Esir takası anlaşması: Hamas müzakerelerde manevra yaparken İsrail askeri baskı uyguluyor

Netanyahu son gelişmeleri görüşmek üzere bakanlarıyla bir araya geldi. Bin 200 Filistinlinin serbest bırakılması bekleniyor

Şimdiye kadar öne sürülenlerde İsrail'in Gazze ile savaşını sona erdireceğine dair bir işaret yok (AFP)
Şimdiye kadar öne sürülenlerde İsrail'in Gazze ile savaşını sona erdireceğine dair bir işaret yok (AFP)
TT

Esir takası anlaşması: Hamas müzakerelerde manevra yaparken İsrail askeri baskı uyguluyor

Şimdiye kadar öne sürülenlerde İsrail'in Gazze ile savaşını sona erdireceğine dair bir işaret yok (AFP)
Şimdiye kadar öne sürülenlerde İsrail'in Gazze ile savaşını sona erdireceğine dair bir işaret yok (AFP)

Emal Şehade

ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un Tel Aviv'de gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun müzakere heyetini apar topar Katar'a göndermeyi kabul etmesinden sonra, İsrailliler arasında kısa süre içinde bir anlaşmaya varılabileceğine dair büyük bir iyimser hava hâkim oldu. Ancak siyasetçiler ve müzakerelerin gidişatını bilen bazı askeri ve güvenlik kurumlarından yetkililer, müzakerelerde bir ilerleme olmadığını vurguladılar.

Esir takası müzakerelerine katılmak üzere Doha'ya gidecek İsrail heyetinde İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Şefi David Barnea, İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) Direktörü Ronen Bar ve İsrail ordusunda kayıp kişiler ve esirlerden sorumlu komutan Nitzan Alon’un yanı sıra Netanyahu'nun siyasi danışmanı Ofir Falic, Başbakan'ın müzakere oturumlarına katılması için ısrar ettiği kişi. Heyete dahil edilmesine yönelik protestolara rağmen, bazıları bunu bir yandan Netanyahu ile müzakere heyeti arasındaki güven eksikliği, diğer yandan da Netanyahu'nun gündeme getirerek anlaşmanın ilerlemesine engel teşkil ettiği bazı noktalarda, aralarında anlaşmazlık olduğu yorumlarının yapılmasına yol açtı.

Bu hızlı adımlar, özellikle Witkoff'un Tel Aviv'de ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'a girmeden önce bir anlaşmaya varılması gerektiğine dair verdiği mesajın ardından atıldı. Mesaj, İsrail'in Trump'ın 20 Ocak'tan önce bir ateşkes anlaşmasına varılması talebine karşı gösterdiği iyimserlik ve duyarlılıkla, Trump'ın Beyaz Saray'a girmesine yedi gün kala bunu başarmanın imkânsızlığı arasındaki uçurumu derinleştirdi.

Netanyahu bir önceki müzakere turunda, esir takası listesine İsrailli rehinelerden dokuzunun eklenmesi konusunda ısrar etmiş, çeşitli arabulucuların ve Washington'ın baskıları sonucunda bu konuda anlaşmaya varılmıştı. Netanyahu, Witkoff ile yaptığı görüşmesinde, İsrail ordusunun Philadelphia (Selahaddin) Ekseni’nden ikinci aşamanın sonunda çekilmesi şartıyla, ikinci aşamanın birinci aşamanın uygulanması sırasında müzakere edilmesini kabul ettiğini belirtti.

Müzakerelerin gidişatı hakkında bilgi sahibi olan birçok İsrailli yetkili, başlıca konularda halen bir mutabakat olmadığını ve anlaşmaya yönelik herhangi bir ilerlemenin ancak Hamas'ın savaşın durması şartından ya da Netanyahu'nun savaşı sürdürmekten geri adım atması halinde gerçekleşeceğini ve şimdiye kadar taraflardan hiçbirinin böyle bir taviz vermediğini belirtti.

Müzakerelerin başarılı olmasının Hamas'a bağlı olduğunu söyleyen Netanyahu'ya yakın bir isim, “Bugünlerde, birçok ayrıntıyı barındıran karmaşık bir anlaşmanın imzalanması ve uygulanması için anlaşmanın tüm yönleriyle uğraştık. Anlaşmayı sonuçlandırmaya yakın olduğumuzu umuyoruz, ancak henüz imza aşamasına gelmediğimizi, bunun da büyük ölçüde Hamas'a bağlı olduğunu ve tüm konuların masada olduğunu ve Hamas’ın şimdi bir sonraki adımı atması gerektiğinin açıklığa kavuşturulması büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

defvrgtbyh
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Öte yandan İsrail'de Netanyahu'nun ikinci aşamanın sonunda İsrail ordusunun Philadelphia Ekseni’nden çekilmesini kabul edeceği yönündeki söylemlerin savaşı sona erdirmeyi hala reddettiğinin bir göstergesi olduğunu düşünenler var. Zira şimdiye kadar öne sürülenlerde İsrail'in Gazze ile savaşını sona erdireceğine dair bir işarete rastlanmadı.

İsrailli müzakere heyetinin bir anlaşmaya varmadan geri dönmemesini isteyen rehinelerin aileleri Netanyahu'yu anlaşmayı engellemekle suçlarken, yakınları, anlaşmanın ilk aşamasına dâhil edilmeyen rehinelerin aileleri ise kapsamlı ve acil bir esir takası anlaşmasıyla savaşın sona erdirilmesini talep etti. Rehinelerin aileleri, böyle bir anlaşmaya varılmamasının, yakınlarının Hamas tünellerinde ölüme mahkûm edilmesi anlamına geleceğini söyleyerek doğrudan Netanyahu'yu suçladılar.

İsrailliler pazar günü müzakerelerin ilerletilmesi için çabaların yoğunlaştırıldığını açıklarken müzakerelere yakın bir kaynak, önümüzdeki günlerin belirleyici olacağını söyledi. İsrail müzakere heyetinin adımlarını, arabulucuların yanı sıra Witkoff ve Brett McGurk ile koordinasyon içinde attığını söyleyen kaynak, “ABD’nin mevcut ve gelecek yönetimleriyle çok iyi çalışıyoruz. Bu da uzlaşının sürekliliğini sağlıyor. Her iki tarafla da tam bir anlayış var” şeklinde konuştu.

Aralarında müebbet hapis cezasına çarptırılanların da olduğu bin 200'den fazla Filistinli mahkûm

Anlaşmanın ilk aşamasında İsrailli esirlerden 33’ünün serbest bırakılması planlanıyor. Ancak bunların kaçının canlı kaçının ölü olduğu henüz bilinmiyor. İsrailliler, üzerinde anlaşmaya varılacak formüle göre serbest bırakılacak Filistinli mahkûm sayısını belirlemek için canlı ve ölü mahkûmlarla, siviller ve askerler arasında ayrım yapılmasını bekliyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre konu hakkında konuşan Filistin Esirler Cemiyeti Başkanı Kadura Faris, anlaşmaya varılacağına dair temkinli bir iyimserliğe sahip olduklarını söyledi.

Faris, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsrailliler ve özellikle de İsrail Başbakanı ile daha önceki müzakerelerde edindiğimiz tecrübeler, Netanyahu’nun son dakikada bile olsa anlaşmayı engelleyecek adımlar atıp atmayacağını merak etmemize neden oluyor. Netanyahu’ya göre hükümetinin devamlılığı, şahsi ve siyasi çıkarları ile hükümet koalisyonunun korunması hala diğer tüm kararların üstünde.”

İsrail'in Hamas'ı taviz vermeye ve İsrail'in şartlarını kabul etmeye zorlamak için askeri baskı politikasına rağmen, Netanyahu ve hükümetinin savaşı durdurmayı kabul etmekten başka çaresi olmadığını söyleyen Faris, “Netanyahu, Doha'da gerçekleşen bir önceki müzakere turunda dokuz İsrailli rehinenin daha salıverilecekler listesine eklenmesi konusunda ısrar etmişti” dedi. Faris’e göre 10 gün önce varılması beklenen anlaşmanın gecikmesinin nedeni de buydu.

Yetkililere göre Witkoff'un Tel Aviv ziyaretinin ardından Netanyahu, ikinci aşamanın, birinci aşamanın uygulanması sırasında müzakere edilmesini ve İsrail ordusunun ikinci aşamanın sonunda Philadelphia Ekseni’nden çekilmesini kabul etti.

Ancak bu şart, başlı başına bir engel teşkil ediyor. Bir anlaşmaya varma ihtimalinin her zamankinden çok daha yakın olduğunu belirten Faris, bin 200 Filistinli mahkûmun serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varılmasının ardından kısa süre önce eklenen İsrailli dokuz rehineye karşılık serbest bırakılacak Filistinli mahkûm sayısını beklediklerini söyledi.

Öte yandan esir takasına ilişkin nasıl bir denklemin olduğu bilinmiyor. Çünkü mevcut aşamada kadın askerlerin de aralarında olduğu yaşayan ya da ölmüş olan İsrailli rehinelerin serbest bırakılması da bu denklemde yer alıyor. Oysa daha önce üzerinde anlaşılan formüller yalnızca yaşayan İsrailli rehineleri kapsıyordu.

Filistin Esirler Cemiyeti’nin, İsrailli dokuz rehinenin daha serbest bırakılması formülü üzerinde anlaşmaya varılması beklentisi çerçevesinde üzerinde çalışmaya başladığı isimlere göre, İsrail hapishanelerindeki bin 200 Filistinli mahkûmdan 200’ü ömür boyu hapis cezasına çarptırılan mahkûmlar. Bunlardan bazıları Filistin topraklarının ve söz konusu ülkeler olan Mısır, Katar ve Türkiye'nin dışına sürgün edilecek. Faris’e göre buna karşı çıkılmasına ve mahkûmların Batı Şeria, Kudüs ve Gazze'deki memleketlerine dönmek istemelerine rağmen, İsrail'in sürekli tehditleri karşısında yurtdışına çıkmak en iyi seçenek olabilir.

Yine bu bin 200 Filistinli mahkûm arasında Gilad Şalit anlaşmasıyla serbest bırakılan ve İsrail tarafından yeniden tutuklanan 48 mahkûm da bulunuyor ve bunların tamamı kadın, çocuk, yaşlı ve hastalardan oluşuyor. Geriye kalan mahkûmlardan 86’sı kadın ve 326’sı çocukken uygun tıbbi tedaviden mahrum bırakıldıkları cezaevlerindeki insanlık dışı koşullar nedeniyle durumları her geçen gün kötüleşen çok sayıda hasta mahkûm da listede yer alıyor.

Ancak Hamas'ın üst düzey üyelerinden mahkûmları ya da 7 Ekim 2023'te tutuklananlar bu listede yer almayacak.

Hamas'a ödül

Diğer taraftan birçok kişi Trump'ın Beyaz Saray'a girmesine yedi gün kala bir anlaşmaya varılabileceğine şüpheyle yaklaşırken Netanyahu, hükümetini oluşturan koalisyon üyelerinin anlaşmaya tamamen karşı çıkması nedeniyle, hükümetinin tamamen dağılması ihtimaliyle karşı karşıya. Netanyahu, esir takası anlaşmasının onaylanması halinde Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve diğer bakanların hükümetten ayrılabileceği yönündeki spekülasyonların ardından Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile dün acil bir görüşme gerçekleştirdi.

c svfbrgtyh
Rehinelerin aileleri, Netanyahu hükümetine savaşı durdurması çağrısında bulundu (AFP)

Smotrich'in kalması Netanyahu'nun hükümetini sürdürmesini sağlayacağından Netanyahu, anlaşmanın onaylanması halinde Smotrich'in tutumunu ve partisinin bu durumda hükümetten çekilip çekilmeyeceğini anlamaya çalışıyor.

Netanyahu'nun yakın çevresine göre iki taraf arasındaki en iyi anlaşma, Smotrich'in anlaşmaya karşı oy kullanması olacak, ancak hükümette kalması için bu henüz garanti değil.

İsrail Yerleşim ve Ulusal Vizyon Bakanı Orit Struck, anlaşmayı ‘terörizm için bir ödül’ olarak nitelendirdi. Netanyahu’ya kendisine karşı gelmemesini söyleyen Struck, “Kırmızı çizgilerimizi biliyor, Hamas'la anlaşma yok, ordu çekilmeyecek ve Gazze'deki savaş sona ermeyecek” diye konuştu.

Bu arada bir yandan kapsamlı ve acil bir anlaşma yapılması ve savaşa son verilmesi çağrısında bulunanlar Gazze'deki çatışmalara ilişkin veriler sunarken Netanyahu hükümeti, Gazze'deki çatışmaları yoğunlaştırarak Hamas'a şartlarını kabul etmesi için askeri baskı politikasını sürdürüyor.

İsrail ordusu dün 188. Tugayı Lübnan'dan Cibaliye’ye nakletti ve müzakerelerin başarısız olması halinde geniş çaplı askeri operasyona hazırlandığını duyurdu.

İsrail ordusundan gelen tehditler İsrail'de öfkeye yol açarken, savaşa son verilmesi çağrısında bulunanlar, son bir hafta içinde 10 askerin öldürüldüğünü, onlarcasının yaralandığını ve her ay en az bin yaralı askerin ağır travmalar nedeniyle rehabilitasyon merkezlerine başvurduğunu gösteren verilere atıfta bulunarak tepki gösterdiler.

İsrailli askeri Uzman Amos Harel'e göre İsrailli yetkililerin açıklamalarının tersine, Gazze'deki savaşın hiçbir gerçek faydası bulunmuyor. İsrail ordusundaki ölümlere ve yaralanmalara ilişkin verilerin ciddi boyutlarda olduğunu belirten Harel, “İsrail ordusunun Hamas'a ağır bir bedel ödettiği doğru ama tam bir askeri zaferin yakınından bile geçmiyor. Dahası uzun ve acımasız bir yıpratma savaşında ağır kayıplar veriyor” yorumunda bulundu.

Anlaşmanın, Gazze'de farklı bir siyasi gerçeklik oluşturma sürecinin başlangıcı olabileceğini ve ABD ile ılımlı Arap ülkelerinin de çözüme dahil edebileceklerini söyleyen Harel, “Bu büyük bir kumar, ancak kan dökmeye devam etmekten daha iyi. En azından Hamas yeniden saldırırsa, İsrail’in ona karşı savaşı sürdürmesi için gerekçesi olacak” değerlendirmesinde bulundu.



Şeybani: İsrail'le müzakerelerin yakında yeniden başlamasını bekliyoruz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)
TT

Şeybani: İsrail'le müzakerelerin yakında yeniden başlamasını bekliyoruz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam'da (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Şam'ın İsrail'le, İsrail'in Suriye topraklarından çekilmesini sağlayacağını umduğu bir güvenlik anlaşması konusunda müzakerelerin yakında yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Şeybani, İsrail'e “tarihî bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, İsrail'in Suriye'deki Ebu Zuhur hava üssünü bombalamasından günler sonra, cumartesi günü Şam'da Reuters'a verdiği röportajda, Şam'ın önceliğinin İsrail saldırılarının durdurulması olduğunu belirtti. Bu yönde güven artırıcı adımlar atılmasının gerekli olduğunu söyledi.

Washington, bir yılı aşkın süredir İsrail ile ABD'nin Ortadoğu'daki yeni müttefiki Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara hükümeti arasında bir güvenlik anlaşması yapılması için girişimlerde bulunuyor. Ancak İsrail'in Suriye topraklarına asker konuşlandırması ve güvenliğine yönelik tehditleri gerekçe göstererek hükümet hedeflerine saldırılar düzenlemesi nedeniyle anlaşmaya hâlâ ulaşılamadı.

cvfghy
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (Reuters)

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu sürecin tamamlanması için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” dedi.

Şeybani, “Şu anda İsrail'e güvenmiyoruz. İlişkilerimizi sürdürüyoruz ancak şu anda güven yok” ifadelerini kullandı. Bakan, hava üssünü hedef alan saldırının ardından taraflar arasındaki iletişimin kesildiğini belirtti.

Şeybani, “İletişim olması gerekiyor. Özellikle de Suriye'nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla iletişim kurulması gerekiyor. Ancak bu iletişim herhangi bir sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” dedi.

İsrail Başbakanlık Ofisi, Reuters'ın yorum talebine yanıt vermedi.

ABD baskısı

Şara, Suriye'nin diğer ülkeler için bir tehdit oluşturmadığını ve Şam'ın 14 yıl süren iç savaşın ardından yeniden yapılanmaya odaklandığını söylüyor.

İsrailli yetkililer ise Beşşar Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'deki muhtemel tehditlere dikkat çekiyor.

Esad'ın 2024'te devrilmesinin ardından geçen günlerde İsrail, kendi vatandaşlarını saldırılardan korumanın gerekli olduğunu belirterek Suriye'nin güneybatısındaki bazı bölgeleri ele geçirdi ve onlarca Suriye askeri tesisini bombaladı.

Şeybani, İsrail'in “güvenliğini kaba güç kullanarak sağlamayı defalarca denediğini ancak başarılı olamadığını” söyledi.

“Kapı açık. Bu meseleye gelecek ve bence müzakereler yakında yeniden başlayacak” diyen Şeybani, bununla birlikte henüz bir tarih belirlenmediğini ifade etti.

ABD'nin tutumuna ilişkin Şeybani, “İsrail'e sürekli baskı yapmaya veya İsrail'i yeniden diyalog masasına dönmeye ve Suriye ile bir anlaşmaya varmaya yönlendirmeye çalışıyorlar” dedi.

Ne kadar iyimser olduğu sorusuna ise Şeybani, “İsrail'e güvenmek çok zor” yanıtını verdi. Ancak Suriye'nin “çevresiyle ilişkilerinin istikrarlı olmasına yönelik çok büyük bir hedefi” bulunduğunu söyledi.

Şeybani, “Suriye bugün uzlaşma, barış ve diplomasi için elini uzatıyor. İstikrarlı bir bölge istiyor” diye konuştu.

Suriye, İsrail'in anlaşma yapma konusunda istekli olduğunu görmedi

Suriye'ye ilişkin gerilim salı günü, İsrail'in Ebu Zuhur hava üssünü bombalamasıyla yeniden tırmandı. İsrail, Şam'ın burada Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermek üzere olduğunu savundu. Suriye ve Türkiye ise bu iddiayı reddetti.

Şeybani, “İsrail güvenlik endişelerinin dikkate alınmasını istiyor. Bununla ilgili bir sorunumuz yok, bu endişelerin farkındayız. Ancak İsrail de Suriye'nin güvenlik endişelerine saygı göstermeli ve egemenliğine riayet etmeli” dedi.

cdvfgh
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Reuters'a verdiği röportaj sırasında (Reuters)

Şeybani, İsrail'in Suriye hava sahasını kullanmasına, hava saldırılarına ve ülkenin güneyinde gerçekleştirdiği gözaltı operasyonlarına dikkat çekti.

Güvenlik anlaşmasına ilişkin bilgi veren Şeybani, yılın başlarında “kâğıt üzerinde neredeyse her konuda anlaşmaya vardıklarını” söyledi.

Şeybani, anlaşmada birçok başlık bulunduğunu belirterek bunların başında “İsrail'in Suriye'ye saldırmaması ve Suriye'nin iç işlerine müdahale etmemesinin” geldiğini ifade etti.

Anlaşmanın İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını durdurmasını öngörmesi ve Esad'ın devrilmesinin ardından İsrail'in kontrolüne geçen bölgelerden çekilmesiyle bağlantılı olması planlanıyor.

Anlaşma ayrıca İsrail sınırı yakınlarındaki Suriye topraklarında çeşitli güvenlik bölgeleri oluşturulmasını öngörüyor. Bunlar arasında yalnızca Birleşmiş Milletler güçlerinin bulunacağı bir tampon bölgenin yanı sıra, farklı sayılarda Suriye askerlerinin konuşlandırılacağı diğer bölgeler de yer alıyor.

Ancak Şeybani, İsrail'in anlaşmanın tamamlanmasından kaçınmaya çalıştığını belirterek, “Onlarda anlaşmaya varmak için gerçek bir motivasyon veya irade olduğunu görmedik” dedi.

Golan Tepeleri

Suriye ve İsrail, resmî olarak 1948'den bu yana savaş halinde. İsrail, Golan Tepeleri'ni 1967 Savaşı'nda Suriye'den ele geçirdi.

Şeybani, “Şu anda önceliğimiz, güvenlik anlaşmasından bile önce, saldırganlığın durdurulması. Daha sonra barış konusunu ve Golan meselesini gündeme getirmek mümkün. Şimdi bir adım geriye gittik” dedi.

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi de salı günü Washington'ın İsrail, Türkiye ve Suriye arasında çatışmayı önleyecek bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını açıklamıştı.

Şeybani, söz konusu mekanizma üzerinde henüz anlaşmaya varılmadığını belirterek, “Bunun İsrail'in yeni Suriye'deki işgal durumunu kalıcılaştıracak bir mekanizma olmasını istemiyoruz. Saldırıları durduracak ve İsrail'in Suriye'den çekilmesiyle sonuçlanacak bir güvenlik anlaşmasına ulaşmamızın önünü açacak bir mekanizma istiyoruz” diye konuştu.

Şeybani, İsrail'in Ebu Zuhur hava üssünü, Suriye'nin buranın Türk üssü olmayacağı yönündeki mesajı kendilerine iletmesinden sonra dahi bombaladığını söyledi.

Suriye'nin askerî eğitim ve iş birliği alanlarında Türkiye'nin desteğine dayandığını belirten Şeybani, sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye girişimde bulunduğu ve bu alanda Suriye halkına destek vermeye hazır olduğu sürece, öncelikle kendilerine bu konuda teşekkür ediyoruz ve bu destekten vazgeçmeyeceğiz.”


Mısır, Libya'da siyasi çözüm sürecini hızlandırmak amacıyla ülkenin doğusundaki liderlerle istişarelerini yoğunlaştırdı

Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
TT

Mısır, Libya'da siyasi çözüm sürecini hızlandırmak amacıyla ülkenin doğusundaki liderlerle istişarelerini yoğunlaştırdı

Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)
Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad, dün El Alameyn’de Saddam Hafter ile bir araya geldi (Saddam Hafter'in Resmi Sayfası)

Mısır, siyasi çözüm sürecini hızlandırmak ve yıllardır bölünmüş olan devlet kurumlarını birleştirmek amacıyla, başta son dönemde Libya'nın doğusundaki liderler olmak üzere Libya krizinin taraflarıyla yürüttüğü siyasi ve güvenlik temaslarını sürdürüyor.

Bu adımların en yenisi, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad'ın dün Mısır’ın Akdeniz’e bakan kıyısında bulunan El Alameyn şehrinde Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter ile gerçekleştirdiği görüşme oldu. Bu görüşme, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin LUO Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter ile bir araya gelmesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti.

Mısır basınına göre Tümgeneral Reşad ve Saddam Hafter arasındaki görüşmede, ‘istikrara zemin hazırlamak ile cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılabilmesi için yürütme erkinin birleştirilmesi yoluyla Libya'daki siyasi süreci ilerletme çabaları’ ele alındı. El-Kahire el-İhbariyye televizyon kanalı, Tümgeneral Reşad’ın son dönemdeki girişimler etrafında oluşan mevcut siyasi ivmeyi değerlendirmenin, Libya'da istikrara ve safların birleşmesine yönelik bir fırsat olarak önemini vurguladığını aktardı.

Görüşmenin ardından Saddam Hafter dün resmi Facebook hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Toplantı sırasında, ülkemizde istikrarın sağlanmasına ve güvenliğin pekiştirilmesine katkıda bulunacak şekilde, eşzamanlı cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına giden yolda Libya kurumlarının birleştirilmesi gerektiğine dair ortak vizyonumuzu teyit ettik” ifadelerini kullandı.

Tümgeneral Reşad ve Saddam Hafter arasındaki görüşme, Cumhurbaşkanı Sisi'nin geçtiğimiz çarşamba günü El Alameyn'de LUO Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ve Libya İmar Fonu Başkanı Bilkasım Hafter'in de katılımıyla Halife Hafter ile gerçekleştirdiği toplantıdan üç gün sonra yapıldı. Cumhurbaşkanı Sisi görüşme sırasında, başta Libya'nın bütünlüğünün korunması ve kurumlarının birleştirilmesi olmak üzere, bölünmüşlüğün sona erdirilmesi ve seçimlerin yapılması için uygun zemin hazırlayacak olan Mısır'ın krize yönelik tutumunun değişmez ilkelerini bir kez daha vurguladı.

Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Tümgeneral Reşad ile Saddam Hafter arasındaki görüşmenin ‘aynı anda hem siyasi hem de güvenlik boyutları taşıdığını’ belirterek, istihbarat teşkilatlarının rollerinin ‘artık yalnızca güvenlik dosyalarıyla sınırlı kalmadığını, bölgesel meselelerde siyasi ve diplomatik temasların yönetilmesini de kapsayacak şekilde genişlediğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Abdeli, görüşmenin ‘Mısır'ın farklı Libyalı taraflara açılmaya ve siyasi bir çözüme ulaşmayı amaçlayan temasları yoğunlaştırmaya yönelik artan ilgisini’ yansıttığını belirterek, Kahire'nin Libya'da istikrarın yeniden sağlanmasını ve ülkenin bütünlüğünün korunmasını doğrudan kendi ulusal güvenliğiyle bağlantılı gördüğüne işaret etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati de yakın zamanda televizyon ekranlarında yaptığı açıklamalarda, ülkesinin Libya'nın bölünmesine yol açacak herhangi bir senaryoyu kesin bir dille reddettiğini vurgulayarak “Libya'nın bütünlüğü, tıpkı Sudan'ın bütünlüğü gibi Mısır'ın ulusal güvenliğini ilgilendiren bir meseledir" ifadelerini kullanmıştı. Abdulati ayrıca, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin eşzamanlı olarak yapılmasını ‘Libya'da sürdürülebilir istikrarı sağlamanın nihai güvenlik supabı’ olarak değerlendirmişti.

Mısır'ın bu adımları; başta Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun sunduğu ‘yol haritası’ ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos’un öncülüğünde yürütülen, Libya'daki kurumları ve yürütme erkini birleştirmeyi hedefleyen inisiyatif olmak üzere, siyasi çıkmazı aşmayı amaçlayan uluslararası ve bölgesel girişimlerin ivme kazandığı bir dönemde geliyor.

fvgbhtyjukı
ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Baş Danışmanı Massad Boulos (AFP)

ABD girişimine dair sızdırılan bilgilere göre öneriler, Abdulhamid ed-Dibeybe başkanlığında birleşik bir hükümet kurulmasına paralel olarak Saddam Hafter'e Başkanlık Konseyi'nde bir rol verilmesini içeriyor. Bu girişim Libya'nın doğusundaki cepheden olumlu tepki alırken, Dibeybe cephesinden ise buna yönelik henüz kamuoyuna açık ve nihai bir açıklama gelmedi.

Bu adımlar, Libya'ya ilişkin bölgesel temasların tırmanışa geçtiği bir döneme denk geldi. Nitekim Libya dosyası, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın yakın zamandaki El Alameyn ziyareti sırasında Libya'nın bütünlüğünü koruma ve bölünmüşlüğü sona erdirecek siyasi bir süreci ilerletme gerekliliğine dair bir Mısır-Türkiye yakınlaşmasını yansıtıyor gibi görünen bir bağlamda ele aldığı konular arasındaydı. Söz konusu ziyaret, Fidan'ın Trablus ve Bingazi'yi kapsayan ve krizle ilgili çeşitli taraflarla bir araya geldiği turun ardından gerçekleşti.

Öte yandan Rusya da, Saddam Hafter'in Kremlin'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşme aracılığıyla Libya dosyasıyla bağlantılı temaslar sürecine dahil oldu. Libya tarafının aktardığına göre Putin bu görüşmede; kurumları birleştirmeye, istikrarı güçlendirmeye ve Libya'nın toprak bütünlüğünü korumaya yönelik çabalara olan desteğini vurguladı.

Abdeli Mısır, ABD, Türkiye ve Rusya'nın hamlelerinin eşzamanlı olarak gerçekleşmesinin ‘üzerine inşa edilebilecek bir siyasi pencerenin ve umut ışığının varlığına işaret edebileceğini’ değerlendiriyor. Ancak bu girişimlerin başarısının, Libyalı tarafların geçiş süreçlerini yeniden üretmek (tekrarlamak) yerine fiilen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine götürecek bir yolu kabul etmeye ve karşılıklı tavizler vermeye ne ölçüde hazır olduklarına bağlı kalacağı uyarısında bulunuyor.

bghnjmkl
Sisi, çarşamba günü Mısır’ın El Alamein kentinde Hafter’i kabul ederken (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Sisi ve Tümgeneral Reşad'ın Hafter ve oğluyla gerçekleştirdiği bu görüşme Mısır Cumhurbaşkanı'nın Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Dibeybe'yi kabul etmesinden üç haftadan daha kısa bir süre sonra gerçekleşti. Bu durum, Kahire'nin devlet kurumlarının birleştirilmesini ve yürütmedeki bölünmüşlüğün sona erdirilmesini kapsayan siyasi bir çözümü teşvik etmesine paralel olarak, Libya'daki bölünmüşlüğün her iki tarafıyla da temaslarını sürdürdüğünün bir göstergesi niteliğini taşıyor.

Libya, 2014 yılından bu yana iki hükümet arasında bir bölünmüşlük yaşıyor. Ülke, Trablus'ta bulunan Dibeybe başkanlığındaki UBH ile Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen, Hafter'in desteğiyle ülkenin doğusundaki geniş bölgeler ile güneyinin bazı kısımlarını yöneten Usame Hammad başkanlığındaki paralel hükümet olmak üzere iki ayrı hükümet tarafından yönetiliyor. Bu durum, ertelenen ulusal seçimlerin uzayan geçiş sürecini sona erdirmek için hâlâ en acil çıkış yolunu temsil ettiği bir dönemde devam ediyor.


Suikasttan 6 gün önce Haddam, Hariri'yi uyardı: Lübnan'dan ayrıl

Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)
Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)
TT

Suikasttan 6 gün önce Haddam, Hariri'yi uyardı: Lübnan'dan ayrıl

Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)
Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)

Refik Hariri'nin suikastından altı gün önce, Abdülhalim Haddam anılarında, Beyrut'taki evinde dönemin Lübnan Başbakanı ile kaygıların hâkim olduğu bir öğle yemeğinde buluştuğunu ve ona tek bir tavsiyeyi tekrarladığını anlatıyor: Lübnan'ı derhal terk et.

Şarku’l Avsat’ın Mecelle (Al Majalla) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak olan anılara göre hikâye, bu buluşmadan haftalar önce başladı.

Ocak 2005'te, Suriye Devlet Başkanlığı Sarayı'nda iktidardaki Baas Partisi'nin bölgesel yönetim toplantısı sırasında gündem örgütsel konularla sınırlıyken, Beşar Esad yönetim kurulu üyelerine şöyle dedi: “Suriye'ye karşı Amerikan-Fransız komplosu var ve Refik Hariri bunun içinde.”

Haddam, bu tehlikeli açıklama karşısında kendisi gibi toplantıya katılanların da şaşkına döndüğünü belirtiyor. Haddam, iki gün sonra eski Lübnan Savunma Bakanı Muhsin Dellul aracılığıyla Hariri'ye sözlü bir mesaj göndererek durumunun karmaşık olduğunu ve derhal Lübnan'ı terk etmesi gerektiğini iletti.

sfergthyj
Kitabın kapağı

Haddam, 8 Şubat 2005'te Amerikan Beyrut Üniversitesi Hastanesi'nde bazı tıbbi kontroller yaptırmak üzere Beyrut'a gitti. Ardından Hariri'nin öğle yemeği davetini kabul etti. Hariri'nin endişeli olduğunu belirten Haddam, Dellul'un ilettiği mesajı sorduğunu, kendisinin de durumu açıklayarak Hariri'ye derhal ülkeden ayrılmasını tavsiye ettiğini aktarıyor.

Hariri ise “Seçimlerim var... İnsanları nasıl bırakıp gidebilirim?” diye yanıtladı. Haddam da “Senin hayatın insanlardan daha önemli, ailen de seçimlerden daha önemli” karşılığını verdi.

Anılarda, bu öğle yemeğine ilişkin dikkat çekici iki ayrıntı daha aktarılıyor.

Bunlardan ilki, Hariri'nin Mahir Esad'ın rolüne ilişkin sorusu. Hariri, eş-Şark gazetesinin sahibi Avni el-Kaaki'nin kendisine Mahir Esad'ın kendisiyle ilişki kurmaya önem verdiğini, aralarındaki mevcut sorunları çözmeye hazır olduğunu ve onu “Suriye'nin sadık bir dostu” olarak gördüğünü söylediğini aktardı.

Haddam'ın buna yanıtı ise şöyle oldu: “Dikkatli olmalı ve Lübnan'dan ayrılmalısın.”

İkinci ayrıntı ise Hariri'nin güvenliğine ilişkin sorusuna verdiği yanıt oldu. Hariri, “50 kişilik koruma ekibim vardı. Onları geri çektiler ve yalnızca altı kişi bıraktılar” dedi.

fghyju
Abdülhalim Haddam, 16 Şubat 2005'te Hariri'nin cenaze törenine katılırken (AFP)

Altı gün sonra, 14 Şubat'ta Haddam Şam'da Baas Partisi'nin bölgesel yönetim toplantısındaydı. Bir arkadaşının ofisinde televizyonda Beyrut'ta İngiliz Bankası yakınlarında meydana gelen büyük bir patlamaya ilişkin son dakika haberini gördü. Ardından patlamanın Hariri'nin konvoyunu hedef aldığı ve Hariri'nin korumaları ile çok sayıda vatandaşla birlikte hayatını kaybettiği duyuruldu.

Haddam, Beyrut'a giderek taziyelerini sunmak istediğini yönetime bildirdiğini, ancak Devlet Başkanı'nın ofis müdürü aracılığıyla kendisine “Gitmek istiyorsan şahsi sıfatınla git” yanıtının verildiğini anlatıyor.

Haddam, eşi ve iki oğluyla birlikte Beyrut'a gitti. Buna karşılık Suriye yönetimi cenaze törenini ve taziye meclisini boykot etme kararı aldı. Suriye'nin resmi gazeteleri de olayı “Beyrut'ta büyük patlama” başlığıyla duyurdu. Hariri'nin adı ilk sayfalarda öne çıkarılmazken, haberlerin içinde yalnızca “kurbanlar arasında” olduğu belirtildi.

Haddam'a göre bu ayrıntı, suçlamaların Beşar Esad'a yönelmesine daha da katkıda bulundu.

Anılar, öğle yemeğinden dört ay önce yaşanan bir başka gelişmeye de ışık tutuyor: Velid Canbolat'ın müttefiki milletvekili ve eski Bakan Mervan Hamade'nin Ekim 2004'ün başında uğradığı suikast girişimi.

cfvju
Abdülhalim Haddam, suikast girişiminin ardından Mervan Hamade'nin kaldırıldığı hastanenin önünde Velid Canbolat ile birlikte, 2004'ün başları (AFP)

Haddam, bu saldırıyı “Lübnan'da Cumhurbaşkanı Emil Lahud'a karşı çıkan tüm muhaliflere gönderilmiş bir uyarı” olarak nitelendiriyor.

Haddam, saldırının ertesi günü Suriye'nin Lübnan'daki askeri istihbaratının başındaki Tuğgeneral Rüstem Gazali'yi arayarak Hamade'yi ziyaret etmek üzere Beyrut'a geleceğini bildirdiğini anlatıyor. Ardından Amerikan Beyrut Üniversitesi Hastanesi'ne giden Haddam'ı, yaralı Hamade ameliyathanedeyken Canbolat, parti yöneticileri ve Cibran Tüeyni karşıladı.

Haddam ayrıca Devlet Başkanı ile doğrudan iletişiminin Ekim 2004'ün sonlarından itibaren fiilen kesildiğini, iletişimin Devlet Başkanı'nın ofis müdürü aracılığıyla veya yazılı mesajlarla yürütülmeye başlandığını belirtiyor.

Bu tanıklığın önemi, kamuoyunca belgelenmiş olaylar zincirindeki konumundan kaynaklanıyor: Lahud'un görev süresinin uzatılması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1559 sayılı kararı, Haddam'ın Velid Canbolat ile birlikte hastanede ziyaret ettiğini anlattığı Mervan Hamade suikast girişimi, ardından Hariri'ye yönelik siyasi ve medya kampanyası ve nihayet suikast.

vfgbhnjk
Abdülhalim Haddam, Haziran 2005'teki bir toplantı sırasında Beşar Esad'ın yanında (AFP)

Anılar yeni bir hüküm ortaya koymuyor. Ancak olayların merkezinden yeni bir halka ve tamamlanmış bir geri sayım sunuyor: yönetim içindeki suçlama, ardından uyarı mesajı, son öğle yemeği ve 14 Şubat'taki patlama.

Son öğle yemeğinin ayrıntıları ve öncesinde gönderilen mesajlar, kitabın “Refik Hariri Suikastı” başlıklı bölümünde eksiksiz biçimde yer alıyor.