İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini ABD-İran anlaşmasının dışında tutmaya çalışıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5277183-i%CC%87srail-g%C3%BCney-l%C3%BCbnan%E2%80%99daki-i%C5%9Fgalini-abd-i%CC%87ran-anla%C5%9Fmas%C4%B1n%C4%B1n-d%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda-tutmaya-%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1yor
İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini ABD-İran anlaşmasının dışında tutmaya çalışıyor
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini, ABD ile İran arasında hazırlanması planlanan anlaşmadan ayrı tutmaya çalışıyor. Üst düzey bir İsrailli siyasi kaynak dün yaptığı açıklamada, imzalanması öngörülen ön mutabakat memorandumunun Lübnan’da da ateşkesi kapsadığını belirtti. Kaynak, söz konusu anlaşmanın Hizbullah saldırılarına karşı İsrail’e ‘kendini savunma hakkı’ tanıdığını ifade etti. İsrailli yetkili, bu kapsamda İsrail ordusunun Güney Lübnan’da son bir yılda işgal ettiği bölgelerde kalmayı sürdüreceğini söyledi. Yaklaşık 600 kilometrekarelik alanı kapsayan bölgelerin, iki ülke sınırından itibaren 10 ila 15 kilometre derinliğe kadar uzandığı belirtildi.
İsrail ordusu, geçtiğimiz mart ayında İsrail’in kuzeyinde bulunan Yukarı Celile bölgesindeki bir mevziden Güney Lübnan’a güdümlü füzeler ateşledi. (AFP)
İsrail Kamu Yayın Kuruluşu Kan 11’in haberine göre, Binyamin Netanyahu, cumartesi gecesi Donald Trump ile yaptığı görüşmede, Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının İran ile yürütülen mutabakat süreciyle ilişkilendirilmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi. Haberde, Trump’ın Netanyahu’ya güvence vererek, Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında yürütülen doğrudan müzakerelere ABD’nin sponsor olduğunu ve bu sürecin barış lehine sonuçlanması için çalışacağını söylediği aktarıldı. Trump’ın ayrıca İsrail’in çıkarlarının korunmasına büyük önem verdiğini ifade ettiği belirtildi.
Kanalın, konuya yakın bir kaynağa dayandırdığı haberde ise İsrail’in yalnızca Lübnan topraklarında kalmak için değil, aynı zamanda müzakerelerin başarıyla sonuçlanmasına ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması hedefinin gerçekleşmesine kadar 25 askeri noktayı elinde tutmak için de yeşil ışık aldığı öne sürüldü.
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde (Arşiv – Reuters)
İsrail basınına konuşan bir İsrailli siyasi yetkili, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, İsrail’in Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde tehditlere karşı hareket serbestisini koruyacağını vurguladığını söyledi. Dün gerçekleştirilen İsrail bilgilendirmesine göre yetkili, Trump’ın da bu ilkeye desteğini yinelediğini öne sürdü.
Bilgilendirmede ayrıca, Trump’ın görüşmeler sırasında, ‘Hizbullah’ın silahsızlandırılması’ ve İsrail’in Lübnan’daki ateşkes ihlallerine sert şekilde karşılık verme hakkı konusunda müzakerelerde ‘kararlı bir tutum sergileyeceğini’ ifade ettiği aktarıldı.
Aynı yetkili, Netanyahu’nun güvenlik kurumlarının liderleri ve bazı bakanların katılımıyla düzenlenecek Güvenlik Kabinesi toplantısında İsrail’in bu konudaki tutumuna ilişkin ayrıntıları sunacağını belirtti. Yetkili, müzakereler sürdüğü sürece İsrail’in Lübnan topraklarında kalmayı sürdüreceğini ve son bir yıldır olduğu gibi Hizbullah saldırılarına karşı operasyonlarına devam edeceğini kaydetti.
Sınır boyunca Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
Yetkili, İsrail’in ateşkese bağlı kaldığını ve Hizbullah’ın bulunduğu her noktayı, örneğin başkent Beyrut’u hedef almadığını savundu. Ancak İsrail’in, ‘tam ABD desteğiyle’, Hizbullah hücreleri ile örgüte ait insansız hava araçlarını (İHA) hedef aldığını ve saldırı hazırlığında oldukları belirtilen unsurları etkisiz hale getirdiğini ifade eden yetkili, bunun ‘önleyici saldırılar’ kapsamında gerçekleştirildiğini söyledi.
İsrail’in Ekim 2024’ten bu yana Lübnan’ın güneyindeki bazı bölgeleri işgal altında tuttuğu biliniyor. Kasım 2024’te varılan ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail’in askeri operasyonlarını sürdürdüğü belirtiliyor. Hizbullah ise bu saldırılara karşılık vermekten kaçınırken, İran Dini Lideri Ali Hamaney’e yönelik suikastın ardından tutumunda değişikliğe gitti.
Lübnan topraklarında ilerleyen İsrail askeri araçları (Reuters)
Celile’ye altı saldırı düzenlendi; İsrail bunu bir işgal operasyonu başlatmak için fırsat olarak değerlendirdi ve işgal alanını genişletti. Köyleri baştan sona yerle bir etmeye başladı. 1,2 milyon Lübnanlıyı yerinden etti. 3 binden fazla vatandaşı öldürdü.
Buna karşılık Hizbullah’ın operasyonları, kuzey bölgesinde on binlerce İsraillinin yerinden edilmesine ve aralarında 22 askerin de bulunduğu 30 İsraillinin öldürülmesine yol açtı.
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.
Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.
Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.
Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.
Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:
Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.
Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.
Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:
Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.
Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.
Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.
Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:
Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.
Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:
Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?
Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.
Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.
Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.
Independent Türkçe
Batı Şeria’da büyük İsrail alarmıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5320958-bat%C4%B1-%C5%9Feria%E2%80%99da-b%C3%BCy%C3%BCk-i%CC%87srail-alarm%C4%B1
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.
Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.
Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.
Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5320945-trumptan-medya-kurulu%C5%9Flar%C4%B1na-g%C3%B6zda%C4%9F%C4%B1-3-medya-kurulu%C5%9Funa-beyaz-saray-yasa%C4%9F%C4%B1
Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.
Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.
Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)
Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.
Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.
Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.
Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor
Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.
CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)
Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.
Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.
Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.
Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.
Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.
Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.
“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”
Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.
Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)
National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.
Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.
Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.
Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.
CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.
Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.
Daha önceki davalar
Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.
Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.
Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.
Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.
Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.
Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.
Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة