Şam-SDG müzakerelerinin başarısız olmasının perde arkasında ne var?

Şam-SDG müzakerelerinin başarısız olmasının perde arkasında ne var?
TT

Şam-SDG müzakerelerinin başarısız olmasının perde arkasında ne var?

Şam-SDG müzakerelerinin başarısız olmasının perde arkasında ne var?

Abbas Şerife

Suriye’de yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şara, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile arasında bu ayın başlarında Fırat'ın doğusu ve SDG'nin kaderini görüşmek üzere Şam'da yapılan toplantının ardından birkaç gün önce “Suriye'de yabancı savaşçı grupların varlığını kabul edemeyiz” açıklamasında bulundu. PKK ve YPG'yi “DEAŞ meselesini kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanmakla” suçlayan Şara'nın açıklaması müzakere sürecindeki büyük zorlukları yansıtırken başarısızlığın ve çözüm için alternatif yol arayışlarının sinyalini veriyordu.

İşte tarafların müzakereleri yürütürken kullandığı bazı kartlar, her iki tarafın sunduğu yol haritası, müzakerelerin çökmesi halinde Şam'ın yöneleceği alternatif seçenekler ve SDG'nin bu konudaki tercihleri:

Taraflar çözümü nasıl algılıyor?

Ahmed eş-Şara güçlü kartlarla ve rejimin düşmesiyle sonuçlanan ezici bir zaferle desteklenen net bir yol haritasıyla müzakere masasına otururken Mazlum Abdi, meydana gelen değişiklikleri, uluslararası ve bölgesel havanın yeni duruma doğru tersine döndüğünü ve bölge ülkelerinin yeni yönetimin Şam üzerindeki kontrolünü memnuniyetle karşıladığının farkına varamadan eski rejimle müzakere ederken elinde tuttuğu kartlarla masaya geldi.

Mazlum Abdi’nin iki kırmızı çizgisi vardı. Bunlardan birincisi, özel bir idari statüye ve diplomatik temsilciliği kabul etme ve ülkelerle anlaşmalar imzalama noktasına kadar geniş yetkilere sahip olan Özerk Yönetimin statüsünü korumak. Ancak bu hayali kanton, SDG'nin temsil ettiği varsayılan Kürtlerin özerk yönetim talepleriyle hiçbir ilgisi olmayan bir Arap çoğunluğa sahip. Dini ya da ulusal bir temelde tanımlanmayan bu kanton, yalnızca demokratik ulus fikrine dayanıyor. Burada SDG yeni bir siyasi kimlikle karşı karşıya. Zira demokratik ulusu oluşturan Fırat'ın doğusundaki halklardır ve SDG en başta Kürtlerin temsilcisi olduğunu reddediyor.

Mazlum Abdi ayrıca SDG'yi güvenlik ve askeri unsurları bakımından Şam'daki Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'na resmi, ancak sadece itibari olarak bağlı bağımsız bir oluşum olarak muhafaza etmek istiyor. Bu da ordu içinde bir ordu oluşturmak anlamına geliyor.

Abdi’nin Şam’a sunabileceklerine gelince ülkenin doğusundaki petrol ve doğalgaz kaynaklarının bir kısmının yanı sıra Şam'ın Türkiye ve Irak sınırında konuşlanmasını sağlayabilir, DEAŞ dosyasını ve bazı devlet kurumlarını Şam'a devredebilir. Bu da SDG projesinin olduğu gibi kalacağı ve SDG'nin nominal olarak Şam'a bağlı olması nedeniyle Şam'ın Suriye'nin egemenliğini korumak için Türkiye ile karşı karşıya gelmesi gerektiği anlamına geliyor.

SDG ile müzakerelerin çıkmaza girmesi halinde Şam, ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin desteğini kaldırarak SDG'ye baskı yapabilir.

Bu talepler, SDG'nin geçtiğimiz yıllarda Esed rejimiyle müzakere ettiği taleplerle tamamen aynı. Bu da SDG'nin meydana gelen tüm değişiklikleri önemsemediğini ve Şam'a karşı katı bir duruş sergilemeye devam ettiğini gösteriyor.

Öte yandan Ahmed eş-Şara Fırat'ın doğusu ve SDG meselesinin çözümü için silahların devlete teslim edilmesi ve silahların devletle sınırlandırılması, SDG güçlerinin askeri bir yapı olarak değil, Savunma Bakanlığı ve kurulacak yeni ordunun üyeleri olarak orduya dahil edilmesi, yabancı uyruklu savaşçıların Fırat'ın doğusundan çıkarılması, Fırat'ın doğusundaki tüm devlet kurumlarının, petrol ve doğalgaz kaynaklarının yanı sıra DEAŞ dosyasının ve Uluslararası Koalisyonla koordinasyonun Şam'a devredilmesi gibi çeşitli adımları kapsayan oldukça esnek bir yol haritası sundu.

Şarku’l Avsat’ın  Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şam, PKK ile bağlantılı Suriyeli SDG üyelerinin statüsünü çözmeyi ve Türkiye'nin PKK ile bağlantılı vatandaşlarının peşine düşmesini durdurmayı taahhüt ediyor. Şara ayrıca yerinden edilmiş Kürtleri Afrin'e ve sürüldükleri tüm bölgelere geri dönmelerini sağlama, Suriye'deki Kürtlerin kültürel ve siyasi haklarını garanti altına alma ve Kürtlerin ulusal diyaloga ve siyasi sürece katılmalarını sağlama sözü verdi. Bu harita, Türkiye'nin çekincesine rağmen ABD yönetimi ve Avrupa Birliği'nin (AB) takdirini kazanmış görünüyor. Bu da SDG'nin bu haritayı reddetmesi halinde ABD ve Avrupa'nın desteğini kaybedeceği ve Şam'ın sorunu başka yollarla çözme konusunda serbest kalacağı anlamına geliyor.

Şam’ın ve SDG’nin elindeki alternatifler

Şam'ın Fırat'ın doğusu meselesini çözmek ve Suriye coğrafyasını birleştirmek amacıyla Şam'ın teklifinin reddedilmesi nedeniyle ABD ve Avrupa'nın SDG'ye verdiği desteği kaldırarak SDG üzerinde baskı kurmak ve Kürt Ulusal Konseyi gibi Kürt bileşeninin tarihi hakları konusunda kendisiyle müzakere edecek bir Kürt siyasi alternatifi aramak ve SDG'yi müzakere masasına geri döndürmek için Türkiye ve Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarını sınırlı askeri baskı uygulamak üzere serbest bırakmak gibi çeşitli seçenek ve alternatiflere yönelmesi muhtemel. Şam ayrıca SDG içindeki, özellikle Kandil kanadı ile Suriye kanadı arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanacak ve Suriye kanadının Kandil kanadı karşısındaki konumunu güçlendirecektir. Şam ayrıca SDG'nin sayısal gücünün yarısından fazlasını oluşturan Deyrizor Askeri Konseyi, Rakka Devrimcileri ve Sanadid Güçleri gibi SDG içindeki Arap oluşumlarla da iletişim kanalları açacak ve onlarla SDG liderliğinden uzak özel anlaşmalar yapmaya ve Savunma Bakanlığı içindeki statülerini düzenlemeye çalışacaktır. Hatta Şam bu adımları atmaya başladı bile.

SDG, Şam ile müzakere masasında elini güçlendirmek amacıyla devlet kurumlarının inşasını sekteye uğratmayı ve kaynaklarını kontrol etmeyi bir baskı kartı olarak kullanma politikası uyguluyor.

Öte yandan SDG, kendisini Suriyeli olmayan taraftar milliyetçi çıkarlar için yönetilen bir sistem projesiyle ilgili olarak görmeyen gizli bir Arap devrimine karşı savunmasız olduğu için büyük zorluklarla karşı karşıya. Bununla birlikte onu yabancı ve Suriyeli olmayan bir güç olarak gören Suriyeli Kürtlerin temsilciliğiyle ilgili olarak bir meşruiyet krizi yaşıyor. Suriyeli Kürtler, SDG'yi, Mazlum Abdi'nin Erbil ziyaretine ve Suriyeli Kürtlerin taleplerini SDG’nin öncülüğünde bir araya getirmek için Mesud Barzani ile görüşmesine (ancak görüşme başarılı olamadı) rağmen isteklerini ifade edemeyen melez bir yapı olarak görüyorlar, ancak toplantı başarılı olmadı. SDG ayrıca, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın görevi devralmasıyla birlikte ABD'nin yakında Suriye topraklarından çekilmesinin yarattığı sorunla da karşı karşıya. Çünkü ABD, SDG’yi terk edebilir. Bu da SDG’nin uluslararası korumadan mahrum kalacağı, dolayısıyla başka bir krize kapı aralanacağı, yani Türkiye’nin yakında SDG'nin inşa ettiği tüm yapıları yok edebilecek bir operasyon başlatması anlamına geliyor. En büyük kriz ise SDG'nin kararlarının temelde İran'la bağlantılı olan Kandil kanadı tarafından kontrol ediliyor olması. Bu yüzden eğer SDG, Batılı ülkelerin himayesini kaybederse İran'ın bir kolu haline gelecek.

xscdfgtr
SDG lideri Mazlum Abdi bir röportajı sırasında, 19 Aralık 2024 (Reuters)

Bu zorluklar karşısında SDG’nin elinde DEAŞ kartı ve kontrol ettiği Suriye’nin kaynakları dışında pek bir şey yok. Burada SDG'nin ABD'nin Suriye'den çekilmemesi için özellikle de Şam'ın bu dosyayı devralma ve DEAŞ'la mücadeleye devam etme sözü vermesinden sonra, DEAŞ kartını kullanması ve bir güvenlik kaosu ortamı yaratması ölümcül bir hata olur. Zira DEAŞ dosyası, diğer tüm örgütlerin dosyalarına uygun olarak kapatılması gereken bir dosyadır. Ülke kaynaklarına ve servetine gelince, Şam yönetimine siyasi tavizler vermesi için bu kaynaklarla şantaj yapmak da hata olur. Çünkü böyle bir adım, kaynaklardan mahrum olan Suriye halkı ile ahlaki bir krizle ve SDG'ye karşı hiçbir sempatinin kalmamasıyla sonuçlanır.

Ancak en ölümcül hata, özellikle Türk yapımı Bayraktar insansız hava aracına (İHA) karşı İran'dan uçaksavar ve İHA’ların SDG'ye ulaştığına dair bilgiler gelirken SDG'nin şu anda Suriye'nin kuzeydoğusunda üstünlüğü elinde bulunduran Kandil kanadı aracılığıyla, Suriye'deki nüfuzunu kaybeden İran gibi bölgesel bir müttefik arayışına girmesi olacaktır. SDG İran’dan alınan bu silahları şu an, SMO ile Menbiç ve Tişrin Barajı çevresindeki çatışmalarda kullanıyor.

SDG bir iç kriz ve Şam'la uzlaşmak, Türkiye karşıtlığına bir son vermek ve Suriye devletinin kurumlarına dahil olmak isteyen yerel kanat ile Suriyeli Kürtlerin davasını sahiplenerek Suriye'yi uluslararası ve bölgesel bir çatışma arenasına dönüştürmekte ve İran'ın gündemlerini hayata geçirmekte ısrar eden Kandil kanadı arasındaki bir gerilimle karşı karşıya. SDG'nin Şam'la müzakere masasına döndüğünde, Şam'la müzakerelerindeki uzlaşmazlığı bunun kanıtı olurken SDG, bölgede meydana gelen yerel ve bölgesel değişikliklerin farkına varmaksızın Suriye rejimine daha önce sunduğu talepleri bir kez daha ısıtıp ortaya koyuyor.

SDG, devlet kurumlarının inşasını sekteye uğratma, kaynaklarını kontrol etme ve Şam ile müzakere pozisyonunu güçlendirmek için bunları bir baskı kartı olarak kullanma politikasını benimsiyor. Ancak mesele SDG'nin de diğer güçler gibi bir sonraki aşamayı, yani farklı ideolojileri, milliyetleri ve mezhepleriyle tüm alt-devlet sistemlerinin varlığını sona erdirmeye odaklanan aşamayı anlayamamasında yatıyor. Bölge, bu dosyayı tamamen kapatmaya doğru ilerliyor gibi görünüyor.

SDG'nin geleceği büyük ölçüde bölgesel ve yerel değişkenleri doğru okuyabilmesine, bugüne kadar elde ettiği her şeyi kaybetmemek için Şam ile hızlı bir çözüm arayışına girmesine ve bu kazanımları Suriye ulusal projesi içinde kendi kararını ve kaderini belirleyerek taçlandırmasına bağlı.

Yakın vadede SDG'nin önündeki tek seçenek, Suriye siyasi ortamında hayatta kalmasını sağlamak için ülkenin kaynakları ve silah dosyası açısından önemli tavizler vermek ve Savunma Bakanlığı’na bağlı güçlere katılmak olabilir.



Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.


Şam'da alkollü içecek kısıtlamasına karşı oturma eylemi

Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)
Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)
TT

Şam'da alkollü içecek kısıtlamasına karşı oturma eylemi

Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)
Suriye'de Şam'ın Bab Tuma mahallesinde alkollü içecek satışının kısıtlanması kararına karşı sessiz bir oturma eylemi düzenlendi (AFP)

Şam'da yüzlerce Suriyeli dün, yetkililerin alkollü içeceklerin satışını kısıtlama, restoranlarda ve gece kulüplerinde servis edilmesini yasaklama kararını protesto etmek amacıyla sessiz bir oturma eylemi düzenledi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre protestocular, sivil toplum aktivistlerinin çağrısı üzerine, sıkı güvenlik önlemleri altında, çoğunluğu Hristiyan olan Bab Tuma mahallesinin meydanına akın etti. Bu eylem, 2024 yılının sonlarında Başkan Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından iktidara gelen yeni yetkililerin kişisel özgürlükleri ihlal edeceğine dair artan endişeleri yansıtıyor.

Protestocular Suriye bayrağı ile Arapça ve İngilizce pankartlar açtılar; bunlardan birinde “Kişisel özgürlük kırmızı çizgidir” yazıyordu.

“Anayasanın maddeleri bir talep değil, bir haktır” yazılı pankart taşıyan 60 yaşındaki üniversite öğretim üyesi Hanan Ası, AFP’ye verdiği demeçte, Suriyelilerin “yoksulluktan yerinden edilmişlere, evsizlere ve mültecilere kadar binlerce unutulmuş sorunu” olduğunu belirterek, “Biz bir inşa aşamasındayız, bölünme aşamasında değiliz” ifadelerini kullandı.

Tartışma, geçtiğimiz aylarda alınan ve özgürlükler konusunda endişelere yol açan bir dizi karar ve önlemin ardından ortaya çıktı; bunlar arasında plajlarda ve havuzlarda «daha mütevazı» kıyafet kuralları ile Lazkiye’de kadın memurların makyaj yapmasının yasaklanması konusundaki tartışma yer alıyor.

Bir komedyen olan Melki Mardanyal (31), Instagram sayfasında yayınladığı videoda, kararı alaycı bir şekilde ele aldıktan sonra programa katıldı ve şunları söyledi: “Komedi, yetkililere karşı elimizdeki hafif bir silahtır ve onların aldığı kararlar, bizim yaptığımız komediden daha çok insanı güldürüyor” diyerek, “insanları meydanlara toplayanın, yetkililerin kararları olduğunu” vurguladı.

Televizyon yazarı Rami Kousa (37 yaşında) ise “Bu kararların amacı, şehrin kimliğini değiştirmek için kamu özgürlüklerini kısıtlayacak benzer kararları geçirmek üzere nabız yoklamaksa, mesaj yerine ulaşmış olmalı” dedi ve “Bu tür kararlar geçmeyecek” vurgusunda bulundu.

Bu protesto, özellikle Suriye'deki azınlıklar arasında endişelerin giderek arttığı bir dönemde gerçekleşiyor; Hıristiyanların endişeleri, haziran ayında Şam'ın Duveyle semtinde bir kilisenin bombalanmasının ardından, temmuz ayında kanlı şiddet olaylarına sahne olan Dürzilerin kalesi Süveyda'ya ve zaman zaman yetkililerle çeşitli sorunlar nedeniyle gerginliklerin yaşandığı ülkenin kuzeydoğusundaki Kürtlere kadar uzanıyor.

Şam Valiliği 17 Mart'ta, mühürlü alkollü içeceklerin satışını çoğunluğu Hristiyan olan üç bölgeyle sınırlayan bir karar yayınladı. Bu bölgeler el-Kassa, Bab Tuma ve Bab Şarki'dir. Karar, alkolün restoran ve gece kulüplerinde servis edilmesini yasaklıyor. Valilik bu kararla, "kamu ahlakını ihlal eden olayları" azaltmayı amaçladığını ve kararın yerel halktan gelen şikayetler üzerine alındığını belirtti.

Hükümetteki tek Hristiyan bakan olan Sosyal İşler Bakanı Hind Kabavat, alkolün Hristiyan bölgeleriyle sınırlandırılmasını eleştirerek, bu bölgelerin "içki ve alkol yerleri değil, Şam'ın kalbi, parlak tarihi ve bir arada yaşama yeri" olduğunu ifade etti.

Valilik dün yaptığı açıklamada, yeni önlemlerin yıllar önce çıkarılan kararnamelerle "uyumlu" olduğunu ve amacının "alkol satış noktalarında yaşanan kaosu" düzenlemeyi amaçladığını bildirdi.

Kararda belirtilen üç alanın, taraflardan hiçbirini incitmeyecek şekilde yeniden değerlendireceğini duyurdu.


Savaş, Hamas’ın yeni bir lider seçimi sürecini aksatıyor

Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)
Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)
TT

Savaş, Hamas’ın yeni bir lider seçimi sürecini aksatıyor

Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)
Batı Şeria'nın Ramallah kentinde Filistinli tutukluların karşılanması sırasında Hamas bayraklarını sallayan Filistinliler, Kasım 2023 (AFP)

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Hamas'ın yeni lider seçimi sürecini altüst etti. Kaynaklar, çeşitli karmaşıklıklar ve ‘bölgedeki güvenlik ve siyasi değişiklikler’ nedeniyle sürecin dondurulmasının planlandığını bildirdi.

Yaklaşık bir buçuk yıldır Hamas'ın işlerini bir ‘liderlik konseyi’ yönetiyor. Son iki aydır hareketi yönetecek yeni bir lider seçmek için bir süreç başlatıldı. Şarku’l Avsat'a konuşan Gazze’nin içinden ve dışından Hamaslı dört bilgili kaynak, bölgedeki mevcut durum nedeniyle hareketin başkanlık seçimini geçici olarak askıya alma eğilimi olduğunu aktardı.

Hamas’ın liderliği için rekabet, hareketin yurtdışındaki Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal ile Gazze Şeridi'ndeki muadili ve ateşkes müzakere ekibi başkanı Halil Hayye arasında sürüyor. Hem Meşal, hem de Hayye, Hamas’ın liderlik konseyinde yer alıyor.

Hamas’tan biri Gazze Şeridi içinde, diğeri dışındaki iki kaynak, önümüzdeki günlerde seçimlerin iptal edilmesi ve siyasi büro seçimlerinin bu yılın sonunda yapmayı planlandığını teyit etti.