Ürdün ve Müslüman Kardeşler: Ortaklıktan yasaklanmaya

Karar bir dönemi tamamen kapatırken geleceği çeşitli senaryolara açıyor

İslami Hareket Cephesi'nin Amman'daki ofisinin önünde bekleyen Ürdün polisi, 23 Nisan 2025 (Reuters)
İslami Hareket Cephesi'nin Amman'daki ofisinin önünde bekleyen Ürdün polisi, 23 Nisan 2025 (Reuters)
TT

Ürdün ve Müslüman Kardeşler: Ortaklıktan yasaklanmaya

İslami Hareket Cephesi'nin Amman'daki ofisinin önünde bekleyen Ürdün polisi, 23 Nisan 2025 (Reuters)
İslami Hareket Cephesi'nin Amman'daki ofisinin önünde bekleyen Ürdün polisi, 23 Nisan 2025 (Reuters)

Malik Athamneh

Ürdün devleti ile Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) arasındaki ilişkinin tarihinde önemli bir adım atan İçişleri Bakanı Mazin el-Feraye, çarşamba günü öğleden sonra Müslüman Kardeşlerin Ürdün'de yasaklanacağını resmen duyurdu.

Bu duyuru bir boşluk anından ziyade Müslüman Kardeşlerin 1945 yılındaki kuruluşundan bugüne kadar geçirdiği uzun bir siyasi ve sosyal dönüşüm sürecinin doruk noktası oldu.

Kuruluş ve anlayış

Ürdün'deki Müslüman Kardeşler 1945 yılında tebliğ ve hayır amaçlı resmi makamlarca izin verilen bir dernek olarak kuruldu. Müslüman Kardeşler, kuruluşundan itibaren özellikle onu ülkede milliyetçi ve solcu dalgaya karşı bir müttefiki olarak gören merhum Kral Hüseyin bin Talal döneminde, devletle dengeli bir ilişkiye sahipti. Bu ilişki 1970'li yıllarda Ürdün devleti ile Filistinli direniş grupları arasındaki iç ayaklanma ve çatışmalarda İhvan'ın devletin yanında yer almasına kadar devam etti.

Eğitim, sendikalar ve hayır işleri

Müslüman Kardeşlerin ülkedeki faaliyetleri eğitim ve hayır işlerine kadar uzanmış, okullar ve dini merkezler kurmuş ve meslek sendikalarında önemli noktaları kontrol etmişti. Tüm bunlar daha sonra siyasi olarak güçlenmesine katkıda bulunan geniş bir toplumsal nüfuz elde etmesini sağladı. Müslüman Kardeşler, bu genişleme sayesinde hayır işlerine dayalı toplumsal temeller inşa edebilmiş, ayrıca bu hareket alanını kendi çıkarları için kolejler, enstitüler, üniversiteler ve bankalar da dahil olmak üzere yatırım kurumları kurmak için kullanmış ve bu sayede mali serveti önemli ölçüde artmıştır.

1990'lı yıllar ve İslami Hareket Cephesi'nin yükselişi

Müslüman Kardeşler, ülkede 1989 yılının nisan ayında yaşanan ayaklanmadan sonra siyasi hayatın tüm kesimlere açılması ve parlamenter hayata geri dönülmesiyle birlikte İslamcıların siyasi sürece dahil edilmesini iç dengeleri ayarlamanın bir aracı olarak gören Kral Hüseyin yönetimindeki devletin üstü kapalı desteğiyle 1992 yılında siyasi kolu İslami Hareket Cephesi'ni (Cebhet'ül Emel'ül-İslami/IAF)kurdu. IAF, geleneksel sol ve sağ partilerin zayıf olduğu bir dönemde seçimleri kazanarak birinci parti oldu.

“Ürdün güvenlik güçleri, bu ayın ortalarında ideolojik ve örgütsel olarak Müslüman Kardeşler ile bağlantılı bir hücre tarafından yönetilen ve son yılların en tehlikelisi olarak tanımlanan bir terör planının engellendiğini duyurdu.

Bozulan anlayışlar

Ancak Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile İsrail arasındaki Oslo Anlaşması sürprizinin bir sonucu olarak 1994 yılında İsrail ile Vadi Araba Anlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte Müslüman Kardeşler ile Ürdün devleti arasındaki gerginliğin ilk işaretleri ortaya çıkmaya başladı. Müslüman Kardeşlerin anlaşmaya açıkça karşı çıkması ve dış ve iç politikada eleştirel tutumlar sergilemesi, yetkilileri iki taraf arasında ilişkiyi yeniden değerlendirmeye itti.  Ardından Müslüman Kardeşlerin aktif rol üstlendiği halk hareketi ‘Arap Baharı’ süreci başladı. Bu da devletle arasındaki güvensizliği artırdı. Bu durum daha sonra İhvan’ın bölünmesine ve 2015 yılında yasal olarak ruhsatlı bir derneğin doğmasına yol açtı.

Hamas ile yolların kesiştiği nokta

Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail'e düzenlediği saldırının ardından Ürdün'deki Müslüman Kardeşler, Hamas'a kamuoyu desteği vererek kendini yeniden konumlandırmaya başlamış gibi görünüyordu. Ancak Ürdün devleti bunu özellikle de İhvan’ın kamusal söyleminin sokakta yoğunlaşmaya, güvenlik güçleriyle doğrudan çatışmalara ve İslamcı söylemde daha önce emsali görülmemiş aşırılıklara varılmaya başlandığında ülke içindeki bölgesel olayları siyasi olarak istismar etme girişimi olarak gördü.

dsfrgt
Ürdün İçişleri Bakanı Mazin el-Feraye, Müslüman Kardeşlerin faaliyetlerinin yasaklandığını ve yasadışı ilan edildiğini duyurdu, Amman, 23 Nisan 2025 (PETRA)

IFA, 2023 yılında yapılan parlamento seçimlerinde gözlemciler tarafından Ürdün devletinin gerilimleri kontrol altına alma ve İslamcılara fikirlerini sokak yerine parlamento aracılığıyla ifade etmeleri için meşru bir çıkış yolu sağlama politikası çerçevesinde görülen adil ve şeffaf bir seçim atmosferinde siyaset sahnesine katılma şansı yakaladı. Parti, parlamentoda önemli bir siyasi yapı olduğunu gösteren çok sayıda koltuk elde etmeyi başardı.

Ancak bu fırsata rağmen İhvan, halk baskısını sokak üzerinden sürdürmeyi tercih etti. Bu durum devletle olan ilişkilerinin yeniden gerilmesine yol açtı ve Müslüman Kardeşlerin kurumsal siyaset oyununu oynama konusundaki kararlılığına dair akıllarda soru işaretleri yarattı.

Karar anı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Ürdün güvenlik güçleri, bu ayın ortalarında ideolojik ve örgütsel olarak Müslüman Kardeşler ile bağlantılı bir hücre tarafından yönetilen ve son yılların en tehlikelisi olarak tanımlanan bir terör planının engellendiğini duyurdu. Soruşturmalar, hücrenin 16 üyesinin başkent Amman ve Zerka'daki gizli depolarda saklanan kısa menzilli füzeler ve  İHA’ların yanında TNT ve C4 gibi yüksek etkili patlayıcı malzemeler kullanarak Ürdün içindeki güvenlik bölgelerini hedef alan saldırılar gerçekleştirmeyi planladığını gösterdi.

Müslüman Kardeşler, 2020 tarihli bir Yargıtay kararı çerçevesinde resmen yasaklandı.

Daha sonra hücrenin bazı üyelerinin ülke dışında eğitim aldığının ve bazıları ile Müslüman Kardeşler Şura Konseyi arasında doğrudan bağlantılar bulunduğunun ortaya çıkması, devletin İhvan tehdidinin geleneksel siyasi çerçevenin ötesine geçtiğine dair inancını pekiştirdi.

IAF, her ne kadar bazı şüphelilerin üyeliğini dondurarak partiyle ilişkilerini reddetme girişiminde bulunsa da devlet, yaşananları açık siyasi söylem ile gizli örgütsel söylem arasında tehlikeli bir kopyalamanın kesin kanıtı olarak değerlendirdi. Bu durum, ulusal güvenliği korumaya yönelik kararlı bir adım olarak, güvenlik ifşasından sadece bir hafta sonra yasaklama kararının alınmasını hızlandırdı.

Yasaklama kararı uzun bir sürecin doruk noktasıydı

Müslüman Kardeşler, 2020 tarihli bir Yargıtay kararı çerçevesinde resmen yasaklandı. IAF halen lisanslı bir siyasi parti olsa da, bu karar din ve siyaset arasındaki uzun bir örtüşme sürecinin sonuna işaret ediyor ve devletin parti hayatını yeni yasaya uygun olarak düzenleme eğilimini güçlendiriyor.

fgthyu
Ürdün'ün başkenti Amman'da Gazze'ye destek için toplanan göstericiler Ürdün ve Filistin bayraklarının yanı sıra Müslüman Kardeşler flaması taşırken 27 Ocak 2023 (AFP)

Gazze'deki Hamas'ın Ürdün'ü tutuklanan ve Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne sevk edilen kişileri serbest bırakmaya çağıran açıklamasından sadece bir gün sonra bu güvenlik adımı atıldı ve Müslüman Kardeşler Ürdün’de yasaklandı. Ülkenin siyasi aklına yönelik bir provokasyon ve grup ile kontrolden çıkmış olan Hamas Hareketi arasındaki bağlantının bir başka göstergesiydi. Ülkenin siyasi aklına yönelik bir provokasyon ve Müslüman Kardeşler ile kontrolden çıkmış Hamas Hareketi arasındaki bağlantının bir başka göstergesi olan bu durum, bazı analistlerin İhvan’ın faaliyetlerinin yasaklanması kararını ve bunun uygulanmasını Hamas'ın açıklamasına bağlamasına ve devletin bazı karar alıcı çevrelerce ‘açık’ ve ‘kabul edilemez’ olarak değerlendirdiği bu müdahaleye verdiği dolaylı bir cevap olarak görülmesine neden oldu.

Ürdün devletinin anayasa ve yasalara olan bağlılığı açısından Müslüman Kardeşlerin kökünü kazımak kolay bir karar değil. Zira gelecek senaryolarının çizilmesi sürecinin siyasi ve hukuki açıdan dikkatle değerlendirilmesini gerekiyor.

Analistlere göre geleceğe dair senaryolar tamamen siyasi ve güvenlik yaklaşımlarına dayanıyor. IFA lisanslı bir parti, ancak siyasi olarak yasaklı bir grubun uzantısı. Partinin lisansı iptal edilirse, parlamentodaki varlığının anayasaya uygunluğu konusu tartışmaya açılır ve bazılarının parlamentonun feshedilmesini içerdiğine inandığı çözümler aranır. Bu durum anayasal olarak parlamentonun feshedildiği hükümetin görevden ayrılmasıyla dört ay içinde seçimlere gidilmesi anlamına gelir. Son anayasa değişikliklerine göre ayrılan hükümetin başkanı yeni bir hükümet kurmakla görevlendirilemez. Bu da karar alıcıların hükümeti ve yeni atanan başbakanını muhafaza etme arzuna ters düşer.

Bu sorun karşısında gözlemciler, senaryoların ya IFA milletvekillerinin görevden alınması ve yerlerine ulusal parti listelerinden sıradaki isimlerin getirilmesi gibi daha karmaşık mekanizmaların devreye girdiği dar bir çerçeveye ya da anayasa maddelerinin değiştirilmesi gibi daha radikal bir çözüme gidilebileceğini öngörüyor.

Ürdün Kraliyet Divanı’na yakın bir kaynak, parlamentoyu feshetme ve seçimleri denetlemek üzere yeni bir hükümet atama ve ardından istifa etme senaryosunu öne sürerek, Başbakan Dr. Cafer Hasan'ın son dönemde sonuçları elle tutulur hale gelen yoğun ekonomik programını sürdürmek üzere yeniden atanmasını kolaylaştıracağını belirtti. Kaynağa göre bu aynı zamanda Başbakan Dr. Hasan'a, son olaylardan önce bir hükümet değişikliğine gidilebileceği yönündeki söylentilerle daha uyumlu bir hükümet kurma fırsatı sağlayacak.

efrtgy6
Ürdün ve İsrail arasında su için güneş enerjisi konusunda ABD arabuluculuğunda imzalanan 'Niyet Beyanı' anlaşmasını görüşmek üzere düzenlenen parlamento oturumuna katılan Ürdünlü milletvekilleri, 15 Aralık 2021 tarihinde (AFP)

Ürdün devletinin anayasa ve yasalara olan bağlılığı açısından Müslüman Kardeşlerin kökünü kazımak kolay bir karar değil. Zira gelecek senaryolarının çizilmesi sürecinin siyasi ve hukuki açıdan dikkatle değerlendirilmesini gerekiyor. Ancak Müslüman Kardeşleri ‘bitirme’ ve siyasi olarak tasfiye etme kararı geri döndürülemez olduğundan bu durum, bölgesel ve uluslararası dosyaları, bölge ve dünyadaki değişimlerle daha tutarlı bir şekilde yeniden şekillendirecek.

Müslüman Kardeşlerin Ürdün’de Kral Hüseyin dönemindeki ortaklıkla başlayan hayatı, 1990'lı yıllarda yapılan seçimlerdeki yükselişi ve Arap Baharı'ndan sonraki siyasi geri çekilme arasında, devlet ile siyasal İslamcılığın en tehlikeli hareketi arasındaki iç içe geçmiş ilişkilerin bir sayfasını kapatan bir kararla bugün sona ererken Ürdün siyasi tarihinde de bir dönem böyleye kapanmış oluyor.



Suudi Arabistan ve Mısır, İran, Filistin ve Sudan'daki son gelişmeleri ele aldı

Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Suudi Arabistan ve Mısır, İran, Filistin ve Sudan'daki son gelişmeleri ele aldı

Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)
Bin Ferhan ve Abdulati arasında geçen haziran ayında Kahire'de yapılan görüşme (Dışişleri Bakanlığı'nın Facebook sayfası)

Suudi Arabistan ve Mısır, bölgedeki son gelişmeleri görüştü. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile yaptığı telefon görüşmesinde ikili ilişkilerin daha da güçlendirilmesi yollarını ele aldıklarını bildirdi. Abdulati, "İran, Filistin ve Sudan'daki gelişmeler başta olmak üzere bazı bölgesel dosyalar hakkında görüş alışverişinde bulunduk" dedi.

Bugün X platformundaki resmi hesabından paylaşımda bulunan Abdulati, Prens Faysal bin Ferhan ile "iki ülke arasındaki mümtaz kardeşlik ilişkilerini" ele aldıklarını belirtti.

Geçtiğimiz ağustos ortasında da Suudi Arabistan ve Mısır Dışişleri Bakanları bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Görüşmede iki ülke arasındaki "kardeşlik ve stratejik ilişkilerin derinliği ile özel niteliğine" övgüde bulunulmuş, çeşitli alanlardaki ikili iş birliği süreçlerini geliştirmeye devam etme yönündeki ortak kararlılık vurgulanmıştı.

Bakanlar o dönemde ayrıca, iki kardeş ülke de dahil olmak üzere bölgesel ortakların gerilimi düşürmek ve bölgedeki tırmanışı dizginlemek amacıyla yürüttüğü yoğun çabaları ele almıştı. Görüşmede, "mevcut bölgesel güvenlik kaygılarının giderilmesi, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi, bu egemenliğin ihlal edilmemesi ve çatışma çemberinin genişlemesinden kaçınılması" gerektiğinin altı çizilmiş; uluslararası su yollarında seyrüsefer emniyeti, güvenliği ve özgürlüğünün sağlanmasının önemine vurgu yapılmıştı.

Geçtiğimiz haziran ayında ise Bin Ferhan ve Abdulati, Kahire'de gerçekleştirdikleri görüşmede iki kardeş ülke arasındaki ikili ilişkilerin her alanda geliştirilmesi yollarını değerlendirmişti. Mısır-Suudi Arabistan ilişkilerinde yaşanan ivmeyi ve yakın koordinasyonu takdir eden bakanlar, iki ülke ve halklarının ortak çıkarlarına hizmet edecek şekilde iş birliğini sürdürme iradesini teyit etmişti.

Görüşmede bakanlar, bölgesel gelişmeler karşısında iki kardeş ülke arasındaki koordinasyon ve istişarenin aralıksız sürdürülmesinin önemine dikkat çekmişti.


Kızılhaç, İsrail tarafından serbest bırakılan dört kişinin Lübnan'a nakledildiğini açıkladı

Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)
Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)
TT

Kızılhaç, İsrail tarafından serbest bırakılan dört kişinin Lübnan'a nakledildiğini açıkladı

Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)
Lübnan sınırındaki bir köyde yıkılmış binanın yanındaki duvara çizilmiş İsrail bayrağı (AFP)

Uluslararası Kızılhaç Komitesi bugün yaptığı açıklamada, bir sivilin serbest bırakılmasının ertesi günü, İsrail tarafından serbest bırakılan dört kişiyi daha Lübnan’a naklettiğini bildirdi.

Uluslararası örgütten yapılan yazılı açıklamada, "İlgili tarafların talebi üzerine Uluslararası Kızılhaç Komitesi, serbest bırakılan beş kişinin Lübnan’a naklini kolaylaştırmıştır" denilerek, kişilerden birinin Perşembe, diğer dördünün ise bugün nakledildiği belirtildi.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Lübnanlı resmi bir kaynak verdiği bilgide, Lübnan hükümetinin ağustos ayında Roma’da ABD arabuluculuğunda gerçekleşen son müzakere turunda İsrail’den bu tutukluların ilk grubunu serbest bırakmasını talep etti.

BM Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) askerleri, Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırındaki tel örgüler yakınında yaya devriye geziyor (UNIFIL)
BM Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) askerleri, Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırındaki tel örgüler yakınında yaya devriye geziyor (UNIFIL)

Lübnanlı bir askeri kaynak, Lübnan ordusunun dün öğleden sonra Uluslararası Kızılhaç Komitesi aracılığıyla bu beş kişiden birini teslim aldığını bildirdi. Kaynak, Kızılhaç'ın serbest bırakılan kişiyi Güney Lübnan’daki Nakura sınır kapısından geçirdiğini açıkladı. Eş zamanlı olarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, "Güney Lübnan’da İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde gözaltına alınan beş Lübnanlı sivilin serbest bırakılmasına karar verilmiştir" ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, "Sorgulamalarının tamamlanmasının ardından, bu kişilerin herhangi bir terör örgütüne üye olmayan, terör eylemlerine katılmayan siviller olduğu ve İsrail’de gözaltında tutulmaya devam edilmeleri için bir neden bulunmadığı anlaşılmıştır" denildi. Daha sonra Lübnanlı resmi bir kaynak; ikisi Lübnanlı, ikisi Suriyeli olan diğer dört sivilin serbest bırakılma işleminin bugüne ertelendiğini bildirdi.

Kaynak, bu kişilerin serbest bırakılmasının, henüz bir sonraki tur tarihi belirlenmeyen Roma müzakerelerinin tamamlanmasına zemin hazırlama amacı taşıdığını belirtti. Netanyahu’nun office ise beş sivilin serbest bırakılmasını; Roma görüşmelerinin ardından Lübnan ve İsrail’in, Lübnan İç Savaşı (1975-1990) sırasında kaçırılarak öldürülen Lübnanlı Yahudi şahsiyetlerin gömüldüğü yerleri tespit etmek amacıyla yürüttüğü "yoğun çabalara" bağladı.


Şarku’l Avsat, Hamas’ın önde gelen bir yetkilisinin kaçırılma operasyonunun ayrıntılarını açıklıyor

Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)
Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)
TT

Şarku’l Avsat, Hamas’ın önde gelen bir yetkilisinin kaçırılma operasyonunun ayrıntılarını açıklıyor

Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)
Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde İsrail’in düzenlediği ve bir Hamas güvenlik görevlisinin kaçırılmasıyla aynı zamana denk gelen hava saldırısının gerçekleştiği bölgedeki Filistinliler (EPA)

Hamas kaynakları, hareketin önde gelen güvenlik yetkililerinden Muin el-Arabid’in geçtiğimiz salı günü kaçırılmasına ilişkin yeni ayrıntıları açıkladı. El-Arabid’in, Gazze kentinin batısında Hamas’ın kontrolündeki bölgelerin kalbine düzenlenen nadir bir operasyonla İsrail’e ait özel bir birlik tarafından kaçırıldığı belirtildi.

Operasyon sırasında kaçırılan yetkilinin eşi Samah el-Arabid hayatını kaybederken, iki oğlu ve kızı ile iki refakatçisi yaralandı. İsrail özel kuvvetlerinin operasyonu gerçekleştirdiği sırada bölgede bulunan iki çocuk da hayatını kaybetti.

Sürecin başlangıcı

Soruşturmanın ayrıntılarına vakıf kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, güvenlik operasyonunun yaklaşık iki ay önce başladığını belirtti. Kaynaklara göre İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet mensubu ajanlar, uluslararası bir yardım kuruluşunun çalışanları kimliğine bürünerek bölgede yaşayan Filistinlilere destek sağlamak amacıyla küçük ölçekli projeler hayata geçireceklerini bildirdi. Söz konusu projeler arasında, Gazze kentinin batısındaki Ketibe mahallesinde, özellikle Villalar Caddesi olarak bilinen bölgede sebze, içecek ve benzeri ürünlerin satıldığı seyyar tezgâhların kurulması da yer aldı.

Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde bir Hamas güvenlik yetkilisinin kaçırılmasına yol açan İsrail saldırısının gerçekleştiği yerde kanla lekelenmiş oyuncaklar (EPA)
Geçtiğimiz salı günü Gazze şehrinde bir Hamas güvenlik yetkilisinin kaçırılmasına yol açan İsrail saldırısının gerçekleştiği yerde kanla lekelenmiş oyuncaklar (EPA)

Kaynaklara göre Şin-Bet, söz konusu projeyi hayata geçirmek için aralarında kadınların da bulunduğu Filistinli kişileri kullandı. Bu kişilere her gün sebze temin edilerek bunların yardım kuruluşundan sağlanan destek olduğu, satışlardan elde edilen gelirin ise projeden yararlananlara verileceği söylendi. Ancak daha sonra bu kişilerden bazı evleri ve bölgede bulunan belirli kişilerin hareketlerini, bunlar arasında el-Arabid’in de bulunduğu kişileri izlemeleri istendi.

Kaynaklar, projeyi yürüten kişilerin operasyonun ardından Şin-Bet adına çalışan muhbirler olduğunun ortaya çıktığını belirtti. Operasyon günü ise bazı tezgâhların başında daha önce görülmeyen yeni kişilerin bulunduğu, bazı kişilerin ise bir gün önceden bölgeye gelerek sebze satmaya başladığı kaydedildi. Bunların Şin-Bet mensupları olduğu ve silahlarını tezgâhların içine gizledikleri sonradan anlaşıldı. Saldırının gerçekleştirilmesi için belirlenen saat geldiğinde operasyona katılan bu kişiler, daha sonra ortadan kaybolarak bölgeden çekildi.

İsrail’in Gazze Şeridi içinde operasyon düzenlemek amacıyla uluslararası kuruluşların kimliğini kullanması ilk kez yaşanmıyor. Bunlardan biri, Mart 2024’te İsrail özel kuvvetlerinin Şifa Hastanesi kompleksine sızması sırasında gerçekleşmişti. Operasyon, bölgeye askeri takviye birliklerinin ulaşmasının ardından devam etmiş ve yaklaşık iki hafta sürmüştü. Bu süreçte Hamas ve farklı güvenlik birimlerine bağlı çok sayıda militan öldürülmüş veya yakalanmış, aralarında İzzeddin el-Kassam Tugayları komutanlarının da bulunduğu bazı üst düzey isimler de hedef alınmıştı.

Önceden var olma

Gazze kentinin batısında düzenlenen son operasyona ilişkin ayrıntıları aktaran kaynaklar, İsrail özel kuvvetleri mensuplarının operasyon öncesinde bölgeye yalnızca birkaç kez ve kısa süreliğine girmiş göründüğünü belirtti. Bu girişlerin, operasyon için hazırlanan nihai planın oluşturulabilmesi amacıyla bölgenin durumu hakkında daha kapsamlı bilgi edinmeye yönelik olduğu ifade edildi. Ancak İsrail güçlerinin, kendileri adına çalışan muhbirlerin daha önce yaptığı gözlemlere dayandığı kaydedildi. Süren soruşturmaya göre muhbirlerin operasyonun asıl hedefini bilmedikleri ve gerçek planın farkında olmadıkları anlaşılıyor. Bazılarının ise İsrailli yöneticileri tarafından kendilerinden istenen hususları görüntülediği belirtildi.

Soruşturmalara göre operasyonu gerçekleştiren Şin-Bet mensuplarından bazıları, operasyondan bir veya iki gün önce hareket halindeki araçlarla bölgede bulunuyordu. Bu araçlardan en az birinin, olayın ardından İsrail savaş uçakları tarafından bombalanarak imha edildiği kaydedildi.

Geçtiğimiz salı günü İsrail saldırısında kaçırılan Hamas güvenlik görevlisinin evinin yakınlarında bulunan Filistinliler (EPA)
Geçtiğimiz salı günü İsrail saldırısında kaçırılan Hamas güvenlik görevlisinin evinin yakınlarında bulunan Filistinliler (EPA)

Sıfır anı

Saldırının başlamasıyla birlikte özel kuvvet, evinden refakatçisiyle birlikte çıktığı sırada el-Arabid’e ateş açarak onu gafil avlamaya çalıştı. Ancak el-Arabid, İsrail güçlerine ateş açmayı başardı. Özel kuvvet mensupları ise el-Arabid’e uyuşturucu madde içeren mermilerle ateş etti. Bu sırada başka bir refakatçisi de İsrail güçlerine ateş açarken, iki oğlu ve eşi de özel kuvvete ateş etti. Ancak kısa süre içinde hepsi vuruldu. Ayrıca küçük bir insansız hava aracı (İHA) eve bomba attı.

Saldırı sonucunda eşi hayatını kaybederken, oğullarından biri ağır yaralandı. Diğer oğlunun ise gözü ameliyatla çıkarıldı. Bu oğlunun aynı gün nişan töreninin yapılmasının planlandığı belirtildi. Refakatçilerden ve aile üyelerinden bazıları da yaralandı.

Yaralılarla yapılan soruşturmaya göre çatışmalar sırasında el-Arabid, evin arka tarafından kaçmaya çalıştı. Ancak burada başka bir İsrail gücüyle karşılaştı. Yaralı halde ve sürünerek kaçmaya çalışan el-Arabid, bu güç tarafından takip edildi. Kendilerine ateş açmasına rağmen İsrail askerleri, yakınına ses bombası attıktan sonra onu kaçırdı.

Kaynaklardan biri, el-Arabid’in başlangıçta kaçırıldığı yönündeki haberlerin yalanlanmasının, oğlunun onun kaçmayı başardığı yönündeki ifadelerinden kaynaklandığını söyledi. Ailenin, bölgede bulunan başka bir İsrail gücünün el-Arabid’i kaçırdığını bilmediği ve olayın ilk saatlerinde bilgi karmaşasına yol açan hususun da bu olduğu belirtildi.

Soruşturmalara göre İsrail özel kuvveti, el-Arabid’in kaçmasının ardından yaralıların kimliğini belirlemeye çalışmak amacıyla onları kontrol etti. Daha sonra yaralıları, aralarında el-Arabid’in eşinin de bulunduğu ve bazılarının kanaması devam ettiği halde olay yerinde bıraktı. El-Arabid ise yaralı olmasına rağmen kaçmaya çalıştığı sırada evin arka tarafındaki sokakta yakalanarak götürüldü.

Casusların tutuklanması

Kaynaklardan birinin aktardığı bilgilere göre, şu ana kadar İsrail özel kuvvetine yardım ettikleri şüphesiyle en az 36 şüpheli gözaltına alındı ve haklarında soruşturma yürütülüyor. Kaynak, şüphelilerden bazılarının İsrail adına casusluk yaptıklarını itiraf ettiğini ve soruşturmaların sürdüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat kaynaklarının aktardıklarına yakın bir anlatımda bulunan Gazze’deki el-Haris güvenlik platformu da aralarında bir kadının bulunduğu 3 muhbirin gözaltına alındığını açıkladı. Platform, söz konusu kişilerin bölgede daha rahat hareket edebilmek ve bilgi toplamak amacıyla uluslararası bir yardım kuruluşunun kimliğine büründüklerini bildirdi. Platformun aktardığına göre şüphelilerin ifadeleri, İsrail özel kuvvetinin fark edilmeden yalnızca birkaç saat önce operasyon bölgesine geldiğini ve daha öncesinde bölgede herhangi bir varlık göstermediğini ortaya koydu. İfadelerde ayrıca çatışmaların başlamasının ardından özel kuvvetin İsrail uçaklarından hava desteği talep ettiği belirtildi.

 İsrail’in geçtiğimiz salı günü Gazze Şeridi sınırında üst düzey bir Hamas yetkilisini kaçırdığı sırada bir İsrail askeri aracı (Reuters)
İsrail’in geçtiğimiz salı günü Gazze Şeridi sınırında üst düzey bir Hamas yetkilisini kaçırdığı sırada bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Hamas, 2018 yılında da benzer bir operasyonun ardından, İsrail özel kuvvetlerinin Gazze Şeridi’ne sızarak aylar boyunca geniş çaplı faaliyet yürütmesi üzerine operasyona yardım ettiğinden şüphelenilen onlarca kişiyi gözaltına almıştı.

Yeni bir kaçırma girişimi...

Bu kapsamda, İslami Cihad Hareketi’nin silahlı kanadı Kudüs Seriyyeleri bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, silahlı gruplara mensup kişilerin Han Yunus’un kuzeydoğusundaki el-Karara beldesinde bulunan el-Cemize Caddesi’nde mensuplarından birini kaçırmaya çalıştığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu kişilerin bölgeye İsrail’e ait İHA’ların desteğiyle ilerlediği, daha sonra fark edilmeleri üzerine bölgede çatışma çıktığı ve çatışmalarda söz konusu gruptan bazı kişilerin öldüğü ve yaralandığı belirtildi.

Kudüs Seriyyeleri, İsrail’e ait İHA’ların özel kuvvetin bölgeden çekilmesine yardımcı olmak amacıyla müdahalede bulunduğunu, gruba mensup kişilerin ise tugay mensubu Fadi el-Abadile’yi ateş açarak öldürdükten sonra cesedini olay yerinde bıraktığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan sahadaki bir kaynak, el-Abadile’nin elleri kelepçeli halde Nasır Tıp Kompleksi’ne ulaştığını belirterek, bunun kaçırma girişiminin başarılı olduğunu gösterdiğini söyledi. Kaynak, el-Abadile’nin kaçırılmaya çalışılmadan önce sorguya çekilmiş olabileceğini, ardından infaz edilmiş olabileceğini ifade ederken, bu konudaki soruşturmanın sürdüğünü kaydetti.