Suriye-Türkiye yakınlaşmasında İran'ın yokluğu ve Irak'ın yükselişi

Bağdat'ın Rusya'nın desteğiyle durgun suları hareketlendirmeye başlamasının ardından Tahran'ın rolünün akıbetine ilişkin soru işaretleri belirdi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)
TT

Suriye-Türkiye yakınlaşmasında İran'ın yokluğu ve Irak'ın yükselişi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, 2010 yılında dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Şam'da karşılarken (AP)

Mustafa Rüstem

Suriye ve Irak basınında yer alan haberlerde Suriye-Türkiye normalleşmesi sürecinin Irak'ın başkenti Bağdat'ta Rusya'nın da katılımıyla yapılması planlanan görüşmeye hazırlık amacıyla her iki tarafın da taleplerini okuma ve inceleme döneminden geçtiği belirtildi. Görüşmenin tarihi henüz belirlenmemiş olsa da sahada açıkça tartışılanların hayata geçirilmesi için yeni bir aşamaya zemin hazırlayacak olması görüşmenin gerçekleşmesi halinde önemini teyit ediyor.

İran'ın rolü

Irak’ın müzakereci olarak Rusya'nın desteğiyle Şam ve Ankara arasındaki durgun suları hareketlendirmek için devreye girmesinin ardından, özellikle de iki tarafı birbirine yakınlaştırmak için önceki ve uzun soluklu müzakere deneyimi çerçevesinde İran’ın gözlemci rolünün akıbetine ve doğasına ilişkin soru işaretleri ortaya çıktı.

Rusya ve Türkiye ile birlikte Suriye'nin kuzeyinde gerginliğin azaltılması ve akabinde ateşkes sağlanması amacıyla gerçekleşen Astana Süreci’nin garantör ülkelerinden biri olan İran, sonuncusu 24 Ocak'ta olmak üzere 21 tur yapılan garantör ülkeler toplantılarına katıldı.

zxcvfbg
Masadaki en çetrefilli konulardan biri Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin geri dönüşü (Independent Arabia)

Suriye krizini sona erdirecek herhangi bir çözümün, görüşmenin ya da müzakerenin İran'ın onayından geçmesi gerektiğini düşünen gözlemciler, aksi takdirde başarısızlığa mahkum olacağına ve Tahran'ın yer almadığı herhangi bir müzakere sürecinin başarılı olması ve Tahran'ın bundan fayda sağlayamaması halinde sonucun kaçınılmaz olarak gelecekte çeşitli engellerle karşılaşacağına inanıyorlar.

Labirentte kaybolmak

Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi (YTSAM) araştırmacılarından Ali el-Esmer, Suriye ve Türkiye arasındaki normalleşme sürecini, tüm tarafları her an bir çıkmaz sokağa götürebilecek karmaşık bir labirent olarak tanımladı. Esmer, Rusya ve Irak'ın arabuluculuğunda gerçekleşen son müzakerelerin, İran'ın olup bitenleri dikkatle izlediği bir dönemde gerçekleştiğini ifade etti.

Tahran'ın Şam'a Türk askerlerinin çekilmesini müzakerelere önkoşul olarak sunması için baskı yaparak süreci engellemeye çalışacağına inandığını söyleyen Esmer, İran'ın Türkiye'nin bu normalleşmedeki amacının çekilmek değil, Suriye'deki varlığını meşrulaştırmak olduğunu çok iyi bildiğine dikkati çekti.

Esmer, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“İran'ın tutumunun aynı olduğunu ve hiç değişmediğini tahmin ediyorum. Zira daha önce İran'ın Türkiye'nin Suriye ile normalleşme sürecinin durmasındaki rolüne şahit olmuştuk. Bugün de İran'ın Şam üzerinde baskı kurduğu ve hükümete kabarık mali borçlarını hatırlattığı aynı senaryonun sahneye koyulduğunu görüyoruz. İran'ın stratejisi Irak, Suriye ve Lübnan'dan geçen ve 'direniş ekseni' olarak bilinen yolla İsrail sınırında aktif bir varlık göstermeye dayanıyor. Bu da İran'ın Suriye'nin jeopolitik konumuyla her şeyden daha fazla ilgilendiği anlamına geliyor.”

İran'ı Suriye'den çekilmeye ikna etmenin çok zor olduğuna inanan Esmer, Tahran’ın Türkiye’nin Suriye'de kaydedeceği herhangi bir ilerlemenin kendi zararına olacağına inandığını ve bu yüzden normalleşmeyi engellemek için mümkün olan her şeyi yapacağını değerlendirdi. Türk gazetelerine göre normalleşme sürecinde olumlu bir gelişme olması halinde İran'ın PKK ve Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) desteğini artırması bekleniyor.

Nüfuz mücadelesi

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme trenini harekete geçirmek için var gücüyle çalışan Moskova, Rusya-Ukrayna savaşı ve ABD'nin Ortadoğu'daki rolünün zayıflaması gibi bölgesel ve uluslararası gelişmelerin ortasında Türkiye'yi kendi tarafına çekmek için zaman kazanmaya çalışıyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Kremlin aynı zamanda ABD’nin kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimi yarışıyla meşgul olmasından faydalanmayı amaçlıyor. Bu da Washington’ın, ABD Senatosu'nda normalleşmeye karşı çıkan sesler dışında, Suriye ve Türkiye arasındaki yakınlaşma konusundaki sessizliğini açıklıyor.

Moskova, 10 Mayıs 2023 tarihinde Suriye, Türkiye ve İran dışişleri bakanlarının katıldığı görüşmelere ev sahipliği yaptı. Bu, 2011 yılında Suriye’de savaşın patlak vermesinden ve 2012 yılında Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin kesilmesinden bu yana üst düzey bir isimle yapılan ilk görüşmeydi. Aynı ülkelerin savunma bakanları da 2022 yılının aralık ayında Moskova'da bir araya geldi. Üst düzey istihbarat yetkilileri de müzakerelere hazırlık amacıyla toplantılar düzenledi.

Ancak bugün yaşananlar çok farklı. Normalleşme süreci İran olmadan ilerliyor ve Tahran'ın rolü, gizlice İran'ın nüfuzunun genişlemesiyle mücadele eden Rusya’nın niyetinin bu olup olmadığı ya da Tahran'ın şu an görüşmelere girmekten uzak mı durduğu ya da buna hazır olup olmadığı ve doğru zamanda dokunuşunu yapıp yapmayacağı gibi soru işaretleri arasında açıkça marjinalleşiyor.

Suriye’nin dış politikası konusunda uzman bir isim olan Muhammed Huveydi, İran'ın tutumunun net olmadığını ve bugüne kadar açıklanmış resmi bir tutumu bulunmadığını, ancak Tahran'ın daha önce taraflar arasında yakınlaşmayı desteklediğini ve 2022 yılında Moskova'da dışişleri bakanları düzeyinde toplantılara katılan ülkelerden biri olduğunu, dolayısıyla taraflar arasındaki yakınlaşmaya destek veren ülkelerden biri olduğunun düşünüldüğünü söyledi.

ascdv
Masadaki en çetrefilli konulardan biri Türkiye'ki Suriyeli mültecilerin geri dönüşü (Independent Arabia)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 12 Temmuz'da Washington'da gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi kapsamında düzenlenen basın toplantısında bir soru üzerine Suriye Devlet Başkanı Esed'i Türkiye'de ya da üçüncü bir ülkede görüşmeye davet ettiğini söylediği ve hem İran'ın hem de ABD'nin Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin normalleşmesini desteklemesi gerektiğini vurgulayan açıklaması bunun bir kanıtıdır. Erdoğan’ın Suriye-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesinin desteklenmesine ilişkin vurgusu, özellikle Tahran'ın Şam'ın stratejik bir müttefiki olması nedeniyle, Türkiye açısından İran'ın tutumların yakınlaştırılmasındaki rolünün önemine işaret ediyor.

Huveydi, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“İran’ın nüfuzuna gelince Rusya'nın desteğiyle Suriye ve Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin Suriye-İran ilişkilerini etkilemeyeceğine inanıyorum. Ancak İran’ın Suriye’de Türkiye lehine oynadığı rolü de azaltmayacaktır. Çünkü Suriye ve Türkiye arasında varılacak her türlü mutabakat Suriye'nin müttefiklerinin çıkarlarını da dikkate alacaktır. Bugün bile Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesinde Arapların önemli bir rolü bulunuyor. Eğer bu gerçekleşirse İran'ın nüfuzunda bir azalmaya sebep olmaz. Ne var ki jeopolitik değişimler ve İran'ın Suriye'deki gözle görülür yıpranması nedeniyle bu rol etkisini biraz olsun yitirebilir.”

Huveydi, şöyle devam etti:

İran'ın yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın politikaları henüz net değil, dış politikaları ise kazanımlar elde etmek üzerine kurulu ve bölgedeki nüfuzuyla elde ettiği çıkarların meyvelerini toplamayı hedefliyor. Irak, Rusya ve Arap ülkeleriyle birlikte yakınlaşmada rol oynayabilir.

Türkiye'nin Suriye topraklarının yüzde 10'unu kontrol ettiği ve mülteci kartı da dahil olmak üzere oynayabileceği birçok karta sahip olduğu düşünüldüğünde İran'ın herhangi bir engel çıkaracağını düşünmeyen Huveydi, bunun yanında Türkiye ve İran arasında ekonomik çıkarlar da dahil olmak üzere göz ardı edilemeyecek ortak çıkarların olduğunun altını çizdi.

Suriye arenasının tekelleştirilmesi

Fakat Huveydi'nin görüşünün aksine gözlemciler ekonomik çıkarları en önemli gizli engellerden biri olarak görüyor. İlişkilerin yeniden kurulmasının ardından Türkiye’nin Suriye pazarlarına hakim olması ve İran'ın ulaşım, telekomünikasyon, enerji gibi sektörleri elde etmeye çalışırken Suriye'nin yeniden yapılanma ve inşa ihtiyacının ortasında yeni bir rakibin gelişiyle ülkenin ekonomik arenasındaki rakipsiz konumunu kaybetmesi bekleniyor.

Gözlemciler İran ve ABD’nin tutumlarının henüz netleşmediğini düşünüyorlar. ABD seçimlerle meşgul. Donald Trump'ın Beyaz Saray’a geri dönmesi ve ülkedeki tüm askerlerini geri çekerek mevcut Başkan Joe Biden ve ABD öncülüğündeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nundan (DMUK) eşi ve benzer görülmemiş bir destek alan SDG ve çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halk Koruma Güçleri'ni (YPG) desteklemeyi bırakma ihtimali söz konusu.

zxcvdfbgt
Suriye savaşının başlamasından bu yana kapalı olan Suriye'nin kuzeyinde yer alan Halep'teki Türk konsolosluğu (Independent Arabia)

SDG, 2014-2019 yılları arasında ABD güçleriyle birlikte DEAŞ’a karşı savaştı. İran'ın tutumu ise anlaşmayı kendi çıkarları lehine ya da özellikle Tahran, Suriye, Irak ve Lübnan'ı tek bir yolla birbirine bağlayan stratejik konumu nedeniyle nüfuzuna zarar vermeyecek şekilde olabilir. Dolayısıyla ABD ve SDG’nin potansiyel tehdidini sona erdirme çabası, taraflar arasındaki yakınlaşmayı düzenlemeye ve hızlandırmaya yardımcı olabilir.

Öte yandan SDG lideri Mazlum Abdi, Suriye'deki çatışmaları durdurmak ve ülkede siyasi bir çözüme ulaşmak için Şam ve Ankara gibi tüm taraflarla her türlü diyaloğa hazır olduklarını ifade etti. Abdi yaptığı açıklamada, “Suriye krizinin şiddet, savaş ve kavga yoluyla çözülemeyeceğini herkes biliyor, herkes bu gerçeği görmeli. Kriz diyalog olmadan çözülemez ve biz kendi adımıza sadece krizi sona erdirmek için diyaloğa hazırız” ifadelerini kullandı. Ankara'yı en çok endişelendiren konulardan biri Kürt grupların nüfuzunun genişlemesi ve Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden ayrılıkçılığa sebep olması.

Öte yandan, Türkiye'nin Şam ile yakınlaşma girişimini kabul etmeyen Suriyeli muhalif grupların kontrolü altındaki bölgelerde halk protestoları devam ediyor. Protesto gösterilerinin kapsamı genişlese de herhangi bir çatışma ya da şiddet olayı yaşanmıyor. İdlib ve Halep'in kuzey kırsalındaki bölgelerde her gün oturma eylemleri düzenleyen protestocular, uzlaşıyı reddederek, egemen kararlarının Türkiye tarafından gasp edilmesini ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) ofislerinin kapatılmasını kınayıp SMDK’nın bölgeyi kontrol eden Türk güçlerinin nüfuzuna bağlı olmakla suçluyorlar.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre Fırat Kalkanı bölgesinde yer alan Halep'in kuzey kırsalındaki Azez’de onlarca kişinin katılımıyla normalleşmeye karşı protesto gösterisi düzenlendi. Göstericiler, son dönemde Suriye sahasında izlenen politikaları kınayan pankartlar taşıdı.

Uzlaşmaya giden yoldaki tuzaklar

Suriye’nin dış politikası üzerine uzman olan Huveydi, görüşmelerin sorunsuz geçmesini beklemediğini, çözümü zorlaştıran çetrefilli dosyaların bulunduğunu ve yolun tuzaklarla dolu olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla her iki ülkenin ulusal güvenliğinin yanı sıra PKK’nın Suriye’de ve Irak'ta büyüyen nüfuzuyla ilgili koşullar göz önüne alındığında bu yolun zorlu ve yorucu olduğunun altını çizen Huveydi, “Bence tarafların birbirlerine, ekonomik meselenin çözümüne ve Türkiye'nin kara koridorları aracılığıyla Körfez ülkelerine açılmasına ihtiyaçları var” yorumunda bulundu.

Huveydi, şunları söyledi:

Mülteci kartı, iç ekonomik kriz ve herkesi aynı masaya oturtacak iç faktörler de dahil olmak üzere Türkiye'nin Suriye dışında ele alamayacağı dosyalar bulunuyor. Çok uzun bir zamana ve aynı zamanda bölgesel desteğe ihtiyacı var. İran'ın şu an olmasa da bölgede kendi çıkarlarına hizmet edecek bir uzlaşı ve mutabakat formülü oluşmasıyla bu dosyaya katılacağına inanıyorum.

Moskova müzakerelerde arabulucu olarak aktif hareket etmeye devam ediyor. Ancak bu tur, İranlı müzakerecinin aniden istifa etmesi nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanan diğer turlara benzemiyor. Suriye'nin doğu komşusu Irak müzakerelere dahil oldu. Türkiye ile Suriye arasında, Suriye yargısı tarafından aranan ve Türkiye'de bulunan tüm Suriyelilerin, Türk güçlerinin İdlib ve Halep kırsalından çekilmesinden vazgeçilmeksizin teslim edilmesi, sınır kapılarının ve Fırat'ın doğusunun kontrolünün devredilmesine karşın, Türkiye’nin mültecilerin Şam tarafından haklarında soruşturma açılmadan geri dönmeleri, güvenli geri dönüşün garanti edilmesi ve ihtiyaç duyulması halinde Türk ordusunun Suriye topraklarının 30 kilometre derinliğine kadar girmesine izin verilmesi gibi talepleri olduğuna dair bazı bilgiler sızdırıldı.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independenr Arabia’dan çevrilmiştir.



Türkiye'den Irak'a Suriye üzerinden ilk transit konvoy

Geçtiğimiz nisan ayında Suriye Limanlar ve Gümrükler Genel Müdürlüğü'nden bir heyetin Irak ile olan el-Yarubiye sınır kapısına yaptığı inceleme gezisi (Yetkili Kurum)
Geçtiğimiz nisan ayında Suriye Limanlar ve Gümrükler Genel Müdürlüğü'nden bir heyetin Irak ile olan el-Yarubiye sınır kapısına yaptığı inceleme gezisi (Yetkili Kurum)
TT

Türkiye'den Irak'a Suriye üzerinden ilk transit konvoy

Geçtiğimiz nisan ayında Suriye Limanlar ve Gümrükler Genel Müdürlüğü'nden bir heyetin Irak ile olan el-Yarubiye sınır kapısına yaptığı inceleme gezisi (Yetkili Kurum)
Geçtiğimiz nisan ayında Suriye Limanlar ve Gümrükler Genel Müdürlüğü'nden bir heyetin Irak ile olan el-Yarubiye sınır kapısına yaptığı inceleme gezisi (Yetkili Kurum)

Tel Abyad Sınır Kapısı, dün Türkiye'den gelip Suriye topraklarını geçerek El-Yarubiye Sınır Kapısı üzerinden Irak'a doğru giden ilk transit ticaret konvoyunun geçişine sahne oldu. Bu adım, Suriye toprakları üzerinden bölgesel nakliye ve ticari değişim hareketliliğinin yeniden canlandığını gösterirken, Suriye'nin bölgedeki merkezi bir lojistik koridor olma konumunu pekiştiriyor.

Suriye Sınır Kapıları ve Gümrük Genel Heyeti Halkla İlişkiler Müdürü Mazen Alluş, dün SANA’ya yaptığı açıklamada, türünün ilk örneği olan bu geçişin, Suriye'nin bölge ülkelerinin pazarlarını birbirine bağlayan bir lojistik merkez olma rolünü güçlendirdiğini vurguladı. Alluş, konvoyun geçişinin, Sınır Kapıları ve Gümrük Genel Heyeti'nin uluslararası transit koridorlarını, bölgesel nakliye ve ticari değişim hareketliliğini yeniden canlandırmak amacıyla yürüttüğü kesintisiz çalışmaların devamı olduğunu; bunun da ticarete, nakliye ve tedarik zincirlerine olumlu yansıyacağını belirtti.

Suriye'nin Rakka kenti ile Türkiye arasındaki Tel Abyad sınır kapısı (Suriye Limanlar ve Gümrük Genel Müdürlüğü)Suriye'nin Rakka kenti ile Türkiye arasındaki Tel Abyad sınır kapısı (Suriye Limanlar ve Gümrük Genel Müdürlüğü)

Bu esnada Sınır Kapıları ve Gümrük Genel Heyeti; kamyon ve malların akıcılığını garanti altına almak, nakliye ve ticaret sektörüne sunulan hizmetlerin ve performansın verimliliğini artırmak amacıyla sınır kapılarındaki geçiş ve gümrükleme işlemlerini kolaylaştırma, operasyonel ve lojistik hazırlığı en üst seviyeye çıkarma çalışmalarını sürdürüyor.

Suriye ile Irak arasındaki el-Yarubiye – Rebia Sınır Kapısı, 24 Nisan'da (geçtiğimiz ay) Suriye tarafını temsilen Sınır Kapıları ve Gümrük Genel Heyeti Başkanı Kuteybe Bedevi ve SDG ile varılan 29 Ocak anlaşmasının uygulanmasından sorumlu Başkanlık Sözcüsü Ziyad el-Ayiş; Irak tarafını temsilen ise Musul (Ninova) Valisi Abdülkadir ed-Dahil ve Sınır Kapıları Heyeti Başkanı Ömer el-Veyli'nin katılımıyla resmen açıldı.


Suriye Savunma Bakanlığı: Şam’da bomba yüklü araç patlamasında bir asker öldü

Şam'daki patlama bölgesinde yanan bir aracı izleyen siviller  (AFP)
Şam'daki patlama bölgesinde yanan bir aracı izleyen siviller (AFP)
TT

Suriye Savunma Bakanlığı: Şam’da bomba yüklü araç patlamasında bir asker öldü

Şam'daki patlama bölgesinde yanan bir aracı izleyen siviller  (AFP)
Şam'daki patlama bölgesinde yanan bir aracı izleyen siviller (AFP)

Suriye Savunma Bakanlığı, Salı günü yaptığı açıklamada, başkent Şam’da Savunma Bakanlığı’na bağlı Silahlanma İdaresi Merkezi’ne düzenlenen saldırıda bir askerin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bakanlığın Enformasyon ve İletişim Dairesi, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Suriye Arap Ordusu’na bağlı birimler, Şam’ın Bab Şarki bölgesinde Savunma Bakanlığı’na ait bir binanın yakınında patlamaya hazır bir el yapımı patlayıcı tespit etti.  Patlayıcı maddeye derhal müdahale edilerek imha edilmeye çalışıldı, ancak aynı bölgede bomba yüklü bir aracın patlaması sonucu bir asker şehit oldu, bazı askerler ise çeşitli derecelerde yaralandı.”

Suriye Sağlık Bakanlığı’na bağlı Acil Durum ve Ambulans Müdürü Dr. Naci en-Na‘san, SANA’ya yaptığı açıklamada, patlamada 12 kişinin yaralandığını ve yaralıların hastanelere sevk edildiğini aktardı.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ise patlama noktasından yoğun duman yükseldiği, silah sesleri duyulduğu ve bölgeye çok sayıda ambulansın sevk edildiği görüldü.


Kassam Tugayları’nın yeni Lideri Muhammed Avde hakkında ne biliyoruz?

Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu tarafından yayınlanan fotoğraf).
Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu tarafından yayınlanan fotoğraf).
TT

Kassam Tugayları’nın yeni Lideri Muhammed Avde hakkında ne biliyoruz?

Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu tarafından yayınlanan fotoğraf).
Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu tarafından yayınlanan fotoğraf).

Gazze Şeridi'ndeki çeşitli Hamas kaynakları, hareketin askeri kanadı olan «Kassam Tugayları»nın liderliğini, onlarca yıllık takibin ardından geçtiğimiz cuma günü İsrail tarafından suikastla öldürülen İzzeddin el-Haddad’ın yerine Muhammed Avde’nin üstlendiği konusunda hemfikir.

Gazze Şeridi’ndeki üç Hamas kaynağının «Şarku'l Avsat»a verdiği bilgilere göre Avde, Kassam’ın komutanı olarak resmen seçildi. Kaynaklar, Avde’nin el-Haddad’a çok yakın bir isim olduğunu ve özellikle Kassam’ın önceki liderleri Muhammed ed-Dayf ve Muhammed Sinvar’ın sırasıyla suikasta uğramasının ardından el-Haddad’ın üzerinde çalıştığı "örgütsel yapıyı yeniden yapılandırma" planları konusunda kendisiyle sürekli temas halinde olduğunu belirtti.

dsvde
Hamas liderleri İsmail Heniye, Yahya Sinvar, Muhammed Dayf ve Muhammed Sinvar, (El-Kassam Tugayları tarafından yayınlanan bir videodan alındı)

İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de yürüttüğü iki yıllık şiddetli savaş boyunca, Kassam liderlerini ve Hamas’ın Gazze sınırındaki yerleşim yerlerine düzenlediği saldırının planlanması ile yönetiminde rol oynayan birçok ana beyni suikastlarla ortadan kaldırdı.

Kaynaklardan birinin aktardığına göre, 7 Ekim saldırısı sırasında Kassam’ın Askeri İstihbarat Şefi olan Avde’ye, Muhammed Sinvar’ın suikasta uğramasının ardından (Mayıs 2025) Kassam’ın liderliğini devralması teklif edildi, ancak kendisi bunu reddetti. Bunun üzerine sorumluluk el-Haddad’a geçti. Diğer iki kaynak ise bu spesifik bilgiye dair ellerinde kesin veri olmadığını belirtti.

Şu an için Avde’nin bu pozisyonda fiili bir rakibi bulunmuyor; zira kendisi Askeri Konsey’in çekirdek kadrosunun temel üyelerinden biri. Orijinal konseyden geriye sadece İç Cephe Komutanı İmad Akil kaldı. Ancak Hamas kaynakları, Akil’in 7 Ekim saldırısının planlanmasında veya denetlenmesinde, "detaylardan ya da sıfır saatinden haberdar edilmeyen diğer bazı liderler gibi" aktif bir rolü olmadığını vurguluyor.

Stratejik Hazine'nin keşfi

Avde, Gazze Şeridi'ndeki askeri istihbarat birimini yönetiyordu. Bu birim, İsrail ordusunun Gazze sınırındaki bazı üsleri hakkında istihbarat toplamakla görevliydi. Ayrıca Avde, Kasım 2018'de Gazze içerisine sızan ve uzun süre orada kalan bir İsrail özel kuvvetler biriminin deşifre edilmesiyle ele geçirilen casusluk cihazlarının incelenmesine bizzat yatırım yaptı. O dönem bu cihazlardan elde edilen bilgilerin bir "istihbarat hazinesi" olduğu değerlendirilmişti.

vfefev
Hamas'ın askeri medyası tarafından yayınlanan bir videodan alınan karede, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları'ndan bir savaşçı (Reuters).

Avde’nin yönettiği askeri istihbarat, belirli noktalara saldırılar düzenlemek amacıyla İsrail ordusunun Gazze Tümeni’nin zayıf noktalarını incelemeye odaklandı ve elde edilen bilgiler sürekli olarak Askeri Konsey liderliğine sunuldu.

Kaynaklara göre Avde, el-Haddad’ın Kassam Tugayları Genelkurmay Başkanlığı’nı üstlenmesinin ardından Kuzey Bölgesi’nin liderliğini ve takibini devraldı. İstihbarat biriminin ana sorumluluğunu yürütmeye devam ederken, Gazze ve Kuzey tugaylarının (Kuzey Bölgesi olarak sınıflandırılan) yeni komutanlarıyla askeri ve örgütsel yapılanmayı koordine etti.

Hamas ve Kassam ile erken dönem bağları

Kaynaklar, Avde’nin Hamas ile bağlarının 1987’de başlayan Birinci Filistin İntifadası’na kadar uzandığını belirtiyor. Avde ayrıca, Hamas’ın merhum lideri Yahya Sinvar tarafından "İsrail işbirlikçilerini ve ajanlarını takip etmek" üzere kurulan «el-Mecd» güvenlik teşkilatının faaliyetlerinde de bir süre yer aldı.

Şu an 40'lı yaşlarının sonu ile 50'li yaşlarının başında olduğu tahmin edilen Avde, 2000 yılının sonunda başlayan İkinci İntifada sırasında Kassam Tugayları'nda görev alan ilk isimlerden biri. Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı'nın Hulefa-i Raşidin bölgesinde ikamet ediyordu.

ghyju
Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları üyeleri, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta - Şubat 2025 (Reuters)

Bu bölge, Hamas hareketinin ilk ve en önemli kalelerinden biri olarak kabul ediliyor. Avde’nin, hareketin içindeki unsurları ve Kassam üyelerini silah altına alma, hatta tugay liderlerinin seçilmesinde en etkili isim olan Nizar Reyyan gibi hareketin üst düzey liderleriyle seçkin ilişkileri bulunuyordu.

El Hulefa-i Raşidin bölgesi uzun süre Kassam’ın askeri merkezi işlevini gördü. Muhammed el-Dayf ve diğer askeri liderler burada bulunuyordu; Dayf’ın, Avde dahil birçok Kassam lideriyle olan ilişkisinin temelleri de buradaki ortak çalışmalar sırasında atıldı.

İstihbarat Çalışmalarına Odaklanma

Avde'nin askeri geçmişi daha çok güvenlik ve istihbarat faaliyetlerine dayansa da saha komutanlığında da kademeli olarak yükseldi. Uzun yıllar Cibaliye Kampı merkez taburunun komutanlığını yaptı, bir dönem askeri üretim departmanında çalıştı ve ardından 2017-2019 yılları arasında Kuzey Tugayı Komutanı oldu.

Avde, Kuzey Tugayı Komutanı olduğu dönemde Kassam’ın tüm askeri ve stratejik görevlerini yöneten saha komutanı Muhammed Sinvar’ı ağırladı. İkili, Beyt Hanun (Erez) Sınır Kapısı yakınlarındaki bir tünelin içinde araçla tur attı. Bu anlara ait video kaydı daha sonra İsrail güçleri tarafından ele geçirilerek kamuoyuyla paylaşıldı.

Hamas kaynakları, Kassam Tugayları bünyesindeki en kritik birimlerden biri haline gelen "Askeri İstihbarat Dairesi"nin geliştirilmesinde Avde’nin çok büyük bir rolü olduğunu belirtiyor. Kaynaklar, "Avde her zaman bu tarz arka plan çalışmalarını tercih ederdi, doğrudan saha operasyonlarından hoşlanmazdı. Ayrıca aşırı güvenlik hassasiyeti nedeniyle kişisel koruma veya şoför kullanmaz, görevlerini tek başına yerine getirmeyi tercih eder" değerlendirmesinde bulunuyor.

Savaş sırasında ve öncesinde birçok suikast girişimine maruz kalan Avde, hedef alınan mekanların çoğunda o esnada bulunmayarak kurtulmayı başardı. Ancak 10 Ekim 2025'teki ateşkesin ardından, Cibaliye Kampı'nda bulunan babasının evine düzenlenen bombardımanda en büyük oğlu Amr hayatını kaybetti.