Arap dünyası için belirleyici bir an

Cesur pozisyonlar, belirli talepler ve belirgin hedeflerle daha etkili bir Arap siyasi eyleminin zamanı geldi.

Özellikle İsrail'in Gazze'deki tehlikeli ve çirkin ihlalleri konusunda etkili tutumlar benimseyememeleri sonucunda Arapların imajı ciddi şekilde sarsıldı (AFP)
Özellikle İsrail'in Gazze'deki tehlikeli ve çirkin ihlalleri konusunda etkili tutumlar benimseyememeleri sonucunda Arapların imajı ciddi şekilde sarsıldı (AFP)
TT

Arap dünyası için belirleyici bir an

Özellikle İsrail'in Gazze'deki tehlikeli ve çirkin ihlalleri konusunda etkili tutumlar benimseyememeleri sonucunda Arapların imajı ciddi şekilde sarsıldı (AFP)
Özellikle İsrail'in Gazze'deki tehlikeli ve çirkin ihlalleri konusunda etkili tutumlar benimseyememeleri sonucunda Arapların imajı ciddi şekilde sarsıldı (AFP)

Nebil Fehmi

Libya'da başarısız bir devlet, Sudan'da parçalanmış bir devlet, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da işgal edilmiş ve vahşice hedef alınan bir halk, Suriye'de hizmet vermeyen bir devlet ve topraklarında Türk ve diğer güçlerin devam eden varlığı, Lübnan’da gerilimler var. Irak ise iç zorluklar ve durduramadığı veya budayamadığı dış bölgesel ve yabancı müdahaleler karşısında iyileşmeye çalışıyor. İran-Körfez ilişkilerinde bir miktar iyileşmeye rağmen sınır anlaşmazlıkları devam ediyor. Yemen'deki durum, modern çağın önceki kargaşa ve parçalanma dönemlerinin tekrarı gibi görünüyor.

Bu kadarla sınırlı olmayan ve sadece örnek olarak saydığımız tüm bu vakalar, bir dizi başka konu, sorun ve siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal meydan okumalarla birlikte temel olarak ulus-devletin istikrarına ve egemenliğine yönelik ihlallere odaklanıyor.

Tüm bu tehlikeli ve hassas sorunlar karşısında Arap dünyası etkili politikalar benimseyemiyor ve kendisi için önemli ve dinamik girişimlerde bulunamıyor. Durumu kendi lehine döndürecek, krizleri çözecek ve hatta başkalarının bariz ve sınırsız insanlık dışı ihlallerini durduracak veya caydırıcı olacak kararlı tutumlar benimsemekten çekiniyor. Kahraman Filistin halkının maruz kaldıkları ve kardeş Sudan halkı arasındaki ölüm ve yıkım bunun en yakın örneği.

Güvenirlik bizden, zaman zaman Cezayir, Fas, Mısır, Suudi Arabistan ve diğerleri gibi bazı Arap ülkelerinin bu meselelerin bir kısmındaki kötüleşmeyi durdurma girişimlerine tanık olduğumuzu belirtmeyi gerektiriyor. Ancak somut bir diplomatik başarı elde edemiyor veya siyasi bir çözüme ulaşamıyorlar. Nedeni de sorunları çözmek için gerekli siyasi ağırlığın bulunmaması. Keza başarısız olmaları kimi zaman bir tarafı diğerine tercih etme çabasının bir sonucu olabiliyor. Halbuki mutabakata dayalı ulusal çıkarlardan yola çıkarak çeşitli alanlarda ortak Arap eylemi tercih edilmeli. İş birliği tümü değil de bazı bölgesel Arap taraflar ile sınırlı kalıp, öncelikler zaman zaman farklılık gösterse bile bölgesel koşullar uzlaşmacı çözümlerle güvence altına alınmalı.

Filistin-İsrail çatışmasının merkeziliği göz önüne alındığında, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı'nın “iki devletli çözümü uygulamak için uluslararası bir koalisyon” oluşturma ve ilk toplantısına yakında ev sahipliği yapma yönündeki duyurusuna işaret etmek ve duyduğum memnuniyeti belirtmek isterim. Bundan iki devleti destekleyecek ve bu çözümü doğrudan veya dolaylı olarak engelleyenlerden hesap sorulmasını sağlayacak net kararlar ve birleşik politikaların  çıkmasını ümit ettiğimi de söylemek isterim. Bölge dışından olumlu hamleler arasında ise Suudi Arabistan ve İran'ın son anlaşmalarının sponsoru olarak Çin'i seçmeleri yer alıyor. Ancak Arap ülkeleri tarafından daha önce yapılan birkaç başarısız girişimin ardından, Filistinli tarafların Arap olmayan arenalarda buluşmaya ve aralarında resmi bir uzlaşmaya varmaya ihtiyaç duymaları, çok geçmeden geri çekilmeleri konusunda hiç de rahat değildim.

Artık Arap tarafların Ortadoğu'daki bölgesel sorunları çözmeyi başaramadığı, hatta bölgede çoğunluğu oluşturmalarına ve meşru pozisyonlar benimsemelerine rağmen durumu kendi lehlerine çevirmeyi başaramadığı konusunda kendimize karşı dürüst olmamızın zamanı geldi. Bazı Arap ülkelerinin pozisyonlarının çeşitli ve Libya, Sudan, Suriye, İran, Yemen ve Kızıldeniz'in güvenliği de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda karşıt olduğu hiç kimse için bir sır değil. Bu da Arap ülkelerinin etkinliğini sınırladı ve Arap kamuoyunda bile uluslararası ve bölgesel olarak Arap siyasi anlayışı hakkında pek çok soruyu ve şüpheyi gündeme getirdi.

Gerçekten de Arapların imajı, özellikle İsrail'in Gazze'deki tehlikeli ve çirkin ihlalleri konusunda etkili tutumlar benimseyememeleri sonucunda ciddi şekilde sarsıldı. Bu İsrail'in kendisi ya da onu destekleyen ABD ve birçok Batılı ülke ile Güney Afrika’nın başını çektiği Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki dava, diğer uluslararası ve hukuki kurumlardaki faaliyetler hakkındaki tutumları için de geçerli.

Yurt dışı gezilerim sırasında birçok kez bana Arapların tutumunun neden zayıf olduğu sorusu soruldu. Arap ülkelerine ziyaretlerim sırasında ise milletimizin gençliğinin, siyasi Arap milleti kavramının artık var olmadığına, yarı bölgesel ilişkilere ya da Ortadoğulu olmayan taraflarla ilişkilere odaklanılmasının daha iyi olacağına dair tekrarlanan acı verici sözlerini defalarca dinledim. Ama bu gelecekte kimlik konusunda tehlikeli kapılar açıyor.

Gerçekten de Arap dünyasının işbirliğine dayalı siyasi anlayışı ciddi ve benzeri görülmemiş bir siyasi bozulmaya tanık oluyor. Şimdi son derece tehlikeli ve zor bir dönemdeyiz; bu dönemde kınama ve eleştiri yahut yalnızca yankı uyandıran ifadeler ve polemiklerle yetinemeyiz. Zira bazıları İran ile imzalanan nükleer anlaşmada olduğu gibi bize danışmayı bile ihmal ediyor, ardından Arapların işgale son verilmesi ve iki devletli çözüm yönündeki devam eden taleplerine onlarca yıldır yanıt vermeyi reddettikten sonra, yalnızca yangınları söndürmek ve durumun daha da kötüleşmesini önlemek için bize başvuruyorlar.

Artık yapılması gereken, hususiyetlere ve ulusal mülahazalara saygı göstererek, bölgesel çıkar ve istikrarı hedefleyerek, çeşitli alanlarda aktif Arap ülkeleri ile ulus-devletleri kapsayan  somut iş birliği çabaları aracılığıyla anlaşmazlıkları çözecek, amaçlı ve akıllı hareketler ve girişimlerdir. İş birliğinin amacı bu ülkeler farklı önceliklere sahip olsalar bile uzlaşmacı çözümler etrafında pozisyonlarını ve çıkarlarını uzlaştırmaya çalışmaktır çünkü kısmi başarılar, başarısız çabalardan ve sıfır toplamlı çözümlere dair umutlardan daha faydalıdır.

Dost ülkelerden destek talep etmeye ve ardından sorunlarımıza ilişkin politika ve standartlarındaki ikiyüzlülükleri ile yaşamaya artık razı olmamalıyız. Eylemlerimizin artık amaçlı olması, uluslararası ve bölgesel forumlarda ve dost ülkelerle ikili ilişkiler düzeyinde belirli icraatların talep edilmesi daha iyi ve hatta gerekli.

Libya'da resmi ve gayri resmi dış tarafların desteklediği karşıt iç gruplar arasındaki çatışmanın devam etmesinin ülkeyi bölme tehdidi oluşturduğunu, bunun Akdeniz'den Avrupa'ya kadar batı, doğu, güney ve hatta kuzeydeki tüm komşu ülkelere yansımaları olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, Libya'nın yeniden birleşmesi için uluslararası temsilcilerle birlikte Mısır-Cezayir ortak girişiminde bulunulması, kardeş ülkelerin bazı politikalarının uzlaştırılmasını gerektirse bile, çatışmanın Arap ve uluslararası denetim altında çözülmesine yönelik bir yol haritası geliştirilmesi çağrısında bulunuyorum.

Suudi Arabistan, Mısır ve BAE'yi, askeri olarak çatışan Sudanlı taraflar ve sivil toplum arasında, ülkenin birliğini koruyacak, çatışmaları durduracak, halkının acılarını hafifletecek siyasi ve meşru anlaşmalara ulaşmak için çabalarını buraya yönlendirmeye çağırıyorum. Üç ülke çabalarını, Sudan devletini ve kurumlarını korumak, ancak bir Sudanlı tarafı diğerine karşı güçlendirmeyen uzlaşmacı çözümlere ulaşmak için birleştirmeliler.

Lübnan ve İran'a yönelik saldırıların eşlik ettiği Gazze'deki duruma ve Netanyahu’nun, herhangi bir cephede müzakerelerin savaş örtüsü altında yapılacağı konusundaki ısrarına gelince, Amerikan sağının ve İsrail destekçilerinin dikkatini Harris yerine Trump'ı desteklemeye yöneltene kadar, önümüzdeki ekim ayının son haftalarından önce herhangi bir anlaşmaya varılmayacak.

Araplar, geçici bir süre için olsa bile, İsrail'in Gazze'nin bazı bölgelerini yeniden işgal etmesini resmi veya örtülü olarak kabul ettiklerini yansıtan her türlü tutumu reddetmeliler. Zira güç ve işgal gerçekliği adına meşruiyetin ve uluslararası hukukun temellerinin herhangi bir şekilde ihlali, Filistin-Arap-İsrail barışına ulaşmaya yönelik her türlü çaba için son derece tehlikeli emsaller yaratacaktır. Bu konudaki Arap sesinin kararlı ve kati olması gerekiyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün, İsrail'in Batı Şeria'da operasyon yapma hakkına sahip olduğu yönündeki açıklamalarını büyük endişeyle takip ettim. Zira ABD’nin İsrail’in işgalci bir devlet olduğunu ve yerleşimlerin genişletilmesi ile militarizasyonunu finanse ettiğini tamamen göz ardı ederek, İsrail'in Gazze'de operasyon yapma ve Gazze’den gelebilecek herhangi bir dış saldırıya karşı kendini güvence altına alma hakkına sahip olduğuna dair benzer açıklamaları da olmuştu.

Arap ülkelerinin ayrıca İsrail'in ateşkesi engellemesine karşı açık ve net bir tavır alması da gerekiyor. Dost ülkelerden İsrail'e yönelik çeşitli askeri destekleri durdurmalarını talep etmeli, bunu önlemek için uluslararası ve ulusal forumlarda yasal girişimlerde bulunmalılar.

İsrail'in insani ihlallerinin yabancı mahkemelerde görülmesini teşvik etmeliler, hükümet kurumları veya sivil toplum aracılığıyla uluslararası düzeyde İsrail'in hesap vermesini talep eden sesin tonunu yükseltmeliler.

Araplar, bazı Avrupa Birliği ülkelerinin yaptığına benzer şekilde, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerden işgal altındaki Filistin topraklarından İsrail malları ithal etmekten kaçınmalarını talep etmeliler.

Çabalarımızı destekleyen ve çıkarlarımızı güvence altına alan cesur pozisyonlar, belirli talepler ve belirgin hedeflerle daha aktif, daha net ve daha etkili bir Arap siyasi eyleminin zamanı geldi. Böylece çıkarlarımız göz ardı edilmez, başkaları bize saldırmaz, hareketlerimiz üzerinde herhangi bir şekilde siyasi bir etki oluşmaz, gençlerimiz geleceğe yönelik güvenlerini ve ulusal siyasi umutlarını kaybetmez.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
TT

Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

ABD, Hamas'ın silah bırakmasını beklemeden Gazze'de ateşkes sürecinin ikinci aşamasına geçmeyi planlıyor.

Tel Aviv yönetimi, Hamas İsrailli polis memuru Ran Gvili'nin naaşını iade edip silah bırakmayı kabul edene kadar Gazze barış sürecinde ikinci aşamaya geçmeyeceklerini bildirmişti.

Ancak adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan yetkililer, ABD'nin bunlar gerçekleşmeden ikinci aşamaya bir an evvel geçmek istediğini belirtiliyor.

Kaynaklara göre ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla yaptığı görüşmede hem Hamas'ın silah bırakmasını hem de Gvili'nin cesedinin ailesine geri gönderilmesini istediklerini söyledi. Ancak bunların ateşkesin ikinci aşamasına geçiş için şart olarak görülemeyeceğini ifade etti.

10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve rehine takası anlaşmasının garantörleri Türkiye, Mısır ve Katar'ın, Hamas'ın kademeli bir silah bırakma planını kabul edeceğini Washington'a ilettiği belirtiliyor.

Bu plana göre Filistinli örgüt önce ağır silahlarını teslim edecek, daha sonra hafif silahlar için geri alım programı başlatılacak. Kaynaklar, gelecek haftalarda bu mekanizmanın devreye girmesinin hedeflendiğini söylüyor.

Ancak Tel Aviv'in böyle bir çerçeveyi onaylayıp onaylamayacağı belirsiz. Hamas, Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak bir süreç başlatılmadan silah bırakmayacağını bildirmişti. İsrail ise iki devletli çözüme yanaşmadığını defalarca duyurmuştu.

20 maddelik barış planının ilk aşamasında taraflar arasında rehine takası gerçekleştirilmiş, İsrail askerleri belirlenen "sarı hatta" geri çekilmişti. İsrail ordusu Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 53'ünü kontrol ediyor.

İkinci aşamadaysa Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinde söz sahibi olmaması isteniyor. Gazze Şeridi'nin yönetiminin Hamas mensubu olmayan Filistinlilerin yer alacağı bir teknokratlar komitesine geçici olarak devredilmesi planlanıyor. Trump'ın başkanlık edeceği Barış Kurulu'na ek olarak bölgeye Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) konuşlandırılması öngörülüyor.

Analizde, Trump'ın Barış Kurulu'nu ve teknokratlar komitesini gelecek hafta açıklamayı planladığı yazılıyor. Beyaz Saray ilk etapta bu açıklamayı geçen ay yapmayı planlamış ancak Hamas'la İsrail arasındaki anlaşmazlıklar çözülemediği için vazgeçmişti.

İsrail medyasında geçen ay çıkan haberlerde, Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Barış Kurulu'nda görmek istediği aktarılmıştı.

Türkiye'nin hem Barış Kurulu'nda yer alması hem de ISF'ye asker göndermesi için ABD'nin Tel Aviv'e baskıyı artırabileceği belirtilmişti. Washington'ın, Ankara'nın ISF'ye asker göndermese bile güvenlik gücünün komuta yapısında yer almasını istediği de yazılmıştı.

Trump, Azerbaycan ve Endonezya'ya da ISF'ye katılma çağrısı yapmıştı. Azerbaycan lideri İlham Aliyev, bu haftaki açıklamasında "Arap ülkelerinin meselelerini Arap devletleri çözmelidir" diyerek Gazze'deki uluslararası misyonlara katılmayacaklarını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Caspian Post


Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
TT

Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).

Halep doğumlu Suriyeli aktivist ve gazeteci Akil Hüseyin, bugün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye hükümeti arasında çatışmaların yaşandığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine ilişkin tanıklığını Şarku'l Avsat'a anlattı. Hüseyin, Mart 2011’de Suriye devriminin başlamasının ardından sivil harekete katıldığını ve kentin özellikle doğu kesiminde sahada gelişmeleri izlediğini ifade ediyor.

Kısa süre önce Halep’i temsilen Halk Meclisi’ne seçilen Hüseyin’in bu tanıklığı, SDG yanlılarının öne sürdüğü anlatının aksine, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde nüfus çoğunluğunun Kürtlerden değil Araplardan oluştuğunu vurguluyor.

cdfrgt6y
Halep kentinin haritası; üzerinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri görülüyor (Sosyal medya)

Son yıllarda “Kürt mahalleleri” olarak tanınan bu iki bölge, yaklaşık 50 yıl öncesine kadar Süryani ve Ermeni yoksul Hristiyanların yaşadığı küçük yerleşim alanlarıydı. Daha sonra Halep kırsalının kuzey ve doğusundan, aralarında Afrin, Cinderes ve Ayn el-Arab (Kobani) sakinlerinin de bulunduğu, şehirde daha iyi bir yaşam arayan aileler için; konut maliyetlerinin görece düşük olması ve sanayi bölgelerine yakınlığı nedeniyle makul bir tercih hâline geldi.

Birçok kişinin bu iki mahalleye Kürt kimliği atfetmesinin temel nedeni, Halep kentinde ilk kez bu denli büyük bir Kürt nüfusunun aynı bölgede bir araya gelmiş olmasıydı.

1970’li yıllara kadar Halepliler, Şeyh Maksud’u “Cebel es-Seyyide” (Meryem Ana Tepesi) adıyla biliyordu. Ancak Kürtlerin yoğunlaşmaya başladığı bu bölgede, Kürt kökenli bir sufi şeyhin adını taşıyan “Şeyh Maksud” camisinin inşa edilmesinin ardından, bu isim mahalle için yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Komşu Eşrefiye Mahallesi ise aynı dönemde, Hristiyanların yaşadığı Süryaniler Mahallesi’nin plansız bir uzantısı olarak ortaya çıktı.

Halepliler, bu iki mahallenin siyasi anlamda Kürtlerin merkezi hâline geldiğini ilk kez 2004 yılında, Kamışlı Olayları olarak bilinen süreçte fark etti. O dönemde Cezire bölgesindeki Kürt ayaklanmasıyla eş zamanlı olarak Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da Kürt siyasi parti kadroları ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı.

dfrgt
Ekim 2024’te Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde, PKK lideri Abdullah Öcalan’a ait fotoğraf ve kitapların yer aldığı bir sergi

Bundan önce Kürtlerin bu mahallelerdeki en belirgin görünürlüğü, Suriye’de uzun süre yasaklı olan Nevruz kutlamaları sırasında ortaya çıkıyordu. Kutlamalar esnasında, özellikle Esad rejiminin 1980’lerden itibaren kendisine muhalif Kürt siyasi hareketlerini kontrol altında tutmak için kullandığı PKK unsurlarıyla güvenlik güçleri arasında zaman zaman gerginlikler yaşanıyordu.

2011’de Beşşar Esad rejimine karşı halk ayaklanmasının başlaması ve rejimin Kürtleri muhalefetten uzak tutma çabaları kapsamında, Suriye istihbaratı 2012 yılında bu iki mahalleyi Kürtlere devretti. Böylece bölgeler kademeli olarak rejimin denetiminden çıktı ve sonunda, ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt çoğunluklu kentlerde olduğu gibi SDG’nin iç güvenlik gücü olan Asayiş aracılığıyla SDG’nin kontrolüne girdi.

asdfr
2014 yılında Halep’te gerçekleşen bombardıman sonucu oluşan yıkım (Reuters).

Başlangıçta Eşrefiye Mahallesi, Arap ve Kürt önde gelen aktivistlerin yer aldığı “Kardeşlik Koordinasyonu”nun öncülüğünde dikkat çekici bir barışçıl sivil harekete sahne oldu. Ancak üyeleri kısa sürede, rejimden devraldığı bölgelerde devrimle bağlantılı her türlü faaliyeti bastıran PKK’nın Suriye kolu tarafından takibe alındı. Bu yapı, bölgede tam denetim sağlayan güvenlik ve polis aygıtları ile asker devşirme merkezleri kurdu. Bu durum, iki mahallenin “Kürt mahalleleri” olarak algılanmasını daha da pekiştirdi.

yuı
Halep kırsalındaki Tel Rıfat’ta, Eş-Şam rejimi ile SDG ve muhalif gruplar arasındaki çatışmalara sahne olan evinin enkazını kaldıran bir Suriyeli vatandaş (AP)

Ancak SDG ile Suriye muhalefeti arasındaki ilişkilere en ağır darbe, 2016’nın sonunda geldi. Bu dönemde SDG, Beşşar Esad güçleriyle iş birliği yaparak Halep’in doğu kesiminin kontrolünü ele geçirdi. Operasyon, bölge nüfusunun büyük bölümünün yerinden edilmesi ve yapıların büyük ölçüde yıkılmasıyla sonuçlandı.

Daha sonra SDG, Lübnan Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızları ile birlikte Halep’in kuzey kırsalındaki Sünni Arap yerleşimlerinin kontrolünü ele geçirdi. Özellikle Tel Rıfat kentinde nüfusun neredeyse tamamı yerinden edildi ve bu bölge de SDG’nin bir parçası olarak anılmaya başlandı.

Bugün ise Halep’te, SDG’nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini Suriye hükümetine devretmeyi reddetmesi nedeniyle yaşanan gerilim sürerken, SDG yanlıları bu mahallelerin “Kürt kimliğini” kanıtlamaya yönelik yeni bir medya kampanyası yürütüyor. Oysa bölgede, Bakara (Baggara) aşireti ve Batuş kabilesi başta olmak üzere on binlerce Arap yaşarken, varlığı inkâr edilemeyecek ölçüde bir Kürt nüfus da bulunuyor.


Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
TT

Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)

Suriye devlet televizyonu, bugün (perşembe), ordu güçlerinin Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerinde kontrol sağladığını bildirdi. Haberde, bu ilerlemenin bölgedeki halk ve aşiretlerle iş birliği içinde, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yaşanan çatışmaların ardından gerçekleştiği kaydedildi.

Aynı kaynak, ordu ve iç güvenlik güçlerinin, SDG’nin karşı saldırı girişiminin ardından Eşrefiye Mahallesi’nde ilerlemeyi sürdürdüğünü aktardı. SDG ise hükümet güçlerinin Eşrefiye ve Şeyh Maksud’a yönelik saldırılarında 12 kişinin öldüğünü, 64 kişinin yaralandığını ileri sürdü. Halep’te gerginliğin geçen aydan bu yana sürdüğü belirtildi.

Halep’te bazı mahallelerde sokağa çıkma yasağı

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, perşembe akşamı yaptığı açıklamada Eşrefiye, Şeyh Maksud, Beni Zeyd, Süryan, Helak ve Meydan mahallelerinde ikinci bir duyuruya kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurdu. Açıklamada, kararın “buralarda yaşayanların güvenliğini sağlamak, güvenliği tesis etmek ve can ile mal kaybına yol açabilecek ihlalleri önlemek” amacıyla alındığı belirtildi.

dfrgthy
Suriye itfaiye ekipleri, SDG tarafından atılan mermilerin isabet etmesi sonucu Halep’te Cemiliye ile Sebil mahalleleri arasındaki Faysal Caddesi’nde çıkan yangını söndürmek için çalışma yürütüyor (SANA)

Komutanlık, söz konusu mahallelerde sokağa çıkma yasağı süresince istisnasız her türlü hareketliliğin yasak olduğunu vurguladı.

Daha önce Suriye Arap Haber Ajansı SANA, Halep Müdahale Merkezi Komitesi’ne dayandırdığı haberinde, çatışmalarda ölü sayısının 10’a, yaralı sayısının ise 88’e ulaştığını bildirmişti. Suriyeli bir hükümet yetkilisi de Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde yaşayanların, bu bölgelerin bazı kısımlarını yetkililere teslim etmeye başladığını söyledi.

Aynı yetkili, Suriye televizyonu El-İhbariye’ye yaptığı açıklamada, bu sürecin SDG mensupları arasında art arda yaşanan ayrılıklar ve iç güvenlik güçlerinin bölgede güvenliği tesis etmeye hazırlanmasıyla eş zamanlı yürütüldüğünü ifade etti.

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, SDG’yi yerleşim bölgelerini hedef alan bombardıman ve rastgele ateş açma eylemleriyle suçlayarak, bu saldırılar sonucu sivil kayıplar yaşandığını belirtti. Komutanlık, SANA aracılığıyla SDG saflarındaki unsurlara derhâl ayrılma ve silahlarını teslim etme çağrısı yaptı; bu amaçla bir iletişim hattı da duyurdu.

Suriye hükümeti ise Kürtlerin “Suriye halkının asli ve temel bir bileşeni” olduğunu vurgulayarak, devleti onları ayrı bir taraf ya da istisnai bir durum olarak değil, ülkenin eşit ortakları olarak gördüğünü kaydetti. Hükümet açıklamasında, çözümün medya söylemleri ya da karşılıklı suçlamalarla değil, ülkenin birliğinin ve tüm vatandaşların güvenliğinin teminatı olan devlet kurumları aracılığıyla sağlanabileceği ifade edildi.

Açıklamada ayrıca sahadaki kargaşa ve tırmanışın, SDG’nin 1 Nisan’da varılan anlaşmayı bozmasının doğrudan sonucu olduğu, bunun önceki mutabakatları zayıflattığı ve istikrarsızlığa kapı araladığı belirtildi. Hükümet, devletin mevcut rolünün Halep çevresini güvence altına almak, saldırı kaynaklarını şehirden uzaklaştırmak ve sivilleri korumak olduğunu vurguladı; Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den “milis güçlerin” çıkarılmasını talep etti.

SANA, ordunun bugün (perşembe) saat 13.30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini ve SDG unsurlarına yönelik saldırılar düzenleyeceğini bildirdi. SDG ise operasyonu sivillerin zorla yerinden edilmesine yönelik bir girişim olarak nitelendirdi.

Öte yandan Halep Valisi Azam el-Garib, daha önce yaptığı açıklamada, Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de SDG’ye bağlı çok sayıda unsurun ayrıldığını, bazılarının ise bölgeden kaçtığını ve bunun sahada önemli bir değişime zemin hazırladığını söyledi. Vali, Halep halkına resmî duyurular yapılmadan evlerine dönmemeleri çağrısında bulundu.

rgt
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’nde konuşlandı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Halep Müdahale Merkezi Komitesi ayrıca kent içinde 10 geçici barınma merkezinin açıldığını, Afrin ve Azez’de de merkezler oluşturulduğunu açıkladı. Alman Haber Ajansı DPA’ya göre, ordu operasyonlar birimi sivillerden SDG mevzilerinden uzak durmalarını isterken, sokağa çıkma yasağının başlamasıyla birlikte SDG hedeflerine yönelik “nokta atışı” saldırıların başlatılacağını bildirdi.

Suriye televizyonu, ordunun Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da beş bölgeyi gösteren haritalar yayımladığını ve bu alanların derhâl boşaltılmasını istediğini aktardı.

Halep’te geçen ay SDG ile hükümet güçleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş, taraflar birbirlerini suçlamıştı. SDG, 10 Mart’ta Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile, sivil ve askerî kurumlarını devlet yapısına entegre etmeyi öngören bir anlaşma imzalamış olsa da, bu anlaşmanın uygulanmasında şimdiye kadar kayda değer ilerleme sağlanamadı.