Suriye'deki azınlıkların kaderini siyaset ve savaş hesapları belirliyor

Kürtler sınırda korku içinde, Hıristiyanlar Halep'te huzursuz, Aleviler bile Esed’i desteklemenin bedelini ödemekten çekiniyor

Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)
Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)
TT

Suriye'deki azınlıkların kaderini siyaset ve savaş hesapları belirliyor

Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)
Silahlı grupların Halep ve çevresini kontrol altına almaya başlamasıyla birlikte bazı gözlemciler dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi (AFP)

İsmail Derviş

Suriye, Ortadoğu'nun merkezinde eşsiz bir mozaik oluşturan, ırksal ve etnik çeşitliliğe sahip bir ülke. Bu çeşitlilik her ne kadar olumlu olsa da 2011 yılında Suriye krizinin başlamasının ardından binlerce kişinin mezhepçi yahut etnik nedenlerle öldürülmesiyle olumsuzluğa dönüştü.

İnsan hakları örgütleri, İran ve DEAŞ tarafından mezhepçi gerekçelerle işlenen çok sayıda katliamı belgeledi. Bunlardan biri 2012 mayısında, Humus kırsalındaki el-Hula’da gerçekleşti. İran destekli milisler 34'ü kadın ve 49'u çocuk olmak üzere 108 kişiyi mezhepçi gerekçelerle öldürmekle suçlandı.

Aynı durum, uluslararası bir terör örgütü olan DEAŞ’ın özellikle Suriye'nin doğusunda yaşayan azınlıklardan Ezidilere karşı işlediği suçlar için de geçerli. Suriye'deki çatışmaların yoğunlaştığı bu günlerde mezhepçi ya da etnik şiddetin yeniden başlamasından endişe ediliyor. Mezhepçi ya da etnik şiddetin yeniden başlaması korkusu karşısında bunun bir daha yaşanmayacağına dair güvenceler verildi. Peki, son olaylardan sonra Suriye'nin farklı mezheplerden ve etnik kökenlerden azınlıklarını nasıl bir kader bekliyor?

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın inanç meselelerini incelediği Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu'na göre Sünni Müslümanlar yüzde 77 ile Suriye nüfusunun büyük çoğunluğunu, Alevi azınlık toplam nüfusun yüzde 10'unu, Dürzi ve İsmaililer nüfusun yüzde 3’ünü, Hıristiyanlar ise nüfusun yüzde 8’ini oluşturuyor. Bu mezheplere mensup kişiler farklı etnik kökenlere sahip ve büyük çoğunluğu Arap, Kürt, Çerkes ve diğer azınlıklardan geliyor.

Endişeler ve güvenceler

Radikal bir örgüt olarak sınıflandırılan Heyet Tahrir’uş Şam’ın (HTŞ) (eski adıyla Nusra Cephesi) başını çektiği Suriye rejimine muhalif silahlı gruplar, Halep ve çevresini kontrol etmeye başladı. Bazı gözlemciler, diğer dini ve etnik azınlıklar konusunu gündeme getirdi. HTŞ’ye yakınlığıyla bilinen Suriye Kurtuluş Hükümeti Azınlık İşleri Müdürlüğü Koordinatörü Beşir el-Ali, Hıristiyanlar da dahil olmak üzere tüm azınlıklara canlarının, mallarının, ibadet yerlerinin ve özgürlüklerinin korunacağı konusunda güvence verdi. Azınlık İşleri Müdürlüğü olarak bu güvenceyi vermeye devam edeceklerini söyleyen Ali, Suriyeli azınlıklara hitaben, “Tıpkı İdlib'de yaptığımız gibi, burası sizin de şehriniz ve burada özgür ve onurlu bir şekilde kalmakta ve yaşamakta özgürsünüz, güvenliğinizin ve haklarınızın diğer tüm Suriyeliler gibi bizim için de bir öncelik olduğunu bilin” ifadelerini kullandı.

Ali’nin açıklamaları, Halep'in ele geçirilmesinden sonra azınlıklara karşı kayda değer bir ihlal yaşanmadığı göz önüne alındığında gerçekleri yansıttığı anlaşılıyordu. HTŞ, bir unsurunun Noel ağacını kırmasından sonraki gün, ağacı onardı ve bu hata için özür diledi. Ancak muhalif gruplar Suriye'de iktidara ulaşabilirse, bu tutum devam edecek mi?

Niyetler açık değil

Ailesi Halep şehir merkezinde ağırlıklı olarak Hristiyanların yaşadığı bir mahallede yaşayan genç bir adam olan Abid Huri, Independent Arabia'ya özel açıklamalarda bulundu. Huri, “Önce HTŞ, ardından Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu'nun (SMO) Halep'e girmesi, kentteki etnik ve dini gruplar arasında farklı yoğunluklarda korkulara yol açtı. HTŞ'nin tartışmalı geçmişiyle birlikte, Suriye'nin en fazla çeşitliliğe sahip şehirlerinden birinde bir sonraki yönetim şeklinin ne olacağına dair soru işaretleri çoğalıyor. (HTŞ lideri Ebu Muhammed) Cevlani'nin Halep'e İdlib'e davrandığı gibi mi davranacağı yoksa son dönemdeki açıklık politikasını sürdürüp sürdürmeyeceği merak konusu” diye konuştu.

xcvfg
Suriye Kürtleri'nde endişe hakim (AFP)

HTŞ’nin bölgeyi kontrol altına almasının ilk günlerinde niyetinin henüz açıkça anlaşılamadığını söyleyen Huri, şöyle devam etti:

“Cevlani'nin savaşçılarından tüm mezheplerden sakinlerin korkularını yatıştırmalarını istediği ve Halep'in medeniyetler ve kültürler için bir buluşma noktası olduğunu söylediği açıklamasının yanı sıra, savaşçılarının şehirdeki ihlalleri daha yaygın hale geldi. HTŞ’nin Halep’i kontrol etmesinin ilk saatlerinde, bir HTŞ üyesinin şehrin mahallelerinden birinde bir sokaktaki Noel ağacını devirmeye çalıştığı görülen video viral oldu. Ancak hemen ertesi gün ağacın tekrar ayakta durduğunu gösteren ve ağacın onarıldığı söylenen başka bir video yayınlandı.”

Dolaşımdaki videolardan birinde bir HTŞ üyesinin köpeklerini gezdiren iki kadının arkalarından gelerek onlara “İsyancılar size işkence mi ediyor yoksa iyi mi davranıyor?” diye sorduğunu ve ardından “Biz Ehli Sünnet olarak Halep'te sizi ziyarete geldik” dediğini aktaran Huri, “Ayrıca HTŞ üyelerinin Halep Uluslararası Havalimanı'ndaki bir dükkânda satılan alkollü içecek şişelerini kırdıkları bir video yayınlandı. HTŞ'nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yaptığı anlaşma, Kürt savaşçıların ve ailelerinin Şeyh Maksud ve Eşrefiye gibi Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerden Fırat'ın doğusundaki bölgelere gitmelerine yol açtı. Bu da yerinden edilme olarak tanımlanabilir” yorumunda bulundu.

Huri, son olarak şunları söyledi:

“Farklı derecelerde eylemler olsa da bunlar, HTŞ ile şehirde kalmak için güvence arayan azınlıklar arasındaki ilişki ve güvenin yararına değil. Halep’teki insanlar, şehirlerindeki durumun, şebbihaların (Suriye hükümetinin Esed ailesine sadık olan devlet destekli paralı askerleri) herkese tecavüz ettiği Suriye rejimi dönemindeki gibi olmayacağını ve sivilleri ayrım gözetmeksizin koruyacak bir polis gücünün konuşlandırılacağını umuyor. HTŞ'nin önümüzdeki günlerde yeni bir zorlukla karşı karşıya kalacağını söyleyebilirim. Ya değişimi gösterecek ve üyelerini kontrol edecek ya da kontrolsüz bir şekilde ihlallere devam etmelerine izin verecek. Bu da başta Suriyeliler, daha sonra Halepliler olarak istemediğimiz bir durum.”

Onlar azınlık değil

Suriye kökenli Fransız aydın ve akademisyen Burhan Galyun, yaptığı değerlendirmede, devrimden sonra Suriye'deki Hıristiyanların geleceği konusunda özellikle endişe duyan Batılı politikacılara her zaman Hıristiyanların Suriye'de bir azınlık olmadığını, hiç kimsenin hiçbir Suriyeliyi azınlık olarak görülmediğini, onların Suriye'nin tarihi ulusal dokusunun ayrılmaz bir parçası olduklarını ve Suriye'deki varlıklarının değil, yokluklarının sorun olabileceğini söylediğini belirtti.

Galyun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tarihlerinde Hıristiyanların kardeşleri, komşuları ve dostları olmadığı bir dönemi hiç yaşamamış olan Müslümanlar, hiçbir şekilde onları yabancı ya da azınlık bir grup olarak düşünemezler. Farklı dini ve etnik grupların bir arada yaşaması Suriyeliler için sadece bir erdem değil, bir kimliktir. Devrimci savaşçıların tamamının ya da ezici bir bölümünün çabalarının merkezinde hala hiç kimseden intikam almak değil, rejimin devrilmesi yer alıyor. Bu durum, mezhepçi gerilim ve hassasiyetler şurada burada derinleşmeye başlamış olsa da bir iç savaş ihtimalini reddetmemize neden oluyor. Farklı mezhep ve dinlere mensup halkımızın, çatışma sona erip iç barış ve güvenlik hâkim olana kadar rahatlamayacağı kesin.”

Birçok kişinin azınlıkların haklarından bahsederken çoğunluğun haklarını unuttuğunu söyleyen Galyun, “Suriye'de kırk yılı aşkın bir süredir iktidarda olan güç belli bir azınlık değil mi?” diye sordu.

Çelişkili görüşler

Suriyeli bir alevi olan A.H. (29) halen Lazkiye’de yaşıyor. Suriye'deki Alevi azınlık Lazkiye’de özellikle de Esed ailesinin köyü Kardaha’da yoğun bir nüfusa sahip. Dünyanın Suriye'deki Alevilerin Esed ailesinin yönetimi altında mutluluk içinde yaşadığını düşünmemesi gerektiğini; mutluluk ve refahın sadece Esed ailesi için geçerli olduğunu, ancak diğer Alevi ailelerde bunun söz konusu olmadığını söyleyen A.H. “Kardeşim yıllar önce Deyrizor’da Suriye ordusu saflarında savaşırken öldürüldü. Aleviler hükümeti savunmak için çok kayıp verdi. Ancak bu hükümetin tek derdi kendisini ve Esed ailesini zengin etmek. Rejimi savunanlar için ise hiçbir yol bırakmadı” şeklinde konuştu.

A.H. şöyle devam etti:

“Benim için Beşşar Esed iktidarda kalsa da gitse de fark etmez. Artık başka biri gelse de geçmiş yıllarda yaşadığımız günlerden daha kötü günler yaşamayacağız. Halep silahlı grupların eline geçmeden önce onlara karşı sadece birkaç saat dayanabilen bir ordu için çok bedel ödedik. Yarın evimde silahlı adamlar görürsem şaşırmam. Kötü bir durum olmayacak, çünkü azınlıkların güvende olduğunu söylüyorlar. Bence onlara, bize çok şey vaat eden ama vaatlerini yerine getirmeyen hükümete güvendiğimizden daha fazla güvenmemiz gerekiyor.”

Humus kırsalından bir Alevi olan A. M. (43) ise tamamen farklı düşünüyor. A. M. “Bu teröristlerin bize karşı soykırım yapacağından endişeliyiz. Tekfirci grupların köylerimize gelmesinden gerçekten korkuyoruz. DEAŞ, bölgelerinin kontrolünü eline geçirdiğinde Ezidilere ne olduğunu herkes biliyor. Bu teröristlerin bize karşı soykırım yapacağından gerçekten korkuyoruz. Özellikle de ordu, birçok cepheden gelen baskı nedeniyle bizi koruyamayabilir. Müttefiklerimiz bize yardım etmek için gerçek bir çaba sarf etmiyor gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

Çocukları ve yakınları için endişelendiğini söyleyen A. M. “Bu grupların oraya ulaşmasından korkuyorum. Korkunç bir intikam olacak. Dolayısıyla uluslararası toplumun ve insani yardım kuruluşlarının bununla ilgili konuşması gerekiyor. Suriyeliler kan dökülmesinden bıktı. Terörist grupların ve terörizmin olmadığı güvenli bir ülke istiyoruz, biraz olsun barış istiyoruz” şeklinde konuştu.

Demografiyle ilgili kaygılar

Hasekeli bir Kürt olan Cihan Ömer (26), Suriye'de demografik değişime yönelik projeler olduğunu söyledi. Daha önce Halep'teki Kürtlerin nasıl yerinden edildiğini hatırlatan Ömer, “Elbette onları burada kendi bölgelerimizde ağırlıyoruz. Ancak bu yerinden edilme Suriye'de demografik değişimin hala devam ettiğini gösteriyor, herkes Kürtlerle savaşıyor. Suriye rejimi bizimle savaştı, Türkiye bizimle savaştı, silahlı gruplar bizimle savaştı. Bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını engelliyorlar. Uluslararası toplum neden Yahudiler için bağımsız bir devlet kurulmasına izin verdi de Kürtler için bağımsız bir devlet kurulmasına izin vermedi?” dedi.

Kürt gençlerinin ‘demografik değişim planları’ iddialarını iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) üyesi olan Mehmet Aydınoğlu'na sorduk. Aydınoğlu, bu soruya “Suriye'de gerçekten de demografik bir değişim var ama bu değişim Arap olan gerçek toprak sahiplerinin haklarını ellerinden alan PKK’nın Suriye uzantısı gibi ulus ötesi terör örgütleri tarafından gerçekleştirildi. Arap aşiretlerinin Suriye'nin kuzeydoğusunda SDG'ye karşı nasıl ayaklandıklarını gördük” yanıtını verdi.

rgfegr
Korku sadece Halep'i değil, tüm şehirleri sarmış durumda (AFP)

Aydınoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim, Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımızda olmadığı gibi, Suriye'nin kuzeyindeki veya Irak'ın kuzeyindeki Kürtlerle de bir sorunumuz yok, sadece terör örgütleriyle bir sorunumuz var” dedi.

DEAŞ ile mücadele ettiğini iddia eden örgütler olduğuna işaret eden Aydınoğlu, “Ancak bunlar Suriye topraklarında dökülen her damla kanın ortağıdır. Türkiye'nin tutumu net; Ankara güney sınırlarında bir ‘teröristan’ kurulmasına izin vermeyecek” ifadelerini kullandı.

Dürzilerin tarafsızlığı

Suriye'nin güneyinde, özellikle de Dürzilerin çoğunlukta olduğu Suveyda’dan Dürzi Usame Neccar'a demografik değişimle ilgili soruyu sorduk.

Neccar, verdiği yanıtta şunları söyledi:

“Suriye'de olayların başladığı 2011 yılından bu yana Suveyda halkı net bir tavır aldı. Bu tavır Suriye'de kan dökülmesine katılmamaktı. Gençlerimiz zorunlu askerlik görevini yerine getirmeyi reddetti. Bölgenin güvenliğinden ve korunmasından sorumlu yerel gruplarımız var. Suveyda sınırları dışındaki çatışmalara müdahale etmiyorlar. Suriye’nin kuzeyinde ve orta kesimlerinde meydana gelen son olaylarla ilgili olarak grupların ilerleyişine ve rejimin büyük ölçüde çöküşüne dair haberler duyduk. Suveyda halkının olup bitenler konusunda bölünmüş olduğunu söyleyebilirim. Bazıları Esed rejiminin düşmesine yol açabilecek bu ayaklanmayı destekliyor. Sizin de bildiğiniz gibi Suveyda'da bir yılı aşkın süredir siyasi çözüm ve Suriye'de iktidarın barışçıl bir şekilde el değiştirmesi talebiyle günlük protesto gösterileri düzenliyoruz. Bazıları ise orada olup bitenlere mesafeli yaklaşıyor. Biz de önümüzdeki birkaç günün neler getireceğini görmek için bekliyoruz. Mezhep farklılıklarıyla ilgili korkulara gelince, henüz endişeli değiliz. Ancak Suriye'yi gelecekte nelerin beklediğini bilmiyoruz.”

HTŞ lideri Cevlani, geçtiğimiz dört yıl boyunca kendisini bir radikal olarak değil, bir devlet adamı ve siyasetçi olarak sunmaya çalıştı. HTŞ'nin kontrolündeki İdlib’te somut gelişmeler yaşandı. Hıristiyanlar taciz edilmeden, HTŞ'nin yönetiminde hayatlarına devam ettiler.Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Cevlani, mevcut savaşta HTŞ üyelerine,  sivillerin evlerine girmemeleri ve dinleri ya da etnik kökenleri ne olursa olsun vatandaşların özel hayatlarına müdahale etmemeleri talimatı verdi.

Şimdiye kadar sahada bu talimata uyulduğuna tanık olduklarını söyleyen Usame Neccar, şöyle konuştu:

“Önümüzde iki olasılık var. Birincisi, El Cevlani'nin mevcut politikasının istikrara kavuşana kadar geçici olduğu ve sonrasında HTŞ'nin ideolojisi ve yönelimine göre uygun gördüğü politikayı uygulayacağı yönünde, ikincisi ise Cevlani'nin açıklık politikasını sürdürerek adını ABD'nin yaptırım listesinden çıkarmaya çalışacağı yönünde. Genel olarak her iki olasılığın da kısa ya da orta vadede ve en azından mevcut savaşların sona ermesinden önce çözüme kavuşması beklenmiyor.” 

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.