Suriye ve İsrail: Sıcak mı yoksa geçici bir barış mı?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Suriye ve İsrail: Sıcak mı yoksa geçici bir barış mı?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İbrahim Hamidi

Son zamanlarda Suriye ve İsrail arasındaki barış olasılıkları hakkında çokça konuşuluyor. Bununla birlikte, iki tarafın içerik ve zaman dilimi açısından ne ölçüde ilerleyebileceğine dair beklentiler de çoğaldı. Öyle ki bir İsrailli gazeteci, Şam'ın, Lübnan Trablusu’na karşılık Suriye’nin Golan Tepeleri şeklinde bir takas önerdiğini bile öne sürdü.

Birçok arabulucunun Şam ve Tel Aviv arasında çeşitli başlıklar taşıyan mesajlar taşıdığı tartışmasız. Bunlar arasında Suriye ve İsrail arasında 1974’te varılan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması, milislere ve güvenlik tehditlerine karşı güvenlik bilgileri paylaşımı, Suriye ve Lübnan arasındaki sınırın ve Şeba Çiftlikleri'nin geleceğinin belirlenmesi, Şam'ın İbrahim Anlaşmaları’na katılımı sayılabilir.

Her bir madde ne anlama geliyor?

Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması: 1948'deki Nekbe'den sonra Şam ve Tel Aviv arasında bir ateşkes anlaşması imzalandı ve tampon bölgeler oluşturuldu. Ateşkesin uygulanması şu anda BM güçleri tarafından denetleniyor. 1973’teki savaştan sonra ise dönemin ABD dışişleri bakanı Henry Kissinger arabuluculuk yaptı ve Suriye ile İsrail genelkurmay başkanları tarafından 31 Mayıs 1974'te Cenevre'de imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nı sonuçlandırdı. Bu, Golan cephesinin gelecekteki herhangi bir askeri eylemin tarafı olmayacağı anlamına geliyordu; bunun için 10 kilometre derinliğinde bir tampon bölge ve her iki tarafta 20 kilometre derinliğinde iki askerden arındırılmış bölge oluşturuldu. Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü'nün (UNDOF) bin 250 personeli de her iki tarafın taahhütlere bağlı kalıp kalmadığını, yani anlaşmanın şartlarına göre buraya izin verilmeyen silah ve unsurların konuşlandırılıp konuşlandırılmadığını denetleyecekti.

O dönemde Tel Aviv adına Kissinger, Hafız Esed'i Golan'da “Suriyeli olmayan unsurların, yani Filistinli savaşçıların faaliyetlerinin engellenmesini” taahhüt eden yazılı bir maddeyi anlaşmaya eklemek için ikna etmeye çalıştı. Esed bunu reddetti, ancak Filistinli fraksiyonların bu bölgede herhangi bir faaliyetini yasaklayan gizli bir sözlü anlaşma ile bu maddeyi kabul etti. Bu anlaşma, onlarca yıl boyunca uygulandı ve birçok kişi Golan yakınlarında silahlı eylem düzenlemeye çalıştığı için hapse atıldı.

2011'den sonra UNDOF kuvvetleri geri çekildi ve Suriye'nin güneyindeki Golan Tepeleri yakınlarında Suriyeli muhalif gruplar, İran’a bağlı milisler ve Hizbullah'ın konuşlanmasıyla birlikte silahların yayılmasının doğurduğu bir kaos yaşandı. 2018'de Başkanlar Donald Trump ve Vladimir Putin arabuluculuk yaptılar ve “İsrail'in güvenliğinin garanti altına alınmasının” gerekliliği konusunda anlaştılar. Gerçekten de Suriye hükümet güçlerinin bölgeye geri dönmesi ve ABD'nin güneydeki silahlı Suriye muhalefetini desteklemekten vazgeçmesi karşılığında, “tüm Suriyeli olmayan unsurların” yani İran’a bağlı milislerin ve ağır silahlarının Golan Tepeleri'nden Suriye topraklarının 85 kilometre derinliğine çekilmesini içeren bir anlaşma imzalandı.

Rejimin 8 Aralık'ta devrilmesiyle birlikte İsrail, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye girdi, Hermon Dağı'ndaki (Şeyh Dağı) bir tepenin kontrolünü ele geçirdi, Şam yolunda çok sayıda bölgeyi işgal etti. Ayrıca Suriye'deki birçok bölgeye yüzlerce hava saldırısı düzenledi ve Suriye'nin stratejik askeri altyapısını yok etti.

İstenen, Suriye'nin Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri üzerindeki egemenliğini teyit etmesi ve şu anda el-Gacar köyünü bölen BM “Mavi Hattı”nın yerini belirlemektir. Pratikte istenen ise Hizbullah'ın silahını korumak için öne süreceği gerekçeleri ortadan kaldırmaktır

Şeba Çiftlikleri: İsrail 2000 yılının ortalarında Güney Lübnan'dan çekilmeye karar verdiğinde, Şam'da bir siyasi toplantı düzenlendi ve ardından Hizbullah'ın silahını muhafaza etmesi için bir gerekçe “yaratılmasına” karar verildi. Söz konusu gerekçe Şeba Çiftlikleri'nin Lübnan'a ait ve Hizbullah'ın da “işgal altındaki toprakları kurtarmaya çalışan bir direniş hareketi” olduğuydu.

Bu nedenle şimdi Şam'dan istenen, Şeba Çiftlikleri ve Kafr Şuba Tepeleri üzerindeki egemenliğini teyit etmesi ve şu anda Gacar köyünü bölen BM “Mavi Hattı”nın yerini belirlemektir. Yani, Suriye hükümeti Beyrut'a iki bölgenin İsrail tarafından işgal edilen Suriye toprakları olduğunu yazılı olarak teyit etmelidir. Pratikte istenen ise Hizbullah'ın gerekçelerini ortadan kaldırmaktır.

Güvenlik bilgilerinin paylaşımı: Suriye sınırlarında milislerin yayılması, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapılması nedeniyle, terörizm ve kaosla mücadele etmek ve bölgesel istikrarı sağlamak amacıyla Suriye ile İsrail'in de dahil olduğu bölgesel bir mekanizmanın kurulması öneriliyor.

İbrahim Anlaşmaları: Bahreyn, BAE, Fas ve Sudan ilk Trump yönetimi sırasında anlaşmalara katıldılar. ABD Başkanı şu anda Suriye'nin de bu anlaşmalara katılmasını öneriyor. Beyaz Saray bu talebi birden fazla kez duyurdu ve bunu toplu olarak duyurmak için Suriye ve İsrail liderleriyle bir zirve düzenlemeyi de önerdi.

Eğer Tel Aviv ABD güçlerinin UNDOF içinde konuşlandırılmasını isterse, büyük ihtimalle Şam da Arap ve Türk güçlerinin var olmasını talep edecektir

Mümkün olan nedir?

Trump yönetimi ve Batılı ülkeler Suriye hükümetine çok “kredi” verdiklerine inanıyorlar; tanınma, izolasyonunun sona erdirilmesi, yaptırımların kaldırılması ve yardım sağlanması. Bu nedenle İsrail ile ilişkiler kurma ve yeni Ortadoğu’ya yönelik bölgesel vizyonun bir parçası olarak İbrahim Anlaşmalarına katılma yolunda hızla ilerlemesini istiyorlar.

Şam'ın şu anda bu adımı atabileceğini düşünmek bir hatadır. Gerçekten mümkün olan, öncelikle acil ve gerekli adımları atmaktır. Yani Şam ve Tel Aviv'in “saldırmazlık” anlaşmasına varması, bir diğer deyişle Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’na olan bağlılıklarını yenilemeleridir. Ama bu fiili olarak İsrail'in Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeden ve 8 Aralık'tan sonra ele geçirdiği alanlardan çekilmesini içeriyor.

UNDOF'un Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın tüm maddelerinin uygulanmasını denetlemesinin, milislerin ve disiplinsiz unsurların varlığını, Tel Aviv'in Suriye'nin güneyinde “7 Ekim senaryosunun tekrarı” olarak adlandırdığı bir hadiseyi önleyecek tüm güvenlik garantilerini sağladığına şüphe yoktur. Zira anlaşma, askeri unsurların ve silahların sayısını, türünü ve menzilini belirlemektedir. Eğer Tel Aviv, ABD güçlerinin UNDOF içinde konuşlandırılmasını isterse, büyük ihtimalle Şam da Arap ve Türk güçlerinin var olmasını talep edecektir. Bu, Kissinger'ın ABD güçlerinin UNDOF içinde konuşlandırılmasını önerdiği ve Esed'in karşılığında Sovyet güçlerinin de konuşlandırılmasını talep ettiği 1974 müzakerelerini hatırlatıyor.

Sınırın kontrol altına alınması, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesi Suriye’nin çıkarına olduğundan Lübnan ile sınırları belirleme, Şeba Çiftlikleri'nin Suriye'ye ait olduğunu teyit etme gücüne sahiptir. Özellikle Türkiye, Suriye ve komşu ülkeleri (Irak, Ürdün ve Lübnan) kapsayan bir blok kurmayı önerdiğinden, büyük ihtimalle bölgesel bir terörle mücadele mekanizmasına katılmaya da istekli olacaktır.

Suriye'nin İbrahim Anlaşmaları'na katılması talebi, bu anlaşmayı imzalayan diğer Arap ülkeleriyle arasındaki farkı gündeme getirmektedir. Zira diğer dört Arap ülkesinin işgal edilmiş toprakları yok ve İsrail'e komşu değiller

İbrahim Anlaşmaları'na katılma konusuna gelince, bu, Suriye ile bu anlaşmayı imzalayan diğer ülkeler arasındaki farkı gündeme getirmektedir. Zira diğer dört Arap ülkesinin işgal edilmiş toprakları yok ve İsrail'e komşu değiller. Suriye'nin egemenliğini ve birliğini yeniden sağlamak, ordusunu kurmak ve yeniden inşa projesini uygulamakla meşgul olduğu doğru, ancak buna İbrahim Anlaşmaları'na katılmakla başlaması, önceliklerinin uygulanmasını kolaylaştırmaktan ziyade zorlaştıracaktır. Başka bir deyişle, yeni kurulacak askeri güçlerin birliği için bir meydan okuma oluşturacaktır.

Bu Suriye-İsrail maddelerinin ve bazı tarafların “sıcak barış” çabalarının, İran ve vekillerinin 7 Ekim 2023'ten bu yana yaşadığı büyük yenilgilerden sonra yeni bir bölgesel düzen arayışıyla bağlantılı olduğuna şüphe yoktur. Ancak, “ihlallerin” kolay görülmesi, İran'a kaos yaratma bahaneleri, Türkiye'ye de Suriye'nin yeni eğilimlerini “frenlemek” için gerekçeler sunacaktır ve bu da “barışı geçici” hale getirecektir. Şam ve Tel Aviv arasındaki müzakere masasının önceliklerini düzenlemek, Suriye'nin bir eksenden diğerine geçişini sağlamlaştırmak için hayati bir gerekliliktir.



“İslam İttifakı”, Mogadişu’da teröre karşı medya mücadelesini güçlendiriyor

“Barış Gazetecileri” girişimi, dijital ortamda aşırılık ve nefret söylemiyle mücadele edebilecek medya kapasitesini geliştirmeyi amaçlıyor (İttifak)
“Barış Gazetecileri” girişimi, dijital ortamda aşırılık ve nefret söylemiyle mücadele edebilecek medya kapasitesini geliştirmeyi amaçlıyor (İttifak)
TT

“İslam İttifakı”, Mogadişu’da teröre karşı medya mücadelesini güçlendiriyor

“Barış Gazetecileri” girişimi, dijital ortamda aşırılık ve nefret söylemiyle mücadele edebilecek medya kapasitesini geliştirmeyi amaçlıyor (İttifak)
“Barış Gazetecileri” girişimi, dijital ortamda aşırılık ve nefret söylemiyle mücadele edebilecek medya kapasitesini geliştirmeyi amaçlıyor (İttifak)

Suudi Arabistan’ın desteğiyle Terörle Mücadele İslam Askeri İttifakı, Somali’nin başkenti Mogadişu’da “Barış Medyacıları” adlı stratejik medya girişimini başlattı. Girişim, aşırılıkçı ve nefret söylemleri ile dijital ortamda yürütülen dezenformasyon ve terör propagandasına karşı koyabilecek ulusal medya kapasitesinin geliştirilmesini ve medyanın güvenliğin korunması ile toplumsal barışın güçlendirilmesinde etkin bir ortak haline getirilmesini amaçlıyor.

Girişimin açılış törenine İttifak Genel Sekreteri Korgeneral pilot Muhammed el-Muğidi ile Somali hükümeti, güvenlik ve ordu yetkilileri katıldı. Törende Somali Savunma Bakanı ve Ordu Komutanı Ahmed Faki’nin yanı sıra Adalet Bakanı, Güvenlik Bakanı, Vakıflar ve Din İşleri Bakanı, Limanlar ve Deniz Ulaştırmasından Sorumlu Devlet Bakanı, Ulusal Güvenlik Ofisi Başkanı, Polis Kuvvetleri Komutanı, Cezaevi İdaresi Başkanı, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve İstihbarat ve Ulusal Güvenlik Başkan Yardımcısı da hazır bulundu.

Üst düzey siyasi, güvenlik ve medya temsilcilerinin katılımı, girişimin stratejik önemini ve terörle mücadelede kurumlar arası iş birliğinin gerekliliğini ortaya koyuyor. Aşırılıkçı örgütlerin yöntemleri hızla değişirken, bu gruplar artık yalnızca sahadaki terör eylemlerine değil; dijital ortamı etkileme, dezenformasyon, propaganda, toplumsal kutuplaştırma, nefret söylemi ve militan devşirme amacıyla kullanmaya da ağırlık veriyor.

 İttifak Genel Sekreteri Korgeneral pilot Muhammed el-Muğidi ile Somali’den hükümet, güvenlik ve askeri yetkililerin girişimin açılış töreninde, (İttifak)
İttifak Genel Sekreteri Korgeneral pilot Muhammed el-Muğidi ile Somali’den hükümet, güvenlik ve askeri yetkililerin girişimin açılış töreninde, (İttifak)

Medya alanında kapasite geliştirme

“Barış Medyacıları” girişimi, İttifakın üye ülkelerin ulusal kapasitesini geliştirme ve medya ortamlarını aşırılıkçı düşüncelere karşı güçlendirme çabalarının devamını oluşturuyor. Program kapsamında gazetecilerin ve medya kuruluşlarının aşırılıkçı propagandayı tespit etme, dezenformasyonla mücadele etme ve etkili, profesyonel içerikler üretme kapasitelerinin artırılması hedefleniyor.

Girişim çerçevesinde “Dijital medyada aşırılıkçı söylem ve nefret söyleminin analizi: Akıllı mücadele araçları ve teknikleri” başlıklı özel bir eğitim programı da düzenlenecek. Programa gazeteciler, medya çalışanları, akademisyenler ve terörle mücadeleyle bağlantılı medya alanlarında uzmanlaşmış 40 kişi katılacak.

Somali Savunma Bakanı Ahmed Faki, törende yaptığı konuşmada terörle mücadelenin yalnızca askeri ve güvenlik çalışmalarına indirgenemeyeceğini belirterek, toplumları güçlendiren, dezenformasyon, kutuplaştırma ve aşırılıkçı propagandayla mücadele eden ve ılımlılık ile bir arada yaşama değerlerini destekleyen sorumlu bir medya söylemine ihtiyaç olduğunu belirtti.

Somali Savunma Bakanı Ahmed Faki, terörle mücadelenin sorumlu ve bilinçli bir medya söylemi oluşturulmasını gerektirdiğini vurguladı (İttifak)
Somali Savunma Bakanı Ahmed Faki, terörle mücadelenin sorumlu ve bilinçli bir medya söylemi oluşturulmasını gerektirdiğini vurguladı (İttifak)

Faki, Somali’nin medyayı ulusal güvenliğin korunması ve toplumsal barışın inşasında ulusal bir ortak olarak gördüğünü belirterek, Suudi Arabistan’ın liderliğindeki İttifakın, ulusal kapasitenin geliştirilmesi ve nitelikli medya kadrolarının yetiştirilmesine yönelik çalışmalarını takdir etti.

Bakan, Somali’nin terörle mücadelede kolektif çabalara aktif biçimde destek vermeyi sürdüreceğini; terörün ideolojik, medya ve finansal kaynaklarının kurutulmasına yönelik çalışmaların toplumların korunmasına ve güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacağını ifade etti.

Medya, terörle mücadelede ileri savunma hattı

İttifak Genel Sekreteri Korgeneral Muhammed el-Muğidi ise girişimin Somali’de başlatılmasının, ortak terörle mücadele çalışmalarının üye ülkelere taşınması ve iş birliğinin ulusal kapasiteyi geliştiren nitelikli programlara dönüştürülmesi anlayışının bir devamı olduğunu söyledi.

Muğidi, terör örgütlerinin artık yalnızca sahada mücadele etmediğine dikkat çekerek, bilgi akışının hızından ve dijital platformların geniş erişiminden yararlanarak dezenformasyon yaydıklarını, propaganda ürettiklerini, kamuoyunu etkilemeye ve insanları örgütlemeye çalıştıklarını belirtti. Bu nedenle bilinçli ve profesyonel medya çalışanlarının terörle mücadele sisteminin “ileri savunma hattı” olduğunu vurguladı.

Girişimin, medya çalışanını yalnızca bilgi aktaran bir konumdan çıkararak analiz, doğrulama, tespit ve müdahale araçlarına sahip profesyonel bir aktöre dönüştürmeyi hedeflediğini belirten Muğidi; dijital içeriklerin analiz edilmesi, dezenformasyon kaynaklarının belirlenmesi, sahte hesapların ve koordineli etki operasyonlarının tespit edilmesi, aşırılıkçı propaganda yöntemlerinin anlaşılması ve daha profesyonel, etkili ve güvenilir karşı söylemlerin geliştirilmesinin amaçlandığını kaydetti.

Muğidi, “Terörle mücadele, güvenlik ve saha mücadelesi olduğu kadar bir bilinç mücadelesidir” diyerek medya çalışanlarının kapasitesine yatırım yapmanın, toplumların aşırılıkçı fikirlere, ideolojik ve medya alanındaki nüfuz girişimlerine karşı direncine doğrudan yatırım anlamına geldiğini ifade etti.

Korgeneral el-Muğidi, medya çalışanlarının kapasitesini geliştirmenin, toplumların dayanıklılığına ve aşırılıkçı fikirlere karşı koyma gücüne doğrudan yatırım anlamına geldiğini belirtti (İttifak)
Korgeneral el-Muğidi, medya çalışanlarının kapasitesini geliştirmenin, toplumların dayanıklılığına ve aşırılıkçı fikirlere karşı koyma gücüne doğrudan yatırım anlamına geldiğini belirtti (İttifak)

İttifak Genel Sekreteri ayrıca Somali hükümetinin iş birliği ve desteğini takdir ederek, üye ülkeler ve ortaklarla birlikte ulusal kapasitenin güçlendirilmesi, deneyim paylaşımı ve terörle mücadelenin ideolojik, medya, askeri ve finansal boyutlarında koordinasyonun artırılması için çalışmaların sürdürüleceğini belirtti.

Eğitimde dijital doğrulama ve dezenformasyon analizi

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre program kapsamında katılımcılara bilgi düzensizliği, dijital doğrulama ve açık kaynak istihbaratı, fotoğraf ve video analizi, içeriklerin yayılımının incelenmesi, sahte hesap ve botların tespiti, metin ve söylem analizi ile koordineli etki operasyonlarının ortaya çıkarılması ve ağ analizleri gibi çeşitli modern araç ve teknikler öğretilecek.

Eğitimde ayrıca aşırılıkçı ve nefret söylemlerinin psikolojik ve toplumsal etkileri, dijital ortamda zararlı söylemlerle mücadelede kanıta dayalı yöntemler, karşı söylem ve alternatif anlatıların geliştirilmesi, medya ve dijital okuryazarlığın artırılması ve toplumların dijital tehditlere karşı dayanıklılığının güçlendirilmesi gibi konular da ele alınacak.

“Barış Medyacıları” girişimi, Terörle Mücadele İslam Askeri İttifakı’nın terörün yalnızca sonuçlarıyla değil, onu besleyen ideolojik ve medya araçlarıyla da mücadele etmeye yönelik sürdürülebilir bir yapı oluşturma hedefini yansıtıyor. Girişim, dezenformasyon, kutuplaştırma ve militan devşirme kapasitesinin sınırlandırılmasında, medya ve toplumsal farkındalığı mücadelenin merkezine yerleştiriyor.


Uganda ve Burundi’den yetkililer, İsrail’de Gazze’ye asker gönderilmesi konusunu görüştü

Filistinliler, Gazze Şeridi’nin merkezindeki el-Megazi mülteci kampına düzenlenen hava saldırısının ardından yıkımı inceliyor (DPA)
Filistinliler, Gazze Şeridi’nin merkezindeki el-Megazi mülteci kampına düzenlenen hava saldırısının ardından yıkımı inceliyor (DPA)
TT

Uganda ve Burundi’den yetkililer, İsrail’de Gazze’ye asker gönderilmesi konusunu görüştü

Filistinliler, Gazze Şeridi’nin merkezindeki el-Megazi mülteci kampına düzenlenen hava saldırısının ardından yıkımı inceliyor (DPA)
Filistinliler, Gazze Şeridi’nin merkezindeki el-Megazi mülteci kampına düzenlenen hava saldırısının ardından yıkımı inceliyor (DPA)

Uganda ve Burundi’den askeri yetkililer, kırılgan ateşkesin desteklenmesi amacıyla ABD Başkanı Donald Trump’ın öncülüğündeki “Barış Konseyi” tarafından tasarlanan uluslararası güvenlik gücü kapsamında Gazze’ye asker konuşlandırılması konusunu görüşmek üzere geçen hafta İsrail’i ziyaret etti.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre “Barış Konseyi”nden bir yetkili yaptığı açıklamada, Ugandalı yetkililerin Burundili askeri heyete katıldığını ve Uganda parlamentosunun bu ay asker gönderilmesine onay vermesinin ardından ülkenin katkısına ilişkin ayrıntıların kesinleştirilmekte olduğunu belirtti.

Henüz nihai anlaşma yok

Burundi ile herhangi bir konuda henüz nihai anlaşmaya varılmadığı, ancak sürecin başlatılmasının hedeflendiği belirtildi.

Görüşmeler hakkında konuşma yetkisi bulunmadığı için adının açıklanmasını istemeyen yetkili, “Birbirimizle önemli ölçüde bilgi alışverişinde bulunduk ve Burundili temsilciler misyonumuza ilgi gösterdi” ifadelerini kullandı.

Bir Burundili askeri yetkili de ülkenin heyetini üç üst düzey askeri subayın temsil ettiğini ve Burundi’nin güce katılma konusunda kararlı göründüğünü söyledi. Bu yetkili de basına konuşma yetkisi olmadığı gerekçesiyle adının açıklanmasını istemedi.

Uganda ve Burundi’nin güce ne tür bir katkı sunacağı veya bunun karşılığında ne elde edeceği henüz netlik kazanmadı. Her iki ülkenin orduları da yapılan yorum taleplerine cevap vermedi.

Gazze Gücü

Burundi’nin de katılması halinde Uganda ve Burundi, uluslararası Gazze gücüne katılan son Afrika ülkeleri olacak. Fas, Kosova, Kazakistan ve Arnavutluk daha önce güce katkı sunma taahhüdünde bulunmuştu.

Uganda yaklaşık bin 200 personel, Fas ise 500’e kadar personel göndermeyi taahhüt etti. Kosova, Kazakistan ve Arnavutluk ise toplamda yaklaşık 80 personel katkısında bulunacaklarını bildirdi.

Endonezya daha önce 8 bin asker göndermeye hazırlandığını açıklamıştı. Bu, açık ara en büyük katkı taahhüdü oldu. Ancak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Endonezya bu planı askıya aldı.

Yaklaşık 20 bin askerden oluşması planlanan güce ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers’ın komuta etmesi öngörülüyor. Ancak şu ana kadar verilen asker gönderme taahhütleri, hedeflenen toplam mevcudun oldukça altında kalıyor.


Sudanlı güçler Burhan’ın diyalog çağrısını reddetti

23 Ağustos 2026 tarihinde Addis Ababa'da bir araya gelen Sudanlı siyasi ve sivil güçler (Nairobi Bildirisi Güçleri)
23 Ağustos 2026 tarihinde Addis Ababa'da bir araya gelen Sudanlı siyasi ve sivil güçler (Nairobi Bildirisi Güçleri)
TT

Sudanlı güçler Burhan’ın diyalog çağrısını reddetti

23 Ağustos 2026 tarihinde Addis Ababa'da bir araya gelen Sudanlı siyasi ve sivil güçler (Nairobi Bildirisi Güçleri)
23 Ağustos 2026 tarihinde Addis Ababa'da bir araya gelen Sudanlı siyasi ve sivil güçler (Nairobi Bildirisi Güçleri)

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da iki gün süren görüşmelerin ardından Sudanlı siyasi ve sivil güçler, Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan’ın ülke içinde diyalog başlatılması yönündeki çağrısını reddetti. Gruplar, söz konusu girişimin Sudan’ın fiili olarak bölünmesini pekiştireceğini ifade etti. 

Görüşmelere, “Nairobi Bildirisi” kapsamında yer alan ve eski Başbakan Abdullah Hamduk’un liderliğindeki Sumud İttifakı, Arap Sosyalist Baas Partisi, Abdülvahid Muhammed Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi ile Mübarek el-Fadıl liderliğindeki Ümmet Partisi katıldı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre katılımcı gruplar dün yayımladıkları bildiride, savaşın taraflarından birinin kontrolündeki bölgelerde ve onun himayesinde yürütülecek herhangi bir siyasi sürecin, askeri yönetime siyasi meşruiyet kazandırmayı ve devrik rejimin unsurlarını yeniden güçlendirmeyi amaçlayacağını ifade etti. 

Burhan, ağustos ayının ortasında, bir grup Sudanlının ülke içinde kapsamlı ulusal diyalog başlatılması yönündeki girişimini resmen kabul ettiğini açıklamıştı. Burhan, diyaloga katılacak taraflara geçici dokunulmazlıklar sağlanacağı konusunda güvence vermişti.