Ahmed eş-Şera: Suriye'nin bölünmesine ve Kürt milislerin Türkiye'yi tehdit etmesine izin vermeyeceğiz

Ankara ve Şam serbest ticaret anlaşmasını yeniden canlandırmak istiyor

Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, Şam'daki Başkanlık Sarayı’nda, 16 Ocak 2025. (AFP)
Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, Şam'daki Başkanlık Sarayı’nda, 16 Ocak 2025. (AFP)
TT

Ahmed eş-Şera: Suriye'nin bölünmesine ve Kürt milislerin Türkiye'yi tehdit etmesine izin vermeyeceğiz

Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, Şam'daki Başkanlık Sarayı’nda, 16 Ocak 2025. (AFP)
Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, Şam'daki Başkanlık Sarayı’nda, 16 Ocak 2025. (AFP)

Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, Suriye'nin bölünmesini ya da devletin kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığını kabul etmeyeceklerini söyledi. Uluslararası topluma Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılması çağrısında bulunan eş-Şera, ilk yurt dışı ziyaretini Suudi Arabistan ya da Türkiye'ye yapacağını açıkladı.

Eş-Şera, yönetiminin Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) ana bileşeni olan Kürt Halk Koruma Birlikleri'nin (YPG) devlet kontrolü dışında herhangi bir silahlı gruba sahip olmasına ya da Suriye'de ‘yabancı savaşçı gruplarının’ bulunmasına izin vermeyeceğini söyledi. Eş-Şera, A Haber’e verdiği röportajda, Suriye yönetiminin PKK’nın Türkiye'ye karşı terör saldırıları düzenlemesine izin vermeyeceğini ve Türkiye sınırının güvenliğini sağlamak için elinden geleni yapacağını vurguladı.

Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera'nın A Haber’e verdiği röportajdan (A Haber internet sitesi)

Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera'nın A Haber’e verdiği röportajdan (A Haber internet sitesi)

Kürt milislere mesaj

Eş-Şera, “Biz yabancı silahlı grupları istemiyoruz. Özellikle Türkiye’yi tehdit eden grupları kabul etmemiz mümkün değil. İstanbul ve Ankara'daki bombalamalar PKK/YPG tarafından gerçekleştirildi. Türkiye’ye yönelik bir tehdide topraklarımızda müsaade edemeyiz. Arap ve Kürt aşiretler de PKK/PYD’yi istemiyor” ifadelerini kullandı.

Eş-Şera, SDG ile müzakere için alan olduğunu, Suriye yönetiminin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmek için tüm araçları kullanma hakkına sahip olduğunu ve SDG içinde ülkeyi terk etmesi gereken Suriye kökenli olmayan unsurlar bulunduğunu belirtti. Eş-Şera, “Kan dökülmesini istemiyoruz, görüşelim dedik. Ama kendi ülkelerinden ayrılanların ülkelerine dönmeleri şartıyla. Bütün silahlar devletin elinde olmalı” dedi.

Ahmed eş-Şera geçtiğimiz ay SDG'den bir heyetle görüştü. Ancak Suriye’deki yeni yönetimin Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, SDG'nin birleşik Suriye ordusuna katılma konusunda Suriye yönetimini oyaladığını belirtti. Ebu Kasra, şu anda müzakereler için kapının açık olduğunu, ancak gerekirse güç kullanılabileceğini ifade etti.

Türkiye, yabancı savaşçılarının Suriye'yi terk etmemesi ve Suriyeli unsurlarının silah bırakıp birleşik Suriye ordusuna katılmaması halinde kuzey ve doğu Suriye'deki YPG'yi ezmekle tehdit ediyor ve yeni Suriye yönetiminin bu konuda adım atabileceğini belirtiyor.

Kürt birlikleri, ABD ve DEAŞ'a karşı Uluslararası Koalisyon’un üyesi olan Batılı ülkeler tarafından güçlü bir şekilde destekleniyor ve Suriye'de DEAŞ’a karşı savaşta yakın bir müttefik oldukları iddia ediliyor.

DEAŞ meselesini istismar etmek

Eş-Şera, Suriye'deki kolu YPG olan PKK’nın DEAŞ'ı bir şantaj aracı olarak kullandığını, bu durumun uluslararası düzeyde çözülmesi gerektiğini ve cezaevlerinin kontrolü taleplerini yinelediklerini söyledi.

“Biz onlara açık mektup gönderdik. Ülkelerle de görüştük. YPG - SDG koruması altında olan bu hapishaneler bizim kontrolümüzde olsun dedik” diyen eş-Şera, yönetiminin bu konuda Türkiye'den destek isteyebileceğini kaydetti.

Eş-Şera, yönetiminin devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed döneminde büyük haksızlıklara maruz kalan Kürtlerle bir uzlaşma yolu bulmaya çalıştığını belirterek, “Kürtler Suriye toplumunun önemli bir parçasıdır ve biz onlarla kan dökülmeden barış içinde yaşamak istiyoruz” dedi.

Anayasa ve mültecilerin geri dönüşü

Eş-Şera Suriye'yi yeniden inşa etme planına da değinerek şunları söyledi: “Yasalar geliştireceğiz ve insanlar arasında diyaloğu teşvik etmeye çalışacağız. Önümüzdeki dört ya da beş yıl içinde yeni bir anayasa hazırlayacağız ve seçimlere gideceğiz.” Yurtdışındaki Suriyelileri ülkelerine dönmeye çağıran eş-Şera, “Onları kabul etmeye ve Suriye'yi yeniden inşa etmek için onlarla birlikte çalışmaya hazırız” dedi.

Yeni ABD yönetiminin Suriye'ye yönelik yaptırımları kaldıracağı ve Suriye halkını destekleyeceği yönündeki umudunu da dile getiren eş-Şera, yeni yönetimin adaleti sağlama konusundaki kararlılığını yineleyerek, uluslararası mahkemelere başvuracaklarını ve kayıpların akıbetini ortaya çıkarmaya ve ihlallerden sorumlu olanları cezalandırmaya çalışacaklarını söyledi. Eş-Şera, “İsrail’in Suriye topraklarını işgali kabul edilemez. Birleşmiş Milletler'den (BM) onlara baskı yapmasını isteyeceğiz” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye'deki yeni yönetimin Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani'yi kabul etti. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye'deki yeni yönetimin Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani'yi kabul etti. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve Türkiye'ye destekleri için teşekkür eden eş-Şera, “Türkiye ve Erdoğan, mecbur olmadıkları halde, sadece masumların yanında durmak için bize karşı insani bir duruş sergiledi. Sayın Erdoğan’ın yaptıklarını tarih yazacaktır. Suriye halkı her zaman Türkiye’nin yanında olacaktır ve bu desteği unutmayacaktır” ifadelerini kullandı. Eş-Şera, Erdoğan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve kendisini Suriye'yi ziyaret etmeye davet ettiğini söyledi. Eş-Şera ayrıca, yakın gelecekte ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye veya Suudi Arabistan'a yapmayı planladığını belirtti.

Temaslar ve çatışmalar

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Rus mevkidaşı Sergey Lavrov daha önce Ankara'da bir araya geldikleri görüşmede (Dışişleri Bakanlığı)Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Rus mevkidaşı Sergey Lavrov daha önce Ankara'da bir araya geldikleri görüşmede (Dışişleri Bakanlığı)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile perşembe akşamı ayrı ayrı yaptığı telefon görüşmelerinde Suriye'deki gelişmeleri ele aldı. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Fidan ve mevkidaşları Suriye'nin terör örgütlerinden temizlenmesi ve ülkeye istikrar ve güvenliğin getirilmesinin önemini vurguladı.

Bu arada Türkiye yanlısı Suriye Milli Ordusu (SMO) birlikleri ile SDG arasındaki şiddetli çatışmalar, başta Tişrin Barajı ekseni olmak üzere Halep'in doğusunda birçok bölgede devam etti.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), SDG'nin Halep'in doğusunda Münbiç kırsalındaki el-Hoşariye köyü ve Deyr Hafer kırsalındaki Türk üsleri ile Münbiç'in güneyindeki Atşane köyünde Türk güçlerine ait araç ve personel topluluğunu hedef alan operasyonlarında 9 SMO mensubunun öldüğünü, 11'inin de yaralandığını bildirdi.

Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) bir Türk üssüne bombardıman (X)Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) bir Türk üssüne bombardıman (X)

SOHR, SDG operasyonlarının Türk güçleri ve Türkiye yanlısı grupların Suriye'nin kuzey ve doğusunda SDG'nin kontrolündeki bölgelere yönelik devam eden kara ve hava saldırılarına yanıt olarak geldiğini, Türkiye'nin Tişrin Barajı ekseninde ve Ayn el-Arap (Kobani) bölgelerinde hava ve kara bombardımanının devam ettiğini bildirdi.

Diğer yandan Türkiye Ticaret Bakanlığı dün Şam'da yetkililerle ticari ve ekonomik ilişkilerin ele alındığı bir toplantı sırasında, bazı mallara uygulanan gümrük vergilerinin yeniden değerlendirilmesi konusunda Suriye yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, iki ülke yetkililerinin Suriye'deki iç savaşın patlak verdiği 2011 yılında askıya alınan serbest ticaret anlaşmasının yeniden aktif hale getirilmesi için müzakerelere başlanması konusunda mutabık kaldıkları belirtildi.



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.