Ürdün ve Müslüman Kardeşler: Ortaklıktan yasaklanmaya

Karar bir dönemi tamamen kapatırken geleceği çeşitli senaryolara açıyor

İslami Hareket Cephesi'nin Amman'daki ofisinin önünde bekleyen Ürdün polisi, 23 Nisan 2025 (Reuters)
İslami Hareket Cephesi'nin Amman'daki ofisinin önünde bekleyen Ürdün polisi, 23 Nisan 2025 (Reuters)
TT

Ürdün ve Müslüman Kardeşler: Ortaklıktan yasaklanmaya

İslami Hareket Cephesi'nin Amman'daki ofisinin önünde bekleyen Ürdün polisi, 23 Nisan 2025 (Reuters)
İslami Hareket Cephesi'nin Amman'daki ofisinin önünde bekleyen Ürdün polisi, 23 Nisan 2025 (Reuters)

Malik Athamneh

Ürdün devleti ile Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) arasındaki ilişkinin tarihinde önemli bir adım atan İçişleri Bakanı Mazin el-Feraye, çarşamba günü öğleden sonra Müslüman Kardeşlerin Ürdün'de yasaklanacağını resmen duyurdu.

Bu duyuru bir boşluk anından ziyade Müslüman Kardeşlerin 1945 yılındaki kuruluşundan bugüne kadar geçirdiği uzun bir siyasi ve sosyal dönüşüm sürecinin doruk noktası oldu.

Kuruluş ve anlayış

Ürdün'deki Müslüman Kardeşler 1945 yılında tebliğ ve hayır amaçlı resmi makamlarca izin verilen bir dernek olarak kuruldu. Müslüman Kardeşler, kuruluşundan itibaren özellikle onu ülkede milliyetçi ve solcu dalgaya karşı bir müttefiki olarak gören merhum Kral Hüseyin bin Talal döneminde, devletle dengeli bir ilişkiye sahipti. Bu ilişki 1970'li yıllarda Ürdün devleti ile Filistinli direniş grupları arasındaki iç ayaklanma ve çatışmalarda İhvan'ın devletin yanında yer almasına kadar devam etti.

Eğitim, sendikalar ve hayır işleri

Müslüman Kardeşlerin ülkedeki faaliyetleri eğitim ve hayır işlerine kadar uzanmış, okullar ve dini merkezler kurmuş ve meslek sendikalarında önemli noktaları kontrol etmişti. Tüm bunlar daha sonra siyasi olarak güçlenmesine katkıda bulunan geniş bir toplumsal nüfuz elde etmesini sağladı. Müslüman Kardeşler, bu genişleme sayesinde hayır işlerine dayalı toplumsal temeller inşa edebilmiş, ayrıca bu hareket alanını kendi çıkarları için kolejler, enstitüler, üniversiteler ve bankalar da dahil olmak üzere yatırım kurumları kurmak için kullanmış ve bu sayede mali serveti önemli ölçüde artmıştır.

1990'lı yıllar ve İslami Hareket Cephesi'nin yükselişi

Müslüman Kardeşler, ülkede 1989 yılının nisan ayında yaşanan ayaklanmadan sonra siyasi hayatın tüm kesimlere açılması ve parlamenter hayata geri dönülmesiyle birlikte İslamcıların siyasi sürece dahil edilmesini iç dengeleri ayarlamanın bir aracı olarak gören Kral Hüseyin yönetimindeki devletin üstü kapalı desteğiyle 1992 yılında siyasi kolu İslami Hareket Cephesi'ni (Cebhet'ül Emel'ül-İslami/IAF)kurdu. IAF, geleneksel sol ve sağ partilerin zayıf olduğu bir dönemde seçimleri kazanarak birinci parti oldu.

“Ürdün güvenlik güçleri, bu ayın ortalarında ideolojik ve örgütsel olarak Müslüman Kardeşler ile bağlantılı bir hücre tarafından yönetilen ve son yılların en tehlikelisi olarak tanımlanan bir terör planının engellendiğini duyurdu.

Bozulan anlayışlar

Ancak Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile İsrail arasındaki Oslo Anlaşması sürprizinin bir sonucu olarak 1994 yılında İsrail ile Vadi Araba Anlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte Müslüman Kardeşler ile Ürdün devleti arasındaki gerginliğin ilk işaretleri ortaya çıkmaya başladı. Müslüman Kardeşlerin anlaşmaya açıkça karşı çıkması ve dış ve iç politikada eleştirel tutumlar sergilemesi, yetkilileri iki taraf arasında ilişkiyi yeniden değerlendirmeye itti.  Ardından Müslüman Kardeşlerin aktif rol üstlendiği halk hareketi ‘Arap Baharı’ süreci başladı. Bu da devletle arasındaki güvensizliği artırdı. Bu durum daha sonra İhvan’ın bölünmesine ve 2015 yılında yasal olarak ruhsatlı bir derneğin doğmasına yol açtı.

Hamas ile yolların kesiştiği nokta

Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail'e düzenlediği saldırının ardından Ürdün'deki Müslüman Kardeşler, Hamas'a kamuoyu desteği vererek kendini yeniden konumlandırmaya başlamış gibi görünüyordu. Ancak Ürdün devleti bunu özellikle de İhvan’ın kamusal söyleminin sokakta yoğunlaşmaya, güvenlik güçleriyle doğrudan çatışmalara ve İslamcı söylemde daha önce emsali görülmemiş aşırılıklara varılmaya başlandığında ülke içindeki bölgesel olayları siyasi olarak istismar etme girişimi olarak gördü.

dsfrgt
Ürdün İçişleri Bakanı Mazin el-Feraye, Müslüman Kardeşlerin faaliyetlerinin yasaklandığını ve yasadışı ilan edildiğini duyurdu, Amman, 23 Nisan 2025 (PETRA)

IFA, 2023 yılında yapılan parlamento seçimlerinde gözlemciler tarafından Ürdün devletinin gerilimleri kontrol altına alma ve İslamcılara fikirlerini sokak yerine parlamento aracılığıyla ifade etmeleri için meşru bir çıkış yolu sağlama politikası çerçevesinde görülen adil ve şeffaf bir seçim atmosferinde siyaset sahnesine katılma şansı yakaladı. Parti, parlamentoda önemli bir siyasi yapı olduğunu gösteren çok sayıda koltuk elde etmeyi başardı.

Ancak bu fırsata rağmen İhvan, halk baskısını sokak üzerinden sürdürmeyi tercih etti. Bu durum devletle olan ilişkilerinin yeniden gerilmesine yol açtı ve Müslüman Kardeşlerin kurumsal siyaset oyununu oynama konusundaki kararlılığına dair akıllarda soru işaretleri yarattı.

Karar anı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Ürdün güvenlik güçleri, bu ayın ortalarında ideolojik ve örgütsel olarak Müslüman Kardeşler ile bağlantılı bir hücre tarafından yönetilen ve son yılların en tehlikelisi olarak tanımlanan bir terör planının engellendiğini duyurdu. Soruşturmalar, hücrenin 16 üyesinin başkent Amman ve Zerka'daki gizli depolarda saklanan kısa menzilli füzeler ve  İHA’ların yanında TNT ve C4 gibi yüksek etkili patlayıcı malzemeler kullanarak Ürdün içindeki güvenlik bölgelerini hedef alan saldırılar gerçekleştirmeyi planladığını gösterdi.

Müslüman Kardeşler, 2020 tarihli bir Yargıtay kararı çerçevesinde resmen yasaklandı.

Daha sonra hücrenin bazı üyelerinin ülke dışında eğitim aldığının ve bazıları ile Müslüman Kardeşler Şura Konseyi arasında doğrudan bağlantılar bulunduğunun ortaya çıkması, devletin İhvan tehdidinin geleneksel siyasi çerçevenin ötesine geçtiğine dair inancını pekiştirdi.

IAF, her ne kadar bazı şüphelilerin üyeliğini dondurarak partiyle ilişkilerini reddetme girişiminde bulunsa da devlet, yaşananları açık siyasi söylem ile gizli örgütsel söylem arasında tehlikeli bir kopyalamanın kesin kanıtı olarak değerlendirdi. Bu durum, ulusal güvenliği korumaya yönelik kararlı bir adım olarak, güvenlik ifşasından sadece bir hafta sonra yasaklama kararının alınmasını hızlandırdı.

Yasaklama kararı uzun bir sürecin doruk noktasıydı

Müslüman Kardeşler, 2020 tarihli bir Yargıtay kararı çerçevesinde resmen yasaklandı. IAF halen lisanslı bir siyasi parti olsa da, bu karar din ve siyaset arasındaki uzun bir örtüşme sürecinin sonuna işaret ediyor ve devletin parti hayatını yeni yasaya uygun olarak düzenleme eğilimini güçlendiriyor.

fgthyu
Ürdün'ün başkenti Amman'da Gazze'ye destek için toplanan göstericiler Ürdün ve Filistin bayraklarının yanı sıra Müslüman Kardeşler flaması taşırken 27 Ocak 2023 (AFP)

Gazze'deki Hamas'ın Ürdün'ü tutuklanan ve Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne sevk edilen kişileri serbest bırakmaya çağıran açıklamasından sadece bir gün sonra bu güvenlik adımı atıldı ve Müslüman Kardeşler Ürdün’de yasaklandı. Ülkenin siyasi aklına yönelik bir provokasyon ve grup ile kontrolden çıkmış olan Hamas Hareketi arasındaki bağlantının bir başka göstergesiydi. Ülkenin siyasi aklına yönelik bir provokasyon ve Müslüman Kardeşler ile kontrolden çıkmış Hamas Hareketi arasındaki bağlantının bir başka göstergesi olan bu durum, bazı analistlerin İhvan’ın faaliyetlerinin yasaklanması kararını ve bunun uygulanmasını Hamas'ın açıklamasına bağlamasına ve devletin bazı karar alıcı çevrelerce ‘açık’ ve ‘kabul edilemez’ olarak değerlendirdiği bu müdahaleye verdiği dolaylı bir cevap olarak görülmesine neden oldu.

Ürdün devletinin anayasa ve yasalara olan bağlılığı açısından Müslüman Kardeşlerin kökünü kazımak kolay bir karar değil. Zira gelecek senaryolarının çizilmesi sürecinin siyasi ve hukuki açıdan dikkatle değerlendirilmesini gerekiyor.

Analistlere göre geleceğe dair senaryolar tamamen siyasi ve güvenlik yaklaşımlarına dayanıyor. IFA lisanslı bir parti, ancak siyasi olarak yasaklı bir grubun uzantısı. Partinin lisansı iptal edilirse, parlamentodaki varlığının anayasaya uygunluğu konusu tartışmaya açılır ve bazılarının parlamentonun feshedilmesini içerdiğine inandığı çözümler aranır. Bu durum anayasal olarak parlamentonun feshedildiği hükümetin görevden ayrılmasıyla dört ay içinde seçimlere gidilmesi anlamına gelir. Son anayasa değişikliklerine göre ayrılan hükümetin başkanı yeni bir hükümet kurmakla görevlendirilemez. Bu da karar alıcıların hükümeti ve yeni atanan başbakanını muhafaza etme arzuna ters düşer.

Bu sorun karşısında gözlemciler, senaryoların ya IFA milletvekillerinin görevden alınması ve yerlerine ulusal parti listelerinden sıradaki isimlerin getirilmesi gibi daha karmaşık mekanizmaların devreye girdiği dar bir çerçeveye ya da anayasa maddelerinin değiştirilmesi gibi daha radikal bir çözüme gidilebileceğini öngörüyor.

Ürdün Kraliyet Divanı’na yakın bir kaynak, parlamentoyu feshetme ve seçimleri denetlemek üzere yeni bir hükümet atama ve ardından istifa etme senaryosunu öne sürerek, Başbakan Dr. Cafer Hasan'ın son dönemde sonuçları elle tutulur hale gelen yoğun ekonomik programını sürdürmek üzere yeniden atanmasını kolaylaştıracağını belirtti. Kaynağa göre bu aynı zamanda Başbakan Dr. Hasan'a, son olaylardan önce bir hükümet değişikliğine gidilebileceği yönündeki söylentilerle daha uyumlu bir hükümet kurma fırsatı sağlayacak.

efrtgy6
Ürdün ve İsrail arasında su için güneş enerjisi konusunda ABD arabuluculuğunda imzalanan 'Niyet Beyanı' anlaşmasını görüşmek üzere düzenlenen parlamento oturumuna katılan Ürdünlü milletvekilleri, 15 Aralık 2021 tarihinde (AFP)

Ürdün devletinin anayasa ve yasalara olan bağlılığı açısından Müslüman Kardeşlerin kökünü kazımak kolay bir karar değil. Zira gelecek senaryolarının çizilmesi sürecinin siyasi ve hukuki açıdan dikkatle değerlendirilmesini gerekiyor. Ancak Müslüman Kardeşleri ‘bitirme’ ve siyasi olarak tasfiye etme kararı geri döndürülemez olduğundan bu durum, bölgesel ve uluslararası dosyaları, bölge ve dünyadaki değişimlerle daha tutarlı bir şekilde yeniden şekillendirecek.

Müslüman Kardeşlerin Ürdün’de Kral Hüseyin dönemindeki ortaklıkla başlayan hayatı, 1990'lı yıllarda yapılan seçimlerdeki yükselişi ve Arap Baharı'ndan sonraki siyasi geri çekilme arasında, devlet ile siyasal İslamcılığın en tehlikeli hareketi arasındaki iç içe geçmiş ilişkilerin bir sayfasını kapatan bir kararla bugün sona ererken Ürdün siyasi tarihinde de bir dönem böyleye kapanmış oluyor.



Libya'nın bölünmüş bir ortamda ‘paralel harcamaları’ kontrol etme mekanizmalarına ilişkin soru işaretleri

Menfi ve Dibeybe arasında Trablus'ta yapılan toplantıdan bir kare, 11 Şubat 2026 (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi ve Dibeybe arasında Trablus'ta yapılan toplantıdan bir kare, 11 Şubat 2026 (Libya Başkanlık Konseyi)
TT

Libya'nın bölünmüş bir ortamda ‘paralel harcamaları’ kontrol etme mekanizmalarına ilişkin soru işaretleri

Menfi ve Dibeybe arasında Trablus'ta yapılan toplantıdan bir kare, 11 Şubat 2026 (Libya Başkanlık Konseyi)
Menfi ve Dibeybe arasında Trablus'ta yapılan toplantıdan bir kare, 11 Şubat 2026 (Libya Başkanlık Konseyi)

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’nin ‘yasal çerçeve dışındaki paralel harcamaların durdurulması’ gerektiği konusundaki ısrarı, devam eden iktidar mücadelesi açısından birçok siyasetçi ve gözlemcinin bu önlemin fiilen uygulanmasının ciddiyetini sorgulamasına neden oldu.

Menfi ve Dibeybe, geçtiğimiz hafta sonu, kamu harcamalarının yönetimi ile ilgili hükümet tedbirlerini ve ‘Birleşik Kalkınma Programı’na uygun olarak resmi kanallar aracılığıyla harcamaları sınırlandırmanın yollarını görüştüklerini açıkladılar. Programın imzalanmasından bu yana neredeyse dört ay geçmesine rağmen, programın ayrıntıları henüz açıklanmadı.

Libya Merkez Bankası'nın himayesinde Temsilciler Meclisi (TM) ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) temsilcileri arasında imzalanan ve uluslararası destek gören program, iki rakip hükümetin ülke için ortak bir genel bütçe üzerinde anlaşmakta zorluk yaşamalarından ötürü kalkınma harcamaları kanallarını birleştirmek için bir çerçeve olarak tanıtıldı.

Ancak Merkez Bankası tarafından açıklanan gelir ve gider verilerine göre mali gerçeklik, paralel harcama kanallarının devam ettiğini gösteriyor. Bu da birçok kişinin Dibeybe ve Menfi'nin açıklamalarını sorgulamasına ve bunları rakipleriyle bir dizi siyasi anlaşmazlığın yeni bir bölümü veya dinarın değerindeki düşüş ve yükselen fiyatların yükünü taşıyan sokakları sakinleştirme girişimi olarak görmesine neden oluyor.

DYK üyesi Saad bin Şarada, Dibeybe ve Menfi'nin açıklamalarının, uluslararası güçlerin önünde birleşik kalkınma programına bağlı taraflar olarak görünme çabası olduğu ve yıllardır kamu hazinesini tüketen ve boşaltan paralel harcamalara son verme konusunda ciddi bir açıklama olmadığı değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bin Şarada, “Her hükümet kendini meşru görür ve rakibini paralel harcamalarla suçlar. Gerçek şu ki, bütçe yasası dışında harcanan her dinar paralel harcama ve rastgele harcamadır” yorumunda bulundu. Bin Şarada, iki hükümetin ‘bu yasanın yokluğundan endişe duymadığını’ belirtti.

TM’nin UBH’ye güvenini çekmesi ve ülkenin doğusundaki Usama Hammad hükümetinin meşru hükümet olduğunu iddia etmesine rağmen, Bin Şarada, krizin tarafları arasında siyasi irade olması halinde, iki hükümet arasında petrol gelirlerine göre paylaşılacak bir kalkınma ve harcama bütçesi hazırlamak üzere bir uzmanlar komitesi kurulabileceğine inanıyor.

Bin Şarada, iki hükümetin, petrol ve diğer kaynaklardan elde edilen gelirlerin dağıtımı konusunda anlaşarak, tek bir ulusal bütçe üzerinde uzlaşması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Bugüne kadar birleşik kalkınma programının ayrıntılarının açıklanmamış olmasını eleştiren Bin Şarada, bunun, ‘yeniden inşa projelerini ve bunların mali tahsisatlarını doğu ve batıdaki güçler arasında bölme girişimi olduğu yönündeki şüpheleri güçlendirdiğini’ belirterek, iki hükümete fon aktarılmasının, bunların varlığını uzatacağını ve seçimlerin önünü açacak birleşik bir hükümetin kurulmasını engelleyeceğini vurguladı.

Libyalı hukuk araştırmacısı Hişam Salim el-Harati, kötüleşen ekonomik kriz çerçevesinde resmi kanallar aracılığıyla harcamaların sınırlandırılması konusunda Menfi ve Dibeybe’nin önerilerinin önemini vurgulasa da ‘bunu uygulayabileceklerinden şüpheli’ olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Harati, bu açıklamaları sokakları sakinleştirmek için yapılan beyhude bir girişim olarak nitelendirdi. Libyalıların, iktidardakilerin kamu yararına ilgi duymadıklarını ve kamu parasını ganimet olarak gördüklerini fark ettiklerini belirtti. Bu açıklamaların, geçtiğimiz yılın sonlarında Halife Hafter liderliğindeki Libya Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Fonu için 69 milyar dinarlık (yaklaşık 11 milyar dolar) bir bütçeyi onaylayan TM’ye karşı bir siyasi hamle olabileceğini düşündüğünü söyledi. Üç yıllık olan bu bütçenin petrol ve devlet gelirleriyle karşılanması planlanıyor.

Harati, ‘özellikle petrol üretiminin istikrarlı seyretmesi ve küresel pazarda fiyatların düşme olasılığı göz önüne alındığında, bankanın rezervleri feda ederek iki hükümetin taleplerini karşılamaya devam etmesinin risklerine’ karşı uyardı.

Menfi ve Dibeybe, UBH'nin Ramazan ayı hazırlıkları kapsamında aldığı ekonomik önlemler paketini de ele aldı. Bu önlemler arasında özellikle piyasaların düzenlenmesi, temel ihtiyaç maddelerinin temin edilmesinin sağlanması, fiyatların izlenmesi ve en savunmasız gruplar için sosyal koruma programlarının genişletilmesi yer alıyor.

Menfi ve Dibeybe, ayrıca genel istikrarı artırmak ve vatandaşların ekonomik koşullarını ve hizmetleri iyileştirme çabalarını desteklemek için devlet kurumları arasında koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesinin önemini vurguladılar.


Suudi Arabistan: İşgal altındaki Filistin toprakları üzerinde İsrail’in egemenliği yok

Ramallah kenti yakınındaki Batı Şeria’da yer alan Giv'at Ze'ev İsrail yerleşiminde yakın zamanda inşa edilen binalar (AFP)
Ramallah kenti yakınındaki Batı Şeria’da yer alan Giv'at Ze'ev İsrail yerleşiminde yakın zamanda inşa edilen binalar (AFP)
TT

Suudi Arabistan: İşgal altındaki Filistin toprakları üzerinde İsrail’in egemenliği yok

Ramallah kenti yakınındaki Batı Şeria’da yer alan Giv'at Ze'ev İsrail yerleşiminde yakın zamanda inşa edilen binalar (AFP)
Ramallah kenti yakınındaki Batı Şeria’da yer alan Giv'at Ze'ev İsrail yerleşiminde yakın zamanda inşa edilen binalar (AFP)

Suudi Arabistan, İsrail işgal makamlarının Batı Şeria’daki toprakları “devlet arazisi” olarak nitelendirme kararını kınadı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bugün (Pazartesi) yapılan açıklamada, “Krallık, İsrail işgal makamlarının Batı Şeria’daki toprakları ‘işgal otoritelerine bağlı devlet arazisi’ olarak dönüştürme kararını kınamaktadır. Bu adım, işgal altındaki Batı Şeria’da yeni bir hukuki ve idari gerçeklik dayatmayı hedefleyen planların parçasıdır ve bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamaktadır” denildi.

Açıklamada ayrıca, “Krallık, işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde İsrail’in hiçbir egemenliği olmadığını vurgulamakta; uluslararası hukukun ağır bir ihlali niteliğindeki ve iki devletli çözümü zayıflatan bu yasa dışı uygulamaları kesin bir dille reddetmektedir. Bu adımlar, kardeş Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen devletini kurma yönündeki asli hakkına yönelik bir saldırıdır” ifadelerine yer verildi.

İbranice yayımlanan “Ahronoth gazetesine bağlı Ynet sitesinin verdiği habere göre İsrail hükümeti dün (Pazar), Batı Şeria’da 1967’den bu yana ilk kez arazi kayıt sürecinin başlatılmasına yönelik bir öneriyi onayladı.

İsrail Yayın Kurumu’na göre karar, Batı Şeria’da arazi tasfiye ve tescil işlemlerinin başlatılmasını ve geniş alanların “devlet arazisi” olarak kaydedilmesini öngörüyor. Bu durumun, söz konusu alanlar üzerinde kontrolün pekiştirilmesinin önünü açacağı ifade edildi.

İsrail hükümeti geçen hafta da işgal altındaki Batı Şeria’da yetkilerini genişleten ve Yahudilerin arazi satın alma sürecini kolaylaştıran bir dizi karar almıştı. Kabine kararları kapsamında, arazi kayıtlarının gizliliği kaldırılarak satın alma işlemlerinin kolaylaştırılması sağlandı. Böylece alıcıların arazi sahiplerini tespit edip doğrudan iletişime geçmesine imkân tanındı; zira bu kayıtlar uzun süredir gizli tutuluyordu.


Berri, "bazı partilerin" seçimleri engellediğini iddia etti

Tüm gözler, "Danışma Kurulu"nun (Lübnan Cumhurbaşkanlığı) kararına ilişkin tutumunu görmek üzere yaklaşan kabine toplantısında... ve bu bağlamda, Berri (Ulusal Haber Ajansı)
Tüm gözler, "Danışma Kurulu"nun (Lübnan Cumhurbaşkanlığı) kararına ilişkin tutumunu görmek üzere yaklaşan kabine toplantısında... ve bu bağlamda, Berri (Ulusal Haber Ajansı)
TT

Berri, "bazı partilerin" seçimleri engellediğini iddia etti

Tüm gözler, "Danışma Kurulu"nun (Lübnan Cumhurbaşkanlığı) kararına ilişkin tutumunu görmek üzere yaklaşan kabine toplantısında... ve bu bağlamda, Berri (Ulusal Haber Ajansı)
Tüm gözler, "Danışma Kurulu"nun (Lübnan Cumhurbaşkanlığı) kararına ilişkin tutumunu görmek üzere yaklaşan kabine toplantısında... ve bu bağlamda, Berri (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Parlamentosu Başkanı Nebih Berri, Adalet Bakanlığı'ndaki "Yasama ve Danışma Kurulu"nun İçişleri Bakanı Ahmed Haccar'ın gurbetçilerin oy kullanmasıyla ilgili sorusuna verdiği cevaba ilişkin olarak, "bazı tarafların" gelecek mayıs ayında yapılması planlanan parlamento seçimlerini bozmaya çalıştığını iddia etti.

Berri, Şarku’l Avsat’a şunları söyledi: "Bir hakimin yasanın uygulanmasını sağlamak yerine askıya aldığını ilk kez duyuyoruz. Bağlayıcı olmayan bir istişareyle bu durum geçiştirilemez. Komisyonun verdiği yanıt, parlamento seçimlerinin zamanında yapılmasını engelleme planının varlığını ve bunun bir partinin isteği üzerine çıkarıldığını gösteriyor", ancak söz konusu partinin adını vermedi.

Berri, mevcut konseyin görev süresinin uzatılmasını desteklemediğini doğrulayarak, "Sandıklara başvurmaya karar verdik" dedi.