Philip Habib ile Tom Barrack arasında ışıltısını yitiren Lübnan

Amerikalılar Lübnanlı taraflar arasındaki diyalogu ve çatışmayı yönetmeye hazır değil

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack Beyrut'ta ile bir araya geldi, 7 Temmuz 2025 (AFP)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack Beyrut'ta ile bir araya geldi, 7 Temmuz 2025 (AFP)
TT

Philip Habib ile Tom Barrack arasında ışıltısını yitiren Lübnan

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack Beyrut'ta ile bir araya geldi, 7 Temmuz 2025 (AFP)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack Beyrut'ta ile bir araya geldi, 7 Temmuz 2025 (AFP)

Elie el-Kuseyfi

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın iki hafta içinde Beyrut'a yaptığı ikinci ziyaretten çıkan başlıca sonuç, Lübnan'ın ABD'nin Ortadoğu gündeminde öncelikli bir yer tutmadığıdır. Her zamanki gibi kendi büyüklüğünü ve rolünü gereğinden fazla abartan Lübnan hükümetinin ve halkının anlamadığı ya da Lübnan'ın artık dünyadaki hiçbir ülke için bölgesel çıkarları dışında bir önemi kalmadığını kabul etmek istemediği bir gerçek bu.

Bu durum, öncelikle Lübnan siyasetinde ve tarafların davranışlarında ve konumlarında belirleyici faktörlerin, temelde tarafların iktidar ve nüfuz haritasındaki imajlarını ve konumlarını iyileştirme becerileriyle bağlantılı iç faktörler olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, söz konusu taraflar için Lübnan'ın gerçek konumu, değişen koşullardaki rolü ve dış dünyanın Lübnan'a olan ilgisi kadar, dış baskılar ve önceliklerin kendi imajlarını ve konumlarını etkilememesi, Lübnan'ın çevresinde olup bitenlerden etkilenmemesi daha önemli.

Yani, siyasi kadro öncelikle kendi sorunlarıyla meşgul olduğu ve bölgedeki gelişmelere göre Lübnan'ın önceliklerini belirleyen bir dış politika söylemi oluşturmak için gerekli unsurlara sahip olmadığı sürece, Lübnan'da güvenilir bir dış politika söz konusu olamaz.

ABD, Fransa'nın Lübnan çamuruna batıp, Lübnan siyasetinin labirentlerinde kaybolduğunu gördükten sonra bunu anlamış olabilir. Lübnan siyaseti, elçilerin ve temsilcilerin ziyaretlerinin sonunda, lezzetli ‘mezeler’ ve ‘Doğu'nun büyüsünden’ yoksun olmayan bir halkla ilişkiler kampanyasına dönüşüyor.

Lübnanlı politikacılar, Lübnan'ın uzun zamandır kaybetmeye başladığı köklü siyasi geleneklere ihtiyaç duyan bu zor görevi yerine getiremiyorlarsa, ABD Başkanı Donald Trump döneminde bile, doğaçlama yapmakla suçlanan ABD yönetimi, durumu gözden geçirmeye ve düzeltmeye hazır olduğu da bir gerçek. Çünkü ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilci Yardımcısı Morgan Ortagus’un görevine aşırı ciddiyetle yaklaştığını ve Lübnan'ı bölgedeki Amerikan politikasının merkeziymiş gibi gördüğünü fark ettikten sonra Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ı Lübnan dosyasını takip etmekle görevlendirdi. Bu dosya için özel bir temsilci atanmasına gerek yoktu. Hatta yönetim, Lübnan dosyasının Suriye dosyasına eklendiği ve bölgedeki diğer dosyalara, özellikle de Suriye dosyasına göre fazla çaba harcanmasını gerektirmediği için Suriye temsilcisinin Lübnan dosyasını takip etmesinin daha uygun olduğunu düşündü.

Beşşar Esed'in Tahran’daki yeni İslam rejimiyle ittifakı giderek derinleşiyordu, özellikle de İran, Esed'ın ezeli düşmanı Saddam Hüseyin'in Irak'ıyla savaşırken

2025'teki Lübnan, artık 1982'deki Lübnan değil. O zamanlar Şam'da iktidarda olan Hafız Esed, Soğuk Savaş'ın oluşturduğu dengelerden yararlanarak Suriye'yi demir yumrukla yönetmiş ve bölgede önemli bir siyasi aktör haline gelmişti. Amerikalılar onu devirmenin nelere mal olabileceğini hesaplarken, Sovyetler Birliği onun iktidarda kalmasından yararlanıyordu.

Bu iki dönem arasındaki tek ortak nokta, 1982'de ABD’nin Lübnan kökenli Özel Temsilcisi Philip Habib ve 2025'te Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ın görevde olması olabilir. Bunun dışında, zamanın geçmesi, kişilerin ve politikaların değişmesiyle birlikte, bu iki dönem arasındaki farklar o kadar büyük ki, aralarında tam bir kopukluk var.

Amerikalılar, 1982 yılında Esed'in Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) Lübnan'dan çıkarılmasıyla ilgili anlaşmayı engellememesini istiyordu. Esed ise bu ‘yükün’ Suriye'ye değil, bunu üstlenmeye hazır uzak bir Arap ülkesine taşınması şartıyla Lübnan'daki ‘zayıf noktayı’ ortadan kaldırmak istiyordu. Bu yüzden Esed, ABD’nin şartlarını kabul etmekte hiç vakit kaybetmedi. Ancak daha sonra Amerikanlara sırtını dönerek, 1983 yılında Beyrut'ta Amerikan deniz piyadelerinin ve Fransız kuvvetlerinin karargahını bombalayarak, İran'ın ve belki de Sovyetler Birliği’nin desteğiyle bir darbe gerçekleştirdi.

thyuı
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam'da Suriye ile Katar-ABD-Türkiye enerji koalisyonu arasındaki anlaşmanın imza törenine katıldılar, 29 Mayıs 2025 (AFP)

Hafız Esed'in Tahran'daki yeni İslamcı rejimle ittifakı özellikle de İran, Esed'in her ne kadar her ikisi de Baas ideolojisini paylaşıyor olsalar da ezeli düşmanı olan Saddam Hüseyin'in Irak’ıyla savaş halindeyken giderek derinleşiyordu.

Şimdi, dört yılı aşkın bir süre İran’ın ekseninde kaldıktan sonra yeni bir Suriye ile karşı karşıyayız.

Dolayısıyla Lübnan, Yaser Arafat ve savaşçılarının 1982'de Beyrut'tan ve ardından 1983'te Trablus'tan son kez ayrılmasından itibaren Suriye-İran eksenine kademeli olarak girmeye başladı. Şimdi akıllarda “Suriye, 2024 yılının sonlarında Beşşar Esed rejiminin düşüşüyle İran ekseninden çıktığında Lübnan yeniden nasıl bir konumda olacak?” sorusu var.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ın açıklamalarındaki abartılı ifadeler bir yana, Washington'ın Suriye gündeminin dışında Lübnan'la ilgilenmediği açıkça ortada.

ABD’nin Trump'tan başlayıp Barrack'la sona eren genel tutumlarından Washington’ın önceliğinin Suriye olduğu açıkça anlaşılıyor. Trump, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya hayranlığını dile getirmiş ve ABD tarafından Suriye’ye uygulanan yaptırımları kaldırarak, Suriye'ye kendini yeniden inşa etme fırsatı verme kararı almıştı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu hamle, ABD’nin bölgedeki yeni planının bir parçası olarak gerçekleşirken, şu anda Hamas ile İsrail arasında ateşkes sağlanması noktasına gelindi. Bu konu, Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Beyaz Saray'daki görüşmelerinin ana gündem maddesi. İsrailli kaynaklardan sızdırılan bilgilere göre Trump, Tel Aviv'e Gazze'deki savaşın sona erdirilmesi karşılığında Suriye ile İsrail arasında bir anlaşma imzalanması için ABD'nin ödeme yapacağını teklif ediyor. Ancak bu anlaşmanın perspektifleri ve sınırları ne olursa olsun, ABD'nin tutumu, ABD'nin masasındaki bölgesel dosyaların birbiriyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Yeniden Lübnan'a geri dönecek olursak, Lübnanlıların pazartesi günü ABD’li Özel Temsilci Barrack'ın Beyrut'a gelerek Hizbullah'ın silahları, Suriye ile sınırların belirlenmesi ve ekonomik reformlar konusunda ABD'nin hazırladığı belgeye Lübnan'ın cevabını almak üzere geldiği gün yaşadıkları nefes kesici saatler, Barrack'ın Baabda Sarayı'nda (Lübnan Devlet Başkanı'nın resmi konutu) yaptığı açıklamada, Hizbullah'ın silahlarının tamamen Lübnan'ın iç meselesi olduğunu ve Lübnan'ın bölgede ufukta beliren fırsatı değerlendirmesi gerektiğini, aksi takdirde ‘geri kalmışlar’ arasında yer alacağını söylemesi üzerine kısa sürede sona erdi. Hizbullah da bu acil ve belki de son çağrının dışında tutulmadı, çünkü Hizbullah'ın bir geleceğe ihtiyacı olduğu düşünülüyor.

fg
Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah'ın Aşure Günü törenleri sırasında ‘Silahları bırakmayacağız’ yazılı bir pankart taşıyan bir kişi, 6 Temmuz 2025 (AFP)

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ın açıklamalarındaki abartılı ifadeler bir yana, Washington'ın Suriye gündeminin dışında Lübnan'la ilgilenmediği açıkça ortada. Nasıl ki 1982'de Yaser Arafat'ın Beyrut'tan ayrılmasının ardından Suriye'nin Lübnan'daki gündemini bozmaması hedeflendiyse, şimdi de Hizbullah’ın Suriye'deki gündemi ve orada başarılı olup olmayacağına bakılmaksızın Lübnan'ın ‘rahatsız edilmemesi’ hedefleniyor. Bu da Hizbullah'ın İsrail üzerindeki tehdidinin azalması ve hatta ortadan kalkmasının ardından gerçekleşti. Lübnan, Washington'dan İsrail'in Hizbullah kadrolarına yönelik suikastlarını durdurması ve Hizbullah'ın yıpranmış yeteneklerini yeniden inşa etmek için kullandığı iddia edilen mevzileri bombalamayı bırakması için garanti verilmesini istiyor.

Burada Tahran, müzakerelere başlamak için ABD'nin bir daha İran topraklarını bombalamayacağına dair garanti talep ettiği sürece, Hizbullah'ın İsrail-İran çatışmasından sonra kendini nasıl gördüğünü analiz etmenin bir anlamı yok. Trump dün İran ile müzakerelerin yeniden başlaması için bir tarih belirlendiğini söylediği için Tahran bu garantiyi almış gibi görünse de Lübnan, ABD'nin Lübnan Troykası’na, özellikle de Hizbullah adına Barrack ile görüşen Meclis Başkanı Nebih Berri'ye yaptığı tüm övgülere rağmen, henüz böyle bir garanti almamış gibi görünüyor.

Yenilen tarafların, güçlerinin büyüklüğünü ve meydana gelen değişikliklerle başa çıkma yeteneklerini kabul edilebilir sınırların ötesinde abartmaları

Ancak, Berri ile Barrack arasındaki ‘dostluk’ ilişkisini bir kenara bırakırsak, Barrack'ın geçtiğimiz kasım ayında Washington'ın ateşkesin garantörü olmadığını ilk kez teyit etmesi, İsrail'in Lübnan'daki hedeflerini sürdürmesi ve Hizbullah'ın Barrack'ın dediği gibi bir gelecek görmesi ve yeni düzenlemeler yapılana kadar mevcut durumun devam edeceği anlamına geliyor. Aynı şekilde, Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca ile yan tartışmaya giren Başbakan Nevvaf Selam da kendisiyle ilişkileri pek iyi görünmeyen Berri ve Cumhurbaşkanı Avn adına konuştu.

Ancak Lübnan’ın bu olağan detaylarının ötesinde, Hizbullah'ın teslim etmesi istenen silahları, özellikle de hassas füzeleri teslim etmeyi kabul ettiği yönündeki sızıntılar, Berri-Barrack görüşmesinin içeriği hakkında soru işaretleri yaratıyor. Barrack'ın tanımıyla deneyimli bir politikacı olan Berri, Hizbullah adına, silahların devletin elinde toplanmasını savunan Cumhurbaşkanı Avn’ı atlatarak Amerikalılarla doğrudan bir iletişim hattı açmış olabilir mi? Eğer öyleyse, Hizbullah'ın elindeki İran yapımı hassas füzelere ne olacak? İran bunların teslim edilmesini kabul edecek mi ve kime teslim edecek?

7ı8
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve ABD’nin Özel Temsilcisi Tom Barrack, Lübnan'ın Baabda kentindeki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir araya geldiler, 7 Temmuz 2025 (AFP)

Bu sorular elbette açık uçlu sorular, ancak kesin olan bir şey var ki o da Amerikalıların Lübnanlılar arasındaki diyalogu veya çatışmayı yönetmeye hazır olmadıklarıdır. Onlar için önemli olan, Lübnan'ın, ‘komşuları’ Suriye ve İsrail için bir rahatsızlık kaynağı olmaması. Eğer Lübnan bu gruba katılırsa, ona ‘hoş geldin’ denir.

Bu durum Lübnan'ın ötesine geçebilecek bir siyasi gerileme reçetesidir, çünkü ilgili tarafların bölgedeki değişikliklere ayak uydurma ve müzakere koşullarını iyileştirme kabiliyetleri gerektiğinden daha zayıf görünüyor. Buna karşın yenilgiye uğramış taraflar, güçlerinin büyüklüğünü ve meydana gelen değişikliklerle başa çıkma kapasitelerini kabul edilebilir sınırların ötesinde abartıyor. Fakat en nihayetinde, uzlaşmalar masada yapılır. Kim bilir, belki de Pakistan ve İsrail tarafından Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen Trump, Lübnan, Suriye ve hatta İran tarafından da aday gösterilir!

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Suriye’de beklenen kabine değişikliği, SDG’nin entegrasyonunu da göz önünde bulunduruyor

Suriye hükümeti, Mart 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye hükümeti, Mart 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Suriye’de beklenen kabine değişikliği, SDG’nin entegrasyonunu da göz önünde bulunduruyor

Suriye hükümeti, Mart 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye hükümeti, Mart 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye hükümetine yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, önümüzdeki günlerde Suriye hükümetinde kapsamlı bir kabine değişikliği yapılmasının beklendiğini bildirdi. Kaynaklara göre, değişiklik yalnızca kabine ile sınırlı kalmayacak; birçok bakanlıkta yeniden yapılanma da gerçekleştirilecek. Egemenlik alanındaki bazı bakanlıklar dahil olmak üzere çeşitli kurumlarda yapısal düzenlemeler ve bazı valileri kapsayan görev değişiklikleri planlanıyor.

Söz konusu kabine revizyonunun, Mart 2025’te kurulan hükümetin üzerinden bir yıldan fazla süre geçmesinin ardından gündeme geldiği belirtiliyor. Bu hükümet, daha önceki geçici yönetimin görevini devralmasının ardından oluşturulmuştu.

Değişikliğin özellikle yerel yönetimler ve çevre, sağlık, spor ve gençlik, tarım, ulaştırma, eğitim ile yükseköğretim gibi hizmet bakanlıklarını kapsaması bekleniyor.

Şarku’l Avsat kaynakları, değişiklik kapsamındaki bazı bakanlıklarda vekâleten yönetim uygulanacağını, kurum içinden görevlendirilen isimlerin geçici olarak işleri yürüteceğini belirtti. Sürecin, devlet kurumlarının farklı kademelerini etkileyecek daha geniş bir yeniden yapılanmanın parçası olduğu ifade edildi.

Söz konusu değişim süreci Tarım Bakanlığı ile başladı. Bakan Emced Bedr’in yerine, daha önce Bakan Yardımcısı ve Haksız Kazançla Mücadele Komitesi Başkanı olan Basil Suveydan geçici olarak görevlendirildi. Sağlık Bakanlığı’nda ise Musab Nizal el-Ali’nin yerine Muhammed Mesalihi’nin atandığı bildirildi.

fgfgf
Suriye Spor Bakanı, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın huzurunda yemin ederken (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat’ın elde ettiği bilgilere göre, planlanan değişikliklerin bir kısmı bakanların kendi kişisel talepleri üzerine gerçekleşti. Bu gerekçeler arasında sağlık sorunları da bulunuyor. Ayrıca görevden alınan bazı bakanların ilerleyen süreçte daha üst düzey yönetim pozisyonlarına getirilebileceği ifade ediliyor. Öte yandan bazı değişikliklerin performans değerlendirmeleri sonucunda yapıldığı, bununla birlikte siyasi yakınlaşma süreçleri ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) devlet yapısına entegrasyon sürecini hızlandırma çabalarının da etkili olabileceği belirtiliyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam’da düzenlenen el-Feyha Spor Salonu açılışında yaptığı konuşmada, Gençlik ve Spor Bakanı Muhammed Samih Hamid’in sağlık gerekçeleriyle görevden affını talep ettiğini kendisine ilettiğini açıklamıştı.

Egemenlik alanındaki bakanlıklarda herhangi bir değişiklik yapılmayacak

Son haftalarda İçişleri Bakanlığı’nda da değişiklik yapılacağı yönünde iddialar gündeme geldi. Bu iddialara göre mevcut İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanlığı’na getirilmesi, yardımcısı Abdulkadir Tahan’ın ise bakanlığa atanması planlanıyordu. Ancak hükümet kaynakları, egemenlik alanındaki hiçbir bakanlığın bakan düzeyinde bir değişikliğe tabi tutulmayacağını doğruladı.

frtbrtb
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani arasında yapılan görüşmeden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Aynı kaynaklar, Cumhurbaşkanlığı’nın bu bakanlıklarda istikrarın korunmasını istediğini, özellikle son dönemde elde edilen güvenlik başarılarının bu kararda etkili olduğunu belirtti. Bu başarılar arasında eski rejime bağlı bazı savaş suçlularının, örneğin Emced Yusuf gibi isimlerin yakalanması da bulunuyor. Ayrıca, SDG’nin devlet yapısına entegrasyon süreciyle bağlantılı kurumların da çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi. Bu kapsamda Savunma Bakanlığı’nın askerî yapının yeniden düzenlenmesi üzerinde çalıştığı, Adalet Bakanlığı’nın doğu bölgelerindeki adliye binalarının sisteme entegrasyonunu yürüttüğü, ayrıca Enerji ve Ekonomi bakanlıklarının da bu sürece eşlik ettiği kaydedildi.

Sokaktaki gerginliği gidermek

Kaynaklar, İçişleri ve Savunma gibi bazı bakanlıkların halk nezdinde önemli bir takdir topladığını, ancak özellikle Enerji, Ekonomi ve Maliye gibi bazı bakanlıklara yönelik memnuniyetsizlik bulunduğunu belirtiyor. Bu bakanlıklar, halkın üzerindeki ekonomik yükler nedeniyle görevden alınmaları yönünde taleplerle karşı karşıya. Buna rağmen Suriye yönetiminin bu sorunların karmaşık nedenlerinin farkında olduğu, kurumların çalışmalarını ve yürütülen geliştirme projelerini yakından takip ettiği ve bu nedenle söz konusu bakanlıkların büyük ölçüde değişim dışında tutulduğu ifade ediliyor.

fdbfd
Azerbaycan ve Suriye enerji bakanları cumartesi günü gaz tedarik anlaşması imzaladı. (SANA)

Kaynaklara göre bu süreç, aynı zamanda ‘sokaktaki gerilimi azaltmaya yönelik kritik kararlarla’ birlikte ilerlemeli. Özellikle yüksek elektrik faturaları, kamu hizmetlerine yönelik memnuniyetin düşmesinde önemli bir etken olarak görülüyor. Buna karşın elektrik hizmetlerinde kesinti sürelerinin azalması ve hizmet kalitesindeki iyileşme dikkat çekiyor. Benzer bir tablo telekomünikasyon alanında da yaşanıyor. Mobil şebeke kapsama alanında belirgin bir iyileşme ve erişimin genişlemesi sağlanırken, buna paralel olarak hizmet maliyetlerinin ve fiyatların arttığı belirtiliyor.

Kapsamlı yeniden yapılandırma

Planlanan kabine değişikliğinin yalnızca bakanlıklarla sınırlı kalmayacağı, bakanlıklara bağlı müdürlükler ve üst düzey görevleri de kapsayacak şekilde genişletileceği bildirildi. Bu kapsamda İçişleri, Savunma, Turizm, İletişim, Teknoloji ve Enformasyon bakanlıkları gibi kurumlarda bazı üst düzey isimlerin görevden alınarak yerlerine yeni atamalar yapılabileceği ifade ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, Suriye’de devlet kurumlarının yeniden düzenlenmesine yönelik geniş kapsamlı bir değişim süreci yürütülüyor. Bu süreçte bakan yardımcıları ve idari müdürlerin yanı sıra özellikle Turizm Bakanlığı’nda önemli değişiklikler yapıldığı, ayrıca sendika ve meslek örgütlerine kadar uzanan bir yeniden yapılanma planlandığı belirtiliyor. Bu çerçevede Suriye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Favaz Ahmed’in görevden alınması gündeme gelirken, ülke genelinde barolar gibi meslek örgütlerinde de yeni yönetimlerin oluşturulması için çalışmalar yürütülüyor.

Ayrıca bazı valileri kapsayan geniş çaplı yer değişikliklerinin de gündemde olduğu, özellikle Halep ve Humus gibi büyük şehirlerin bu değişimden etkilenebileceği ifade ediliyor. Yerel kaynaklara göre Halep Valisi Azzam el-Garib’e, Cumhurbaşkanlığı’na yakın bir yürütme yapısında üst düzey bir görev teklif edildiği, ancak Garib’in halen kentteki görevine devam etmeyi değerlendirdiği aktarıldı.

Bunun yanında Humus Valisi Abdurrahman el-Ama’nın görevden alınarak Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne atanacağı, yerine ise Murhaf en-Nasan’ın Humus Valisi olarak görevlendirileceği yönünde haberler de dolaşıyor.

Paylaşım sisteminin yokluğu

Jusoor Araştırma Merkezi araştırmacısı Vail Alvan, Suriye’de mevcut hükümetin üzerinden bir yıl geçmesinin ardından gündeme gelen kabine ve idari değişiklik tartışmalarını, Cumhurbaşkanlığı tarafından yürütülen bir performans değerlendirmesine bağladı.

Alvan Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu tür süreçlerin genellikle paralel siyasi gelişmelerle birlikte ilerlediğini belirtti. Alvan’a göre bu gelişmeler arasında Suriye Meclisi’nin ilk oturumlarının yapılması veya SDG ile yakınlaşma süreci gibi unsurlar yer alıyor. Alvan, mevcut göstergelerin henüz kapsamlı bir hükümet değişikliğine ya da tamamen yeni bir kabine kurulmasına işaret edecek düzeyde olmadığını ifade etti.

df fd
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 15 Nisan 2026 tarihinde Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda SDG lideri Mazlum Abdi ile Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed’i kabul etti. (SANA)

Alvan, bakanların belirlenme sürecinin ve yapılan incelemelerin takip edilmesi sonucunda, hükümette ‘paylaşımcı siyaset’ ya da taraflar arasında uzlaşmaya dayalı bir bakanlık dağılımı anlayışının bulunmadığını gözlemlediklerini söyledi. Alvan’a göre, buna rağmen önümüzdeki dönemde SDG mensuplarının bakan, bakan yardımcısı veya vali gibi karar alma pozisyonlarında yer alması mümkün. Bunun, güç paylaşımı ve tek elde iktidar toplanmaması ilkesi çerçevesinde ‘doğal’ bir gelişme olduğu değerlendiriliyor. Bakanlık ve görevlerin ise liyakat, performans değerlendirmesi ve düzenli gözden geçirme mekanizmalarıyla belirlendiği, bu nedenle görevlerin sürekli denetime açık olduğu ifade ediliyor.

Alvan ayrıca, yürütme organı içinde bazı bakanlıklar ya da sorumlu pozisyonlarda meclisin toplanmasından önce sınırlı değişikliklerin olabileceğini belirtti. Ancak kapsamlı bir hükümet değişikliğinin parlamentonun faaliyete geçmesine bağlı olduğunu, bunun daha geniş çaplı ve bazı hassas egemenlik bakanlıklarını da kapsayabilecek bir yeniden yapılanma sürecine zemin hazırlayabileceğini ifade etti. Bu tür bir değişimin ise mevcut sürecin ötesinde, kapsamlı bir performans değerlendirmesinin sonucu olacağı kaydedildi.

Parlamentonun yetkileri

Öte yandan Halep’ten seçilen Suriye Halk Meclisi üyesi Akil Hüseyin, beklenen değişim sürecinin parlamentonun yetkileriyle ya da meclisin faaliyete başlamasıyla doğrudan bağlantılı olmadığını belirtti. Bu durumun, geçen yıl mart ayında kabul edilen anayasal bildiri çerçevesinde şekillendiğini ifade etti.

fvfe
Şam’daki Halk Meclisi binası ilk oturumunu bekliyor. (AFP)

Hüseyin, hukuki açıdan meclisin hükümetin kurulmasını onaylama, atama yapma ya da güvenoyu verme yetkisine sahip olmadığını söyledi. Mevcut yönetim sisteminde meclisin rolünün daha çok bakanların denetlenmesi ve hesap verebilirliğinin sağlanmasıyla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabine değişikliklerinin doğrudan Cumhurbaşkanı’nın yetkisi dahilinde gerçekleştiğini vurguladı.

Suriye’de kabul edilen anayasal bildiri başkanlık sistemi esasına dayanıyor, geniş yürütme yetkileri cumhurbaşkanında toplanıyor ve yürütme organı doğrudan cumhurbaşkanı tarafından belirleniyor.


Lübnan’ın Dahiye bölgesindeki cenaze töreninde havaya ateş açıldı, Hizbullah silahlı kişilerin tutuklanmasını engelledi

Lübnan'ın güneyinde bazı Hizbullah üyelerinin ve sivillerin cenaze töreninde taşınan Hizbullah bayrakları (Reuters)
Lübnan'ın güneyinde bazı Hizbullah üyelerinin ve sivillerin cenaze töreninde taşınan Hizbullah bayrakları (Reuters)
TT

Lübnan’ın Dahiye bölgesindeki cenaze töreninde havaya ateş açıldı, Hizbullah silahlı kişilerin tutuklanmasını engelledi

Lübnan'ın güneyinde bazı Hizbullah üyelerinin ve sivillerin cenaze töreninde taşınan Hizbullah bayrakları (Reuters)
Lübnan'ın güneyinde bazı Hizbullah üyelerinin ve sivillerin cenaze töreninde taşınan Hizbullah bayrakları (Reuters)

Lübnan’ın başkenti Beyrut'un güney banliyösü Dahiye'deki Kefaat bölgesinde dün öğleden sonra bir güvenlik gerilimi yaşandı. Dört kişinin cenaze töreni sırasında havaya yoğun bir şekilde ateş açılması nedeniyle birkaç kişi yaralandı.

Lübnan basını, büyük bir kalabalığın katıldığı cenaze töreninin silahlı kişilerin yoğun biçimde havaya ateş açmasıyla kargaşaya dönüştüğünü ve bazı kişilerin yaralanmasına yol açtığını bildirdi.

Sosyal medyada paylaşılan video görüntüleri, havaya ateş açıldığını gösterirken siviller arasında panik yaşandığı da görüntülere yansıdı.

Edinilen bilgilere göre Lübnan ordusu durumu kontrol altına almak amacıyla bölgeye ulaştı, ancak Hizbullah yanlıları ateş açanların tutuklanmasını engellemek için müdahale etti.

Bir süre sonra Lübnan ordusu araçları ve İstihbarat Müdürlüğü mensuplarının Kefaat Kavşağı çevresinde geniş çaplı konuşlandığı görüldü. Bu sırada çok sayıda silahlı unsur bölgeden çekildi.

Ayrıca ambulansların yaralıları taşımak üzere olay yerine yöneldiği bildirildi. Cenaze töreni boyunca gerginlik ve kalabalık yoğunluğu devam etti.

Bu gelişme, başkent Beyrut’ta silah dosyasına ilişkin artan tartışmalar gölgesinde yaşandı. Lübnan hükümeti daha önce güvenliği sağlamak ve silahları azaltmak amacıyla yürütülen çabalar çerçevesinde Beyrut'u ‘silahsızlandırılmış şehir’ ilan etme kararını açıklamıştı.

Ancak bu karar, Hizbullah'ın sert tepkisiyle karşılaştı. Örgüt, silahlarının güvenlik kaosunun değil ‘direnişin’ bir parçası olduğunu savunarak bu dosyaya ilişkin her türlü tartışmanın kapsamlı bir ulusal savunma stratejisi çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Hizbullah ‘silahsızlandırma’ meselesinin bu şekilde gündeme taşınmasının iç gerginliklere yol açabileceği ve ülkedeki siyasi bölünmeyi derinleştirebileceği konusunda da uyardı.


Bakanlıklar üzerindeki çekişme, hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi’nin görevini zorlaştırabilir

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)
TT

Bakanlıklar üzerindeki çekişme, hükümeti kurmakla görevlendirilen Zeydi’nin görevini zorlaştırabilir

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amidi, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi ile tokalaşırken, 27 Nisan 2026 (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi/AFP)

Irak’ta yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, ABD’nin eşi ve benzeri görülmemiş desteğinin yanı sıra uluslararası ve yerel desteği arkasına alarak çalışmalarını sürdürüyor. Ancak Zeydi, siyasi güçlerle ilişkisinin niteliğini sınayan ilk dosya olarak bakanlıkların dağılımına ilişkin yaşanan çekişmeyle yüzleşmek zorunda.

Siyasi bloklar ve güçler, Zeydi'yi belirli bakanlıkları talep ederek, başka bakanlıkları kendi çıkarları doğrultusunda döndürerek ya da yeni bakanlıklar ve başbakan yardımcılığı makamları oluşturarak köşeye sıkıştırmaya başladı. Böylece yetkileri olmasa bile bazı parti ve güç liderlerinin devlet kademelerinde mümkün olduğunca fazla yer edinmesini sağlamayı amaçlıyorlar.

Bağdat'taki siyasi gözlemcilere göre söz konusu güçlerin şartlarını dayatmakta ısrar etmesi halinde bu durum, silahlı gruplardan, şişirilmiş kadrolardan ve siyasi blokların dikte ettirdiği atamalardan arınmış bir hükümet kurmak isteyen Zeydi ile bu güçler arasındaki kopuşun başlangıcına dönüşebilir.