İsrail-Hamas müzakereleri dördüncü takasın ardından yarın yeniden başlayacak

TT

İsrail-Hamas müzakereleri dördüncü takasın ardından yarın yeniden başlayacak

İsrail-Hamas müzakereleri dördüncü takasın ardından yarın yeniden başlayacak

Hamas Hareketi dün İsrail hapishanelerindeki 180'den fazla Filistinli tutukluya karşılık İsrailli üç rehineyi serbest bırakmasının ardından İsrail, Hamas ile Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması için dolaylı müzakerelerin yarın yeniden başlayacağını teyit etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile görüştüğü ve esir takası anlaşmasının ikinci aşamasına ilişkin müzakerelerin yarın Washington'da bir araya geldiklerinde başlaması konusunda anlaştıkları belirtildi.

Açıklamada, Witkoff’un hafta içi Katar Başbakanı ve Mısır’ın üst düzey yetkilileriyle görüşmelerde bulunacağı da kaydedildi.

Yarın Washington'a gitmesi beklenen Netanyahu, salı günü Donald Trump'ın göreve başlamasından bu yana kendisiyle görüşen ilk yabancı lider olacak.

Yeni müzakereci

İsrail gazetesi Haaretz'in dünkü haberine göre Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması için yürütülecek müzakerelerden sorumlu ekibe Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer'i de dahil etmeyi planladığı bildirildi.

Gazetenin kaynaklara dayandırdığı haberine göre İsrail, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin müzakerelerde Katar'dan daha büyük bir rol oynayacağına inanıyor. Bu yüzden Dermer, Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff ile diplomatik süreci yönetecek.

Gazete, Mossad Direktörü David Barnea'nın Katar'la görüşmeleri yönetmeye ve ilgili bağlantılarla ilgilenmeye devam edeceğini de ekledi. Kaynaklara göre İsrail'in güvenine ve Hamas liderliği üzerinde büyük nüfuza sahip olan Katar'ın müzakerelerde başlıca arabulucu olarak kalması bekleniyor.

Bu gelişme, Hamas Hareketi ile İsrail arasında Gazze Şeridi'nde ateşkes için varılan anlaşma çerçevesinde dördüncü takasın tamamlanmasının ardından yaşandı.

Hamas, 7 Ekim 2023 saldırısından bu yana 484 gün boyunca Gazze Şeridi'nde tuttuğu Fransa-İsrail çifte vatandaşı Ofer Calderon, İsrailli Yarden Bibas ve ABD-İsrail çifte vatandaşı Keith Siegel'i Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne (ICRC) teslim etti. ICRC de rehineleri İsrail'e ulaştırdı.

Filistin Esirler Cemiyeti'ne göre İsrail, üç rehine karşılığında 182 Filistinli ve bir Mısırlı mahkumu serbest bıraktı. Serbest bırakılan Filistinlilerden 150'si Gazze Şeridi'ne, 25'i işgal altındaki Batı Şeria'ya geri dönerken, aralarında Mısır vatandaşının da bulunduğu sekiz kişi Mısır'a sınır dışı edildi.

“Karanlığa tutulan bir ışık”

Yarden Bibas ve Ofer Calderon dün sabah saatlerinde Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus’ta düzenlenen bir törenle ICRC görevlilerine teslim edildi.

Hamas daha sonra Keith Siegel’i Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bir balıkçı barınağında bu amaçla kurulan bir platformdan geçtikten sonra ICRC’ye teslim etti.

Hamas Hareketi tarafından yapılan açıklamada, Hamas’ın askeri kolu İzzettin el-Kassam Tugayları'nın birçok sağlık sorunu olan ABD vatandaşı İsrailli rehine için zorlu koşullara rağmen gerekli sağlık hizmetini sağlamaya özen gösterdiği belirtildi.

Calderon ve Bibas, Hamas ve İsrail arasında 15 ay süren savaş sonucu harabeye dönen Han Yunus'ta çok sayıda Hamas üyesinin katılımıyla gerçekleşen törende kısa bir süreliğine bir platforma çıkarıldı. Ardından burada toplanan kalabalığa ve bir Hamas fotoğrafçısına el sallamaları istenen Calderon ve Bibas ICRC görevlilerine teslim edildi.

Calderon (54), 2023 yılının kasım ayındaki ilk ateşkes anlaşması sırasında serbest bırakılan oğlu Erez (12) ve kızı Sahar (16) ile birlikte Gazze Şeridi’ne kaçırılmıştı. Kassam Tugayları'nın merhum Komutanı Muhammed el-Deyf de dahil olmak üzere İsrail'le savaşta öldürülen Hamas liderlerinin resimlerinin sergilendiği platforma çıktığında üzerinde yeşil askeri spor kıyafetleri vardı.

Tel Aviv'de ‘Rehine Meydanı’ adıyla bilinen yerde toplanan yüzlerce kişi, üç rehinenin teslim edilişini dev ekrandan canlı olarak, duygu ve sevinç dolu bir atmosferde izledi. Ellerinde İsrail bayrakları ve bugün serbest bırakılan rehinelerin resimleri bulunuyordu.

İsrail’de 7 Ekim saldırısının ardından oluşturulan Rehineler ve Kayıp Aileleri Forumu tarafından yapılan açıklamada, üç rehinenin serbest bırakılmasının ‘karanlığa bir ışık tuttuğu, umut verdiği ve insan ruhunun zaferini gösterdiği’ belirtildi.

“Şok edici”

Han Yunus’ta ise öğleden sonra bir grup Filistinli, ‘Ruhumuzla ve kanımızla seni koruyacağız ey esir’ sloganları eşliğinde, sağlık muayenesinden geçirilmek üzere Avrupa Hastanesi'ne götürülen serbest kalan Filistinli mahkumları taşıyan otobüsleri karşılamak için akın etti.

AFP'ye konuşan bir Hamas lideri “Bugün halkımız için yeni bir zafer günü” dedi. Anlaşmaya göre bugün serbest bırakılanlar arasında 7 Ekim 2023 tarihinden sonra tutuklanan, ancak Aksa Tufanı Operasyonu (Hamas'ın İsrail'e saldırısı) ile hiçbir ilgisi olmayan Gazze Şeridi'nden 111 mahkum da yer alıyor.

Gözaltına alınanlar hakkında konuşan Rabih el-Harubi (40), “Refah ve Han Yunus'un yerle bir olduğunu ve moloz yığınlarını gördüklerinde gözlerindeki şoku gördüm” ifadelerini kullandı.

İşgal altındaki Batı Şeria'nın Ramallah kentine gelenler tezahürat ve sloganlarla karşılandı. Aralarında İsraillileri öldürmekten uzun süre hapis yatanlar da vardı.

Gazze'den elli hasta ve yaralı çıkarıldı

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı, esir takası işlemlerinin sona ermesinin ardından geçtiğimiz mayıs ayından bu yana ilk kez dün açılan Refah Sınır Kapısı’ndan çoğu çocuk 50 hasta ve refakatçilerinin Mısır’daki hastanelerde tedavi görmek üzere Gazze'den ayrıldığını duyurdu.

Gazze’den çıkış yapanlar arasında lösemi hastası 30 çocuğun yanı sıra savaşta yaralanan 19 kadın ve erkeğin olduğunu belirtildi.

Gazze Şeridi'nde ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail, aralarında çok sayıda kadın ve çocuğun yanı sıra onlarca yıla ya da ömür boyu hapis cezasına çarptırılanların da bulunduğu toplam 583 Filistinli tutukluyu serbest bıraktı.

Hamas, İsrail'e gerçekleştirdiği ve Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlamasına neden olan saldırı sırasında 251 kişi kaçırıldı. İsrailli yetkililere göre bunlardan 34'ü ölü olmak üzere 76'sı halen Gazze'de rehin tutuluyor.

Alıkonulan rehineler arasında Bibas'ın eşi ve iki çocuğu da bulunuyor. Hamas onların 2023 kasımında İsrail tarafından düzenlenen bir hava saldırısında öldürüldüğünü iddia ederken İsrail bunu doğrulamadı.

İsrail cumartesi günü Gazze Şeridi'nde ateşkes anlaşmasına aracılık eden arabulucular hakkında bilgi talep etti.

AFP’nin aktardığı İsrail tarafından açıklanan resmi rakamlara göre Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihindeki saldırısında İsrail’de bin 210 kişi öldü.

Gazze Şeridi'ndeki Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan son rakamlara göre İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş, çoğu sivil kadın ve çocuk olmak üzere 47 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu. Ancak İsrail’in askeri operasyonlarının durmasına rağmen enkaz altında kalan cesetler çıkarıldıkça ölü sayısı da artıyor.

Ateşkesin yürürlüğe girdiği 19 Ocak tarihinden bu yana beşi Taylandlı olmak üzere 18 rehine serbest bırakıldı.

Hamas kaynaklarına göre bir sonraki takasın 8 Şubat cumartesi günü yapılması planlanıyor.

İsrail ile Hamas arasında varılan üç aşamalı ateşkes anlaşması, çatışmaların durdurulmasını ve İsrail ordusunun nüfusun yoğun olduğu bölgelerden çekilmesini öngörüyor. Altı hafta sürecek olan ilk aşamada, yaklaşık bin 900 Filistinli mahkumun serbest bırakılması karşılığında Gazze Şeridi’nde tutulan 33 rehinenin (Taylandlılar hariç) serbest bırakılması planlanıyor.

İkinci aşama, müzakereleri askerlik çağındaki 60'tan fazla erkek rehinenin serbest bırakılmasını içeriyor. ABD'nin desteğiyle Mısırlı ve Katarlı arabulucularla varılan ateşkes anlaşmasının altı haftalık ilk aşaması, her iki tarafın da diğerini anlaşmayı ihlal etmekle suçlamasına neden olan çeşitli olaylara rağmen şimdiye kadar çökmeden devam edebildi.

Üçüncü aşamada ise Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına olanak sağlanması ve küçük bir Filistin bölgesi için bir yönetim modeli tanımlanması bekleniyor.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.