İran, Halk Meclisi seçimleri yoluyla Suriye'deki kollarını güçlendiriyor

Gözlemciler: Uyuşturucu ve silah tüccarları ile yandaşlarına 'milletvekili dokunulmazlığı' kazanacak

Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)
Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)
TT

İran, Halk Meclisi seçimleri yoluyla Suriye'deki kollarını güçlendiriyor

Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)
Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)

Suriyeli seçmenler, gözlemcilerin ‘sürprizlerin olmadığını’ söylediği Halk Meclisi seçimlerinde kendilerini temsil edecek milletvekillerini seçmek üzere bugün sandık başına gidiyor. Güvenlik, askeri ve kültürel nüfuz açısından Suriye'deki ezici bir varlığa ve nüfuza sahip olan İran, çıkarlarını korumak için yumuşak bir güç görevi gören bazı Suriyeli isimleri desteklemeye devam ediyor. İran, Suriye’de 2011 yılının mart ayında başlayan halk protestolarından bu yana Suriye'deki krizden faydalanarak ülke üzerindeki hegemonyasını pekiştirmek için bilinçli bir süreç yürütüyor.

Ancak İran, pek çok kişinin ciddi ya da şeffaf bulmadığı seçimlerde ve kendi kararı olmayan sahte bir parlamentoda adayları desteklemekten gerçekten fayda sağlıyor mu, yoksa Irak, Lübnan ve Yemen'de yaptığı gibi askeri olarak nüfuza sahip olduğu yerlerde kendisi için yerel bir yüz olacak ‘Suriyeli yüzlere’ mi ihtiyaç duyuyor?

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin (SOHR) yakın tarihli bir raporuna göre İran'a yakın isimlerin Suriye Halk Meclisi'ne sokulması, Suriye'de alınan resmi kararları ‘anayasaya uygun olarak’ kontrol etmeyi amaçlıyor. İran, Suriye’ye gerçekte Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve onun yurtdışı kolu Kudüs Gücü komutanları olan sözde ‘danışmanlar’ göndererek nüfuzunu genişletirken Pakistan ve Afganistan’dan gelen Şii milislerle Zeynebiyyun ve Fatımiyyun tugaylar oluşturup Şiiler için kutsal olan türbeleri savunma bahanesiyle çıkarlarını korumak için Suriye'de konuşlandırıyor. Bu yüzden sadece Suriye rejiminin resmi kurumlarına sızmakla yetinmiyor.

SOHR kısa süre önce DMO'ya bağlı ‘Usud el-Ukeydat’ adlı bir grubun lideri olan Haşim el-Mesud es-Satam'ın önde gelen adaylar listesinin başında yer aldığını bildirdi. Mesud es-Satam, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgelerde sahip olduğu nüfuzu, aldığı mali destek ve milis toplama hücrelerini yönetmesiyle tanınıyor. O ve oğlu Bessam es-Satam İran destekli milislerin gruba katılımını organize etmekten ve Siyasi Güvenlik Direktörlüğü'ne bağlı yerel isimlerle koordinasyon sağlamaktan sorumlu. SOHR’a göre Mesud es-Satam, güçlü bir siyasi, sivil ve aşiret varlığına sahip.

xscdfv
Suriye Halk Meclisi (SANA)

Mesud es-Satam’ın yanı sıra, Ulusal Savunma Güçleri (USG) Komutanı Firas el-Ceham da ‘Baas’ın uysallaştırılması’ olarak adlandırılan sürecin başarılı adaylarından biri ve Suriye’nin çeşitli illerindeki Baas Partisi’nin şubeleri tarafından aday gösteriliyor ve destekleniyor. Listeye el-Bakır Tugayı’na bağlı grupların liderleri Fadi el-Afis ve Muhammed el-Beşir'i de ekleyen SOHR’un raporuna göre Ceham, faaliyet gösterdiği illerin sakinleri tarafından bilinen uyuşturucu kaçakçılığı geçmişinin yanı sıra rejimle birlikte onlarca savaş suçu işlemekle suçlanıyor.

Suriye Halk Meclisi

Suriye Anayasası uyarınca, Halk Meclisi genel bütçeyi onaylama, savaş ve barış ilan etme ve yabancı anlaşmaları onaylama yetkisinin yanında hükümet üzerinde gözetim yetkisine sahiptir. Halk Meclisi, hükümetteki bakanlardan birine ya da tamamına güvenoyu verebilir ya da vermeyebilir.

Halk Meclisi ülkenin yasama organıdır. Fakat ülkenin cumhurbaşkanı kanun hükmünde kararnameler çıkararak yetkilerini Halk Meclisi ile paylaşır.

Askeri çöküşlerden yararlanma

Jusoor Araştırmalar Merkezi araştırmacılarından Vael Elvan, “İran, Suriye'deki kaos ve askeri çöküşlerle birlikte rejim lehine doğrudan müdahalesi olmasaydı, bu ülkede nüfuzunu böyle genişletemezdi” değerlendirmesinde bulundu.

İran'ın Suriye'de sivil hükümet ve toplumun çeşitli kesimlerine müdahalesi yıllar önce başladı Bunu güvenlik ve askeri alanlara yönelik kapsamlı müdahaleler izledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suriyeli araştırmacı Elvan’a göre İran, yürütme ve yargı kurumlarında çok sayıda çalışanı ve nüfuzlu kişiyi bünyesine katmayı başardı. Bu kişiler, sivil toplum örgütleri ve dini kurumlar da dahil olmak üzere birçok alanda mülklerin devredilmesine ve İran’ın çıkarlarının korunmasına katkıda bulundular ve eğitim müfredatına müdahale ettiler.

İran’ın Suriye’deki hegemonyasını sürdürmek ve çıkarlarını garanti altına almak için yasama organı içinde kendisinin doğrudan yönlendirdiği ve finanse ettiği yandaşlar yaratmaya çalıştığını söyleyen Elvan, İran’ın şimdi de seçim yasasının değiştirilmesi ve Halk Meclisi'nin parlamentoya katılmasının ardından nüfuzunu genişletme sürecinde olduğunu belirtti. Elvan’a göre İran'ın ayrıca yerel yönetimlerde hem belediye hem de il yönetimlerinde kendisine bağlı adayları desteklemesi ve finanse etmesi bekleniyor.

Şansı en yüksek olan isimler

Deyrizor ilinin yerlisi ve ‘eş-Şark’ adlı haber sitesinin genel yayın yönetmeni Firas Allavi, bölgedeki İran destekli milislerin liderlerinden olan adayların Halk Meclisi'ne girme olasılığının çok yüksek olduğunu düşünüyor. Allavi’ye göre finansman faktörü ve bölgede nüfuz sahibi İran destekli milislerin verdiği destek bunun başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

Milletvekili dokunulmazlığı

Allavi, (özellikle) Deyrizor'un 2018 yılı sonlarında İran'ın kontrolüne geçmesinden bu yana İran'ın nüfuz alanı olduğunu belirtti. Suriye'nin doğusunda Irak sınırına komşu olan ve İran destekli milislerin Suriye'ye giriş yaptığı bu bölge İran’ın projesi için önemli bir stratejik alan. Bu nedenle İran burayı çeşitli siyasi, ekonomik ve sosyal açılardan kontrol etmeye çalışıyor.

asxdf
Deyrizor'da DMO'ya bağlı bir grup milis (Arşiv-SOHR)

Allavi sözlerini şöyle sürdürdü:

“İran kendisi için yerel kollar meydana getirdi. Bunların çoğunu silahlı grupların ve milislerin liderleri ile silah ve uyuşturucu kaçakçıları oluşturuyor.

Allavi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran'ın Deyrizor ilinin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana Halk Meclisi seçimlerinde vekillerini desteklediğini, çünkü böylece ‘daha özgürce hareket etmelerini sağlayan bir varlığa ve dokunulmazlığa sahip olduklarını’ söyledi.

Allavi, İran'ın bölgedeki en önemli adaylarıyla ilgili olarak ise şunları söyledi:

Bu isimler arasında belki de en öne çıkanı ‘Firas el-Iraki’ olarak bilinen Firas el-Ceham'dır. Kendisi Ulusal Savunma Güçleri’nin komutanıdır. Uyuşturucu kaçakçılığı ve başka ihlallerle suçlanan Ceham’ın 2011 öncesine ait bir sabıka kaydı var. Eğitimsiz ve İran'ın bölgedeki silahlı kollarından biri olarak görülüyor.

asdcfrgt
El-Futuvva Spor Kulübü Başkanı Medlul el-Aziz (Sosyal medya)

İran'a yakın isimler listesinde ‘sorunlu bir kişilik’ olarak görülen Medlul el-Aziz de var. Geçtiğimiz yıllarda birçok tarafta yer aldı. DEAŞ ve SDG'de liderlik rolleri oynadı. Daha sonra yeniden rejimin saflarına döndü. Şimdiyse İran'ın mali kollarından biri. Önceki dönemde Halk Meclisi üyesiydi. El-Futuvva Spor Kulübü Başkanı olan Aziz, yolsuzlukla suçlanmasına rağmen milletvekilliği için yeniden aday oldu.

axsdcfergt
İran'a yakınlığıyla bilinen Usud el-Ukeydat lideri Haşim el-Mesud es-Satam (Sosyal medya)

Usud el-Ukeydat lideri Haşim el-Mesud es-Satam, İran'a yakın bir isim ve Suriyeli unsurların İran destekli milislere katılmasında rol oynuyor.

İran'ın adamı ve ekonomik paravanı olan Ferhan el-Mersumi'nin kardeşi Halife Muhammed Hamad el-Mersumi, Deyrizor’dan milletvekili adayı oldu. Firas Allavi’ye göre Halife Muhammed Hamad el-Mersumi, Ferhan el-Mersumi’nin paravan şirketleri çatısı altında aracılar ve emlak şirketleri aracılığıyla özellikle Şam'ın batı kırsalında İran destekli milisler için gayrimenkul ve mülk satın almaya çalışıyor ve kardeşiyle birlikte silah ve sigara kaçakçılığı yapıyor.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.