Mısır, Etiyopya Kızıldeniz limanı krizinde Türkiye'nin arabuluculuğuna nasıl bakıyor?

Kahire daha önce Addis Ababa'nın hamlelerini reddetmiş ve Mogadişu'nun egemenliğine desteğini vurgulamıştı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Somalili mevkidaşı ile Ankara'da bir araya geldi. (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Somalili mevkidaşı ile Ankara'da bir araya geldi. (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, Etiyopya Kızıldeniz limanı krizinde Türkiye'nin arabuluculuğuna nasıl bakıyor?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Somalili mevkidaşı ile Ankara'da bir araya geldi. (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Somalili mevkidaşı ile Ankara'da bir araya geldi. (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Dr. Bedr Abdulati ile Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud arasında Kahire'nin ‘Somali'nin birliği ve egemenliğine’ desteğini yinelediği görüşmeden bir gün sonra Türkiye, ayrılıkçı Somaliland bölgesinde bir Etiyopya limanının inşasına ilişkin anlaşmazlıkta Mogadişu ve Addis Ababa arasında uzlaşmaya varmayı amaçlayan görüşmelerin ikinci turu olarak Türkiye-Somali-Etiyopya üçlü toplantısına ev sahipliği yaptı.

Addis Ababa 1 Ocak'ta Somaliland ile bir mutabakat zaptı imzaladı. Uluslararası alanda tanınmayan Somaliland bölgesiyle imzalanan mutabakat zaptı, denize kıyısı olmayan bir ülke olan Etiyopya'nın bölgenin bağımsızlığını tanıması karşılığında Kızıldeniz'in girişinde 20 kilometre uzunluğunda bir ticari liman ve askeri üs kurma hakkını 50 yıllık bir kira sözleşmesiyle elde etmesini öngörüyor.

Somali ise söz konusu mutabakatı reddetti ve Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud mutabakatı iptal eden bir karar imzaladı. Arap Birliği de Mogadişu'nun tutumunu destekleyerek, mutabakat zaptını ‘hükümsüz ve kabul edilemez’ olarak nitelendirdi.

Mısır, Etiyopya'nın Somaliland ile yaptığı anlaşmayı, imzalanır imzalanmaz kesin bir dille reddettiğini açıkladı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, geçtiğimiz ocak ayında Somalili mevkidaşıyla yaptığı görüşmenin ardından, Somali'nin bir Arap ülkesi olduğunu ve Arap Birliği tüzüğü uyarınca kendisine yönelik herhangi bir tehdide karşı ortak savunma hakkına sahip olduğunu vurguladı. Sisi, “Kahire hiç kimsenin Somali'yi tehdit etmesine ya da güvenliğini tehlikeye atmasına izin vermeyecektir. Hiç kimse Mısır'ı denemeyecek ve kardeşlerini tehdit etmeye çalışmayacaktır, özellikle de kardeşleri kendilerinden yanlarında durmalarını istemişse” ifadelerini kullandı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan resmî açıklamaya göre Mısır Dışişleri Bakanı pazar günü Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame'nin yemin töreninde Somali Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede ülkesinin ‘Somali'nin egemenliğine, birliğine ve toprak bütünlüğüne verdiği desteği’ vurguladı.

Türkiye'nin Somali ve Etiyopya arasında arabuluculuk yapmak üzere başlattığı girişimin ilk turu Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Etiyopyalı mevkidaşı Taye Atske Selassie ve Somalili mevkidaşı Ahmed Moalem Faki ile bir araya geldiği 2 Temmuz'da Ankara'da, ikinci turu ise pazartesi günü yine Ankara'da üç ülkenin dışişleri bakanlarının katılımıyla gerçekleştirildi.

İkinci tur görüşmeler öncesinde Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed cumartesi günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir telefon görüşmesi yaparak, ‘Etiyopya ve Somali arasındaki yanlış anlamaların çözümünü kolaylaştırmada Türkiye Cumhurbaşkanı'nın desteğini takdir etti.’

Etiyopya Haber Ajansı tarafından yapılan açıklamaya göre Abiy Ahmed, ‘karşılıklı mutabık kalınan bir yaklaşımla ülkesinin denize erişiminin sağlanmasının önemini’ vurguladı.

Eski Mısır Dışişleri Bakanı Muhammed el-Arabi, “Mısır, Somali'nin birliğini ve egemenliğini ihlal etmemek kaydıyla her türlü arabuluculuk ve çözüm çabasını doğal olarak memnuniyetle karşılar” dedi. El-Arabi, ‘Türkiye'nin Somali ve Etiyopya ile iyi ilişkilere sahip olduğunu ve Somali'de bir askeri üssü bulunduğunu, bunun da iki ülke arasındaki durumun istikrara kavuşturulmasıyla ilgilenmesine neden olduğunu’ belirtti.

Şarku’l Avsat'a konuşan el-Arabi, “Ankara kendi çıkarlarını ve bölgenin istikrarını korumak için krizin çözümünde aktif bir rol oynamak istiyor” ifadesini kullandı.

Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları Kahire'de yaptıkları son görüşmede, Somali'nin birliği ve egemenliğini desteklediklerini vurguladılar.

El-Arabi, “Ankara, Somaliland'da bir Etiyopya askeri üssünün varlığından zarar görmeyecektir” dedi ve arabuluculuğun ‘Etiyopya ile Somali arasındaki ilişkileri geliştirmeyi amaçladığını’ belirtti.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Muna Ömer, el-Arabi ile ‘çatışan iki taraf arasındaki her türlü arabuluculuk çabasının memnuniyetle karşılandığı ve övgüye değer olduğu’ konusunda hemfikir olsa da Türk arabuluculuğunu ‘zaman kaybı’ olarak nitelendirdi.

Ömer Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, “Etiyopya pozisyonundan geri adım atmayacak, Somali ise kendi toprakları üzerindeki egemenliğinin ihlalini kabul etmeyecektir” dedi.

Mısırlı eski diplomat, ‘Mısır'ın pozisyonunun her zaman Somali'nin egemenliğinden ödün verilmemesi gerektiği yönünde olduğunu ve Etiyopya'nın Somali ile deniz çıkışı konusunda anlaşması halinde, Mısır'ın iki ülkenin egemen kararına saygı duyacağını, çünkü Etiyopya'nın güvenilmez bir ülke olduğunu’ vurguladı.

Kahire Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Said Nida, bu ayın başlarında African Readings dergisinin internet sitesinde yayınlanan bir raporda, Türkiye'nin arabuluculuğuna ilişkin üç senaryo öne sürdü. Birincisi, Ankara'nın çabalarının, Etiyopya tarafından ödenecek adil bir tazminat ve Somaliland'ın ayrılmasını tanımama taahhüdü karşılığında, Somali'nin liman anlaşmasını kabul ettiği bir anlaşmayı sonuçlandırmada başarılı olması. Nida bunun ‘oldukça düşük bir senaryo olduğunu çünkü Somali'nin egemenliğine yönelik herhangi bir ihlali kabul etmeyeceğini’ söyledi.

Nida'ya göre ikinci senaryo ise Türkiye'nin iki taraf arasında bir anlaşma imzalamayı başarması ve bu anlaşmaya göre Somali'nin Etiyopya'ya Somaliland bölgesi sınırları dışındaki diğer kıyılara, her iki tarafın üzerinde mutabık kalacağı adil bir tazminat karşılığında deniz erişimi sağlaması. Nida, ‘Etiyopya'nın ekonomik krizler ışığında proje için gerekli finansmanı ve korumayı sağlama kabiliyeti de dâhil olmak üzere, bu olası senaryonun önünde birçok zorluk bulunduğuna’ dikkat çekti.

Nida'ya göre, Etiyopya ve Somali'nin bir çözüme ulaşmadan pozisyonlarında ısrar ettiği, aralarındaki anlaşmazlığın askeri bir çatışmaya varmadan kötüleştiği üçüncü senaryo, ‘en olası senaryo’ olarak gözüküyor.



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.