Bir Filistin devleti için olan ve olmayan fırsatlar

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, New York'taki BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşma sırasında tarihi Filistin haritalarını gösterirken, 11 Şubat 2020 (AFP)
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, New York'taki BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşma sırasında tarihi Filistin haritalarını gösterirken, 11 Şubat 2020 (AFP)
TT

Bir Filistin devleti için olan ve olmayan fırsatlar

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, New York'taki BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşma sırasında tarihi Filistin haritalarını gösterirken, 11 Şubat 2020 (AFP)
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, New York'taki BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşma sırasında tarihi Filistin haritalarını gösterirken, 11 Şubat 2020 (AFP)

İnci Mecdi

Bir hafta önce yayınlanan yeni bir belgesel, dönemin İsrail Başbakanı Ehud Olmert tarafından Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a sunulan bir planı ortaya çıkardı. iPlayer’da gösterilen ve toprak takasıyla iki devletli bir çözümün hayata geçirilmesine ilişkin bilgilerin yer aldığı belgesel, “İsrail ve Filistinliler: 7 Ekim'e Giden Yol” başlığını taşıyor. Belgesel de Olmert'in ‘barış için tarihi bir fırsat’ olarak nitelendirdiği haritanın ayrıntıları yer alıyor.

Olmert'in Abbas'a gizlice sunduğu harita, işgal altındaki Batı Şeria'nın yüzde 94'ünden fazlası üzerinde bir Filistin devleti kurulmasını öngörüyor. Haritada İsrail'in büyük Yahudi yerleşim blokları da dahil olmak üzere Batı Şeria'nın yüzde 4,9'unu ilhak etmesi karşılığında İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi sınırları boyunca benzer miktarda toprak bırakması önerisi yer alıyor. İki Filistin bölgesini bir tünel ya da otoyolla birbirine bağlama olasılığı ve çetrefilli Kudüs meselesiyle ilgili olarak oy pusulasında şehrin bazı bölümlerinin her iki tarafın da başkenti olması da yer aldı.

Abbas, o sırada bir yolsuzluk skandalıyla boğuşan ve istifa edeceğini açıklayan Olmert'in zayıf siyasi konumu nedeniyle başarısızlığa mahkum olduğunu düşündüğü planı imzalamadı. Gazze'de Aralık 2008'de patlak veren yeni bir savaş işleri daha da karmaşık hale getirdi. Belgeselde Bazıları Filistin tarafını öneriyi ciddiye almamakla suçlarken İsrailli eski diplomat Abba Eban'ın 1973 yılında söylediği ve o tarihten beri İsrailli yetkililer tarafından sık sık tekrarlanan ‘Filistinliler hiçbir fırsatı kaçırmazlar’ sözü bile kullanılıyor.

hy6u78ı
Ehud Olmert’in yan yana iki devlet, İsrail ve Filistin haritası (BBC)

Geçtiğimiz bir buçuk yıl içinde İsrail daha fazla yıkım ve Filistin topraklarının parçalanmasıyla yeni bir gerçeklik dayatırken, Arap ülkelerindeki tartışmalarda ‘kaybedilen fırsatlar’ yeniden gündeme geldi. Bu gelişmeler, Kahire'nin Filistin meselesindeki gelişmelere ilişkin olağanüstü bir Arap zirvesine ev sahipliği yaptığı ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Filistinlilerin Gazze’den çıkarılması önerisi karşısında Gazze Şeridi'nin geleceğine ilişkin Arap ülkelerinin desteklediği bir planının özelliklerine dair haberlerin geldiği bir dönemde yaşandı.

Öte yandan gözlemciler, bu ifade ve İsraillilerle on yıllardır süren müzakereler sırasında bir Filistin devletinin kurulmasının gerçekçi bir ihtimal olup olmadığı konusunda fikir ayrılığı yaşıyorlar. Bazıları, Siyonist hareketin hiçbir zaman toprakları bölme fikrini düşünmediğini, aksine tüm Filistin topraklarını ele geçirmeyi amaçladığını ve İsrail'in 1937 yılından 1947 yılına kadar zaman zaman ortaya atılan toprak takası projelerini onaylamasının bile taktiksel bir manevra olduğunu savunurken, bu ifadenin İsrail'in, kurbanı ‘Filistin halkını’ suçlamak için kullandığı bir karşı propaganda olduğunu iddia ediyor. Bazıları ise Filistinli liderlerin, fırsat üstüne fırsat kaybedildikçe küçülen bir Filistin devletinin kurulması karşılığında kısmi tavizler verebileceği gerçek fırsatlara işaret ediyor.

Geçtiğimiz yıl mayıs ayında, Nekbe'nın yıldönümünde, Kahire'deki Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi ‘barış için kaçırılan fırsatlar’ üzerine bir panel düzenledi. Bu panelde 1939 şubatında dönemin Kudüs Müftüsü Muhammed Emin el-Hüseyni'nin katılmayı reddettiği Londra Konferansı'ndaki Peel Komisyonu (Filistin Kraliyet Komisyonu) raporundan başlayarak İsrail'in yanında bir Filistin devleti kurmayı amaçlayan uluslararası konferanslar ve BM kararları ele alındı. Panelde bazı gözlemciler, Kudüs ve Beytullahim şehirlerini uluslararası yönetim altına alırken, toprakları yüzde 42,3 yüzölçümüne sahip bir Arap devleti ve yüzde 57,7 yüzölçümüne sahip bir Yahudi devleti olarak bölme planını kabul eden 1947 tarihli 181 sayılı BM Genel Kurul Kararı ile İsrail’in kuruluşunun ilan edilmesinden önce de bu fırsatın var olduğuna ve bu planın Filistinli liderler tarafından reddedildiğine inandıklarını ifade ettiler. Aynı gözlemciler, İsrail'in 1967 yılında Altı Gün Savaşı'ndan sonra yaptığı, Kudüs'ün nihai statüsü hariç, işgal altındaki tüm toprakları, Batı Şeria ve Gazze'yi barış karşılığında geri verme teklifini de reddettiler.

Gözlemciler ayrıca Filistinlilerin, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde tam özerklik kurmayı amaçlayan merhum Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın 1977’deki barış sürecine katılma davetinin yanında 1981 yılının ağustos ayında merhum Suudi Arabistan Veliaht Prens Fahd bin Abdulaziz tarafından ortaya atılan ‘Ortadoğu Barış Girişimi'ne katılmayı da reddettiklerine dikkati çektiler.

Bazı gözlemcilere göre 1993 yılında Oslo Anlaşması'nın ardından Filistin'de yaşanan bölünme ve Hamas'ın başını çektiği Filistinli grupların intihar saldırıları düzenlemeye başlaması, anlaşmanın başarısız olmasının ve bundan bir buçuk yıl sonra 2000 yılındaki Camp David Zirvesi'ne kadar kullanılmasının nedenlerinden biriydi. O sıra dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, sınırların çizilmesi, mültecilerin geri dönüşü ve Doğu Kudüs'ün statüsü gibi çözüm bekleyen konuları ele almaya çalıştığında taraflar bir anlaşmaya varamadı. Ardından İkinci İntifada patlak verdi.

1947 Filistin'i Taksim Planı

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Kahire Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi Profesörü Hasan Nafia yaptığı açıklamada Filistinlilerin kendi devletlerini ilan etmeleri için hiçbir zaman gerçek bir fırsatın olmadığını ve İsrail'in, 1948'deki kuruluşundan bugüne kadar hiçbir noktada bağımsız bir Filistin devleti kurulması anlamına gelecek bir proje önermediğini söyledi.

Prof. Hasan Nafia, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bölgelerdeki anlaşmazlıklar ne olursa olsun, Doğu Kudüs ve özellikle de Mescid-i Aksa'nın kontrolü meselesi her zaman temel bir düğüm olmuştur. Bu Filistinliler için çok önemli bir konudur. İsrail'in Doğu Kudüs ve özellikle de Mescid-i Aksa üzerinde egemenlik kurmasına ve Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya ortak olmasına asla izin verilemez. Bu fikir her zaman reddedilmiştir.”

Filistin devletinin kurulması için o dönemde kaçırılan tek fırsatın sadece Filistinlilerin değil Arap devletlerinin de kararı olduğuna inanan Prof. Nafia, 1947 tarihli Filistin topraklarının Arap ve Yahudi devletlerine bölünmesine yönelik BM kararına atıfla, “Eğer Arap devletleri o dönemde Siyonist projenin gerçekliğinin farkına varmış olsalardı ve küresel Siyonist hareketin ne kadar büyük bir güce sahip olduğunun anlasalardı, belki de bu bölünme en iyi sonuç olacaktı. Bir Filistin devleti ve bir Yahudi devleti olmak üzere iki devlet kurulacak, Kudüs uluslararası vesayet altında kalacak ve uluslararası hukuk uygulanacak, böylece eşit haklar olacaktı” ifadelerini kullandı.

Prof. Nafia, sözlerini şöyle sürdürdü:

Belki de bu çatışmanın ideal çözümü olarak görülen bu proje çatışmanın çözümüne yol açacaktı, ancak daha sonra yaşananlar Siyonist projenin bununla yetinmeyeceğini gösterdi.

Ancak 1947 Filistin'i Taksim Planı’nın hukuki hatalarla gölgelendiğine, çünkü BM Genel Kurulu'nun bir halkın kaderine ve kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olup olmadığına karar veremeyeceğine dikkati çeken Prof. Nafia, “BM Şartı'na göre halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptir. Bu yüzden Arap ülkeleri BM Genel Kurulu’dan konuyu hukuki açıdan karara bağlaması için Uluslararası Adalet Divanı'na (ICJ) havale etmesini istediklerinde bu talep reddedilmiştir. Ayrıca, Yahudilerin sayısı yüzde 30'un altındayken, proje onlara yüzde 56'dan fazlasını veriyordu. Bu yüzden Arap ülkelerinin bölünme kararını reddetme gerekçeleri ister hukuki ister siyasi olsun, haklı gerekçelerdi” değerlendirmesinde bulundu.

Camp David ve Enver Sedat

Kudüs Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Eymen er-Rakab, bağımsız bir Filistin devleti kurmak için sadece bir ya da en fazla iki fırsatın ortaya çıktığını kabul etti. Ancak Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede kaçırılan fırsatlardan Filistinlilerin sorumlu olmayabileceğini vurgulayan Prof. Rakab, BM'nin 1947 tarihli Filistin topraklarını bölme kararıyla ilgili ret kararının o dönem henüz tam olarak şekillenmiş bir Filistin liderliği olmadığından bağımsızlıklarını yeni yeni kazanmış olan Arap devletleri tarafından verildiğini belirtti.  Prof. Rakab, o dönemdeki bu BM kararını ‘gerçek bir fırsat’ olarak nitelendirdi.

Prof. Rakab’a göre diğer fırsat ise Camp David Anlaşmasıydı. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın Filistinlilerin görüşmelere katılmasını istediğinde, (Siyonist lider Ze’ev) Jabotinsky’nin ‘yerel halkla barış yapılmayacağı ve komşularla barış yapılacağı’ düşüncesini benimseyen Siyonist lider Menahem Begin’in bu düşüncesini kırmaya çalıştığını ifade eden Prof. Rakab, görüşmelerde o dönemde bir Filistin devletinden değil, Filistinliler için özerklikten bahsedilse de bunun bir Filistin devletine giden yolda bir fırsat olduğunu düşünüyor.

Merhum Filistin lideri Yaser Arafat başlangıçta görüşmelere katılmayı kabul ettiğini, ancak Arap ülkelerinin baskısıyla geri adım attığını belirten Prof. Ragab, “Filistin liderliği Sedat döneminde Camp David'i ele alırken hata yaptı. Güçlü bir devlet olan Mısır da kendilerini güçlendirebilir ve bir Filistin devletinin kurulması için baskı yapan özerklik yoluna gidebilirlerdi. Bence bu sahnede kaçırılan en önemli fırsat budur” yorumunda bulundu.

Olmayan fırsatlar

Kahire’deki ve Kudüs'teki gözlemciler, bundan sonra yaşananların kaçırılmış fırsatlar olarak nitelendirilemeyeceği konusunda hemfikir. İsrail, 4 Haziran 1967 sınırlarında bir Filistin devleti kurulması önerisinin yanında 2002 yılında Arap Barış Girişimini de reddetti. Hem Arafat hem de İsrail Başbakanı İzak Rabin'in bu konuda ciddi olduğu 1993 tarihli Oslo Anlaşması'nda bir Filistin devleti kurma fırsatı vardı. Ancak Rabin’in İsrail derin devleti tarafından öldürüldüğünü belirten Prof. Rakab, bu fırsatın başarısızlığa uğramasının nedeninin Rabin'e suikast düzenleyen İsraillilerin kendileri olduğunu, ardından da Filistin devleti fikrini reddeden aşırı sağcı Başbakan Binyamin Netanyahu'nun göreve geldiğini belirtti.

Mısırlı eski bir siyasetçi ve el-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin eski başkanı olan Abdulmunim Said daha önce kaleme aldığı bir makalede Peel Komisyonu'nun 1939 tarihli raporuna ve ardından bölünmenin adil olmadığı gerekçesiyle reddedilen 1947 Filistin’i bölme kararına atıfla “İster içeride olsun ister siyasi partilere dönüşsün, Filistinlilerin kendi aralarındaki bölünme daha derindi ve bu bölünme taraflar militanlaştığında da sona ermedi” ifadelerini kullandı.

zsdefrgt
Prof. Rakab: “Camp David, bir Filistin devleti kurmak için kaçırılmış bir fırsattı” (AFP)

Yüzde 54'ü İsraillilere, yüzde 45'i Filistinlilere ve yüzde 1'i de uluslararası vesayet altındaki Kudüs'e şeklinde taksim edilen bölünme kararını reddeden Filistinliler Oslo Anlaşmalarıyla Filistin'in en fazla yüzde 22'si gibi daha da adaletsiz bir paylaşımı kabul ettiklerinde, Hamas ve benzeri gruplar anlaşmayı bozmaya çalıştılar. Bu da birçok savaşa yol açtı. Şimdi de İsrail Gazze'yi yeniden işgal ediyor.

Bu fırsatı kaçıranların sadece Filistinliler olmadığını, İsraillilerin de Filistinlilere içeride ikinci sınıf vatandaş muamelesi yaparken, dışarıda da zulüm ve vahşet uygulayarak bu fırsatı kaçırdıklarını söyleyen Said, “İsrail, (Gazze’deki) savaştan önce Arap ülkeleriyle altı ayrı barış anlaşması imzalayarak yaşamak istediği bölgede barış ve refah için parlak bir fırsat yakalamıştı. Arap ve İslam dünyasının kapılarını İsrail'e açacak barış ve normalleşme ilişkileri için müzakereler devam ediyordu. Fakat İsrail’in 7 Ekim 2023’teki saldırıya verdiği yanıt tüm sınırları aştığında ve İran’ın tuzağına düşüldüğünde bu fırsat kaybedildi” değerlendirmesinde bulundu.

Gerçekler bir Filistin devleti için olumlu değil

Kahire'deki ve dünyanın diğer başkentlerindeki gözlemciler, Filistinlilerin geleceği konusunda fazla pek iyimser değiller. Zira iki devletli çözüm sadece Gazze'de değil, Batı Şeria'da da değişen gerçekler ışığında ulaşılamaz hale geldi. Gazze ve Batı Şeria'daki değişimlerin iki devletli çözümü imkansız hale getirdiği belirten Prof. Rakab, “Gazze'de yaşananların yanında Batı Şeria'da da geniş alanların yutulması söz konusu. En büyük tehlike, Batı Şeria. En büyük sorun ise İsraillilerin Doğu Kudüs'ten çekilmek istememesi, hatta onu bölmek istemesi. İki devletli çözümü yeniden canlandırma şansının zorlaştığına inanıyorum. Bunun için önce İsraillilerin, sonra da Filistinlilerin cesur kararlar alması gerekir ki, herkesin tek bir parlamento ve tek bir liderlik altında eşit hak ve görevlerle yaşadığı iki uluslu bir devlet olsun. Ne yazık ki İsrailliler bunu kabul etmeyecek” şeklinde konuştu.

Öte yandan Prof. Hasan Nafia, 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan (Altı Gün Savaşı) sonra İsrail'in hırslarının arttığını ve 1947 Filistin’in Taksimi Planı’nda öngörülen Filistin topraklarının yüzde 50'sini ilhak ettiklerini belirterek, “Çünkü Siyonist proje için İsrail'in sınırları, ulaşabildikleri sınırlardır” ifadelerini kullandı. Bugün İsrail'de sınırları ne olursa olsun bir Filistin devletini kabul etmeyen aşırı sağcı bir kanadın olduğuna dikkati çeken Prof. Nafia, “Prensipte bu fikri kabul eden sol kanat dahi 67 sınırlarında bir Filistin devletini asla kabul etmedi” diye ekledi. Mısırlı akademisyen, İsrail'in, ABD'nin arabuluculuğunda yapılanlar da dahil olmak üzere, imzaladığı hiçbir anlaşmaya uymadığını vurguladı.

Washington merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı'ndan (FDD) Hüseyin Abdulhuseyin, tüm bunlar için Filistin'de gerçek demokrasi getirebilecek bir liderliğin olmayışını suçladı. İsrail'in 1967 sınırlarına dönmeyi, ancak Filistinli ya da başka bir dost Arap egemenliğinin liderliği devralması halinde kabul edeceğini düşünen Abdulhuseyin, daha önce ABD merkezli Hoover Enstitüsü tarafından yayınlanan bir makaledeki, İsrail'in Batı Şeria'yı Ürdün'e Gazze'yi de Mısır'a devretmesi önerisini de dışladı. Öneri, her iki ülke tarafından da reddedildi.

Öngörülebilir gelecek için tek olası çözümün, İsrail gözetimi altında geçici bir Filistin özerkliği kurulmasından daha fazlası olduğuna inanan Abdulhüseyin, “ABD, bir Filistin devleti kurulması ve demokratikleştirilmesi (destekleme) konusunda istekli olmadığı sürece, Filistinliler İsrail'in barış yapabileceği bir devleti nasıl kuracaklarını bulana kadar beklemek zorunda kalacaklar. İsrail bir Filistin devleti kuramaz, bunu sadece Filistinliler yapabilir. Ama önce dinlemeleri ve nasıl yapılacağını öğrenmeleri gerekiyor” yorumunda bulundu.    



Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), üç ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki yaklaşık 1.000 askerinin tamamını geri çekmeye hazırlandığını bildirdi.

ABD ordusu geçen hafta Suriye'deki stratejik üssünden çekilme işlemini tamamladığını ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini duyurdu. Bu, ABD-Suriye ilişkilerinin güçlendiğinin son işareti olup, daha geniş kapsamlı bir ABD çekilmesinin yolunu açabilir. WSJ’de dün yer alan habere göre, birlikler önümüzdeki iki ay içinde Suriye'deki kalan ABD mevzilerinden de çekilecek.

Suriye Savunma Bakanlığı geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin Tanf askeri üssünü devraldığını belirtti.

Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Suriye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünün kontrolünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvence altına aldı ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı.” Açıklamada ayrıca, “Bakanlığın sınır koruma güçleri önümüzdeki günlerde görevlerine başlayacak ve bölgede konuşlanacak” denildi.

El-Tanf üssü, Suriye, Ürdün ve Irak arasındaki sınır üçgeni bölgesinde stratejik bir konuma sahiptir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre üs, 2014 yılında Suriye ve Irak'ın büyük bir bölümünde DEAŞ'a karşı yürütülen savaşta çok önemli rol oynamıştır. Örgüt, 2017'de Irak'ta ve iki yıl sonra da Suriye'de yenilgiye uğratıldı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden önce, üsse insansız hava araçlarıyla (İHA) birkaç kez saldırı düzenlenmiş ve bu saldırıların sorumluluğunu Irak'taki gruplar üstlenmiştir.