İran, Halk Meclisi seçimleri yoluyla Suriye'deki kollarını güçlendiriyor

Gözlemciler: Uyuşturucu ve silah tüccarları ile yandaşlarına 'milletvekili dokunulmazlığı' kazanacak

Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)
Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)
TT

İran, Halk Meclisi seçimleri yoluyla Suriye'deki kollarını güçlendiriyor

Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)
Deyrizor'a giden ana yol (Şarku’l Avsat)

Suriyeli seçmenler, gözlemcilerin ‘sürprizlerin olmadığını’ söylediği Halk Meclisi seçimlerinde kendilerini temsil edecek milletvekillerini seçmek üzere bugün sandık başına gidiyor. Güvenlik, askeri ve kültürel nüfuz açısından Suriye'deki ezici bir varlığa ve nüfuza sahip olan İran, çıkarlarını korumak için yumuşak bir güç görevi gören bazı Suriyeli isimleri desteklemeye devam ediyor. İran, Suriye’de 2011 yılının mart ayında başlayan halk protestolarından bu yana Suriye'deki krizden faydalanarak ülke üzerindeki hegemonyasını pekiştirmek için bilinçli bir süreç yürütüyor.

Ancak İran, pek çok kişinin ciddi ya da şeffaf bulmadığı seçimlerde ve kendi kararı olmayan sahte bir parlamentoda adayları desteklemekten gerçekten fayda sağlıyor mu, yoksa Irak, Lübnan ve Yemen'de yaptığı gibi askeri olarak nüfuza sahip olduğu yerlerde kendisi için yerel bir yüz olacak ‘Suriyeli yüzlere’ mi ihtiyaç duyuyor?

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin (SOHR) yakın tarihli bir raporuna göre İran'a yakın isimlerin Suriye Halk Meclisi'ne sokulması, Suriye'de alınan resmi kararları ‘anayasaya uygun olarak’ kontrol etmeyi amaçlıyor. İran, Suriye’ye gerçekte Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve onun yurtdışı kolu Kudüs Gücü komutanları olan sözde ‘danışmanlar’ göndererek nüfuzunu genişletirken Pakistan ve Afganistan’dan gelen Şii milislerle Zeynebiyyun ve Fatımiyyun tugaylar oluşturup Şiiler için kutsal olan türbeleri savunma bahanesiyle çıkarlarını korumak için Suriye'de konuşlandırıyor. Bu yüzden sadece Suriye rejiminin resmi kurumlarına sızmakla yetinmiyor.

SOHR kısa süre önce DMO'ya bağlı ‘Usud el-Ukeydat’ adlı bir grubun lideri olan Haşim el-Mesud es-Satam'ın önde gelen adaylar listesinin başında yer aldığını bildirdi. Mesud es-Satam, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgelerde sahip olduğu nüfuzu, aldığı mali destek ve milis toplama hücrelerini yönetmesiyle tanınıyor. O ve oğlu Bessam es-Satam İran destekli milislerin gruba katılımını organize etmekten ve Siyasi Güvenlik Direktörlüğü'ne bağlı yerel isimlerle koordinasyon sağlamaktan sorumlu. SOHR’a göre Mesud es-Satam, güçlü bir siyasi, sivil ve aşiret varlığına sahip.

xscdfv
Suriye Halk Meclisi (SANA)

Mesud es-Satam’ın yanı sıra, Ulusal Savunma Güçleri (USG) Komutanı Firas el-Ceham da ‘Baas’ın uysallaştırılması’ olarak adlandırılan sürecin başarılı adaylarından biri ve Suriye’nin çeşitli illerindeki Baas Partisi’nin şubeleri tarafından aday gösteriliyor ve destekleniyor. Listeye el-Bakır Tugayı’na bağlı grupların liderleri Fadi el-Afis ve Muhammed el-Beşir'i de ekleyen SOHR’un raporuna göre Ceham, faaliyet gösterdiği illerin sakinleri tarafından bilinen uyuşturucu kaçakçılığı geçmişinin yanı sıra rejimle birlikte onlarca savaş suçu işlemekle suçlanıyor.

Suriye Halk Meclisi

Suriye Anayasası uyarınca, Halk Meclisi genel bütçeyi onaylama, savaş ve barış ilan etme ve yabancı anlaşmaları onaylama yetkisinin yanında hükümet üzerinde gözetim yetkisine sahiptir. Halk Meclisi, hükümetteki bakanlardan birine ya da tamamına güvenoyu verebilir ya da vermeyebilir.

Halk Meclisi ülkenin yasama organıdır. Fakat ülkenin cumhurbaşkanı kanun hükmünde kararnameler çıkararak yetkilerini Halk Meclisi ile paylaşır.

Askeri çöküşlerden yararlanma

Jusoor Araştırmalar Merkezi araştırmacılarından Vael Elvan, “İran, Suriye'deki kaos ve askeri çöküşlerle birlikte rejim lehine doğrudan müdahalesi olmasaydı, bu ülkede nüfuzunu böyle genişletemezdi” değerlendirmesinde bulundu.

İran'ın Suriye'de sivil hükümet ve toplumun çeşitli kesimlerine müdahalesi yıllar önce başladı Bunu güvenlik ve askeri alanlara yönelik kapsamlı müdahaleler izledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suriyeli araştırmacı Elvan’a göre İran, yürütme ve yargı kurumlarında çok sayıda çalışanı ve nüfuzlu kişiyi bünyesine katmayı başardı. Bu kişiler, sivil toplum örgütleri ve dini kurumlar da dahil olmak üzere birçok alanda mülklerin devredilmesine ve İran’ın çıkarlarının korunmasına katkıda bulundular ve eğitim müfredatına müdahale ettiler.

İran’ın Suriye’deki hegemonyasını sürdürmek ve çıkarlarını garanti altına almak için yasama organı içinde kendisinin doğrudan yönlendirdiği ve finanse ettiği yandaşlar yaratmaya çalıştığını söyleyen Elvan, İran’ın şimdi de seçim yasasının değiştirilmesi ve Halk Meclisi'nin parlamentoya katılmasının ardından nüfuzunu genişletme sürecinde olduğunu belirtti. Elvan’a göre İran'ın ayrıca yerel yönetimlerde hem belediye hem de il yönetimlerinde kendisine bağlı adayları desteklemesi ve finanse etmesi bekleniyor.

Şansı en yüksek olan isimler

Deyrizor ilinin yerlisi ve ‘eş-Şark’ adlı haber sitesinin genel yayın yönetmeni Firas Allavi, bölgedeki İran destekli milislerin liderlerinden olan adayların Halk Meclisi'ne girme olasılığının çok yüksek olduğunu düşünüyor. Allavi’ye göre finansman faktörü ve bölgede nüfuz sahibi İran destekli milislerin verdiği destek bunun başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

Milletvekili dokunulmazlığı

Allavi, (özellikle) Deyrizor'un 2018 yılı sonlarında İran'ın kontrolüne geçmesinden bu yana İran'ın nüfuz alanı olduğunu belirtti. Suriye'nin doğusunda Irak sınırına komşu olan ve İran destekli milislerin Suriye'ye giriş yaptığı bu bölge İran’ın projesi için önemli bir stratejik alan. Bu nedenle İran burayı çeşitli siyasi, ekonomik ve sosyal açılardan kontrol etmeye çalışıyor.

asxdf
Deyrizor'da DMO'ya bağlı bir grup milis (Arşiv-SOHR)

Allavi sözlerini şöyle sürdürdü:

“İran kendisi için yerel kollar meydana getirdi. Bunların çoğunu silahlı grupların ve milislerin liderleri ile silah ve uyuşturucu kaçakçıları oluşturuyor.

Allavi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran'ın Deyrizor ilinin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana Halk Meclisi seçimlerinde vekillerini desteklediğini, çünkü böylece ‘daha özgürce hareket etmelerini sağlayan bir varlığa ve dokunulmazlığa sahip olduklarını’ söyledi.

Allavi, İran'ın bölgedeki en önemli adaylarıyla ilgili olarak ise şunları söyledi:

Bu isimler arasında belki de en öne çıkanı ‘Firas el-Iraki’ olarak bilinen Firas el-Ceham'dır. Kendisi Ulusal Savunma Güçleri’nin komutanıdır. Uyuşturucu kaçakçılığı ve başka ihlallerle suçlanan Ceham’ın 2011 öncesine ait bir sabıka kaydı var. Eğitimsiz ve İran'ın bölgedeki silahlı kollarından biri olarak görülüyor.

asdcfrgt
El-Futuvva Spor Kulübü Başkanı Medlul el-Aziz (Sosyal medya)

İran'a yakın isimler listesinde ‘sorunlu bir kişilik’ olarak görülen Medlul el-Aziz de var. Geçtiğimiz yıllarda birçok tarafta yer aldı. DEAŞ ve SDG'de liderlik rolleri oynadı. Daha sonra yeniden rejimin saflarına döndü. Şimdiyse İran'ın mali kollarından biri. Önceki dönemde Halk Meclisi üyesiydi. El-Futuvva Spor Kulübü Başkanı olan Aziz, yolsuzlukla suçlanmasına rağmen milletvekilliği için yeniden aday oldu.

axsdcfergt
İran'a yakınlığıyla bilinen Usud el-Ukeydat lideri Haşim el-Mesud es-Satam (Sosyal medya)

Usud el-Ukeydat lideri Haşim el-Mesud es-Satam, İran'a yakın bir isim ve Suriyeli unsurların İran destekli milislere katılmasında rol oynuyor.

İran'ın adamı ve ekonomik paravanı olan Ferhan el-Mersumi'nin kardeşi Halife Muhammed Hamad el-Mersumi, Deyrizor’dan milletvekili adayı oldu. Firas Allavi’ye göre Halife Muhammed Hamad el-Mersumi, Ferhan el-Mersumi’nin paravan şirketleri çatısı altında aracılar ve emlak şirketleri aracılığıyla özellikle Şam'ın batı kırsalında İran destekli milisler için gayrimenkul ve mülk satın almaya çalışıyor ve kardeşiyle birlikte silah ve sigara kaçakçılığı yapıyor.



Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA


"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
TT

"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)

Cezayir-Fransa ilişkileri, dün Fransa'daki Ulusal Terörle Mücadele Birimi Başsavcı Yardımcısı Olivier Christen'in kışkırtıcı bir basın açıklaması yapmasıyla, zaten gergin olan bir kriz ve gerilim dönemine girdi. Bu açıklama, Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in, iki ülke arasında, haklarında idari sınır dışı kararı çıkarılmış düzensiz Cezayirli göçmenlerin kabulü konusunda güvenlik iş birliği ve koordinasyonunun yeniden başlatıldığını duyurmasıyla eş zamanlı olarak geldi.

 Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)

France Info radyosuna verdiği röportajda Olivier Christen, "devlet terörizmi" olarak nitelendirdiği konularla ilgili devam eden soruşturmalara değinerek özellikle Cezayir, Rusya ve İran'ı örnek gösterdi. Ulusal Terörle Mücadele Savcılığı'nda şu anda bu üç ülkeyi hedef alan sekiz açık "devlet terörizmi" davası bulunduğunu belirtti.

Fransız yargı yetkilisi, Fransa'da yoğun bir şekilde gündeme gelen konulara yanıt verirken, savcılık Bank of America'nın Paris'teki genel merkezine yönelik saldırı planına karışmakla suçlanan dört kişiye dava açtı.

Kristen, “İran devlet terörizmiyle ilgili olarak, şu anda soruşturma altında olan üç vakamız var” dedi ve “başta Rusya ve Cezayir olmak üzere beş vaka daha var” diye ekledi. Devam eden soruşturmaların “aynı mantık çerçevesinde” olduğunu belirten Kristen, “bu yabancı devletler Fransız nüfusuna karşı doğrudan operasyonlar yürütmek yerine, Fransız topraklarında yaşayan muhaliflerini hedef alıyorlar. Fransız nüfusunun açıkça hedef alındığı tek durum İran'dır; İran, özellikle Yahudi topluluğu olmak üzere, düşman olarak gördüğü Fransız toplumunun bir kesimini hedef alıyor” şeklinde açıklama yaptı.

 Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın Cezayirli gözlemcilerden aktardığına göre Cezayir'e yöneltilen suçlamalar ciddi ve gerilimi azaltma çabalarını baltalayarak, tarihi ve siyasi anlaşmazlıkların ateşine benzin dökebilir. Cezayirli gözlemciler, Cezayir'e atıfta bulunarak "devlet terörizmi" teriminin kullanılmasının, ilişkileri geri dönüşü olmayan bir noktaya itebilecek yasal ve medya açısından bir emsal oluşturduğuna inanıyorlar.

Geri dönüşü olmayan bir noktaya

Fransa terörle mücadele savcısı, Fransa'da bulunan ve ülke yetkilileri tarafından hedef alındığı iddia edilen Cezayirli "muhaliflerin" isimlerini açıklamadı; ancak bir yıldır süregelen tartışmaya bakılırsa, bunun Fransız-Cezayir ilişkilerinde "kriz içinde kriz" oluşturan muhalif YouTuber Amir Boukhors ile ilgili olması muhtemel.     

Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)

Nisan 2025'te Fransız savcılar, Paris'te görevli bir Cezayir konsolosluk çalışanını, Nisan 2024'te "Amir DZ" olarak bilinen Boukhors'un kaçırılması ve alıkonulmasıyla bağlantılı olarak "terörizm"le suçladı. Soruşturma süresince gözaltında tutulmasına karar verildi. Geçen hafta, Paris'teki bir soruşturma hakimi, gözaltı süresini bir yıl daha uzattı; bu durum Cezayir'i öfkelendirdi ve iki ülke arasındaki son yakınlaşmayı, özellikle Sahel'deki terörizmle ilgili güvenlik iş birliğine getirilen yasağın kaldırılması konusunda, resmen baltalamakla tehdit etti. Cezayir ayrıca, Fransa'dan sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan vatandaşlarının ülkeye girişini reddetme kararını geri almakla da tehdit etti.

Fransa'nın bu yeni gerilime karşılık olarak, Fransa'daki terörle mücadeleden sorumlu adli makamların başkanının açıklamalarından 24 saat sonra Cezayir tarafından tam bir resmi sessizlik olması dikkat çekicidir.

Herhangi bir acil tepkinin olmaması göz önüne alındığında, gözlemciler Cezayir makamlarının sessizliğinin, özellikle çözülmemiş sorunların birikmesi ve ardı ardına gelen krizleri kontrol altına alma konusunda ortak arzuya dair gerçek bir işaretin olmaması nedeniyle, fırtına öncesi sessizlik olabileceğine inanmaktadır.

Paris ile eski sömürgesi Cezayir arasındaki gelişen anlaşmazlıkları yakından takip eden Cezayirli gazeteci Ali Boukhalef'e göre "Devlet terörizmiyle ilgili bu açıklamalar, özellikle ciddi sonuçları göz önüne alındığında, iki ülke arasındaki gerilimi daha da artıracaktır." Fransız Le Point dergisinin Cezayir muhabiri Adlane Meddi ise Fransız yetkililerin "Emir DZ'nin tarafını seçtiklerini ve şimdi kararlarının sonuçlarına katlanmak zorunda olduklarını" ifade etti.

Cezayir haber sitesi Interlignes ise şu ifadeleri kullandı: "Cezayir ve Paris arasındaki ilişkileri iyileştirme girişimlerinin her biri bir engelle karşılaşıyor. İlginçtir ki, bu engel her zaman aynı kaynaktan geliyor." Ayrıca, Olivier Christen'in devlet terörizmiyle ilgili soruşturmalar, özellikle de Cezayir'i ilgilendiren açıklamalar, "durumu sakinleştirmeye katkıda bulunmayacaktır."

Resmi gerilimi azaltma ile medyanın gerilimi tırmandırması arasındaki fark

Hükümet yanlısı haber sitesi "Algeria 54", Cezayir'in adının İsrail ve Amerikan müttefiki tarafından yürütülen bir savaşla işaretlenen jeopolitik bir bağlama sürüklenmesinin, "Fransız derin devletinin Cezayir'e karşı beslediği açık düşmanlığın bir parçası" olduğunu belirtti. Bu yeni hedef alma olayı, bizi Fransız derin devleti ve sömürge dönemine duyulan nostaljinin kalıntıları tarafından Cezayir halkına ve kurumlarına karşı yürütülen Kara On Yıl'da tanık olunan düşmanlık kampanyalarına geri götürüyor."

Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)

Aynı kaynak şöyle devam etti: “Olivier Christen’in bu bariz ihlali, Cezayir ve halkına yönelik neo-kolonyal modelinin kurbanı olan, ölmekte olan bir Fransız rejiminin gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Bu durum Belçika, İsviçre, Portekiz, İspanya ve İtalya gibi diğer Avrupa ülkelerinin, Ortadoğu'daki devam eden savaşın sonuçları bağlamında Cezayir gazına yönelik artan Avrupa talebine atıfta bulunarak, Cezayir ile ilişkilerini güçlendirme ve sağlamlaştırma çabalarını hızlandırdığı bir dönemde gerçekleşmektedir.”

İronik bir şekilde bu yeni gerilim dönemi, İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in geçen şubat ayındaki Cezayir ziyaretinin olumlu sonuçlar vermeye başladığını teyit ettiği gün yaşandı. Nunez, Fransız BFM TV kanalına verdiği röportajda, Elysee Sarayı'nın Fas'ın Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasının ardından patlak veren ve 18 aydan fazla süren ciddi diplomatik krizin ardından Cezayir ile ilişkilerin "kademeli olarak yeniden başlama aşamasına girdiğini" belirtti.

Fransız yetkili, ikili iş birliğinin omurgasını oluşturan üç stratejik eksen olan güvenlik, adalet ve düzensiz göçle mücadele alanlarında etkin koordinasyonun yeniden başlatılmasını ele aldı. Bu yönde bir açıklama yapan Nunez, "Polis ve adli iş birliğiyle Cezayir ile göç konusunda koordinasyon yeniden ilerlemeye başlıyor" dedi.

Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)

Bu açıklığın aksine, Nunez, Cezayir'de "terörizmi yüceltmek" suçlamasıyla hapsedilen Fransız gazeteci Christophe Gleize'nin davası gibi son derece hassas siyasi dosyaların ayrıntılarına girmekten kaçındı ve bunları "Dışişleri Bakanlığı'nın münhasır yetki alanına giren egemen dosyalar" olarak değerlendirdi.


Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
TT

Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, "Suriye'de akredite edilmiş büyükelçiliklere ve diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı veya yaklaşma girişimini kesin ve kararlı bir şekilde reddettiğini" teyit ederek, bu misyonların "uluslararası hukuk ve diplomatik anlaşmalar kapsamında korunduğunu ve devletler ile halklar arasındaki ilişkilerin sembolü olduğunu" vurguladı.

Suriye resmi haber ajansı SANA'ya göre bakanlık ayrıca "ülkelere hakaret eden veya sembollerini zedeleyen her türlü slogan veya eylemi kategorik olarak reddettiğini ve kınadığını" ifade ederek, bu davranışın karşılıklı saygı ve uluslararası iş birliği ilkelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Vatandaşların görüşlerini ifade etme haklarına saygı çerçevesinde, Bakanlık, kamu güvenliğinin korunmasına tam bağlılıkla, yürürlükteki yasa ve yönetmelikler çerçevesinde bu hakkın kullanılmasının önemini teyit eder ve istikrarı bozabilecek veya elçilikleri ve akredite diplomatik merkezleri etkileyebilecek veya bunlara yaklaşabilecek her türlü uygulamadan uzak durulmasını şart koşar.”

Bu açıklama, İslamcı bir fraksiyonun destekçilerinin, eski rejime karşı ayaklanma sırasında silahlı bir gruba komuta eden Suriyeli bir liderin tutuklanmasını protesto etmek için Şam'daki BAE büyükelçiliği önünde gösteri düzenlemesinden bir gün sonra yapıldı. Protesto sırasında büyükelçilik binasına taş atıldı.