Heniyye ve Sinvar, İsrail'in Hamas liderlerine Gazze'den ‘güvenli çıkış’ teklifini reddetti

Şarku'l Avsat'a konuşan kaynaklar, teklifin, sayısı Tel Aviv tarafından belirlenen bir esir değişimi anlaşmasını da içerdiğini vurguladı.

Yahya Sinvar (sağda) ve İsmail Heniyye (solda) 26 Haziran 2019 tarihinde Gazze Şeridi'nde (AP)
Yahya Sinvar (sağda) ve İsmail Heniyye (solda) 26 Haziran 2019 tarihinde Gazze Şeridi'nde (AP)
TT

Heniyye ve Sinvar, İsrail'in Hamas liderlerine Gazze'den ‘güvenli çıkış’ teklifini reddetti

Yahya Sinvar (sağda) ve İsmail Heniyye (solda) 26 Haziran 2019 tarihinde Gazze Şeridi'nde (AP)
Yahya Sinvar (sağda) ve İsmail Heniyye (solda) 26 Haziran 2019 tarihinde Gazze Şeridi'nde (AP)

Hamas liderlerinin Gazze Şeridi'nden çıkarılması, Tel Aviv'i esir değişimi görüşmelerinde bunu bir pazarlık kozu olarak kullanmaya ve Gazze Şeridi'ndeki güvenlik gerçekliğini hareketin liderliğinin varlığından uzaklaştırmaya iten bir İsrail endişesiydi.

Şarku'l Avsat'a konuşan Hamas kaynakları, ‘geçtiğimiz aylarda hareket liderliğinin aracılar vasıtasıyla İsrail işgal hükümeti tarafından iletilen birçok teklif aldığını, bunlardan en az üçünün üst düzey siyasi ve askeri liderlerin yanı sıra ikinci ve üçüncü dereceden liderlerin de ayrılması olduğunu’ belirterek, buna güvenli bir çıkış olacağına, yani ‘hayatlarını koruyacaklarına ve zarar görmeyeceklerine’ dair taahhütlerin eşlik ettiğini söyledi.

juk
Gazze Şeridi'nde Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'ndan savaşçılar (Arşiv)

İsminin açıklanmaması kaydıyla konuşan kaynaklar, önceki tekliflerin ‘İsrail'in belirleyeceği sayıda bir esir takası, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'nden aşamalı olarak çekilmesi ve ardından savaş sonrası dosyasının Filistin, Arap ve uluslararası uzlaşıyla ele alınmasını içeren bir anlaşma karşılığında’ yapıldığını belirtti.

Oybirliğiyle reddedildi

Kaynaklar, ‘tüm tekliflerin sadece merhum lider Yahya Sinvar tarafından değil, hareketin tüm liderliği tarafından reddedildiğine ve bu tekliflerden bazılarının geçen temmuz ayında Tahran'da suikasta uğramadan önce hareketin liderliğinde İsmail Heniyye'nin bulunduğu sırada yapıldığına ve onun da böyle bir seçeneği reddettiğine’ dikkat çekti.

Wall Street Journal pazar günü yayınladığı bir haberde, Arap arabulucuların Sinvar'a, Mısır'ın Hamas adına esirlerin serbest bırakılmasını müzakere etmesine izin vermesi karşılığında Gazze Şeridi'nden ayrılmayı teklif ettiklerini, ancak Sinvar'ın bunu reddettiğini duyurdu. Gazeteye göre Sinvar, ateşlediği çatışmanın İran ve Lübnan'daki müttefiki Hizbullah'ı da içine çekeceği ve bunun da İsrail'e karşı bölgesel bir savaşa yol açabileceği umuduna sarıldı ki, bu olasılık halen mevcut.

Amerikan gazetesi Sinvar'ın savaşın başlamasından kısa bir süre sonra arabuluculara gönderdiği ve daha önce yayınlanmamış bir mesajda şöyle dediğini aktardı: “Kuşatma altında değilim, Filistin topraklarındayım.”

Batı Şeria saplantısı

Şarku’l Avsat'a konuşan Hamas kaynaklarına göre, ‘hareket, liderlerinin sınır dışı edilmesini ya da çıkışını kabul etme ya da işgal hükümetinin hedeflerine ulaşmasına izin verme ilkesini reddederken, özellikle de İsrail hapishanelerinden serbest bırakılacak mahkumların sayısını belirleme, hatta kendi belirlediği şekilde aşamalı olarak geri çekilme konusunda, birçok kez bundan geri adım atan İsrail oldu.’

Kaynaklara göre Sinvar, arabuluculara İsrail'in önerilerinin çoğunu reddettiğini ifade ettiği birkaç mektup göndermişti ve her seferinde sadece Hamas'ın değil tüm grupların kabul ettiği koşullara bağlı kalmıştı. Kaynaklar, “Bu mektuplar arasında Gazze Şeridi'nden sürgün ya da çıkış fikrinin açık bir şekilde reddedilmesi ve Gazze Şeridi'nden çıkış yerine topraklarında şehit olma fikrinin benimsenmesi de vardı” ifadesini kullandı.

dfrgth
İsrail ordusu tarafından yayınlanan ve Hamas'ın eski Siyasi Büro Başkanı Yahya Sinvar'ı Gazze Şeridi'ndeki bir tünelde gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (X)

Kaynaklar, “Sinvar'ın Aksa Tufanı Operasyonu'nun gerçekleştiği 7 Ekim 2023’ten önce seyahat etme fırsatı vardı, ancak liderliği devralmak için Gazze Şeridi'nde kalmak istedi” dedi.

Kaynaklar, ‘Sinvar'ın tünellerde bulunmasının doğal olduğunu, ancak işgalin hareketin liderliğinin zayıflığını göstermek için birçok kez propaganda yapmasının aksine, yer üstünde çok zaman geçirdiğini’ düşünüyor.

Ancak kaynaklar, Hamas ve liderlerinin anlaşma müzakerelerindeki düşüncelerine hâkim olan bir saplantıyı ortaya çıkardı. Zira tekliflerin reddedilmesi, ‘İsrail'in amacının esirleri almak, ardından savaşı sürdürmek ve Gazze Şeridi'ni Batı Şeria'nın bir kopyası haline getirmek olduğu’ inancına dayanıyordu.

Sadece iki ciddi anlaşma

Kaynaklar, bir yılı aşkın süredir devam eden savaş boyunca İsrail'in sadece iki kez ciddiyet gösterdiğine dikkat çekti. Bunlardan ilki, geçtiğimiz kasım ayında gerçekleşen ve yüzlerce Filistinli mahkûm karşılığında aralarında yaşlı, kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca İsrailli esirin serbest bırakıldığı anlaşmaydı.

zcsdfvg
Hamas ve İslami Cihad üyeleri geçtiğimiz kasım ayında İsrail ile yapılan esir değişimi çerçevesinde esirleri teslim etti. (DPA)

Kaynaklara göre ikinci kez anlaşmaya çok yaklaşılmıştı. Hamas liderliğinin 2 Temmuz'da ABD Başkanı Joe Biden'ın önerisine verdiği ve küçük değişikliklerle onaylanan yanıt, işgal hükümetinin Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun son anda geri adım atarak anlaşmayı iptal etmesinden önce onaylanmıştı.

Kaynaklar, “Bu teklif, İsrail'in Gazze Şeridi'nin tamamından kısa aşamada çekilmesini ve binlerce Filistinli mahkûmun serbest bırakılmasını garanti ediyordu. İsraillilerin serbest bırakılması belirli ve açık bir mekanizmaya göre yapılacak ve Filistinlilerin savaştan sonraki günü belirlemesine olanak tanıyacaktı. Ayrıca yerinden edilmiş kişilerin Gazze Şeridi'nin güneyinden kuzeyine geri dönüşünü içerecek, hareket özgürlüğünü ve Gazze Şeridi'nin yeniden inşasını garanti altına alacaktı” ifadelerini kullandılar.

xcsvdf
İsrail hava saldırılarının ardından 17 Ekim'de Gazze'deki el-Megazi Mülteci Kampı’nda bir evin enkazı üzerinde duran Filistinliler (EPA)

Şarku’l Avsat'a konuşan kaynaklar, ‘hareketin ilk aşamada serbest bırakılması için İsrailli askerler hariç 30 canlı ve ölü mahkûmun ismini açıkça sunmasına rağmen, bu müzakereleri engelleyenin Netanyahu olduğunu ve o dönemde aşırılık yanlısı bakanlarının baskısıyla geri adım attığını’ belirtti.

Kaynaklara göre Netanyahu geri adım atarak yerinden edilmiş kişileri geri vermeyi ve Philadelphia ve Netzarim koridorlarından çekilmeyi reddetti ve tüm müzakereleri engelledi.

Hamas, İsrail'in bazı koşullarda geri adım atmasının ardından yaptığı açıklamada, büyük bir esneklik önerdiğini söylemişti.

‘Katar belgesi’

Yedioth Aharonoth gazetesi pazar günü, Hamas'ın cevabından ve İsrail'in itirazından sadece bir gün sonra 3 Temmuz'da hazırlayıp sunulan ve iki tarafın pozisyonlarında neredeyse tamamen yakınlaştığını gösteren ‘Katar belgesi’ olarak adlandırdığı belgeyi yayınladı.

İsrail'in anlaşmanın ikinci aşamasından önce serbest bırakılmayacak 100 Filistinli mahkûmu veto etme hakkı istediği, ancak Hamas'ın veto maddesinin kaldırılmasını talep ettiği ve iki tarafın en az 50 mahkûmun Gazze Şeridi'ne veya yurtdışına gitmek koşuluyla serbest bırakılması konusunda anlaştığı bildirildi.

Gazete ayrıca, İsrail'deki üst düzey güvenlik yetkililerinin Sinvar'ın itirazlarının çoğunu geri çektiğini ve sonunda metinlere onay verdiğini, bir anlaşmaya varılması konusunda hoşgörü gösterdiğini, bu noktada Netanyahu'nun yeni koşullar dayattığını söylediğini aktardı. Yetkililer Sinvar'ın bu davranışını, “Hamas liderliğinin İsrail'in askeri baskısı nedeniyle zayıflamasının bir sonucu olarak algıladı. Bu nedenle Netanyahu daha fazla baskı uygulamaya karar verdi ve Hamas zayıf bir pozisyondan müzakere etmediğini kanıtlamak için koşullarını yeniden sıkılaştırarak yanıt verdi. Böylece bir anlaşmaya varma çabaları başarısız oldu” şeklinde açıkladı.

scdfgt
Hamas tarafından tutulan İsrailli esirlerin aileleri, 7 Ekim'in yıldönümünde serbest bırakılmaları talebiyle gösteri yaptı. (Reuters)

Dün İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN’a konuşan kaynaklar, ‘Sinvar'ın öldürülmesinden sonra Katar'ın her zamankinden daha önemli hale geldiğini, esir takası anlaşması lehine etkileme kabiliyetinin önemli ölçüde arttığını ve Halil el-Hayye ve Halid Meşal gibi hareketin önemli liderlerinin Doha'da bulunmasıyla Hamas üzerindeki baskı araçlarının arttığını’ tahmin ediyor. Öte yandan Haaretz'e konuşan İsrailli kaynaklar, Hamas'ın Sinvar'ın öldürülmesinden sonra şartlarını değiştireceğinden şüphe duyduklarını, hareketin Gazze'deki lideri Halil el-Hayye'nin de yaptığı konuşmada da bunu teyit ettiğini kaydetti.



İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
TT

İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025

Amr İmam

Mısır, şu ana kadar ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa askeri olarak sürüklenmekten kaçındı. Bununla birlikte, bölgedeki en kalabalık Arap ülkesi, savaşın başlangıcından beri sanki doğrudan dahilmiş gibi savaşın seyrini takip etti. Kahire'nin bu teyakkuz hali içinde olmasının geçerli nedenleri var; karmaşık bir güvenlik endişeleri ağı, stratejik hesaplar ve ekonomik kaygılar.

Savaşın ekonomik etkisi anında hissedildi ve belki de acı verici olacak. Mısır'ın günlük yaklaşık 6,2 milyar metreküp doğalgaz tüketiminin yaklaşık yüzde 15 ila 20'sini oluşturan İsrail doğalgaz tedarikinin askıya alınmasından, yüz milyonlarca dolarlık yabancı varlığın ülkeden çıkışına kadar, Mısır, bu çatışmanın doğrudan bir sonucu olarak önümüzdeki günlerde sert ekonomik gerçeklerle karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)

Bu gelişmeler Mısır para birimi üzerinde baskı oluşturuyor, emtia fiyatlarını keskin bir şekilde yükseltiyor ve uzun süredir halkın dayanılmaz yaşam maliyetiyle boğuştuğu bir ülkede siyasi veya güvenlik sonuçları riskini artırıyor. Ancak, savaşla ilgili stratejik ve güvenlik endişeleri ne kadar yıkıcı olursa olsun, bu acil ekonomik etkilerden daha önemli olmaya devam ediyor.

Güvercinler arasında bir kedi

Lübnan Hizbullahı, kuzey İsrail'e füze, insansız hava aracı ve roket saldırıları düzenleyerek savaşa fiilen dahil oldu ve İran destekli bir vekilin tekrar savaşa girmesi konusunda yeni bir emsal oluşturdu. Diğer İran destekli vekillerin, özellikle Yemen'deki Husi grubunun da dahil olması, bu İran destekli milis grubunun Babül Mendeb Boğazı'nı kapatmaya veya Kızıldeniz'deki uluslararası gemi trafiğine yönelik saldırılarına yeniden başlamaya karar vermesi durumunda, Mısır'ın güvenlik ortamını daha da kompleks hale getirebilir.

Böyle bir gelişme, Mısır'ın hayati ekonomik damarı ve en önemli uluslararası ticaret yollarından biri olan Süveyş Kanalı'nı işlevsiz hale getirebilir. Burada, ekonomik çıkarlar siyasi, güvenlik ve jeopolitik hususlarla kesin bir şekilde kesişiyor. Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan en kısa rota olan ve normal şartlar altında yıllık küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12 ila 15'inin geçtiği bir deniz koridoru olan Süveyş Kanalı, Mısır'ın uluslararası sahnedeki stratejik ağırlığının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Ne var ki son yıllarda, Yemen'deki karışıklık nedeniyle Süveyş Kanal’ı ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldı. Halen Sudan’ın güney Kızıldeniz kıyılarına da sıçrama potansiyeli taşıyan ülkedeki savaşı, bu tehditleri daha da büyüttü.

Buna ek olarak, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin bağımsızlığının yaygın olarak tanınması ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabaları da söz konusu. Bu iki sorun bir araya gelirse, İsrail de dahil olmak üzere düşman güçlerin Kızıldeniz'in güney girişine yaklaştığının habercisi olacak ve Mısır'ın ekonomik ve askeri olarak boğulması olasılığını artıracaktır.

Babül Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır

Mısır'ın, Somaliland'ın olası ayrılığı ve Kahire'nin Afrika Boynuzu'ndaki tarihi rakibi Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme hırsları karşısında Somali'ye tam destek vermesinin açıklaması bu olabilir. Babül-Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır.

Kesişme noktası

Mısır, 1979'da İran'da İslam Devrimi'nin patlak vermesinden bu yana İran ile şiddetli bir düşmanlık içinde olmuştur. Bu kopma, ideolojik farklılıklar, farklı politikalar, bölgesel çıkarlar ve bölgedeki çatışan ittifak ağları üzerine kuruldu. Çoğu Arap başkenti gibi Kahire de İran'ın devrim ilkelerini ihraç etme girişimlerini doğrudan bir tehdit olarak gördü. Ardından Tahran'ın istikrarsızlaştırıcı bölgesel politikaları, Şii milis gruplar kurarak ve destekleyerek Arap devletleri üzerinde kontrol kurma arzusu, Tahran ile Kahire arasındaki uçurumu on yıllar boyunca daha da genişletti.

​​​​​​​Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)

Bununla birlikte, İran, Mısır'ın gözünde, başka bir düşmanla meşgul olan uzak tehdit olarak kaldı, o düşman da İsrail. Mısır ve İsrail, İran'daki İslam Devrimi'nin patlak vermesinden sadece bir ay sonra bir barış antlaşması imzalamıştı. O zamandan beri Kahire ve Tel Aviv, soğuk da olsa bir barış içinde yaşamayı sürdürdü ve Mısırlılar bu barışın geçici bir ateşkesten başka bir şey olmadığı kanaatindeler.

Yıllar içindeki gelişmeler de bu kanaati doğruladı. Birbirini takip eden İsrailli liderlerin sözde “Büyük İsrail” vizyonuna olan bağlılığı, “barış antlaşmasını” daha ziyade geçici bir askıya alma anlaşmasına benzetiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ağustos 2025'te bu vizyona bağlılığını yineledi ve bu açıklama Mısırlıları şaşırtmadı.

Dahası, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin İsrail'in komşu ülkelerdeki topraklarda “Tevrat’a dayalı hakkı” olduğu konusundaki son açıklamalarına bazı İsrailli muhalif figürlerin verdiği yanıtlar, bu bağlılığın Netanyahu ve mevcut İsrail hükümetinde kilit pozisyonlarda bulunan yerleşim destekçileriyle sınırlı olmadığını teyit etti.

Geçtiğimiz on yıllar boyunca, Mısır'ın bakış açısına göre, İsrail'in İran'ı bir tehdit olarak görmesi, Tel Aviv'in herhangi bir hata yapması durumunda İsrail ile çatışma anını erteleyen bir faktördü. Nitekim Tel Aviv, son iki yılda Gazze Şeridi'ni boşaltmak ve sakinlerini başka yerlere yerleştirmek için her yolu deneyerek, bu hatayı birkaç kez neredeyse yapacaktı. İsrail’in bu planlarına yaklaşık 2 milyon Gazzeliyi Mısır sınırına doğru itmek ve onları Mısır’ın Gazze ve İsrail ile sınır toprağı Sina'ya transfer etmek de dahildi.

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğratılması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi

Bölgede yeni bir zorba

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğraması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın, İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi.

Bu, İsrail'e sınırsız güç kazandıracak ve onu, benzeri görülmemiş bir parçalanma yaşayan, ulusal ordularının tükendiği bir bölgede yeni bir zorbaya dönüştürecektir. Ancak o zaman bu yeni zorba, geride kalan ağırlık sahibi ülkeleri de etkisiz hale getirme arayışına girecektir. Belki de bu yüzden Mısır, savaşın patlak vermesini önlemek için savaştan önceki haftalar ve aylar boyunca elinden gelen her şeyi yaptı. Hem Haziran 2025’teki savaştan önce hem de mevcut savaştan önce bunu yaptı. Ancak bu, Kahire'nin hesaplarının kısa görüşlü veya sadece kendi çıkarlarıyla sınırlı olduğu anlamına gelmiyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu hesaplar aynı zamanda Mısır'ın çevresinde sükuneti koruma arzusuyla da bağlantılı. Mevcut savaşın patlak vermesinden önce, Mısırlı yetkililer, Amerikan-İsrail saldırılarının İran üzerindeki etkilerinin “İslam Cumhuriyeti” ile sınırlı kalmayacağının, özellikle de Tahran'ın savaş ateşini yaymak ve herkesi etkilemesini sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağının farkında olarak, savaşın tüm bölgeye yayılacak tehlikelere kapı açacağı konusunda defalarca uyarıda bulundular.

Geçmiş yılların deneyimi Kahire'ye Tahran'ın yalnız veya sessizce acı çekmek istemediğini öğretti. Nitekim aynı yıllar içinde İran, kendisine uygulanan yaptırım sistemi altında uluslararası topluma baskı yapmak amacıyla, bölgedeki vekillerini kullanarak Mısır da dahil olmak üzere diğer ülkelere zarar verdi.

Son iki yıldır Kahire, Tahran'ı bu baskının bir kısmını hafifletmeye ikna etmeye çalışarak bir kapsama politikası izliyor. Bu kapsamda attığı adımlardan biri de Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarını durdurmasını talep etmek oldu; bu saldırılar küresel nakliye rotalarının Süveyş Kanalı'nı dışlamasına ve Mısır'ın milyarlarca dolar gelir kaybı yaşamasına neden olmuştu. Ancak İran, bu taleplere sürekli olarak Husilerin operasyonel özerkliğe sahip olduğu ve üzerinde hiçbir etkisi olmadığı yanıtını veriyordu.

Şimdi, mevcut çatışmada İran'ın yenilgisi, Husiler gibi bölgesel vekil güçleri destekleyen yaşam hattını koparabilir. Ayrıca, yeni ve belki de daha saldırgan güçlerin ortaya çıkmasına ve kalan rakiplerini ortadan kaldırarak hegemonyasını kurmaya çalışmasına olanak tanıyan bir güç boşluğu yaratabilir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail, Lübnan'da Gazze senaryosunu tekrarlamaya doğru ilerliyor

İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
TT

İsrail, Lübnan'da Gazze senaryosunu tekrarlamaya doğru ilerliyor

İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 

Axios sitesinin İsrailli ve Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre İsrail, Litani Nehri’nin güneyindeki tüm bölgeyi kontrol altına almak ve “Hizbullah”ın askeri altyapısını çökertmek amacıyla Lübnan’daki kara operasyonunu büyük ölçüde genişletmeyi planlıyor.

Üst düzey bir İsrailli yetkili “Axios”a, “Gazze'de yaptığımızı yapacağız” dedi. Bu sözlerle, İsrail'in “Hizbullah”ın silah depolamak ve saldırılar düzenlemek için kullandığını iddia ettiği binaların yıkılmasına atıfta bulundu.

2006'dan sonra olası en büyük kara harekatı

Bu operasyon, 2006'dan bu yana Lübnan'da gerçekleştirilen en büyük İsrail kara harekatı olabilir ve bu durum, ülkeyi İran'la savaşla bağlantılı artan bölgesel gerginliğin merkezine yerleştirebilir.

Siteye göre bu büyüklükteki bir operasyon, İsrail'in Lübnan'ın güneyini uzun süreli olarak işgal etmesine yol açabilir.

Lübnan hükümeti, “Hizbullah”ın İsrail'e roket atmasının ardından yeniden alevlenen savaşın ülkede geniş çaplı yıkıma yol açmasından derin endişe duyuyor.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (solda) ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (İsrail Savunma Bakanlığı)İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (solda) ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (İsrail Savunma Bakanlığı)

Axios'un haberine göre ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için büyük bir İsrail operasyonunu desteklerken, aynı zamanda Lübnan devletine verilebilecek zararı sınırlamaya çalışıyor. Trump yönetimi, savaş sonrası bir anlaşmaya varmak için İsrail ile Lübnan arasında doğrudan görüşmeler yapılmasını da teşvik ediyor.

İsrail’in hesaplarında değişiklik

İsrailli yetkililere göre İsrail hükümeti birkaç gün öncesine kadar İran’la olan çatışmaya odaklanabilmek için Lübnan’daki gerginliği kontrol altına almaya çalışıyordu.

Ancak bu hesaplar çarşamba günü, “Hizbullah”ın “Yenilen Fırtına” adını verdiği operasyonda 200'den fazla roket fırlatmasıyla değişti. Bu, İran'ın da onlarca roket fırlattığı geniş çaplı koordineli bir saldırıydı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre üst düzey bir İsrailli yetkili, “Bu saldırıdan önce Lübnan'da ateşkes yapmaya hazırdık, ancak saldırıdan sonra geniş çaplı bir operasyondan geri dönüş yolu kalmadı” ifadelerini kullandı.

Askeri Hareketler

İsrail ordusu, İran ile savaşın patlak vermesinden bu yana Lübnan sınırına 3 zırhlı ve piyade tümeni konuşlandırmış, bazı birlikler ise son iki hafta içinde küçük çaplı sınır ihlalleri gerçekleştirmişti.

Ordu, dün kara operasyonunun genişletilmesine hazırlık amacıyla sınıra takviye güçler gönderildiğini ve daha fazla yedek askerin çağrıldığını duyurdu.

Bir İsrailli yetkili Axios'a verdiği demeçte, hedefin “bölgeleri kontrol altına almak, (Hizbullah'ı) sınırdan uzak kuzeye itmek ve köylerdeki askeri mevzilerini ve silah depolarını imha etmek” olduğunu söyledi.

İsrail, Washington ile «durum bazında» istişarede bulunuyor

ABD yönetimi, dün İsrail’den operasyon sırasında Beyrut Uluslararası Havalimanı’nı veya Lübnan devletine ait tesisleri bombalamamasını istedi. İsrail tarafı havalimanını hedef almaktan kaçınmayı kabul etti, ancak devlet altyapısını korumaya tam olarak uymadı.

İsrail ordusu dün, “Hizbullah”ın askerlerini ve silahlarını taşımak için kullandığını söylediği Güney Lübnan'daki bir köprüyü bombaladı.

Bir İsrailli yetkili “Axios”a, İsrail'in Washington ile “duruma göre” istişare edeceğini belirterek, “Bu operasyon için ABD'den tam destek aldığımızı hissediyoruz” dedi.

Öte yandan, bir ABD'li yetkili siteye yaptığı açıklamada, “İsrailliler, (Hizbullah'ın) bombardımanını durdurmak için gerekli gördükleri her şeyi yapmalıdır” ifadesini kullandı.

İsrail Stratejik İşler eski Bakanı Ron Dermer (İsrail medyası)İsrail Stratejik İşler eski Bakanı Ron Dermer (İsrail medyası)

Netanyahu, Ron Dermer'i görevlendirdi

Buna ek olarak, Netanyahu, savaş süresince Lübnan dosyasını yönetmesi için eski bakan Ron Dermer'i görevlendirdi. Axios'un aktardığına göre Dermer, önümüzdeki haftalarda doğrudan görüşmeler başlarsa, Trump yönetimi ile iletişimi ve Lübnan hükümeti ile olası müzakereleri yürütecek.

Washington Boulos'u görevlendiriyor

ABD tarafında ise bu konuyu, Başkan Trump'ın danışmanı ve ABD'nin Afrika Özel Temsilcisi olan Lübnan asıllı Massad Boulos yönetiyor.

“Axios”un haberine göre Boulos son günlerde İsrailli, Lübnanlı ve Arap yetkililerle temas kurarak İsrail ile Lübnan arasında doğrudan görüşmelerin yapılmasını kolaylaştırmaya çalıştı.

Son günlerde Lübnan hükümeti, ateşkes şartları konusunda İsrail ile doğrudan görüşmeler yapmaya istekli olduğunu belirtti.

Axios'a göre, Trump yönetimi bu müzakereleri, 1948'den beri süregelen İsrail ve Lübnan arasındaki savaş halini resmen sona erdirebilecek daha geniş bir anlaşma için temel olarak kullanmayı umuyor.

Dün Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail ile devam eden savaşını durdurmaya yönelik bir girişim kapsamında bu hafta önerdiği müzakere teklifine henüz bir yanıt almadığını açıkladı.

ABD'li “Axios” sitesi kaynaklara dayandırdığı salı günkü haberinde, İsrail'in Lübnan'ın önerisini reddettiğini aktardı ve ABD ile İsrail'in tepkilerinin “soğuk ve oldukça şüpheci” olduğunu ifade etti.


Lübnan: Savaşın başlamasından bu yana 26 sağlık çalışanı öldürüldü

Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
TT

Lübnan: Savaşın başlamasından bu yana 26 sağlık çalışanı öldürüldü

Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)

İsrail ile “Hizbullah” arasında 13 gün önce başlayan savaşın ardından Lübnan'a yönelik devam eden İsrail hava saldırıları sonucunda 26 sağlık çalışanı hayatını kaybetti, 51 kişi ise yaralandı. Diğer yandan İsrail, “Hizbullah”ı ambulansları askeri amaçlarla kullanmakla suçladı.

Sağlık ekiplerinin kayıpları: 26 ölü, 51 yaralı

Bakanlık yaptığı açıklamada, “2 Mart'tan bugüne kadar hayatını kaybeden sağlık görevlilerinin toplam sayısı 26, yaralıların sayısı ise 51 kişidir. Bu rakamlar, düşmanın şiddet içeren uygulamalarının en açık kanıtıdır” ifadeleri yer aldı. Bu açıklama, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Burç Kalavay’a düzenlediği hava saldırısında bir sağlık merkezinde 12 sağlık görevlisinin öldüğü bildirilen bir başka açıklamanın sonrasında yapıldı.

Güney Lübnan'da bir sağlık merkezi hedef alındı

Bu açıklama, Güney Lübnan'ın Burç Kalavay kasabasındaki bir birinci basamak sağlık merkezini hedef alan İsrail saldırısında 12 sağlık çalışanının öldürüldüğünün duyurulmasının ardından geldi.

Sağlık Bakanlığı, merkezin ülkenin çeşitli bölgelerine yayılmış sağlık merkezleri ağının bir parçası olduğunu ve bakanlığın denetimi altında sivil toplum kuruluşlarıyla koordineli olarak çalıştığını belirterek, eylemin “Lübnan'daki bir sivil sağlık tesisine yönelik doğrudan saldırı” olduğunu vurguladı.

Ayrıca, saldırının merkezde görev yapan doktorlar, sağlık görevlileri ve hemşirelerden oluşan bütün personeli vurduğunu; sadece ağır yaralanan bir sağlık görevlisinin hayatta kaldığını, 4 kayıp kişinin aranmasına ise devam edildiğini belirtti.

İsrail ordusu sözcüsü Avihay Adraee, bugün “Hizbullah”ı “ambulansları geniş çapta askeri amaçlarla kullanmakla” suçlamış ve İsrail'in, “Hizbullah”ın ambulansları kullanarak gerçekleştirdiği “herhangi bir askeri faaliyete karşı uluslararası hukuka uygun olarak” hareket edeceği uyarısında bulunmuştu.

Sağlık Bakanlığı İsrail'in iddialarını yalanladı

Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusunun suçlamalarını reddetti ve ambulansların askeri amaçlarla kullanıldığı iddiasının «İsrail ordusunun insanlığa karşı işlediği suçları meşrulaştırma çabasından başka bir şey olmadığını» belirtti.

Bakanlık, tıbbi ekiplerin ve sağlık tesislerinin hedef alınmasının, silahlı çatışmalar sırasında tıbbi hizmetlerde çalışanların ve sağlık tesislerinin korunması gerektiğini belirten uluslararası yasalara ve Cenevre Sözleşmelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Bakanlık ayrıca, son saldırıların Ekim 2023'te savaşın patlak vermesinden bu yana ilk kez Lübnan Kızılhaçı'nı da kapsadığını belirterek, bunun sağlık sektörüne yönelik saldırıların kapsamının genişlediğini gösterdiğini ifade etti.