Suriye'deki azınlıkların kaderini siyaset ve savaş hesapları belirliyor

Kürtler sınırda korku içinde, Hıristiyanlar Halep'te huzursuz, Aleviler bile Esed’i desteklemenin bedelini ödemekten çekiniyor

Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)
Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)
TT

Suriye'deki azınlıkların kaderini siyaset ve savaş hesapları belirliyor

Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)
Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)

İsmail Derviş

Suriye, Ortadoğu'nun merkezinde eşsiz bir mozaik oluşturan, ırksal ve etnik çeşitliliğe sahip bir ülke. Bu çeşitlilik her ne kadar olumlu olsa da 2011 yılında Suriye krizinin başlamasının ardından binlerce kişinin mezhepçi yahut etnik nedenlerle öldürülmesiyle olumsuzluğa dönüştü.

İnsan hakları örgütleri, İran ve DEAŞ tarafından mezhepçi gerekçelerle işlenen çok sayıda katliamı belgeledi. Bunlardan biri 2012 mayısında, Humus kırsalındaki el-Hula’da gerçekleşti. İran destekli milisler 34'ü kadın ve 49'u çocuk olmak üzere 108 kişiyi mezhepçi gerekçelerle öldürmekle suçlandı.

Aynı durum, uluslararası bir terör örgütü olan DEAŞ’ın özellikle Suriye'nin doğusunda yaşayan azınlıklardan Ezidilere karşı işlediği suçlar için de geçerli. Suriye'deki çatışmaların yoğunlaştığı bu günlerde mezhepçi ya da etnik şiddetin yeniden başlamasından endişe ediliyor. Mezhepçi ya da etnik şiddetin yeniden başlaması korkusu karşısında bunun bir daha yaşanmayacağına dair güvenceler verildi. Peki, son olaylardan sonra Suriye'nin farklı mezheplerden ve etnik kökenlerden azınlıklarını nasıl bir kader bekliyor?

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın inanç meselelerini incelediği Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu'na göre Sünni Müslümanlar yüzde 77 ile Suriye nüfusunun büyük çoğunluğunu, Alevi azınlık toplam nüfusun yüzde 10'unu, Dürzi ve İsmaililer nüfusun yüzde 3’ünü, Hıristiyanlar ise nüfusun yüzde 8’ini oluşturuyor. Bu mezheplere mensup kişiler farklı etnik kökenlere sahip ve büyük çoğunluğu Arap, Kürt, Çerkes ve diğer azınlıklardan geliyor.

Endişeler ve güvenceler

Radikal bir örgüt olarak sınıflandırılan Heyet Tahrir’uş Şam’ın (HTŞ) (eski adıyla Nusra Cephesi) başını çektiği Suriye rejimine muhalif silahlı gruplar, Halep ve çevresini kontrol etmeye başladı. Bazı gözlemciler, diğer dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi. HTŞ’ye yakınlığıyla bilinen Suriye Kurtuluş Hükümeti Azınlık İşleri Müdürlüğü Koordinatörü Beşir el-Ali, Hıristiyanlar da dahil olmak üzere tüm azınlıklara canlarının, mallarının, ibadet yerlerinin ve özgürlüklerinin korunacağı konusunda güvence verdi. Azınlık İşleri Müdürlüğü olarak bu güvenceyi vermeye devam edeceklerini söyleyen Ali, Suriyeli azınlıklara hitaben, “Tıpkı İdlib'de yaptığımız gibi, burası sizin de şehriniz ve burada özgür ve onurlu bir şekilde kalmakta ve yaşamakta özgürsünüz, güvenliğinizin ve haklarınızın diğer tüm Suriyeliler gibi bizim için de bir öncelik olduğunu bilin” ifadelerini kullandı.

Ali’nin açıklamaları, Halep'in ele geçirilmesinden sonra azınlıklara karşı kayda değer bir ihlal yaşanmadığı göz önüne alındığında gerçekleri yansıttığı anlaşılıyordu. HTŞ, bir unsurunun Noel ağacını kırmasından sonraki gün, ağacı onardı ve bu hata için özür diledi. Ancak muhalif gruplar Suriye'de iktidara ulaşabilirse, bu tutum devam edecek mi?

Niyetler açık değil

Ailesi Halep şehir merkezinde ağırlıklı olarak Hristiyanların yaşadığı bir mahallede yaşayan genç bir adam olan Abid Huri, Independent Arabia'ya özel açıklamalarda bulundu. Huri, “Önce HTŞ, ardından Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu'nun (SMO) Halep'e girmesi, kentteki etnik ve dini gruplar arasında farklı yoğunluklarda korkulara yol açtı. HTŞ'nin tartışmalı geçmişiyle birlikte, Suriye'nin en fazla çeşitliliğe sahip şehirlerinden birinde bir sonraki yönetim şeklinin ne olacağına dair soru işaretleri çoğalıyor. (HTŞ lideri Ebu Muhammed) Cevlani'nin Halep'e İdlib'e davrandığı gibi mi davranacağı yoksa son dönemdeki açıklık politikasını sürdürüp sürdürmeyeceği merak konusu” diye konuştu.

xcvfg
Suriye Kürtleri'nde endişe hakim (AFP)

HTŞ’nin bölgeyi kontrol altına almasının ilk günlerinde niyetinin henüz açıkça anlaşılamadığını söyleyen Huri, şöyle devam etti:

“Cevlani'nin savaşçılarından tüm mezheplerden sakinlerin korkularını yatıştırmalarını istediği ve Halep'in medeniyetler ve kültürler için bir buluşma noktası olduğunu söylediği açıklamasının yanı sıra, savaşçılarının şehirdeki ihlalleri daha yaygın hale geldi. HTŞ’nin Halep’i kontrol etmesinin ilk saatlerinde, bir HTŞ üyesinin şehrin mahallelerinden birinde bir sokaktaki Noel ağacını devirmeye çalıştığı görülen video viral oldu. Ancak hemen ertesi gün ağacın tekrar ayakta durduğunu gösteren ve ağacın onarıldığı söylenen başka bir video yayınlandı.”

Dolaşımdaki videolardan birinde bir HTŞ üyesinin köpeklerini gezdiren iki kadının arkalarından gelerek onlara “İsyancılar size işkence mi ediyor yoksa iyi mi davranıyor?” diye sorduğunu ve ardından “Biz Ehli Sünnet olarak Halep'te sizi ziyarete geldik” dediğini aktaran Huri, “Ayrıca HTŞ üyelerinin Halep Uluslararası Havalimanı'ndaki bir dükkânda satılan alkollü içecek şişelerini kırdıkları bir video yayınlandı. HTŞ'nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yaptığı anlaşma, Kürt savaşçıların ve ailelerinin Şeyh Maksud ve Eşrefiye gibi Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerden Fırat'ın doğusundaki bölgelere gitmelerine yol açtı. Bu da yerinden edilme olarak tanımlanabilir” yorumunda bulundu.

Huri, son olarak şunları söyledi:

“Farklı derecelerde eylemler olsa da bunlar, HTŞ ile şehirde kalmak için güvence arayan azınlıklar arasındaki ilişki ve güvenin yararına değil. Halep’teki insanlar, şehirlerindeki durumun, şebbihaların (Suriye hükümetinin Esed ailesine sadık olan devlet destekli paralı askerleri) herkese tecavüz ettiği Suriye rejimi dönemindeki gibi olmayacağını ve sivilleri ayrım gözetmeksizin koruyacak bir polis gücünün konuşlandırılacağını umuyor. HTŞ'nin önümüzdeki günlerde yeni bir zorlukla karşı karşıya kalacağını söyleyebilirim. Ya değişimi gösterecek ve üyelerini kontrol edecek ya da kontrolsüz bir şekilde ihlallere devam etmelerine izin verecek. Bu da başta Suriyeliler, daha sonra Halepliler olarak istemediğimiz bir durum.”

Onlar azınlık değil

Suriye kökenli Fransız aydın ve akademisyen Burhan Galyun, yaptığı değerlendirmede, devrimden sonra Suriye'deki Hıristiyanların geleceği konusunda özellikle endişe duyan Batılı politikacılara her zaman Hıristiyanların Suriye'de bir azınlık olmadığını, hiç kimsenin hiçbir Suriyeliyi azınlık olarak görülmediğini, onların Suriye'nin tarihi ulusal dokusunun ayrılmaz bir parçası olduklarını ve Suriye'deki varlıklarının değil, yokluklarının sorun olabileceğini söylediğini belirtti.

Galyun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tarihlerinde Hıristiyanların kardeşleri, komşuları ve dostları olmadığı bir dönemi hiç yaşamamış olan Müslümanlar, hiçbir şekilde onları yabancı ya da azınlık bir grup olarak düşünemezler. Farklı dini ve etnik grupların bir arada yaşaması Suriyeliler için sadece bir erdem değil, bir kimliktir. Devrimci savaşçıların tamamının ya da ezici bir bölümünün çabalarının merkezinde hala hiç kimseden intikam almak değil, rejimin devrilmesi yer alıyor. Bu durum, mezhepçi gerilim ve hassasiyetler şurada burada derinleşmeye başlamış olsa da bir iç savaş ihtimalini reddetmemize neden oluyor. Farklı mezhep ve dinlere mensup halkımızın, çatışma sona erip iç barış ve güvenlik hâkim olana kadar rahatlamayacağı kesin.”

Birçok kişinin azınlıkların haklarından bahsederken çoğunluğun haklarını unuttuğunu söyleyen Galyun, “Suriye'de kırk yılı aşkın bir süredir iktidarda olan güç belli bir azınlık değil mi?” diye sordu.

Çelişkili görüşler

Suriyeli bir alevi olan A.H. (29) halen Lazkiye’de yaşıyor. Suriye'deki Alevi azınlık Lazkiye’de özellikle de Esed ailesinin köyü Kardaha’da yoğun bir nüfusa sahip. Dünyanın Suriye'deki Alevilerin Esed ailesinin yönetimi altında mutluluk içinde yaşadığını düşünmemesi gerektiğini; mutluluk ve refahın sadece Esed ailesi için geçerli olduğunu, ancak diğer Alevi ailelerde bunun söz konusu olmadığını söyleyen A.H. “Kardeşim yıllar önce Deyrizor’da Suriye ordusu saflarında savaşırken öldürüldü. Aleviler hükümeti savunmak için çok kayıp verdi. Ancak bu hükümetin tek derdi kendisini ve Esed ailesini zengin etmek. Rejimi savunanlar için ise hiçbir yol bırakmadı” şeklinde konuştu.

A.H. şöyle devam etti:

“Benim için Beşşar Esed iktidarda kalsa da gitse de fark etmez. Artık başka biri gelse de geçmiş yıllarda yaşadığımız günlerden daha kötü günler yaşamayacağız. Halep silahlı grupların eline geçmeden önce onlara karşı sadece birkaç saat dayanabilen bir ordu için çok bedel ödedik. Yarın evimde silahlı adamlar görürsem şaşırmam. Kötü bir durum olmayacak, çünkü azınlıkların güvende olduğunu söylüyorlar. Bence onlara, bize çok şey vaat eden ama vaatlerini yerine getirmeyen hükümete güvendiğimizden daha fazla güvenmemiz gerekiyor.”

Humus kırsalından bir Alevi olan A. M. (43) ise tamamen farklı düşünüyor. A. M. “Bu teröristlerin bize karşı soykırım yapacağından endişeliyiz. Tekfirci grupların köylerimize gelmesinden gerçekten korkuyoruz. DEAŞ, bölgelerinin kontrolünü eline geçirdiğinde Ezidilere ne olduğunu herkes biliyor. Bu teröristlerin bize karşı soykırım yapacağından gerçekten korkuyoruz. Özellikle de ordu, birçok cepheden gelen baskı nedeniyle bizi koruyamayabilir. Müttefiklerimiz bize yardım etmek için gerçek bir çaba sarf etmiyor gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

Çocukları ve yakınları için endişelendiğini söyleyen A. M. “Bu grupların oraya ulaşmasından korkuyorum. Korkunç bir intikam olacak. Dolayısıyla uluslararası toplumun ve insani yardım kuruluşlarının bununla ilgili konuşması gerekiyor. Suriyeliler kan dökülmesinden bıktı. Terörist grupların ve terörizmin olmadığı güvenli bir ülke istiyoruz, biraz olsun barış istiyoruz” şeklinde konuştu.

Demografiyle ilgili kaygılar

Hasekeli bir Kürt olan Cihan Ömer (26), Suriye'de demografik değişime yönelik projeler olduğunu söyledi. Daha önce Halep'teki Kürtlerin nasıl yerinden edildiğini hatırlatan Ömer, “Elbette onları burada kendi bölgelerimizde ağırlıyoruz. Ancak bu yerinden edilme Suriye'de demografik değişimin hala devam ettiğini gösteriyor, herkes Kürtlerle savaşıyor. Suriye rejimi bizimle savaştı, Türkiye bizimle savaştı, silahlı gruplar bizimle savaştı. Bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını engelliyorlar. Uluslararası toplum neden Yahudiler için bağımsız bir devlet kurulmasına izin verdi de Kürtler için bağımsız bir devlet kurulmasına izin vermedi?” dedi.

Kürt gençlerinin ‘demografik değişim planları’ iddialarını iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) üyesi olan Mehmet Aydınoğlu'na sorduk. Aydınoğlu, bu soruya “Suriye'de gerçekten de demografik bir değişim var ama bu değişim Arap olan gerçek toprak sahiplerinin haklarını ellerinden alan PKK’nın Suriye uzantısı gibi ulus ötesi terör örgütleri tarafından gerçekleştirildi. Arap aşiretlerinin Suriye'nin kuzeydoğusunda SDG'ye karşı nasıl ayaklandıklarını gördük” yanıtını verdi.

rgfegr
Korku sadece Halep'i değil, tüm şehirleri sarmış durumda (AFP)

Aydınoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim, Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımızda olmadığı gibi, Suriye'nin kuzeyindeki veya Irak'ın kuzeyindeki Kürtlerle de bir sorunumuz yok, sadece terör örgütleriyle bir sorunumuz var” dedi.

DEAŞ ile mücadele ettiğini iddia eden örgütler olduğuna işaret eden Aydınoğlu, “Ancak bunlar Suriye topraklarında dökülen her damla kanın ortağıdır. Türkiye'nin tutumu net; Ankara güney sınırlarında bir ‘teröristan’ kurulmasına izin vermeyecek” ifadelerini kullandı.

Dürzilerin tarafsızlığı

Suriye'nin güneyinde, özellikle de Dürzilerin çoğunlukta olduğu Suveyda’dan Dürzi Usame Neccar'a demografik değişimle ilgili soruyu sorduk.

Neccar, verdiği yanıtta şunları söyledi:

“Suriye'de olayların başladığı 2011 yılından bu yana Suveyda halkı net bir tavır aldı. Bu tavır Suriye'de kan dökülmesine katılmamaktı. Gençlerimiz zorunlu askerlik görevini yerine getirmeyi reddetti. Bölgenin güvenliğinden ve korunmasından sorumlu yerel gruplarımız var. Suveyda sınırları dışındaki çatışmalara müdahale etmiyorlar. Suriye’nin kuzeyinde ve orta kesimlerinde meydana gelen son olaylarla ilgili olarak grupların ilerleyişine ve rejimin büyük ölçüde çöküşüne dair haberler duyduk. Suveyda halkının olup bitenler konusunda bölünmüş olduğunu söyleyebilirim. Bazıları Esed rejiminin düşmesine yol açabilecek bu ayaklanmayı destekliyor. Sizin de bildiğiniz gibi Suveyda'da bir yılı aşkın süredir siyasi çözüm ve Suriye'de iktidarın barışçıl bir şekilde el değiştirmesi talebiyle günlük protesto gösterileri düzenliyoruz. Bazıları ise orada olup bitenlere mesafeli yaklaşıyor. Biz de önümüzdeki birkaç günün neler getireceğini görmek için bekliyoruz. Mezhep farklılıklarıyla ilgili korkulara gelince, henüz endişeli değiliz. Ancak Suriye'yi gelecekte nelerin beklediğini bilmiyoruz.”

HTŞ lideri Cevlani, geçtiğimiz dört yıl boyunca kendisini bir radikal olarak değil, bir devlet adamı ve siyasetçi olarak sunmaya çalıştı. HTŞ'nin kontrolündeki İdlib’te somut gelişmeler yaşandı. Hıristiyanlar taciz edilmeden, HTŞ'nin yönetiminde hayatlarına devam ettiler.Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Cevlani, mevcut savaşta HTŞ üyelerine,  sivillerin evlerine girmemeleri ve dinleri ya da etnik kökenleri ne olursa olsun vatandaşların özel hayatlarına müdahale etmemeleri talimatı verdi.

Şimdiye kadar sahada bu talimata uyulduğuna tanık olduklarını söyleyen Usame Neccar, şöyle konuştu:

“Önümüzde iki olasılık var. Birincisi, El Cevlani'nin mevcut politikasının istikrara kavuşana kadar geçici olduğu ve sonrasında HTŞ'nin ideolojisi ve yönelimine göre uygun gördüğü politikayı uygulayacağı yönünde, ikincisi ise Cevlani'nin açıklık politikasını sürdürerek adını ABD'nin yaptırım listesinden çıkarmaya çalışacağı yönünde. Genel olarak her iki olasılığın da kısa ya da orta vadede ve en azından mevcut savaşların sona ermesinden önce çözüme kavuşması beklenmiyor.” 

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
TT

İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025

Amr İmam

Mısır, şu ana kadar ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa askeri olarak sürüklenmekten kaçındı. Bununla birlikte, bölgedeki en kalabalık Arap ülkesi, savaşın başlangıcından beri sanki doğrudan dahilmiş gibi savaşın seyrini takip etti. Kahire'nin bu teyakkuz hali içinde olmasının geçerli nedenleri var; karmaşık bir güvenlik endişeleri ağı, stratejik hesaplar ve ekonomik kaygılar.

Savaşın ekonomik etkisi anında hissedildi ve belki de acı verici olacak. Mısır'ın günlük yaklaşık 6,2 milyar metreküp doğalgaz tüketiminin yaklaşık yüzde 15 ila 20'sini oluşturan İsrail doğalgaz tedarikinin askıya alınmasından, yüz milyonlarca dolarlık yabancı varlığın ülkeden çıkışına kadar, Mısır, bu çatışmanın doğrudan bir sonucu olarak önümüzdeki günlerde sert ekonomik gerçeklerle karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)

Bu gelişmeler Mısır para birimi üzerinde baskı oluşturuyor, emtia fiyatlarını keskin bir şekilde yükseltiyor ve uzun süredir halkın dayanılmaz yaşam maliyetiyle boğuştuğu bir ülkede siyasi veya güvenlik sonuçları riskini artırıyor. Ancak, savaşla ilgili stratejik ve güvenlik endişeleri ne kadar yıkıcı olursa olsun, bu acil ekonomik etkilerden daha önemli olmaya devam ediyor.

Güvercinler arasında bir kedi

Lübnan Hizbullahı, kuzey İsrail'e füze, insansız hava aracı ve roket saldırıları düzenleyerek savaşa fiilen dahil oldu ve İran destekli bir vekilin tekrar savaşa girmesi konusunda yeni bir emsal oluşturdu. Diğer İran destekli vekillerin, özellikle Yemen'deki Husi grubunun da dahil olması, bu İran destekli milis grubunun Babül Mendeb Boğazı'nı kapatmaya veya Kızıldeniz'deki uluslararası gemi trafiğine yönelik saldırılarına yeniden başlamaya karar vermesi durumunda, Mısır'ın güvenlik ortamını daha da kompleks hale getirebilir.

Böyle bir gelişme, Mısır'ın hayati ekonomik damarı ve en önemli uluslararası ticaret yollarından biri olan Süveyş Kanalı'nı işlevsiz hale getirebilir. Burada, ekonomik çıkarlar siyasi, güvenlik ve jeopolitik hususlarla kesin bir şekilde kesişiyor. Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan en kısa rota olan ve normal şartlar altında yıllık küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12 ila 15'inin geçtiği bir deniz koridoru olan Süveyş Kanalı, Mısır'ın uluslararası sahnedeki stratejik ağırlığının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Ne var ki son yıllarda, Yemen'deki karışıklık nedeniyle Süveyş Kanal’ı ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldı. Halen Sudan’ın güney Kızıldeniz kıyılarına da sıçrama potansiyeli taşıyan ülkedeki savaşı, bu tehditleri daha da büyüttü.

Buna ek olarak, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin bağımsızlığının yaygın olarak tanınması ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabaları da söz konusu. Bu iki sorun bir araya gelirse, İsrail de dahil olmak üzere düşman güçlerin Kızıldeniz'in güney girişine yaklaştığının habercisi olacak ve Mısır'ın ekonomik ve askeri olarak boğulması olasılığını artıracaktır.

Babül Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır

Mısır'ın, Somaliland'ın olası ayrılığı ve Kahire'nin Afrika Boynuzu'ndaki tarihi rakibi Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme hırsları karşısında Somali'ye tam destek vermesinin açıklaması bu olabilir. Babül-Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır.

Kesişme noktası

Mısır, 1979'da İran'da İslam Devrimi'nin patlak vermesinden bu yana İran ile şiddetli bir düşmanlık içinde olmuştur. Bu kopma, ideolojik farklılıklar, farklı politikalar, bölgesel çıkarlar ve bölgedeki çatışan ittifak ağları üzerine kuruldu. Çoğu Arap başkenti gibi Kahire de İran'ın devrim ilkelerini ihraç etme girişimlerini doğrudan bir tehdit olarak gördü. Ardından Tahran'ın istikrarsızlaştırıcı bölgesel politikaları, Şii milis gruplar kurarak ve destekleyerek Arap devletleri üzerinde kontrol kurma arzusu, Tahran ile Kahire arasındaki uçurumu on yıllar boyunca daha da genişletti.

​​​​​​​Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)

Bununla birlikte, İran, Mısır'ın gözünde, başka bir düşmanla meşgul olan uzak tehdit olarak kaldı, o düşman da İsrail. Mısır ve İsrail, İran'daki İslam Devrimi'nin patlak vermesinden sadece bir ay sonra bir barış antlaşması imzalamıştı. O zamandan beri Kahire ve Tel Aviv, soğuk da olsa bir barış içinde yaşamayı sürdürdü ve Mısırlılar bu barışın geçici bir ateşkesten başka bir şey olmadığı kanaatindeler.

Yıllar içindeki gelişmeler de bu kanaati doğruladı. Birbirini takip eden İsrailli liderlerin sözde “Büyük İsrail” vizyonuna olan bağlılığı, “barış antlaşmasını” daha ziyade geçici bir askıya alma anlaşmasına benzetiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ağustos 2025'te bu vizyona bağlılığını yineledi ve bu açıklama Mısırlıları şaşırtmadı.

Dahası, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin İsrail'in komşu ülkelerdeki topraklarda “Tevrat’a dayalı hakkı” olduğu konusundaki son açıklamalarına bazı İsrailli muhalif figürlerin verdiği yanıtlar, bu bağlılığın Netanyahu ve mevcut İsrail hükümetinde kilit pozisyonlarda bulunan yerleşim destekçileriyle sınırlı olmadığını teyit etti.

Geçtiğimiz on yıllar boyunca, Mısır'ın bakış açısına göre, İsrail'in İran'ı bir tehdit olarak görmesi, Tel Aviv'in herhangi bir hata yapması durumunda İsrail ile çatışma anını erteleyen bir faktördü. Nitekim Tel Aviv, son iki yılda Gazze Şeridi'ni boşaltmak ve sakinlerini başka yerlere yerleştirmek için her yolu deneyerek, bu hatayı birkaç kez neredeyse yapacaktı. İsrail’in bu planlarına yaklaşık 2 milyon Gazzeliyi Mısır sınırına doğru itmek ve onları Mısır’ın Gazze ve İsrail ile sınır toprağı Sina'ya transfer etmek de dahildi.

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğratılması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi

Bölgede yeni bir zorba

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğraması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın, İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi.

Bu, İsrail'e sınırsız güç kazandıracak ve onu, benzeri görülmemiş bir parçalanma yaşayan, ulusal ordularının tükendiği bir bölgede yeni bir zorbaya dönüştürecektir. Ancak o zaman bu yeni zorba, geride kalan ağırlık sahibi ülkeleri de etkisiz hale getirme arayışına girecektir. Belki de bu yüzden Mısır, savaşın patlak vermesini önlemek için savaştan önceki haftalar ve aylar boyunca elinden gelen her şeyi yaptı. Hem Haziran 2025’teki savaştan önce hem de mevcut savaştan önce bunu yaptı. Ancak bu, Kahire'nin hesaplarının kısa görüşlü veya sadece kendi çıkarlarıyla sınırlı olduğu anlamına gelmiyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu hesaplar aynı zamanda Mısır'ın çevresinde sükuneti koruma arzusuyla da bağlantılı. Mevcut savaşın patlak vermesinden önce, Mısırlı yetkililer, Amerikan-İsrail saldırılarının İran üzerindeki etkilerinin “İslam Cumhuriyeti” ile sınırlı kalmayacağının, özellikle de Tahran'ın savaş ateşini yaymak ve herkesi etkilemesini sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağının farkında olarak, savaşın tüm bölgeye yayılacak tehlikelere kapı açacağı konusunda defalarca uyarıda bulundular.

Geçmiş yılların deneyimi Kahire'ye Tahran'ın yalnız veya sessizce acı çekmek istemediğini öğretti. Nitekim aynı yıllar içinde İran, kendisine uygulanan yaptırım sistemi altında uluslararası topluma baskı yapmak amacıyla, bölgedeki vekillerini kullanarak Mısır da dahil olmak üzere diğer ülkelere zarar verdi.

Son iki yıldır Kahire, Tahran'ı bu baskının bir kısmını hafifletmeye ikna etmeye çalışarak bir kapsama politikası izliyor. Bu kapsamda attığı adımlardan biri de Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarını durdurmasını talep etmek oldu; bu saldırılar küresel nakliye rotalarının Süveyş Kanalı'nı dışlamasına ve Mısır'ın milyarlarca dolar gelir kaybı yaşamasına neden olmuştu. Ancak İran, bu taleplere sürekli olarak Husilerin operasyonel özerkliğe sahip olduğu ve üzerinde hiçbir etkisi olmadığı yanıtını veriyordu.

Şimdi, mevcut çatışmada İran'ın yenilgisi, Husiler gibi bölgesel vekil güçleri destekleyen yaşam hattını koparabilir. Ayrıca, yeni ve belki de daha saldırgan güçlerin ortaya çıkmasına ve kalan rakiplerini ortadan kaldırarak hegemonyasını kurmaya çalışmasına olanak tanıyan bir güç boşluğu yaratabilir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail, Lübnan'da Gazze senaryosunu tekrarlamaya doğru ilerliyor

İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
TT

İsrail, Lübnan'da Gazze senaryosunu tekrarlamaya doğru ilerliyor

İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 

Axios sitesinin İsrailli ve Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre İsrail, Litani Nehri’nin güneyindeki tüm bölgeyi kontrol altına almak ve “Hizbullah”ın askeri altyapısını çökertmek amacıyla Lübnan’daki kara operasyonunu büyük ölçüde genişletmeyi planlıyor.

Üst düzey bir İsrailli yetkili “Axios”a, “Gazze'de yaptığımızı yapacağız” dedi. Bu sözlerle, İsrail'in “Hizbullah”ın silah depolamak ve saldırılar düzenlemek için kullandığını iddia ettiği binaların yıkılmasına atıfta bulundu.

2006'dan sonra olası en büyük kara harekatı

Bu operasyon, 2006'dan bu yana Lübnan'da gerçekleştirilen en büyük İsrail kara harekatı olabilir ve bu durum, ülkeyi İran'la savaşla bağlantılı artan bölgesel gerginliğin merkezine yerleştirebilir.

Siteye göre bu büyüklükteki bir operasyon, İsrail'in Lübnan'ın güneyini uzun süreli olarak işgal etmesine yol açabilir.

Lübnan hükümeti, “Hizbullah”ın İsrail'e roket atmasının ardından yeniden alevlenen savaşın ülkede geniş çaplı yıkıma yol açmasından derin endişe duyuyor.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (solda) ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (İsrail Savunma Bakanlığı)İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (solda) ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (İsrail Savunma Bakanlığı)

Axios'un haberine göre ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için büyük bir İsrail operasyonunu desteklerken, aynı zamanda Lübnan devletine verilebilecek zararı sınırlamaya çalışıyor. Trump yönetimi, savaş sonrası bir anlaşmaya varmak için İsrail ile Lübnan arasında doğrudan görüşmeler yapılmasını da teşvik ediyor.

İsrail’in hesaplarında değişiklik

İsrailli yetkililere göre İsrail hükümeti birkaç gün öncesine kadar İran’la olan çatışmaya odaklanabilmek için Lübnan’daki gerginliği kontrol altına almaya çalışıyordu.

Ancak bu hesaplar çarşamba günü, “Hizbullah”ın “Yenilen Fırtına” adını verdiği operasyonda 200'den fazla roket fırlatmasıyla değişti. Bu, İran'ın da onlarca roket fırlattığı geniş çaplı koordineli bir saldırıydı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre üst düzey bir İsrailli yetkili, “Bu saldırıdan önce Lübnan'da ateşkes yapmaya hazırdık, ancak saldırıdan sonra geniş çaplı bir operasyondan geri dönüş yolu kalmadı” ifadelerini kullandı.

Askeri Hareketler

İsrail ordusu, İran ile savaşın patlak vermesinden bu yana Lübnan sınırına 3 zırhlı ve piyade tümeni konuşlandırmış, bazı birlikler ise son iki hafta içinde küçük çaplı sınır ihlalleri gerçekleştirmişti.

Ordu, dün kara operasyonunun genişletilmesine hazırlık amacıyla sınıra takviye güçler gönderildiğini ve daha fazla yedek askerin çağrıldığını duyurdu.

Bir İsrailli yetkili Axios'a verdiği demeçte, hedefin “bölgeleri kontrol altına almak, (Hizbullah'ı) sınırdan uzak kuzeye itmek ve köylerdeki askeri mevzilerini ve silah depolarını imha etmek” olduğunu söyledi.

İsrail, Washington ile «durum bazında» istişarede bulunuyor

ABD yönetimi, dün İsrail’den operasyon sırasında Beyrut Uluslararası Havalimanı’nı veya Lübnan devletine ait tesisleri bombalamamasını istedi. İsrail tarafı havalimanını hedef almaktan kaçınmayı kabul etti, ancak devlet altyapısını korumaya tam olarak uymadı.

İsrail ordusu dün, “Hizbullah”ın askerlerini ve silahlarını taşımak için kullandığını söylediği Güney Lübnan'daki bir köprüyü bombaladı.

Bir İsrailli yetkili “Axios”a, İsrail'in Washington ile “duruma göre” istişare edeceğini belirterek, “Bu operasyon için ABD'den tam destek aldığımızı hissediyoruz” dedi.

Öte yandan, bir ABD'li yetkili siteye yaptığı açıklamada, “İsrailliler, (Hizbullah'ın) bombardımanını durdurmak için gerekli gördükleri her şeyi yapmalıdır” ifadesini kullandı.

İsrail Stratejik İşler eski Bakanı Ron Dermer (İsrail medyası)İsrail Stratejik İşler eski Bakanı Ron Dermer (İsrail medyası)

Netanyahu, Ron Dermer'i görevlendirdi

Buna ek olarak, Netanyahu, savaş süresince Lübnan dosyasını yönetmesi için eski bakan Ron Dermer'i görevlendirdi. Axios'un aktardığına göre Dermer, önümüzdeki haftalarda doğrudan görüşmeler başlarsa, Trump yönetimi ile iletişimi ve Lübnan hükümeti ile olası müzakereleri yürütecek.

Washington Boulos'u görevlendiriyor

ABD tarafında ise bu konuyu, Başkan Trump'ın danışmanı ve ABD'nin Afrika Özel Temsilcisi olan Lübnan asıllı Massad Boulos yönetiyor.

“Axios”un haberine göre Boulos son günlerde İsrailli, Lübnanlı ve Arap yetkililerle temas kurarak İsrail ile Lübnan arasında doğrudan görüşmelerin yapılmasını kolaylaştırmaya çalıştı.

Son günlerde Lübnan hükümeti, ateşkes şartları konusunda İsrail ile doğrudan görüşmeler yapmaya istekli olduğunu belirtti.

Axios'a göre, Trump yönetimi bu müzakereleri, 1948'den beri süregelen İsrail ve Lübnan arasındaki savaş halini resmen sona erdirebilecek daha geniş bir anlaşma için temel olarak kullanmayı umuyor.

Dün Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail ile devam eden savaşını durdurmaya yönelik bir girişim kapsamında bu hafta önerdiği müzakere teklifine henüz bir yanıt almadığını açıkladı.

ABD'li “Axios” sitesi kaynaklara dayandırdığı salı günkü haberinde, İsrail'in Lübnan'ın önerisini reddettiğini aktardı ve ABD ile İsrail'in tepkilerinin “soğuk ve oldukça şüpheci” olduğunu ifade etti.


Lübnan: Savaşın başlamasından bu yana 26 sağlık çalışanı öldürüldü

Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
TT

Lübnan: Savaşın başlamasından bu yana 26 sağlık çalışanı öldürüldü

Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)

İsrail ile “Hizbullah” arasında 13 gün önce başlayan savaşın ardından Lübnan'a yönelik devam eden İsrail hava saldırıları sonucunda 26 sağlık çalışanı hayatını kaybetti, 51 kişi ise yaralandı. Diğer yandan İsrail, “Hizbullah”ı ambulansları askeri amaçlarla kullanmakla suçladı.

Sağlık ekiplerinin kayıpları: 26 ölü, 51 yaralı

Bakanlık yaptığı açıklamada, “2 Mart'tan bugüne kadar hayatını kaybeden sağlık görevlilerinin toplam sayısı 26, yaralıların sayısı ise 51 kişidir. Bu rakamlar, düşmanın şiddet içeren uygulamalarının en açık kanıtıdır” ifadeleri yer aldı. Bu açıklama, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Burç Kalavay’a düzenlediği hava saldırısında bir sağlık merkezinde 12 sağlık görevlisinin öldüğü bildirilen bir başka açıklamanın sonrasında yapıldı.

Güney Lübnan'da bir sağlık merkezi hedef alındı

Bu açıklama, Güney Lübnan'ın Burç Kalavay kasabasındaki bir birinci basamak sağlık merkezini hedef alan İsrail saldırısında 12 sağlık çalışanının öldürüldüğünün duyurulmasının ardından geldi.

Sağlık Bakanlığı, merkezin ülkenin çeşitli bölgelerine yayılmış sağlık merkezleri ağının bir parçası olduğunu ve bakanlığın denetimi altında sivil toplum kuruluşlarıyla koordineli olarak çalıştığını belirterek, eylemin “Lübnan'daki bir sivil sağlık tesisine yönelik doğrudan saldırı” olduğunu vurguladı.

Ayrıca, saldırının merkezde görev yapan doktorlar, sağlık görevlileri ve hemşirelerden oluşan bütün personeli vurduğunu; sadece ağır yaralanan bir sağlık görevlisinin hayatta kaldığını, 4 kayıp kişinin aranmasına ise devam edildiğini belirtti.

İsrail ordusu sözcüsü Avihay Adraee, bugün “Hizbullah”ı “ambulansları geniş çapta askeri amaçlarla kullanmakla” suçlamış ve İsrail'in, “Hizbullah”ın ambulansları kullanarak gerçekleştirdiği “herhangi bir askeri faaliyete karşı uluslararası hukuka uygun olarak” hareket edeceği uyarısında bulunmuştu.

Sağlık Bakanlığı İsrail'in iddialarını yalanladı

Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusunun suçlamalarını reddetti ve ambulansların askeri amaçlarla kullanıldığı iddiasının «İsrail ordusunun insanlığa karşı işlediği suçları meşrulaştırma çabasından başka bir şey olmadığını» belirtti.

Bakanlık, tıbbi ekiplerin ve sağlık tesislerinin hedef alınmasının, silahlı çatışmalar sırasında tıbbi hizmetlerde çalışanların ve sağlık tesislerinin korunması gerektiğini belirten uluslararası yasalara ve Cenevre Sözleşmelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Bakanlık ayrıca, son saldırıların Ekim 2023'te savaşın patlak vermesinden bu yana ilk kez Lübnan Kızılhaçı'nı da kapsadığını belirterek, bunun sağlık sektörüne yönelik saldırıların kapsamının genişlediğini gösterdiğini ifade etti.