Darfur Bölgesi Valisi Minawi Al-Majalla’ya konuştu (2): Sudan’ın bölünmesini oldubittiye getirmek istiyorlar… HDK'nın operasyon odalarında yabancılar var

Sudan'ın batısında 5 eyaletten oluşan Darfur Bölgesi Valisi ve Sudan Kurtuluş Hareketi lideri Mini Arko Minawi, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Orgeneral Muhammed Hamdan Dagalu’nun (Hamideti) 120 bin HDK üyesiyle Hartum’a saldırdığını söyledi.

Darfur Bölgesi Valisi Mini Arko Minawi
Darfur Bölgesi Valisi Mini Arko Minawi
TT

Darfur Bölgesi Valisi Minawi Al-Majalla’ya konuştu (2): Sudan’ın bölünmesini oldubittiye getirmek istiyorlar… HDK'nın operasyon odalarında yabancılar var

Darfur Bölgesi Valisi Mini Arko Minawi
Darfur Bölgesi Valisi Mini Arko Minawi

Darfur Bölgesi Valisi Mini Arko Minawi, Al Majalla’ya verdiği röportajın ikinci bölümünde Sudan’la ilgili uluslararası ve bölgesel bir tartışmanın olduğunu belirtti. Minawi, “Sudan’ı ya bölmek istiyorlar ya da bölünmeyi oldubittiye getirmek istiyorlar” diyerek dışarıdan ülkeyi bölmeye yönelik bir plan yapıldığı uyarısında bulundu.

Röpottajın iilk bölümünde 15 Nisan’da Hartum'da tanık olduklarını anlatan Darfur Bölgesi Valisi Minawi, Muhammed Hamdan Dagalu komutasındaki HDK'nın başlangıçta yaklaşık 25 bin kişiden oluştuğunu ancak savaş başlamadan önce Hartum’a 120 bin HDK üyesinin getirildiğini belirterek, “Bunların yüzde 70'inden fazlası eğitimsizdi. Gerçek sicile sahip HDK’ya bağlı seçkin güçler arasında yer almıyordu. Sudan'ı yağmalamak ve işgal etmek için (başkent Hartum’a) farklı ülkelerden çok sayıda genç getirildi” şeklinde konuştu.

HDK’nın Darfur bölgesindeki 5 eyaleti askeri olarak kontrol ettiğini, ancak tam kontrole sahip olmadığını söyleyen Minawi, HDK’nın yanında Rus paralı asker grubu Wagner’in de rolü olduğuna dikkati çekerek “HDK üyelerinin yüzde 50’sinden fazlası yabancı uyruklu ve operasyon odalarında Sudanlı olmayan yabancı subaylar oturuyor” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın Port Sudan’da askeri bir üs kurma anlaşmasının ‘öldüğünü’ belirten Minawi, ancak Sudan Ordusu ile Tahran arasında, askeri ortaklık karşılığında İran’ın ürettiği silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) satın alımının da olduğu bir mutabakata varılabileceğini göz ardı etmedi.

İşte Darfur Bölgesi Valisi ve Sudan Kurtuluş Hareketi lideri Mini Arko Minawi ile Zoom uygulaması üzerinden yaptığımız röportajın ikinci bölümü:

*Sudan’daki savaşın, iki general (Sudan Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve HDK Komutanı Orgeneral Muhammed Hamdan Dagalu) arasındaki bir savaş olduğunu, Darfur’daki savaşın bir uzantısı olarak patlak verdiğini ve dolayısıyla Darfur’daki savaşın bitmediğini, mevcut savaş başlayınca Darfur'daki savaşın bir uzantısı olarak oldubittiye getirildiğini söyleyenler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu doğru. Bu savaş, Darfur’daki savaşın, 1955 yılında Torit şehrinde patlak veren savaşın, Güney Sudan’daki savaşın, Nuba Dağları’ndaki savaşın, Mavi Nil’de yaşanan savaşın ve tüm birikmiş meselelerin bir uzantısıdır. Bunu neden söylediğime gelince öncelikle HDK'nın yapısı kabile temellidir. Kurulduğu dönemde Darfur'da çıkan olaylar adına oluşturuldu. Ben de başlarda bu oluşum içinde yer aldım. HDK, dönemin Cumhurbaşkanı Ömer Hasan el-Beşir'i, bazı generalleri ve yardımcılarıyla birlikte Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) önüne çıkarana kadar birtakım eylemler gerçekleştirdi.

Darfur'da bir soykırımın yaşandığı, 2003 yılında başlayan etnik temizliğin 2006 ve 2007 yıllarına kadar devam ettiği herkesçe biliniyor. Darfur’daki çatışmanın tüm dünyayı, bölgenin kontrolünü Afrika Birliği (AfB) tarafından gönderilen AMIS (African Union Mission in Sudan) adlı barışı koruma gücüne devredecek kadar ikilem içerisine soktuğu biliniyor. Durumun kötüleşmesi üzerine AfB Barışı Koruma Gücü’nün (AMIS) misyonu Birleşmiş Milletler (BM) tarafından oluşturulan bir görev gücüne devredildi. BM ve AfB’nin ortak görev gücüne o dönemde dünyanın en büyük misyonu olan ‘UNAMID’ (BM-AfB Darfur Misyonu) adı verildi.

FOTO: Minni Arko Minawi, Sudan hükümeti ile beş isyancı hareket arasında imzalanan barış anlaşmasının ardından Sudan Adalet ve Eşitlik Hareketi lideri Cibril İbrahim Muhammed ile birlikte, 31 Ağustos 2020 (Reuters)
 Minni Arko Minawi, Sudan hükümeti ile beş isyancı hareket arasında imzalanan barış anlaşmasının ardından Sudan Adalet ve Eşitlik Hareketi lideri Cibril İbrahim Muhammed ile birlikte, 31 Ağustos 2020 (Reuters)

Tüm bunlar olurken, merkez ile kenarlar arasındaki gerginlik, merkez beni çağırıncaya kadar zaman zaman şekil değiştirdi. O sıra iktidarda siyasal İslamcı Ulusal Kongre Partisi hükümeti vardı. HDK, demokratik dönemde Sadık el-Mehdi hükümeti ve şu ​​an Milli Ümmet Partisi’nin lideri olan general tarafından kurulmuş bir kabile ordusu olmasına rağmen ondan yardım istediler.

HDK, devletin kendisine sağladığı imkanlar sayesinde orduyu destekleyen bir yapıdan paralel bir orduya dönüştü.

*HDK, bahsettiğim gibi Darfur’daki daha önceki savaşta önemli bir rol üstlenmişti. Bu savaş yeniden başlamış gibi görünüyor. İhlallerden, sahadaki ve insani durumdan bahsediliyor. Şu an Darfur'daki askeri durumla ilgili nasıl bir harita çizersiniz?

HDK 2003-2004 döneminde bu saydıklarınızı içeren bir kültür üzerine kuruldu. Tıpkı ‘her kap içindekini dışına sızdırır’ deyiminde ifade edildiği gibi. HDK, son dakikaya yani hedef aldığı düşmanın kafasına sıkacağı son kurşuna kadar uygulanmak üzere manifesto geliştiren bir yapıdır. Dolayısıyla HDK’nın sahip olduğu bu kültür, karşınıza çıkan ne varsa mutlaka ele geçirilmesi gerektiğini salık verir. Karşısına çıkan tüm kadınlara tecavüz etmesi gerekiyor, çünkü o dönemde bu gücü oluşturan istihbarat üyelerinin bu güçleri oluşturmadaki gerçek niyeti bu tür ihlallere yol açmaktı. ‘Her kap içindekini dışına sızdırır’ derken kast ettiğim o kabın içindeki işte bu. Dolayısıyla bir şekilde iktidarı ele geçirmeye karar verdiklerinde, komşu ülkelerden çok sayıda paralı asker, savaş tutkunu, para düşkünü ve kaos müptelası, hiç eğitim almamış, vicdanı olmayan, çölden gelmiş, insanlık nedir bilmeyen kim varsa getirdiler. Hepsi Sudan sahasında, savaş alanında toplandı. Herkes bunun bir parçası oldu. Tecavüz olsun, yağma olsun, insanlara baskı olsun, başka şeyler olsun istediklerini yapıyorlar. Tam özgürlüğe sahipler. Hartum'da evlere el koydular. Sudan dışından gelenler ne Sudan halkını ne de Sudan ruhunu umursuyorlar. Çünkü ele geçirmek için geldiler. Yaklaşım bu. Onlara verilen mesaj da bu. Dolayısıyla aldıkları mesajı yerine getiriyorlar.

HDK’nın operasyon odalarında yabancı uyruklu, Sudanlı olmayan subaylar oturuyor

*HDK askeri olarak Darfur’un kontrol ediyor mu?

Evet, Darfur’u askeri olarak kontrol ediyor. Darfur dört eyaletten oluşuyordu. Darfur’daki savaş sırasında Ulusal Kongre Partisi hükümeti bu sayıyı Batı Darfur, Orta Darfur, Güney Darfur, Doğu Darfur ve Kuzey Darfur eyaletleri olmak üzere beşe çıkardı. HDK dört eyaleti kontrol ediyor, ama yönetimi ele geçirmedi. Tam bir kaos yaşanıyor. Vatandaşlar da bu yüzden tüm bu eyaletlerden kaçıyorlar. Gerçekler bunlar.

*Wagner güçlerinin HDK’ya Darfur'daki operasyonlarında yardım ettiği konuşuluyor. Bununla ilgili bir bilginiz var mı?

Bu konuda yeterli ve kesin bir bilgiye sahip değilim. Fakat savaştan önce bile duyduklarım ve elde ettiğim bilgiler doğrultusunda bunu göz ardı etmiyorum. Ama bu savaşı destekleyenler ve bu savaşı çok yüksek bir oranda, yüzde 50’nin üstünde yönetenler Sudanlı değiller. HDK’nın operasyon odalarında Sudanlı değil, yabancı uyruklu subaylar oturuyor.

(Soldan sağa) HDK Komutanı Orgeneral Muhammed Hamdan Daklu, Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve dönemin Başbakanı Abdullah Hamduk başkent Hartum'da düzenlenen bir tören sırasında, 8 Ekim 2020 (AFP)
(Soldan sağa) HDK Komutanı Orgeneral Muhammed Hamdan Daklu, Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve dönemin Başbakanı Abdullah Hamduk başkent Hartum'da düzenlenen bir tören sırasında, 8 Ekim 2020 (AFP)

*Sudanlı olmayanlar da var dediniz. Wagner’den olanların ve olmayanların olduğunu mu söylemek istiyorsunuz?

Evet, Wagner’den olanlar ve Wagner’den olmayanlar var.

*Wagner’den olmayanlar, yani Afrikalılar. Bildiğiniz gibi Çad'da darbe girişimi yaşandı. Kabilelerin Darfur bölgesine müdahalesi nedeniyle Darfur'daki savaşın Çad ve Orta Afrika'da yansımaları olduğunu düşünenler var. Bununla ilgili yorumunuz nedir?

Ben herhangi bir ülkenin adını vermedim ve daha fazla ileriye gitmek de istemiyorum. Ama Çad’a ile ilgili ne kastettiniz. Orada darbe girişimi mi oldu yoksa başka bir şey mi oldu bilmiyorum. Fakat güvenlik durumu ve kriz haline gelip çözülmesi gereken siyasi gerginliklerin yaşandığını biliyoruz. Ama bahsettiğim rol, Sudan'ın savaşın yönetilmesinde oynadığı rol. Burada Çad devletini kastetmiyorum.

Altın kaçakçılığı ve Sudan topraklarının sömürülmesi korkunç bir durum.

*Wagner meselesine dönecek olursak, basında Wagner'in HDK'yı desteklediğine dair birçok haber yer alıyor. Altın kaçakçılığına karıştığı konuşuluyor. Sizce bu haberler doğru mu? Bununla ilgili herhangi bir bilginiz var mı?

Biz bu tür haberleri ve bilgileri, hassas istihbarat bilgilerine sahip, modern istihbarat eğitimi almış, tecrübesi ve kabiliyeti yüksek, bu tür gelişmeleri takip edebilecek uyduları olan kişilerden alıyoruz. Elimde, basında çıkan haberleri teyit edecek bir bilgi yok ama altın kaçakçılığı ve Sudan topraklarının sömürüldüğü açık. Bu çok korkunç. Sudan'da kaynaklar gibi birçok alanda da sömürü var. Dolayısıyla bu sömürü sayesinde şimdi bu savaşın büyük potansiyeli ortaya çıktı.

*Milislerden ve HDK'dan bahsetmişken, sizce Orgeneral Hamideti ile ne ölçüde temas halindeydiniz? Hamideti’nin HDK’yı tamamen kontrol ettiğini düşünüyor musunuz? HDK’ın kaç üyesi var?

Bu güçler bir ya da birkaç kabileden oluşuyor. Hatta bu güçlerin içindeki kabilelerin doğal olarak kardeş lidere ve komutan yardımcısına yakınlıklarına göre düzenlenmiş kategorileri var. Bu yüzden sayıları çok. Ancak bu güçlere liderlik edenler seçkin kesimlerden kişiler. Seçkinler ve elitler birdir, kabile de birdir. Kabile içinde bile ailelerin en üst düzeyden en alt düzeye kadar çeşitlilik gösterdiği biliniyor.

*Tam bir kontrol ve net bir yapı olduğunu düşünüyor musunuz?

Tabii ki hayır, oluşumu gereği kontrol tam olamaz. Hatta bunu bizzat Hamideti bile söyledi. Olan bitenlerin sebebinin ‘isyancılar’ olduğunu ifade etti. Hamideti onlara böyle diyor. Hamideti’nin yardımcısı Sayın Abdurrahim Hamdan Dagalo ile görüştüm. O da (Darfur’daki) el-Cenine’de yaşananların ‘isyancılardan’ yani kendi kontrolleri dışında olanlardan kaynaklandığını düşünüyordu. Belki savaşlardan çıkar sağlıyorlar ve operasyonlarından faydalanıyorlar ama askeri emirlere ve talimatlara uyanlardan değiller. Bu sebeple isyancıların olduğuna şüphe yok. Bununla birlikte seçkinler gibi sistemin içinden gelen, ancak kişisel çıkar elde etme eğiliminde olanlar da var. Bunlar, HDK’nın düzenli ordu oluşturma yöntemiyle oluşturulmamasından ötürü varlar.

*HDK’nın üye sayısıyla ilgili bir tahmininiz var mı?

Sayılarını tam olarak bilmiyorum ama savaştan önce generallerden öğrendiğime göre Hartum’a dışarıdakiler hariç yaklaşık 120 bin HDK üyesi girdi. Bunların yüzde 70'inden fazlası eğitimsizdi. Gerçek sicile sahip HDK’ya bağlı seçkin güçler arasında yer almıyordu. Sudan'ı yağmalamak ve işgal etmek için (başkente) farklı ülkelerden çok sayıda genç getirildi.

Bu ittifak ‘Anayasal Bildiri’ üzerine kurulmuştu. Anayasal Bildirinin üç imzalı nüshası vardı ve her bir nüshada farklı hükümler yer alıyordu.

*Yaklaşık 120 bin HDK'lının Hartum'a girdiği söylenebilir mi?

O dönemde böyle olduğu söyleniyordu. Bu, Hartum'daki sayıydı. Çünkü savaşa altı aydan az bir süre kala HDK sayısının 25-30 bin civarında olduğunu söylüyorlardı. Ancak savaşa birkaç gün kala Hartum’a 120 binden fazla HDK üyesinin getirildiğini söylediler. Bu, sayının çok fazla olduğu ve çok az dönemde dramatik bir şekilde katlandığı anlamına geliyor. Bu artışın arkasında bir kuşatma vardı ve bunun arkasında da bir hedef.

*Röportajın başında Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin (ÖDG) rolünden bahsettiniz. Siz o dönemde de önemli bir isimdiniz, şimdi de öylesiniz. 25 Ekim 2021 günü Abdullah Hamduk hükümetine yapılan darbe hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hamduk hükümetine yapılan darbe üçüncü darbedir. Darbe diyebiliriz ama ben bunu darbe olarak görmüyorum. Çünkü iktidarı Beşir’in elinden alanlar Hamduk değil, Burhan ve Hamideti idi. Hamduk o dönem hükümetin üçüncü adamı olması için getirilmişti.

Orada bulunan görgü tanıklarından birinin aktardığına göre Hamduk 25 Ekim'den önce nüfuz sahibi biri değildi. Çünkü yönetim bizzat generallerin elindeydi. En nihayetinde Hamduk bir komutan değildi ve başbakanın yetkisi dahilinde olması gereken birçok konuda onlardan yardım istiyordu. Ancak Merkez Konseyi, ÖDG, ordu ve HDK arasında yapılan ittifak sonucu Hamduk hükümeti düştü. Bu bir darbeden ziyade bir ortaklığın sona ermesiydi. Çünkü bu ittifak ‘Anayasal Bildiri’ üzerine kurulmuştu. Anayasal Bildirinin üç imzalı nüshası vardı ve her bir nüshada farklı hükümler yer alıyordu. Dolayısıyla ne devlet ne de hükümet vardı. Bu da kaosun başlangıcı oldu.

Kaos, Anayasal Bildirinin imzalanmasıyla başladı.

*Kaos ile neyi kastediyorsunuz?

Kaos, Anayasal Bildiri imzalandığında başladı. ÖDG’nin Merkez Konsey kanadı ve ÖDG'yi kanla kurduğumuz, silahlı hareketlerle inşa ettiğimiz için benim de içinde bulunduğum Demokratik Blok kanadı dahil olmak üzere diğer gruplar tarafından darbe yapıldığına inanıyorduk. Ancak (eski Cumhurbaşkan Ömer) el-Beşir rejiminin devrilmesinin ardından ordu ve HDK ile ÖDG'nin temel oluşumuna karşı çıkanlar arasında gizli bir ittifak yapıldı. Çok sayıda kişi HDK'ya katıldı. Aslında Sudan'ın lehine değil de kendi lehlerine hedefleri olan ülkelerden uluslararası yardım aldılar. Bu kusurlu oluşum 25 Ekim'e kadar böyle devam etti.

FOTO: Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve dönemin Başbakanı Abdullah Hamduk Hartum'da siyasi bir anlaşmanın imzalandığı törende, 21 Kasım 2021 (Sudan Cumhurbaşkanlığı)
Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve dönemin Başbakanı Abdullah Hamduk Hartum'da siyasi bir anlaşmanın imzalandığı törende, 21 Kasım 2021 (Sudan Cumhurbaşkanlığı)

*Darbenin Burhan ile Hamideti tarafından Hamduk’a karşı yapılmadığını söylüyorsunuz ama gerçekte ÖDG ve Merkez Konsey kanadı içinde Hamideti’ye karşı bir anlaşmazlık mı vardı?

Darbe, ÖDG içinde gerçekleşti. ÖDG'den bazı gençler tarafından yönetilen ve Hamideti ve Burhan'la ittifak kurmalarını sağlayan bu darbe, 18 Ağustos 2019'da Beşir rejiminin düşmesinin ardından ‘geçiş hükümeti’ ve diğer oluşumların kisvesi altında üstü kapalı olarak gerçekleşti. Darbe böyle başladı. Bundan önce Hamideti ve Burhan Beşir'e darbe yaptı. Durum böyle ilerledi. Askeri Konsey’deki kardeşlerimiz darbecilerin merkez noktalarını tasfiye etmek için orduyu kullanıyorlardı. Mesela bir gün darbeye kalkışabilecekleri zayıflatmak için Burhan’ı kullanıyorlardı, başka bir gün askeri operasyonla iktidara gelebilecek silahlı hareketleri zayıflatmak için Hamideti'yi. Dile getirdikleri gizemli amaç da buydu.

*Sizce en fazla suçlu olan ÖDG-Merkez Konseyi mi?

Kesinlikle. Çünkü ÖDG-Merkez Konseyi, 25 Ekim öncesi dönemde siyasi güçlerle ulaşıp orduya sızdılar.

Sudan sahnesinde şu an yer alan taraflarla Anayasal Bildiriyi oluşturan taraflar aynı olduğundan bir yenilik görmüyorum.

*Hamideti ve Hamduk arasındaki son anlaşma hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddüm) lideri Abdullah Hamduk siyasi rol, HDK Komutanı Hamideti ise askeri rol oynuyordu. Dolayısıyla onların aynı partinin ya da örgütün kanatları olduğuna inanıyorum. Bu da Sudan halkı açısından ‘gülünç’ bir durum. Bir diğer ‘gülünç’ olan konu ise bu tür senaryolar, skeçler ve oyunlarla bizi kandırdıklarını düşünmeleri.

*Sizce bu Sudan'da daha geniş kapsamlı bir çözümün başlangıcı mı, yoksa şu an var olan bölünmenin devamı mı?

Henüz ortaya yeni bir yapı çıkmış değil. Sudan sahnesinde şu an yer alan taraflarla Anayasal Bildiriyi oluşturan taraflar aynı olduğundan bir yenilik görmüyorum.

*Ordu Komutanı Orgeneral Burhan ile iletişim halinde olduğunuzu sanıyorum, doğru mu?

Ben herkesle iletişim halindeyim. Ancak Cuba Barış Anlaşması çerçevesinde oluşturulan hükümetteyim. Bu hükümetin başında da hâlâ Orgeneral Burhan bulunuyor.

Bu savaşı yürüten ülkeler, Sudan’ı bölme ve bölgenin haritasını yeniden çizme planının arkasında olan ülkeler.

*Şu an Orgeneral Burhan’ın Port Sudan’da bulunduğu, ordunun güç merkezinin Port Sudan'da olduğu, Hamideti komutasındaki HDK’nın ise Hartum’da olduğu ve Darfur'da savaştığı bir durum söz konusu. Cevabını net olarak almak istediğim bir soru var. Sudan’ın bir gerçeklik bağlamında coğrafi olarak daha fazla bölünmeye doğru sürüklendiğini düşünüyor musunuz?

Bu savaşı ister orduda olsun ister HDK'da olsun, savaş saflarında yer alan Sudan vatandaşları ya da vatanseverler değil, devletler yürütüyor. Bu savaşı yürüten ülkeler, Sudan’ı bölme ve bölgenin haritasını yeniden çizme planının arkasında olan ülkelerdir. Eğer Sudan'da başarılı olurlar ve Sudan’ı bölmeyi başarırlarsa bu felaket daha fazla yere yayılacak. HDK, Hartum'dan dönüp kasım ayı sonları aralık ayı başlarına kadar Darfur’daki operasyonlara odaklandığında, amaç Darfur'u ele geçirmek ve bir oldubittiye getirmekti. Bu oldubittinin amacı, bir zamanlar Sudan’ın komşusu olan ülkelerde yaşananları tekrarlamaktı.

Bu elbette bildiğimiz gerçeklere dayanıyor. Bunun arkasında HDK’nın olması şart değil. Daha ziyade söz konusu ülkelerin bir gündemi var. Bu gündemin uygulanması gerekiyor ve iç unsurları da var.

FOTO: Sudan Ordusu ile HDK arasındaki çatışmalar sırasında başkent Hartum'da bir bölgede yükselen dumanlar, 8 Haziran 2023 (AP)
 Sudan Ordusu ile HDK arasındaki çatışmalar sırasında başkent Hartum'da bir bölgede yükselen dumanlar, 8 Haziran 2023 (AP)

*Kim o ülkeler?

İsim vererek hiçbir ülkeyi rencide etmek istemiyorum.

*Sudan'ın bölünmesinin oldubittiye getirilmesinden mi yoksa Sudan'ın bölünmesinden mi endişeleniyorsunuz?

Sudan’ın bölmek ya da bölünmeyi oldubittiye getirmek istiyorlar. Darfur'dan başlayıp HDK'nın Darfur’u ele geçirmesini ve ardından burayı insani yardım kisvesi altında kendisini dayatmasını istediler. Darfur'u ele geçirenlerin desteğiyle bu oldubittiye getirilecek. Hartum senaryosunun suya düşmesiyle bu senaryoya yöneldiler.

*Yani Sudan’ın bölünmesinden bahsediyoruz. Peki, ordu yalnızca Port Sudan’ı mı kontrol ediyor?

Ordu, Port Sudan'ı kontrol ediyor, Hartum'da, Darfur'da ve el-Faşir’de de ordu güçleri var. Yani ordu sadece Port Sudan’da değil, birçok bölgede güçleri var. Ancak örneğin, ülkeyi Port Sudan'dan yönetmeyi tercih ederse bu ordunun sadece Port Sudan’ı kontrol ettiği anlamına gelmez.

*Geçtiğimiz günlerde Burhan’ın Mısır’ı Hamideti’nin ise Libya’yı ziyaret ettiği söylendi. Bu ziyaretler oldu mu?

Hamideti’nin Libya’yı ziyaret ettiğine dair herhangi bir şey duymadım, ancak Burhan'ın Mısır ziyaret ettiğini biliyorum ve bu ziyareti takip ettim.

Mısır çok önemli ve Sudan’ın komşusu olan bir ülke. Sudan'daki istikrar Mısır’ın çıkarınadır. Aynı durum Sudan için de geçerli.

*Peki, Burhan’ın Mısır ziyaretini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sıradan bir ziyaretti. Mısır çok önemli ve Sudan’ın komşusu olan bir ülke. Sudan'daki istikrar Mısır’ın çıkarınadır. Aynı durum Sudan için de geçerli. İki ülkenin liderlerinin karşılıklı ziyaretlerde bulunmasının çok doğal olduğunu düşünüyorum.

*Eski ABD Başkanı George W. Bush'la şahsi ve doğrudan bir ilişkiniz vardı...

Şimdiye kadar birçok ABD’li ile şahsi ilişkilerim oldu. Cumhuriyetçi Parti'deki birçok önemli isimle de şahsi ilişkilerim var.

*ABD, birkaç gün önce Sudan'a özel bir temsilci atadı. ABD’nin Sudan’la ilgili eğilimleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yeni özel temsilci atanmasını memnuniyetle karşıladık ama ABD’nin Sudan eğilimleri her zaman kurumsal eğilimler olarak kaldı. Kişisel ilişkilerden ziyade kurumlarının planlarına, kurumlarının ve ofislerinin yönlendirdiği yönlere ve yaklaşımlara bağlı olmaya devam etti. Bu konuda onlara yazdım ve Sudan'a yönelik politikalarını daha önceki özel temsilcilerin ve büyükelçilerin yönlendirmelerinden farklı bir şekilde ele almaları çağrısında bulundum. Çünkü Sudan çok büyük bir ülke. Kültürleri ve dinleri farklı milletlere ev sahipliği yapıyor. Burası uçsuz bucaksız bir ülke. Tüm bu milletler, Sudan'ın her karışını seviyor. Sudan'da iyi insanların yanında kötü insanların da olduğunu kabul etmezler. Dışarıdan gelen ve iyi biri olarak tanımlanan kişi Sudan’da sorun yaşayabilir. Bu yüzden onları Sudan'da istikrarın sağlanması ve Sudan halkının sevgisinin kazanılması için tüm sivil ve siyasi güçlerle temasa geçmeye çağırdım.

*Sanki siz de böyle olduğunu düşünmüyorsunuz?

Bilmiyorum. Çünkü atanan kişi henüz görevinde ilerleme kaydetmedi. Fakat son iki yıldır Sudan dosyasını bizi savaşa sürükleyecek şekilde yönetenlerle deneyimlerimiz oldu. Elbette onlarla birlikte başkaları da vardı. Onların değerlendirmeleri yanlış olabilir.

*Sudan'daki savaşta ABD’nin Sudan politikasının etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Belki de bu, ABD’nin Sudan politikası değil, Sudan dosyasını yöneten kişilerin politikasıdır. Çünkü ABD, kendileri için belki de Sudan'dan daha büyük olan başka sorunlarla, Ukrayna gibi başka ülkelerle, başka eksenlerle ilgileniyordu. ABD’nin yol açtığı insani felaketlerin yanında büyük sorunlar da vardı. Örneğin Ukrayna, ABD’liler için bir iç felaketti. Belki de dosyaları yöneten kişiler tahminlerinde hata yapmışlardı.

Mevcut hükümetten ABD ile özel ilişkileri olduğuna dair herhangi bir sinyal almadım.

*Bu belki de şu ya da bu şekilde, Sudan hükümeti ile Rusya arasında, Port Sudan’da askeri bir deniz üssü kurulmasına ilişkin anlaşmaya atıftır. Belki de ABD’nin bu anlaşmayı engellemekte çıkarı vardır. Bize bu anlaşmayla ilgili daha fazla bilgi verebilir misiniz?

Bu anlaşma eski olmadığı gibi yeni de değil. Hatta bir anlaşma da değil, daha ziyade bir anlaşma taslağıydı ve henüz hayata geçirilmedi. Mevcut hükümetten ABD ile özel ilişkileri olduğuna dair herhangi bir sinyal almadım. Kimse bu konuyu gündeme getirmiyor.

*Ben Rusya’nın Port Sudan’a kurmak istediği askeri üsle ilgili anlaşmayı kastediyorum. Ordu ile Rusya arasında Port Sudan’da askeri üs kurulması konusunda sanırım bir taslak anlaşma vardı...

Şu an böyle bir anlaşma yok. Daha görüşülmedi bile. Ben bu anlaşmanın ölü doğmuş olabileceğine inananlardanım.

FOTO: Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ekipleri Batı Darfur’da savaşta yaralananlara Çad'daki Adre Hastanesi’nde yardım ederken hastane önünde toplanan Sudanlı mülteciler, 16 Haziran 2023 (Reuters)
Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ekipleri Batı Darfur’da savaşta yaralananlara Çad'daki Adre Hastanesi’nde yardım ederken hastane önünde toplanan Sudanlı mülteciler, 16 Haziran 2023 (Reuters)

*İran’ın, Kızıldeniz kıyısında bir deniz üssüne sahip olma karşılığında Sudan ordusunun envanterine SİHA sağlamayı teklif ettiğine dair haberleri okumuşsunuzdur. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tüm bunlar gerçek olmaktan ziyade basında dolaşan söylentiler. Sizin gibi ben de bu haberleri okudum, ancak şimdiye kadar bununla ilgili resmi bir hükümet kaynağından bilgi almadım. Ben de hükümetin içindeyim. Bu haberin doğru mu yanlış mı olduğunu herhangi bir zamanda herhangi bir kaynaktan tespit edebilirim. Ancak sorduğum insanlardan hiçbiri bana bunun doğruluğunu teyit edemedi. İran ya da başka ülkelerle iş birliği konusuna gelince, tüm bunlar ülkeler arası ilişkilere, özellikle Sudan gibi bir ülkenin değerlendirmesine, dış politikasına ve şu andaki mevcut durumuna bağlı. Ordu değil, devlet hisseder. Burada devlet ile orduyu birbirinden ayırmamız gerekiyor. Çünkü ordu devletin bir organıdır. Eğer devlet çevresinde bir kuşatma, kapatma, komplo olduğunu hissederse kuşatmayı kırabilecek herkesten yardım ister.

*Rusya, Port Sudan'da askeri üs kurmaya çalıştı, İran'ın da böyle bir girişimde bulunduğundan bahsediliyor. Aynı şekilde bölgedeki başka ülkeler için de aynı durum geçerli. Sudan konusunda bölgesel ve uluslararası bir rekabet olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu savaş, Sudan konusunda uluslararası ve bölgesel rekabetin bir özelliğidir.

Sudan halkının tanık oldukları hiç kolay değil.

*Bu savaşın yakın zamanda sona ereceğini düşünüyor musunuz? Sizce bu savaşı sonlandırmanın en iyi yolu hangisi?

Elbette bu savaş bir gün bitecek. Çünkü savaş Sudan’da, dünyada ve hiçbir yerde normal olmayıp aksine anormal bir durumdur ve belli koşullar altında bitebilir. Dolayısıyla bu savaşa yol açan koşulların artık savaşa son vermenin bir yolunu bulması gerekiyor. Savaş, Sudan siyasi ve sivil güçlerinin onayı, birbirini tanıması, ulusal diyalog ve tüm tarafların rızasıyla sona erecektir. Sudan halkı bu noktaya ve bu kanaate ulaşırsa savaş bir daha başlamamak üzere biter.

FOTO: Batı Darfur'un yönetim şehri el-Faşir'de Sudan Kurtuluş Hareketi lideri Mini Arko Minawi ve ona sadık isyancılar, 19 Eylül 2008 (AFP)
 Batı Darfur'un yönetim şehri el-Faşir'de Sudan Kurtuluş Hareketi lideri Mini Arko Minawi ve ona sadık isyancılar, 19 Eylül 2008 (AFP)

*Gerçekten bunun olacağını düşünüyor musunuz?

Kesinlikle. Çünkü Sudan halkının sadece 15 Nisan savaşıyla değil, 70 yıllık bağımsızlık tarihi boyunca tanık oldukları hiç kolay değil.

*Size özel bir soru: Neden biraz ağır bir Arapça konuşuyorsunuz?

Ben Arapça konuşmayan bir kabileden geliyorum. Kabilemin farklı bir dili var. On yaşımdayken okula girdim ve Arapçayı burada öğrendim. İlk kez Arapça bir kelime duyduğumda on yaşındaydım. Arapça dersleri gördüm. Bu yüzden Arapçada dilim ağır geliyor, çünkü ana dilim değil.

*Darfur bölgesinde öğretmendiniz. Sonra Sudan Kurtuluş Hareketi'ne mi katıldınız?

Evet, bu doğru.

*Bu özel soruları size geçmişinizle ilgili okuyucularımıza daha fazla bilgi aktarmak için sordum.

Çok memnun oldum, teşekkür ederim.

*Bu röportaj Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD'nin Beyrut Büyükelçiliği, Lübnan ve İsrail arasında doğrudan diyalog kurulmasını hedefliyor

İsrail sınırının Lübnan tarafında bomba patladı ve çıkan beyaz duman fosforlu bir bomba olduğunu gösteriyor (Reuters)
İsrail sınırının Lübnan tarafında bomba patladı ve çıkan beyaz duman fosforlu bir bomba olduğunu gösteriyor (Reuters)
TT

ABD'nin Beyrut Büyükelçiliği, Lübnan ve İsrail arasında doğrudan diyalog kurulmasını hedefliyor

İsrail sınırının Lübnan tarafında bomba patladı ve çıkan beyaz duman fosforlu bir bomba olduğunu gösteriyor (Reuters)
İsrail sınırının Lübnan tarafında bomba patladı ve çıkan beyaz duman fosforlu bir bomba olduğunu gösteriyor (Reuters)

ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği, Lübnan ile İsrail arasında doğrudan bir angajman kurulması çağrısında bulunarak, Lübnan’ın egemenliğini geri kazanması ve bağımsız bir gelecek inşa etmesi için "tarihi bir fırsatın" eşiğinde olduğunu belirtti.

Büyükelçilik tarafından X platformu üzerinden yapılan açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın şahsi talebiyle sağlanan geniş kapsamlı sükunetin, Lübnan’a kendi taleplerini Amerikan hükümetinin tam desteğiyle sunabileceği bir alan açtığı ifade edildi.

Açıklamada, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Trump’ın himayesinde gerçekleşecek doğrudan bir görüşmenin, Lübnan için kritik kazanımlar sağlayabileceği vurgulandı. Bu olası zirvenin; tam egemenlik, toprak bütünlüğü, sınır güvenliği, insani yardım ve yeniden imar çalışmalarının yanı sıra devlet otoritesinin tüm ülke topraklarında yeniden tesis edilmesi noktasında bir fırsat teşkil ettiği kaydedildi.

ABD’nin bu süreçte Lübnan’ın yanında durmaya hazır olduğunu teyit eden Büyükelçilik, Lübnanlı yetkilileri bu fırsatı "güven ve sağduyuyla" değerlendirmeye çağırdı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre açıklamanın sonunda, bölgedeki mevcut durumun artık tereddüt etmeye tahammülü kalmadığına dikkat çekildi.


Husi yaz kampları: Savaş cephelerine ‘zorunlu’ okul gezileri

 Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
TT

Husi yaz kampları: Savaş cephelerine ‘zorunlu’ okul gezileri

 Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)

Sana’daki bir devlet okulunun bahçesinin köşesinde, siyah kıyafetler içinde bir kadın duruyor. Bir zamanlar oğlunu burada görmeye alışmıştı.

Bugün, aynı yere, artık bir anne olarak değil, hayatta kalmaya çalışan bir temizlik işçisi olarak geri dönüyor. Ağır bir sessizlik içinde yeri süpürürken, sanki bahçeye dökülen taşlara fısıldıyor: “Burada bir oğlum vardı, çocukken gitti, cenaze olarak döndü.”

Anne, çocuklarda oğlunun yüzünü görüyor, kulağında daha önce hiç duymadığı marşlar ve sloganlar yankı yapıyor. Sessizce, bu çocuklardan bazılarının aynı yolu takip edebileceğini fark ediyor, ama hiçbir şey söylemiyor.

Amr’ın annesi iki yıl önce, 17 yaşındaki tek oğlunu kaybetti.

Oğlunun cansız bedeni getirildi ve fotoğrafı bir tabutun üstüne yapıştırıldı. Ona “Zeynep, sevin, oğlun şehit oldu” dediler.

fvb
Husi sloganlarını haykıran öğrenciler (Şarku’l Avsat)

Kadın, bizimle konuşurken, oğlunun o yaz kampına katılmaya başladığından beri nasıl değişmeye başladığını hatırlıyor. Daha sessiz ve bazen daha sert olmuştu, ‘cihad’ ve ‘zafer’ gibi ifadeleri tekrar ediyordu, sanki bunlar tek yoluymuş gibi… Ne olduğunu anlayamamıştı ama gözlerinde onu kendisinden uzaklaştıracak bir bakış gördü.

Bugün, sadece gözyaşlarını gizlice silmekte ve ‘şehit annesi’ olarak aldığı bu temizlik işinde üç kızına bakmak için çalışmakta. Zira oğlunu kaybettiği için artık geçimini sağlamak zorunda.

Yaz etkinliğinden seferberlik aracına

Husilerin 2014 yılında Sana’yı ele geçirmesiyle birlikte ortaya çıkan yaz kampları, sadece bu döneme ait bir gelişme değil. Aslında bu merkezler, Husilerin kuruluşuyla doğrudan bağlantılı olan tarihi bir sürecin uzantısı. Bu yaz kamplarının kökleri, 1990’ların başlarına, özellikle de 1991 yılına kadar gitmekte. Bu dönemde Husi hareketi, ‘İmanlı Gençlik’ olarak bilinen bir grup aracılığıyla, Saada vilayetinde gençlik faaliyetleri ve kurslar düzenlemeye başlamıştı. Bu etkinliklerin amacı, ideolojik söylemlerini eğitim halkaları ve yaz kampı aktiviteleri aracılığıyla yaymaktı. Bu faaliyetler, Husi hareketinin toplumsal ve örgütsel tabanını inşa etmenin erken dönem araçlarından biri olarak, eğitim ile düşünsel gelişimi birleştiren etkileşimli bir ortam yaratma işlevi görüyordu.

2004 yılında başlayan Saada savaşlarının ardından, bu faaliyetlerde önemli bir dönüşüm yaşandı. Faaliyetler artık yalnızca dini veya eğitsel boyutla sınırlı kalmamış, aynı zamanda bir mobilizasyon ve çekim aracı haline gelmişti. Halkın savaş sırasında duyduğu sempatiyi kullanarak, etkisini genişletmiş ve daha geniş gençlik kesimlerini harekete geçirmişti.

2008 yılına gelindiğinde Husi hareketi, bu faaliyetleri Saada dışına taşıma yönünde adımlar atmaya başlamıştı. Bunun için geleneksel olmayan yöntemler kullanarak, dijital materyalleri küçük depolama aygıtlarına (SD kartlar ve USB bellekler) yükleyip dağıtıyordu. Bu materyaller, yaz kamplarına dair dersler ve konuşmaları içeriyordu. Söz konusu konuşmalar, daha sonra yazılı hale getirilip kitapçıklar halinde basılıyordu.

Yaz kamplarına ilişkin bir denetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2008 yılında ‘küçük bellekler’ aldığını ve bunların belirli okullarda öğrencilere dağıtıldığını belirtti. Belleklerin içeriğine baktığında, Husi hareketinin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin konuşmalarının kayıtlarını bulduğunu söyledi ve bu materyallerin, onun Husi ideolojisini benimsemesi ve desteklemesi için dönüm noktası oluşturduğunu ifade etti.

Ayrıca bu kişi, Husi hareketiyle ilgilenen ve çevrelerinden gelen insanların yer aldığı kapalı toplantılara katıldığını belirterek, bu toplantılarda, Sana ve çevresindeki bölgelerden gelen kişilerle birlikte, bu konuşmaları dinlediklerini açıkladı.

fgthyu7
Husi yaz kamplarındaki üniformalı çocukların sabah selamı (Şarku’l Avsat)

2011 yılında (özellikle şubat ayındaki olaylar, geniş çaplı gösteriler ve siyasi bir açılımın yaşandığı bu dönemde) Husilerin yaz kampları ve etkinlikleri, birkaç vilayete yayılmaya başladı. Bu süreçle birlikte, daha düzenli hale gelen merkezler ve kurslar, Husi hareketinin ana kalesi dışındaki bölgelerde de ortaya çıkmaya başladı. Bu yeni merkezler, ‘rejim değişikliği’ gibi cazip bir sloganla, daha açık bir yönetim gözetimi altında faaliyetlerini sürdürdü. Her yerde hoparlörler kurularak, sürekli olarak Husi şarkıları ve marşları yayınlanmaya başlandı.

Ancak en önemli dönüşüm 2014 yılında Sana’nın Husi hareketi tarafından ele geçirilmesiyle yaşandı. Bu dönemde yaz kampları, sınırlı etkinliklerden, devletin resmî kurumları aracılığıyla yönetilen geniş çaplı bir programa dönüştü. Artık bu program, merkezi ve teknik komitelerle desteklenen bir organizasyon yapısına sahipti ve bir dizi bakanlık, faaliyetlerin yönetimine katılıyordu.

sdvfgbhyju
Husilerin düzenlediği yaz etkinliklerinden birinde çocuklar (Şarku’l Avsat)

Güvenlik kaynaklarına göre Husi hareketi, yaz kamplarının şu anki şeklini almadan önce, gençleri çekmek ve onların desteğini kazanmak amacıyla ‘kültürel kurslar’ adı verilen programlara dayalı faaliyetler yürütüyordu. Bu programlar, gençleri hareketin ideolojisiyle tanıştırarak onları kendi projelerine dahil etmenin erken aşamalarını oluşturuyordu. Kaynağa göre, yaz kampları artık sadece bir etkinlik değil, tamamen entegre bir organizasyon yapısına sahip kurumsal bir programa dönüştü. Bu kamplar, gençlerin zihniyetini etkileme ve bazılarını savaş cephelerine yönlendirme araçlarından biri olarak kullanılmaya devam ediyor.

Yaz kamplarının türleri

Şarku’l Avsat’ın elde ettiği bilgilere ve tanıklıklara göre, Husi hareketi yaz kamplarını üç ana kategoriye ayırmaktadır: kapalı, model ve açık kamplar. İlk kategori, ideolojik askeri eğitimler sunan kamplar olarak kabul edilirken, ikinci kategori, genç liderler yetiştirmeyi amaçlayan merkezlerdir. Üçüncü kategori ise daha çok propaganda amacı güden kamp türleridir.

Kapalı kamplar, askeri üslere kurulur ve katılımcıları, özellikle Husi hareketinin saflarında savaşçı olmaya hazırlamaya yönelik eğitimlere odaklanır. Katılımcılar, askeri ve ideolojik eğitimlerle bu amaç için yetiştirilirler. Kamplara kabul edilen katılımcıların cep telefonlarına el konulur, ailelerinden haber almaları engellenir ve gece vakti, sürekli değişen eğitim alanlarına taşınırlar.

Bu kamplara katılanlar genellikle, okullarında silah sökme ve montajı üzerine eğitim almış olan lise son sınıf öğrencileridir. Ayrıca, bu öğrencilere üstün başarıları karşılığında askeri eğitim kampları da sunulur, bazı lise öğrencileri ise okulda yapılan keşif faaliyetlerinin yerine, Husi hareketi tarafından askeri faaliyetlere yönlendirilir.

Bu kapalı kamplarda, katılımcılara hafif ve orta makineli tüfek kullanımı, RPG (roket atar), havan topu, el bombası, kamuflaj ve gizlenme gibi askeri taktikler öğretilir.

dfgthy
Husilerin Amran’da bulunan yaz kampındaki çocuklar için düzenlenen okul gezisinden (Şarku’l Avsat)

Model yaz kampları, genellikle on yaş ve üzerindeki çocuklar için düzenlenir ve ‘nitelikli kamplar’ olarak tanımlanır. Bu kamplara, okulda çeşitli alanlarda başarı gösteren ve önde gelen öğrenciler katılır. Öğrenciler tüm hafta boyunca kamp alanında kalır, aileleriyle iletişim kurmalarına izin verilir ve telefonlara el konulmaz. Bazen öğrencilere her hafta veya iki haftada bir evlerine dönme izni de verilir.

Bu tür kamplar genellikle vilayet başkentlerinde düzenlenir. Katılımcılar, Husi hareketinin önde gelen liderlerinden ideolojik dersler alır, ‘cihad’ ve Husi liderlerinin yanı sıra, Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) gibi örgütlerin liderlerinin hayatlarını anlatan filmler izlerler. Ayrıca, belirli türdeki silahların sökülmesi ve kullanımı üzerine sınırlı eğitimler de alırlar.

Açık kamplar ise 5-10 yaş arasındaki çocuklar içindir. Genellikle sabah başlar ve öğleye kadar devam eder. Bu kamplar, halk tarafından genellikle Kur’an ezberleme ve yaz etkinlikleri olarak görülse de, burada çocuklara Husilerle alakalı çeşitli içerikler öğretilir.

fvfvf
Saada’da Husilere ait bir okulun bahçesinde öğrenciler ve öğretmenler (Şarku’l Avsat)

Kız çocukları da bu faaliyetlerden muaf tutulmaz. Husi hareketinin, kadınlara özel olarak kurduğu merkezler bulunur. Kızlar, saha ağları aracılığıyla bu programlara dahil edilir. Kadın eğitmenler ve kadro, bu merkezlerde eğitilir ve ortak eğitim materyalleri geliştirilip uygulanır.

Bu merkezler, eğitim ve eğlence alanları olarak sunulmakta, fakat aynı zamanda yoğun dini programlar, ideolojik dersler ve grup etkinlikleri içermektedir. Bu etkinlikler, disiplin ve aidiyet duygularını pekiştirmeyi amaçlayan faaliyetlerle desteklenir.

‘Komplo teorisinin’ yaygınlaşması

Husi hareketi, yaz kamplarının, din ve vatanı hedef alan komplolara karşı bir kale olarak sunulmasına özel bir vurgu yapmaktadır. Bu kamplar, ‘Kur’an kültürünün’ gençlerin zihinlerine kazandırılmasının bir aracı olarak tanıtılmakta ve bilimin ve bilincin silahlarıyla donatılmış bir nesil yetiştirme amacını gütmektedir.

Ayrıca Husi hareketi, ‘düşmanla mücadelenin’ sadece askeri alanda sınırlı olmadığını, aynı zamanda ‘bilinç hedeflemesine’ dayandığını vurgulamaktadır. Yaz kampları, bu bağlamda ‘yumuşak savaş’ ve ‘kültürel işgale’ karşı bir korunak olarak sunulmakta, uzun vadeli bir entelektüel mücadelenin parçası olarak, gençleri karşılaşacakları her türlü mücadeleye hazırlamak hedeflenmektedir.

sdvdsfvd
Husilerin eğitim müfredatında kullandıkları kitaplar, resmi okul kitaplarına kıyasla daha renkli ve yüksek kalitede basılır. (Şarku’l Avsat)

Eğitim kaynaklarına göre bu merkezlerde görevli olanlar, her yıl daha fazla öğrenci çekmek için maddi ve manevi teşvikler sunmaktadır. Öğrencilere yemek temini, bazı temel ihtiyaçların karşılanması ve keşif gezileri gibi aktiviteler düzenlenerek, katılımcı sayısının artırılması sağlanmaktadır.

Husi hareketinin kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’nin bir konuşmasında yer alan ‘Allah’ı Tanıma Dersleri’ başlıklı bir metin, bu kampların genel amacını açıkça ortaya koymaktadır. Bu derslerin hedefi, öğrencilere Allah’ı tanıtmak, inançlarını kalplerine ve bilinçlerine kazandırmak ve onları bu inançla, düşmanlarla mücadeleye atılmaya hazırlamaktır.

Resmi müfredat dışı dersler

Husilerin eğitim müfredatında kullandıkları kitaplar, resmi okul kitaplarına kıyasla daha renkli ve yüksek kalitede basılır. Bu durum, programlara ayrılan kaynakların, devamlı olarak gerileyen eğitim sistemine kıyasla ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Normal eğitimdeki öğrenciler ders kitaplarını karaborsadan almak zorunda kalırken, bu yaz kampları için harcanan kaynaklar dikkat çekiyor. Her yıl, yaz kamplarının hazırlıklarıyla birlikte, Husi hareketinin lideri Abdulmelik el-Husi, bu kurslara katılım çağrısında bulunmak için yıllık bir konuşma yapar.

dscdsv
Husilere bağlı bir yaz kampında ‘Mesleğim, Geleceğim’ başlıklı ders dışı etkinlikler (Şarku’l Avsat)

Bahsedilen kitaplar dikkatlice incelendiğinde, en dikkat çekici özelliklerinden biri, bu kitapların Yemen Cumhuriyeti veya Eğitim Bakanlığı’na dair herhangi bir ibare taşımamasıdır. Bunun yerine, kitaplar ‘Kur’an Yolu - Yaz Kursları Genel Müdürlüğü’ başlığı altında yayımlanmaktadır.

Bu durum, kursların adlandırılmasına da yansımaktadır. Kamplar, düzenlendiği okulların ismiyle anılmak yerine, sembolik anlamlar taşıyan isimlerle anılmaktadır.

Bakanlık niteliğinde bir idari yapı

Husi hareketinin kontrolünde bulunan bölgelerdeki yaz kursları ve etkinliklerinin yönetim yapısı, çok seviyeli bir idari sistemi gözler önüne sermektedir. Bu yapı, öncelikle Eğitim ve Gençlik bakanlıklarının yanı sıra, merkezi bir rol oynayan Genel Mobilizasyon Komitesi tarafından yönetilmektedir. Ayrıca, dini içerik ve vaaz metinlerinden sorumlu olan Vakıflar ve İrşad Bakanlığı da önemli bir yer tutmaktadır.

Yürütme ve teknik düzeyde ise Husi hareketinin kontrolündeki vilayetlerde yerel yönetimler, sahada denetim ve iş birliği sağlamakla sorumludur. Bu, ilçe ve merkezlerdeki eğitim ofisleri ve denetim komiteleri aracılığıyla yapılır. Günlük faaliyetler burada yönetilir, personel dağıtımı yapılır ve programların uygulanması izlenir. Böylece, yönetim yapısı merkezi düzeyden yerel bölgelere kadar yayılmakta, etkinliklerin koordinasyonu sağlanmaktadır. Bu hiyerarşik sistem, hareketin eğitim ve ideolojik yönlendirme faaliyetlerini yerel düzeyde de etkin bir şekilde sürdürmesini mümkün kılmaktadır.

dfvgthy
Bir öğretmen, yaz dönemi dersleri için Husi müfredatından kitaplar seçiyor. (Şarku’l Avsat)

Diğer taraftan çeşitli bakanlıklar, sektörel programların yürütülmesinde teknik ortaklar olarak görev almaktadır. İçişleri Bakanlığı, ‘Bilinçli Gençlik... Güvenli Toplum’ programını yürütürken, Tarım Bakanlığı ‘Yeşil Ordu’ programını denetlemektedir. Sağlık Bakanlığı, ‘Sağlık Elçileri’ programına liderlik ederken, Telekomünikasyon sektörü ‘İletişim Çağında Farkındalık’ programını yönetmektedir. Teknik Eğitim ve Mesleki Eğitim Bakanlığı ise ‘Mesleğim, Geleceğim’ faaliyetini denetlemektedir. Bu iş bölümü, güvenlik, sağlık, tarım, dijital medya ve uygulamalı meslekler gibi alanları kapsayarak geniş bir yelpazeyi hedef almaktadır.

Ayrıca Enformasyon Bakanlığı, yıllık koordinasyonlar yoluyla sürekli bir destek rolü oynamaktadır. Bu koordinasyonlar, programların medya kapsamını belirler ve yaz kurslarının tanıtımını yaparak, sahada etkinliklerini takip eder. Bu faaliyetler, toplumda Husi hareketinin varlığını güçlendirmeyi amaçlayan bir plan çerçevesinde gerçekleştirilir.

greerge
Husi okullarından birinin bahçesinde yapılan sabah selamlamasında Filistin bayrağı ve ABD-İsrail karşıtı sloganlar (Şarku’l Avsat)

Yaz kamplarının yönetimi, Husi hükümetinin başbakanı tarafından başkanlık edilen ‘Yaz Kursları ve Etkinlikler Yüksek Komitesi’ tarafından sağlanmaktadır. Bu komiteye, Eğitim Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı, Vakıflar ve İrşad Bakanlığı’ndan bir temsilci, ayrıca hareketin kültürel ve mobilizasyon birimlerinden temsilciler de dahildir.

Alt komite başkanlıkları, vilayet valileri tarafından yürütülür. Bu komiteler, eğitim ofisleri, gençlik ve spor, vakıflar ve irşad dairesi yöneticilerinden oluşur. Bu yapılar, yaz kamplarının ve etkinliklerinin yerel düzeyde de etkin bir şekilde düzenlenmesini ve uygulanmasını sağlar.

Dönüm noktası 2026

Son yıllarda yaz kamplarının genişlemesi kademeli olarak gerçekleşse de 2026 yılı önemli bir dönüm noktasıdır. Artık yaz okulları seçmeli etkinlikler olmaktan çıkmış, katılımın zorunlu olduğu bir hale evrilmiştir.

Öğrenciler, veliler ve öğretmenler tarafından yapılan açıklamalara göre, doğrudan ve dolaylı baskılar oldukça açık bir şekilde uygulanmakta, zaman zaman tehditlere kadar varmaktadır. Bu durum, bazı ailelerin zor bir ikilemle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır: Ya uyum sağlamak, ya da çocuklarının geleceğini riske atmak.

Bu dönüşüm resmi olarak duyurulmamış olsa da, artık günlük bir gerçeklik halini almıştır. Çeşitli kaynaklardan edinilen bilgilere göre, 2026 yılı yaz dönemi için yaz kurslarının hazırlıkları başladığında Husi hareketi, okul düzenlemelerini yaz kamplarına katılımla ilişkilendiren artan bir baskı uygulamaya başlamıştır. Örneğin, öğrencilerin yeni eğitim yılına kabulü, bu kamplara katılımlarına bağlanmakta, okul idarelerine de öğrencilerini bu yaz kamplarına kaydetmeleri için baskılar yapılmaktadır, aksi takdirde cezai yaptırımlar uygulanacağı belirtilmektedir.

Eğer bir öğrenci, geleceğini ve daha sonra üniversiteye girişini etkileyebilecek olumsuz kayıtlardan arınmış, temiz bir akademik sicile sahip olmak istiyorsa, bu merkezlere kayıt yaptırmalıdır.

fvvfe
Aileler çocuklarını Husi merkezlerine göndermeye zorlanıyor. (Yerel medya)

Bazı okullarda, öğrencilerin bir sonraki yıl için kabul edilmeleri, yaz kampına katılım sertifikasına bağlanmıştır. Ayrıca, iletişim gruplarında dolaşan mesajlarda, öğrencilerin yaz kamplarına katılmamasının eğitim yolculuklarını olumsuz etkileyebileceğine dair dolaylı tehditler yer almaktadır.

Örneğin, bir okulun müdür yardımcısı tarafından, WhatsApp grubunda öğrencilere yönelik gönderilen bir mesajda, yaz kamplarına katılmayan öğrencilerin gelecek yıl kaydının yapılmayacağı açıkça belirtilmektedir. Mesajda şöyle denilmektedir: “Değerli anneler, öğrenci kaydınız yalnızca yaz kampından alınacak bir katılım belgesiyle kabul edilecektir. Henüz kayıt yaptırmayan öğrencilerinizin, kamp kaydını yaptırarak bu fırsattan yararlanmalarını rica ederiz.”

dsfgtrhy
Husilerin müfredatı çarpıtarak çocukları savaşa zihinsel olarak hazırladıkları yönünde suçlamalar (AFP)

Başka bir WhatsApp grubunda ise bir öğretmen, öğrencilere yönelik şu şekilde bir uyarı yapmaktadır: “Yarın erken gelin, kayıtlı olanlar ve kaydını yapmayanlar, yaz kampına katılmalılar. Yönetim, yaz kampı belgesi olmayan öğrencileri kabul etmeyecek.”

Ayrıca, Sana’nın kuzeyindeki bir okul müdüründen gönderilen bir mesajda, ders geçemeyen öğrencilere yaz kurslarına katıldıkları takdirde ek puan verileceği vurgulanmaktadır. Bu durum, öğrencilerin yaz kamplarına katılımını bir tür zorunluluk ve ödül-motivasyon aracı olarak kullanıldığına işaret etmektedir.

İlgisizlik ve suçlama

Kaynaklara göre, Husi hareketinin, yaz kamplarına katılımda öğrenciler ve ailelerinin önceden bildikleri olumsuz sonuçlar nedeniyle bir ilgi düşüşü yaşanmasından korkarak bu tür uygulamalara başvurduğu ifade edilmektedir.

Bu kamplarda görevli bir öğretmen olan A. Abdulkerim, Husi hareketinin yaz kurslarına katılımı artırmak için aldığı tüm önlemlere rağmen, son zamanlarda katılımda ciddi bir düşüş yaşandığını belirtti.

Abdulkerim, “Katılım çok düşük olmaya başladı” diyerek, öğrenci çekme çabalarının uzun zaman aldığını, sürekli ikna çabaları ve maddi kaynak gerektirdiğini ifade etti.

Yemenli öğretmenler sendikası da Husi hareketinin denetimindeki bölgelerde düzenlenen yaz kamplarının tehlikelerine dikkat çekerek, bu kampların örgütlü bir şekilde mezhepçi ideolojik eğitim araçları haline geldiğini ve çocukları ve gençleri hedef alarak, Yemen’in ulusal kimliğine ve eğitim sistemine yönelik planlı bir saldırı gerçekleştirildiğini vurgulamıştır. 12 Nisan 2026 tarihli bir açıklamada sendika, Husi hareketinin Sana’ya hâkim olmasından bu yana bu kampların sayısını artırarak, daha fazla öğrenci çekmeye ve bu kampları, Yemen’in ulusal ve dini değerleriyle çatışan, soylu sınıf seçilimini vurgulayan inançları aşılamak için kullanmayı hedeflediğini belirtmiştir. Sendika, bunun Yemen’in güvenliği ve istikrarı için tehdit oluşturduğunu ifade etmiştir.

İhmal edilmiş okullar ve gelişen merkezler

Husi hareketi, yaz kamplarını, savaş nedeniyle yaşanan eğitim eksikliklerini telafi etmek için bir ‘eğitim kaynağı’ olarak tanımlasa da, Şarku’l Avsat ile görüşen birçok öğretmene göre, bu sadece daha kötü bir bahanedir. Öğretmenler, eğer gerçekten eğitimde bir reform yapılmak istenseydi, okulların kendilerinin bu telafiyi sağlamak için uygun bir alan olabileceğine işaret ediyor. Onlara göre, Husi hareketinin yaz kamplarına ısrarla verdiği önem, asıl amacın eğitim değil, erken yaşta askere alım ve ideolojik mobilizasyon yapmak olduğunun bir göstergesi.

vfbrthyju
Sana’daki Husi şehitlerinin mezarlığını ziyaret eden Yemenli bir çocuk (EPA)

Öğretmenler şu soruyu gündeme getiriyorlar: “Husi hareketi, resmi eğitim üzerinde tam bir denetime sahipken ve kendi ideolojilerini ders kitaplarına başarıyla yerleştirmişken, neden okulları ihmal ediyor ve onları eğitim için hayati önem taşıyan öğretmenler, maaşlar ve temel eğitim gereksinimlerinden yoksun bırakıyor?”

Bu, okulların yıl boyunca durağan bir durumda kalıp yaz aylarında aniden canlanmaları arasındaki çelişkiyi gündeme getiriyor.

Yaz kamplarına gösterilen aşırı ilgi, bu kamplara büyük miktarda para ve emek harcanması, resmi eğitimin ise tamamen duraklatılması ve öğretmen eksikliği ile ciddi kaynak sıkıntıları yaşanması arasında büyük bir çelişki yaratıyor. Binlerce okul, eğitim sürecinin temel unsurlarından bile yoksun durumda. Bu, Husi hareketinin eğitimdeki asıl amacının, toplumsal yapıyı şekillendirmek ve ideolojik olarak gençleri kendi amaçları doğrultusunda hazırlamak olduğuna dair ciddi bir endişe yaratıyor.


Lübnan Savunma Bakanı: İsrail ile görüşmeler barış için teslimiyet için değil

Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
TT

Lübnan Savunma Bakanı: İsrail ile görüşmeler barış için teslimiyet için değil

Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Savunma Bakanı Mişal Mansi (Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Savunma Bakanı Tümgeneral Michel Menassa (Mişal Mansi)  perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin İsrail ile yürütülecek müzakerelere teslim olmak ya da pazarlık yapmak için değil, barış sağlamak amacıyla gittiğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı NNA’dan aktardığı habere göre Mansi, Dürzi Muvahhidler topluluğunun ruhani lideri Şeyh Doktor Sami Ebi el-Muna ile Beyrut’un Verdun bölgesindeki cemaat merkezinde gerçekleştirdiği görüşmede, “Ülkemize yönelik İsrail saldırısını ve bunu durdurmaya yönelik süregelen çabaları ele aldık. Ulusal birliğin korunması, Lübnan meşruiyeti etrafında kenetlenme ve silahın yalnızca Lübnan ordusu ile resmi güvenlik kurumlarının elinde olması ortak paydamız oldu” dedi.

Mansi, Lübnan halkının yaşadığı krizi aşmasına yardımcı olmanın temel öncelikleri olduğunu belirterek, “Küçük hesapları bir kenara bırakıp büyük ulusal hedeflere odaklanmak temel amacımızdır” ifadelerini kullandı.

Müzakerelere ilişkin olarak ise, “Eğer müzakerelere gidiyorsak bu barış içindir, teslimiyet için değil. Biz pazarlık değil, müzakere yapıyoruz. Şehitlerin hatırına akan kanı durdurmak istiyoruz. Müslüman ve Hristiyan tüm Lübnanlılar olarak birlik ve beraberlik içinde kalmakta kararlıyız” diye konuştu.

Mevcut krizin sona ermesi temennisinde bulunan Mansi, “Bu sıkıntılı sürecin bitmesini, bu kara bulutun dağılmasını ve Lübnan ile halkı için kurtuluş ışığının doğmasını umuyoruz” dedi.

Öte yandan Dürzi Muvahhidler topluluğunun ruhani lideri Şeyh Sami Ebi el-Muna da devlet ve meşru kurumlar etrafında kenetlenmenin önemine dikkat çekti. Özellikle mevcut koşullarda, Lübnan’ın korunması ve egemenliğinin sağlanması için görev yapan ordunun desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Muna, iç barışı hedef alan her türlü girişime karşı uyarıda bulunarak, “Güçlü Lübnan, birlik içindeki Lübnan’dır” dedi.