Filistinli kadınlar gözaltı deneyimlerini anlatıyor: 'Başımıza anlatamayacağımız şeyler geldi'

Sözlü-fiziksel şiddet ve cinsel taciz

İllüstrasyon: Sara Gironi Carnevale
İllüstrasyon: Sara Gironi Carnevale
TT

Filistinli kadınlar gözaltı deneyimlerini anlatıyor: 'Başımıza anlatamayacağımız şeyler geldi'

İllüstrasyon: Sara Gironi Carnevale
İllüstrasyon: Sara Gironi Carnevale

Hüsam Maruf

Gazze’deki Filistinli kadınların trajedisi ve işgal, 1948 yılındaki Nekbe'den günümüze kadar durmak bilmiyor. Bu yolculuk sırasında kadınlar; cinayet, aile kaybı, tutuklanma, korku ve açlığa maruz kalma gibi çeşitli acılar yaşadı. Mevcut Gazze savaşı sırasında Filistinli kadınlar baskı ve istismarın en sert biçimlerine maruz kaldılar ve halen de kalmaya devam ediyorlar. Bu da işgal güçlerinin tüm Filistinliler gibi onları da kasıtlı olarak hedef alma niyetinin altını çiziyor.

Altıncı ayına giren Gazze savaşında İsrail ordusu, yüzlerce Filistinli kadını tutukladı ve onları işkence gördükleri, dövüldükleri, sözlü olarak aşağılandıkları, hatta birçoğunun cinsel tacize ve saldırıya uğradığı utanç verici gözaltı koşulları ve sorgulamalara maruz bıraktı.

“Onurumu kaybetmeden önce”

29 yaşındaki E.T., yaşadığı gözaltı deneyimi sırasında başına gelenleri Al Majalla’ye anlattı: “Kelimenin tam anlamıyla, ölümü birden fazla kez dilediğim noktaya kadar varan zor günler yaşadım. Bu, onurumu kaybetmeden önceydi. İnsanlığa değer vermeyen, bana hiçbir ahlaki kaygı duymadan davranan canavarlarla karşı karşıyaydım.”

E.T. sözlerini şöyle sürdürdü: “Başından beri gözlerindeki vahşeti gördüm. Gazze'nin doğusunda, ez-Zeytun bölgesindeki evimize girdiler. Biz kadınlardan, ağır şekilde dövülen ve kötü muamele gören erkeklerin çığlıkları arasında evden çıkmamızı istediler. Annem, iki kız kardeşim ve erkek kardeşimin eşi bana eşlik ediyordu. Bizi bir grup kadınla birlikte kamyona bindirdiler. Bazıları mahalleden kadınlardı, hepsinin gözleri bağlı ve elleri kelepçeliydi. Askerlerin vahşetinden korktuğumuz için hiçbirimiz diğerleriyle konuşmaya cesaret edemiyorduk.”

Eski tutuklu

Askerlerden biri yanıma gelip vücudumu ellemeye başladı. Direndiğimde bütün askerler tarafından feci şekilde dövüldüm.

O anlar güvenlik duygusunu yok eder, yerini dehşet duygusuna bırakır ve beden, elekteki un tozu gibi titremeye devam eder. E.T. gözaltı sırasında yaşadıklarını anlatırken şu ifadeleri kullandı: “Sabah çok soğuk olmasına rağmen soğuktan değil, korkudan titrerdim. Korkum daha da artmasın diye gözlerimi açmaya korkuyordum.”

Ölüme doğru

E.T. şöyle devam etti: “Yolculuk sırasında kendimi ölüme sürükleniyormuş gibi hissettim ve dehşet düşünceleri peşimi hiç bırakmadı. Askeri kamyonun tekerleklerinin üzerinden geçtiği tümseklerin kalbimi parçaladığını ve dehşetimi artırdığını hissettim. Bazı anlarda tüm vücudumu uyuşukluk kapladı, belki de korkunun yoğunluğundan dolayı sinirlerim yolculuk sırasında iki saatten fazla hissettiklerimi yorumlamayı bıraktı.”

(foto altı) Gazze Şeridi'ndeki savaşta yerinden edilen Filistinli bir kadın (AFP)
Gazze Şeridi'ndeki savaşta yerinden edilen Filistinli bir kadın (AFP)

E.T. sözlerini şöyle sürdürdü: “Tutuklama yerine vardığımızda, bizi kesime giden sığırlar gibi kelepçeleyerek sürüklediler. Bizi karanlık bir yere attılar, gözlerimdeki sıkı bağ nedeniyle karanlık daha da arttı. Ellerim de kelepçeli olduğu için hiçbir yere dokunamadım.”

Yeni serbest bırakılan mahkûmun bileklerinde kelepçelerin etkileri açıkça görülüyor ve sanki bıçakla oyulmuş gibi izler taşıyordu.

Genç kadın bu şekilde götürüldü ve her iki cinsiyetten askerlerin önünde bir sandalyeye oturtuldu. Bize anlattığına göre, bu korktuğu yüzleşme anıydı: “Kendimi bir dağın tepesindeymişim ve birazdan aşağı itilecekmişim gibi hissettim ama başıma gelenler daha da korkunçtu. Ertesi gün ellerimi çözdükten sonra Arapça konuşan bir kadın asker benden soyunmamı istedi. Bunu reddettiğimde dövüldüm ve yüzüme, ağzıma ve başıma yumruklar yedim. Kimseyi göremiyordum ama yüzümden ve ağzımdan boynuma doğru kan aktığını hissettim.”

İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu öldürülen Filistinli bir gencin cenaze törenini izleyen Filistinli kadınlar. (Alamy)
İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu öldürülen Filistinli bir gencin cenaze törenini izleyen Filistinli kadınlar. (Alamy)

E.T. konuşmasını şöyle sürdürdü: "Kadın asker, diğer askerlere odadan çıkmalarını söylediğinde hepsi güldü. Askerlerden biri yanıma yaklaşıp vücudumu ellemeye başladı. Ben direnince, bütün askerler tarafından feci şekilde dövüldüm. Beni yere attılar ve dövdüler. Bazen de taciz edip vücudumun hassas yerlerine dokundular. Ben çığlık atarken ve ağlarken, onlar bir yandan bana en ağır hakaret edici sözleri savurup, bir yandan elbiselerimi yırtıp beni tamamen soydular. Ben onların tek istediklerinin bedenimi önlerine sermek olduğunu hissettim. Belki de amaç kuzey Gazze'de kalmaya kararlı olan aileleri cezalandırmaktı.”

Tarifsiz sahneler

Bu baskı deneyimi, Filistinli kadın H.M. gibi kaçmayı reddeden veya kaçamayanlarla sınırlı kalmıyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre çocukları ve ailesiyle birlikte çıktığı göç yolculuğu sırasında işgal askerlerinin konuşlandığı Kuveyt Kavşağı'nda tutuklanan 38 yaşındaki H.M. yaşadıklarını şöyle anlattı: “O zor zamanlarda maruz kaldıklarımızın dehşetini tarif edemem. Asker adı altında hiçbir insani ve ahlaki vicdan taşımayan gerçek bir çetenin eline düştüm. Hayatta kalmamın gerçek bir mucize olduğunu hissediyorum.”

Eski tutuklu

Elbiselerimi çıkarmamı emrettiler. Eğer bunu ben yapmazsam kendilerinin yapacaklarını, sonra da bana tecavüz edeceklerini söyleyerek tehdit ettiler.

H.M. sorgulama deneyimi hakkında şunları söyledi: “Gözümdeki bağı çıkarıp sonra ellerimi bağlamalarına önce şaşırdım. Bir kadın askerin önümde oturduğunu ve bana sert bir şekilde baktığını gördüm. Üç gün boyunca yattığım karanlığın etkisiyle gözlerimdeki karartı ortadan kaybolunca, askerlerden oluşan bir çemberin ortasında olduğumu fark ettim. Hepsi çıplaktı ve gülüyorlardı. Gördüklerim karşısında ağlamaya ve gözlerimi kapatmaya başladım. Bana en ağır sözleri söylemeye başladılar ve elleri kıyafetlerimi çıkarmak için uzandı.”

İki seçenek arasında seçim

35 yaşındaki S.M., Cibaliye Mülteci Kampı'ndaki İbn Sina Okulu sığınağında tutuklandığını, askerlerin kendisini ve bir grup kadını Damon gözaltı merkezine götürdüğünü anlattı. Burada 54 gün göz altında tutulduğunu, serbest bırakıldığında ise kız kardeşiyle birlikte gözleri bağlı ve elleri kelepçeli olarak gece Kerem Şalom Sınır Kapısı’na atıldıklarını söyledi.

(foto altı) Filistin'in El Halil kentinde İsrail ordusunun kontrol noktasından geçen Filistinli bir kadın (Alamy)
 Filistin'in El Halil kentinde İsrail ordusunun kontrol noktasından geçen Filistinli bir kadın (Alamy)

S.M. sözlerini şöyle sürdürdü: “Gözaltı koşullarına karşı gelerek sorgucuların karşısında elimden geldiğince dik durmaya kararlıydım. Onlar bendeki dayanma gücünü görünce, üzerimdeki baskıyı artırdılar. Kaşıkları ateşte ısıttılar ve sonra beni onları ellerimde tutmaya zorladılar. Ne zaman onlara boyun eğmeyi reddetsem, beni fiziksel olarak taciz ettiler. İki asker etrafımı sardı ve ellerini elbisemin altına sokup vücudumun hassas bölgelerine dokunarak beni fiziksel olarak taciz ettiler. Bu süre zarfında bana ağır cinsel söylemlerde bulunuyorlardı ve bu muameleye karşı bağırdığımda, sözlerin kabalığını ve fiziksel tacizi artırıyorlardı. Benden ne istediklerini anlayamadım. Sorular, arandıklarını söyledikleri aile üyeleri, hakkında hiçbir şey bilmediğim ve hatta hiç tanışmadığım insanlar hakkında genel sorulardı.”

S.M. şöyle devam etti: “Elbiselerimi çıkarmamı emrettiler. Eğer bunu ben yapmazsam kendilerinin yapacaklarını, sonra da bana tecavüz edeceklerini söyleyerek tehdit ettiler. Böylece iki seçenekle karşı karşıya kaldım. Ya kendi isteğimle kıyafetlerimi çıkaracaktım ya da zorla çıkaracaktım, sonra da bana cinsel saldırıda bulunacaklardı. Dolayısıyla iki seçenek arasında bir seçim yapmak zorundaydım.”

Filistinli kadınlar bu gerçekleri anlatırken bu zalim sahnelere siyah bir perde çekiyor ve daha sonra olanları ifade etmede dil onlara yardımcı olmuyor. Filistinli kadınların gözaltı ve sorgulama yolculuğunda maruz kaldıkları o acı deneyimlerin anlamını çözmek için belki de susmakla yetinmeli ve acının bilinmesini sağlamalıyız.



Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
TT

Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, çeşitli davalardan hüküm giymiş 602 mahkum hakkında af kararı aldı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Sina Yarımadası'nın kurtuluş yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle ve Cumhurbaşkanı Sisi'nin af koşullarını karşılayan bazı mahkûmlar hakkında aldığı af kararı doğrultusunda Toplumsal Koruma Dairesi (eski adı Cezaevleri Dairesi), af hakkını kazanan mahkumları belirlemek amacıyla ülke genelindeki cezaevlerinde tutuklu dosyalarını incelemek üzere komisyonlar kurdu" ifadelerine yer verildi.

Bakanlığın açıklaması şöyle devam etti:

“Komisyon çalışmaları, 602 tutukluya af kapsamında tahliye kararının uygulanabilir olduğu sonucuyla tamamlandı.”

Mısır, her yıl 25 Nisan'da Sina Yarımadası’nın kurtuluşunu kutluyor. Bu tarih, 1982 yılında İsrail'den geri alınan Sina Yarımadası'nda Mısır bayrağının göndere çekildiği ve barış antlaşması gereği son İsrail askerinin de bölgeden çekildiği tarih.

vfgthyj
Mısır'da cumhurbaşkanlığı affı kapsamında tahliye edilen mahkumlar (Mısır İçişleri Bakanlığı)

İçişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, tutukluların tahliyesinin Bakanlığın modernite anlayışıyla ceza politikasını uygulamaya, Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri sakinlerine çeşitli bakım hizmetleri sunmaya ve topluma yeniden kazandırılmaya hazır hale getirilen mahkûmların serbest bırakılması yöntemlerini etkin biçimde uygulamaya verdiği önemin bir yansıması olduğu vurgulandı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, tüm Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri'nin, ceza sisteminde uluslararası insan hakları standartlarının en üst düzeyine uygun olarak gerçekleştirilen gelişme ve modernleşme süreci çerçevesinde tahliye olan hükümlülere eksiksiz yaşam ve sağlık imkânları sunduğunu ve bu merkezlerin yargı denetimine tabi olduğunu teyit edilmişti.


Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
TT

Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)

ABD’nin Iraklı yetkililere silahlı grupları dizginleme ve dağıtma yönündeki süregelen çağrılarına rağmen, gözlemciler bu dosyanın Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin toplantılarında neredeyse tamamen gündem dışı kaldığına dikkat çekiyor. Bu durumun, yeni hükümetin ABD desteğini kaybetme riski doğurabileceği belirtilirken, uzmanlar ülkenin en karmaşık güvenlik-siyasi dosyalarından birinin çözümü için beş adımlı bir yaklaşım öneriyor.

ABD’nin milis güçlerinin tasfiyesine yönelik ısrarı, son dönemde atılan bir dizi cezai adımla daha da belirgin hale geldi. Bu kapsamda Washington, Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolar ödül koydu. Ardından yedi farklı grup yaptırım ve terör listesine alınırken, son olarak Ketaib Seyyid eş-Şuheda lideri Ebu Ala el-Velai hakkında bilgi verenler için de benzer bir ödül açıklandı.

Öte yandan, yaklaşık üç ay önce silahlı grupların silahsızlandırılması ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılması yönündeki tartışmaların aksine, Koordinasyon Çerçevesi bileşenleri sessizliğini koruyor. Bu durum, söz konusu grupların İran’la yürütülen çatışmalara fiilen katılması ve Irak içinde ve Körfez ülkeleri dahil olmak üzere dış hedeflere yönelik yüzlerce roket saldırısı gerçekleştirmesiyle aynı döneme denk geliyor.

Savaş, çabaları baltaladı

Koordinasyon Çerçevesi içinden üst düzey bir kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ‘silahlı grupların entegrasyonu olarak adlandırılabilecek çabaları zayıflattığını’ söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Koordinasyon Çerçevesi, dosyanın ele alınmasına yönelik mekanizmalar hakkında ilk tartışmaları başlatmıştı. Ancak savaş tüm bu süreci ortadan kaldırdı. Çünkü bu durum, gruplara silah bırakmayı reddetmeleri için uygun bir gerekçe sundu; zira savaş, onlar açısından varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.

bfrrb
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargâhını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Aynı kaynak, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin ABD taleplerinin taşıdığı risklerin ve ciddiyetin farkında olduğunu, ancak silahlı gruplar ve İran’ın etkisi nedeniyle bu konuyu görmezden gelmek zorunda kaldıklarını belirtti. Kaynak ayrıca, bazı siyasi güçler ve silahlı gruplara sahip aktörlerin unsurlarını orduya entegre etme ve Halk Seferberlik Güçleri’ni yeniden yapılandırma yönünde gerçek bir isteğe sahip olduğunu, ancak hızla değişen bölgesel gelişmeler ve hükümet kurma sürecindeki tıkanıklık nedeniyle somut adım atmakta zorlandıklarını ifade etti.

Finansman sisteminin çökertilmesi

Siyasi analist ve araştırmacı Dr. Basil Hüseyin, silahlı grupların tasfiyesinin ‘finansman sistemi’ olarak adlandırdığı yapıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Hüseyin, Koordinasyon Çerçevesi’nin ‘tek parça ve uyumlu bir blok olmadığını, aksine farklı çıkarların kesiştiği ve çeşitli görüşlerin çekiştiği kırılgan bir koalisyon’ olduğunu ifade etti.

Hüseyin’e göre silahlı gruplar, yalnızca siyasi partilerin bir uygulama aracı değil; çoğu zaman bu partilerin ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan belkemiğini oluşturuyor. Bu çerçevede müteahhitlik ağları, sınır kapıları, paralel limanlar ve sözleşmelerin bu gruplarla ‘organik biçimde iç içe geçtiğini ve ayrılmasının mümkün olmadığını’ vurguladı.

Herhangi bir ciddi tasfiye girişiminin, söz konusu finansman ağının bütünüyle çözülmesi anlamına geleceğini belirten Hüseyin, bunun da böyle bir adımı atanlar için ‘siyasi intihar’ anlamına gelebileceğini söyledi. Bu nedenle tasfiye çabalarının eksik ve seçici kalacağını, milis yapıların nüfuzunun temelini oluşturan unsurlara dokunmaktan kaçınacağını dile getirdi.

Hüseyin ayrıca, silahlı grupların tasfiyesinin yalnızca Irak’a ait bir karar olmadığını, bunun aynı zamanda İran’ın stratejik yaklaşımıyla bağlantılı olduğunu ifade etti. Tahran’ın bu grupları uzun süredir ileri savunma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğünü belirten Hüseyin, İran’ın bu karttan ancak Washington ile olası kapsamlı bir uzlaşma çerçevesinde vazgeçebileceğini kaydetti.

Son olarak Hüseyin, ABD baskısının artması ve hareket alanının daralması durumunda grupların gönüllü değil zorunlu olarak geri adım atabileceğini belirterek, bu durumda ‘biçimsel çözümlere’ yönelinebileceğini ifade etti. Buna göre gruplar isim değiştirip yapıyı koruyabilir, görünürde devlet kurumlarına entegre olurken gerçekte kendi ağlarını, silahlarını ve bağlılıklarını denetim dışı şekilde sürdürmeye devam edebilir.

Çözüm için 5 adım

Musul Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi ve İran çalışmaları uzmanı Firas İlyas, silahlı grupların tasfiyesi için beş aşamalı bir yaklaşım önerdi. İlyas, Irak’taki silahlı fraksiyonların geleceğinin doğrudan Tahran ile Washington arasındaki savaşın seyrine bağlı olacağını belirterek, bu grupların ‘savaşın sonucundan doğrudan etkileneceğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan İlyas, silahlı gruplarla başa çıkmanın pratik yollarının, savaş sonrası döneme uygun yeni bir yaklaşım gerektirdiğini vurgulayarak, çözümün ‘ani bir tasfiye değil, devlet üzerinden kademeli bir güç yeniden mühendisliği’ olduğunu söyledi.

vfevbf
2 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda İran'ı destekleyen bir gösteri sırasında nöbet tutan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları (AFP)

İlyas’a göre Koordinasyon Çerçevesi hükümeti kurmayı başarır ve ABD baskısı artarsa, beş temel hat üzerinden hareket edebilir. Buna göre ilk adım, Halk Seferberlik Güçleri’nin resmi bir kurum olarak silahlı gruplardan ayrıştırılması olacak. Devletten maaş alan yapının yalnızca başkomutana bağlı olması sağlanırken, bağımsız karar alma veya dış bağlantılarını sürdüren unsurlar devlet dışı aktör olarak değerlendirilecek.

İkinci adımın ‘silah öncesi finansal kontrol’ olacağını belirten İlyas, maaşlar, sözleşmeler, sınır kapıları, şirketler ve mali transferler üzerinde denetimin artırılmasının kritik olduğunu ifade etti. Gayriresmi gelir kaynaklarının kesilmesiyle birlikte grupların hareket kabiliyetinin azalacağına dikkat çekti.

Üçüncü aşamada ise liderlik yapısının yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bu kapsamda Halk Seferberlik Güçleri içindeki kritik görevlerin değiştirilmesi, bazı birliklerin sınır bölgelerinden uzaklaştırılması, seçili unsurların ordu veya federal polise entegre edilmesi ve disiplinsiz komutanların emekliye sevk edilmesi ya da sembolik görevlere atanması planlanıyor.

Dördüncü adımın ‘çatışma yerine içeriden çözülme’ yaklaşımına dayandığını belirten İlyas, hükümetin grupları üç kategoriye ayırabileceğini söyledi: entegrasyona açık olanlar, siyasi olarak kontrol altına alınabilecek olanlar ve tamamen karşı çıkanlar. Buna göre disiplinli gruplara teşvikler sağlanırken, karşı çıkanlar izole edilecek ve yasa dışı faaliyetlere karışanlara hukuki baskı uygulanacak.

Beşinci ve son aşama ise ABD baskısının iç politikada bir kaldıraç olarak kullanılması. İlyas’a göre hükümet, silahlı gruplara ‘ya devlet içinde disipline olma ya da yaptırımlar, mali ve güvenlik izolasyonuyla karşı karşıya kalma’ mesajını verebilir. Bu çerçevede ABD’nin sert tutumu, dış baskıdan ziyade hükümetin elini güçlendiren bir araca dönüşebilir.

Tüm bu senaryolara rağmen İlyas, Koordinasyon Çerçevesi’nin silahlı grupları tek hamlede tasfiye etmesinin beklenmediğini vurguladı. Bunun yerine, bu yapıların askeri ve mali bağımsızlığının kademeli olarak zayıflatılması ve Halk Seferberlik Güçleri çatısı altında daha disiplinli ve kurumsal bir yapının korunmasının hedeflenebileceğini ifade etti.


Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
TT

Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)

Lübnan, İsrail ile herhangi bir doğrudan müzakereye girmeden önce ateşkesin kalıcı hale getirilmesini temel koşul olarak öne sürmekteki kararlılığını sürdürüyor. Bu tutum, diplomatik hareketliliğe temkinli bir bekleyiş ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasında Washington'da gerçekleşmesi olası görüşmeye ilişkin çelişkili bilgilerin gölgesinde şekilleniyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan bakanlık kaynakları ateşkesin kırılganlığının devam ettiğini ve askeri operasyonlar ile tahribatın tamamen sona erdirilmesinin henüz sağlanamadığını belirtirken ‘ateşkesin kalıcı hale getirilmesinin her türlü müzakere süreci için zorunlu başlangıç noktası’ olduğunu vurguladılar.

Kaynaklar ayrıca ‘Hizbullah'ın hareketini İsrail’in ihlallerine bağladığına’ dikkati çekerek müzakerelerin başlatılabilmesi ve uygun siyasi ve güvenlik koşullarının oluşturulabilmesi için bu gerekçenin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ettiler.

Öte yandan milletvekili ve bakanlık kaynakları ile siyasi çevreler, Arap ülkelerinin, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam başta olmak üzere üst düzey yetkililerle gerçekleştirilen temaslar ve görüşmeler aracılığıyla iç istikrarı desteklemeye ve Lübnan'ın tutumunu birleştirmeye yönelik kayda değer bir destek sağladıklarını teyit ettiler. Bu diplomatik hareketlilik, devletin temel kurumları arasındaki uyumu güçlendirmeyi ve anayasal mekanizmaları işler kılmayı hedefliyor. Böylece hem iç gerilimin azaltılması hem de istikrarın yeniden tesisi ve İsrail'in Lübnan topraklarından geri çekilmesi için bir daha ele geçmeyebilecek müzakere pozisyonunun sağlamlaştırılması amaçlanıyor.