Sudan'da HDK işbirlikçilerine idam cezası

Yargı idam hükümlerinden beşini karara bağlarken soruşturma süresinin dolmasının ardından onlarca sanık yargılanmayı bekliyor

Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan'da HDK işbirlikçilerine idam cezası

Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da savaş sırasında verilen idam kararlarının meşruluğu tartışılıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Cemal Abdulkadir el-Bedevi

Sudan’ın çeşitli şehirlerinden mahkemeler son zamanlarda Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile iş birliği yapmakla suçlananlar hakkında idam kararları alıyor. Şimdiye kadar beş mahkeme kararı çıkarıldı. Son olarak geçici başkent Port Sudan'daki bir mahkeme tarafından bir kadın hakkında idam cezası verildi. Benzer suçlamalarla karşı karşıya olan onlarca sanık ise soruşturma aşamasının tamamlanmasını ve ardından mahkemeye çıkarılmayı bekliyor.

İdam kararları, ülkede bir yılı aşkın bir süredir devam eden şiddetli savaşın gölgesinde meşruluğu ve Sudan'daki siyasi ve sosyal durum üzerindeki etkileri konusunda geniş çaplı siyasi tartışmalara neden oldu.

Onlarca sanık

Sudan Başsavcısı Yasir Beşir Buhari, HDK ile iş birliği yapmakla suçlanan 65 kişinin davalarının mahkemelere sevk edildiğini, bazı sanıkların beraat ettiğini, bazılarının hüküm giydiğini, bazılarının ise haklarında çıkacak yargı kararlarını beklediğini açıkladı.

Mavi Nil bölgesindeki Damazin şehrinde bir mahkeme, haziran ayı başlarında bir Sivil Havacılık Kurumu çalışanını ‘HDK ile iş birliği yapmaktan ve 50’nci madde uyarınca anayasal düzeni baltalamaktan’ suçlu bularak idama mahkum etti.

Port Sudan’daki Terörle Mücadele ve Devlete Karşı Suçlar Mahkemesi, HDK ile iş birliği yapmakla suçlanan bir kadını idam cezasına çarptırdı ve cep telefonuna el koydu. Mayıs ayında Gadarif şehrindeki bir mahkeme, HDK ile iş birliği yapmaktan ve onlara telefonla ordu birliklerinin hareketlerinin fotoğraflarını göndermekten suçlu bulunan bir avukatı 10 yıl hapis ve idam cezasına çarptırdı.

Güvence ve şüphecilik

Başsavcı Buhari, Sudan’ın kanun sisteminin sanıkların adil yargılanma haklarını güvence altına aldığını belirterek milli adalet sisteminin adalete ulaşmak için hukukun üstünlüğü ilkesini uygulama gücüne sahip olduğunu vurguladı.

İnsan hakları savunucularının bir kısmı, kararların adil olmadığını ve bu tür kararların savaş sırasında alınmasının tehlikeli olduğunu, savaşa son verilmesi çağrısında bulunan siyasetçilerin ve aktivistlerin muhalif seslerini susturmak için bir araç olarak kullanıldığını, gerilimi, huzursuzluğu ve toplumsal bölünmeleri artırdığını ve ülkeyi iç savaşa sürüklediğini düşünüyor.

Hukukçular ve insan hakları uzmanları da bu kararların savaş ve siyasi gerilim sırasında alındığını ve bu yüzden uygun yasal temellerden ve güvencelerden yoksun olduğunu belirterek bunun da idam cezalarının verilmesiyle ilgili etik sorunların yanında adalet statüsünü olumsuz etkileyebileceğine inanıyorlar.

Tutuklama emirleri

Sudan Başsavcılığı nisan ayında, eski Başbakan Abdullah Hamduk ve Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu'nun (DSGK) önde gelen diğer 15 üyesi hakkında ‘devlete karşı savaşı kışkırtmak ve anayasal düzeni baltalamak’ suçlamasıyla tutuklama emri çıkardı.

dcfvr
Geçici başkent Port Sudan'daki mahkemelerden birinin kapısı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Eski Başsavcı Halife Ahmed Halife, geçtiğimiz eylül ayı sonlarında, HDK ile iş birliği yaptıkları iddiasıyla 250 siyasetçi, gazeteci ve aktivist hakkında tutuklama emri çıkarmıştı. Eski Başsavcı Halife, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan tarafından geçtiğimiz yıl nisan ayı ortalarında savaşın patlak vermesinden bu yana HDK tarafından gerçekleştirilen ihlalleri soruşturmak üzere uzmanlaşmış bir savaş suçları komitesinin kurulmasından sonra tutuklama emirlerini çıkardı.

Asıl fail

Avukat Ahmed Musa Ömer, Sudan'ın farklı şehirlerinde mahkemelerin HDK işbirlikçilerinin yargılamalarının 1991 Sudan Ceza Kanunu (devlete karşı savaşı kışkırtmak) uyarınca yapıldığını ve bu yasanın ölüm, ömür boyu hapis veya daha kısa süreli hapis cezası ve mal varlıklarına el konulmasını öngördüğünü açıkladı.

Avukat Ömer, sözlerini şöyle sürdürdü:

Yargılamalar, işbirlikçiyi asıl faille aynı seviyeye koyuyor. Bu da bizi Sudan yasalarına göre asıl faille aynı cezayla yargılanan suç ortağı, azmettirici ya da işbirlikçi nitelemesine geri götürüyor.

Ancak Ömer, sanıkların suç ortağı ya da işbirlikçi olarak değil, özellikle yüksek mahkemelerin kontrolüne tabi olan büyük suçlarda Sudan ceza usulleri uyarınca, mahkemenin sanığa avukat tutma fırsatı vermesini, eğer avukat tutmaya gücü yetmiyorsa sanığa bir avukat atamakla yükümlü olduğu asıl failler olarak yargılandıklarını söyledi.

Gerekli İncelemeler

Sudan yasalarının devlete karşı savaş kışkırtıcılığını cezalandıran bir madde içermesine rağmen Sudan'daki mevcut savaş durumuna uyum sağlamak için halen birçok revizyona ihtiyaç duyduğunun göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında bulunan Ömer, ‘Bu da yasama makamını, ülkedeki mevcut gelişmelere uyum sağlamak üzere yasaları gözden geçirmekle yükümlü kılıyor” dedi.

Ömer, insan hakları kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin, mevcut ve potansiyel sanıkların iyi bir ortamda yargılanması için ek bir garanti olarak, sanıkların adil yargılanmaya ilişkin tüm yasal ve anayasal haklarından yararlanıp yararlanmadıklarını takip etmekle yükümlü olduklarına dikkati çekti.

Askıya alınan kararlar

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İnsan Hakları Avukatı el-Muaz Ömer Hazra ise HDK ile iş birliği yapmak suçlamasından hüküm giyenler hakkında verilen idam cezalarının uygulanması için öncelikle Sudan Yüksek Mahkemesi'nin onayını gerektirdiğinden infazın zor olduğuna işaret etti. Hazra, hüküm giyen kişinin, davanın son aşamasını temsil eden Yüksek Anayasa Mahkemesi'ne başvurma hakkına sahip olmasının yanı sıra ülkede henüz bir anayasa mahkemesi bulunmadığından bu kararların askıya alınacağını belirtti.

HDK ile iş birliği yapmakla suçlanan kişilere karşı açılan davaları ve yapılan başvuruları tüm adil yargılama standartlarından yoksun olarak nitelendiren İnsan Hakları Avukatı Hadra, savcılık ve yargının siyasileştirilmesini teyit edecek şekilde anayasal sistemin altını oymakla ilgili makalelere ve yasal metinlere dayandırıldıkları için bu davaların hiçbir yasal dayanağının olmadığını da sözlerine ekledi. Bunun yanında bazı sanıkların telefonlarında HDK'ya desteklerini gösteren ifadelerin ya da HDK üyesi olan akrabalarıyla özel yazışmaların bulunmasının sabotaj kurduklarına dair herhangi bir kanıt oluşturmadığını vurgulayan Hadra, “Dolayısıyla, savcılığın raporları bariz hukuki yanlışlıklar içeriyor” diye konuştu.

Hazra, Ordu Komutanı Orgeneral Burhan tarafından 25 Ekim 2021 tarihinde anayasal düzeni baltalama suçunu işlemiş olmasına rağmen, haklarında soruşturma ya da dava açılanların çoğunun 'savaşa hayır' sloganı atan yahut sadece Orgeneral Burhan'ı veya herhangi bir komutanı eleştiren kişiler olduğunun açık olduğunu da sözlerine ekledi.

Yetkililerin görevini yapmaya çalışan bazı avukatları gözaltına alarak sanıklara kendilerini savunma fırsatı vermemesinden duyduğu üzüntüyü dile getiren Hadra, “Bu durum, yetkililerin siyasi amaçlarına ulaşmak ve rejimlerini deviren Aralık devriminin sembolleriyle ve 'savaşa hayır' diyen herkesle hesaplaşmak için hukuku kullandığını ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.

Tutarsızlık

Avukat Rehab el-Mubarek, suçlamaların şekli ve niteliği ile sanıkların HDK ile iş birliği yaparak anayasal düzeni baltalamakla suçlandıkları maddeler arasında bir ilişki olmadığını söyledi. Mubarek, “Bu suçlama askeri darbelerle ilgilidir ve bu sivil sanıklarla hiçbir ilgisi yoktur” dedi.

sxcdfgrt
Sudan yargısı 5 kişiye idam cezası verdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Yetkililerin suçlamalar ile HDK’nın sosyal çevresi arasında bir ilişki olduğuna inandıklarını söyleyen Mubarek, Damazin şehrinde bir muhasebecinin etnik gerekçelerle mahkum edilmesi örneğinde olduğu gibi bazı durumlarda insanların HDK ile ilişkili bazı aşiretlerle olan ilişkileri nedeniyle mahkum edildiklerini belirtti. Mubarek, yetkililerin ülkenin kuzeyindeki Damazin, Gadarif, Kassala ve Port Sudan'ın yanı sıra Mavi Nil bölgesinde gerçekleşen duruşmalarda olduğu gibi tüm savaş karşıtı aktivistleri HDK ile bağlantılı ya da HDK'yı destekçisi kişiler olarak sınıflandırdığını kaydetti.

Telefon hatları

Avukat Mubarek, sözlerine şöyle devam etti:

“Yetkililerin HDK işbirlikçisi olduğu iddia edilen kişilerin peşine düşerken benimsedikleri belirli bir kriter yok. Bazı sanıklar sadece telefonlarında, savaşı ve etrafındaki olayları takip eden herkesin ulaşabileceği, hem ordu hem de HDK’nın askeri faaliyetleri sırasında ilerleyişilerini teyit etmek için yayınladığı ve yaygınlaşan videolar bulunduğu için tutuklandı.”

Adalet sistemindeki dengesizlik ve gerçek, bağımsız ve adil adalet kurumlarının eksikliği nedeniyle soruşturma, raporlama ve yargılama noktasında temel kusurlar olduğunu düşünen Mubarek, “Çünkü mevcut kurumlarda aslında (feshedilen) Ulusal Kongre Partisi’ne bağlı. Bu kurumların başındaki kişilerin çoğu Aralık Devrimi'nden sonra Ömer el-Beşir Rejiminin Etkilerini Ortadan Kaldırma Komitesi tarafından görevden alınan, ancak Orgeneral Burhan’ın askeri darbesinden sonra geri dönen kişilerdir” şeklinde konuştu.

İnsan hakları temyiz başvuruları

Öte yandan Darfur Adalet Platformu, Gadarif Savcılığı’nda üç ay tutuklu kalan bir vatandaşın yargılanmadan idam cezasına çarptırılmasını kınadı. Platform, bahsi geçen vatandaş hakkındaki yargı sürecinin tüm aşamalarının hukuka aykırı olduğunu ve Sudan Ceza Kanunu hükümlerini ihlal ettiğini öne sürdü.

Platform tarafından yapılan açıklamada hükümet, ‘ülkenin birliğini tehdit edecek şekilde kararlar alarak toplumun bileşenlerine darbe vurmaya çalışmak ve renk, bölge, etnik köken, kültür ve cinsiyet temelinde kasıtlı olarak ayrımcılık yapmakla’ suçlandı. Darfur Adalet Platformu açıklamasında insan hakları örgütlerini ve uluslararası toplumu Sudan'daki sivillerin haklarını korumaya yönelik görevlerini yerine getirmeye ve yetkililer tarafından bölgesel, etnik ve ırksal aidiyet temelinde alıkoyulan tüm masum tutukluların serbest bırakılması için baskı yapmaya çağırdı.

Daha önce de ‘Kadınlara Baskıya Son’ adlı girişim Sudanlı yetkilileri ‘onlarca kadını hedef almakla, yasalara aykırı eylemlere karıştıklarını kanıtlayan deliller olmaksızın onları mahkeme karşısına çıkarmakla ve haklarında adil olmayan kararlar vermekle’ suçlamıştı.

Şüpheler ve tutuklamalar

Sudan ordusu ile HDK arasında geçtiğimiz yıl nisan ayı ortalarında patlak veren savaşın ilk haftalarından bu yana çatışan taraflar savaş alanlarını genişlettiler ve kendi bölgelerindeki kontrollerini sıkılaştırdılar. Kontrol noktalarında, kontrolün kimde olduğuna bağlı olarak, orduyla ya da HDK ile iş birliği yaptıkları şüphesiyle halka karşı arama ve tutuklama kampanyaları başlattılar.

HDK'nın el-Cezire bölgesini işgal etmesinin ardından, güvenlik makamlarının HDK ile iş birliği yaptığından ya da HDK'yı desteklediğinden şüphelenilen herkesi kapsayan tutuklama kampanyaları yoğunlaştı. Ayrıca çatışan tarafların askeri istihbarat servisleri tarafından aktivistlere ve siyasetçilere karşı diğer tarafla iş birliği yaptıkları bahanesiyle geniş çaplı tutuklama kampanyaları yürütüldü.

Sudan’da geçtiğimiz yıl nisan ayı ortalarında patlak veren savaş, şimdiye kadar yaklaşık 15 bin kişinin ölümüne ve 11 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine ve mülteci durumuna düşmesine neden olurken ülke tam anlamıyla bir şiddet sarmalının içine girmiş durumda.



Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), üç ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki yaklaşık 1.000 askerinin tamamını geri çekmeye hazırlandığını bildirdi.

ABD ordusu geçen hafta Suriye'deki stratejik üssünden çekilme işlemini tamamladığını ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini duyurdu. Bu, ABD-Suriye ilişkilerinin güçlendiğinin son işareti olup, daha geniş kapsamlı bir ABD çekilmesinin yolunu açabilir. WSJ’de dün yer alan habere göre, birlikler önümüzdeki iki ay içinde Suriye'deki kalan ABD mevzilerinden de çekilecek.

Suriye Savunma Bakanlığı geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin Tanf askeri üssünü devraldığını belirtti.

Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Suriye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünün kontrolünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvence altına aldı ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı.” Açıklamada ayrıca, “Bakanlığın sınır koruma güçleri önümüzdeki günlerde görevlerine başlayacak ve bölgede konuşlanacak” denildi.

El-Tanf üssü, Suriye, Ürdün ve Irak arasındaki sınır üçgeni bölgesinde stratejik bir konuma sahiptir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre üs, 2014 yılında Suriye ve Irak'ın büyük bir bölümünde DEAŞ'a karşı yürütülen savaşta çok önemli rol oynamıştır. Örgüt, 2017'de Irak'ta ve iki yıl sonra da Suriye'de yenilgiye uğratıldı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden önce, üsse insansız hava araçlarıyla (İHA) birkaç kez saldırı düzenlenmiş ve bu saldırıların sorumluluğunu Irak'taki gruplar üstlenmiştir.


Kanada, Suriye'ye uyguladığı ekonomik yaptırımları kaldırdı

Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)
Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)
TT

Kanada, Suriye'ye uyguladığı ekonomik yaptırımları kaldırdı

Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)
Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)

Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand dün yaptığı açıklamada, Kanada'nın Suriye'ye uyguladığı ekonomik yaptırımları, mal ithalat ve ihracatı, yatırım faaliyetleri, finansal ve diğer hizmetlerin sağlanmasıyla ilgili kısıtlamaları hafifletecek şekilde değiştirdiğini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Değişiklikler ayrıca, Suriye ile ilgili yaptırım listelerinden 24 kuruluşu ve bir kişiyi çıkarıyor; amaç, ekonomik faaliyetin önündeki engelleri azaltmak ve Suriye'nin toparlanması için kritik öneme sahip kilit sektörlerdeki devlet bağlantılı kuruluşlarla işlemleri kolaylaştırmaktır."