Bennett-Lapid ittifakı Netanyahu’yu rahatsız ediyor… ancak onu devirmek için yeterli değil

İttifakın, af sürecinin aksaklıklarla karşılaşmasıyla aynı zamana denk gelmesi, İsrail Başbakanı için bir başka darbe oldu

Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
TT

Bennett-Lapid ittifakı Netanyahu’yu rahatsız ediyor… ancak onu devirmek için yeterli değil

Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)

İsrail’de eski Başbakan Naftali Bennett ile ana muhalefet lideri Yair Lapid’in partilerini ‘Beyahad’ (Birlikte) adı altında tek çatı altında birleştirme kararı, olağanüstü bir gelişme olarak değerlendirilmese de Başbakan Binyamin Netanyahu cephesinde rahatsızlık yarattı. Netanyahu söz konusu adımı ‘zor bir darbe’ olarak nitelendirdi.

Söz konusu açıklamanın zamanlaması ise dikkat çekti. Pazar günü gelen duyuru, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, ABD Başkanı Donald Trump’ın Netanyahu hakkında yürütülen yolsuzluk davalarında af çıkarılması yönündeki taleplerine karşılık vermeyeceğini açıklamasının hemen ardından geldi. Herzog’un, süreci savcılık ile Netanyahu’nun savunma ekibi arasındaki hukuki zemine bıraktığını belirtmesiyle, Netanyahu açısından aynı gün içinde iki ayrı baskı unsuru oluştu.

Gelişmelerin ardından Netanyahu’nun nasıl bir yanıt vereceği merak edilirken, Başbakan’ın devam eden yargı sürecine ilişkin haberlere sessiz kaldığı görüldü. Buna karşılık Bennett ve Lapid’in ittifakına sert tepki gösteren Netanyahu, yapay zekâ ile oluşturulmuş bir görsel paylaştı. Görselde iki lider çocuk olarak tasvir edilirken, aracı Knesset üyesi Mansur Abbas’ın kullandığı görüldü. Netanyahu paylaşımında, “Sürücünün Mansur olduğu açık. Solun oyları nasıl bölüşeceği önemli değil; her durumda Müslüman Kardeşler ile ittifak kuracaklar ve onlar da terörü destekliyor” ifadelerini kullandı.

Benzer bir paylaşım da Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’den geldi. Ben-Gvir’in paylaştığı bir diğer yapay zekâ görselinde Bennett ve Lapid gelin-damat olarak resmedilirken, nikâhı ‘haham’ olarak tasvir edilen Ahmed Tibi’nin kıydığı görüldü.

Zayıf noktayı bulmak

Netanyahu liderliğindeki sağ bloğun, Bennett ile Lapid arasındaki ittifaka karşı kullanacağı söylemi netleştirdiği gözlendi. Sağ kesim, muhalefet partilerinin daha önce Arap milletvekillerinin desteğine dayanan bir hükümet kurmama taahhüdünü, bu konuda zayıf nokta olarak değerlendirdi.

Söz konusu söylem yalnızca Arap kesimde değil, aynı zamanda liberal ve sol eğilimli Yahudi siyasetçiler arasında da tepkiye yol açtı. Bu isimler arasında Yair Golan ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot da yer aldı. Kamuoyu yoklamaları Netanyahu’nun seçimlerde gerileyebileceğine işaret etse de, muhalefetin Arap partilerden biriyle ittifak kurmadan çoğunluğu aşmasının zor olduğu değerlendiriliyor. Bu çerçevede, Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas’ın iş birliğine açık olduğu belirtiliyor.

Öte yandan sağ blok, aşırı sağ eğilimli Kanal 14 muhabiri Moti Kastel’i konuyla ilgili soru yöneltmesi için görevlendirdi. Kastel, Mansur Abbas’ın adını anmadan, Knesset’teki diğer Arap blok olan Hadash-Ta'al üzerinden Bennett’a hitap ederek, “Gözlerimin içine bak ve bana söyle: Ahmed Tibi ile Aida Touma-Suleyman’ın partisiy­le koalisyon kurmayacağına şimdi söz verebilir misin?” sorusunu yöneltti.

sdvfd
Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas (sağda), Haziran 2021’de Tel Aviv yakınlarındaki Ramat Gan’da Yair Lapid (solda) ve Naftali Bennett ile hükümet koalisyonu anlaşmasını imzalarken (AFP)

Bennett, yöneltilen soruya verdiği yanıtta, Netanyahu’nun daha önce Abbas ile ittifak arayışına giren ilk isim olduğunu öne sürdü. Bennett, Netanyahu’nun ortak hükümet döneminde Abbas ile üç kez görüştüğünü belirterek, “Buna şaşırdım ve kendisine sordum” ifadesini kullandı. Bennett, Netanyahu’nun bu soruya verdiği yanıtı aktarırken, İsrail’in İbrahim Anlaşmaları döneminde bulunduğunu vurguladığını ve “Kendi Arap vatandaşlarımızla diyalog kurmaya çalışmamak mümkün mü?” dediğini aktardı.

Netanyahu’nun Abbas hakkında “Bu kişi gerçekçi ve pragmatik, ittifaka uygun” değerlendirmesinde bulunduğunu da iddia eden Bennett, Abbas ile ilk görüşmesinin de o dönemde Netanyahu’nun girişimi ve katılımıyla gerçekleştiğini öne sürdü.

İttifak işe yarıyor mu?

Bennett ile Lapid arasındaki ittifakın, genel olarak siyasi arenada geniş yankı uyandırdığı ve hatta Netanyahu’nun yargı sürecinin önüne geçtiği değerlendiriliyor. Nitekim dün ortaya çıkan verilere göre, Netanyahu’nun davasında planlanan duruşmaların yüzde 53’ten fazlasının ‘şüpheli güvenlik gerekçeleriyle’ ertelendiği bildirildi.

Sağ kesim, muhalefetin birleşmesini Arap partilerle ittifaka karşı çıkan söylem üzerinden ve ırkçı bir çerçevede eleştirirken, merkez ve sol blokta ise bu adımın siyasi faydası sorgulanmaya başlandı. Kamuoyu yoklamaları, muhalefet partilerinin seçimlere ayrı listelerle girmesi durumunda 120 sandalyeli parlamentoda 61 çoğunluğuna ulaşabileceğini gösteriyor. Buna karşılık, tek blok halinde seçime girilmesinin siyasi kutuplaşmayı artıracağı ve Arap partilerden birinin desteği olmadan çoğunluğun sağlanamayacağı görüşü öne çıkıyor.

cfdvfd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2 Şubat 2026’da Knesset’te bir konuşma yaptı. (EPA)

Ocak ayında yayımlanan son kamuoyu yoklamasında, Bennett, Lapid ve Eisenkot’un yer aldığı bir ittifak senaryosu ele alındı. Buna göre söz konusu bloğun 38 sandalye kazanabileceği, bunun da partilerin ayrı ayrı seçime girmesi durumunda elde edecekleri toplamla aynı olduğu görüldü.

Ancak aynı senaryoda, bu üçlü ittifakın Likud lideri Binyamin Netanyahu ile Itamar Ben-Gvir’in temsil ettiği aşırı sağ bloğun da sandalye sayısını birer artırdığı ve Netanyahu liderliğindeki koalisyonun 51 sandalyeye ulaştığı hesaplandı. Buna karşılık, Arap partiler hariç tutulduğunda muhalefetin toplamda 59 sandalyede kaldığı belirtildi.

Dün yapılan bir ankette ise Bennett ve Lapid’in birlikteliğinin, ayrı hareket etmeleri halinde elde edebilecekleri sonuca kıyasla toplamda 4 sandalye kaybına yol açabileceği ifade edildi.

Buna rağmen iki liderin bu adımı atmasının, seçim atmosferini canlandırmak ve son 30 aydır savaş nedeniyle siyasi gündemi domine eden Netanyahu’nun inisiyatifini kırmak amacı taşıdığı değerlendiriliyor. Netanyahu’nun söz konusu süreci kişisel ve partisel hedefleri doğrultusunda sürdürdüğü yönünde eleştiriler de dile getiriliyor.

İki liderin, Ekim 2026 sonunda yapılması planlanan seçimlerden yaklaşık altı ay önce attıkları bu adımın, kamuoyunda geniş bir ivme yaratabileceği ve muhalefetin anketlerdeki konumunu güçlendirebileceği görüşünde olduğu ifade ediliyor.

Bu çerçevede, Netanyahu açısından en büyük sınamanın söz konusu ivmeyi kırarak kendi lehine çevirmek olduğu belirtiliyor. Başbakan’ın bu nedenle eleştirilerini özellikle Arap partilerle olası ittifak üzerinden ve sert bir söylemle yoğunlaştırdığı görülüyor.

Savaşın etkisiyle İsrail kamuoyunda Araplara yönelik tepkinin arttığı, Arapların çoğu zaman Hamas, Hizbullah, Husiler ve hatta İran ile birlikte anıldığı ifade ediliyor. Bu atmosferde Arap vatandaşların günlük hayatta ayrımcılığa maruz kaldığı, bunun da Bennett ve Lapid’in 2021’de Mansur Abbas ile yaşadıkları ‘olumlu’ deneyime rağmen Arap partilerle açık bir siyasi ittifaktan uzak durmalarına neden olduğu değerlendiriliyor.

Neden şimdi ittifak kurdular?... 4 önemli neden

Bugün öne çıkan soru, Bennett’in neden tam da bu dönemde Lapid ile ittifak kurmayı tercih ettiği yönünde.

Bu soruya yanıt olarak birkaç gerekçe öne çıkıyor. Öncelikle, ittifaka yeşil ışık yakan tarafın Lapid olduğu belirtiliyor. Bennett’in daha önce aynı teklifi Eisenkot’a sunduğu, ancak Eisenkot’un birleşik listenin başına geçme şartı ileri sürdüğü ifade ediliyor. Bennett’in ise kamuoyu yoklamalarında muhalif seçmenlerin yüzde 60’ının kendisini başbakanlık için tercih ettiğini belirterek bu talebi reddettiği aktarılıyor.

İkinci olarak, Lapid’in partisinin mevcut durumda parlamentoda güçlü bir temsile sahip olması dikkat çekiyor. 24 sandalyeyle temsil edilen partinin, her milletvekili için aylık yaklaşık 1,5 milyon şekel finansman aldığı ve bunun seçim kampanyası açısından önemli bir maddi avantaj sağladığı vurgulanıyor.

Üçüncü neden ise Lapid ve partisinin düşen popülaritesi olarak öne çıkıyor. Anketler, partinin sandalye sayısının 24’ten 7’ye gerileyebileceğine işaret ederken, Benny Gantz örneğinde olduğu gibi siyasi sahneden silinme riskine karşı bu ittifakın bir ‘koruma kalkanı’ olarak görüldüğü ifade ediliyor.

sdfr
 İsrail muhalefet lideri Benny Gantz ve Başbakan Binyamin Netanyahu (Reuters)

Dördüncü gerekçe ise iki lider arasındaki önceki iş birliği deneyimine dayanıyor. Bennett ile Lapid, Haziran 2021’den Aralık 2022’ye kadar 18 ay süren bir koalisyon hükümeti kurmuştu. Bu hükümetin çöküşünün başarısızlıktan değil, aşırı sağcı bazı milletvekillerinin ayrılarak Netanyahu bloğuna katılmasından kaynaklandığı ifade ediliyor. Söz konusu vekillerin bakanlık veya garanti siyasi pozisyonlar karşılığında saf değiştirdiği öne sürülüyor.

Bennett, düzenlediği bir basın toplantısında bu dönemi ‘başarılı’ olarak nitelendirerek, hükümetlerinin enflasyonu kontrol altına aldığını, ülke ekonomisini yüksek borç seviyesinden daha güçlü bir mali yapıya taşıdığını ve İsrail’in dış ilişkilerini iyileştirdiğini savundu. Ayrıca Netanyahu’yu eleştiren Bennett, onun politikalarını durdurduklarını ve Netanyahu’nun ‘Hamas’a nakit para dolu çantalar gönderdiğini’ iddia etti.

Gelecek

Bennett, seçim sonrası kurmayı planladığı hükümetin ana hatlarını ortaya koymaya çalışırken, dikkat çekici şekilde savaş konusuna değinmedi. Daha önce Netanyahu’yu savaş hedeflerine ulaşamamakla eleştiren Bennett’in açıklamalarından, savaşın sürdürülmesini desteklediği izlenimi çıkarken, Washington’dan gelen ‘Donald Trump ile şimdiden karşı karşıya gelinmemesi’ yönündeki tavsiyelerin etkili olduğu değerlendirildi.

Bennett pazar akşamı Lapid ile birlikte düzenlediği ortak basın toplantısında hükümet programının ana çerçevesini açıkladı. “Bu, devleti onarma yolunda büyük bir adımdır, ancak kesinlikle son adım değildir” diyen Bennett, “Ülkenin çehresini değiştirecek yeni adımlar ve sürprizler göreceksiniz” ifadesini kullandı.

Bennett, yeni hükümetin ilk gününde 7 Ekim saldırısı ile ilgili resmi bir soruşturma komisyonu kurulacağını, böylece hem mağdur ailelere hem de tüm İsrail toplumuna gerçeklerin açıklanacağını söyledi. Ayrıca tüm kesimleri kapsayan zorunlu askerlik yasası çıkarılacağını, ultra-Ortodoks (Haredi) kesimin de buna dahil edileceğini ve buna karşı çıkan dini kurumların finansmanının kesileceğini belirtti. Planlar arasında başbakanlık görev süresinin sekiz yıl ile sınırlandırılması, ülke topraklarının korunması ve ‘tek bir santimetreden dahi taviz verilmemesi’ de yer aldı. Bennett ayrıca, toplumu birleştiren, kapsayıcı ve zorlamadan uzak bir Yahudilik anlayışının güçlendirileceğini ifade ederek, “Bugün burada birlikte durarak İsrail’de köklü bir reform başlatıyoruz. Her zaman yaptığımız gibi egolarımızı bir kenara bırakıp ülke için en doğru olanı yapıyoruz” dedi.

Öte yandan, iki lidere yakın kaynaklar, Bennett ve Lapid’in birlik kararının, mevcut bölünmüşlük devam ettiği sürece seçim kazanmanın imkânsız olduğu sonucuna varılmasının ardından alındığını aktardı. Kaynaklara göre, Netanyahu liderliğindeki mevcut hükümete karşı olan blok, iç bölünmeler nedeniyle zayıf durumda bulunuyor. İki liderin karar öncesinde anketler yaptırdığı ve son bir hafta içinde birden fazla görüşme gerçekleştirdiği, nihayetinde anlaşmanın tamamlanarak resmi olarak imzalandığı bildirildi.

Kayıp af

New York Times gazetesi, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Donald Trump’ın Netanyahu için af çıkarılması yönündeki taleplerine uymayı düşünmediğini ortaya koydu. Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığına göre Herzog, bağlayıcı hukuki süreçler tamamlanmadan af seçeneğinin gündeme gelmeyeceğini savunuyor. Bu çerçevede Herzog’un, savcılık ile Netanyahu’nun avukatları arasında bir uzlaşma sağlanması için arabuluculuk yapmayı planladığı ve böyle bir anlaşma kapsamında Netanyahu’nun kendisine yöneltilen suçlamaları kabul edebileceği belirtiliyor.

sdvdsv
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkemeye çıktı. (Reuters)

Bu gelişme, yargı sürecini sonuçlanmadan sonlandırmaya çalışan Netanyahu açısından önemli bir darbe olarak değerlendiriliyor. Herzog’un, af verilip verilmemesi ikileminin ötesinde farklı seçeneklerin bulunduğuna inandığı ve öncelikli rolünü, yolsuzluk suçlamaları nedeniyle derin şekilde bölünmüş olan İsrail toplumunda birliği güçlendirmek olarak gördüğü ifade ediliyor. Bu nedenle af meselesinin müzakere yoluyla çözülmesini tercih ettiği kaydediliyor.

İsrail Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nden yapılan açıklamada da Herzog’un daha önce defalarca dile getirdiği gibi, savcılık ile Netanyahu arasında bir uzlaşmaya varılmasının ‘uygun ve doğru bir çözüm’ olduğu vurgulandı. Açıklamada ayrıca, taraflar arasında yürütülen temasların, karşılıklı mutabakata ulaşılması açısından ‘gerekli bir süreç’ olduğu belirtildi.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.