Esir takası anlaşması: Hamas müzakerelerde manevra yaparken İsrail askeri baskı uyguluyor

Netanyahu son gelişmeleri görüşmek üzere bakanlarıyla bir araya geldi. Bin 200 Filistinlinin serbest bırakılması bekleniyor

Şimdiye kadar öne sürülenlerde İsrail'in Gazze ile savaşını sona erdireceğine dair bir işaret yok (AFP)
Şimdiye kadar öne sürülenlerde İsrail'in Gazze ile savaşını sona erdireceğine dair bir işaret yok (AFP)
TT

Esir takası anlaşması: Hamas müzakerelerde manevra yaparken İsrail askeri baskı uyguluyor

Şimdiye kadar öne sürülenlerde İsrail'in Gazze ile savaşını sona erdireceğine dair bir işaret yok (AFP)
Şimdiye kadar öne sürülenlerde İsrail'in Gazze ile savaşını sona erdireceğine dair bir işaret yok (AFP)

Emal Şehade

ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un Tel Aviv'de gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun müzakere heyetini apar topar Katar'a göndermeyi kabul etmesinden sonra, İsrailliler arasında kısa süre içinde bir anlaşmaya varılabileceğine dair büyük bir iyimser hava hâkim oldu. Ancak siyasetçiler ve müzakerelerin gidişatını bilen bazı askeri ve güvenlik kurumlarından yetkililer, müzakerelerde bir ilerleme olmadığını vurguladılar.

Esir takası müzakerelerine katılmak üzere Doha'ya gidecek İsrail heyetinde İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Şefi David Barnea, İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) Direktörü Ronen Bar ve İsrail ordusunda kayıp kişiler ve esirlerden sorumlu komutan Nitzan Alon’un yanı sıra Netanyahu'nun siyasi danışmanı Ofir Falic, Başbakan'ın müzakere oturumlarına katılması için ısrar ettiği kişi. Heyete dahil edilmesine yönelik protestolara rağmen, bazıları bunu bir yandan Netanyahu ile müzakere heyeti arasındaki güven eksikliği, diğer yandan da Netanyahu'nun gündeme getirerek anlaşmanın ilerlemesine engel teşkil ettiği bazı noktalarda, aralarında anlaşmazlık olduğu yorumlarının yapılmasına yol açtı.

Bu hızlı adımlar, özellikle Witkoff'un Tel Aviv'de ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'a girmeden önce bir anlaşmaya varılması gerektiğine dair verdiği mesajın ardından atıldı. Mesaj, İsrail'in Trump'ın 20 Ocak'tan önce bir ateşkes anlaşmasına varılması talebine karşı gösterdiği iyimserlik ve duyarlılıkla, Trump'ın Beyaz Saray'a girmesine yedi gün kala bunu başarmanın imkânsızlığı arasındaki uçurumu derinleştirdi.

Netanyahu bir önceki müzakere turunda, esir takası listesine İsrailli rehinelerden dokuzunun eklenmesi konusunda ısrar etmiş, çeşitli arabulucuların ve Washington'ın baskıları sonucunda bu konuda anlaşmaya varılmıştı. Netanyahu, Witkoff ile yaptığı görüşmesinde, İsrail ordusunun Philadelphia (Selahaddin) Ekseni’nden ikinci aşamanın sonunda çekilmesi şartıyla, ikinci aşamanın birinci aşamanın uygulanması sırasında müzakere edilmesini kabul ettiğini belirtti.

Müzakerelerin gidişatı hakkında bilgi sahibi olan birçok İsrailli yetkili, başlıca konularda halen bir mutabakat olmadığını ve anlaşmaya yönelik herhangi bir ilerlemenin ancak Hamas'ın savaşın durması şartından ya da Netanyahu'nun savaşı sürdürmekten geri adım atması halinde gerçekleşeceğini ve şimdiye kadar taraflardan hiçbirinin böyle bir taviz vermediğini belirtti.

Müzakerelerin başarılı olmasının Hamas'a bağlı olduğunu söyleyen Netanyahu'ya yakın bir isim, “Bugünlerde, birçok ayrıntıyı barındıran karmaşık bir anlaşmanın imzalanması ve uygulanması için anlaşmanın tüm yönleriyle uğraştık. Anlaşmayı sonuçlandırmaya yakın olduğumuzu umuyoruz, ancak henüz imza aşamasına gelmediğimizi, bunun da büyük ölçüde Hamas'a bağlı olduğunu ve tüm konuların masada olduğunu ve Hamas’ın şimdi bir sonraki adımı atması gerektiğinin açıklığa kavuşturulması büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

defvrgtbyh
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Öte yandan İsrail'de Netanyahu'nun ikinci aşamanın sonunda İsrail ordusunun Philadelphia Ekseni’nden çekilmesini kabul edeceği yönündeki söylemlerin savaşı sona erdirmeyi hala reddettiğinin bir göstergesi olduğunu düşünenler var. Zira şimdiye kadar öne sürülenlerde İsrail'in Gazze ile savaşını sona erdireceğine dair bir işarete rastlanmadı.

İsrailli müzakere heyetinin bir anlaşmaya varmadan geri dönmemesini isteyen rehinelerin aileleri Netanyahu'yu anlaşmayı engellemekle suçlarken, yakınları, anlaşmanın ilk aşamasına dâhil edilmeyen rehinelerin aileleri ise kapsamlı ve acil bir esir takası anlaşmasıyla savaşın sona erdirilmesini talep etti. Rehinelerin aileleri, böyle bir anlaşmaya varılmamasının, yakınlarının Hamas tünellerinde ölüme mahkûm edilmesi anlamına geleceğini söyleyerek doğrudan Netanyahu'yu suçladılar.

İsrailliler pazar günü müzakerelerin ilerletilmesi için çabaların yoğunlaştırıldığını açıklarken müzakerelere yakın bir kaynak, önümüzdeki günlerin belirleyici olacağını söyledi. İsrail müzakere heyetinin adımlarını, arabulucuların yanı sıra Witkoff ve Brett McGurk ile koordinasyon içinde attığını söyleyen kaynak, “ABD’nin mevcut ve gelecek yönetimleriyle çok iyi çalışıyoruz. Bu da uzlaşının sürekliliğini sağlıyor. Her iki tarafla da tam bir anlayış var” şeklinde konuştu.

Aralarında müebbet hapis cezasına çarptırılanların da olduğu bin 200'den fazla Filistinli mahkûm

Anlaşmanın ilk aşamasında İsrailli esirlerden 33’ünün serbest bırakılması planlanıyor. Ancak bunların kaçının canlı kaçının ölü olduğu henüz bilinmiyor. İsrailliler, üzerinde anlaşmaya varılacak formüle göre serbest bırakılacak Filistinli mahkûm sayısını belirlemek için canlı ve ölü mahkûmlarla, siviller ve askerler arasında ayrım yapılmasını bekliyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre konu hakkında konuşan Filistin Esirler Cemiyeti Başkanı Kadura Faris, anlaşmaya varılacağına dair temkinli bir iyimserliğe sahip olduklarını söyledi.

Faris, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsrailliler ve özellikle de İsrail Başbakanı ile daha önceki müzakerelerde edindiğimiz tecrübeler, Netanyahu’nun son dakikada bile olsa anlaşmayı engelleyecek adımlar atıp atmayacağını merak etmemize neden oluyor. Netanyahu’ya göre hükümetinin devamlılığı, şahsi ve siyasi çıkarları ile hükümet koalisyonunun korunması hala diğer tüm kararların üstünde.”

İsrail'in Hamas'ı taviz vermeye ve İsrail'in şartlarını kabul etmeye zorlamak için askeri baskı politikasına rağmen, Netanyahu ve hükümetinin savaşı durdurmayı kabul etmekten başka çaresi olmadığını söyleyen Faris, “Netanyahu, Doha'da gerçekleşen bir önceki müzakere turunda dokuz İsrailli rehinenin daha salıverilecekler listesine eklenmesi konusunda ısrar etmişti” dedi. Faris’e göre 10 gün önce varılması beklenen anlaşmanın gecikmesinin nedeni de buydu.

Yetkililere göre Witkoff'un Tel Aviv ziyaretinin ardından Netanyahu, ikinci aşamanın, birinci aşamanın uygulanması sırasında müzakere edilmesini ve İsrail ordusunun ikinci aşamanın sonunda Philadelphia Ekseni’nden çekilmesini kabul etti.

Ancak bu şart, başlı başına bir engel teşkil ediyor. Bir anlaşmaya varma ihtimalinin her zamankinden çok daha yakın olduğunu belirten Faris, bin 200 Filistinli mahkûmun serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varılmasının ardından kısa süre önce eklenen İsrailli dokuz rehineye karşılık serbest bırakılacak Filistinli mahkûm sayısını beklediklerini söyledi.

Öte yandan esir takasına ilişkin nasıl bir denklemin olduğu bilinmiyor. Çünkü mevcut aşamada kadın askerlerin de aralarında olduğu yaşayan ya da ölmüş olan İsrailli rehinelerin serbest bırakılması da bu denklemde yer alıyor. Oysa daha önce üzerinde anlaşılan formüller yalnızca yaşayan İsrailli rehineleri kapsıyordu.

Filistin Esirler Cemiyeti’nin, İsrailli dokuz rehinenin daha serbest bırakılması formülü üzerinde anlaşmaya varılması beklentisi çerçevesinde üzerinde çalışmaya başladığı isimlere göre, İsrail hapishanelerindeki bin 200 Filistinli mahkûmdan 200’ü ömür boyu hapis cezasına çarptırılan mahkûmlar. Bunlardan bazıları Filistin topraklarının ve söz konusu ülkeler olan Mısır, Katar ve Türkiye'nin dışına sürgün edilecek. Faris’e göre buna karşı çıkılmasına ve mahkûmların Batı Şeria, Kudüs ve Gazze'deki memleketlerine dönmek istemelerine rağmen, İsrail'in sürekli tehditleri karşısında yurtdışına çıkmak en iyi seçenek olabilir.

Yine bu bin 200 Filistinli mahkûm arasında Gilad Şalit anlaşmasıyla serbest bırakılan ve İsrail tarafından yeniden tutuklanan 48 mahkûm da bulunuyor ve bunların tamamı kadın, çocuk, yaşlı ve hastalardan oluşuyor. Geriye kalan mahkûmlardan 86’sı kadın ve 326’sı çocukken uygun tıbbi tedaviden mahrum bırakıldıkları cezaevlerindeki insanlık dışı koşullar nedeniyle durumları her geçen gün kötüleşen çok sayıda hasta mahkûm da listede yer alıyor.

Ancak Hamas'ın üst düzey üyelerinden mahkûmları ya da 7 Ekim 2023'te tutuklananlar bu listede yer almayacak.

Hamas'a ödül

Diğer taraftan birçok kişi Trump'ın Beyaz Saray'a girmesine yedi gün kala bir anlaşmaya varılabileceğine şüpheyle yaklaşırken Netanyahu, hükümetini oluşturan koalisyon üyelerinin anlaşmaya tamamen karşı çıkması nedeniyle, hükümetinin tamamen dağılması ihtimaliyle karşı karşıya. Netanyahu, esir takası anlaşmasının onaylanması halinde Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve diğer bakanların hükümetten ayrılabileceği yönündeki spekülasyonların ardından Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile dün acil bir görüşme gerçekleştirdi.

c svfbrgtyh
Rehinelerin aileleri, Netanyahu hükümetine savaşı durdurması çağrısında bulundu (AFP)

Smotrich'in kalması Netanyahu'nun hükümetini sürdürmesini sağlayacağından Netanyahu, anlaşmanın onaylanması halinde Smotrich'in tutumunu ve partisinin bu durumda hükümetten çekilip çekilmeyeceğini anlamaya çalışıyor.

Netanyahu'nun yakın çevresine göre iki taraf arasındaki en iyi anlaşma, Smotrich'in anlaşmaya karşı oy kullanması olacak, ancak hükümette kalması için bu henüz garanti değil.

İsrail Yerleşim ve Ulusal Vizyon Bakanı Orit Struck, anlaşmayı ‘terörizm için bir ödül’ olarak nitelendirdi. Netanyahu’ya kendisine karşı gelmemesini söyleyen Struck, “Kırmızı çizgilerimizi biliyor, Hamas'la anlaşma yok, ordu çekilmeyecek ve Gazze'deki savaş sona ermeyecek” diye konuştu.

Bu arada bir yandan kapsamlı ve acil bir anlaşma yapılması ve savaşa son verilmesi çağrısında bulunanlar Gazze'deki çatışmalara ilişkin veriler sunarken Netanyahu hükümeti, Gazze'deki çatışmaları yoğunlaştırarak Hamas'a şartlarını kabul etmesi için askeri baskı politikasını sürdürüyor.

İsrail ordusu dün 188. Tugayı Lübnan'dan Cibaliye’ye nakletti ve müzakerelerin başarısız olması halinde geniş çaplı askeri operasyona hazırlandığını duyurdu.

İsrail ordusundan gelen tehditler İsrail'de öfkeye yol açarken, savaşa son verilmesi çağrısında bulunanlar, son bir hafta içinde 10 askerin öldürüldüğünü, onlarcasının yaralandığını ve her ay en az bin yaralı askerin ağır travmalar nedeniyle rehabilitasyon merkezlerine başvurduğunu gösteren verilere atıfta bulunarak tepki gösterdiler.

İsrailli askeri Uzman Amos Harel'e göre İsrailli yetkililerin açıklamalarının tersine, Gazze'deki savaşın hiçbir gerçek faydası bulunmuyor. İsrail ordusundaki ölümlere ve yaralanmalara ilişkin verilerin ciddi boyutlarda olduğunu belirten Harel, “İsrail ordusunun Hamas'a ağır bir bedel ödettiği doğru ama tam bir askeri zaferin yakınından bile geçmiyor. Dahası uzun ve acımasız bir yıpratma savaşında ağır kayıplar veriyor” yorumunda bulundu.

Anlaşmanın, Gazze'de farklı bir siyasi gerçeklik oluşturma sürecinin başlangıcı olabileceğini ve ABD ile ılımlı Arap ülkelerinin de çözüme dahil edebileceklerini söyleyen Harel, “Bu büyük bir kumar, ancak kan dökmeye devam etmekten daha iyi. En azından Hamas yeniden saldırırsa, İsrail’in ona karşı savaşı sürdürmesi için gerekçesi olacak” değerlendirmesinde bulundu.



Lübnan'ın güneyinde çıkan çatışmalarda bir İsrail askeri öldü, yedi asker ise yaralandı

İsrail askerleri, savaş alanındaki yaralılarını tahliye ediyor (Arşiv)
İsrail askerleri, savaş alanındaki yaralılarını tahliye ediyor (Arşiv)
TT

Lübnan'ın güneyinde çıkan çatışmalarda bir İsrail askeri öldü, yedi asker ise yaralandı

İsrail askerleri, savaş alanındaki yaralılarını tahliye ediyor (Arşiv)
İsrail askerleri, savaş alanındaki yaralılarını tahliye ediyor (Arşiv)

İsrail ordusu, bugün yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki çatışmalarda bir askerinin öldüğünü, 7 askerin ise yaralandığını duyurdu.

Ordunun kısa açıklamasında, 29 yaşındaki Çavuş Aleksandr Filin’in “çarşamba günü çatışmalarda öldüğü” belirtildi. Açıklamada ayrıca yedek subay ve askerlerden 7’sinin orta ve hafif derecede yaralandığı kaydedildi.

Askerin ölümüne ilişkin açıklama, ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Ortadoğu’daki savaşı bütün cephelerde, Lübnan dâhil, sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat zaptını imzalamasından saatler önce yayımlandı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Washington ile Tahran arasında varılan mutabakatın ardından, Hizbullah ile İsrail arasındaki saldırı ve askeri operasyonların hızı bir miktar azalsa da tamamen durmadı.

Lübnan makamları daha önce, İsrail’in yoğun hava saldırıları ve kara operasyonlarının şu ana kadar 3 bin 800’den fazla kişinin ölümüne yol açtığını açıklamıştı. İsrail tarafında ise 2 Mart’tan bu yana 31 asker ve bir sivil yüklenicinin öldüğü bildirildi.


Hamideti’nin siyasi danışmanı, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrıldığını doğruladı

Fares el-Nur, Hamideti’nin siyasi danışmanı (Arşiv fotoğrafı – dolaşımda)
Fares el-Nur, Hamideti’nin siyasi danışmanı (Arşiv fotoğrafı – dolaşımda)
TT

Hamideti’nin siyasi danışmanı, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrıldığını doğruladı

Fares el-Nur, Hamideti’nin siyasi danışmanı (Arşiv fotoğrafı – dolaşımda)
Fares el-Nur, Hamideti’nin siyasi danışmanı (Arşiv fotoğrafı – dolaşımda)

Sudan’da Muhammed Hamdan Dagalo’nun (Hamideti) siyasi danışmanı Fares el-Nur, “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrıldığını doğruladı.Şarku’l Avsat’a konuşan El-Nur, “Barış ve diyalog için yeni fırsatlar aramak amacıyla istifa ettim” dedi

Geçtiğimiz ay, “Safana” lakabıyla tanınan tuğgeneral Ali Rızkallah da Sudan’daki silahlı çatışmada herhangi bir tarafa katılmadan “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrıldığını duyurmuştu.

Nisan ayında ise “El-Nur Kubbe” olarak bilinen Tümgeneral El-Nur Ahmed Adam adlı üst düzey bir subay daha “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrılarak ordu saflarına katılmıştı.

Komutan Abu Akla Keikel ise “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrılan ilk saha komutanı olmuş ve bu ayrılık Ekim 2024’te gerçekleşmişti.


Suriye-ABD doğal gaz anlaşması mali darboğazı aşmak için atılan stratejik bir adım mı?

Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
TT

Suriye-ABD doğal gaz anlaşması mali darboğazı aşmak için atılan stratejik bir adım mı?

Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)

Suriye ile ABD arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerde, Beşşar Esed rejiminin 2024 yılı sonunda devrilmesinden bu yana en önemli stratejik gelişmelerden biri yaşandı. Suriye Petrol Şirketi, doğal gaz sahalarının geliştirilmesi ve üretimin artırılması amacıyla ABD merkezli ConocoPhillips ve Novaterra Energy şirketleriyle kapsamlı bir uygulama sözleşmesi imzaladı. Anlaşma, uzun yıllardan sonra ülkede gerçekleştirilen ilk büyük Amerikan enerji yatırımı olmasının yanı sıra, ABD Başkanı Donald Trump’ın Temmuz 2025’te yaptırımları kaldırma kararının ardından başlayan yeni dönemin somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Söz konusu sözleşme, 2026 yılının başlarında Chevron’un denizlerde hidrokarbon arama faaliyetleri ve HKN Energy’nin Rumeylan sahalarındaki girişimleriyle başlayan Amerikan yatırım hamlesinin devamı niteliğinde. Ancak ConocoPhillips anlaşması, ülkenin doğal gaz sektörüne yönelik en büyük bağlayıcı uygulama sözleşmesi olması ve enerji krizini sona erdirmeyi amaçlayan Körfez ve Avrupa destekli finansman mekanizmalarıyla desteklenmesi nedeniyle ayrı bir önem taşıyor.

Enerji uzmanları, geçen kasım ayında varılan mutabakatların hayata geçirilmesi anlamına gelen bu anlaşmanın yalnızca teknik ve enerji boyutuyla sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda uluslararası yatırımcılar açısından bir “güven oyu” niteliği taşıdığını belirtiyor. Uzmanlara göre anlaşma, 2026 yılı için yaklaşık 1,8 milyar dolar bütçe açığıyla karşı karşıya bulunan yeni Suriye hükümetinin mali darboğazı aşmasına da katkı sağlayabilir.

frvgfr
"Suriye Petrol Şirketi" ile "ConocoPhillips" ve "Novaterra Energy" şirketleri arasında sözleşmenin imzalanmasının ardından (Suriye Enerji Bakanlığı)

Amerikan şirketlerinin dönüşü, aynı zamanda Suudi Arabistan, Katar ve Fransa gibi ülkelerden gelen yatırım girişimleriyle de eş zamanlı gerçekleşiyor. Suudi Arabistan merkezli ADES başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası şirketlerin enerji sektörüne yönelmesi, Suriye doğal gaz sektörünü ekonomik toparlanma ve yeniden imar sürecinin temel motorlarından biri hâline getirebilecek yeni bir dönemin eşiğine taşıyor.

Mutabakattan uygulamaya

Anlaşma, daha önce imzalanan mutabakatların sahaya yansıması niteliğinde. Suriye Petrol Şirketi, Kasım 2025’te ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile bir mutabakat zaptı imzalamış, ardından teknik, hukuki ve ticari müzakereler yürütülmüştü. Taraflar arasındaki bu süreç, nihayet bağlayıcı uygulama sözleşmesiyle sonuçlandı.

“Uluslararası güven sertifikası”

Suriye enerji uzmanı ve akademisyen Dr. Ziyad Arabş, anlaşmanın öneminin mutabakat aşamasından fiili uygulama aşamasına geçilmesinden kaynaklandığını belirterek bunun küresel piyasalara, Suriye’nin yeniden enerji yatırımlarına açık bir ülke hâline geldiği mesajını verdiğini söyledi.

Arabş’a göre anlaşma sayesinde:

•   Petrol ve gaz sahalarında çalışan mühendis, teknisyen ve ekip sayısı artacak.

•  Modern sondaj ekipmanları ve yeni teknolojiler devreye alınacak.

•   Enerji sektörünün ihtiyaç duyduğu lojistik ve altyapı yatırımları hızlanacak.

•  Yeni şirketlerin pazara girişini teşvik edecek rekabetçi bir yatırım ortamı oluşacak.

Arabş, “Suriye’de faaliyet gösteren şirket sayısı arttıkça maliyetler düşecek, uzmanlık paylaşımı yaygınlaşacak ve bu durum ulusal ekonomiye olumlu yansıyacak” dedi.

Uzmanlara göre ConocoPhillips gibi küresel ölçekte bir şirketin Suriye pazarına girmesi, diğer uluslararası yatırımcılar açısından da önemli bir güven göstergesi olacak. Bu durum, yatırım risklerinin algılanan düzeyini düşürürken, Şam yönetiminin yatırımcı dostu bir ortam oluşturma konusundaki kararlılığını da ortaya koyuyor.

cdfvfdv
Suriye'nin Orta Bölge sahalarında yeniden faaliyete geçirilen "Uralmash 2" sondaj kulesi (Suriye Enerji Bakanlığı)

Nitekim Suriye Petrol Şirketi, Nisan ayında Suudi Arabistan merkezli ADES ile gaz sahalarının geliştirilmesine yönelik bir anlaşma imzalamış, daha önce de Chevron ve Katarlı şirketlerle çeşitli mutabakatlara varmıştı. Ayrıca kuzeydoğu Suriye’de Amerikan ve Suudi şirketleri arasında ortak yatırım projelerinin gündemde olduğu belirtiliyor.

Bütçe açığını azaltma potansiyeli

Yeni Suriye yönetimi, yıllar süren savaşın ardından ağır hasar almış bir ekonomi devraldı. Maliye Bakanı Yusr Berniyye’nin açıkladığı 2026 bütçesine göre devlet gelirlerinin yaklaşık 8,7 milyar dolar, harcamaların ise 10,5 milyar dolar seviyesinde olması bekleniyor.

Arabş’a göre yeni anlaşma, mali darboğazın aşılmasına iki temel yoldan katkı sağlayabilir:

1. İthalat maliyetlerinin azaltılması

Suriye hâlen elektrik üretimini desteklemek amacıyla bölgesel enerji tedarikine bağımlı durumda. Savaş öncesinde günlük yaklaşık 28 milyon metreküp olan doğal gaz üretimi, bugün bunun yaklaşık üçte biri seviyesine gerilemiş bulunuyor.

Hükümet, önümüzdeki yıl üretimi günlük 15 milyon metreküpe çıkarmayı hedefliyor. Anlaşmanın devreye girmesiyle ilk aşamada günlük 4-5 milyon metreküplük ilave üretim sağlanabileceği öngörülüyor. Bu artışın petrol ve türevleri ithalatına ayrılan kaynakları azaltması ve elektrik üretimi için gerekli gaz arzını güçlendirmesi bekleniyor.

2. İhracat gelirlerinin artırılması

Üretim fazlası oluşması hâlinde Suriye’nin doğal gaz ihracatına yönelmesi mümkün olacak. Böylece ülkeye döviz girdisi sağlanacak ve yeniden imar projelerinin finansmanında kullanılabilecek yeni gelir kaynakları ortaya çıkacak.

Arabş, öngörülen üretim artışının gerçekleşmesinin yaklaşık iki yıllık bir süreç gerektirebileceğini belirterek, “Günlük 5 milyon metreküplük ilave üretime ulaşmak için bir yıl daha eklemek gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye-ABD ilişkilerinde yeni dönem

Anlaşma, Şam ile Trump yönetimi arasındaki ilişkilerin hızla geliştiği bir dönemde imzalandı. Arabş’a göre bu sözleşme, Esed yönetiminin devrilmesinden sonra bir Amerikan enerji deviyle yapılan ilk uygulama anlaşması olması bakımından büyük önem taşıyor.

Uzmanlar, ekonomik iş birliğinin siyasi dosyalara da olumlu yansıyabileceğini ve bunun iki ülke arasında daha kapsamlı bir normalleşme sürecinin önünü açabileceğini düşünüyor.

Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir’in geçtiğimiz hafta Amerikalı yetkililerle yaptığı görüşmelerde petrol ve gaz sektöründeki yatırım fırsatlarının ele alınması da bu sürecin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Arabş’a göre Baker Hughes, Hunt Energy ve Argent LNG gibi Amerikan şirketlerinin de Suriye enerji sektörüne yönelik kapsamlı projeler üzerinde çalışması, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.

Gaz sektörünün mevcut durumu

Suriye’nin doğal gaz sektörü, 14 yıl süren savaşın ardından ciddi bir toparlanma süreciyle karşı karşıya bulunuyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre petrol ve gaz sektörünün 2011-2023 dönemindeki doğrudan ve dolaylı kayıpları 115 milyar doları aştı.

Şam’daki ABD Büyükelçiliği tarafından yayımlanan verilere göre ülkenin günlük doğal gaz arzı bugün yalnızca 7 ila 10 milyon metreküp seviyesinde bulunuyor. Bu rakam savaş öncesinde günlük 30 milyon metreküpe kadar çıkıyordu.

Buna karşılık ülkenin günlük gaz talebi 23 ila 30 milyon metreküp arasında değişiyor. Özellikle elektrik üretimindeki yetersizlik nedeniyle her gün yaklaşık 15 milyon metreküplük arz açığı oluşuyor.

Bu nedenle hükümet, uluslararası ortaklıklar sayesinde 2030 yılına kadar doğal gaz üretimini iki katına çıkararak enerji sektörünü yeniden ayağa kaldırmayı hedefliyor.

Altyapı ve bölgesel tedarik

Savaş sırasında sahalar, tesisler ve iletim hatları ciddi zarar gördü. Ayrıca yaptırımlar nedeniyle bakım ve modernizasyon faaliyetleri uzun yıllar boyunca aksadı.

Buna rağmen Arabş, yaklaşık 285 milyar metreküplük kanıtlanmış doğal gaz rezervlerinin geliştirilmesi hâlinde ülkenin dört yıl içinde savaş öncesi günlük 28 milyon metreküplük üretim seviyesine geri dönebileceğini belirtiyor.

dvfdervbf
Suriye Enerji Bakanı Muhammed El-Beşir, Washington'daki Dünya Enerji Forumu etkinlikleri sırasında konuşma yapıyor (Suriye Enerji Bakanlığı)

Suriye şu anda elektrik arzını desteklemek için bölgesel kaynaklardan yararlanıyor. Katar finansmanıyla Azerbaycan gazının Türkiye üzerinden Suriye’ye ulaştırılmasını öngören proje kapsamında günlük yaklaşık 3,4 milyon metreküp gaz sağlanıyor. Katar’dan Ürdün üzerinden doğrudan tedarik seçeneği de gündemde bulunuyor.

Şam yönetimi, mevcut sahaların rehabilitasyonunu hızlandırırken uluslararası ortaklıklar aracılığıyla üretimi artırmayı amaçlıyor. ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile yapılan anlaşma da bu stratejinin merkezinde yer alıyor.

Gaz sahaları nerede bulunuyor?

Anlaşmaların ardından Suriye Petrol Şirketi, daha önce kuzeydoğudaki Kürt özerk yönetiminin kontrolünde bulunan petrol ve gaz sahalarının yönetimini devraldı. Ülkenin enerji kaynakları üç ana bölgede yoğunlaşıyor:

Doğu Bölgesi (Deyrizor ve Haseke)

• Deyrizor’un kuzeydoğusundaki Koniko Gaz Sahası, ConocoPhillips tarafından 2001 yılında kurulmuştu. Yıllık 4,7 milyar metreküp kapasiteye sahip tesis, savaş öncesinde günlük yaklaşık 13 milyon metreküp üretim gerçekleştiriyordu.

• Haseke’deki Cebse Sahası ile birlikte, bu iki merkez 2011 öncesinde Suriye doğal gaz üretiminin yüzde 53’ünü karşılıyordu.

Orta Bölge ve Humus Çölü

• Ülkenin en büyük gaz sahası olan Şair Sahası,

•  Tedmur’un batısındaki Cihar Sahası,

• Mehr ve Cezel sahaları bu bölgede yer alıyor.

Ekonomik toparlanmanın anahtarı

Dr. Ziyad Arabş’a göre ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile imzalanan anlaşma, Suriye enerji sektörü açısından niteliksel bir dönüşüm anlamına geliyor. Anlaşma; mali darboğazın aşılması, enerji üretiminin artırılması, uluslararası yatırımcı güveninin yeniden kazanılması ve Suriye-ABD ilişkilerinde yeni bir ekonomik iş birliği sayfasının açılması açısından kritik önem taşıyor.

Arabş, “Bu anlaşmanın sonuçlarının bir yıl içinde görülmeye başlanması ve Suudi, Katarlı ve Fransız şirketlerle yürütülen paralel projelerin hayata geçmesi hâlinde, Suriye doğal gaz sektörü ekonomik toparlanmanın temel lokomotiflerinden biri olabilir. Ancak bunun için ihale ve uygulama süreçlerinde tam şeffaflık şarttır” ifadelerini kullandı.