Sokak ve devlet arasında Mukteda es-Sadr

Sadr, bir hareketin liderinden ulusun adamına dönüşmek için henüz güç kartlarını kullanmadı

Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr, Irak'ın orta kesimlerinde yer alan Necef kentindeki Büyük Kufe Camii'nde konuşurken, 4 Kasım 2022 (AFP)
Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr, Irak'ın orta kesimlerinde yer alan Necef kentindeki Büyük Kufe Camii'nde konuşurken, 4 Kasım 2022 (AFP)
TT

Sokak ve devlet arasında Mukteda es-Sadr

Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr, Irak'ın orta kesimlerinde yer alan Necef kentindeki Büyük Kufe Camii'nde konuşurken, 4 Kasım 2022 (AFP)
Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr, Irak'ın orta kesimlerinde yer alan Necef kentindeki Büyük Kufe Camii'nde konuşurken, 4 Kasım 2022 (AFP)

Hayreddin Mahzumi

Çöküş dönemlerinde ulusları ancak sokağın meşruiyetine ve devlet vizyonuna sahip istisnai liderler kurtarabilir. Irak bugün, dış müdahalenin silahlı milislere karıştığı ve egemen kararın geçerliliğini yitirmiş bir siyasi sistem tarafından gasp edildiği tehlikeli bir dönemecin eşiğinde. Bu sahnenin ortasında ise yüzleşme ve değişim yeteneğine sahip bir isim olarak Mukteda es-Sadr duruyor. Halkların tarihinde, farklı türden liderlere, sadece halkın acısını dile getirmekle kalmayıp aynı zamanda dar çerçevedeki hesapların üzerine çıkan ve ulusal projeyi köklerinden yeniden şekillendiren liderlere ihtiyaç duydukları önemli anlar vardır. Irak bugün böyle bir eşikte ve Mukteda es-Sadr dini, siyasi ve halk tabanında sembolik bir isim olarak Iraklıların yıllardır beklediği devlet adamı olma ihtimali en yüksek kişi olabilir.

Mücadeleden kaçmayan bir lider

Mukteda es-Sadr, 2003 yılında eski rejimin yıkılmasından bu yana benzersiz bir siyasi figür haline geldi. Muhalif dini otoritenin oğlu, tiranlığa karşı direniş mirasının varisi ama aynı zamanda yolsuzluğa, işgale ve mezhepçiliğe öfkeli bir neslin özlemlerini dile getiren sokağın bir evladı olan Sadr devrimci bir soluğu milliyetçi bir söylemle, büyük bir halk tabanıyla ve sallantılı bir siyasi yetenekle birleştirdi. Ancak İran'ın hegemonyasından görece bağımsız olması, mezhepçiliği açıkça reddetmesi ve ‘devlet her şeyin üstündedir’ ilkesine olan bağlılığı, onu diğer siyasi aktörlerden ayırıyor. Ancak Mukteda es-Sadr, popüler bir lider olmakla tam teşekküllü bir devlet adamı olmak arasındaki bu ikilemde sıkışıp kalarak kitleleri kapsayıcı bir kurumsal projeye tabi kılmak yerine tam tersini yaptı. Devletler üstü bir milis iktidarını kök saldığı bir dönemde Sadr, sadece popülaritesi ya da geçmişi nedeniyle değil, aynı zamanda küstahlığa küstahlık deme ve güç paylaşımı ittifaklarını reddetme cüretine sahip olduğu için de bu iktidarın en zorlu rakibi olarak duruyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre mezhepçi iktidarın ve derin devletin birleşimini temsil eden eski Başbakan Nuri el-Maliki'ye karşı koyan tek kişi olan Sadr, aynı zamanda ulusal kararı gasp eden ve devletin içini boşaltan dış destekli parti ve milislere karşı durabilen tek Iraklı liderdir.

Sadr'ın istisnai statüsü sadece siyasi sembolizminden ya da milliyetçi söyleminden değil, aynı zamanda kendisiyle halk tabanı arasındaki ‘toplumsal sözleşme’ olarak adlandırılabilecek faktörden de kaynaklanıyor. İlk olarak Fransız filozof Jean-Jacques Rousseau tarafından ortaya atılan bu kavaram, yöneten ve yönetilen arasındaki karşılıklı bağlılık temelindeki ilişkiyi ifade eder. Halk, liderin ortak iyiye ulaşma ve halkın iradesini savunma taahhüdü karşılığında güven ve meşruiyet verir.

Mukteda es-Sadr sadece siyasi bir lider değil, Muhammed Bakır es-Sadr'dan Muhammed Sadık es-Sadr'a kadar Irak için büyük fedakarlıklar yapmış bir ailenin dini ve tarihi mirasının bir uzantısı olduğu için de bu toplumsal sözleşme açıkça görülüyor.

Bu miras, Sadr Hareketi’nin destekçileri ile Sadr ailesi arasında siyasi sadakatin ötesine geçerek bir tür ahlaki halk hareketine dönüşen duygusal ve ideolojik bir bağ oluşturdu. Sadr'a başka hiç kimsenin sahip olmadığı gücü ve meşruiyeti veren de Irak siyaset sahnesinde derin bir güvene ve karşılıklı fedakarlığa dayanan bu benzersiz ilişkidir.

Gerçek bir devlet adamı protesto etmekle yetinmez, alternatifler üretmek için inisiyatif alır. Parlamentodan çekilmekle yetinmez, meşruiyeti kurumların içinden yeniden tanımlar.

Bir hareketin liderliğinden ulusun adamlığına

Bugün Irak'ın temel sorunu bir liderin olmamasından ziyade yolsuzluğa bulanmış bir siyasi sınıfın parçası değil, kitleleri harekete geçirme kabiliyetinin yanında kotaları reddeden ve güçlü bir sivil devlet talep eden bir reform projesine sahip bir devlet adamının olmamasıdır.

Ancak sahip olunan bu özellikler gerçek bir projeye dönüştürülmediği sürece potansiyel olarak kalmaya devam edecek. Mukteda es-Sadr'ın sadece parlamentodan çekilmek ya da dışarıdan protesto etmekle kalmayıp, devlet kurumlarının içinde çalışarak onları yeniden yapılandırmak ve ulusal projesini süreklilik ve bağımsızlık sağlayacak şekilde kurumsallaştırması gerekiyor.

gbhyju
Irak’ın başkenti Bağdat’taki Tahrir Meydanı'nda parlamento seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından sevinç gösterilerinde bulunan Sadr destekçileri, 11 Ekim 2021 (AP)

Mukteda es-Sadr'ın geniş bir destekçi kitlesi, harekete geçirme ve etkileme yeteneği ve yolsuzluklarına tamamen bulaşmadan siyasi kurumlarda nüfuz sahibi olma gibi nadir bulunan güç kartlarını elinde tuttuğuna şüphe yok. Ancak bu kartları henüz bir devlet kurmak için değil, diğer oyuncular üzerinde baskı kurmak ya da onlardan ‘çekilmek’ için kullandı. ‘Bir hareket lideri’ ile ‘ulusun adamı’ arasındaki fark burada yatıyor.

Gerçek bir devlet adamı protesto etmekle yetinmez, alternatifler üretmek için inisiyatif alır. Parlamentodan çekilmekle yetinmez, meşruiyeti kurumların içinden yeniden tanımlar. Sadece sokağa hitap ederek ya da sloganlar atarak değil hukukla yönetilen güçlü ve adil bir devlet sistemi inşa etmeye oynar.

Sadr, Irak’ın Ahmed Şara’sı mı?

Arap siyasi kültüründe, safları birleştirmek ve devleti parçalanmaktan kurtarmak için enkaz altından yükselen reformist lider imajı tekrarlanıyor. Ahmed Şara’nın sembolize edebileceği bu imaj, kişisel çıkarlardan uzak, tüm vatandaşları için tek bir devlet hayal eden, mezhepçilik ve yolsuzluk denklemlerine başkaldıran reformcu bir lideri temsil ediyor.

Irak'ta lider değil, devlet adamı eksikliği var. Mukteda es-Sadr da tüm hataları ve yanlışlarıyla birlikte, ender rastlanan tarihi bir fırsatla karşı karşıya.

Sınırlı uzlaşılar yapma mantığından tamamen kopmak, akım mantığından ulusun ufkuna, mezhepçi liderlikten dar kimlikleri aşan liderliğe geçmek, bu imaja ulaşmanın ön koşuludur. Ahmed Şara, sadece kurtarıcı bir lider değil, aynı zamanda kapsamlı bir ulusal proje formüle eden, devlet ve toplum arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendiren, kota ve bağımlılık yerine liyakat ve adalete dayalı yeni bir siyasi denklem kuran bir inşacıdır.

Mukteda es-Sadr, eğer isterse, bu modeli somutlaştırabilir. Popülerlik, dini ve devrimci miras, bölgesel eksenlerden görece bağımsızlık ve başkalarının ‘evet’ dediği yerde ‘hayır’ demesini sağlayan siyasi cesaret gibi başka hiç kimsenin sahip olmadığı araçlara sahip. Bu sayede mezhebi, sokağı ve akımı aşarak devletin vicdanı ve Irak’ın içinde bulunduğu anın adamı haline gelebilir. Bunun tek koşulu da muhalefet konumundan inşa konumuna, devrim söyleminden devlet projesine geçme kararlılığını göstermesidir.

scdfrg
Irak'ın başkenti Bağdat'ta yaşanan siyasi kriz sırasında meclis binasında oturma eylemi yapan Sadr destekçileri, 31 Temmuz 2022 (Reuters)

Burada hem ikilem hem de fırsat yatıyor. Sadr'ın popülaritesini kanıtlamaya değil, bu popülariteyi kapsayıcı bir kurumsal projeye dönüştürmeye, muhalifleriyle yüzleşmeye değil, öfkeli söylemlerin ötesine geçerek istikrarlı bir reform programına yönelmeye ihtiyacı var. Irak'ın bugün içinde bulunduğu an, gerçek liderlerin, sadece tarihe yaslanmakla kalmayıp geleceği yaratanların doğduğu zamanlara benziyor.

Karar onun elinde

Irak'ta lider değil, devlet adamı eksikliği var. Mukteda es-Sadr da tüm hataları ve yanlışlarıyla birlikte, ender rastlanan tarihi bir fırsatla karşı karşıya. Ya ülkelerini uçurumun eşiğinden kurtaran liderler arasına adını yazdıracak ya da dar hesapların esiri olarak kalıp Irak'ın çehresini değiştirebilecek bir anı kaçıracak.

Irak başarısız bir devlete dönüşmenin eşiğinde ve halk nezdinde meşruiyeti olan, milis ve yolsuzluk sistemini ortadan kaldırabilecek bir lider ortaya çıkmadığı sürece ülke daha fazla parçalanmaya, uluslararasılaşmaya ve bölünmeye doğru sürüklenecek.

Sadr, iktidardaki yozlaşmaya bulaşmamış ve bölgesel eksenlere tamamen teslim olmamış tek lider. Her ne kadar zaman zaman isteksiz olsa da Nuri el-Maliki ve müttefiklerine karşı en güçlü ses olmuş, savaş ağalarına ve siyasi tüccarlara karşı en net duruşu sergilemiştir.

Dolayısıyla omuzlarında tarihi bir sorumluluk var. Kaybetmeye mahkum bir oyunun parçası olmakla Irak tarihinde belirleyici bir an yaratarak birleştiren, uzlaştıran ve adalet, hukuk ve kapsayıcı bir ulusal kimliğe dayalı yeni bir cumhuriyet kuran devlet adamı olmak arasında seçim yapması gerekiyor.

Sonuç olarak Irak'ın daha fazla lidere değil, liderden önce vatansever olmaya karar veren, devletin sadece muhalifi değil kurucusu da olan tek bir devlet adamına ihtiyacı var.



Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
TT

Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)

Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.

Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.

Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.

Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.

Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde

Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.

Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.

Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor

Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.

Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.

Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.

Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.

Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)

Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor

Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.

Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.

Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.

Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü

Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.

Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.

Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.


Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.


Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
TT

Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.

Yemen ordusu, son saatlerde birçok cephede Husilere verdirdiği kayıpları artırdı. Yüzlerce hedefin vurulduğunu duyuran ordu, yaklaşık 500 Husi mensubunun etkisiz hale getirildiğini ve onlarca askeri aracın imha edildiğini açıkladı. Gelişmeler, “Yemen Şafağı” operasyonu sürerken Taiz’in güneyinde şiddetli çatışmaların yeniden başlamasıyla eş zamanlı yaşandı.

Taiz’deki hükümet güçleri ve Halk Direnişi, dün Şakab cephesinde Husilerin saldırılarını püskürttü. Cebel Sabır’daki köylerin topçu ateşine tutulduğu bildirildi. Sınemat ve Misrah bölgelerinde de çatışmalar devam etti.

Hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları, Husilerin Marib ve Cevf vilayetlerindeki mevzilerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre güneydeki Devler Tugayları ise Lahic vilayetinin batısında, Babülmendeb Boğazı’na uzanan güzergâhların yakınındaki Kahbub Dağları’nda geniş çaplı bir saldırıyı püskürttü.

El-Alimi: Operasyon hedeflerine ulaşılana kadar sürecek

Siyasi cephede ise Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, “Yemen Şafağı” operasyonunun hedeflerine ulaşılana kadar devam edeceğini vurguladı.

El-Alimi, Birleşmiş Milletler’den, Husilerin terör örgütü olarak sınıflandırılması, örgüte silah tedarikinin yasaklanması ve finansman kaynaklarının kurutulması amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden girişimde bulunulmasına destek vermesini istedi.

El-Alimi ayrıca Taiz’e uygulanan kuşatmanın kaldırılması ve insani yardım malzemelerinin ulaştırılabilmesi için yolların açılması çağrısında bulundu.