Suriye’deki grupların sayıları ve gelecekleri

Grupları yeni bir orduda birleştirmek mümkün mü?

Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)
Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)
TT

Suriye’deki grupların sayıları ve gelecekleri

Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)
Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)

Abbas Şerife

Suriye'de 8 Aralık 2024 tarihinden sonraki askeri tablo, coğrafya üzerinde kontrolü paylaşan çeşitli askeri oluşumlar olarak ortaya çıktı. Askeri Operasyonlar İdaresi ülkenin yüzde 60'ını kontrol ediyor gibi görünürken, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) hala ülkenin kuzeydoğusunu kontrol etmeye devam ediyor. Ülkenin güneyinde Dera, Suveyda ve Tanf bölgesinde çeşitli gruplar, kuzeyde ise Geçici Hükümete bağlı Suriye Milli Ordusu (SMO) ve nominal olarak SMO'ya bağlı olan, ancak Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğindeki Askeri Operasyonlar İdaresi tarafından Savunma Bakanlığına bağlı birleşik bir ordu altında birleştirilmesi çağrısı yapılan gruplar bulunuyor.

Şam'da 29 Ocak 2025'te düzenlenen Zafer Konferansı’na SDG ve Suveydalı gruplar hariç tüm gruplar katıldı ve çok önemli kararlar alındı. Bunlar arasında Ahmed eş-Şara'nın geçici cumhurbaşkanı olarak atanması kararı da vardı ve bu karar, söz konusu grupların artık sadece askeri sahneyi değil, devrimci meşruiyet yoluyla geçiş döneminin siyasi sahnesini de şekillendireceği anlamına geliyordu.

1- Kuzey'deki askeri tablo

“SMO”

SMO, Esed rejimine muhalif bazı gruplardan oluşan, 2017 yılında Türkiye'nin desteğiyle kurulan ve tüm Suriyeli muhalif grupları tek bir çatı altında birleştirmeyi amaçlayan askeri oluşum. Afrin, Rasulayn ve Tel Abyad'da, DEAŞ ve SDG'ye karşı savaşan SMO’nun resmi rakamlar olmamakla birlikte 29 bin savaşçısının olduğu tahmin ediliyor.

SMO başlıca üç birlikten oluşmaktadır. Tuğgeneral Hasan Hamada başkanlığındaki Savunma Bakanlığı, Abdurrahman Mustafa başkanlığındaki Geçici Hükümete, o da Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonuna (SMDK) bağlıdır.

HTŞ ve müttefiki gruplar açıkça en disiplinli ve Şam'daki yeni yönetimin Savunma Bakanlığı bünyesine katılıp kendilerini tereddütsüz feshetmeye en istekli gruplardır.

Birinci Kolordu – SMO

Yaklaşık 9 bin kişilik Birinci Kolordu, Halep'in kuzeyi, Afrin, Rasulayn, Tel Abyad, Cerablus ve El Bab'da konuşlu. Kolorduya Tuğgeneral Mutaz Raslan komuta ediyor. Tüm birlikleri Şam'daki Savunma Bakanlığı'na katılan kolordu çatısı altındaki gruplar, Savunma Bakanlığı'nın düzenlemesine girmeye hazır olduklarını açıkladı.

İkinci Kolordu - SMO

Yaklaşık 14 bin kişilik İkinci Kolordu, er-Rai, Afrin, El Bab ve Rasulayn bölgelerinde konuşlanmış durumda. Fehim İsa tarafından yönetilen kolordu, Şam'da Savunma Bakanlığı ile görüşen ve Savunma Bakanlığı bünyesine katılarak bakanlıkla birlikte düzenleme ve koordinasyon yapmaya hazır olduklarını ifade eden çeşitli gruplardan oluşuyor.

Üçüncü Kolordu - SMO

Yaklaşık 6 bin kişilik SMO'nun Üçüncü Kolordusu, Suriye'nin kuzeyindeki Halep kırsalında yer alan Azez, El Bab ve Marea kentleri ve çevresinde konuşlu.

sacdfvgtr
Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)

Suriye Milli Ordusu komutanlarından Azzam Garib ve tüm gruplar, hiçbir şart ya da çekince ifade etmeden Şam yönetimine bağlı Savunma Bakanlığı bünyesine dahil olmaya hazır olduklarını açıklamış ve tüm liderleri 29 Ocak 2025'te Şam'da düzenlenen Zafer Konferansı’na katılmıştır.

Ulusal Kurtuluş Cephesi

SMO'ya nominal olarak bağlı Suriyeli bir silahlı grup olan Ulusal Kurtuluş Cephesi, Mayıs 2018'de Suriye'nin kuzeybatısındaki 11 grup tarafından kuruldu ve 28 Mayıs 2018'de resmen ilan edildi. Feylak-ı Şam (Şam Lejyonu) komutanlarından Fadıl Allah el-Hacci grubun genel komutanı, Ceyşu’n-Nasır'dan Muhammed Mansur ise el-Hacci’nin yardımcısı ve grubun askeri komutanı oldu.

SMO'nun İdlib’te ve Halep'in batı kırsalında yaklaşık 25 bin unsuru bulunuyor. Tüm bu gruplar Askeri Operasyonlar İdaresi ile üst düzey bir koordinasyon içinde. Yeni yönetimde Savunma Bakanlığı bünyesine dahil olmaya hazır olduklarını ifade eden Ulusal Kurtuluş Cephesi gruplarının tüm liderleri Zafer Konferansı’na katılım gösterdi.

HTŞ ve müttefiki gruplar

HTŞ, 28 Ocak 2017 tarihinde Feth’uş-Şam Cephesi, Nureddin Zengi Hareketi (daha sonra bu hareketten ayrıldı), Ensaruddin Cephesi ve Liva el-Hak gruplarının bir araya gelmesiyle kuruldu.

HTŞ ve müttefiki gruplar, Suriye'nin kuzeybatısındaki bölgelerin kontrolünü ele geçirerek ‘Ulusal Kurtuluş Hükümeti’ adında sivil bir yönetim kurdu ve 2020-2024 yılları arasındaki ateşkes döneminden faydalanarak 18 muharip tugay oluşturdu.

HTŞ, Türkistan İslam Partisi, Kafkas Askerleri (Ecnadu'l Kavkaz), Ensar’ut-Tevhid, Ceyş’ul-İzze, Sukur eş-Şam ve Ahrar’uş-Şam gibi müttefiki olan gruplarla birlikte 27 Kasım 2024 tarihinde başlayan ve Beşşar Esed rejiminin düşmesi ve Askeri Operasyonlar İdaresi’nin 8 Aralık 2025 tarihinde Şam'a girmesiyle sona eren Saldırganlığı Caydırma Operasyonu'nu planladı.

HTŞ ve müttefiki gruplar açıkça en disiplinli ve Şam'daki yeni yönetimin Savunma Bakanlığı bünyesine katılıp kendilerini tereddütsüz feshetmeye en istekli gruplardır. Tüm liderleri de Şam’da gerçekleşen Zafer Konferansı’na katılmıştır.

2- Ülkenin kuzeydoğusundaki askeri tablo

Suriye Demokratik Güçleri (SDG)

Yapısı, konuşlanması ve unsurlarının sayısı

2015 sonbaharında kurulan SDG'nin başlıca faaliyet alanı, Suriye'nin kuzeyinde Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu bir sınır bölgesi olan Haseke iline bağlı Kamışlı ilçesidir.

SDG'nin en başından beri ABD tarafından doğrudan desteklendiği ve DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) yerel ortağı olmak üzere kurulduğu herkes tarafından biliniyor. DMUK’un kurulduğunun duyurulduğu 2014 eylülünden bu yana DMUK güçleri, Suriye ve Irak'taki silahlı grup ve örgütleri desteklemek için çalıştı.

SDG, kendisini Savunma Bakanlığı bünyesine katılmayı kabul etmeye zorlayabilecek, Arapların öfkesi, Türkiye’nin harekât tehdidi ve ABD'nin bölgeden çekilme ihtimali gibi pek çok baskıyla karşı karşıya.

ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) göre Mart 2017'de SDG'nin yüzde 40'ını Kürtler, yüzde 60'ını ise Araplar oluşturuyordu. Ancak başka kaynaklar, SDG içindeki Arapların oranının daha düşük olduğuna işaret ediyor. Bununla birlikte tüm taraflar SDG liderliğiinin Kürtlerde olduğunda hemfikir.

SDG’yi oluşturan güçler

1- Halk Koruma Birlikleri (YPG): SDG'nin belkemiğini oluşturan bir Kürt silahlı gücüdür. SDG YPG tarafından oluşturulmuş ve ABD'nin askeri desteğini almıştır. PKK'nın Suriye kolu olan sol görüşlü Kürt grubu Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) silahlı kanadı olarak 2014 yılında kurulan YPG, Haseke’nin çeşitli bölgelerinde konuşlu yaklaşık 20 bin unsura sahiptir.

2- Kadın Koruma Birlikleri (YPJ): YPG'nin kadın kanadı ve SDG'nin bir parçasıdır.

3- Süryani Askeri Konseyi: Kamışlı’da faaliyet gösteren Süryani Askeri Konseyi bünyesinde 70 silahlı unsurun olduğu tahmin ediliyor.

4- Sanadid Güçleri: Şammar aşiretinin oluşturduğu silahlı bir güç olan Sanadid Güçleri, Nur Hamidi el-Cerbe liderliğinde yaklaşık 2 bin üyesiyle Haseke’de konuşlu.

5- Liva el-Suvvaru'l Rakka: Sayıları yaklaşık bin 500 kişidir. Aslen Rakkalı olan ve Ebu İsa künyesiyle bilinen Ahmed el-Osman bin Alluş liderliğinde, çoğunluğu el-Velde aşiretinden olmak üzere Rakka halkından oluşan bir aşiret gücüdür.

6- Deyrizor Askeri Konseyi: El-Akidat ve el-Bakara aşiretlerinden 15 bin silahlı unsurdan oluşan Deyrizor Askeri Konseyi’nin başında İyad Türki el-Habil bulunuyor.

SDG içindeki Arap güçlerin yine SDG içindeki Kürt güçleriyle coğrafya ve ABD’nin desteği dışında hiçbir ortak noktası bulunmuyor. Dolayısıyla Arap güçlerin siyasi görüşü, şimdiye kadar Fırat'ın kuzeydoğusunda kendi mekansal ve örgütsel özgüllüğü olan ve Şam'daki yeni yönetim tarafından reddedilen bir askeri yapı dışında Savunma Bakanlığı bünyesine katılmayı reddeden YPG'ninkinden tamamen farklı.

SDG, kendisini Savunma Bakanlığı bünyesine katılmayı kabul etmeye zorlayabilecek, Arapların öfkesi, Türkiye’nin harekât tehdidi ve ABD'nin bölgeden çekilme ihtimali, tüm Kürt bileşenleri temsil etmemesi ve ‘Kandil kanadının’ (PKK'nın Kandil Dağları'ndaki liderliği) kontrolü gibi pek çok baskı aracıyla karşı karşıya. Tüm bunlar, Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi arasında Fırat'ın doğusu meselesini çözmeye ve SDG'nin Savunma Bakanlığı içindeki statüsünü düzenlemeye yönelik bir mutabakata varılmasına yol açabilir. Ancak SDG'nin Zafer Konferansı’na katılmaması bir olumsuzluk olarak görüldü.

3- Suriye’nin güneyindeki askeri tablo

Dera'daki gruplar, Rusya'nın 2018 yılında Dera’yı işgal etmesinin ardından Moskova, Washington ve Amman arasında varılan anlaşmadan sonra da varlığını sürdürdü.

Dera

Dera’da 2018 yılından ve Rusya’nın arabuluculuğundaki çözümden sonra bölgeye giren en önemli grup, daha önce Rusya tarafından şekillendirilen 5.Kolordu ile çalışan Ahmed el-Avde liderliğindeki 8. Alay oldu.

Suriye’nin güneyi, Askeri Operasyonlar İdaresi'nin Dera'nın kontrolünü devralmasına ve polis karakolları ile devlet kurumlarını ele geçirmesine rağmen, en endişeli bölgelerden biri

Ahmed el-Avde, Suriye’deki yeni yönetimin Savunma Bakanlığı tarafından silahlı grupların tek bir ulusal orduya entegre edilmesi çağrısının yapılmasından sonra silahlarını teslim etme ya da 8. Alay’ı lağvedip yeni yönetime katılma konusunda net bir isteklilik göstermediği gibi, Savunma Bakanlığı bünyesine katılma önerisini de reddetti.

Batı bölgesinde ‘Merkezi Komiteler’ ile Neva'dan Tafas'a, Yaduda'dan Hayt bölgesine kadar tüm batı bölgesini kontrol eden Ebu Hayyan Hayt liderliğindeki eski Ahrar’uş-Şam Grubu ve daha önce Ahrar’uş-Şam Grubu ile çalışan Muzayrib Grubu üyeleri konuşlu.

csdfvgrth
Görsel: Axel Rangel Garcia (Al Majalla)

Suriye’nin güneyi, Askeri Operasyonlar İdaresi'nin Dera'nın kontrolünü devralmasına ve polis karakolları ile devlet kurumlarını ele geçirmesine rağmen, en endişeli bölgelerden biri. Bu grupların çoğu, Askeri Operasyonlar İdaresi ve HTŞ ile arasının bozulmasını istemiyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre 8. Alay'ın Savunma Bakanlığı bünyesine katılmayı reddetmesi, yeni yönetimle müzakere koşullarını iyileştirmek ve bazılarının Askeri Operasyonlar İdaresi tarafından Dera'ya gönderilen kişilerden duyduğu memnuniyetsizlikten kaynaklanıyor gibi görünüyor. Ancak Dera'daki tüm gruplar Şam’da yapılan Zafer Konferansı’na katıldı, hatta Ahmed el-Avde konferansa yardımcısını gönderdi.

Suveyda

Şeyh Yahya el-Haccar liderliğindeki Rical el-Kerame (Onurlu Adamlar) Hareketi, Leys el-Balus liderliğindeki Şeyh el-Kerame Gücü ve Şeyh Süleyman Abdulbaki liderliğindeki Ahrar’ul-Cebel Topluluğu ve daha önce Malik Ebu Hayr'ın lideri olduğu Tugay Partisi’nin bir kolu olan ve ondan ayrıldıklarını açıklayan, ancak ayrılığın etkili olup olmadığı henüz anlaşılamayan Terörle Mücadele Güçleri, Suveyda’daki en önemli gruplardır.

Suveyda’da ayrıca eski komutanı Merhac el-Ceramani’nin bir suikasta kurban gitmesinin ardından yerine yeni bir komutan atanmayan Liva El Cebel ile Salhad bölgesi ve Suveyda’nın batı kırsalında Liva El Cebel’e bağlı El-Aliya Gücü de konuşlu.

Bu grupların kaç kişiden oluştukları bilinmiyor. Çünkü bu gruplar özellikle Dürzilerin çoğunlukta olduğu bölgeleri korumak, DEAŞ’ın saldırılarını püskürtmek ve Suriye rejimine bağlı güçlerle çatışmak amacıyla Suveyda'da ve Şam kırsalındaki Cermana ve Sahnaya beldeleri gibi bölgelerde konuşlu.

Çatışan tüm gruplar Savunma Bakanlığı'na ve yeni yönetime katılmaya hazır ve istekli olsalar da yeni yönetimin reddettiği bazı milli ya da dini özellikleri garanti eden siyasi şartlar öne sürdüler.

Suveyda’daki tüm bu gruplar devrimi, bayrağını kabul edip hedeflerini benimserken, bölgedeki Dürzilerin ruhani lideri Şeyh'ul Akl Hikmet Selman el-Hicri’ye tabiler.

Ancak Şeyh Ahrar’ul-Cebel Topluluğu lideri Süleyman Abdulbaki gibi bu gruplardan bazılarının liderleri Şam'ı ziyaret edip yeni yönetimle görüşmüş olsa da Savunma Bakanlığı bünyesine katılmayı ve silahlarını teslim etmeyi hala reddediyorlar. Şeyh'ul Akl Hikmet Selman el-Hicri de Suveyda'nın haklarını ve sivil bir devlet kurulmasını garanti altına alan ve ordunun partizan olmayan milli bir ordu olmasını öngören bir anayasa yazılmadan, Suveydalı silahlı grupların Savunma Bakanlığı bünyesine katılmasını reddettiğini açıkladı. Suveydalı grupların Zafer Konferansı'na katılmaması da özellikle davetiyelerin Şam yönetimi tarafından gönderilmiş olması nedeniyle, tutumları hakkında soru işareti yarattı.

El-Badiye ve et-Tanf bölgeleri

Suriye Özgür Ordusu (SÖO)

Yeni Suriye Ordusu (YSO) ya da Devrimci Komando Ordusu olarak da bilinen Suriye Özgür Ordusu (SÖO), ABD ve Ürdün'ün desteği ve eğitimiyle ilk kez 2015 yılında ortaya çıktı. DEAŞ ve Suriye rejim güçlerinin yanı sıra İran'ın Suriye'deki hamlelerine karşı savaşmak amacıyla Ürdün ve Irak sınırındaki ABD'ye ait et-Tanf Askeri Üssü’nü merkez olarak kullandı.

Bazı tahminlere göre YSO, ABD güçleri tarafından sürekli olarak eğitilen o bölgedeki aşiret mensuplarından devşirilen 2 bin 500 kişilik bir güce sahip. 2022 yılında YSO adını alan grubun yeni lideri Ferid Kasım, 2024 yılında görevden alındı ve yerine Salim Turki el-Antri getirildi. Antri halen bu görevi sürdürüyor.

YSO, Suriye’deki yeni yönetim ve Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kusra ile birçok toplantı gerçekleştirdi. YSO'nun Savunma Bakanlığı’na ve Şam'daki yeni yönetime bağlanması konusunda nihai anlaşmaya varıldı. YSO komutanları da Zafer Konferansı'na katılarak konferanstan çıkan tüm kararları ve sonuçları destekledi.

Sonuçlar

Şam'da HTŞ liderliğindeki yeni yönetimin, askeri grupları birleşik bir askeri savunma sistemi ve net bir ulusal savaş doktrini içinde bir araya getirmek, bagajlar ve anlatılarla dolu karmaşık bir partizanlık halinden birleşik bir milli ordu sistemine geçmek için birçok zorlukla karşılaşacağı kesin. Dolayısıyla bu geçiş süreci, özellikle farklı bir siyasi projeyi benimseyen SDG ile ve belki de güneydeki gruplarla kolay olmayacak.

SMO ve Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne gelince, özellikle kuzeydeki destekçileri Türkiye’nin onları Şam ile anlaşmaya yönlendirmesi nedeniyle sürecin daha kolay olacağı açıktır.

Çatışan tüm gruplar genel olarak Savunma Bakanlığı'na ve yeni yönetime katılmaya hazır ve istekli olsalar da yeni yönetimin reddettiği bazı milli ya da dini özellikleri garanti eden siyasi şartlar öne sürdüler. Ancak siyasi ve coğrafi zorlamalar ile gelecek korkusunun, özellikle muhafazakâr tarafların korkularının dağılması halinde, projenin tamamlanması için tüm tarafları taviz vermeye zorlaması bekleniyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Fuad Hüseyin: Trump'ın özel temsilcisi Mark Savaya'nın yerine Irak dosyasını Tom Barrack devraldı

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
TT

Fuad Hüseyin: Trump'ın özel temsilcisi Mark Savaya'nın yerine Irak dosyasını Tom Barrack devraldı

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)

Irak Dışişleri Bakanı ve cumhurbaşkanı adayı Fuad Hüseyin, Mark Savaya'nın artık ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak özel temsilcisi olarak görev yapmadığını ve yerine Tom Barrack'ın "Irak dosyasını yönettiğini" belirtti.

Hüseyin, Kurdistan 24 televizyonuna bugün verdiği röportajda, ABD'nin Nuri el-Maliki'nin başbakan adaylığına ilişkin tutumunun yeni bir durum yarattığını ifade etti.

Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) cumhurbaşkanlığı adayı Hüseyin, "Koordinasyon çerçevesi hâlâ Nuri el-Maliki'nin aday gösterilmesinde ısrar ediyor, ancak Amerika'nın son tutumu yeni bir durum yarattı ve Washington'un el-Maliki hakkındaki görüşünün geçici mi yoksa kalıcı mı olduğu belirsiz" ifadesini kullandı.

Bu değişiklik, Washington'un Irak siyasetinde İran etkisini sınırlama çabaları nedeniyle Washington ve Bağdat arasında artan gerilimlerin ortasında gerçekleşti.

Savaya, Iraklı-Amerikalı Hristiyan bir iş adamı ve Trump tarafından üst düzey görevlere atanan birkaç Arap-Amerikalıdan biri. Trump, Detroit'te ve ülke genelinde Arap ve Müslüman oylarını kazanmak için 2024 başkanlık kampanyasını yoğunlaştırmıştı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir kaynak, Savaya'nın, eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin bir sonraki başbakanlık için aday gösterilmesini engelleyememesi de dahil olmak üzere, önemli durumları "yanlış yönettiğini" söyledi. Bu, Trump'ın Bağdat'ı açıkça uyardığı bir hamleydi.

Detroit'te bir kenevir işletmesi olan ve Trump ile yakın bağları bulunan Savaya'nın diplomatik deneyiminin olmaması göz önüne alındığında, elçi olarak seçilmesi sürpriz oldu. İki kaynak, atanmasından bu yana Irak'a resmi olarak seyahat etmediğini söyledi.

İki Iraklı yetkili, cuma günü Irak'ı ziyaret edip üst düzey yetkililerle görüşmeler yapmasının planlandığını ancak aniden bu görüşmeleri iptal ettiğini söyledi.

Bu olay, Trump'ın Irak'ı Maliki'yi başbakan olarak yeniden seçmesi halinde Washington'un petrol zengini ve ABD'nin yakın müttefiki olan bu ülkeye tüm desteğini keseceği konusunda uyarmasından günler sonra gerçekleşti.

ABD'nin görev süresi boyunca mezhep çatışmalarını körüklemek ve DEAŞ'ın yükselişine izin vermekle suçladığı Maliki, Irak'ın en büyük parlamento bloğu tarafından birkaç gün önce başbakanlığa aday gösterildi.


Haseke Valiliği için SDG'nin adayı kimdir?

Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
TT

Haseke Valiliği için SDG'nin adayı kimdir?

Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Haseke Valiliği için aday gösterdiği Nureddin Ahmed, Suriye hükümetinin adaylığına onay verdiğini açıkladı. Ahmed, bugün yaptığı medya açıklamasında, hükümet ile SDG arasında yarın yürürlüğe girmesi beklenen anlaşmanın başlamasından saatler önce, önümüzdeki iki gün içinde bir siyasi heyetle birlikte Şam’ı ziyaret edeceğini söyledi.

Şam’daki kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, adaylığa ilkesel düzeyde onay verildiğini ancak henüz resmi atama kararnamesinin çıkarılmadığını ve onayın resmen ilan edilmediğini ifade ettiler. Bu gelişmeler yaşanırken, dün Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Eş-Şara, görüşmede devletin Kürtlerin haklarına saygılı olduğunu vurgulayarak, tüm Suriyelilerin yasa önünde eşit ve eşit haklara sahip bulunduğunu belirtti.

Barzani ise Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan kapsamlı anlaşmaya desteğini dile getirerek, anlaşmanın Suriye’nin birlik ve istikrarını garanti edecek şekilde uygulanmasının önemini vurguladı. Taraflar, anlaşmanın hayata geçirilmesi ve Suriye ile bölgesel istikrarın sağlanması için ortak iş birliği ve koordinasyonun önemini kaydetti.

SDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin AhmedSDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin Ahmed (  Dolaşımda)

SDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin Ahmed, bilinen adıyla “Ebu Ömer Hanika”, North Press ajansına yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin adaylığını kabul ettiğini ve iki gün içinde siyasi bir heyetle birlikte Şam’a gideceğini doğruladı.

1969 yılında Kamışlı’da doğan Ahmed, 2014 yılından bu yana SDG Genel Komutanlık üyesi ve halkla ilişkiler sorumlusu olarak görev yapıyor. Şam Üniversitesi Makine ve Elektrik Mühendisliği Fakültesi’nden mezun olan Ahmed, 1993–2012 yılları arasında Haseke ve Kamışlı’daki Telekomünikasyon Müdürlüğü’nde mühendis olarak çalıştı. 2011’de Esed yönetimine karşı protestolara katılması nedeniyle görevinden uzaklaştırılan Ahmed, 2014 yılında DEAŞ’ın Kobani’ye düzenlediği saldırılarda oğlu Ömer’i kaybetti.

Kamışlı’daki Alaya Cezaevi’nin de bir süre müdürlüğünü yapan Ebu Ömer Hanika, geniş siyasi ve toplumsal ilişkileri ile biliniyor. Arap ve Kürt toplulukları arasındaki ortak dosyaların yönetilmesi ve gerilimin azaltılmasında önemli rol oynadı. Arap aşiretleri ve Kürt siyasi güçleriyle güçlü ilişkileri bulunana Ebu Ömer, PKK’ye yakınlığı ile tanınıyor.

Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan anlaşmanın yarın yürürlüğe girmesi bekleniyor. Anlaşma; ateşkes ilanını, kurumların entegrasyonunu, SDG’nin Haseke Valiliği, Savunma Bakan Yardımcılığı ve bazı üst düzey pozisyonlar için adaylar önermesini ve Halk Meclisi’ne milletvekili adayları göstermesini öngörüyor.

SDG Lideri Mazlum Abdi’nin Haseke Valiliği veya Savunma Bakan Yardımcılığı için aday gösterildiği, ancak herhangi bir resmi görevi kabul etmeyeceğini açıklayarak Kürtler için siyasi referans oluşturma çalışmalarını sürdüreceğini belirttiği ifade edildi.

Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığı için Simenad Afrini (Dolaşımda)Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığı için Simenad Afrini (Dolaşımda)

Sızan bilgilere göre, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Başkan Yardımcısı Bedran Ciya Kurd Savunma Bakan Yardımcılığına, Albay Simenad Afrini ise Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığına aday gösterildi. Perşembe günü yayımlanan kararla, Haseke İç Güvenlik Komutanlığına ilin yerlilerinden Tuğgeneral Mervan el-Ali atanmıştı.

SDG'den iki kadın savaşçı, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de Suriyeli Kürtlerin düzenlediği bir gösteride  zafer işareti yapıyor (AFP)SDG'den iki kadın savaşçı, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de Suriyeli Kürtlerin düzenlediği bir gösteride  zafer işareti yapıyor (AFP)

Öte yandan SDG, yarından itibaren Haseke’de sokağa çıkma yasağı ilan etti. El-Sevra el-Suriye gazetesi, yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde, yasağın, anlaşma kapsamında kente girmesi beklenen Suriye güvenlik güçlerinin halk tarafından karşılanmasını engellemeyi amaçladığını ifade etti.

Anlaşma kapsamında Suriye İç Güvenlik güçleri Haseke ve Kamışlı kentlerine girecek. Bu süreçte özerk yönetim kurumları ile devlet kurumlarının entegrasyonu sağlanacak. Önümüzdeki günlerde Rumeylan ve Süveyde petrol sahalarının Enerji Bakanlığı’na devredilmesi, çalışanların entegrasyonu, Kamışlı Havalimanı’nın Sivil Havacılık Kurumu’na teslimi, Semalka Sınır Kapısı’ndaki geçişlerin yeniden başlaması ve özerk yönetim kurumlarının devlet yapısına dahil edilmesi planlanıyor.

Ayrıca Haseke’de 16 bin, Kobani’de ise 6 bin askerden oluşan bir askeri birlik kurulacak. Kürtlerin haklarını düzenleyen 13 No’lu Kararname uygulanacak, Kürtlerin medeni ve eğitim hakları güvence altına alınacak, yerinden edilmiş kişilerin bölgelerine dönüşü sağlanarak istikrar yeniden tesis edilecek.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, yarın sabah saat 06.00’dan itibaren, kamu güvenliği araçlarının kente girişleri tamamlanana kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacağını duyurdu. Kürt medyası, Mesud Barzani ile SDG Lideri Mazlum Abdi arasında da bir telefon görüşmesi yapıldığını, görüşmede anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son gelişmelerin ele alındığı ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesi konusunda mutabakata varıldığını bildirdi.

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ise anlaşma ve 13 No’lu Kararname’nin Kürt halkının ulusal haklarının tanınması için diyalog sürecinin önünü açtığını belirterek, tüm Suriyeli bileşenlerin gerçek ortaklık, adalet ve eşitlik temelinde haklarının güvence altına alınmasının ülkenin yüksek çıkarlarını ve kalıcı istikrarı sağlayacağını ifade etti.


BAE'nin çekilmesinin ardından Yemen'de neler oldu?

Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
TT

BAE'nin çekilmesinin ardından Yemen'de neler oldu?

Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)

Tevfik eş-Şenvah

Meşru hükümetin talebi üzerine Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Yemen'den çekilmesinin ardından, 10 yıl boyunca meşru hükümet güçlerine paralel bir silahlı kanat olan Güney Geçiş Konseyi aracılığıyla askeri üstünlüğünü koruyan güneyin kaderi hakkında sorular gündeme geldi.

Bu dönem hem askeri hem de sivil hükümet kurumlarıyla ve ayrıca kalkınma, insani yardım ve sosyal hizmetlerle sürekli bir çatışma ve çekişme olduğu için kolay değildi. Bu durum, derin bölünmelerle zaten zayıflamış ve bu bölünmelerin artık uluslararası toplum tarafından tanınmış, Suudi Arabistan’ın büyük desteği sayesinde iç güveni yeniden kazanan hükümetin yönetimindeki birleşik toprakların kalan kısmını da tehdit ettiği ülkede, BAE’nin ayrılmasının yaratacağı “boşluğun” sonuçları hakkındaki tartışmaları da tetiklemişti.

 Boşluğu doldurmaya yönelik kararlı bir duruş

2025’in Aralık ayının başından 2026’nın Ocak ayının başına kadar Hadramut ve el-Mehra'da yaşanan yoğun olaylarla geçen bir aylık süre, Yemen'deki siyasi, askeri ve hatta hizmetler sahnesini kökten değiştirmeye yetti.

Bu değişikliklerin sonucu olarak, BAE kuvvetleri tüm ekipman ve kaynaklarıyla geri çekildi ve arkasında önemli olaylar, misyonlar ve 10 yıllık hakimiyet, kontrol ve faaliyetin ardından merak uyandıran sorular bıraktı.

Güvenlik ve hizmetlerde yaşanacak boşluk konusunda uyarıda bulunanlar bile, güç dengesinin sahada hızla değişmesi, Suudi Arabistan’ın desteğiyle devletin sahadaki varlığının ciddi bir geri dönüş yaşamasıyla arka plana çekildi. Riyad'ın bu desteğine iyileştirilmiş hizmetler, güvenlik ve maaş ödemelerinin ötesine uzanan çeşitli düzeylerdeki kararlı duruş da eşlik etti. Bu değişiklikler, herkesin dilinde ve Yemenlilerin kendilerine ve ülkelerinin geleceğine olan güvenlerini yeniden kazanmalarıyla zirveye ulaştı.

Enformasyon Bakan Yardımcısı Feyyaz el-Numan, BAE'nin, Cumhurbaşkanı Reşad el-Alimi'nin egemenlik kararı doğrultusunda kurtarılan şehirlerden çekilmesinin ardından, “elektrik ve su gibi temel hizmetlerde kademeli bir iyileşme ve bazı hizmet sektörlerinde göreceli bir normale dönüşle birlikte, sahanın çehresinin açık ve belirgin bir şekilde değişmeye başladığını” söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre web sitesine verdiği röportajda Numan, “geçici başkent Aden ve diğer kurtarılan şehirlerdeki bu artan iyileşmenin bir tesadüf olmadığını, aksine ikilik, karar alma sürecindeki çok başlılık, Abu Dabi’nin politikalarının artık feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi'ne dayattığı müdahalelerden arındırıldıktan sonra devlet kurumlarının normal işlevlerine geri dönme çabalarının bir sonucu olduğunu” ifade etti.

Gerçek, kurşunların susturamayacağı bir denklemdir

Sahadaki alternatif değişiklikler hükümete bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin ilerleyişiyle hızla ilerliyordu. Askeri ilerleyişi, Güney Geçiş Konseyi ve BAE ile bağlantılı engelleyici güçlerin sahne dışına itilmesiyle başlayan siyasi çabalar takip etti. Bu çabalar, Yemen'de önemli bir kamuoyu desteğine sahip etkili isimlerin, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi tarafından temsil edilen devlet hiyerarşisinin en tepesine yerleştirilmesini ve Şayi Zindani’nin başbakan olarak atanmasını da içeriyordu. Güney Geçiş Konseyi unsurları ise hızla değişen gerçekliğe ayak uydurmaya çalışarak Riyad'a akın ettiler.

Bu akın, Ayderus ez-Zübeydi kampından ayrılma ya da inat ve bölgesel kibirden vazgeçme işareti değil. Aksine, değişen koşulları okuduklarının ve paralel oluşumlar ve projeler sayfasının kapanmasından sonra yeni bir pozisyon belirlediklerinin bir işareti.

Gazeteci ve toplum aktivisti Veddah el-Ahmedi, “Su ve elektrik gibi hizmetlerdeki iyileşme ve maaş ödemelerindeki düzenlilik, Aden'in yıllardır tanık olmadığı kadar açık ve hızlıydı” dedi.

Bu değişiklikler insanlara “devletin geri dönüşü, kanun ve devlet kurumlarının yönetmeliklerinin uygulanması, işlerin kayırmacılık ve bölgeselcilik yerine yeniden liyakate dayanarak yürütülmesi konusunda bir umut ışığı” verdi.

Ahmedi'ye göre, insanların en çok umduğu şey belki de “iki farklı dış kararın varlığı sebebiyle görevlerdeki ikiliğin ortadan kaldırılmasıdır.”

İyileşmenin pekiştirilmesi ve çatışma döngülerinin sona erdirilmesi için “geçmiş yıllarda Aden'de kök salmış olan ve bu şehre tamamen yabancı olan bölgeselcilik yerine, tüm güney şehirlerin sakinlerinin bir sonraki aşamanın yönetimine dahil edilmesinin” çok önemli olduğunu düşünüyor.

Krallığın çabalarının bir parçası olarak, meşru hükümetin kontrolündeki bölgelerde uzun süredir yaşanan kalkınma ve hizmet boşluğu giderildi. Devlete silah doğrultan “Güney Geçiş Konseyi” güçleri de dahil olmak üzere yaklaşık 40 bin askere, Adalet Bakanlığı çalışanlarına ve diğer bazı sivil sektör çalışanlarına maaş ödemeleri yapıldı.

Ekonomik ve mali durumu iyileştirmek için Yemen Merkez Bankası'na 300 milyon dolarlık bir mevduat şeklinde yeni bir finansman paketi sunuldu. Toplam 1,2 milyar dolarlık paketin bir parçası olarak, ülkedeki gıda güvenliğini güçlendirmek ve bütçe açığını kapatmak için de ilave 200 milyon dolar tahsis edildi. Bu fon ayrıca maaş, ücret ve işletme giderleri ödemelerini destekleyecek, hükümete ekonomik reform programını uygulamada yardımcı olacak ve elektrik, sağlık, ulaşım ve diğer sektörlerdeki projeleri finanse edecektir.

Bu destek, geçici başkent Aden ile sınırlı kalmayıp, Hadramut, Mehra, Sokotra, Marib, Şebve, Abyan, ed-Dali, Lahc ve Taiz şehirlerindeki çeşitli projelerin geliştirilmesini de içeriyor.

Geçtiğimiz yılın sonlarında, Krallık, Yemen hükümetinin bütçesini güçlendirmek ve Yemen Merkez Bankası'nı desteklemek için 500 milyon dolarlık ek ekonomik destek sundu.

Acil planlar

Aden'den askeri birliklerin çekilmesini ve güvenlik koşullarının, emniyetin sağlanmasını denetleyen Danışman Faleh eş-Şehrani ise son zamanlarda zorlu koşullar yaşayan çeşitli kurumların temsilcileriyle bir araya geldiğini açıkladı. Bu kurumlar arasında yetimhaneler, görme engelliler merkezleri, huzurevleri ve çocuk evleri, Güvenli Çocukluk Derneği, Protez Merkezi, Psikiyatri Hastanesi, Aden Otizmli Çocuklar Derneği, El-Hayat Engelliler İçin Erken Müdahale Vakfı ve bir grup eğitimci yer alıyor.

Bu toplantıların ardından Şehrani, eğitim sürecinin devamlılığını sağlamak için eğitim sektörünü ve öğretmenleri desteklemenin yanı sıra, bu kurumları desteklemek ve güçlendirmek için acil bir planın uygulanacağını açıkladı.

Ülkenin ruh halini yansıtan popüler bir ifade

Halkın gelişmelere tepkisi hızlı ve belirgindi; Yemenliler, Güney Geçiş Konseyi'nin kontrolü sırasında tam bir yoksunluk yaşayan bölgelerine ve evlerine elektrik ve su da dahil olmak üzere hizmetlerin geri döndüğünü gösteren fotoğraf ve videoları sosyal medyada paylaşmakta adeta yarıştılar.

Ardından, cuma günü Aden'de düzenlenen ve Suudi Arabistan bayraklarının taşındığı büyük bir gösteri, bu duyguyu ifade ediyor ve içeriği, konuşmaları ile halkın son günlerde gerçekleşen ilerlemeden duyduğu memnuniyeti dillendiren bir mesaj taşıyordu. Aynı zamanda güvenliğin önceliğini vurguluyor, maaş ödemelerinde, hizmetlerde ve kalkınma projelerinde yapılan iyileştirmelere destek veriyordu. Bu projelerin en yenisi, Aden Valisi ve Suudi Arabistan'ın Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı yetkilileri tarafından Aden Uluslararası Havalimanı’nı geliştirme projesinin üçüncü aşamasının temel atma töreniydi. Söz konusu aşama, ana pistin rehabilitasyonunu ve hava seyrüsefer ve iletişim sistemlerinin uluslararası standartlara uygun hale getirilmesini, operasyonel verimliliğin ve hava trafiği güvenliğinin artırılmasını, havalimanının hem yerel hem de uluslararası havayolları uçuşlarını kabul etmeye ve işletmeye hazır hale getirilmesini içeriyor.

Güneyde siyasi pazarlıklara yer yok

Aden'in el-Urud Meydanı'nda toplanan kalabalığın, Amalika Tugayı lideri Hamdi Şükri'ye yönelik suikast girişimini kınayan mesajı, Güney davasının, herhangi bir tarafın halkın pahasına siyasi manevra veya kazanç aracı olmadığına halkın bağlı kaldığını açığa çıkardı. Bunun diyalog ve istikrara yönelik bilinçli bir halk talebi olduğunu, halkı yeniden bir krizler döngüsüne sürüklemeyi, kendi çıkarları için siyasi pazarlıkların esiri olarak kalmasını amaçlayan baskı ve güç mantığını reddettiğini ortaya koydu.

Sahneyi değiştiren hafta

Daha önce Güney Geçiş Konseyi'ne sadık olan gazeteci ve siyasi yazar Cemal Haydara, BAE'nin Güney Yemen'deki varlığının sona ermesinin ardından, özellikle askeri, siyasi, güvenlik ve hizmet sektörlerinde yaşanan değişikliklerin önemli olduğunu söylüyor.

Haydara, Konseyin BAE'nin elinde sadece bir pazarlık kozu olarak kalmasının ardından, siyasi sahnenin sadece bir hafta içinde tamamen değiştiğini düşünüyor.

Hizmet düzeyinde ise “hem askeri hem de sivil sektörlerdeki çalışanların maaşlarının ödenmesinin yanı sıra, elektrik verme saatlerinde ve petrol ürünlerinin bulunabilirliği konusunda gözle görülür bir iyileşme yaşandı” dedi.

 Endişe ve kaygı

Haydara'ya göre genel olarak bu değişikliklere yönelik bakış açısına, özellikle Aydarus Zübeydi'nin destekçilerinin öfkesinin doruk noktasında olması nedeniyle, “artçı şoklar beklentisi” karıştı. Hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin Riyad'da olmaya devam etmesi ve Suudi Arabistan başkentinde planlanan Güney-Güney diyaloğu için hazırlık komitesinin kurulmasının ve hatta bir tarih belirlenmesinin gecikmesi göz önüne alındığında, kimsenin bir sonraki siyasi ve askeri gelişmeleri tahmin edemeyeceğini ifade etti.

Paralel güçler değil, siyasi araçlar

Müttefik Suudi Arabistan’ın desteklediği değişikliklerle birlikte Yemenliler, deneyimli Dr. Şayi Zindani'nin yeni hükümetinin önümüzdeki saatlerde açıklanmasını bekliyorlar. Şüpheli kaos projelerine ve zorla dayatılan oldubittilere ortak veya suç ortağı olan taraflardan kurtulduktan sonra, devletin bağımsızlık ve tam egemenlik araçlarıyla sahadaki varlığının güçlenmesinde hükümetin daha aktif ve belirgin bir rol oynamasını umuyorlar.

Son söz meşru hükümetindir

Yemenlileri belki de en çok rahatlatan husus, Riyad'ın güney için belirli bir siyasi vizyon dayatmaması ve bu konuları meşru hükümete bırakmasıydı. Güney Geçiş Konseyi unsurları da dahil olmak üzere tüm siyasi tarafları kabul etti ve Yemenlilerin sorunlarıyla ilgili olarak ne karar verirlerse versinler, onları destekleyeceğini açıkça vurguladı. Dahası, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman aracılığıyla Riyad, Güney-Güney Diyalog Konferansı sırasında varılacak kararlara bağlı olarak güney davasını destekleyeceğini de açıkladı.

Zira bugün meşru hükümetin ve Riyad'ın kendisi için çabaladığı Yemen projesi, tek bir kişiye veya siyasi oluşuma değil, halka ve hükümetin işleyişine bağlı. Çeşitli aşamaları ve sonuçları bazılarını sahne dışına itebilir ama davanın haklılığını ortadan kaldırmaz.

Son birkaç haftadır, Aden ve Riyad havaalanları arasındaki karşılıklı uçuşlar, sadece insani ve kalkınma yardımları, Merkez Bankası’na finansman desteği, askeri ve sivil memurların maaşlarının ödenmesi amacıyla değil, aynı zamanda siyasi ve askeri destek için de kesintisiz devam etti. Bu desteğin en somut örneği, Aden'in kavurucu güneşi altında halk arasında ve devlet kurumları içinde çok yönlü destek çabalarını denetleyen Suudi Arabistanlı yetkililerin varlığıydı. Bahsi geçen çabaların başında ise güvenlik ve askeri durumu istikrara kavuşturmak, feshedilen Güney Geçiş Konseyi kuvvetlerin yerini alan kuvvetlerin operasyonlarını organize ederek, onların egemenliğine fiilen son vermek geliyor. Güney Geçiş Konseyi ve kuvvetleri 10 yıl boyunca Aden ve güney şehirleri üzerindeki silahlı kontrolünü sürdürdü ve BAE tarafından kurulmayan, devletle bağlantılı herhangi bir askeri oluşumun buralarda varlık göstermesine karşı çıktı ve bunları bastırdı.

Silahlı güçlerin ortadan kaybolması

Numan, “Şehirlerin içinde silahlı güçlerin ortadan kaybolması ve Güney Geçiş Konseyi'ne bağlı ‘Güvenlik Kuşakları’nın daha önce kurmuş olduğu gayri resmi kontrol noktalarının azaltılması, halka bir güvenlik duygusu kazandırdı” değerlendirmesinde bulundu. “Vatandaşlar artık, Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’nun Ortak Kuvvetler Komutanlığı içinde birleşik komuta merkezini aktifleştirmeye yönelik direktifleri sayesinde, kendilerine karşı korkunç ihlallerde bulunan bu güçlerden korkmadan şehirlerinde dolaşabiliyorlar. Bu direktifler askeri sürecin yeniden düzenlenmesine yardımcı oldu” diye vurguladı.

Yemen'in güney ve doğu şehirlerini yıllarca kasıp kavuran “askeri ve güvenlik kaosunu” “devlet çerçevesinin dışında faaliyet gösteren oluşumların varlığına” bağlayan Numan; “Bu faktörün ortadan kaldırılmasının ardından, birleşik komuta ve karar alma süreci, sürdürülebilir istikrarın temeli olarak hükümete ve halka karşı net bir hesap verebilirlik ile askeri ve güvenlik sahnesinin yeniden düzenlenmesi süreci başladı” ifadesini kullandı.

Bugün yaşananlar, Numan’a göre meşru hükümete bağlı şehirlerin “dış vesayete ihtiyaç duymaktan ziyade güçlü bir devlete ve etkili kurumlara ihtiyaç duyduklarını” teyit ediyor. Zira ona göre deneyimler, istikrarın tarafların çokluğundan değil, içeriden geldiğini kanıtlamıştır ve hükümet, Suudi Arabistan'daki kardeşlerimizin desteği ve Yemen halkının kendi iradesiyle bu yolda ilerlemektedir.