Gazze'de ateşkes: ‘Son şans’ olarak nitelendirilen ateşkes teklifinin akıbeti anlaşmazlığa neden oldu

ABD basınına göre İsrail ve Hamas yeni taleplerde bulundu

Rehinelerin kurtarılması talebiyle düzenlenen protesto gösterileri sırasında hükümet karşıtı protestocular tarafından yakılan ateşin yanında yerde duran, ‘Savaşı durdurun’ yazılı bir pankart (AFP)
Rehinelerin kurtarılması talebiyle düzenlenen protesto gösterileri sırasında hükümet karşıtı protestocular tarafından yakılan ateşin yanında yerde duran, ‘Savaşı durdurun’ yazılı bir pankart (AFP)
TT

Gazze'de ateşkes: ‘Son şans’ olarak nitelendirilen ateşkes teklifinin akıbeti anlaşmazlığa neden oldu

Rehinelerin kurtarılması talebiyle düzenlenen protesto gösterileri sırasında hükümet karşıtı protestocular tarafından yakılan ateşin yanında yerde duran, ‘Savaşı durdurun’ yazılı bir pankart (AFP)
Rehinelerin kurtarılması talebiyle düzenlenen protesto gösterileri sırasında hükümet karşıtı protestocular tarafından yakılan ateşin yanında yerde duran, ‘Savaşı durdurun’ yazılı bir pankart (AFP)

Gazze'de ateşkes için yapılan müzakereler, ABD’nin on ikinci ayına giren Gazze Şeridi'ndeki savaşı çözmeye yönelik son önerisinin akıbetine ilişkin yeni anlaşmazlıklarla karşı karşıya. ABD basınında önerinin süresiz olarak ertelenmesinden ve savaşın tarafları olan İsrail ve Hamas Hareketi’nin yeni taleplerde bulunduğundan söz ediliyor. İsrail ise teklif üzerinde anlaşmaya varılması konusundaki karamsarlığa karşın ‘teklifin yakında duyurulacağına’ dair resmi bir açıklamada bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ABD’de kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinden önce son bir şans olarak görülen teklifle ilgili tutarsızlığın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun uzlaşmazlığı sonucunda Washington'ın yaşadığı kafa karışıklığından kaynaklandığını düşünüyorlar. Uzmanlar, ABD'nin gerçek bir baskısı olmadan yakında hiçbir anlaşmanın yapılamayacağını ve bölgede yeni bir gerilimin yaşanması olasılığının bulunduğunu vurguladılar.

Washington Post gazetesine göre ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İsrail ile Hamas arasında bir ateşkes anlaşmasına varılması için aylardır sürdürdüğü çabalar son günlerde yine tıkandı ve anlaşma durma noktasına geldi. ABD'li yetkililer her iki tarafa da bir öneri sunma planlarını süresiz olarak ertelediklerini açıkladılar.

Gazete cumartesi günü yayınladığı haberde, son engelin Hamas'ın İsrail tarafından serbest bırakılacak mahkum sayısının arttırılmasıyla ilgili yeni bir talebi aniden gündeme getirmesiyle ilgili olduğunu belirtti. İsrail'in Philadelphia (Salahaddin) Koridoru’nda kalma konusundaki ısrarı, Hamas'ın yanı sıra Mısır tarafından da reddedilen büyük bir engel olmaya devam ediyor.

Öte yandan New York Times (NYT) gazetesi, kimliklerini açıklamadığı ABD'li yetkililere dayandırdığı haberinde Hamas'ın son günlerde rehinelerin serbest bırakılmasıyla ilgili taleplerine yenilerini eklediğini belirtti. Gazeteye göre yetkililer Katar'ın Hamas'ı bu taleplerden vazgeçmeye ve taleplerini azaltmaya ikna edebileceğini umuyorlar.

cdvferbgtyh
Gazze'nin Şeyh Rıdvan Mahallesi’nde İsrail’in düzenlediği bombardımanda isabet alan bir binanın enkazı üzerinde yürüyen Filistinli bir genç (AFP)

İsrail Yayın Kurumu (IBC) cumartesi akşamı taraflar arasında bir anlaşmaya varılması olasılığı konusuna dair iyimser bir havanın olmadığını, ancak teklifin yine de sunulacağını ve hazırlanmakta olan anlaşmanın pazar günü ya da önümüzdeki birkaç gün içinde sunulabileceğini ve başta Philadelphia Koridoru olmak üzere tüm tartışmalı noktaları içerdiğini bildirdi.

Öte yandan ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William Burns, cumartesi günü yaptığı açıklamada ülkesinin Gazze'de ateşkese varılması için bir teklif üzerinde çalıştığını açıkladı. Teklifin önümüzdeki günlerde sunmayı umduklarını ifade eden Burns, arabulucu taraflarla mümkün olduğunca sıkı çalışmaya devam edeceklerinin de altını çizdi.

Müzakere dosyasında bir ilerleme sağlamak amacıyla yapılan girişimlere dair ABD basını geçtiğimiz ayın sonlarında Washington'ın tüm konularda iki taraf arasındaki uçurumu kapatacak önerilerin yer aldığı bir nihai formül sunma niyetinde olduğunu bildirmişti. ABD basınına göre teklif, çatışan tarafları tutumlarını ciddileştirmelerini sağlamak amacıyla ‘al ya da bırak’ yaklaşımında olacak.

Mısır’ın eski dışişleri bakan yardımcılarından Ali el-Hefni'ye göre bu tutarsızlık Netanyahu'nun müzakerelerin ilerleyişini bozan engellemelerinden kaynaklanıyor. Hefni, “Washington'dan müzakerelerde anlaşmaya yaklaşıldığını duyduk. Sonra yüzde 90 oranında tamamlandığını, ardından cuma günü yeni bir teklifin açıklanacağını, sonrasında ise üçüncü bir teklifi değerlendireceğini işittik. Bunların hepsi Netanyahu’nun çözümlerden hiçbirini kabul etmemesinin bir sonucu” diye konuştu.

Washington ve İsrail arasındaki rol paylaşımının yansımalarına dair uyaran Hefni, en büyük krizin Batı Şeria'ya da yayılan Gazze'deki ‘soykırım savaşını’ durdurmak olduğunu ve bunun gerçekleşmesi halinde sahada çatışma olmadan gerçek çözümlere tanık olunacağını vurguladı.

Arap Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (ACPSS) Başkan Yardımcısı Muhtar Gubbaşi, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“ABD-İsrail, İsrail'i yatıştırmak için Hamas üzerinde basın aracılığıyla baskı kurmaya çalışsa da Netanyahu'nun uzlaşmazlığı nedeniyle müzakereler başarısızlıkla sonuçlanacak.”

Müzakerelerin önündeki ikinci bir engelden daha bahseden Gubbaşi, “Washington müzakerelerdeki çıkmazı, çaba sarf ettiğini ve çabalarını engelleyen taraflar olduğunu söyleyerek açıklıyor ki bu doğru değil. Eğer Netanyahu üzerinde gerçek bir baskı olsaydı, çoktan bir anlaşmaya varmış olurduk” ifadelerini kullandı.

Müzakerelerle ilgili ‘potansiyel bir çıkmazdan’ bahsedilirken, İsrail'de ateşkesin bir an önce sağlanması ve rehinelerin kurtarılması talebiyle düzenlenen protesto gösterileri, cumartesi akşamı İsrail'in kitlesel gösterilere sahne olmasıyla yoğunlaştı. Organizatörler, protesto gösterilerine yarım milyondan fazla kişinin katıldığını açıkladılar. Times of Israel gazetesinin aktardığına göre İsrail'in Batı Şeria'daki askeri operasyonlarının devam ettiği bir dönemde düzenlenen protesto gösterileri, ülke tarihinin en büyük kitlesel gösterileri oldu.

Öte yandan IBC’nin aktardığına göre dün İsrail'in Güvenlik İşleri İçin Küçültülmüş Bakanlar Kurulu’nun (KABİNET) rehineler için yapılacak bir takas anlaşmasının görüşüleceği toplantısı beklenirken İsrail ordusu, Ürdün sınırında Allenby Köprüsü (Kral Hüseyin Köprüsü) Geçişi’nde bir saldırı gerçekleştiğini ve saldırıda üç İsraillinin yanı sıra saldırının failinin öldüğünü açıkladı. Gazze Şeridi’nde 11 ay önce savaşın başlamasından bu yana Ürdün sınırında ilk kez böyle bir olay yaşandı.

Hamas Hareketi tarafından olayla ilgili olarak dün yapılan açıklamada, ‘eylemin İsrail'in Gazze Şeridi’nde ve işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere karşı gerçekleştirdiği soykırıma, Mescid-i Aksa'yı Yahudileştirme ve Filistinlileri yerinden etme planlarına verilen doğal bir karşılık olarak nitelendirildi. İsrail Başbakanı Netanyahu da bir açıklama yaparak ‘zor bir gün’ yorumunda bulundu.

Mısırlı eski yetkili Hefni, yakında bir ateşkese varılamaması ve Washington'ın başkanlık seçimleriyle meşgul olup müzakereleri seçimler bitene kadar ertelemesi halinde ‘savaşın yayılabileceği’ uyarısında bulundu. Gubbaşi ise özellikle İsrail, Batı Şeria'daki operasyonlarını genişlettikçe topyekûn savaş tehdidinin artmasını önlemek için bir anlaşmaya varılmasının önemli olduğunu vurguladı.



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”