Pekin Deklarasyonu: Abbas meşruiyetini pekiştirmek, Hamas ise bir şemsiye edinmek istiyor

Fetih Hareketi’nden bir kaynak, ‘birleşik hükümet’ için ek adımlar atılması gerektiğini vurguladı

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Hamas liderlerinden Musa Ebu Merzuk (sağda) ve Fetih Hareketi liderlerinden Mahmud el-Alul ile birlikte (Reuters)
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Hamas liderlerinden Musa Ebu Merzuk (sağda) ve Fetih Hareketi liderlerinden Mahmud el-Alul ile birlikte (Reuters)
TT

Pekin Deklarasyonu: Abbas meşruiyetini pekiştirmek, Hamas ise bir şemsiye edinmek istiyor

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Hamas liderlerinden Musa Ebu Merzuk (sağda) ve Fetih Hareketi liderlerinden Mahmud el-Alul ile birlikte (Reuters)
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Hamas liderlerinden Musa Ebu Merzuk (sağda) ve Fetih Hareketi liderlerinden Mahmud el-Alul ile birlikte (Reuters)

Filistinli gruplar dün Çin'in başkenti Pekin'de bölünmüşlüğü sona erdirecek bir anlaşma imzaladıklarını açıkladılar. Ancak bundan önce de benzer bir tablo, benzer görüntüler ve neredeyse aynı vaatlerle sona eren birkaç müzakere turu olmuştu. Ama bu kez yeni olan, İsrail’in 39 binden fazla insanın ölümüne neden olan ve Birleşmiş Milletler’in (BM) tahminlerine göre sadece yeniden inşası değil, kalıntılarının temizlenmesi için bile uzun yıllara ihtiyaç olan Gazze Şeridi'ni yakıp yıkan savaşıydı.

Fetih Hareketi (El Fetih), Hamas Hareketi ve Filistinli 12 grup daha Pekin’de Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı altında geçici bir ulusal birlik hükümeti kurulmasını öngören bir anlaşmaya vardı. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'ye göre anlaşmanın imzalanmasının ardından en önemli nokta, savaş sonrasını ele alacak geçici bir ulusal uzlaşı hükümeti kurulması konusunda anlaşmaya varılmasıydı.

sxdefrt
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Pekin'deki Diaoyutai Devlet Konuk Evi'nde Pekin Deklarasyonu'nun imzalanmasını izliyor (Reuters)

Şarku’l Avsat’a konuşan Filistinli bir kaynak, daha önce üzerinde mutabık kalınan ana hatların yer aldığı anlaşma metninin Filistin Yönetimi'nin meşruiyetini pekiştirme ve Hamas'ın bu tablonun içinde kalma arzusunu yansıttığını söyledi. Kaynak, bu iki noktanın ‘anlaşmanın imzalanmasının başlıca nedenleri olduğuna, ancak bunun hiçbir şekilde bölünmenin sona erdiği anlamına gelmediğine’ inanıyor.

Kaynağa göre Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Ebu Mazen), İsrail'in Filistin Yönetimi’ne karşı savaştığı ve Gazze Şeridi'nden çıkarmak istediği, bazı Arap tarafların ise şüpheyle yaklaşarak mevcut yönetim kadrosunu dışlamaya ve değiştirmeye çalıştığı bir dönemde meşruiyetini kanıtlamak ve tüm grupları kendi çatısı altında toplamak istiyor.

Kaynağın değerlendirmesine göre Hamas tablonun içinde kalmak ve Gazze Şeridi'ni yönetemez hale geldikten sonra kendisini karar alma mekanizmasının merkezinde tutacak bir şemsiye edinmek istiyor. Şu an her iki tarafın da diğerine ihtiyacı olduğunu vurgulayan kaynak, “Ancak şeytan ayrıntıda gizlidir ve kimse meselenin nasıl sonuçlanacağını bilemez” diye konuştu.

Daha önce varılan anlaşmalar

Şarku’l Avsat’ın bir nüshasına ulaştığı anlaşma metnine göre anlaşma 4 Mayıs 2011 tarihinde Kahire'de imzalanan Ulusal Mutabakat anlaşmasına ve 12 Ekim 2022 tarihinde imzalanan Cezayir Deklarasyonu’na dayanıyor. Filistinlilerin Mısır ve Cezayir’deki kardeşlerinin ve Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu'ndaki dostlarının yardımıyla, başta 181 ve 2334 sayılı kararlar olmak üzere ilgili BM kararlarına uygun olarak ve 194 sayılı karar uyarınca geri dönüş hakkını, Filistin halkının uluslararası yasalar ve BM Şartı uyarınca işgale direnme ve son verme hakkını, halkların kendi kaderini tayin etme hakkını ve bunu mevcut tüm biçimlerde gerçekleştirme mücadelesini garanti altına alarak başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması taahhüdüne uygun olarak bölünmeyi sona erdirecek anlaşmaların uygulanmasını takip etmeye devam edilmesi kararlaştırıldı.

Pekin Deklarasyonu’nu imzalayan taraflar ayrıca Filistinli grupların mutabakatı ve Filistin Devlet Başkanı Abbas'ın yürürlükteki Filistin Temel Yasası temelinde alacağı bir kararla geçici bir ulusal uzlaşı hükümeti kurulmasına ve kurulan hükümetin Batı Şeria, Kudüs ve Gazze Şeridi'nin birliğini teyit ederek tüm Filistin toprakları üzerinde yetki ve otoritesini kullanmasına karar verdi. Metne göre geçici bir ulusal uzlaşı hükümeti, Filistin devleti topraklarındaki tüm Filistin kurumlarını birleştirmeye başlamalı, Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için harekete geçmeli ve onaylanan seçim yasasına uygun olarak Filistin Merkezi Seçim Komitesi gözetiminde en kısa zamanda genel seçimlerin yapılması için hazırlıklarını tamamlamalı.

Uzlaşı hükümeti

Pratikte yeni anlaşma, uygulanmayan önceki anlaşmalara dayanıyor gibi görünüyor. Bu yüzden Filistinli gruplardan bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Filistin Devlet Başkanı Abbas'ın bu kez anlaşmayı ilerletmek ve geçici bir ulusal uzlaşı hükümeti kurmak için tüm gruplarla derhal istişarelere başlaması gerektiğini söyledi.

Fetih Hareketi’nden bir kaynak, Şarku’l Avsat’ın böyle bir hükümetin kurulmasının mümkün olup olmadığı yönündeki sorusuna “Bu o kadar basit değil” yanıtını verdi.

Kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hamas FKÖ'nün taahhütlerine uymalı, uluslararası meşruiyeti tanımalı, hükümetin kurumları ve güvenlik teşkilatlarını birleştirmesine izin vermeli ve yardım ve yeniden inşa sürecine öncülük etmeli. Sadece pastadan bir parça istemediğinden emin olmamız gerekiyor. Görev tanımı, Filistin mücadelesinin yöntemleri, savaş ve barış kararları, güvenlik doktrini, silahların birleştirilmesi ve seçim yasası üzerinde net bir anlaşmaya varılmalı. Bölünmeyi yönetmek yerine buna sonsuza kadar bir son vermeliyiz. Çünkü bunu yapmaya mecburuz.”

Filistinli gruplar arasında Çin'de olduğu gibi önceki görüşmelerde de bu konularda önemli anlaşmazlıklar yaşandı.

Hamas, İsrail'i tanımak anlamına geleceği gerekçesiyle uluslararası meşruiyeti tanımak istemiyor. Bir Filistin devleti kurulmadan önce silahlarını teslim etmeyi reddeden Hamas, FKÖ içindeki kararlara ortak olmak istiyor.

İslami Cihad Hareketi de İsrail’in doğrudan ya da dolaylı olarak tanınmasını içeren herhangi bir anlaşmaya karşı çıkıyor.

Geçmişteki anlaşmalara bir yenisini ekleyen Pekin Deklarasyonu, taraflar son detayları ele almaya başladığında hem El Fetih hem de Hamas'ın ciddiyetini test edecek.

Hamas ve El Fetih, diğer gruplarla birlikte daha önce Mekke, Yemen, Dakar, Şam, Kahire, Doha, Gazze, Cezayir, Rusya ve son olarak Çin'de çeşitli anlaşmalar ve deklarasyonlar imzaladılar.

Uluslararası barış konferansı

Ancak Çin'in açıklaması, Filistin Devlet Başkanı için önemli, zira barış için bir ‘uluslararası barış konferansı’ düzenlenmesi planını destekliyor.

Hamas uzun zamandır Abbas'ın yaklaşımına karşı çıkıyor ve hem Oslo Anlaşmaları’ndan hem de İsrail'i tanımaktan vazgeçmesini istiyor.

Filistinli gruplar, Pekin Deklarasyonu’nda Arap ülkelerindeki kardeşlerinin yanı sıra Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu'ndaki dostlarını, İsrail’in Filistin toprakları üzerindeki işgalini sona erdirmek ve BM şemsiyesi ve himayesi altında, geniş uluslararası ve bölgesel katılımla, Filistin halkının hakları için adil olan ilgili uluslararası kararları uygulamak üzere tam teşekküllü bir uluslararası barış konferansı düzenlenmesi için uluslararası çabaları sürdürme konusunda desteklediklerini vurguladılar.

Öte yandan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Çin'in ‘Ortadoğu'da barışın ve istikrarın korunmasında yapıcı bir rol oynamayı’ istediğini ve ‘kapsamlı, kalıcı ve sürdürülebilir bir ateşkesi, Filistin’in özerkliğini ve BM’de bağımsız Filistin devletinin tanınmasını’ desteklediğini söyledi.

rfgt5

Filistin Devlet Başkanı Abbas, yıllardır yeni bir siyasi süreci destekleyecek çok taraflı bir mekanizmanın ortaya konulmasına yardımcı olacak uluslararası bir barış konferansı düzenlemeye çalışıyor. Ancak bu çabaları, bu fikri reddeden ABD ve İsrail'e karşı koyacak güçlü bir uluslararası iradenin olmaması nedeniyle sekteye uğradı.

Hamas Hareketi’nin 7 Ekim saldırısından birkaç ay önce Çin'i ziyaret eden Abbas, Çin'in Ortadoğu'daki yeni hamlesinden ve Pekin'in bölgede en azından arabulucu olarak rol alma arzusundan istifade ederek Çin'in İsrail ile olan çatışmaya ne ölçüde müdahil olabileceğini görüştü.

Trump’la ilgili korkular

Abbas o sırada Çin’in ABD'nin yerine geçmesini değil, daha ziyade, ABD yönetimi İsrail'i ihlallerini durdurmaya ve siyasi bir süreç başlatmaya zorlayamadığı ya da dizginleyemediği için yardımcı mekanizmalar oluşturmak istiyordu.

Ancak şimdi, Filistinliler Donald Trump'ın yeniden Beyaz Saray'a gelmesinden korkarken, İsrail ile doğrudan angajman yoluyla ya da barış sürecini destekleyecek çok taraflı bir uluslararası adım atılması için baskı yaparak barış sürecini ilerletebilecek potansiyel bir alternatif bulmaya acil ihtiyaç duyuyor.

Filistinliler, Çin’in bölgedeki ABD hegemonyasına meydan okuma arzusunun varlığının istismar edilebileceğine inanıyor.

Filistinliler ilk kez bölgedeki büyük ülkelerin varlığından ve büyüklüğünden faydalanmaya çalışmıyor. Filistinlilerin en büyük düşmanı olan Trump'ın Beyaz Saray'da olduğu yıllarda da böyle bir çaba söz konusuydu. Abbas ve temsilcileri, yeni bir siyasi süreci destekleyecek çok taraflı bir mekanizma ile sonuçlanacak uluslararası bir barış konferansı düzenlemeye ikna etmek için tüm dünyayı dolaştı. Ancak büyük ya da küçük hiçbir ülke ABD yönetimiyle karşı karşıya geleceği tek bir adım dahi atmadı. İsrail de Washington tarafından desteklenmeyen herhangi bir sürece katılmaya razı olmadı.

rth5y6j
Trump ve Netanyahu Kudüs'te, 23 Mayıs 2017 (AP)

Filistinli taraflar, Rusya-Ukrayna savaşı ve 7 Ekim saldırısıyla birlikte güç dengesinin değişeceğini umuyor.

Diğer taraftan İsrail, Çin'in bölgeye müdahale etme girişimlerine kayıtsız kalmıyor. Tel Aviv'de bu girişimlerin endişe verici olduğu ve pek hoş karşılanmadığı söyleniyor.

İsrailli yetkililer Pekin Deklarasyonu’nu eleştirirken İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz X platformundan yaptığı bir paylaşımda, “Hamas ve El Fetih, savaştan sonra Gazze'yi birlikte kontrol etmek için Çin'de bir anlaşma imzaladı. Ebu Mazen terörizmden vazgeçmek yerine Hamas katillerini kucaklıyor ve gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Ancak bunu hayata geçiremeyecekler. Çünkü Hamas yönetimi ezilecek, Ebu Mazen Gazze'yi sadece uzaktan görecek ve İsrail'in güvenliği kendi elinde kalmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de Abbas ve Hamas’ın Gazze'deki lideri Yahya Sinvar'ı aynı karede bir araya getirerek “Yarın Gazze ve Batı Şeria'da güvenliğimizi bu insanların eline mi bırakacağız?” yazdı.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.