Abbas, ölüm kalım mücadelesi doruk noktasındayken Filistin Yönetimi'nin çehresini değiştiriyor

Filistin Devlet Başkanı Yardımcılığına yeni bir isim atayan Abbas, güvenlik servislerinde büyük değişikliklerin yaşandığı dönemde iktidarın yumuşak bir şekilde geçişini amaçlıyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
TT

Abbas, ölüm kalım mücadelesi doruk noktasındayken Filistin Yönetimi'nin çehresini değiştiriyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)

Filistin Merkez Konseyi yaklaşık 10 gün içinde, Filistin Yönetimi'nin kuruluşundan bu yana en kapsamlı reform ve değişiklikleri gerçekleştirecek olan olağanüstü bir oturumla, Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Yardımcılığı makamını oluşturmaya hazırlanıyor. Mahmud Abbas, bu reformları Gazze Şeridi'ndeki savaşın karmaşıklığının getirdiği iç ve dış baskılar altında son birkaç hafta önce başlattı.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Merkez Konseyi'nin yaklaşık 180 üyesi, FKÖ Yürütme Komitesi'nde başkan yardımcılığı makamına bir isim atamak amacıyla 23 ve 24 Nisan tarihlerinde Ramallah'ta toplantıya davet edildi.

Abbas, Kahire'de 4 Mart'ta düzenlenen Olağanüstü Arap Birliği Zirvesi sırasında Filistin Yönetimi'nde değişiklik yapma niyetini açıklamıştı. Bu açıklama o dönemde, İsrail'in Filistin Yönetimi'ni Gazze'de savaş sonrası herhangi bir projeden uzaklaştırma ve muhtemelen Batı Şeria'da tasfiye etme planını bertaraf etmeye yönelik bir taktik olarak görüldü.

Abbas yaptığı kısa konuşmada, FKÖ ve Filistin Devleti için bir başkan yardımcısı atayacağını, FKÖ'nün tüzüğünde gerekli değişiklikleri yapacağını ve devletin liderlik çerçevesini yeniden yapılandıracağını vurguladı. Abbas ayrıca FKÖ’den ihraç edilenler için genel af ilan edileceğini ve gerekli örgütsel prosedürlerin başlatılacağını duyurdu.

Yumuşak geçiş

Hem FKÖ’nün hem de Filistin Yönetimi'nin meclisi ve otoritesi olan Ulusal Konsey, 2018 yılında yetkilerini Merkez Konsey'e devretti. Merkez Konsey'in bir sonraki toplantısında Gazze'nin yeniden yapılandırılması, ulusal birlik ve FKÖ’nün başkan yardımcısının atanması gerekmese de bu makamın oluşturulması gibi çeşitli konuları görüşmesi bekleniyor.

dfrgtyh
Filistin Merkez Konseyi üyelerine 23 Nisan’da yapılması planlanan toplantı için gönderilen davetiyenin fotoğrafı (El Fetih üyelerinin sosyal hesaplarından)

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, ‘devlet başkanı yardımcılığı makamı oluşturulacak ve Abbas daha sonraki bir aşamada yardımcısını seçmekle mi görevlendirilecek- ki bu muhtemelen başkana geniş yetkiler verecektir- yoksa aynı oturumda hem bu makam oluşturulacak hem de bir seçimle bu makama bir isim mi seçilecek?’ sorularının yanıtlarına dair geniş müzakereler olduğunu söylediler.

Kaynaklardan biri şunları söyledi:

Önemli olan, bir yandan reform taleplerine yanıt veren, diğer yandan İsrailliler ve diğerleri için fırsatı kaçıran ve başkanlık makamının boşalması durumunda iktidarın sorunsuz bir şekilde geçişini sağlayan en önemli adımlardan biri olarak Abbas'a bir yardımcı atanması kararının alınmış olmasıdır.

Filistinli bir başkan yardımcısının atanması konusu, Hamas'ın Filistin Yasama Meclisi’nin kontrolünü ele geçirmesinin ardından Abbas’ın da yaşının ilerlemesiyle yıllardır tartışılan bir konu.

Filistin Yönetimi Anayasası'na göre cumhurbaşkanlığı makamının ölüm veya başka nedenlerden ötürü boşalması halinde, Yasama Meclisi Başkanı 60 gün süreyle cumhurbaşkanlığı görevini üstlenir ve bu sürenin sonunda başkanın belirlenmesi için genel seçimler yapılır.

Abbas yıllar önce Yasama Meclisi’ni feshetti ve geçtiğimiz yılın sonlarında cumhurbaşkanlığı makamında bir boşalma olması halinde yetkilerin 90 günlüğüne geçici olarak Ulusal Konsey Başkanı'na verilmesini ve bu sürenin sonunda cumhurbaşkanı seçilmesi için genel seçimlerin yapılmasını öngören bir anayasa kararnamesi yayınladı.

Abbas'ın FKÖ’deki yardımcısının devlet başkanı yardımcısı olarak ilan edilmemesi halinde, Abbas'ın FKÖ’deki yardımcısının atanması bir değişiklik yaratmayacaktır.

Dengeleri tersine çeviren bir savaş

Abbas, devlet başkanı yardımcılığı makamı meselesini es geçip mevcut durumu koruyabilirdi ama Gazze’deki savaş tüm dengeleri değiştirdi. Savaş, Filistin Yönetimi'ni İsrail, ABD ve Arap ülkelerinin suçlamaları altında köşeye sıkıştırdı. Arap ülkeleri, savaştan sonra Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nde güçlendirilmesine yönelik her türlü desteği sağlamak için Abbas'ın bu kez ciddiyetle ele almaktan kaçamayacağı, ABD’nin bir daha ortaya koyduğu kapsamlı reformların ve değişikliklerin yapılması talebinin yerine getirilmesini şart koştu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Filistin Yönetimi'nin Gazze Şeridi'nde yönetimi devralması fikrini reddederek onu ‘zayıf ve beceriksiz’ olarak nitelendirdi. ABD’li yetkililer, birbiriyle çelişen planlardan bahsederken, Arap ülkeleri önce Filistin Yönetimi'nin katılacağı sonra da Gazze Şeridi’nin yönetimini devralacak güçler ve komiteler oluşturmaya çalışıyor.

Abbas'ın (90) yardımcısının atanması, Filistin Yönetimi’nin değişmekte olduğuna dair en açık mesaj olacak. ‘Fiili bir başkan’ olarak geniş yetkilere sahip olması beklenen yardımcının, yenilenmiş bir güvenlik aygıtının ve nispeten yeni bir hükümetin başına geçmesi bekleniyor.

Abbas geçtiğimiz yıl tüm bakanlarını görevden aldı ve Başbakan Muhammed Mustafa liderliğinde yeni bir hükümet kurdu. Geçtiğimiz birkaç hafta içinde de neredeyse tüm güvenlik teşkilatı müdürlerini görevden alarak en önemli kurumların başına bu kez çoğunlukla başkanın yakın korumalarından olan yeni isimler atadı.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik kaynağı yaptığı açıklamada, bu kişilerin dikkatle seçildiğini söyledi. Kaynak “Bu kişilerin çoğu cumhurbaşkanının özel korumalarından oluşuyor, bu da cumhurbaşkanına güvenlik teşkilatları üzerinde daha fazla kontrol ve dolayısıyla yerine geçecek kişi üzerinde de kontrol sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Yeni atamalar arasında Tümgeneral Iyad el-Akra'nın Önleyici Güvenlik Servisi Genel Müdürü, Tümgeneral Nidal Şahin'in Askeri İstihbarat Servisi Başkanı, Tümgeneral el-Abid İbrahim Halil'in Ulusal Güvenlik Güçleri Başkanı, Tümgeneral Enver Receb'in Siyasi ve Ulusal Rehberlik Otoritesi Komiseri ve Tümgeneral Ekrem Sevabte'nin Sivil Savunma Otoritesi Başkanı olarak atanması kararları yer alıyordu. Bu atamalardan kısa bir süre önce de Tuğgeneral Allam es-Saka'nın tümgeneral rütbesine terfi ettirildiği ve Filistin Polisi Genel Müdürü olarak atandığı duyuruldu.

Abbas bu ayın başlarında tuğgeneral rütbesindeki yüzlerce subayı görevden alarak başkanlık kararnamesiyle emekliye sevk etti. Karar, Filistin güvenlik güçlerinin insan kaynaklarını, güvenlik hizmetlerini ve çalışmalarını geliştirme planları doğrultusunda yeniden yapılandırma çerçevesinde alındı.

Filistin Yönetimi son reformlar kapsamında Filistinli esirlerin maaşlarını ödeme sistemini değiştirdi ve 1 Haziran'da uygulanmaya başlanacak olan ödeme sisteminde reform yapılması için ABD Başkanı Donald Trump yönetimine bir mektup gönderdi.

Üç makam

Filistinli kaynaklara göre Abbas şimdi uzun süredir istihbarat şefi olan General Macid Ferec’i görevden alıp yerine başka bir ismi atayacak dramatik bir hamle daha yapmayı planlıyor.

İsrail gazetesi Times of Israel'e konuşan Filistinli bir yetkili, Avrupalı bir diplomat ve bilgili Filistinli bir kaynak, Ferec’in akıbetine ilişkin nihai kararın önümüzdeki haftalarda verilmesinin beklendiğini söyledi.

Kaynaklardan biri şunları söyledi:

Abbas, Filistin Yönetimi'ni reforme etmesi ve yeni nesil liderlere yol açması, böylece Filistin Yönetimi’nin savaştan sonra Gazze'yi yeniden yönetme gibi büyük bir görevi üstlenmeye daha hazır hale gelmesi için Arap ve Batı ülkelerinden müttefiklerinin artan baskısıyla karşı karşıya.

Filistin güvenlik teşkilatlarının değişmeyen son başkanı olan Ferec ile ilgili olarak FKÖ Yürütme Komitesi ya da Fetih Hareketi (El Fetih) Merkez Komitesi'nde bir makama geçeceği yönünde genel bir kanı var.

FKÖ başkan yardımcılığına kimin seçileceği ve Abbas'ın bu kişiyi Filistin Yönetimi başkan yardımcısı olarak da ilan edip etmeyeceği bilinmiyor.

FKÖ Yürütme Komitesi Sekreteri Hüseyin eş-Şeyh en muhtemel aday olarak görünüyor. Ancak El Fetih içinde, özellikle Merkez Komite'de yer alan ve İsrail hapishanelerindeki mahkumlar da dahil olmak üzere bu makamı daha fazla hak ettiklerine inanan önde gelen isimler gibi pek çok sorun potansiyel bir engel olarak ortaya çıkabilir.

El Fetih içinde Abbas'ın makamından sonraki makamların paylaştırılması, yani Abbas'ın şu anda sahip olduğu ve merhum lider Yaser Arafat'ın da bir zamanlar sahip olduğu Filistin Yönetimi Başkanlığı, FKÖ Başkanlığı ve El Fetih Başkanlığı olmak üzere üç makamın, Fetih Hareketi’nden üst düzey üç ismin üstlenmesi yönünde bir öneri var.

dfgthy
Washington'da Oslo Anlaşması'nın imzalanmasının ardından Yaser Arafat ve Yitzhak Rabin arasında ABD Başkanı Bill Clinton'ın arabuluculuğunda gerçekleşen tarihi tokalaşma, 13 Eylül 1993 (Getty)

Şarku’l Avsat’a konuşan bir El Fetih yetkilisi, Filistin Yönetimi başkanının EL Fetih Merkez Komitesi üyesi ve örgütün yürütme organı üyesi, dolayısıyla Merkez Komite Başkanı ve örgütün başı olması gerektiğini söyledi.

El Fetih'in bu geleneği sürdürüp sürdürmeyeceği ya da 7 Ekim 2023’te başlayan savaşın Hamas'ın, İsrail'in, Filistin Yönetimi'nin ve bir bütün olarak Ortadoğu'nun çehresini değiştirdiği gibi Fetih Hareketi’nin de çehresini değiştirip değiştirmeyeceğini önünüzdeki süreçte göreceğiz.



Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Hizbullah'ı ‘ihanetle’ suçladı

İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)
İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Hizbullah'ı ‘ihanetle’ suçladı

İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)
İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Hizbullah'ın İsrail ile doğrudan müzakereye girmesini bahane ederek kendisine yönelik başlattığı eleştiri ve ihanet suçlamaları kampanyasına yanıt verdi. Avn, açıklamasında, “Yaptığımız ihanet değil; ihaneti, dış çıkarlar uğruna ülkesini savaşa sürükleyenler yapıyor” diyerek müzakerelere yönelmenin ülkeyi koruma amacı taşıdığını vurguladı. Lübnanlıların, özellikle güneydekilerin ulusal çıkara hizmet etmeyen çatışmaların bedelini ödemeye devam etmesine karşı olduğunu söyleyen Avn, savaş kararının ulusal mutabakatla alınıp alınmadığını sordu.

Avn’ın bu açıklamasından önce Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, İsrail ile doğrudan müzakereyi reddettiğini bir kez daha yinelerken bunun olası sonuçlarını ‘yok hükmünde’ sayarak silahını bırakmayacağını vurguladı.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Kasım'ın açıklamalarına sert bir yanıt verdi. Tehditlerinin dozunu artıran Katz, Hizbullah’ın varlığını sürdürmesinin Lübnan'ı yakıp kül edeceğini söyleyerek “Lübnan hükümeti Hizbullah terör örgütünün kanadı altına sığınmaya devam ederse ateş alevlenecek ve Lübnan'ın sedir ormanlarını yakacak” uyarısında bulundu.


Irak Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurmakla Ali el-Zeydi'yi görevlendirdi

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.
TT

Irak Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurmakla Ali el-Zeydi'yi görevlendirdi

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.

Şii Koordinasyon Çerçevesi, dün akşamı üyelerinin çoğunluğunun oyuyla Zeydi’yi yeni hükümeti kurmak üzere aday olarak seçti.

Şeyh Kays el-Hazali önderliğindeki Asaib Ehl el-Hak hareketine bağlı El-Ahd TV, El-Zeydi'nin atanması töreni için hazırlıkların şu anda hükümet binası içinde, Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, Irak Parlamento Başkanı Heybet el-Halbusi ve Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faık Zeydan'ın huzurunda sürdüğünü bildirdi.  

Görsel kaldırıldı.Avukat ve bankacı Ali el-Zeydi (Şarku’l Avsat)

Koordinasyon Çerçevesi tarafından yapılan açıklamada, “Aday isimlerin değerlendirilmesinin ardından, parlamentodaki en büyük blok olan Koordinasyon Çerçevesi’nin adayı olarak Ali el-Zeydi’nin başbakanlık görevini üstlenmek ve yeni hükümeti kurmak üzere seçilmesine karar verilmiştir” denildi.

Açıklamada ayrıca, Hukuk Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile İmar ve Kalkınma Koalisyonu lideri Muhammed Şiya es-Sudani’nin adaylıktan çekilmesinin “ulusal çıkarların korunması, siyasi tıkanıklığın aşılması ve mevcut dönemin gerekliliklerine uygun bir aday üzerinde uzlaşının sağlanması açısından sorumlu ve tarihi bir tutum” olduğu vurgulandı.


Ulusal güvenlik kavramının evrimi, bölgesel ve küresel bağlamının birbiri ile bağlantısı

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
TT

Ulusal güvenlik kavramının evrimi, bölgesel ve küresel bağlamının birbiri ile bağlantısı

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)

Nebil Fehmi

Ulusal güvenlik hiçbir zaman statik bir kavram olmamıştır. Toprakları korumaktan ve siyasi sistemin hayatta kalmasını sağlamaktan, ekonomik dayanıklılığı, teknolojiyi, bilgiyi, toplumu ve hatta tedarik zincirlerini yönetmeye kadar genişlemiştir. Mevcut çok kutuplu çağda, bölgesel ve küresel güvenlik derinden iç içe geçmiştir. Güç kullanımına artan bağımlılık, uluslararası düzeni daha parçalı, daha rekabetçi ve daha az yönetilebilir hale getirebilir.

Ulusal güvenlik fikri

Özünde ulusal güvenlik, bir devletin siyasi otoritesini, toprak bütünlüğünü ve hayatta kalması için gerekli koşulları koruma çabasını temsil eder. Geçmiş zamanlarda bu, öncelikle işgale karşı askeri savunma ve bazen de emperyal veya sömürgeci nüfuzu koruma anlamına geliyordu. Zamanla, devletler savaşın tek tehdit olmadığını fark ettikçe kavram genişledi. Ekonomik şoklar, iç istikrarsızlık, ideolojik rekabet, siber saldırılar ve enerji bağımlılığı da bir devletin hayatta kalmasını tehdit edebilirdi.

Bu daha geniş anlam önemli çünkü hükümetlerin güvenlik politikası olarak tanımladıkları şeyi değiştiriyor. Savunma Bakanlığının artık tüm yükü tek başına taşıması mümkün değil. Nitekim ulusal güvenlik bugün finans, ticaret, halk sağlığı, altyapı, veri yönetimi ve sanayi politikasıyla kesişiyor.

Kavramın evrimi

 Modern ulusal güvenlik kavramı birkaç aşamadan geçmiştir. Önemli bir dönüm noktası, egemenliğe ve toprak sınırlarına odaklanan Vestfalya devletler sistemiydi. Ardından, büyük güçler arasındaki rekabetin güvenliği kapsamlı bir ulusal proje haline getirdiği dünya savaşları dönemi geldi. Daha sonra, Soğuk Savaş, caydırıcılık, ittifak yönetimi, nükleer denge ve istihbarat rekabetine dayalı stratejik bir gerekçe olarak ulusal güvenliği pekiştirdi.

Pearl Harbor saldırısı, Amerika Birleşik Devletleri için önemli bir dönüm noktasıydı çünkü güvenliği sınırlı dış kaygıdan kalıcı bir ulusal seferberliğe dönüştürdü. İkinci Dünya Savaşı'nın akabinde, saldırı ve Soğuk Savaş'ın başlangıcı, barış zamanı hazırlığının stratejik düşüncenin kalıcı bir parçası haline gelmesine katkıda bulundu. Bir sonraki değişim, terörizmin, devlet dışı aktörlerin stratejik hasar verebileceğini gösterdiği 11 Eylül saldırılarından sonra geldi. Hükümetler, ulusal güvenlik kavramını iç güvenlik, terörle mücadele, finansman ve sınır kontrolünü içerecek şekilde genişletti.

O zamandan beri, küreselleşme ve teknoloji bu kavramı daha da ileriye taşıdı. Ekonomik karşılıklı bağımlılık yaptırımları, enerji piyasalarını ve yarı iletken ve kritik maden tedarik zincirlerini ekonomik araçlar kadar önemli hale getirdi. Siber saldırılar, dezenformasyon, uzay sistemleri ve yapay zeka, sivil ve askeri meseleler arasındaki çizgileri bulanıklaştırdı.

Dönüm noktaları ve etkenleri

Ulusal güvenlik kavramındaki her genişleme, önceki paradigmanın sınırlılığını ortaya koyan bir şokun ardından geldi. Dünya savaşları, endüstriyel gücün, lojistiğin ve kitlesel seferberliğin savunmanın ayrılmaz unsurları olduğunu gösterdi. Soğuk Savaş güvenliğin küresel, ideolojik ve nükleer hale geldiğini ortaya koydu. 11 Eylül olayları, asimetrik tehditlerin geleneksel sınırları aşabileceğini gösterdi. Finans krizi, siber çatışma ve büyük tedarik zinciri aksamaları ise ekonomik ve teknolojik kırılganlığın stratejik bir zayıflık haline gelebileceğini ortaya çıkardı.

Burada açık bir örüntü ortaya çıkıyor; devletler genellikle güvenlik tanımlarını ancak bir olay önceki tanımın çok dar olduğunu kanıtladıktan sonra genişletirler. Bu nedenle güvenlik doktrininin evrimi kademeli olmaktan ziyade tepkisel olma eğilimindedir ve yine bu kavramın, devleti korumaktan devletin bağlı olduğu sistemleri korumaya kadar genişlemeye devam etmesinin sebebidir.

Bölgesel ve küresel güvenlik

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz. Bölgesel savaşlar enerji fiyatlarını, ticaret yollarını, göçü, silahlanma yarışlarını ve ittifak davranışlarını, doğrudan savaş alanının çok ötesinde etkiler. Buna karşılık küresel rekabetler savaşan taraflara silah, diplomatik destek, fon ve rekabetçi anlatılar sağlayarak bölgesel çatışmaları körükler.

Ukrayna'daki savaş bu karşılıklı bağlantıyı net bir şekilde açıklıyor. Tek bir bölgesel çatışma, Avrupa’nın savunma politikalarını yeniden şekillendirdi, NATO'nun uyumunu güçlendirdi, enerji piyasalarını alt üst etti ve Avrupa'nın çok ötesine yayılan gıda ve gübre krizlerine yol açtı. Benzer şekilde, Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, nakliye rotalarını, sigorta maliyetlerini ve küresel ticareti etkileyerek, bir su yolundaki krizin anında küresel ekonomik ve güvenlik sorununa dönüşebileceğini gösterdi. Son olarak Ortadoğu'da, İran krizi ve Hürmüz Boğazı ile bağlantılı olarak, tekrarlanan yüksek gerilim dalgaları, yerel şiddetin dış güçleri nasıl içine çekebileceğini, daha geniş çaplı çatışma olasılığını nasıl artırabileceğini ve büyük güçler arasında stratejik rekabete nasıl kapı açabileceğini gösterdi.

Bu nedenle, bölgesel güvenliğin aynı zamanda küresel güvenlik olduğu iddiası sadece bir slogan değildir. Herhangi bir bölgedeki silah kontrolü düzenlemeleri, güven artırıcı önlemler ve kriz yönetimi mekanizmaları daha geniş çaplı istikrara katkıda bulunurken, bunların çökmesi büyük güçler arasında gerilimin tırmanması riskini artırır. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre uygulamada, bölgesel ve küresel düzeyler birbirine bağlı hale gelmiştir; bir yerdeki baskının etkileri hızla diğer yerlere yayılmaktadır.

Güç kullanımı ve küresel düzen

Mevcut durum endişe verici çünkü giderek artan sayıda devlet, silahlanmayı sınırlama çerçevelerinin zayıfladığı bir dönemde güce, zorlamaya ve gri bölge araçlarına başvuruyor. Sonuç ise sadece daha fazla çatışma değil, aynı zamanda kırmızı çizgiler, gerilim eşikleri ve kriz yönetimi konusunda daha büyük belirsizliktir. Askeri güç kullanımı kolaylaşırken kontrol edilmesi zorlaştıkça, caydırıcılık daha az istikrarlı hale gelir ve yanlış hesap yapma olasılığı artar.

Gelecekteki küresel düzene gelince en olası sonuç, kurallara dayalı öngörülebilirlikten uzaklaşarak daha çok işlemsel ve çekişmeli bir sisteme doğru geçiş olacaktır. Büyük güçler doğrudan savaştan kaçınabilir, ancak bölgesel vekil güçler, siber operasyonlar, ekonomik zorlama ve seçici ittifaklar yoluyla rekabet edeceklerdir. Bu, güç açısından çok kutuplu ancak kurallar ve normlar açısından parçalanmış, daha zayıf küresel kurumlar ve daha fazla dağılmış güvenlik bloklarını içeren bir dünya doğurabilir.

Bizi ne bekliyor?

Gelecek dünya düzeni muhtemelen tek bir baskın güç tarafından değil, büyük güçler, orta güçler ve bölgesel aktörler arasındaki zorlu uzlaşmalarla şekillenecektir. Devletler, iç dirençlerini dış caydırıcılıkla birleştirmeye devam edeceklerdir; bu da ulusal güvenliğin giderek kapsamlı bir hükümet stratejisi olacağı anlamına geliyor. Buradaki tehlike, her meselenin bir güvenlik meselesi haline gelmesi, diplomasinin rolünün azalması ve siyasi uzlaşmaların daha da zorlaşmasıdır.

Ancak bu, geleceğin kaosa mahkum olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, istikrarın silah kontrolünün yeniden inşasını, krizler sırasında iletişim kanallarının canlandırılmasını ve bölgesel çatışmaların küresel tehditlerin tezahürleri olarak ele alınmasını gerektireceği anlamına geliyor. Küreselleşmenin yönlendirdiği çok kutuplu ve birbirine bağlı dünyada, güvenlik artık yerel ve güç artık ayrı değil; eski sınırlar onları birbirinden ayıramayacak kadar çok kırılgan hale geldi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.