Eisenkot ‘Hamas'tan sonraki gün’ için çözümü 5 yıl süreyle askıya alan yeni bir plan açıkladı

Savaş Kabinesi üyesi Gadi Eisenkot, Netanyahu'nun izlediği yoldan farklı, ABD'nin arzusuna uygun, ancak Filistinlilerin isteklerinden uzak bir yol sundu... Şarku’l Avsat belgenin metnini yayınlıyor

İsrail Savaş Kabinesi üyesi Gadi Eisenkot (Reuters)
İsrail Savaş Kabinesi üyesi Gadi Eisenkot (Reuters)
TT

Eisenkot ‘Hamas'tan sonraki gün’ için çözümü 5 yıl süreyle askıya alan yeni bir plan açıkladı

İsrail Savaş Kabinesi üyesi Gadi Eisenkot (Reuters)
İsrail Savaş Kabinesi üyesi Gadi Eisenkot (Reuters)

Aşırı sağcı İsrail hükümetinin sahada işgali derinleştirmeyi, yerleşimleri genişletmeyi ve Gazze Şeridi'nde siyasi bir ufkun ortaya çıkmasını engelleyen yeni bir oldubittiyi dayatmayı amaçlayan politika uygulamaya çalıştığı bir dönemde, Savaş Kabinesi üyesi Gadi Eisenkot, Başbakan Binyamin Netanyahu tarafından geçen ay sunulan ve Filistinliler, ABD ve uluslararası toplum tarafından evrensel olarak reddedilen plana alternatif olarak Hamas'ın iktidarından sonraki gün için kendi planını ortaya koydu.

Eisenkot'un planının içeriği, İsrail'in Filistinlilerin kaderine ilişkin iç müzakerelerinin bir parçası olsa da hükümetin ve yerleşimcilerin eylemlerinin Filistin topraklarında yol açtığı kötüleşmeyi durdurmayı amaçlayan geçici çözümler öneriyor. Ancak önerileri, Filistinlilerin işgali sona erdirme ve İsrail'in yanında bir Filistin devleti kurma isteklerini dışarda bırakıyor. Söz konusu plan, Filistin sorununa kalıcı bir çözümün uygulanmasını beş yıl ertelemeyi öneriyor. Bu süre zarfında Filistin liderliği ‘terörle mücadele ve İsrail'e karşı kışkırtma’ konusundaki kararlılığı konusunda sınanacak, İsrail güvenlik servisleri denizden nehre güvenliği kontrol edecek ve Hamas'ın askeri yeteneklerini ortadan kaldırma süreci devam edecek.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki el-Megazi Mülteci Kampı’na düzenlediği bombardıman sonucu yıkılan binaların enkazının önünde bir çocuk (EPA)

Netanyahu kendi planını 22 Şubat'ta ‘Hamas'tan Sonraki Gün’ başlığı altında sunmuş ve Filistin meselesine ciddi bir çözüm getirilmesini reddetmişti. Eisenkot'un önerisi, hükümetinin Filistin'in durumunu kökten değiştiren ve herhangi çözüm şansını engelleyen bir gerçekliği sahaya dayattığı görüşüne dayanan bir alternatif. Bu nedenle Gazze ve Batı Şeria'daki yerleşim projelerini reddettiğini ve İsrail'in özellikle, ABD ve ‘Arap barış ülkeleri’ ile uluslararası ve bölgesel ilişkilerinden endişe duyduğunu açıkça söylüyor.

Eisenkot'un belgesi, Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN) eski Başkanı Amos Yadlin'in başkanlığını yaptığı ve aralarında Ordu Strateji Dairesi eski başkanı Albay Ram Yebneh ve Ulusal Güvenlik Konseyi Dış Politika Dairesi başkanı Dr. Avner Golub'un da bulunduğu MIND Israel Enstitüsü'nden üst düzey stratejik güvenlik ekibinin katılımıyla hazırlandı. Söz konusu enstitü, Yadlin'in geçen yıl Tel Aviv'deki Ulusal Güvenlik Araştırma Enstitüsü başkanlığı görevine son vermesinin ardından, İsrail devletine politika sahasında yardımcı olmak amacıyla kuruldu. Belge, Eisenkot'un içeriğinin tartışılmasını ve İsrail hükümeti için stratejik bir plan olarak onaylanmasını talep ettiği Savaş Kabinesi toplantısında sunuldu.

Şarku'l Avsat'ın bir kopyasına ulaştığı belgenin metni şöyle:

Başlık: Gazze Şeridi'nde Hamas'tan sonraki gün

Vizyon: Güçlü, güvenli ve müreffeh bir Yahudi, demokratik devlet olarak İsrail devleti

Prensipler:

Kısa vadede

*Hamas'ı parçalamaya çalışmak: İsrail ordusunun rehine anlaşmasını sonuçlandırmak için baskı yaratmak ve Gazze Şeridi'nden İsrail'e yönelik uzun vadeli bir tehdidi önlemek amacıyla Hamas'ın askeri ve yönetim kabiliyetlerini vurma operasyonuna devam etmesi.

*Ahlaki bir zorunluluk ve son derece acil bir mesele olarak rehine anlaşması ve onların geri dönüşü için baskı yapmak.

*Bir ABD-İsrail-Arap ittifakı oluşturmak:

- Gazze Şeridi'ndeki sivil sorunlarla ilgilenme sorumluluğunun İsrail'den alınarak, İsrail ile koordinasyon içinde uluslararası ve bölgesel gözetim altında yerel bir Filistin bileşenine devredilmesi.

- Hamas'ın Gazze ve Batı Şeria'da güçlenmesinin önlenmesi.

- Lübnan'da Hizbullah ile yaşanan çatışmanın, tahliye edilenlerin güvenli bir şekilde geri dönmelerini sağlayacak şekilde sona erdirilmesi.

- Barışçıl ülkelerle ilişkilerin güçlendirilmesi.

- Suudi Arabistan ve diğer Arap ve İslam ülkeleriyle ilişkilerde ilerleme kaydedilmesi.

- Nükleer programı ve bölgedeki faaliyetleri başta olmak üzere İran'dan gelen tüm tehditlere karşı hazırlıklı olunması.

Gazze'ye gıda yardımı bırakılırken (Reuters)

Filistin devleti talebine alternatif olarak Filistin arenasında ortak bir İsrail-ABD vizyonuna ilişkin anlaşma, üç testi geçen bir Filistin varlığına dayanmaktadır:

1. İsrail'e karşı terörizmi durdurmak için çalışmak.

2. Uluslararası arenada resmi ve gayri resmi eğitim müfredatında İsrail'e karşı kışkırtmanın durdurulması.

3. Teröristlere yapılan ödemelerin durdurulması.

Orta vadede

1. Güvenlik düzeyi

*İsrail, Gazze Şeridi'nde operasyon özgürlüğünü ve Gazze Şeridi'nde bir terörist üssünün büyümesini veya inşa edilmesini önlemek amacıyla, sorumluluğun başka bir yönetim unsuruna devredilmesiyle artacak olan güvenlik sorumluluklarını sürdürmektedir.

*İsrail ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda bir güvenlik kuşağı gerekli olduğu sürece yürürlükte kalacaktır.

*İsrail, Mısır ve ABD ile iş birliği içinde, Hamas'ın yeni bir büyüme hamlesini önlemek için Refah-Mısır sınırında bir ‘güney kapatması’ sağlar ve uzun bir süre boyunca yer altı ve yer üstü kaçakçılığını izler ve önler.

*İsrail, terörist unsurların güç kazanmasını önlemek ve İsrail'e yönelik tehditleri bertaraf etmek amacıyla Ürdün'ün batısından Gazze ve Batı Şeria'ya kadar uzanan tüm bölgede (kara, deniz, hava ve uzay) güvenlik kontrolüne sahiptir. Tüm bunlar, insani yardım ve ekonomik kalkınmayı engellemeden yapılmaktadır.

Gazze kıyısı yakınlarında devriye gezen bir İsrail donanma gemisi (Reuters)

*Gazze Şeridi'nde tam silahsızlanma her türlü askeri kabiliyetin önüne geçmektedir. Bu silahsızlandırma, İsrail'in düşman kabiliyetlerini azaltması, güvenlik sorumluluğunu arttırması ve ABD gözetimi altında yerel otorite için bir silahsızlandırma sistemi kurmasıyla gerçekleştirilir. Sadece hukukun üstünlüğünü sağlamak amacıyla bir askeri güç kurulur.

2. Sivil düzey

*Gazze nüfusunun sivil-ekonomik işlerinin, ‘beş Arap devleti’, ABD ve uluslararası toplumdan oluşan bir grup tarafından denetlenen Filistinli teknokrat bir bileşen tarafından yönetilmesi. Sivil yönetim bileşeni, terörist unsurlardan ya da terörizmi destekleyenlerden fon ya da destek alamaz.

*Askeri ya da toplumsal bir örgüt olarak Hamas, terörist bir örgüt olarak tanımlandığı sürece, Gazze ya da Batı Şeria'daki hiçbir yönetimden pay alamayacak ve seçimlere katılmasına izin verilmeyecektir. Bir Filistin hükümetinin kurulması, İsrail'in Hamas'ın yükselişini önlemek için harekete geçme kabiliyetini tehlikeye atmamalıdır.

*Gazze ve Batı Şeria'daki eğitim sisteminin reformu, toplumlarında radikalizmden arındırılmış müfredatı teşvik etme konusunda deneyim sahibi olan beş Arap ülkesi grubu üyelerinin yardımıyla gerçekleştirilmelidir.

*İsrail, çalışanları 7 Ekim katliamına karışmış olan UNRWA'yı kapatmak ve okullarının sorumluluğunu kademeli olarak Gazze Şeridi'ni yöneten kuruluşa ve Batı Şeria'daki Filistin Yönetimi'ne devretmek için çalışmaktadır. UNRWA hizmetlerinin sorumluluğu diğer uluslararası kuruluşlara devredilmelidir.

*Gazze Şeridi'nin yeniden inşası, İsrail ve ABD arasında önceden belirlenecek kriterlere uygun olarak, Gazze Şeridi'nin askerden arındırılması ve bu statünün korunması şartına bağlıdır. Yeniden inşa planı İsrail'in kabul edebileceği uluslararası ve bölgesel gözetim altında uygulanacaktır.

*İnsani yardım: Gazzeli kitleler 7 Ekim katliamlarına ve o dönemde kaçırılanların alıkonulmasına derinden karışmış olmalarına rağmen, İsrail'in Gazze halkını aç bırakma gibi bir politikası yoktur. Bununla birlikte, kaçırılanlar serbest bırakılana kadar yardım sınırlıdır ve İsrail ile koordinasyon içinde olan herhangi bir olumlu uluslararası unsur tarafından sağlanmaktadır.

Hamas tarafından tutulan İsrailli esirlerin serbest bırakılması için Tel Aviv'de düzenlenen bir gösteri (Reuters)

Uzun vadede

*İsrail ve Filistinliler arasında varılacak herhangi bir çözüm, iki taraf arasında doğrudan müzakereler yoluyla olacak ve beş yıl sonra uygulamaya konulacaktır. Bu süre zarfında Filistinlilerin iktidar, askerden arındırma ve Gazze Şeridi'nin yeniden inşası konularında kapsamlı reformlar gerçekleştirme kabiliyetleri uluslararası ve bölgesel izleme altında test edilecektir.

*İsrail önümüzdeki beş yıl içinde bir Filistin devleti kurulacağına dair hiçbir taahhütte bulunmuyor. Zira böyle bir şey Hamas'a verilmiş bir hediye olarak algılanacaktır.

*İsrail, Batı Şeria'da tek devletli bir çözüme doğru bir ‘kaymayı’ önleyeceğini beyan eder ve bunun için çalışır.



İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sahil yolunda bulunan Kastmiye Köprüsü'nü hedef aldı. Bu saldırı, Litani Nehri üzerindeki köprülerin yıkılacağına dair yapılan açıkntehditlerin ardından gerçekleşti ve sınır şeridindeki köyleri Sur şehrine bağlayan en hayati arterlerden birini doğrudan etkiledi.

İsrail ordusu sözcüsü Avichaiy Adraee, "takviye birliklerinin ve savaş teçhizatının transferini engellemek için kıyı otoyolu köprüsü olan Kasımiye Köprüsü'ne saldırı düzenleneceğini" duyurdu ve bölge sakinlerini Zahrani Nehri'nin kuzeyine taşınmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise bunu "bir tampon bölge oluşturma ve işgalin gerçekliğini pekiştirme yönündeki şüpheli planlar çerçevesinde gerçekleşen tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi.

Bu arada, Lübnan-Amerikan ateşkes görüşmeleri "uzun süreli askıya" alındı.

Bu bağlamda, emekli Tuğgeneral Halil el-Hilu, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Güney Lübnan'daki köprüleri hedef almanın "kesin bir askeri hedef sağlamadığını" söyledi. "Hizbullah, mühimmatı karayolları veya köprüler üzerinden taşımaya güvenmez, bunun yerine İsrail'in hava üstünlüğü altında açık hareket etmenin tehlikesini bilerek, konuşlandığı bölgelerdeki yeraltı depolarında depolar" diye açıkladı. "Köprülerin yıkılmasının askeri ikmal hatlarını kestiği iddiası yanlıştır, çünkü parti kolayca bozulabilecek geleneksel bir ikmal hattı modeline göre hareket etmez" diye vurguladı.


Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
TT

Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

Türk kaynakları, önümüzdeki aylarda Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan "Roj" kampından 250'den fazla Türk uyruklu kadın ve çocuğun nakli için Şam ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.

Haberlere göre, el-Hol kampının tahliyesinin ardından DEAŞ'a katılan Türk kadın ve çocuklar Türkiye'ye gelmeye başladı. Bazı kadınların çocuklarıyla birlikte sınırı yasa dışı yollarla geçtiği, diğerlerinin ise Türkiye'de avukat tutarak "etkin pişmanlık yasasından" yararlanmaya çalıştığı bildiriliyor.

Türk medyasında yer alan haberlere göre, kadınların çoğu İdlib'de bulunuyor. Bazıları sınırı geçerken, diğerleri teslim olup "etkin pişmanlık yasasından" yararlanma ve DEAŞ'ın yapısı ve Suriye'deki üyelerinin faaliyetleri hakkında bilgi verme arzusunu dile getirdi.

Şam ile Müzakereler

“Kısa Dalga” gazetesi, Ankara ve Şam arasında yapılan müzakereler sonucunda Türk yetkililerinin önümüzdeki aylarda “Roj” kampında tutulan 250'den fazla kadını, DEAŞ üyelerinin eşlerini ve çocuklarını ülkelerine getireceğini bildirdi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

DEAŞ savaşçılarının eşlerini, dul eşlerini ve çocuklarını barındıran Roj kampı, Suriye hükümet güçlerinin kuzeydoğudaki Haseke ve Kamışlı şehirlerine girmesi, Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) el-Hol kampını ele geçirmesi, kapatması ve yabancı sakinlerini Irak'a transfer etmesinin ardından gündeme geldi.

El-Hol'den sonra en tehlikeli ikinci kamp olarak kabul edilen Roj kampı, Suriye'nin en kuzeydoğusunda, Türkiye, Irak ve Suriye arasındaki sınır üçgenine yakın bir konumda bulunuyor.

Bu kampı diğerlerinden ayıran özellik, burada yaşayanların yıllarca DEAŞ saflarında savaşmış militanlarla evlenmiş kadınlar olmasıdır; bu kadınlardan bazıları, terör örgütünü takip eden o dönemde ünlü kadın güvenlik birimi olan "Hisbe teşkilatında" önemli roller üstlenmiş, ancak sonunda bu kapalı kampta yaşamaya ve çoğu yetim olan çocuklara bakmaya başlamışlardır.

 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)

BM uzmanlarına göre Roj kampında yaklaşık 3 bin kadın ve çocuk barınıyor ve bunların %65'ini çocuklar oluşturuyor. Ayrıca, Şubat 2023'te Cenevre'deki BM İnsan Hakları Ofisi tarafından yayınlanan bir rapora göre, kuzeydoğu Suriye genelindeki hapishanelerde ve sözde rehabilitasyon merkezleri de dahil olmak üzere diğer gözaltı tesislerinde 850'den fazla erkek çocuğu özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

BM uzmanları, kuzeydoğu Suriye'deki tüm devletleri ve diğer aktörleri bu çocukların korunmasını ve refahını sağlamaya çağırdı.

Rehabilitasyon programları

Uluslararası Aşırıcılık Gözlemevi Başkanı Dr. Hilmi Demir, Türkiye'de şu açıklamayı yaptı: "Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de DEAŞ'a bağlı kadın ve çocuklar için uygulanan bir rehabilitasyon veya radikalleşmeyi önleme programının varlığına dair herhangi veri bulunmamaktadır."

DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)

Haberlere dayanarak, Din İşleri Başkanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yürüttüğünden haberdar olduğunu, ancak belirli bir süre boyunca belirli sayıda kadın ve çocukla yürütülen açık ve doğrulanabilir veriler içeren radikalleşmeyle mücadele programının uygulandığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ifade etti.

Radikalleşmenin önlenmesi programları, radikalleşmiş veya radikalleşme riski taşıyan bireyleri rehabilite etmeyi ve şiddet içeren radikalleşme ideolojisine karşı dirençlerini güçlendirmeyi amaçlayan önleyici ve iyileştirici stratejilerdir; bu programlar sosyal entegrasyon, dijital eğitim ve diyalog gibi unsurları içerir.

Irak'tan “DEAŞ'lılar”In iadesi

Bu bağlamda Iraklı yetkililer, Ankara'nın, Suriye'deki IŞİD kampları ve hapishanelerinin kapatılmasının ardından Suriye'den Irak'a nakledilen binlerce IŞİD üyesi tutukludan Türk vatandaşlarını teslim almayı kabul ettiğini açıkladı.

Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)

Irak, “YPG”nin çekilmesinin ve yaklaşık on yıldır “DEAŞ”a üye olduğundan şüphelenilen kişileri barındıran kamplarını ve hapishanelerini kapatmasının ardından, ABD ile koordineli olarak düzenlenen bir operasyon kapsamında tutukluları kabul etti.

Bağdat, Irak yargı sistemine göre şüphelileri “terör” suçlamalarıyla yargılayacağını açıkladı, ancak diğer ülkeleri defalarca bu tutuklular arasından kendi vatandaşlarını teslim almaya çağırdı.

Bir Türk diplomatik kaynak, geçen ay Ankara'nın Bağdat'ın Suriye'den Irak'a 5 bin 700'den fazla DEAŞ tutuklusunu nakletmek için gösterdiği son çabaları takdir ettiğini söyledi.

Kaynak, “Görünüşe göre bu tutuklular arasında Türk vatandaşları da bulunuyor... Türkiye, Türk vatandaşları konusunda Irak makamlarıyla iş birliği yapmaya hazır” ifadesini kullandı.

Şöyle devam etti: «Irak’ın çabaları uluslararası toplum için bir örnek teşkil etmelidir ve tüm ülkelerin yabancı savaşçılarını geri alması şarttır.»

Tahminlere göre Türkiye’de bombalı saldırılar ve terör eylemlerine karıştıkları için arananlar da dahil olmak üzere, yaklaşık 180 Türk vatandaşı DEAŞ üyesi Irak’a nakledilmiştir.

Türkiye, 2013 yılında DEAŞ'ı terör örgütleri listesine dahil etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında 300'den fazla kişinin ölümüne neden olan saldırıları gerçekleştirdi veya bu saldırılar örgüte atfedildi. Türk silahlı kuvvetleri, bu tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla Türkiye içinde ve Suriye'de operasyonlar düzenledi.


Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.