Gazze’nin çocukları ampute edilmiş uzuvlarla gelecekle yüzleşiyor

Gazze Şeridi’nde savaşın başlamasından bu yana her gün 10'dan fazla çocuk bir ya da her iki bacağını birden kaybediyor

Gazze'deki savaşın bedelini en başta çocuklar ödüyor (Reuters)
Gazze'deki savaşın bedelini en başta çocuklar ödüyor (Reuters)
TT

Gazze’nin çocukları ampute edilmiş uzuvlarla gelecekle yüzleşiyor

Gazze'deki savaşın bedelini en başta çocuklar ödüyor (Reuters)
Gazze'deki savaşın bedelini en başta çocuklar ödüyor (Reuters)

İnci Mecdi

Gazze'de yüzlerce yaralının olması ve tıbbi imkanların yetersizliği nedeniyle gerekli tıbbi bakımın sağlanmasında ve birçok vakanın kurtarılmasında yaşanan gecikme, çoğu zaman kurtarılabilecek olan uzuvların ampute edilmesine neden oluyor.

“Adı Yusuf, beyaz tenli, kıvırcık saçlı ve sevimli bir sıfatı var..” Filistinli bir anne, Gazze Şeridi'ndeki bir hastanede İsrail’in bombardımanlarına kurban giden çok sayıda insanın arasında yedi yaşındaki oğlu Yusuf’u ararken evladının özelliklerini bu basit kelimelerle anlatmaya çalışıyordu. Bu kelimeler, İsrail’in vahşi saldırısında kafasının parçalanması sonucu hayatını kaybeden bir çocuğun acılı annesinin gözlerindeki güzelliğini aktarıyordu. Küçük Yusuf, annesinin hafızasında o kıvırcık saçlı melek yüzlü çocuk olarak kalmıştı.

Yusuf, Gazzeli diğer çocuklar ve büyükler için korkunç bir cehennemden adil bir cennete gitmişti. Geride yüzlerce kişiyi adalete giden yolu bilmedikleri bir hayatta bıraktı. Onun gibi diğer melekler de hayatlarını daha acılı ve zor hale getiren, akranlarıyla oyun oynamalarını ve eğlenmelerini engelleyen, hayallerini de ampute edilen uzuvlarıyla birlikte kaybettikleri ya da başka şekillerde yaralandıkları için engelli bireylere dönüştükleri ve yetersiz beslendikleri için zayıflayan bedenleriyle mücadele etmek zorunda kaldılar. Savaş ve devam eden kaos onların o narin ve hassas ruhlarına yetmiyormuş gibi bir de dünya onları dehşet verici bir zalimlik kuyusuna attı.

Yusuf gibi Ferah ve Merah Huda (13) adlı ikiz kız kardeşler de Gazze'den telefonla Independent Arabia’ya konuşan amcalarının aktardığına göre İsrail'in Gazze şehrinin güneyindeki el- Muğraga köyündeki evlerine düzenlediği hava saldırısında yaralandıkları için bacaklarının ampute edilmesinin ardından hayatlarını kaybettiler.

İki füzenin ailenin evini hedef aldığı o zor anları hatırlayan amca, ilk füzenin düşmesinin ardından çocukları kurtarmak için koştuğunda Merah’ın üzerinde moloz yığını olduğunu, onu kurtarmaya çalışırken ikinci füzenin isabet etmesiyle daha fazla moloz yığınının oluşması sonucu kimsenin Merah’ı olduğu yerden çıkaramadığını anlattı. Amca ardından bacakları kopmak üzere olan Ferah'ı enkazdan çıkarıp onu hızla hastaneye götürdü.

Kurtarılabilecek uzuvlar ampute edilmek zorunda kalıyor

Yüzlerce yaralının olduğu Gazze’de tıbbi imkanların ve sağlık personelinin yetersiz kalması nedeniyle gerekli tıbbi bakımın sağlanmasında ve birçok vakanın kurtarılmasında yaşanan gecikme, çoğu zaman kurtarılabilecek olan uzuvların ampute edilmesine neden oluyor. Gazze Şeridi’nin Han Yunus şehrinde bulunan Avrupa Hastanesi doktorları, eğer daha fazla personele ve tıbbi kaynaklara sahip olsalardı, kesmek zorunda kaldıkları uzuvların bir kısmını kurtarabileceklerini söylüyorlar. Gazze'deki hastanelerden birinde bir süre çalıştıktan sonra geriye dönen Kanada'nın Ontario şehrinden bir cerrah, ‘kalbinin ve ruhunun’ halen Gazze'deki çocuklarla birlikte olduğunu söylerken kaçınılması mümkün olan o kalbi taşlaştıran sahnelerden duyduğu acıyı dile getirdi.

Avrupa Hastanesi Başhekimi Dr. Salih İsmail el-Hams, Kanada basınına yaptığı açıklamada Gazze'deki sağlık sisteminin ‘tamamen çöktüğünü’ söyledi.

Dr. Hams, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Yaralılar, hızlı bir şekilde tedavi edilebilseydi ya da gerekli tıbbi imkanlar olsaydı çok sayıda hastanın uzuvları kesilemeyecekti.

Bazen ameliyat sonrası komplikasyonların olabileceğini belirten Dr. Hams, “Bu komplikasyonlar aynı zamanda amputasyona veya ölüme de yol açabilir. Hastaneye getirilen yaralı sayısı çok fazla olduğundan amputasyonlar da dahil olmak üzere diğer vakalarla ilgilenirken günlerce gecikme olmasına neden oluyor” diye anlattı.

Rital tek başına yolculuk yapmak zorunda kaldı

İkiz kardeşler Ferah ve Merah’ın amcaları, ikiz kızların küçük kız kardeşleri Rital’in de aynı saldırıda ağır yaralandığını, bazı uzuvlarının ampute edildiğini, zayıf vücudundaki yanıklar ve kafa travması nedeniyle tek başına başka bir ülkeye gitmek zorunda kaldığını söyledi. Ailenin parçalandığını ifade eden amca, Ferah ve Merah’ın babalarının ve erkek kardeşlerinin yanıklarından dolayı tedavi için Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) gönderildiğini, annenin Gazze'de tedavi altına alındığını, Rital’in ise tedavisi tamamlamak üzere Türkiye'ye nakledildiğini belirtti. Dört çocuk, aynı saldırıda yaralanan babalarının ve annelerinin şefkatli kollarından ve desteğinden mahrum kaldı. İkizler ailelerine veda edemeden bu dünyadan ayrılırken, Rital ve erkek kardeşi, acılarına dayanmalarına yardımcı olacak psikolojik destekten yoksun halde farklı ülkelerde tedavi altına alındılar.

Şarku’l Avsat’ın Save the Children adlı insani yardım kuruluşundan aktardığı verilere göre Gazze'de savaşın başlamasından bu yana her gün 10'dan fazla çocuk bir ya da her iki bacağını birden kaybediyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından ocak ayında yayınlanan bir rapora göre 7 Ekim’den bu yana Gazze’de binden fazla çocuk bir ya da her iki bacağını birden kaybetti. Bu ampute ameliyatlarının çoğu, Gazze’deki sağlık sisteminin çökmesi, tıbbi personel ve anestezi ve antibiyotik gibi tıbbi malzeme eksikliği nedeniyle anestezisiz gerçekleşti.

Save the Children Filistin Direktörü Jason Lee, Birleşmiş Milletler (BM) verilerine atıfta bulunarak yaptığı açıklamada, bu savaşta çocukların çektiği acıların hayal dahi edilemez olduğunu, hatta bunun da ötesine geçtiğini söyledi. Lee, çocukları öldürmenin ve sakat bırakmanın çocuklara yönelik ciddi bir hak ihlali olarak kınandığını ve faillerinin hesap vermesi gerektiğini vurguladı.

Save the Children’a göre çocukların patlamalardan kaynaklanan yaralar almalar sonucu ölme ihtimali yetişkinlere kıyasla yedi kat daha fazla. Save the Children Filistin Direktörü Lee, “Çocukların kafatasları henüz tam olarak sertleşmediğinden ve kasları henüz gelişme aşamasında olduğundan daha az koruma sağlar. Bu yüzden bir patlama sonucu gözle görülür bir hasar olmasa bile çocukların karın bölgesindeki organları parçalanabilir” diyerek Nihai ateşkese varılması, insani yardımların ve tıbbi malzemelerin akışına izin verilmesi çağrısında bulundu.

Sınır Tanımayan Doktorlar’dan (MSF) cerrah Aldo Rodriguez, geçtiğimiz yılın sonlarında Gazze'de beş hafta geçirdi. Hastalarının çoğunun ağrılı amputasyon vakaları olduğunu, yani patlama nedeniyle hastaneye eksik uzuvlarla geldiklerini belirten Dr. Rodriguez, çocuk hastalarını aklından çıkaramadığını söyledi. Hayatında ilk kez 1 yaşındaki bir çocuğun bacağını uyluğuna kadar kesmek zorunda kaldığını anlatan Dr. Rodriguez, “Böyle bir hastanın, bir-iki yaşlarındaki bir çocuğun bacağının ya da kolunun kesilmek zorunda olduğunu anlamıyorum. Çok sayıda çocuğun uzuvları ampute edildi” diye konuştu. Dr. Rodriguez, Gazze’de ‘çok sayıda çocuğun’ savaş yarası almasının kendisi için şok edici olduğunu da sözlerine ekledi.

Aralarında Sudan, Afganistan ve Yemen’in de bulunduğu birçok savaş bölgesinde çalıştığını, ancak hiçbir zaman Gazze’de gördüğü kadar çok yaralı çocuk görmediğini ifade eden Dr. Rodriguez, “Bu benim için son derece şok ediciydi. Çünkü daha önce hiç yaralı çocuk görmemiştim. Gazze’de travma ve savaş mağduru çok sayıda çocuk var” ifadelerini kullandı.

Anestezisiz ameliyat

Savaşın etkilerini doğrudan küçük bedenlerinde taşıyan çocuklardan biri olan Gazel adlı 4 yaşındaki kız çocuğu, 12 Ekim 2023 tarihinde henüz çocukluğuna ve oyun dünyasına ilk adımlarını atmışken İsrail’in Gazze’deki evini bombalaması sonucu sol bacağını kaybetti. UNICEF'in internet sitesinde yer alan hikayesine göre bombardımanın ardından sağlık ekibi, olay yerindeki yıkımın boyutu ve güvenlik endişeleri nedeniyle Gazel’e hemen ulaşamayınca, yakınlarda oturan bir doktor, ayağındaki kanamayı durdurmak için Gazel henüz enkazdayken cerrahi bir operasyon yapmak zorunda kaldı.

Gazze Şeridi'ndeki birçok vakada olduğu gibi doktor, tıbbi malzeme ve ekipman eksikliği nedeniyle ameliyatı uygunsuz koşullarda ve anestezisiz olmadan gerçekleştirmek zorundaydı. Doktor kanamayı durdurmayı başardı, ancak Gazel’in bacağı enfeksiyon kaptı ve iltihaplandı. Nihayet birkaç gün sonra Gazel, Han Yunus'taki Nasır Hastanesi’ne ulaştırıldı. Hastanedeki sağlık ekibi zorlu ve korkunç bir karar almak zorundaydı; Gazel’in bacağının kesilmesi kaçınılmazdı.

Gazel, şu ​​an tedavisinin devam etmesi için gönderildiği Katar'da ailesiyle birlikte yaşıyor. Annesi Gazel’in bazen yataktan kalktığında eksik olan sol bacağını kullanmaya çalıştığını ve düştüğünü söyleyerek böyle anlarda zorluk çektiklerini belirtti. Küçük kızın oyuncak bebeğiyle oynarken sol bacağını katlayarak tek ayak üzerinde yürüttüğünü ve kendisinin de böyle göründüğünü söylediğini anlatan anne, kızını yakında protez bacak takılacağına ikna etmeye çalışıyor.

Ağrı kesici yok

Öte yandan başta ağrı kesiciler olmak üzere ameliyat sonrası gerekli ilaçların verilememesinin yaralanma vakalarında durumun ciddiyetini artırdığını söyleyen Dr. Rodriguez, “Ne ağrı kesicimiz ne morfinimiz ne de tramadolümüz vardı ve ilaçsız ağrı çekmeyi hayal bile edemiyorum” şeklinde konuştu.

Bir ampütasyon vakasının iyileşme süreci, genellikle steril bir ortamda gerçekleştirilen ilk ameliyatla başlar ve uzun sürer. Ancak Gazze'de gerekli tıbbi malzemelerin olmaması ve sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle ampütasyon ameliyatı geçiren çocuklar daha fazla komplikasyonla karşılaşıyor ve ilerleyen zamanda daha fazla ameliyata ihtiyaç duyuyor.

“Geriye hiçbir şeyim kalmadı”

Gazze’de hayat, bırakın uzuvları kesilerek ve aç kalarak kaderleriyle yüzleşen çocukları, sıradan insanlar için bile zor. Buna bir de toplumsal tecridin zulmü ekleniyor. Mustafa Ahmed Şehade (12), savaş öncesinde Gazze'nin kuzeyindeki Cebaliye Mülteci Kampı’nda arkadaşlarıyla koşup oynuyordu. Ancak İsrail'in bombardımanlarından birinde ziyaretine gittiği amcasının evinde sağ bacağını kaybedince yaşama sevincini de kaybetti.

Mustafa, Kanada’nın CBC televizyonuna verdiği röportajda, “Savaştan önce mahalledeki arkadaşlarımla oynardım… Ama artık sakat olduğum için oynayamıyorum. Oyun oynayamıyorum. Artık arkadaşım da yok, artık hiçbir şeyim yok” dedi.

xsdcvfr
İsrail'in Gazze'ye düzenlediği bombardımanlar sonucu sivillerin evleri yerle bir oldu (AFP)

Mustafa, Tedavi için Mısır’a gitti, ama kısa süre sonra Gazze'ye geri döndü. Şu an Gazze’nin güneyindeki Refah şehrinde ablası, eniştesi ve iki yeğeniyle birlikte geçici bir kampta yaşıyor. Gazze’nin kuzeyindeki evine dönüp orada mahsur kalan annesini, babasını ve arkadaşlarını görmek isteyen Mustafa, “Kimse bana bakmıyor. Birinin gelip beni buradan çıkarmasını istiyorum” diye konuştu.

Mustafa'nın bacağı için ek tedaviye ihtiyacı olmasına rağmen Refah'taki amcası, onu yakınlarda bulunan Han Yunus'taki bir hastaneye götürmenin çok zor olduğunu söyledi. Bir yine gün eskisi gibi koşup oynayabilmesi için kendisine bir protez bacak takılmasını uman Mustafa, diğer çocuklar gibi yürüyebilmek ve hastalara ve yaralılara yardım edebilmek için doktor olmak istediğini söylüyor.

Tarihteki en büyük ampüte çocuk grubu

Savaş öncesine ait istatistikler, 2 ile 17 yaş arasındaki Filistinli çocukların yüzde 12'sinin bir ya da daha fazla işlevsel zorlukla mücadele ettiğini, Gazze'deki evlerin yüzde 21'inde ya fiziksel ya da zihinsel engelli en az bir kişinin bulunduğunu gösteriyordu. UNICEF'e göre şu an çok az veriye sahip olunmasına rağmen çocuklar arasındaki engellilik oranında önemli şekilde arttığı tahmin ediliyor.

Filistin asıllı ünlü İngiliz cerrah Ghassan Abu Sitta, New York dergisine verdiği demeçte, Gazze’de gördüğü dehşet verici sahneleri anlatırken bunun tarihteki en büyük ampute çocuk grubu olduğunu söyledi.

Geçtiğimiz yıl ekim ve kasım ayları arasında Gazze'de 43 gün geçiren ve burada MSF ile acil ameliyatlar gerçekleştiren Dr. Abu Sitta, Gazze’de Şifa Hastanesi ve El-Ehli Baptist Hastanesi arasında gidip geliyordu. Enfeksiyon oranı o kadar yüksekti ki, bazı ağır dönemlerde üç gün boyunca ameliyathaneden çıkamıyordu. Gördüklerini Amerikan İç Savaşı’nı konu edinen bir filmden bir sahneye benzeten Dr. Abu Sitta, Gazze’de günde altı kadar amputasyon gerçekleştirdiğini belirterek “Bazen başka tıbbi seçeneğiniz kalmıyor” diye ekledi.

İsrail askerleri kan bankasını ablukaya aldığından hastalara kan nakli yapamadıklarını anlatan Dr. Abu Sitta, “Eğer bir uzuv çok kanıyorsa onu kesmek zorunda kalıyorduk. Abluka nedeniyle temel tıbbi malzemelere erişim olmaması, amputasyonların sayısının artmasına neden oldu. Yaranın ameliyathanede hemen tedavi edilememesi nedeniyle sık sık enfeksiyon ve kangren vakaları yaşanıyordu” ifadelerini kullandı.

fgbr
Doktorlar, tıbbi imkanların yetersizliği nedeniyle kız çocuklarından birinin bacağını kesmek zorunda kaldılar (Reuters)

Uzuvları ampute edilen çocuklar umutlarını protez uzuvlara bağlarken tıbbi imkanların yetersizliği ve savaşın devam etmesi bu umutların üzerine gölge düşürüyor. İsrail ordusu, Gazze'nin tek protez üretim ve rehabilitasyon tesisi olan ve 2019 yılında açılan Hamad Hastanesi'ni yok etti.

Çocuklar için protez uzuv üreten önde gelen Alman şirketi Ottobock, projeyi finanse edecek bağışçılarla birlikte 16 yaşına kadar çocuklar için gerekli bileşenleri sağlamak üzere çalışmalara başladı.

Ancak protez satın almak sadece ilk adımı oluşturuyor. Dr. Abu Sitta’ya göre amputasyonlu çocukların büyüme çağında her altı ayda bir tıbbi bakıma ihtiyaçları var. Çünkü kemikler yumuşak dokulardan daha hızlı büyüyor. Bu yüzden kopan sinirler cildin teması halinde çoğu zaman acı veriyor. Ampute çocukların sürekli cerrahi müdahaleye ihtiyacı olduğunu söyleyen Dr. Abu Sitta, her uzuv için genellikle sekiz ila 12 kez daha cerrahi operasyon gerekiyor. Dr. Abu Sitta, amputasyonlu çocukların gittikleri yerlerde tedavi takibinin yapılabilmesi amacıyla tıbbi kayıtlarının olduğu bir veri tabanı oluşturmak amacıyla Londra’daki Imperial Üniversitesi Patlama Yaralanması Araştırmaları Merkezi ve Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi Küresel Sağlık Enstitüsü ile istişarelere devam ediyor.

Mısır Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Husam Abdulgaffar, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, Gazze'den gelen ve Mısır'daki hastanelerde tedavi gören yaralıların yüzde 70'inin çocuk olduğunu söyledi. Ancak Abdulgaffar, savaşta yaralanan ya da ampute edilen çocuklara psikolojik destek verilmesiyle ve protez sağlanmasıyla ilgili soruları yanıtsız bıraktı.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.