İran'dan Türkiye'ye Irak'ta garantisiz yeşil ışık

Şarku’l Avsat, PKK’yı tasfiye etme planının ayrıntılarını araştırıyor.

DEAŞ’dan kurtarılmasından üç yıl sonra harabeye dönmüş Sincar'da bir Irak askeri. (AP)
DEAŞ’dan kurtarılmasından üç yıl sonra harabeye dönmüş Sincar'da bir Irak askeri. (AP)
TT

İran'dan Türkiye'ye Irak'ta garantisiz yeşil ışık

DEAŞ’dan kurtarılmasından üç yıl sonra harabeye dönmüş Sincar'da bir Irak askeri. (AP)
DEAŞ’dan kurtarılmasından üç yıl sonra harabeye dönmüş Sincar'da bir Irak askeri. (AP)

Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Bağdat ve Ankara arasındaki çok önemli bir anlaşmanın ortağı olurken, İran da resmin merkezinde yer alıyor. Iraklı ve Türk kaynaklar, yakın zamanda imzalanan anlaşmanın PKK’ya yönelik askeri harekatın ötesine geçerek Gazze savaşından sonra Ortadoğu haritasıyla ilgili kapsamlı düzenlemeleri içerdiğini söylüyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir Türk yetkili, Ankara'nın ‘planının’ bir kısmını ‘Gazze savaşının ertesi günü yaşanacak değişikliklere ve başta Irak olmak üzere bölgede sıfır güvenlik sorunuyla bu değişikliklere uyum sağlama niyetine hazırlık’ olarak açıkladı.

Tahran'ın resmin içinde olması nedeniyle Haşdi Şabi'nin adı, PKK’nın Sincar'daki varlığıyla ilişkilendiriliyor. Ancak PKK ile Şii gruplar arasındaki ‘kan kardeşliği’ Türkiye'nin yeni yolunu engelleyebilir.

Şarku’l Avsat’ın Iraklı kaynaklardan edindiği bilgiler, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın geçen hafta CNN Türk'e verdiği röportajda Haşdi Şabi lideri Falih el-Feyyad'ın adını anarak “Sincar konusunda Irak devleti tarafından finanse edilen resmi bir kurumla anlaşıldı” sözleriyle ortaya koyduğu tabloyla örtüşüyor.

Türkiye bu kez güney sınırındaki kronik gerilimi sona erdirmek için Irak'taki hatırı sayılır siyasi ve askeri ağırlığını ve daha kapsamlı ilişkilerini ortaya koyuyor gibi görünse de Bağdat'taki iç dengeler ve PKK'nın Sincar'da artan etkisi anlaşmanın başarısını tehdit ediyor.

Iraklı kaynaklar, ‘Türkiye'nin kapsamlı hamlesini’, Gazze'deki savaşın sona ermesinin ardından Ortadoğu bölgesinin statüsüne yönelik bölgesel hazırlıkların bir parçası olarak tanımlamakta hemfikir. Kuşkusuz bu da ‘güvenlik gerilim odaklarının tasfiyesini’ gerektiriyor.

avsat

Ne oldu?

Fidan, 13 Mart'ta Bağdat'ta Iraklı mevkidaşı Fuad Hüseyin ve aralarında Falih el-Feyyad ve Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci'nin de bulunduğu güvenlik yetkilileriyle bir araya geldi.

Görüşmenin ardından hükümet tarafından yapılan açıklamada “PKK'nın Irak topraklarındaki varlığı anayasanın ihlali olarak değerlendirilmektedir” denildi. Türkiye bu açıklamayı kutlarken, güvenlik çevreleri PKK’yı ortadan kaldırmak için Süleymaniye'den Sincar'a ve oradan Suriye sınırına kadar 40 kilometrelik bir ‘tampon bölgeden’ söz etti.

O akşam Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Fidan'ın Ankara'ya dönüş uçağına binmedi ve geceyi Irak sınırında, Hakkari'deki 3. Piyade Tümeni karargâhında geçirdi. O gün Ankara, kapsamlı bir plana sahip olduğunun sinyalini verdi.

Türk sıfır saati

Bağdat ve Erbil'deki iki kaynağa göre Ankara, Iraklı kurumlardan yıllardır PKK ile mücadelenin uzun soluklu olduğu ve sonuç vermediği yönünde eleştiriler alıyor. Ayrıca ‘herkesin başını ağrıtan bu sorundan kurtulmak için neden nihai bir askeri operasyon yapılmadığı’ sorusu soruluyor. Ancak sonunda kararlı bir şeyler yapmaya ikna olmuş gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Iraklı kaynaklara göre Fidan Bağdat'a gelmeden önce Bağdat'a, İran'ın PKK ile ilgili yeni durumu kabul etmesini de içeren Türk planının ana hatları hakkında bilgi verildi.

Resmi istişareler başladığında ‘sıfır saati de dahil olmak üzere her şey hazırdı’ diyen Iraklı resmi bir kaynak, “planda yeni olan şey, iki ülke arasında daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde Haşdi Şabi'nin belirli alanlarda destek için bir ortak olması” diye ekledi.

İran'ın Irak'ta PKK'dan kurtulmayı neden kabul ettiği ve bunun nasıl yapılacağı henüz bilinmiyor. Zira PKK militanlarının faaliyetleri 2016'dan bu yana İran için Şam ve Beyrut'a uzanan önemli bir stratejik hat üzerinde İran yanlısı gruplarla çakışıyor.

(foto altı) Sincar Direniş Birlikleri'nin iki üyesi Ummu’z Ziyban köyü yakınlarında DEAŞ savaşçıları tarafından kullanılan bir yola patlayıcı yerleştirirken (arşiv - Reuters)
Sincar Direniş Birlikleri'nin iki üyesi Ummu’z Ziyban köyü yakınlarında DEAŞ savaşçıları tarafından kullanılan bir yola patlayıcı yerleştirirken (arşiv - Reuters)

Ancak Iraklı kaynaklara göre anlaşma, Türkiye'nin Irak'ta Tahran'ı yatıştırmak için Amerikalılarla arabuluculuk yapmasını ve Türkiye'nin garantisiyle İran'ın bölgesel ticarette daha büyük bir rol oynamasını sağlıyor. Anlaşma ayrıca Bağdat'a petrol ihracatı, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bölgesi ve Kerkük'teki işlevsiz durum ve sınır ötesi ticari kalkınmaya daha fazla katılma gibi karmaşık krizlerin üstesinden gelmesine yardımcı olmayı da içeriyor. Özetle bu, ‘çoklu anlaşmalardan oluşan bir sepet’.

Gazze'de ertesi gün Türkiye

Iraklı bir diplomatın askeri operasyonlar sonrası anlaşmanın siyasi boyutunu ‘Gazze savaşı sonrası beklenen değişikliklere kapsamlı hazırlık’ olarak özetlemesi, bir Türk danışmanın Şarku’l Avsat'a Ankara'nın ‘savaşın ertesi günü Gazze ve bölge ülkeleriyle ilgili birkaç maddelik bir dosya’ hazırladığını söylemesiyle örtüşüyor.

Adının açıklanmasını istemeyen Türk yetkili, Dışişleri Bakanlığı ve Türk güvenlik kurumlarının yaklaşık beş ay önce Ankara'nın Gazze savaşının yansımalarıyla başa çıkma ve savaştan sonra beklenen değişikliklere uyum sağlama seçeneklerini içeren bir plan hazırladığını belirterek, Irak ve Suriye'nin ‘bu resmin iki parçası olduğunu’ vurguladı.

Bu bağlamda, Sünni siyasetçi ve eski Ninova Valisi Esil en-Nuceyfi, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte “bölgedeki tüm ülkelerin Gazze savaşının bir sonucu olacağını ve bölgedeki büyük güçlerin stratejisinde değişiklikler olduğunu anladığını” söyledi.

Nuceyfi'ye göre bu değişiklikler, ya yakın gelecekte daha büyük bir role hazırlanmak ya da bu ülkelerin ulusal güvenliğini etkileyebilecek herhangi bir planı önlemek için proaktif adımlar atılmasını gerektiriyor. Nuceyfi, “Türkiye, çıkarlarını geliştirmek için yaptığı hesaplamalarda en stratejik davranan” dedi.

Ancak bir Türk diplomatik kaynak ‘Türkiye'nin Irak'taki askeri operasyonlarının Gazze'deki durumla doğrudan ilgili olduğunu’ reddederek operasyonların Haziran ayında başlayabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Nisan sonunda Bağdat'ı ziyaret etmesi ve ortak operasyon merkezi ile tampon bölgeyi içeren mutabakat zaptını imzalaması bekleniyor. Türk kaynaklara göre Erdoğan döndüğünde ‘sıfır saati gelmiş olacak’.

Şii Koordinasyon Çerçevesi’nden Iraklı bir siyasetçi, Ankara'nın PKK'nın etki alanlarını Irak ve İran'la birlikte bir ‘güvenli ortaklık bölgesine’ dönüştürmek istediğini ve Türklerin ‘bu dosyayla ilgilenen bölgesel oyuncuların Gazze savaşından sonraki güne sıfır gerginlikle ulaşmaları için açık bir istek gösterdiğini’ söyledi.

Bu durum Türkiye'nin neden şimdi Irak'ta ağırlığını koyduğunu açıklayabilir. Nuceyfi, “Türkiye'nin bölgedeki alevli ve belirsiz durumun ortasında ateş topunun kendisine doğru yuvarlanmasını engellemesi gerektiğine” inanıyor ve bu nedenle Irak ve Suriye'yi ‘PKK daha büyük bir krize dönüşmeden önce doğrudan ve güçlü önlemler almaya’ çağırıyor.

Iraklı bir siyasetçi Bağdat'ın söz konusu anlaşmayı, Haşdi Şabi’nin iki ülke arasındaki resmi istişarelerde öne çıkmasına dönüştürdüğünü, ancak planın bu kısmının, özellikle de Sincar'da PKK'ya karşı silahlı bir çatışma senaryosunun ‘halen tartışılmakta olduğunu’ söyledi.

Türkiye'nin planında IKBY'nin dağlık bölgelerinde geniş çaplı bir askeri operasyon yapılması ve Bağdat'ın operasyon sırasında istihbarat desteği, harita, bilgi ve sınır gözetimi sağlaması öngörülüyor.

Ancak Türkiye'nin tampon bölgesinin her iki tarafında yer alan Süleymaniye ve Sincar, İran'ın nüfuz alanıyla çakışıyor ve Ankara'nın farklı siyasi ve güvenlik düzenlemeleri yapmasını gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir Kürt kaynağa göre “Türkler, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani ile yeni bir ilişki kurarak ve Erbil'deki Demokrat Parti ile olan dengesizliği gidermek de dahil olmak üzere onunla ortaklık fırsatlarını araştırarak Süleymaniye'deki PKK'yı etkisiz hale getirmeye çalışıyor.”

Talabani de dahil olmak üzere KYB liderlerinin bölgedeki önemli ülkelerin anlaşmalarıyla ters düşmelerinin zor olduğunu söyleyen Nuceyfi, anlaşmanın şüphesiz İran, Irak ve Türkiye'nin onayını ve IKBY'deki resmi otoriteyi içerdiğine inanıyor.

Sincar'daki düğüm

Ankara'ya muhalif bir Kürt partisiyle varılan uzlaşma İran'ın anlayışıyla başarıya ulaşabilir. Ancak Türkiye'nin anlaşması çerçevesinde Haşdi Şabi’nin devralacağı Sincar'daki tablo daha karmaşık.

Nuceyfi, Şarku'l Avsat'a Şii grupların etkisinin Sincar'la sınırlı olduğunu ve geri kalan bölgelere yayılmadığını söyledi. Çünkü karadaki askeri operasyonların alanı en azından ilk aşamada Sincar'dan uzakta, IKBY'nin içinde olacak. Türkiye, federal hükümetin resmi onayıyla bölgesel yetkililerden daha fazla iş birliği bekliyor.

Yezidi nüfusun çoğunlukta olduğu Türkiye ve Suriye sınırındaki bu bölgede çok sayıda silahlı grup bulunuyor. Bölgedeki yerel bir yetkili “Irak ordusu bile onlardan biriymiş gibi davranıyor” ifadesini kullandı.

(foto altı) Irak ordusunun Sincar Direniş Birlikleri’ne yönelik saldırısının ardından 3 Mayıs 2022'de Sincar'daki bir üstte bir kamyonun üzerinde duran Irak askerleri (AP)
Irak ordusunun Sincar Direniş Birlikleri’ne yönelik saldırısının ardından 3 Mayıs 2022'de Sincar'daki bir üstte bir kamyonun üzerinde duran Irak askerleri (AP)

Sincar'ı ‘iç savaş sırasındaki Beyrut gibi...’ diye tanımlayan yetkili, “Temas hatları yakın ve her zaman savaşmaya hazır olan bölgesel ve yerel çıkarları temsil eden silahlı gruplar arasında silahlar hazır” dedi.

Haşdi Şabi ile PKK yıllardan beri ittifak içinde olduklarını ilan ettiler. Şii bir grup liderinin ifadesiyle DEAŞ'a karşı savaştıkları günlerden beri aralarında bir ‘kan kardeşliği’ oluştu.

‘Kan kardeşliğini’ bozmak

Haşdi Şabi'nin son birkaç yıldır süren bir saha ortaklığından sonra PKK militanlarını nasıl etkisiz hale getirebileceğini görmek zor.

Bu ittifakın niteliğine ilişkin bilgiler farklılık gösteriyor. Şii gruptan iki lider Şarku'l Avsat'a ‘iki taraf arasında bir sinerji olduğunu; Haşdi Şabi'nin lojistik ve askeri hizmet alma karşılığında PKK liderlerine Sincar, Tel Keyf, Ninova Ovası ve Musul'un merkezinde güvenli yerler sağladığını’ söyledi.

Ancak, biri Bağdat'taki etkili bir grubun lideri olan üç saha kaynağına göre, ‘mesele bundan çok daha fazlası, çünkü Haşdi Şabi ile PKK arasındaki ittifak kararı İran’ın kararı.’

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar şunları söyledi: “PKK çok güçlü... Irak'ın tüm güvenlik birimleri PKK'nın gücü ve silahları konusunda doğru bir algıya sahip değil. Irak ordusu bile eski Başbakan Mustafa Kazımi döneminde Sincar'daki militanlarına karşı son iki çatışmada başarısız oldu.”

Kaynaklar, PKK militanlarının geçtiğimiz yıllarda Sincar'da, özellikle de dağlık bölgelerde karmaşık bir tünel ağı kurduğunu iddia etti. Şarku'l Avsat'a konuşan yerel gazeteciler ‘kamyonların şehir meydanlarından tünel açma sahalarına kazı işçileri taşıdığını gözlemleyebildiklerini’ söyledi.

Şarku'l Avsat, Sincar'daki yerel yetkililere ve Şii silahlı grupların üyelerine tünellerle ilgili sorular sordu, ancak cevap vermeyi reddettiler.

Uzman güç

Ninova vilayetinde önde gelen bir siyasetçi, PKK'yı ‘konuşlanma, konumlanma ve kontrolü sıkılaştırma konusunda uzman bir güç’ olarak tanımladı. Bu nedenle Haşdi Şabi'nin PKK'dan nasıl kurtulacağını ya da Türkiye'nin PKK'yı etkisiz hale getirmesine nasıl yardımcı olacağını tahmin etmek zor.

Sincar'ın eski belediye başkanı Mahma Halil, yaklaşık iki yıl önce imzalanan kent için normalleşme anlaşmasını hatırlatarak çözümün ‘istisnasız tüm yabancı militanların sınır dışı edilmesi ve güvenlik yetkisinin Sincar halkına devredilmesi’ olduğuna inanıyor.

Sorun, Halil'in ‘Sincar'a yabancı’ olarak gördüğü silahlı gruplara çok sayıda yerel sakinin katılmasında yatıyor. Saha kaynakları, PKK ile müttefik grupların üyelerinin yaklaşık yüzde 70'inin Sincarlı olduğunu ve aynı durumun Şii gruplar için de geçerli olduğunu söylüyor.

Nuceyfi, PKK'nın varlığının yerel durumu etkileyen bir Irak meselesine dönüşeceğini ve Irak'ın bu iç krizle yüzleşmek için Türkiye'nin yardımına ihtiyaç duyacağını söyledi.

Nuceyfi, sonunda PKK'nın ‘bir manipülasyon aracı ve pazarlık kozundan başka bir şey olmadığını’ anlayacağını ve ‘rolü sona erdiğinde herkesin onu ortadan kaldırmak için iş birliği yapacağını’ ifade etti.

Erbil'deki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) çevreleri ise ‘Haşdi Şabi ile yapılan anlaşmanın ona karşı bir argüman oluşturmak olduğunu’ düşünüyor. Sincar'daki güvenlik dosyasıyla bağlantılı bir Kürt lider şunları söyledi: “Haşdi Şabi, PKK’yı etkisiz hale getirmeyi başaramadığında Türkiye’nin Sincar'da askeri bir operasyonu meşrulaştırmaya çalışacağını hissediyorum. Türkiye, ‘sizi iki ülkeye yönelik en büyük tehditle yüzleşmeniz için bıraktık, ancak başarılı olamadınız’ diyecek.”

Şii grupların Irak hükümetinin PKK konusunda Türkiye ile vardığı anlaşmaya bağlılığına şüpheyle yaklaşan Nuceyfi, “İki taraf arasındaki toplantıların formatı resmi makamların Sincar'daki aktörlerle arabulucu olduğunu gösterse de, şimdi soru şu: Gruplar devletin direktiflerine uyacak mı?” ifadesini kullandı.

Tampon bölge

Bir soru daha var: Haşdi Şabi, PKK militanlarını nasıl etkisiz hale getirecek?

Eski Başbakan Nuri el-Maliki bir televizyon röportajında “Sincar'da halka zarar verdikleri sürece PKK militanlarıyla yüzleşmek gerektiğini, ancak PKK’ya karşı Türkiye ile iş birliğinin nasıl olacağını tam olarak bilmediğini” söyledi.

Adının açıklanmasını istemeyen bir Şii siyasetçi “İran'ın yeşil ışık yakması belirleyici değil. Tahran Türkiye'yle iyi bir anlaşma yapmak istiyor ama Türkiye'ye açık çek vermeyeceği gibi Irak'taki silahlı nüfuzunu da riske atmayacaktır. İran süreci izliyor ve gelişmelere göre her şey değişebilir. Şu anda bildiğimiz Sincar'da sınırlı bir uzlaşma olduğu” ifadelerini kullandı.

Sincar'daki yerel kaynaklar Sincar'dan Suriye sınırına doğru göreceli bir göç hareketi kaydetti. Kaynaklar, ‘PKK içindeki etkili liderlerin sahadaki gelişmelerden haberdar olur olmaz aileleriyle birlikte bölgeyi terk etmeye başladıklarını’ öne sürdü.

Aynı zamanda kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Haşdi Şabi'nin yerel PKK unsurlarını Şii gruplar arasında konuşlandıracağını açıkladı. Şii liderlerin bakış açısına göre bu, ‘PKK’dan görünürde kurtulmak için en iyi çözüm’ ve aynı zamanda ‘KDP’ye sadık Kürt güçleri pahasına Sincar üzerinde tam kontrol’ sağlayacak.

Bu şu ana kadar ne anlama geliyor? Haşdi Şabi, Irak, İran ve Türkiye için stratejik bir bölgede nüfuzunu güçlendirmek amacıyla Türkiye'nin anlaşmasını kullanacaktır. Askeri operasyon varsayımsal olarak PKK militanlarının IKBY dağlarından atılmasıyla sona erecek. Ancak Tahran ‘kritik bir anda beklenmedik bir kart’ oynamazsa, Bağdat'taki siyasi ve diplomatik danışmanların tanımladığı gibi, Türkler ve İranlılar arasındaki karmaşık ortaklıklardan farklı bir modelde, Türk tampon bölgesini İranlı grupların konuşlandığı İran şeridi ile Suriye'nin batısında birleştirecek.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.