediyor. İhtilaflı noktalara ilişkin çözüm bekleyen meselelerin yürürlükteki mevzuata uygun olarak çözüme kavuşturulmasını da içeriyor.

Katılımcılar ayrıca, görevi seçim sürecini denetlemek ve vatandaşlara gerekli hizmetleri sağlamak olan birleşik bir hükümetin kurulması ve Libya devleti düzeyindeki rollerini etkinleştirmek için egemen pozisyonların birleştirilmesi gerekliliğini vurguladı. Katılımcılar, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’na (UNSMIL) ve uluslararası topluma uzlaşıyı başarılı kılmak için destekleme çağrısında bulundu.

Bu ayın başında Tunus'ta bir araya gelen TM ve DYK’nin 120 üyesi, Akile Salih ve Muhammed Takala arasında seçim yasaları ve yeni hükümetin kurulmasına ilişkin birçok önemli anlaşmazlık nedeniyle bir süredir durmuş olan müzakereleri ilerletmenin yolunu açtı. Anlaşmazlık noktalarının çoğunu çözen bir ön anlaşmaya varıldı.

Yeni hükümet

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre TM üyesi Abdulmunim el-Arfi, “devam eden müzakere ve toplantıların, hükümetin bölünmeye devam etmesi ve kamu parasının israf edilmesi ışığında ekonomik durumu kurtarmak için Anayasa Beyannamesi'ndeki 13. değişikliğin uygulanmasını tamamlamak üzere birleşik bir hükümetin kurulmasına odaklandığını” söyledi. El-Arfi, bunun da yeni bir birleşik hükümetin kurulmasını acil bir ihtiyaç haline getirdiğini ve tüm tarafların seçimleri denetlemek için bu hükümetin kurulması gerektiğine ikna olduğunu açıkladı.

El-Arfi şu ifadeleri kullandı: “Hükümet değişikliğinin hızlandırılması gerektiği konusunda tüm siyasi taraflar arasındaki bu ortak kanaate rağmen, hükümetin en azından Ramazan Ayı bitmeden kurulması pek mümkün görünmüyor. Mevcut tüm diyaloglar, hükümet resmen kurulmadan önce ön noktalar üzerinde anlaşmaya varıyor. Tam ve bağlayıcı bir anlaşmadan bahsetmek için erken. Çünkü sahadaki taraflar henüz söz sahibi değil ve bir anlaşmaya varıp ardından askeri oluşumların bunu reddeden açıklamalarıyla şaşırabiliriz. Zira bu daha önce de oldu. Tüm tarafların ortak görüşü, yeni birleşik hükümette bakanlık sayısının 15'i geçmemesi ve görevlerinin öncelikle seçimleri denetlemek olduğu yönünde. Birleşik hükümetin kurulmasına ilişkin mekanizmalar, DYK'den 20 tavsiye kararı alınmasını, ardından bunların TM'ye sunulmasını, ardından da başkanlık için adayların oylanmasını ve içlerinden birinin bakanlar kurulunu seçerek parlamentonun oylamasına sunmasını gerektirecek.”

Zorunlu seçenek

DYK üyesi Mansur el-Hasadi, “Üç yıllık git-gel döneminin ardından TM, DYK ve Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi’nin şeffaf bir demokratik mekanizma yoluyla yeni bir birleşik hükümet üzerinde anlaşmaktan başka çaresi kalmadı. Yeni hükümet bölünmüşlüğü sona erdirecek, istikrarı sağlayacak ve başta harap olmuş Derne'nin yeniden inşasını hızlandırmak ve seçimlerin yolunu açmak olmak üzere belirli ve kodlanmış görevlerle vatandaşların yaşam acılarını hafifletecektir” ifadelerini kullandı.

Kahire'deki önemli üçlü toplantıyla eş zamanlı olarak Tunus'ta da aynı derecede önemli bir toplantı gerçekleşti. BM Libya Özel Temsilcisi Abdullah Bathiliy, pazar günü TM ve DYK üyelerinden oluşan bir heyetle bir araya geldi. Birkaç gün önce Tunus'taki toplantıdan çıkan benzer sonuçlara, özellikle de Abdulhamid Dibeybe hükümetinin değiştirilmesine itiraz etmesinin ardından, Arap Birliği tarafından desteklenen Mısır müzakerelerinin sonuçlarını destekleyen önemli bir pozisyon almayı başardı.

Bathiliy X platformunda yaptığı paylaşımda “Toplantı, TM ve DYK üyeleriyle istişareleri sürdürme çabalarımın bir parçası olarak gerçekleşti. Tunus toplantısında varılan mutabakatı görüştük. Toplantıda ayrıca üzerinde mutabık kalınan sonraki adımların detayları hakkında da bilgilendirildim” ifadelerine yer verdi.

Her iki konseyin üyelerinin çabalarını takdir ettiğini belirten Bathiliy, “BM'nin, Libya'yı mümkün olan en kısa sürede şeffaf ve kapsamlı ulusal seçimler yapma yolunda ilerletecek birleşik bir hükümet oluşturmak için daha geniş bir anlaşmaya varılması yönündeki çağrısını yineledim” dedi. Bu, Bathiliy’nin Tunus'ta iki konseyin üyeleri arasında sadece 10 gün önce kararlaştırılan yürütme yetkisinin değiştirilmesi konusundaki tutumundan farklı bir tutum.

O dönemde TM ve DYK arasında yeni bir hükümet kurulması konusunda varılan ilk anlaşmanın ardından Bathiliy, bu konuya odaklanmanın siyasi sürecin ilerlemesini engelleyebileceğini ve onu anlaşmazlıkların kısır döngüsüne sokabileceğini söylemişti. Batjiliy’nin bu tutumu ülkede, iki meclis arasında yaşanan ve siyasi geçiş sürecini yıllarca askıya alan bir dizi keskin anlaşmazlığın ardından varılan uzlaşmayı bozabileceği yönünde yaygın korkulara yol açmıştı.

Ancak TM ile DYK arasında varılan ve seçimlere yol açacak her türlü anlaşmayı desteklemeye açık görünen Bathiliy’nin yeni konumu, bu anlaşmanın ilerlemesi için önemli bir motivasyon oluşturuyor. Bu, bugünlerde acı darbelerle boğuşan Dibeybe hükümeti için bardağı taşıran son damla olabilir.

Uluslararası destek kazanımı

Bu bağlamda, Tunus Uzlaşı Komitesi üyesi Belkasım Kuzeyt, “Komite, Bathiliy ile 6+6 Ortak Komitesi’nin yasalarının Libya'da seçimlerin yapılması için uygun bir temel oluşturduğu, yeterli ve kabul edilebilir olduğu konusunda mutabık kaldı” dedi.

Kuzeyt sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeni ve birleşik bir hükümetin kurulmasının acil bir ihtiyaç olduğu konusunda mutabık kaldık. Ancak bu hükümetin, öncekiler gibi değil, gerçekten bir seçim hükümeti olması için bilinçli bir şekilde kurulması şartını sunduk. Bathiliy de Tunus toplantısından çıkan sonuçları takdirle karşıladı. Bunu verimli bir siyasi sürece katkıda bulunacak geniş bir mutabakatın oluşturulması yönünde atılmış önemli bir adım olarak değerlendiren Bathiliy, UNSMIL’in de katılımıyla siyasi çıkmazı sona erdirmek üzere her iki konseyin üyeleri tarafından yürütülecek tüm girişimleri destekleme sözü verdi.”



İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında üç kişi öldü

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Zibkin köyüne düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’da bugün düzenlediği hava saldırılarında üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre, sabah saatlerinden itibaren İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA) üç ayrı saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda Kefer Rumman-Carmak otoyolunda bir araç ve bir motosiklet, Cermak-Hardali yolu üzerinde başka bir araç hedef alındı.

Ajans, saldırılarda üç kişinin yaşamını hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haberde ayrıca, İsrail savaş uçaklarının günün ilk saatlerinde Sur kazasına bağlı Arzun beldesinde iki evi hedef aldığı, saldırılarda evlerin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sağlık ekiplerinin enkaz kaldırma ve yaralıları çıkarma çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün Güney Lübnan’daki 10 belde ve köyde yaşayanlara yönelik tahliye uyarıları yayımladı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee Arapça yaptığı açıklamada, söz konusu bölgelerde Hizbullah’a ait noktaların hedef alınacağını belirterek ordunun “güç kullanmak zorunda kaldığını” belirtti. Adraee, gerekçe olarak “ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini” gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında, ABD arabuluculuğunda sağlanan kırılgan ateşkese rağmen karşılıklı saldırılar neredeyse her gün devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre son çatışma dalgasında İsrail ile Hizbullah arasındaki can kaybı sayısı 3 bini aşarken, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes geçtiğimiz günlerde 45 gün daha uzatılmıştı.


HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.