İran'dan Türkiye'ye Irak'ta garantisiz yeşil ışık

Şarku’l Avsat, PKK’yı tasfiye etme planının ayrıntılarını araştırıyor.

DEAŞ’dan kurtarılmasından üç yıl sonra harabeye dönmüş Sincar'da bir Irak askeri. (AP)
DEAŞ’dan kurtarılmasından üç yıl sonra harabeye dönmüş Sincar'da bir Irak askeri. (AP)
TT

İran'dan Türkiye'ye Irak'ta garantisiz yeşil ışık

DEAŞ’dan kurtarılmasından üç yıl sonra harabeye dönmüş Sincar'da bir Irak askeri. (AP)
DEAŞ’dan kurtarılmasından üç yıl sonra harabeye dönmüş Sincar'da bir Irak askeri. (AP)

Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Bağdat ve Ankara arasındaki çok önemli bir anlaşmanın ortağı olurken, İran da resmin merkezinde yer alıyor. Iraklı ve Türk kaynaklar, yakın zamanda imzalanan anlaşmanın PKK’ya yönelik askeri harekatın ötesine geçerek Gazze savaşından sonra Ortadoğu haritasıyla ilgili kapsamlı düzenlemeleri içerdiğini söylüyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir Türk yetkili, Ankara'nın ‘planının’ bir kısmını ‘Gazze savaşının ertesi günü yaşanacak değişikliklere ve başta Irak olmak üzere bölgede sıfır güvenlik sorunuyla bu değişikliklere uyum sağlama niyetine hazırlık’ olarak açıkladı.

Tahran'ın resmin içinde olması nedeniyle Haşdi Şabi'nin adı, PKK’nın Sincar'daki varlığıyla ilişkilendiriliyor. Ancak PKK ile Şii gruplar arasındaki ‘kan kardeşliği’ Türkiye'nin yeni yolunu engelleyebilir.

Şarku’l Avsat’ın Iraklı kaynaklardan edindiği bilgiler, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın geçen hafta CNN Türk'e verdiği röportajda Haşdi Şabi lideri Falih el-Feyyad'ın adını anarak “Sincar konusunda Irak devleti tarafından finanse edilen resmi bir kurumla anlaşıldı” sözleriyle ortaya koyduğu tabloyla örtüşüyor.

Türkiye bu kez güney sınırındaki kronik gerilimi sona erdirmek için Irak'taki hatırı sayılır siyasi ve askeri ağırlığını ve daha kapsamlı ilişkilerini ortaya koyuyor gibi görünse de Bağdat'taki iç dengeler ve PKK'nın Sincar'da artan etkisi anlaşmanın başarısını tehdit ediyor.

Iraklı kaynaklar, ‘Türkiye'nin kapsamlı hamlesini’, Gazze'deki savaşın sona ermesinin ardından Ortadoğu bölgesinin statüsüne yönelik bölgesel hazırlıkların bir parçası olarak tanımlamakta hemfikir. Kuşkusuz bu da ‘güvenlik gerilim odaklarının tasfiyesini’ gerektiriyor.

avsat

Ne oldu?

Fidan, 13 Mart'ta Bağdat'ta Iraklı mevkidaşı Fuad Hüseyin ve aralarında Falih el-Feyyad ve Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci'nin de bulunduğu güvenlik yetkilileriyle bir araya geldi.

Görüşmenin ardından hükümet tarafından yapılan açıklamada “PKK'nın Irak topraklarındaki varlığı anayasanın ihlali olarak değerlendirilmektedir” denildi. Türkiye bu açıklamayı kutlarken, güvenlik çevreleri PKK’yı ortadan kaldırmak için Süleymaniye'den Sincar'a ve oradan Suriye sınırına kadar 40 kilometrelik bir ‘tampon bölgeden’ söz etti.

O akşam Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Fidan'ın Ankara'ya dönüş uçağına binmedi ve geceyi Irak sınırında, Hakkari'deki 3. Piyade Tümeni karargâhında geçirdi. O gün Ankara, kapsamlı bir plana sahip olduğunun sinyalini verdi.

Türk sıfır saati

Bağdat ve Erbil'deki iki kaynağa göre Ankara, Iraklı kurumlardan yıllardır PKK ile mücadelenin uzun soluklu olduğu ve sonuç vermediği yönünde eleştiriler alıyor. Ayrıca ‘herkesin başını ağrıtan bu sorundan kurtulmak için neden nihai bir askeri operasyon yapılmadığı’ sorusu soruluyor. Ancak sonunda kararlı bir şeyler yapmaya ikna olmuş gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Iraklı kaynaklara göre Fidan Bağdat'a gelmeden önce Bağdat'a, İran'ın PKK ile ilgili yeni durumu kabul etmesini de içeren Türk planının ana hatları hakkında bilgi verildi.

Resmi istişareler başladığında ‘sıfır saati de dahil olmak üzere her şey hazırdı’ diyen Iraklı resmi bir kaynak, “planda yeni olan şey, iki ülke arasında daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde Haşdi Şabi'nin belirli alanlarda destek için bir ortak olması” diye ekledi.

İran'ın Irak'ta PKK'dan kurtulmayı neden kabul ettiği ve bunun nasıl yapılacağı henüz bilinmiyor. Zira PKK militanlarının faaliyetleri 2016'dan bu yana İran için Şam ve Beyrut'a uzanan önemli bir stratejik hat üzerinde İran yanlısı gruplarla çakışıyor.

(foto altı) Sincar Direniş Birlikleri'nin iki üyesi Ummu’z Ziyban köyü yakınlarında DEAŞ savaşçıları tarafından kullanılan bir yola patlayıcı yerleştirirken (arşiv - Reuters)
Sincar Direniş Birlikleri'nin iki üyesi Ummu’z Ziyban köyü yakınlarında DEAŞ savaşçıları tarafından kullanılan bir yola patlayıcı yerleştirirken (arşiv - Reuters)

Ancak Iraklı kaynaklara göre anlaşma, Türkiye'nin Irak'ta Tahran'ı yatıştırmak için Amerikalılarla arabuluculuk yapmasını ve Türkiye'nin garantisiyle İran'ın bölgesel ticarette daha büyük bir rol oynamasını sağlıyor. Anlaşma ayrıca Bağdat'a petrol ihracatı, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bölgesi ve Kerkük'teki işlevsiz durum ve sınır ötesi ticari kalkınmaya daha fazla katılma gibi karmaşık krizlerin üstesinden gelmesine yardımcı olmayı da içeriyor. Özetle bu, ‘çoklu anlaşmalardan oluşan bir sepet’.

Gazze'de ertesi gün Türkiye

Iraklı bir diplomatın askeri operasyonlar sonrası anlaşmanın siyasi boyutunu ‘Gazze savaşı sonrası beklenen değişikliklere kapsamlı hazırlık’ olarak özetlemesi, bir Türk danışmanın Şarku’l Avsat'a Ankara'nın ‘savaşın ertesi günü Gazze ve bölge ülkeleriyle ilgili birkaç maddelik bir dosya’ hazırladığını söylemesiyle örtüşüyor.

Adının açıklanmasını istemeyen Türk yetkili, Dışişleri Bakanlığı ve Türk güvenlik kurumlarının yaklaşık beş ay önce Ankara'nın Gazze savaşının yansımalarıyla başa çıkma ve savaştan sonra beklenen değişikliklere uyum sağlama seçeneklerini içeren bir plan hazırladığını belirterek, Irak ve Suriye'nin ‘bu resmin iki parçası olduğunu’ vurguladı.

Bu bağlamda, Sünni siyasetçi ve eski Ninova Valisi Esil en-Nuceyfi, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte “bölgedeki tüm ülkelerin Gazze savaşının bir sonucu olacağını ve bölgedeki büyük güçlerin stratejisinde değişiklikler olduğunu anladığını” söyledi.

Nuceyfi'ye göre bu değişiklikler, ya yakın gelecekte daha büyük bir role hazırlanmak ya da bu ülkelerin ulusal güvenliğini etkileyebilecek herhangi bir planı önlemek için proaktif adımlar atılmasını gerektiriyor. Nuceyfi, “Türkiye, çıkarlarını geliştirmek için yaptığı hesaplamalarda en stratejik davranan” dedi.

Ancak bir Türk diplomatik kaynak ‘Türkiye'nin Irak'taki askeri operasyonlarının Gazze'deki durumla doğrudan ilgili olduğunu’ reddederek operasyonların Haziran ayında başlayabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Nisan sonunda Bağdat'ı ziyaret etmesi ve ortak operasyon merkezi ile tampon bölgeyi içeren mutabakat zaptını imzalaması bekleniyor. Türk kaynaklara göre Erdoğan döndüğünde ‘sıfır saati gelmiş olacak’.

Şii Koordinasyon Çerçevesi’nden Iraklı bir siyasetçi, Ankara'nın PKK'nın etki alanlarını Irak ve İran'la birlikte bir ‘güvenli ortaklık bölgesine’ dönüştürmek istediğini ve Türklerin ‘bu dosyayla ilgilenen bölgesel oyuncuların Gazze savaşından sonraki güne sıfır gerginlikle ulaşmaları için açık bir istek gösterdiğini’ söyledi.

Bu durum Türkiye'nin neden şimdi Irak'ta ağırlığını koyduğunu açıklayabilir. Nuceyfi, “Türkiye'nin bölgedeki alevli ve belirsiz durumun ortasında ateş topunun kendisine doğru yuvarlanmasını engellemesi gerektiğine” inanıyor ve bu nedenle Irak ve Suriye'yi ‘PKK daha büyük bir krize dönüşmeden önce doğrudan ve güçlü önlemler almaya’ çağırıyor.

Iraklı bir siyasetçi Bağdat'ın söz konusu anlaşmayı, Haşdi Şabi’nin iki ülke arasındaki resmi istişarelerde öne çıkmasına dönüştürdüğünü, ancak planın bu kısmının, özellikle de Sincar'da PKK'ya karşı silahlı bir çatışma senaryosunun ‘halen tartışılmakta olduğunu’ söyledi.

Türkiye'nin planında IKBY'nin dağlık bölgelerinde geniş çaplı bir askeri operasyon yapılması ve Bağdat'ın operasyon sırasında istihbarat desteği, harita, bilgi ve sınır gözetimi sağlaması öngörülüyor.

Ancak Türkiye'nin tampon bölgesinin her iki tarafında yer alan Süleymaniye ve Sincar, İran'ın nüfuz alanıyla çakışıyor ve Ankara'nın farklı siyasi ve güvenlik düzenlemeleri yapmasını gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir Kürt kaynağa göre “Türkler, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani ile yeni bir ilişki kurarak ve Erbil'deki Demokrat Parti ile olan dengesizliği gidermek de dahil olmak üzere onunla ortaklık fırsatlarını araştırarak Süleymaniye'deki PKK'yı etkisiz hale getirmeye çalışıyor.”

Talabani de dahil olmak üzere KYB liderlerinin bölgedeki önemli ülkelerin anlaşmalarıyla ters düşmelerinin zor olduğunu söyleyen Nuceyfi, anlaşmanın şüphesiz İran, Irak ve Türkiye'nin onayını ve IKBY'deki resmi otoriteyi içerdiğine inanıyor.

Sincar'daki düğüm

Ankara'ya muhalif bir Kürt partisiyle varılan uzlaşma İran'ın anlayışıyla başarıya ulaşabilir. Ancak Türkiye'nin anlaşması çerçevesinde Haşdi Şabi’nin devralacağı Sincar'daki tablo daha karmaşık.

Nuceyfi, Şarku'l Avsat'a Şii grupların etkisinin Sincar'la sınırlı olduğunu ve geri kalan bölgelere yayılmadığını söyledi. Çünkü karadaki askeri operasyonların alanı en azından ilk aşamada Sincar'dan uzakta, IKBY'nin içinde olacak. Türkiye, federal hükümetin resmi onayıyla bölgesel yetkililerden daha fazla iş birliği bekliyor.

Yezidi nüfusun çoğunlukta olduğu Türkiye ve Suriye sınırındaki bu bölgede çok sayıda silahlı grup bulunuyor. Bölgedeki yerel bir yetkili “Irak ordusu bile onlardan biriymiş gibi davranıyor” ifadesini kullandı.

(foto altı) Irak ordusunun Sincar Direniş Birlikleri’ne yönelik saldırısının ardından 3 Mayıs 2022'de Sincar'daki bir üstte bir kamyonun üzerinde duran Irak askerleri (AP)
Irak ordusunun Sincar Direniş Birlikleri’ne yönelik saldırısının ardından 3 Mayıs 2022'de Sincar'daki bir üstte bir kamyonun üzerinde duran Irak askerleri (AP)

Sincar'ı ‘iç savaş sırasındaki Beyrut gibi...’ diye tanımlayan yetkili, “Temas hatları yakın ve her zaman savaşmaya hazır olan bölgesel ve yerel çıkarları temsil eden silahlı gruplar arasında silahlar hazır” dedi.

Haşdi Şabi ile PKK yıllardan beri ittifak içinde olduklarını ilan ettiler. Şii bir grup liderinin ifadesiyle DEAŞ'a karşı savaştıkları günlerden beri aralarında bir ‘kan kardeşliği’ oluştu.

‘Kan kardeşliğini’ bozmak

Haşdi Şabi'nin son birkaç yıldır süren bir saha ortaklığından sonra PKK militanlarını nasıl etkisiz hale getirebileceğini görmek zor.

Bu ittifakın niteliğine ilişkin bilgiler farklılık gösteriyor. Şii gruptan iki lider Şarku'l Avsat'a ‘iki taraf arasında bir sinerji olduğunu; Haşdi Şabi'nin lojistik ve askeri hizmet alma karşılığında PKK liderlerine Sincar, Tel Keyf, Ninova Ovası ve Musul'un merkezinde güvenli yerler sağladığını’ söyledi.

Ancak, biri Bağdat'taki etkili bir grubun lideri olan üç saha kaynağına göre, ‘mesele bundan çok daha fazlası, çünkü Haşdi Şabi ile PKK arasındaki ittifak kararı İran’ın kararı.’

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar şunları söyledi: “PKK çok güçlü... Irak'ın tüm güvenlik birimleri PKK'nın gücü ve silahları konusunda doğru bir algıya sahip değil. Irak ordusu bile eski Başbakan Mustafa Kazımi döneminde Sincar'daki militanlarına karşı son iki çatışmada başarısız oldu.”

Kaynaklar, PKK militanlarının geçtiğimiz yıllarda Sincar'da, özellikle de dağlık bölgelerde karmaşık bir tünel ağı kurduğunu iddia etti. Şarku'l Avsat'a konuşan yerel gazeteciler ‘kamyonların şehir meydanlarından tünel açma sahalarına kazı işçileri taşıdığını gözlemleyebildiklerini’ söyledi.

Şarku'l Avsat, Sincar'daki yerel yetkililere ve Şii silahlı grupların üyelerine tünellerle ilgili sorular sordu, ancak cevap vermeyi reddettiler.

Uzman güç

Ninova vilayetinde önde gelen bir siyasetçi, PKK'yı ‘konuşlanma, konumlanma ve kontrolü sıkılaştırma konusunda uzman bir güç’ olarak tanımladı. Bu nedenle Haşdi Şabi'nin PKK'dan nasıl kurtulacağını ya da Türkiye'nin PKK'yı etkisiz hale getirmesine nasıl yardımcı olacağını tahmin etmek zor.

Sincar'ın eski belediye başkanı Mahma Halil, yaklaşık iki yıl önce imzalanan kent için normalleşme anlaşmasını hatırlatarak çözümün ‘istisnasız tüm yabancı militanların sınır dışı edilmesi ve güvenlik yetkisinin Sincar halkına devredilmesi’ olduğuna inanıyor.

Sorun, Halil'in ‘Sincar'a yabancı’ olarak gördüğü silahlı gruplara çok sayıda yerel sakinin katılmasında yatıyor. Saha kaynakları, PKK ile müttefik grupların üyelerinin yaklaşık yüzde 70'inin Sincarlı olduğunu ve aynı durumun Şii gruplar için de geçerli olduğunu söylüyor.

Nuceyfi, PKK'nın varlığının yerel durumu etkileyen bir Irak meselesine dönüşeceğini ve Irak'ın bu iç krizle yüzleşmek için Türkiye'nin yardımına ihtiyaç duyacağını söyledi.

Nuceyfi, sonunda PKK'nın ‘bir manipülasyon aracı ve pazarlık kozundan başka bir şey olmadığını’ anlayacağını ve ‘rolü sona erdiğinde herkesin onu ortadan kaldırmak için iş birliği yapacağını’ ifade etti.

Erbil'deki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) çevreleri ise ‘Haşdi Şabi ile yapılan anlaşmanın ona karşı bir argüman oluşturmak olduğunu’ düşünüyor. Sincar'daki güvenlik dosyasıyla bağlantılı bir Kürt lider şunları söyledi: “Haşdi Şabi, PKK’yı etkisiz hale getirmeyi başaramadığında Türkiye’nin Sincar'da askeri bir operasyonu meşrulaştırmaya çalışacağını hissediyorum. Türkiye, ‘sizi iki ülkeye yönelik en büyük tehditle yüzleşmeniz için bıraktık, ancak başarılı olamadınız’ diyecek.”

Şii grupların Irak hükümetinin PKK konusunda Türkiye ile vardığı anlaşmaya bağlılığına şüpheyle yaklaşan Nuceyfi, “İki taraf arasındaki toplantıların formatı resmi makamların Sincar'daki aktörlerle arabulucu olduğunu gösterse de, şimdi soru şu: Gruplar devletin direktiflerine uyacak mı?” ifadesini kullandı.

Tampon bölge

Bir soru daha var: Haşdi Şabi, PKK militanlarını nasıl etkisiz hale getirecek?

Eski Başbakan Nuri el-Maliki bir televizyon röportajında “Sincar'da halka zarar verdikleri sürece PKK militanlarıyla yüzleşmek gerektiğini, ancak PKK’ya karşı Türkiye ile iş birliğinin nasıl olacağını tam olarak bilmediğini” söyledi.

Adının açıklanmasını istemeyen bir Şii siyasetçi “İran'ın yeşil ışık yakması belirleyici değil. Tahran Türkiye'yle iyi bir anlaşma yapmak istiyor ama Türkiye'ye açık çek vermeyeceği gibi Irak'taki silahlı nüfuzunu da riske atmayacaktır. İran süreci izliyor ve gelişmelere göre her şey değişebilir. Şu anda bildiğimiz Sincar'da sınırlı bir uzlaşma olduğu” ifadelerini kullandı.

Sincar'daki yerel kaynaklar Sincar'dan Suriye sınırına doğru göreceli bir göç hareketi kaydetti. Kaynaklar, ‘PKK içindeki etkili liderlerin sahadaki gelişmelerden haberdar olur olmaz aileleriyle birlikte bölgeyi terk etmeye başladıklarını’ öne sürdü.

Aynı zamanda kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Haşdi Şabi'nin yerel PKK unsurlarını Şii gruplar arasında konuşlandıracağını açıkladı. Şii liderlerin bakış açısına göre bu, ‘PKK’dan görünürde kurtulmak için en iyi çözüm’ ve aynı zamanda ‘KDP’ye sadık Kürt güçleri pahasına Sincar üzerinde tam kontrol’ sağlayacak.

Bu şu ana kadar ne anlama geliyor? Haşdi Şabi, Irak, İran ve Türkiye için stratejik bir bölgede nüfuzunu güçlendirmek amacıyla Türkiye'nin anlaşmasını kullanacaktır. Askeri operasyon varsayımsal olarak PKK militanlarının IKBY dağlarından atılmasıyla sona erecek. Ancak Tahran ‘kritik bir anda beklenmedik bir kart’ oynamazsa, Bağdat'taki siyasi ve diplomatik danışmanların tanımladığı gibi, Türkler ve İranlılar arasındaki karmaşık ortaklıklardan farklı bir modelde, Türk tampon bölgesini İranlı grupların konuşlandığı İran şeridi ile Suriye'nin batısında birleştirecek.



Suriye Savunma Bakanlığı: Ateşkes 15 gün daha uzatıldı

Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
TT

Suriye Savunma Bakanlığı: Ateşkes 15 gün daha uzatıldı

Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün, Suriye Arap Ordusu'nun operasyonlarının tüm bölgelerinde ateşkesin 15 gün daha uzatıldığını duyurdu.

Bakanlık açıklamasında, ateşkes uzatmasının 24 Ocak 2026 saat 23:00 itibarı ile başlayacağını belirtti.

Bakanlık, uzatmanın "ABD'nin DEAŞ mahkumlarını SDG hapishanelerinden Irak'a transfer etme operasyonuna destek amacıyla" verildiğini belirtti.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, SDG’nin, Kandil Dağları'ndan Haseke vilayetine Kürdistan İşçi Partisi (PKK) milislerinden takviye birlikleri getirdiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın resmi El-İhbariya TV kanalından aktardığına göre Komutanlık açıklamasında, "SDG, kontrolü altındaki bölgelerde, politikalarına karşı çıkan herkesi tutuklayarak, zorla yerinden ederek ve işkence ederek yaygın ihlallere devam ediyor" denildi.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı, SDG ve PKK milislerini provokasyonlarına devam etmemeleri ve yalan ve kurgulanmış görüntüler yaymamaları konusunda uyardı. Komutanlık, "Sahadaki durumu inceliyor ve operasyonel koşulları değerlendirerek bir sonraki adımımızı belirliyoruz" ifadelerini kullandı.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı, ilgili bakanlıklarla iş birliği içinde, çatışmalardan etkilenenlere destek ve yardım sağlamak amacıyla önümüzdeki saatlerde insani yardım koridorlarının açılacağını vurguladı.

Ajans, ordunun "tüm Suriye toplumu için koruyucu kalkan olacağını, Suriye topraklarının birliğini koruyacağını ve sınır ötesi tüm terörist projelere karşı duracağını" belirtti.

Bugün erken saatlerde Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa, ateşkes anlaşması kapsamında SDG'ye verilen sürenin dolduğunu ve hükümetin sonraki adımlarını değerlendirdiğini söyledi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı ise "tüm seçeneklerin masada olduğunu, aynı zamanda hukukun uygulanması ve ülkenin birleştirilmesi için gerilimin azaltılması ve diyalog yolunun izlendiğini" ifade etti.


Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
TT

Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)

Bilgi sahibi iki kaynak, ABD’li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner’in, Gazze Şeridi başta olmak üzere bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere bugün İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelmek için ülkede bulunduğunu bildirdi. Aynı gün Gazze’de iki yeni şiddet olayı yaşandığı açıklandı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, bölgedeki gelişmeler uluslararası kamuoyunun gündeminde yer almaya devam ediyor.

ABD, perşembe günü, sıfırdan inşa edilecek ‘yeni bir Gazze’ planını duyurdu. Planın, konutlar, veri merkezleri ve sahil şeridinde tatil tesislerini kapsadığı belirtildi. Bu girişimin, İsrail ile Hamas arasında, sık sık ihlallerle sekteye uğrayan ateşkes anlaşmasını ilerletme amacı taşıyan ABD Başkanı Donald Trump’ın çabaları kapsamında gündeme geldiği ifade edildi.

Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, bugün yaptığı açıklamada, biri kuzeyde olmak üzere iki ayrı olayda, aralarında iki çocuğun da bulunduğu üç kişinin İsrail ateşi sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlığın verilerine göre, savaşın başlamasından bu yana Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bin 654’e ulaştı.

Netanyahu’nun ofisinden bir sözcü, taraflar arasında bir toplantı yapılacağını doğruladı ancak görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

İsrail’in yürüttüğü savaş nedeniyle Gazze Şeridi’nin büyük bölümü yıkıma uğradı. ABD destekli Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü yaptığı açıklamada, Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta açılacağını söyledi. Kapı, nüfusu iki milyonu aşan Gazze halkı için fiilen bölgeye giriş ve çıkışın tek yolu konumunda bulunuyor.

Reuters’a konuşan üç kaynağa göre İsrail, Mısır üzerinden Refah Sınır Kapısı’ndan Gazze’ye dönecek Filistinlilerin sayısını sınırlamak istiyor. Bu çerçevede, Gazze Şeridi’nden çıkan Filistinlilerin sayısının, bölgeye girenlerden fazla olması hedefleniyor.

Refah Sınır Kapısı’nın, Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik planının ilk aşamasında açılması öngörülüyordu. ABD, bu ay planın ikinci aşamasına geçildiğini açıklamıştı. Söz konusu aşamada İsrail’in Gazze’den asker çekmesi ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesi bekleniyor. İsrail ordusu, 2024 yılından bu yana sınır kapısının Filistin tarafını kontrol ediyor.


Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
TT

Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı

Hala en-Naci

Bugün ‘Gazze Rivierası’ ya da ‘Yeni Gazze” adıyla tanıtımı yapılan proje, sadece bir kentsel konsept veya ertelenmiş bir kalkınma hayali değil, Filistin bağlamını açıkça dışlayan, toprak, insan ve kentleşmeyi yeniden tanımlayan eksiksiz bir siyasi projedir. Zarif sunumlarla tanıtılan ve kendisini ‘Barış Konseyi’nin başkanı ilan eden ABD Başkanı Donald Trump tarafından ‘deniz kenarında harika bir mülk’ olarak tanımlanan ve damadı Jared Kushner’in iş çevrelerinde pazarladığı bu proje, “Filistinliler nasıl yaşayacak?” sorusuna yanıt aramak yerine, “Gazze nasıl verimli bir yatırım projesine dönüştürülebilir?” sorusunun cevabına odaklanıyor.

Gazze'yi soyup yatırım amaçlı bir mülk haline getirmek

Bu projede Gazze, tarihi zengin, sosyal ilişkilere, çatışma geçmişine ve hatıralara sahip kalabalık bir şehir olarak değil, bir yatırım yeri olarak görülüyor. Bu yeni kent inşa etme fantezisine göre Gazze, orada yaşayanlar silinip, yeniden şekillendirilebilecek boş bir alan olarak lanse ediliyor. Sanki son birkaç ayda yaşananlar sistematik bir imha değil de gelecek için zemin hazırlayan gerekli bir yıkım ve boşaltma süreciymiş gibi.

Gazze siyasi, kültürel, sosyal ve insani tüm sahip olduklarından arındırılıp otellere, mali fırsatlara, sahil şeridine ve gayrimenkul geliştirmeye indirgendiğinde, orijinal sakinleri dışlayan ve onları potansiyel yararlanıcılar ve tüketiciler olarak soyut bir şekilde sunan bir piyasa dili ve ticari eylem ortaya çıkıyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor. Bu çerçevede insanlıklarından ve iradelerinden mahrum bırakılan Filistinliler, sınıflandırma, nakil, kontrol ve idare gibi otoriter önlemlere tabi bir nüfusa indirgeniyor.

Söz konusu projenin duyurusunda verilen ayrıntılara göre İsrail tarafından Filistinlilerin, inşa edilmesi planlanan köylerde ve kapalı topluluklar olarak ikamet etmeye hak kazananların belirlendiği bir tarama sürecine tabi tutulmaları kararlaştırıldı. Bu, yerli nüfusun, kimin kalmasına izin verileceği ve kimin dışlanacağına ilişkin kendi kaderini belirleme sürecinden sistematik olarak dışlanması anlamına geliyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere, siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor.

Ayrıca, kapalı ve izlenen konut kompleksleri fikri, sıkı konut düzenlemeleri, izinler ve şartlı hizmetler yoluyla yönetilecek olan Gazze'nin modern bir hapishane biçimidir. Bu anlamda, şehir Filistinliler için değil, onların üzerine inşa edilmektedir. Filistinliler, kendilerinin tasarlamadığı bir forma, seçmedikleri bir yaşam tarzına ve kendilerine benzemeyen bir şehre uyum sağlamak zorunda bırakılıyor.

Buradaki planlama, “İnsanlar nasıl yaşıyor? Nasıl çalışıyorlar? Nasıl bir arada bulunuyorlar?” gibi günlük yaşama dair sorularla ilgilenmiyor. Daha ziyade “Nerede olmalılar? Nasıl kontrol edilebilirler? Nasıl susturulabilirler? Nasıl tekrar siyasi bir sorun haline gelmelerini engelleyebiliriz?” gibi kontrolle ilgili sorulardan yola çıkıyor.

Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)

Proje, ne bu yerin tarihine, ne kültürüne, ne de kolektif hafızasına dayanıyor. Yok edilen mahallelerin, isimlerin, akrabalık bağlarının, on yıllarca süren kuşatma sonucu şekillenen geçim ekonomisinin hiçbir izi yok. Projede yer alan bu şehir, anlamından arındırılmış bir araziye yapıştırılmış, hazır fikir olarak ithal edilmiş bir şehir. Bu şehir, Filistin gerçekliğine değil, sahil şeridi, kuleler, oteller ve tüketim alanları gibi yatırımcıların hayal gücüne dayalı olarak tasarlanmış bir şehir.

Dolayısıyla Yeni Gazze projesi, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünmektedir. Bu şehir, arkasında derin bir boşluğu gizleyen cilalı  cephedir: anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu. Bu şehir, sakinlerini varlığının bir koşulu değil, kalkınmanın önünde bir engelmiş gibi görüyor. Bu da özünde, günümüz dilinde yeniden üretilen eski bir sömürge mantığını, yani ‘halkı olmayan bir toprak ya da toprağın yatırım yapılabilir hale gelmesi için görünmez kılınması gereken bir halk’ düşüncesini yansıtıyor.

Vatandaşlıktan nüfus yönetimine

Yeni Gazze projesinin en tehlikeli yönü, gelecekteki şekli veya pazarlama dili değil, politikasında yer alan, vatandaşlık fikrinden nüfus yönetimi mantığına geçişi simgeleyen egemenlik mantığıdır. Bu vizyonda Filistinliler, kendi kaderini tayin etme hakkına sahip bir siyasi grup olarak ya da toprak ve şehirlerin sahipleri olarak değil, hareket ve varoluşları açısından organize edilmesi, dağıtılması ve kontrol edilmesi gereken bir insan kitlesi olarak görülüyor. Kullanılan dil bu değişimi açıkça ortaya koyuyor. Konuşma mahalleler, açık şehirler veya yaşayabilir bir kentsel doku hakkında değil, kapalı konut kompleksleri, model köyler ve bölge sakinlerinin İsrail makamları tarafından sınıflandırıldıktan sonra burada kalıp kalmayacaklarının kararlaştırılması hakkında yapılıyor.

Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)

Bu terimler, genel olarak, sivil ve kentsel planlama sözlüğüne ait olmaktan çok, kontrol sözlüğüne aittir. Bunlar, nüfusun izole edildiği, yerlerinin belirlendiği ve hayatlarının dışarıdan yönetildiği kamplar, rezervler ve kontrol bölgeleri gibi askeri bağlamlarda tarihsel olarak kullanılan kelimeleri yeniden üretir.

Kentsel eylem bağlamında bile, bu kentsel planlama değildir, çünkü planlama esasen sakinlerin katılımını, yaşam tarzlarının tanınmasını ve sosyal ve ekonomik ağlarının üzerine inşa edilmesini gerektirir. Ancak burada, önceden tasarlanmış ve daha sonra insanlara dayatılan zorlayıcı bir sosyal mühendislikle karşı karşıyayız. Şehir içinden büyümez, yukarıdan dayatılır. Günlük deneyimlerle şekillenmez, nüfusun tasarımla çözülebilecek teknik bir sorun olduğunu varsayan hazır planlarla şekillenir.

Planın en tehlikeli yönü ise, bu şiddetin şiddet olarak sunulmaması, aksine yumuşak insani bir dil ile örtbas edilmesi: yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak bu dilin ardında, Filistinlilerin yaşamı, siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak ve kontrol ve gözetim altında tutulan idari bir meseleye indirgenecek şekilde yeniden düzenleniyor.

Cezalandırma aracı olarak şehir: itaat et hayatta kal

Yeni Gazze projesinin arkasındaki üstü kapalı denklem açıkça belirtilmemiş olsa da bu, olayların dışında kalanların belirlediği bir modele göre yaşamayı kabul etmek demek ve bu kabul, hayat karşılığında elde edilir. Sadece boyun eğmek Filistinlileri ölümden, yerinden edilmeden ve yavaş yavaş yok olmaktan kurtarabilir.

Yeni Gazze, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünüyor. Arkasında anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu gibi derin bir boşluğu gizleyen cilalı cephe.

Bu bağlamda proje, bölge sakinleri için doğal bir hak ya da önceki yaşamlarının bir uzantısı olarak değil, hayatta kalmak için şartlı bir alternatif olarak sunuluyor. Burada hayatta kalmak, onurlu bir yaşam anlamına gelmiyor, sadece hayatta kalmak anlamına gelir. Böylece konut, yaşam alanı olmaktan çıkıp bir disiplin mekanizmasına dönüşür. Ev artık mahremiyet, hatıralar veya felaket sonrası kendini yeniden inşa etme yeri değil, hareketleri izleyen, sosyal toplantıları sınırlayan ve özgürlüğü değil, asgari istikrarı sağlamak için sosyal ilişkileri yeniden şekillendiren daha büyük bir sistem içinde kontrol edilen bir konut birimidir.

Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)

Bu mantığa göre, şehir başka yollarla şiddeti sürdürmek için bir araç olarak kullanılıyor. Zorla yıkıldıktan sonra, halkın siyasi veya sosyal olarak geri kazanmasını engelleyecek şekilde yeniden inşa ediliyor. Buradaki şehir yarayı iyileştirmiyor, aksine zorla kapatıyor ve adaleti sağlamak yerine sakinlerinden minnettarlık bekliyor.

Burada cezanın baskı dilinde değil, bakım dilinde sunulması asıl tehlikeyi arz ediyor. Filistinlilere ‘size barınma, güvenlik ve hizmetler sağlıyoruz’ deniyor. Ancak bu barınmanın sessizlik şartına, bu güvenliğin itaat şartına ve bu hizmetlerin, yeri veya geleceğini yeniden tanımlama hakkından vazgeçme şartına bağlı olduğu söylenmiyor.

Şu anda olanlar sömürge tarihinde yeni bir şey değil. Sadece görünüşü yeni. Kampları, kolonileri ve yeniden yerleşim şehirlerini yöneten mantık, bugün yatırım araçları ve daha iyi bir yaşam vaadiyle çağdaş bir dilde yeniden üretiliyor.

Filistinlilere değil, yatırımcılara yönelik bir proje

“Gazze Rivierası” projesinin öncelikle Filistinlilere yönelik olmadığının açıkça belirtilmesi gerekiyor. Sadece fiziksel olarak orada bulunmadıkları için değil, aynı zamanda söylemden yapısal olarak dışlandıkları için de bu böyle. Projenin sunulduğu dil, ortam ve mekan, hedeflenen kitlenin; iş adamları, yatırım fonları ve genellikle Dünya Ekonomik Forumu gibi platformlarda bir araya gelen küresel ekonomik elit olduğunu ortaya koyuyor. Burada Filistinliler hedef kitle değil, konu olarak ele alınmaktadır. Onlar bu vizyonun ortakları değil, yatırımın mümkün olabilmesi için aşılması veya yönetilmesi gereken engellerdir. Proje, Gazze'de yaşayan insanların sorularına cevap vermek için değil, sermaye sahiplerinin ve yatırımcıların ‘Burası güvenli mi? Sakinleri kontrol edilebilir mi? Siyasi riskler kontrol altında mı?’ şeklindeki sorularına cevap vermek için tasarlanmış görünüyor.

Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)

Bu tehlikeli gelişmeler, sorunu sömürgecilik, soykırım savaşı ve ihlal edilen haklar meselesinden yönetilebilir bir ekonomi meselesine dönüştürüyor. Bu söylemde Filistin, adalet meselesi olarak değil, felaketin ardından ortaya çıkan bir pazar olarak görülüyor. Bu yüzden Filistinlilerin yokluğu, projenin bir kusuru değil, başarısının şartıdır. Siyasi talepleri, hafızası ve tarihi hakları olan bir halkın varlığı, yatırımı bozuyor.

Bu şiddet, şiddet olarak sunulmuyor, yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam gibi ifadelerin kullanıldığı yumuşak insani bir dil ile örtülüyor.

Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Soykırımdan kalkınmaya: Dil değişiyor ama öz değişmiyor

Son yıllarda soykırımla ilgili açık söylemlerin azaldığı doğru olsa da sadece dil değişti, mantık değil. Artık Gazze'nin sakinlerinin boşaltılması gerektiği açıkça ifade edilmiyor, bunun yerine Filistinlilerin ya gereksiz oldukları ya da bu yer için yeni bir vizyona hizmet etmek üzere yeniden şekillendirilebilecekleri varsayımıyla bir kalkınma modeli öneriliyor. Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)

Artık silahlar tek araç değil; şehirlerin kendisi bir araç haline geldi. Planlama tankların yerini aldı, yatırımlar askerlerin yerini aldı ve insani dil açık ırkçı söylemlerin yerini aldı. Devam eden dilsel aldatmaca, kalkınma, yeniden inşa, istikrar ve daha iyi bir yaşam gibi kelimeleri kullanarak, önerilenin Filistinlilerin siyasi konumlarına geri dönmelerini engelleyecek şekilde bölgenin yeniden düzenlenmesi olduğu gerçeğini gizliyor. Burada kalkınma, toplumu güçlendirmek ve yıkılanları yeniden inşa etmek anlamına gelmiyor, aksine başka bir halk için ya da en azından orijinal sakinlerin bu yerle olan ilişkilerini geri kazanmalarına izin vermeyen bir mantığa göre başka bir şey inşa etmek anlamına geliyor. Bu bağlamda kalkınma, gelişmiş bir kontrol biçimine dönüşüyor. Dışlama niyetini açıkça beyan etmesine de gerek yok, sonuçlar bunu kendiliğinden halledecektir. Geri dönülmesi imkansız bir şehir, sakinlerine benzemeyen mahalleler, Gazze'deki Filistinlilerin yaşam tarzıyla bağdaşmayan yaşam koşulları ve insanlar için yeniden inşa edilmesi gereken yerden yavaş yavaş dışlayan bir ekonomi söz konusu.

Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)

Bu değişimin en tehlikeli yanı, şiddetin rasyonel, teknik ve tarafsız olarak sunulmasına olanak tanımasıdır. İnsanlar suçtan bahsetmek yerine çözümlerden bahsediyorlar. Sorumluluğu sorgulamak yerine ekonomik uygulanabilirliği tartışıyorlar. Bu şekilde, etnik temizlik adından sıyrılıyor, ancak etkisinden sıyrılmıyor. Gazze Rivierası, sakinlerinden boşaltma mantığından kopuş değil, daha çok onun gelişmiş bir versiyonudur. Yaşam koşullarının kendisinin itici hale gelmesi nedeniyle, doğrudan sürgün gerektirmeyen bir gerçeklik yaratma girişimidir. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilmiş, halkını geri getirmek değil, onların nazikçe dışlanmasını sistematik hale getirmek amacıyla kurulmuş bir şehir.

Ancak bu söylemin arkasında, Filistinlilerin yaşamları siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak şekilde yeniden düzenleniyor. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilen bu proje, halkını geri getirmeyi değil, onların kademeli olarak dışlanmasını sistematik hale getirmeyi amaçlıyor.

Dolayısıyla söz konusu proje, dili ne kadar değişmiş olursa olsun, yok etme savaşının bağlamından ayrı düşünülemez. Şiddet, Filistinlilere fazlalık, bir koşul veya bir anıdan başka bir yerin olmadığı gelecek vaat eden planlar, yatırımlar ve sözlerle sessizce yönetilen aşamayı sona erdirmiyor, yeni bir aşamaya geçiyor.