Trump ve Netanyahu arasındaki anlaşmazlık üzerine bahse girmenin yararsızlığı

Aynı durum iki ülke arasındaki ilişki için geçerli değil

Donald Trump ve Binyamin Netanyahu 4 Şubat'ta Beyaz Saray'ın girişinde gazetecilere poz verirken (Reuters)
Donald Trump ve Binyamin Netanyahu 4 Şubat'ta Beyaz Saray'ın girişinde gazetecilere poz verirken (Reuters)
TT

Trump ve Netanyahu arasındaki anlaşmazlık üzerine bahse girmenin yararsızlığı

Donald Trump ve Binyamin Netanyahu 4 Şubat'ta Beyaz Saray'ın girişinde gazetecilere poz verirken (Reuters)
Donald Trump ve Binyamin Netanyahu 4 Şubat'ta Beyaz Saray'ın girişinde gazetecilere poz verirken (Reuters)

Macid Kayali

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Binyamin Netanyahu başkanlığındaki İsrail hükümeti arasında yaşanan gerilimin Filistinliler lehine bir sonuç doğuracağına bahis oynamanın hiçbir yararı yok. Zira İsrail-ABD ilişkilerinde ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun, bazı ABD yönetimlerinin İsrail'in Washington’ın Ortadoğu politikalarını kolaylaştırmadığını ve sorumsuzca davranarak ABD'nin çıkarlarının istikrarını ve hatta kendi güvenliğini tehdit ettiğini düşünmeleri neticesinde bu tür gerilimler defalarca kez yaşandı.

Tarihi bağlam

Cumhuriyetçi Başkan Dwight Eisenhower (1953-1961) döneminde ABD, 1956'da İsrail, İngiltere ve Fransa'nın Mısır'a karşı ortak saldırısının ardından İsrail'i Sina Yarımadası ve Gazze Şeridi'nden çekilmeye zorladı. Demokrat Başkan Jimmy Carter (1977-1981) döneminde, dönemin İsrail Başbakanı Menachem Begin'e Sina Yarımadası’ndan çekilmesi ve Mısır'la yapılan Camp David Anlaşması (1978) çerçevesinde burada inşa edilen yerleşim birimlerinin yıkılması için baskı yapıldı.

Cumhuriyetçi Başkan George W. Bush döneminde (1989-1993) bu durum iki kez tekrarlandı. Bunlardan birincisi, ABD'nin Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarmak için müdahil olduğu Körfez Savaşı (1991) sırasında İsrail'i kenara çekilmeye zorlamasıydı. Bu da bölgede istikrarı korumak için artık kendisine ihtiyaç olmadığı anlamına geliyordu. İkincisi ise İsrail'in eski başbakanlarından İzak Şamir’e, buna karşı çıkma olmasına rağmen Madrid Barış Konferansı'na (1991) katılmaya zorlamak için kredi garantilerini (10 milyar dolar) keserek baskı yapmasıydı.

Demokrat başkanlar Barack Obama ve Joe Biden döneminde İsrail ve ABD arasındaki ilişkiler, kişisel ve siyasi nedenlerle gerginliğe ve yabancılaşmaya sahne oldu. Netanyahu, ikisi Obama (2011 ve 2015) ve üçüncüsü Biden (2024) döneminde olmak üzere üç kez konuşma yaptığı ABD Kongresi'ne onlarla olan anlaşmazlıklarını taşımaya cesaret etse de bu durum, iki ülke arasındaki yakın ilişkiyi ve ABD'nin İsrail'e verdiği sınırsız desteği etkilemedi. Netanyahu, Bill Clinton döneminde de (1996) bir konuşma yaptı ama bu uzlaşmacı bir konuşmaydı.

Obama ve Netanyahu arasındaki anlaşmazlıklar, yerleşim birimleri sorunları, Filistinlilerle barış müzakereleri ve 2015 yılında İran'la imzalanan nükleer anlaşma üzerinde daha yoğundu. Biden döneminde ise anlaşmazlık iç meselelere dayanıyordu. Biden yönetimi, Netanyahu ve aşırı sağcı, milliyetçi ve dinci hükümetinin İsrail'in doğasını liberal, demokratik bir devletten (Yahudi vatandaşları için) Yahudi, dinci ve milliyetçi bir devlete dönüştürülmesi ve Batı değerlerinden (demokrasi, liberalizm ve modernite) koparılması girişimine karşı çıktı. Buna karşın aynı Biden yönetimi İsrail'e siyasi, askeri ve mali açıdan, özellikle de Gazze Şeridi'nde Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırım savaşına verdiği destekle, önceki başkanlardan çok daha fazlasını verdi.

İsrail'in Trump yönetimiyle anlaşmazlık yaşadığı meselelerin başında, ABD'nin İran'ı diplomasi ve ekonomik baskı yoluyla nükleer programından vazgeçmeye ikna etme ve İsrail'in İran’ı hedef alacak herhangi bir girişimini engelleme politikası geliyor.

Trump döneminde İsrail

Şimdi ise Netanyahu ve hükümetinin, aralarındaki yakın dostluğa, İsrail'in Trump'ın Beyaz Saray’a dönüşüne duyduğu coşkuya ve önceki döneminde Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Washington'daki ofisini kapatarak, mülteci sorununu yok saymak için Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) verdiği desteği keserek, Batı Şeria ve Kudüs'teki yerleşim birimlerini yasallaştırarak ve Filistin Yönetimini marjinalleştirerek İsrail'i daha büyük bir destek vermesine rağmen hem Trump hem de yönetimiyle bir sorunu var gibi görünüyor.

Trump'ın ikinci başkanlık dönemindeki politikaları, İsrail hükümetini memnun etmekten uzak bir şekilde, Ortadoğu da dahil olmak üzere dünyadaki pek çok meseleyi çözebileceğini kanıtlamaya odaklandı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan çevirdiği analize göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'yı meşrulaştırması bunun en açık bir örneğiydi. Gazze'de tutulan ABD-İsrail çifte vatandaşı esir asker Edan Alexander'ın dolaylı da olsa Hamas ile müzakere ederek ve Gazze'deki Filistinlilere gıda yardımı girişini kolaylaştırılarak serbest bırakılmasını sağladı. Yemen’deki Husilerle de uluslararası ticarete karşı eylemlerini durdurmaları için müzakerelere giden ABD, ayrıca Türkiye'nin bölgedeki konumunun güçlendirilmesini destekledi.

fghyjukı
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Joe Biden'ı Tel Aviv'de karşılarken, 18 Ekim 2023 (Reuters)

Ancak İsrail'in Trump yönetimiyle anlaşmazlık yaşadığı meselelerin başında, ABD'nin İran'ı diplomasi ve ekonomik baskı yoluyla nükleer programından vazgeçmeye ikna etme ve İsrail'in İran’ı hedef alacak herhangi bir girişimini engelleme politikası geliyor. İkincisi, ABD askeri cephaneliğinin en iyi ve en önemli parçalarıyla Suudi Arabistan'a askeri destek sağlaması, üçüncüsü ise ABD yönetiminin Ortadoğu'da izlediği politikaları, Trump’ın bölgeye yaptığı son ziyaret sırasında programının dışında kalan İsrail ile normalleşme süreciyle ilişkilendirmemesi.

Burada İsrail gazetesi Haaretz'in bir başyazısında Trump'ın hamlelerini ‘sadece tarihi bir jeopolitik hamle değil, aynı zamanda Netanyahu'ya ve onun felaket yüklü politikasına atılmış büyük bir tokat’ olarak değerlendirdiğini belirtmeliyiz. (Editör kadrosu – 15 Mayıs 2025)

İsrail’de tüm bu politikaları ABD'nin İsrail ile ilişkilerinde bir değişimin işareti olarak gören analistler var. Amos Yadlin ve Udi Aventtal'a göre İsrail, ABD ile ilişkilerini sağlamlaştıran, bölgedeki entegrasyonunu ve ortaklıklarını güçlendiren siyasi adımlarla, İran'a karşı denge unsuru oluşturan modernize edilmiş bir bölgesel düzen çerçevesinde sahadaki başarılarını stratejik kazanımlara dönüştürmek için kritik bir noktada bulunuyor. İki isim aynı zamanda İsrail'in liderliğiyle birlikte ulusal güvenliğinin kontrolünü kaybetmekte olduğunu görüyor. Öyle ki, tek büyük müttefiki ABD, Gazze Şeridi'nde ve bölgede çok önemli stratejik operasyonlara girişerek onu şaşırtıyor. Bu da marjinalleşme sürecinin yeni bir zirve noktasını temsil ediyor. İsrail ve ABD arasındaki ilişkilerde yakındaki bir bozulmanın işareti olarak İsrail politikasının Trump'ın Ortadoğu'da ilerletmeye çalıştığı stratejinin gerçekleşmesine katkıda bulunmadığı, aksine bunu engellediği yönündeki görüşü ifade ediyor. (N12 – 17 Mayıs 2025)

Netanyahu'nun bu seferki sorunu Trump'la, yani Obama ve Biden'dan farklı olarak onun karakterindeki bir başkanla karşı karşıya olması.

Netanyahu'nun popülizmi ile Trump'ın popülizmi arasında

Siyasi ve ideolojik bir figür olan Binyamin Netanyahu, İsrail’in başbakanlığı görevini yürüttüğü üç dönemde (1996-1999, 2009-2021 ve 2022'den günümüze) ABD'nin bölgedeki politikalarına en çok karşı çıkan isim olarak kabul edilebilir.

Örneğin, ilk başbakanlığı döneminde Oslo Anlaşmalarının altını oyan Netanyahu, Filistin Yönetimi’nin statüsünü düşürdü ve İşçi Partisi lideri ve eski İsrail başbakanı Şimon Peres tarafından da benimsenen ABD’nin ‘yeni bir Ortadoğu kurma projesini’ baltaladı. İkinci başbakanlığı döneminde tüm çabasını Filistin Yönetimini yok etmeye, Kudüs ve Batı Şeria'da yerleşim birimleri inşasını teşvik etmeye ve 2018' yılında İsrail'i Yahudi halkının ‘ulus devleti’ olarak tanımlayan yasayı çıkararak, 48 Filistinlilerinin (İsrail vatandaşı olan Filistinliler) statüsünü zayıflatmaya odaklandı. Netanyahu’nun üçüncü döneminde ise bir yandan Filistin Yönetimi’ni, FKÖ'yü ve Filistin ulusal hareketini sona erdirmek ve nehirden denize tüm topraklarda Filistinlilere hükmetmek amacıyla Batı Şeria'daki mülteci kamplarını yok etmeye çalışırken, diğer yandan Gazze Şeridi'ni yok ederek yaşanmaz bir yer haline getiren, kuruluşundan bu yana İsrail tarihinin en uzun ve en acımasız savaşı olan soykırımcı ve vahşi bir savaşı sürdürmesine tanık oluyoruz.

cdfvgthy
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta ABD destekli bir kuruluşun verdiği yardımı  taşıyan yerlerinden edilmiş Filistinliler, 10 Haziran 2025 (AFP)

Netanyahu'nun bu kez sorunu Trump'la, yani Obama ve Biden'dan farklı olarak onun karakterindeki bir başkanla karşı karşıya olması. Bu durum en iyi şekilde İsrailli analist Ben Caspit tarafından ‘Ortadoğu’da parti.. İsrail: Netanyahu bizi köpeklere atıyor.’ başlıklı makalede ifade edilmiş olabilir.

Caspit, makalesinde şöyle diyor:

“Trump bir tür Netanyahu ama daha büyüğü. Netanyahu bir popülist ama Trump tetikleyicileri olan bir popülist. Netanyahu bir manipülatör ama Trump çok daha fazlası. Netanyahu bir madrabaz ama Trump en büyük madrabaz. Netanyahu'nun yanında tufan sayılır mı? Trump, tufanın ta kendisi... Obama, Biden, Clinton gibi diğer başkanlar döneminde bu durum nispeten barış içinde geçebilirdi. Netanyahu yorucu, deli, yalan söyleyen ve onlardan nefret eden biri olsa bile, onu sembolik olarak, çerçeve içinde cezalandırdılar. Ama Trump’la kurallar farklı. Yani, kural yok... Mevcut eğilim felakete yol açıyor. Ne yazık ki, başarısızlık Netanyahu'nun ama felaket bizim.” (Maariv – 13 Mayıs 2025)

Yukarıdakilerin tümüne dayanarak dört gözlemde bulunabiliriz:

1- Herhangi bir ABD başkanı ile herhangi bir İsrail başbakanı arasındaki anlaşmazlık iki ülke arasındaki ilişkiyi etkilemez. Yani ABD'nin İsrail'in güvenliğini ve bölgedeki üstünlüğünü garanti etmesi de dahil olmak üzere, onları birbirine bağlayan sınırsız desteğe zarar vermez.

2- Netanyahu ve Trump arasındaki anlaşmazlık, Trump'ın düşünce ve çalışma tarzına bağlı olarak sınırlı ve resmi düzeyde kalacaktır.

3- İsrail ve ABD arasındaki anlaşmazlıklar, İsrail'in Filistinlilere karşı sömürgeci, ırkçı, dinci ve soykırımcı bir devlet olarak gerçek yüzü ortaya çıktıkça, Batı ile arasında bir tür kopukluktan oluşan tarihi bir anın parçasıdır.

4- ABD ve İsrail arasında şu ya da bu ölçüde anlaşmazlıklar olsa bile, Filistinlilerin ve genel olarak Arap dünyasının sorunu, Filistinlilerin ve Arapların hakları lehine uygun ölçüde yatırım yapılamamasıdır.

*Bu analiz Şarkul Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik alınan kararları uygulama kararlılığını vurguladı.

Avn, Hollanda Başbakanı Rob Jetten ile gerçekleştirdiği görüşmede, ‘Lübnan-Hollanda ilişkilerini tüm alanlarda güçlendirme ve geliştirme arzusunu’ dile getirdi.

Jetten de Avn’ın tırmanışı durdurmak ve Lübnan devletinin tüm topraklar üzerindeki otoritesini tesis etmek için açıkladığı müzakere girişimini desteklediklerini belirterek, ‘Lübnan ordusunun ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmesi için Hollanda’nın destek sağlamaya hazır olduğunu’ ifade etti.

Jetten ayrıca, Hollanda’nın zor koşullar altında bulunan Lübnan ve halkının yanında olduğunu vurguladı ve ‘memleketlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılara yardım sağlamak için desteğe hazır olduklarını’ belirtti.

Lübnan Bakanlar Kurulu, 2 Mart’ta olağanüstü toplanarak, Hizbullah’ın tüm güvenlik ve askeri faaliyetlerini yasadışı ilan etmiş ve hareketin faaliyetlerini yalnızca siyasi alanla sınırlamıştı.


İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti
TT

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyine düzenlenen bir İsrail hava saldırısında dört kişinin hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını bildirdi. Bakanlığa bağlı Acil Sağlık Operasyon Merkezi tarafından yayımlanan basın açıklamasında, ‘İsrail’in Sur kentine bağlı er-Remadiye beldesini hedef aldığı, saldırıda dört sivilin yaşamını yitirdiği ve üç kişinin yaralandığı’ ifade edildi.

Açıklamada, İsrail’in Güney Lübnan’daki çeşitli bölgelere yönelik hava saldırılarını sürdürdüğü, bunun sınır hattındaki günlük çatışmaların bir parçası olduğu aktarıldı. Saldırılar sonucunda ölü ve yaralıların olduğu belirtilirken, Güney Lübnan’dan İsrail’in kuzeyine doğru roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının da devam ettiği, buna karşılık İsrail ordusunun karşılık verdiği kaydedildi. Sınır köylerinde çatışmaların sürdüğü ve operasyonların Litani Nehri’nin kuzeyine doğru genişleyebileceğine dair işaretler bulunduğu belirtildi.

Diğer yandan Hizbullah bugün yaptığı açıklamada, savaşçılarının İsrail’in kuzeyine İHA ve roket saldırıları düzenlediğini duyurdu. İsrail ordusuna bağlı İç Cephe Komutanlığı’na göre sınır hattı boyunca sirenler devreye girdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Hizbullah, sınır bölgelerindeki İsrail güçlerini hedef alan roket saldırıları düzenlediğini ve İsrail’de bir köyü hedef alan İHA saldırısı gerçekleştirdiğini bildirdi.

İç Cephe Komutanlığı’na göre, söz konusu bölgelerde sirenler çalarken, herhangi bir can kaybı ya da hasara ilişkin resmi bir bildirim yapılmadı.

İsrail’in yoğun hava saldırıları, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın dün yaptığı açıklamalarla eş zamanlı gerçekleşti. Katz, “Operasyonun tamamlanmasının ardından İsrail ordusu, tanksavar füzelere karşı savunma hattı olarak Lübnan içinde bir güvenlik bölgesi oluşturacak ve Litani Nehri’ne kadar olan tüm alan üzerinde güvenlik kontrolünü sağlayacak” ifadesini kullandı. Söz konusu hattın, sınırdan yaklaşık 30 kilometre derinliğe uzanacağı belirtildi. Lübnanlı yetkililere göre, saldırılar ve İsrail’in uyarıları nedeniyle bir milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Lübnan Savunma Bakanı Michel Menassa ise yazılı açıklamasında, İsrailli mevkidaşının sözlerini kınayarak, “Bu açıklamalar artık yalnızca tehdit değil, Lübnan topraklarında yeni bir işgal dayatma niyetini açıkça yansıtıyor” değerlendirmesinde bulundu. İsrail’in artan saldırıları karşısında Lübnan ordusu, Güney Lübnan’da ‘yeniden konuşlanma ve konuşlandırma’ operasyonu gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, bu adımın özellikle sınır kasabaları çevresinde ‘düşman ilerlemesinin görüldüğü bölgelerde artan İsrail saldırganlığı’ nedeniyle atıldığı belirtildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dün paylaştığı verilere göre, 2 Mart’ta Hizbullah ile başlayan çatışmalardan bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı bin 300’ü aştı.

Bakanlık açıklamasında, 1 Nisan itibarıyla toplam can kaybının bin 318’e yükseldiği, hayatını kaybedenler arasında 53 sağlık çalışanı ve 125 çocuğun bulunduğu bildirildi. Yaralı sayısının ise 3 bin 935’e ulaştığı kaydedildi.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.