Türkiye ve İsrail-İran savaşından ‘çıkarılan dersler’

Ankara'nın ‘silahsızlandırma, feshetme ve yeniden entegrasyon’ sürecindeki başarısı, bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirecek

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Türkiye ve İsrail-İran savaşından ‘çıkarılan dersler’

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Burcu Özçelik

Türkiye'deki laik elitler onlarca yıl boyunca, İran’ın 1979 İslam Devrimi’ni ibretlik bir ders olarak gördüler.

İran İslam Devrimi'nin lideri Ayetullah Humeyni, Şah sonrası İran'ın gidişatını yeniden şekillendirmek ve ülkenin geleceğini ve bölgenin kaderini değiştirmek için geri döndüğünde, Türkiye bu süreci yakından takip ediyordu. Ankara'daki yönetici elit kesim, biri ‘siyasal İslam’ diğeri ‘Kürt ayrılıkçılığı’ olmak iki iç hareketin bekasına yönelik bir tehdit oluşturduğunu düşünüyordu. O zaman da, tıpkı bugün olduğu gibi, İran’ın kendi etki alanı içindeki gruplar ve hareketler aracılığıyla siyasal İslamcılığı ihraç etme girişimleri, Ankara'nın Ortadoğu'daki bölgesel düzenin doğası hakkındaki algısı ile çelişiyordu. Her iki taraf da birbirlerini defalarca kez ‘düşman-dost’ olarak nitelendirse de, ikisi de sıfır toplamlı bölgesel hegemonya mücadelesinin sürdürülemez olduğunun farkındalar.

Türkiye ve İran, Irak’ta 2003 yılındaki savaşın ardından, özellikle de her iki tarafın da Kürt ayrılıkçı hareketlere karşı uzun süredir ittifak halinde olmalarına rağmen, yerel gruplar aracılığıyla dolaylı çatışmalara sahne olan merkezi bir alan oluşturan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) nüfuz mücadelesi verdiler. Suriye'de ise her iki ülke, 2011 yılında devrimin patlak vermesinden bu yana çatışan tarafları destekledi. Türkiye, özellikle İdlib'de rejim karşıtı silahlı grupların yanında yer alırken, Tahran eski müttefiki Beşşar Esed'i tereddüt etmeden destekledi ve Hizbullah'ın Suriye'deki siviller arasında ve muhalefetin kontrolündeki altyapıda kaos ve yıkım yaratmasına izin verdi. Hem Türkiye’de hem de İran'da çok sayıda Kürt yaşıyor. Ankara, Tahran'ı ‘Kürt ayrılıkçı grupları gizlice desteklemekle’ suçluyor. İki ülke arasında bu gerginliklere rağmen kopması zor ilişkiler var. Bu ilişkinin temel faktörleri arasında başta İran'ın Türkiye'ye doğalgaz ihracatı ve 560 kilometre (350 mil) uzunluğundaki ortak sınır yer alıyor.

Ankara şu anda askeri caydırıcılık kapasitesini güçlendirmek için stratejik bir fırsat görüyor ve bunun diplomatik, ticari ve jeopolitik önemini vurguluyor olabilir.

Türkiye İsrail ve ABD'nin geçtiğimiz ay İran'a yönelik saldırılarından en çok yararlanan ülke gibi görünebilir. İran, bölgedeki iki rakibi şiddetli çatışmada ağır kayıplar verdikten sonra kendi tarafında binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. İsrail de İran’ın füzeli saldırıları nedeniyle 28 kişinin öldüğünü duyurdu.

İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü askeri ve istihbarat operasyonu, geleneksel çatışmanın sınırlarını aşarak, tüm bölgedeki çatışma kurallarını yeniden şekillendirdi.

dfrgtyu
İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, Tahran'da düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında yaptığı konuşmanın ardından medya mensuplarına hitap etmek üzere kürsüye çıkarken, 28 Haziran 2024 (AFP)

Öte yandan bu gelişmeler, Ankara için ciddi tehlikeler barındırıyor. Çünkü İran'ın parçalanması ya da Kürt, Beluç veya Azeri toplulukların önderliğinde iç ayaklanmalarla tehdit edilmesi, çatışmalardan kaçan büyük mülteci dalgalarına yol açabileceği gibi, İran rejiminin giderek daha da istikrarsızlaşması ve nükleer emellerine daha da sıkı sarılmasıyla sonuçlanabileceği için Ankara'nın çıkarına değil.

Bunun yanında Washington'ın İran ile çatışmaya girmiş olması, Ankara'ya ABD'nin Ortadoğu’da, özellikle de İsrail'i desteklemek söz konusu olduğunda, doğrudan askeri olarak harekete geçmekten çekinmeyeceğini gösterdi. Bu durum, Ankara'nın güvenlik endişelerini daha da derinleştirdi. Türkiye’nin NATO üyeliğine ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yakın ilişkilerine rağmen, Washington'ın 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana bölgede İsrail'in askeri tekelini dizginleyemediği gibi, Tel Aviv'in stratejik çıkarlarına aktif olarak hizmet edebileceği endişesi devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Ankara şu anda askeri caydırıcılık kapasitesini güçlendirmek için stratejik bir fırsat olduğunu düşünüyor ve diplomatik, ticari ve jeopolitik önemini vurguluyor. Türk savunma planlamacıları, bölgesel kaostan kazanç elde etmekle yetinmek yerine saldırıların İran’ın hava savunma sisteminde ortaya çıkardığı boşlukları inceleyecek ve İsrail'e yönelik misilleme saldırılarının operasyonel planını, başarılı olanları, başarısız olanları ve ciddi hasara yol açanları analiz edeceklerdir. Ayrıca İsrail'in İran'daki istihbarat yapısını aşma konusundaki görünür yeteneği, Ankara için büyük önem arz edecektir. Bu durum, stratejik öneme sahip varlıklarını hedef alabilecek olası operasyonlara karşı, casuslukla mücadele sistemlerini yeniden değerlendirmeye ve güçlendirmeye itebilir.

Ankara, İsrail'in 7 Ekim 2023'ten sonra askeri kazanımlarını kullanarak bölgedeki mevcut durumu yeniden şekillendirme çabalarını gözden kaçırmadı.

İsrail ile İran arasındaki savaş, Türkiye'nin yerli balistik füze programını geliştirme hedeflerini hızlandırdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran'da yaptığı bir konuşmada, Türkiye'nin orta ve uzun menzilli füze kapasitesini güçlendirme planlarını açıkladı. Menzili 280 kilometre (170 mil) ile 800 kilometre (500 mil) arasında olduğu tahmin edilen yüksek hızlı kısa menzilli balistik füzesi Tayfun ile tanınan Türkiye, 3 Şubat'ta Karadeniz'e bakan Rize-Artvin Havaalanı’ndan Tayfun füzesinin fırlatma denemesini gerçekleştirdi. Denemenin kesin menzili açıklanmasa da, fırlatma sonrası analizler füzenin 560 kilometreyi aştığını ve önceki denemeyi geride bıraktığını gösterdi.

Türkiye, yerli savunma sistemlerinin stratejik değerini vurgulamaya devam ederken yerli üretimi temel bir rekabet gücü olarak tanıtıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz yıl bir konuşmasında “800 kilometreden uzun menzilli füzelerimizin stokunu artırmaya ve 2 bin kilometre ve üzeri menzilli füzelerin geliştirme programını hızlandırmaya karar verdik” ifadelerini kullandı.

Ankara, uzun bir aradan sonra ABD liderliğindeki F-35 ortak taarruz uçağı (JSF) programına geri dönmek için çabalarını yoğunlaştırdı. Ancak bu, Türkiye'nin 2019 yılında satın aldığı Rus yapımı S-400 hava savunma sisteminden vazgeçmesini gerektirebilir. Ankara, İran ile İsrail arasındaki çatışmayı pasif olarak izlemek ve her iki tarafın da birbirini tüketmesini beklemek yerine, güvenilir ve bağımsız bir savunma pozisyonu benimsemenin daha uygun olduğuna ikna olmuş görünüyor. Son çatışma, Türkiye'nin caydırıcı güçlere ve operasyonel hazırlığa yatırım yapma ihtiyacını daha da acil hale getirdi.

Bölgesel görünümü yeniden düzenlemek

Ankara, İsrail’in 7 Ekim 2023 tarihinden sonra askeri kazanımlarını mevcut bölgesel gerçekliği yeniden şekillendirmek için kullanma çabalarını gözden kaçırmadı. Ahmed el-Şara liderliğindeki geçici Suriye hükümeti, Suriye topraklarının tamamı üzerinde kontrolünü sağlamaya çalışırken, İsrail de buna paralel bir tutum sergiledi. İsrail kendini, Suriye’deki azınlıkların, özellikle de ülkenin güneybatısındaki Kuneytra bölgesinde sınır ötesi toplumsal bağlarla birbirine bağlı olan Dürzilerin ve özerklik talepleri uzun süredir bölgesel bir anlaşmazlık konusu olan ülkenin kuzeydoğusundaki Kürtlerin koruyucusu olarak göstermeye çalıştı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar geçtiğimiz yıl aralık ayında yaptığı bir açıklamada, Kürtlerin DEAŞ'a karşı mücadelede ‘fedakarlıklar yaptıklarına’ işaret ederek “(ABD’nin eski Dışişleri Bakanı) Anthony Blinken başta olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinin dışişleri bakanlarıyla yaptığım görüşmelerde, uluslararası toplumun Kürtlere karşı sorumluluğu olduğunu vurguladım” dedi. Sa’ar, ‘Kürt özerkliğinin zayıflatılmasının tehlikelerine’ karşı uyardı.

y7ı8
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara Antalya'da düzenlenen ‘Antalya Diplomasi Forumu’nun dördüncü oturumu sırasında bir araya geldiler, 11 Nisan 2025 (AFP)

Öte yandan iktidardaki AK Parti’nin en yakın müttefiki olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin lideri Devlet Bahçeli geçtiğimiz ekim ayında, terör örgütü olarak sınıflandırılan PKK’nın 40 yılı aşkın bir süredir devam eden silahlı isyanını sona erdirmeyi amaçlayan girişimi açıkça desteklediğini açıkladı.

Bu adımın birçok nedeni olsa da hızlı bir bölgesel yeniden yapılanma sürecinde bu adımın anlamı daha net hale geliyor. Türkiye’deki siyasi ve güvenlik elitleri, Suriye sınırında güç dengelerini yeniden şekillendirme fırsatı görüyorlar. PKK ve uzantılarının oluşturduğu tehdidi etkisiz hale getirmek, Ankara için varoluşsal bir öncelik olmaya devam ediyor. Bu açıdan, hükümetin son zamanlarda silahsızlandırma sürecine yönelik adımları, Türkiye'nin, özellikle Suriye'deki siyasi geçiş döneminde, bölgenin geleceğinin şekillenmesinde İsrail'in değil, kendi rolünü pekiştirmeye çalıştığı daha kapsamlı hesapların bir parçası olarak görülebilir.

Eşit olmayan savaşlarda istihbarat, kesin ve yüksek değerli hedeflerin seçilmesini sağlayarak gücü katlayan bir faktör oluşturur ve savaşın gidişatını belirlemede merkezi bir rol oynar.

Plan işe yaramaya başlamış gibi görünüyor. PKK lideri Abdullah Öcalan 9 Temmuz’da yayınlanan videolu bir açıklamayla, bulunduğu hapishaneden Türk devletine karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma ve demokratik siyasi faaliyetlere geçme çağrısını yineledi. Öcalan’ın bu açıklamaları her ne kadar beklenen bir şey olsa da video kaydıyla ortaya çıkması PKK içinde ve bölgedeki uzantılarında güçlü yankılar uyandıracaktır.

Öcalan’ın açıklamasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) gerekli yasal garantilere dair bir komisyon kuracağına olan güvenini ifade etmesi be silahsızlanma adımlarının siyasi ilerlemeyle eş zamanlı olarak atılması konusundaki tereddütlere atıfla, ‘önce sen, sonra ben’ zihniyetinin aşılması gerektiğini vurgulayarak, silahsızlanma sürecinin hızlandırılacağını belirtmesi dikkati çekti.

PKK’nın birkaç gün içinde Irak'ın kuzeyinde ‘silah bırakma’ sürecinin başlaması için sembolik bir tören düzenlenmesi bekleniyor. Bu tören, silahsızlandırma sürecinin ilk aşamasının başladığını işaret edecek.

dfgthy
Kamışlı’da SDG destekçilerinin Abdullah Öcalan'ın resmini kaldırdığı duvarın önünden geçen bir adam, 16 Aralık 2024 (AFP)

Ankara'nın ‘silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon’ sürecini etkin bir şekilde yürütmesi, özellikle İran açısından bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirecektir. Zira bu, Tahran'ın PKK üyelerini Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak veya dikkatini dağıtmak için bir baskı aracı olarak kullanma çabalarına darbe indirecektir.

Bu dönüşüm aynı zamanda PKK’nın İran uzantısı PJAK'ı özellikle de İran rejiminin askeri ve siyasi olarak zayıfladığına dair işaretler ortaya çıkarsa İran içindeki stratejisini gözden geçirmeye itebilir.

Ankara, bu operasyonun tam başarıya ulaşması halinde, PKK'nın uzantısı olarak gördüğü, ABD destekli ve Kürt çoğunluklu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam hükümeti arasındaki karmaşık ilişkilerde, Suriye'nin kuzeyinde hızlı gelişmeler bağlamında nüfuzunu pekiştirmiş olacak.

Bu başarı, İsrail'in Suriye'de Kürt özerk yönetimini destekleme ve Ankara'nın ulusal güvenliği için hayati öneme arz ettiğini düşündüğü bölgelerdeki nüfuzunu artırma çabalarını boşa çıkarmak için bir araç olarak değerlendirilecektir.

Ortadoğu'daki en uzun terörle mücadele operasyonlarından biri, PKK'nın tamamen silahsızlandırılmasıyla muhtemel sonuna yaklaşırken, özellikle savaşların değişen doğası konusunda çok önemli dersler çıkarılması gerektiğini gösteriyor. İsrail’in İran’a yönelik Yükselen Aslan Operasyonu öncesinde ve sırasında yürüttüğü istihbarat faaliyetleri, tüm bölgedeki istihbarat kurumları tarafından referans alınan vaka çalışmalarına dönüşebilir. Bölgesel aktörler kapasitelerini güçlendirmeye çalışırken, İsrail'in gelecekteki taktiklerini önceden tahmin etmeye ve bunlara karşı koymaya çalışacaklar. Bu aynı zamanda ileri istihbarat toplama, dezenformasyon ve derin sahtecilik gibi kampanyaları ve psikolojik operasyonları da kapsıyor.

Eşit olmayan savaşlarda istihbarat, kesin ve yüksek değerli hedeflerin seçilmesini sağlayarak gücü katlayan bir faktör oluşturur ve savaşın gidişatını belirlemede merkezi bir rol oynar. Buradan çıkarılan ders açık: Gelecekteki çatışmalar, geleneksel ateş gücüyle değil, büyük ölçüde yenilikçi ve gizli istihbarat operasyonlarıyla belirlenecektir.



Washington ve Tahran arasında Irak: Oyunun kurallarında bir değişiklik mi yoksa yeni bir dönem mi?

Iraklı kadınlar, Bağdat'ın Anbari mahallesinde evlerin duvarlarına çizilmiş resimlerin önünden geçiyor 10 Nisan 2023
Iraklı kadınlar, Bağdat'ın Anbari mahallesinde evlerin duvarlarına çizilmiş resimlerin önünden geçiyor 10 Nisan 2023
TT

Washington ve Tahran arasında Irak: Oyunun kurallarında bir değişiklik mi yoksa yeni bir dönem mi?

Iraklı kadınlar, Bağdat'ın Anbari mahallesinde evlerin duvarlarına çizilmiş resimlerin önünden geçiyor 10 Nisan 2023
Iraklı kadınlar, Bağdat'ın Anbari mahallesinde evlerin duvarlarına çizilmiş resimlerin önünden geçiyor 10 Nisan 2023

İyad el-Anbar

Iraklı siyasetçiler bugünlerde seçim yarışının polemikleri ile meşgulken, Irak vatandaşları daha çok bölgesel gelişmeler çerçevesinde Irak'ın önümüzdeki günlerde karşılaşabileceği tehditler, her yıl tekrarlanan kesintiler sebebiyle sıkıntı çektikleri elektrik gibi kesintiye uğrayan hizmetlere ilişkin sorulara yanıt bulmakla ilgileniyorlar.

Belki de vatandaşların acil ihtiyaçları ile bilinmeyen bir gelecekten duyulan korku arasında bu düşünce farkını yaratan, yetkililerin körlüğüdür. Yetkililer, yaklaşan seçimler için tüm enerjilerini seferber ederek, siyasi alanda etkilerini sürdürmek için rakiplerini devirmek ve taraftar kitlesini genişletmek için rekabet etmektedirler.

Buna ilave olarak, Tahran ve Tel Aviv arasında yeni bir savaş dalgası hipotezi ve Irak'ın bu savaşın alevlerinden kaçınmak için henüz tehlike bölgesinden ayrılmadığı yönündeki görüşler sık ​​sık tekrarlanmaya başlandı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan verilen ve Bağdat'taki ABD Maslahatgüzarı tarafından da yinelenen açık Amerikan mesajları, Haşdi Şabi Güçleri yasasının kabulünün reddedildiğini gösteriyor. Buna karşılık, Hamaney'in Danışmanı’ndan, İran'ın Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri’nin silahsızlandırılmasını reddettiğini duyurduğu açıklamalar geldi. Böylece Haşdi Şabi yasası meselesi Irak içinde ve dışında siyasi bir tartışmaya ve Şii siyasi partileri arasında bir seçim kampanyasına dönüştü. Sonuç olarak anlaşmazlık, Haşdi Şabi’ye Şii çoğunluk yönetiminde somutlaşan bir siyasi sistem ve demokrasinin koruyucusu olarak yeni bir kimlik kazandırmayı amaçlayan bir yasanın kabulü üzerinedir! Öte yandan, Koordinasyon Çerçevesi liderliğindeki anlaşmazlıklar, Haşdi Şabi üyelerinin emeklilik haklarını güvence altına alan hizmet ve emeklilik yasasının geçirilmesini geciktirdi.

Tahran'ın Şii siyasi kararı üzerindeki kontrolü ve birçok Sünni siyasi lideri yanına çekmesi göz önüne alındığında, İran'ın Irak'taki nüfuzunu azaltmaya çalışmak neredeyse imkânsız bir görev haline geldi

Gerçek şu ki, ABD askeri kuvvetlerinin Ayn el-Esed Üssü ile Bağdat Havalimanı’ndan çekilip Erbil'deki Harir üssüne yeniden konuşlandırılması, Bağdat ve Washington arasındaki ilişkiler hakkında birçok spekülasyona yol açan bir hamle. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı'ndan yapılan açıklamada bu gelişme, “hükümetin bir başarısı ve Irak'ın terör ile mücadele etme ve başkalarından yardım almadan güvenlik ve istikrarı sağlama gücünün bir göstergesi” olarak nitelendirildi. ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamada ise Uluslararası Askeri Koalisyonun Irak misyonunda “daha geleneksel bir ikili güvenlik ortaklığına” geçiş adımı olarak nitelendirildi.

Bu açıklamalara rağmen, askeri çekilme duyurusu sürpriz bir hamleydi! Zira Uluslararası Koalisyonun Irak'taki görevinin sona ereceği tarih olarak 2026 yılı sonu belirlenmişti. Yaşanan ise ABD askeri kuvvetlerinin Irak'tan tamamen çekilmesi değil, Erbil'e kaydırılmasıydı.

ABD askeri varlığının Irak Kürdistan Bölgesi'ne taşınması yönündeki hamleyi açıklayabilecek üç hipotez var. İlk hipotez, federal hükümetin nüfuzu altındaki bölgelerin, özellikle 11 Ekim 2023'ten bu yana bu kuvvetlerin tekrar tekrar hedef alınması ve Bağdat hükümetinin onları koruyamaması göz önüne alındığında, artık bu kuvvetlerin varlığı için güvenli olmamasıdır. Bu hamle, ABD'nin yoğun bir şekilde dahil olacağı İran ve İsrail arasında yeni bir savaş dalgası olasılığının ve bu nedenle, ABD’nin Irak'taki askeri varlığını güvence altına almaya çalıştığının bir göstergesi de olabilir.

 Bağdat'taki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen yas töreni sırasında İsrail tarafından öldürülen İranlı ve Lübnanlı yetkililere ait posterler taşındı 28 Haziran (AFP)Bağdat'taki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen yas töreni sırasında İsrail tarafından öldürülen İranlı ve Lübnanlı yetkililere ait posterler taşındı 28 Haziran (AFP)

İkinci hipotez, İran'ın Şii siyasi kararı üzerindeki kontrolü, birçok Sünni siyasi lideri kendisine çekmesi ve sahadaki silahlı vekillerinin nüfuzu göz önüne alındığında, Irak'taki İran nüfuzunu azaltmanın neredeyse imkânsız bir görev haline geldiğini öne sürüyor.

Üçüncü hipotez ise Husilerle birlikte İran’ın bölgede kalan son silahlı vekilleri oldukları göz önüne alındığında, Irak'taki silahlı gruplara karşı askeri bir saldırı düzenlemeye hazırlık olarak bu kuvvetlerin nakledildiği olasılığını öne sürüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Ortadoğu yeniden yapılandırılırken Irak'ın bunun dışında kalacağına, ister askeri güçle Irak'a baskı yaparak, ister yaklaşan seçimlerden sonra siyasi nüfuz düzenlemesine müdahale ederek Irak’ın yeniden yapılandırılmayacağına inanan herkes, kendini kandırıyor.

Haşdi Şabi Güçleri yasasının kabulü konusunda hükümete ve meclise yönelik son Amerikan tehditleri, ABD'ye düşmanlık bayrağını yükselten Şii siyasi güçler için bir meydan okuma oluşturuyor olabilir

Ayrıca, Ali Laricani'nin İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak atanmasının ardından Irak'a yaptığı ziyaret, İranlı siyasi karar vericilerin Irak'taki nüfuzlarını sergileme girişimlerinin bir yansımasıydı. Laricani'nin Irak ve İran arasında güvenlik anlaşması imzalandığı hakkındaki açıklamaları, Irak'ın kendisine saldırmak isteyen herkese karşı İran'ın yanında yer alacağına işaret ediyordu. Tesnim Haber Ajansı, Laricani'nin katıldığı bir televizyon programında söylediği şu sözleri aktardı: “İran ve Irak arasındaki güvenlik anlaşmasının temel noktası, her iki ülkenin de bireylerin, grupların veya üçüncü ülkelerin kendi aralarındaki anlaşmalara ve güvenliklerine müdahale etmesine, topraklarını birbirlerine karşı kullanmamasına veya başka bir ülkenin iki ülkenin iç güvenlik işlerine müdahale etmesine izin vermeme taahhüdüdür.” Buna karşılık, Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı, Irak ve İran arasında bir güvenlik anlaşması imzalanmadığını, “sadece İran-Kürt muhalefetine ilişkin bir mutabakat zaptı” imzalandığını belirterek, bu anlaşmanın önemini küçümsedi.

 21 Haziran'da İran'da İsrail hava saldırısında öldürülen Hizbullah Genel Sekreteri’nin  “Ebu Ali” lakaplı koruması Hüseyin Halil'in cenaze töreni sırasında Bağdat'ta Irak Haşdi Şabi Güçleri, (AFP)21 Haziran'da İran'da İsrail hava saldırısında öldürülen Hizbullah Genel Sekreteri’nin  “Ebu Ali” lakaplı koruması Hüseyin Halil'in cenaze töreni sırasında Bağdat'ta Irak Haşdi Şabi Güçleri, (AFP)

Bugüne kadar, Trump yönetimi içinde Irak'a yönelik net bir Amerikan stratejisinin varlığını öngörmek imkânsız. ABD'nin Irak Büyükelçiliği makamı boş kalmaya devam ediyor; bu da en azından şimdilik böyle bir stratejinin yokluğunun göstergesi. Ancak Amerikalılar, Irak'ın en önemli ekonomik sorunları olan petrol ihracatı ve dolar sorununa karşı ekonomik yaptırımlar uygulama tehdidinde bulunmaktan çekinmiyor.

Bağdat'taki politikacılara gelince, ABD yönetimiyle ilişkilerin geleceğine dair kritik sorulara henüz bir cevap vermiş değiller. ABD’ye düşmanlık ve Irak'taki askeri varlığını reddetme sloganını benimseyen hükümet ve Koordinasyon Çerçevesi Güçleri, Irak ve ABD arasındaki ilişkinin yeni özelliklerini çizmek için herhangi bir seçenek sunmaktan kaçınıyor. Bu ilişki stratejik bir ortaklık veya dostça ilişkiler çerçevesinde mi olacak, yoksa dost ve düşman olarak nitelendirmeye devam mı edeceğiz?

Ancak Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti, elbette Koordinasyon Çerçevesi Güçleri'nin de onayıyla, Amerikan şirketlerinin, özellikle de petrol şirketlerinin Irak'a dönüp yeniden yatırım yapması için harekete geçti. Hükümet, Petrol Bakanlığı ile Amerikan şirketi Chevron arasında belirlenen bir dizi bloğun geliştirilmesi için ön anlaşma imzaladı. Sudani hükümeti de şirketin Irak'a dönüşünü memnuniyetle karşıladı. Irak'ın ABD ile ilişkisinin “stratejik bir ilişki” olduğu vurgulandı. Hükümet, petrol sektörünün durumunu iyileştirmeye verdiği önemin yanı sıra, Irak'ta çalışacak şirketleri de cezbetmeye çalıştı.

Haşdi Şabi Güçleri yasasının kabulü konusunda hükümete ve meclise yönelik son Amerikan tehditleri, ABD’ye düşmanlık bayrağını yükselten Şii siyasi güçleri için bir meydan okuma oluşturuyor olabilir. Zira Amerikalılarla çatışmanın tırmanmasında en büyük kaybedenlerin muhtemelen Şii siyasi güçleri olacağını anlamalılar, çünkü Kürt siyasetçiler Amerikalılarla stratejik bir ittifak kurma konusunda kesin kararlarını verdiler. Kazanımlarını korumanın, bölgedeki varlıklarını reddeden bölgesel güçlere karşı Amerikan korumasına bağlı olduğuna tamamen ikna olmuş durumdalar. Öte yandan Sünni siyasi güçler, Amerikalılarla ilişkilerde gerilimi tırmandırma veya ilişkileri kesme kararına katılmayı kabul etmeyecektir. Bu arada, Şii siyasi güçleri zorlu bir meydan okumayla karşı karşıya kalacaklar, çünkü Amerikalılarla yüzleşme kararından öncelikli olarak onlar sorumlu olacak ve bunun ekonomik ve askeri sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaklar. Bu rejim Amerikan himayesini kaybettiğinde ise orta ve güney bölgelerde nüfuz ve kazanımlar konusunda bir Şii-Şii çatışması aşamasına geçebilir.

Irak'taki çatışma ve rekabetin iki tarafı, yani Tahran ve Washington arasında siyasi düzeyde oyunun kurallarını değiştirmeye yönelik söylemlerle tutarlı yeni bir Amerikan stratejisinin benimsendiğine dair bugüne kadar hiçbir gösterge yok

Irak'ta İran ve ABD arasındaki oyunun kuralları, İran'ın en üst düzeylerde ve siyasi karar alma düzeyindeki siyasi nüfuzuna, ona paralel olarak İran ile ideolojik olarak bağlantılı askeri figürlerin varlığı aracılığıyla resmi olmayan askeri nüfuzuna işaret ediyordu. Buna karşılık, Amerikan kuvvetlerinin resmi bir askeri varlığı mevcut; ancak siyasi nüfuz düzeyinde, Başkan Barack Obama'dan Başkan Joe Biden'a kadar önceki Amerikan yönetimlerinin hataları birikmiş durumda. Başkan Donald Trump'ın ilk döneminde bile, Irak'a yönelik net bir Amerikan stratejisi yoktu. Görünen o ki, Irak'taki çatışma ve rekabetin iki tarafı, yani Tahran ve Washington arasında siyasi düzeyde oyunun kurallarını değiştirmeye yönelik söylemlerle tutarlı yeni bir Amerikan stratejisinin benimsendiğine dair bugüne kadar hiçbir gösterge yok.

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından yayımlanan bir fotoğrafta, Başbakan Muhammed Şiya Sudani (ortada), İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani (solda) ve Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci'nin 11 Ağustos'ta Bağdat'ta ikili bir güvenlik anlaşması imzalamasını izliyor (AFP)Irak Başbakanlık Ofisi tarafından yayımlanan bir fotoğrafta, Başbakan Muhammed Şiya Sudani (ortada), İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani (solda) ve Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci'nin 11 Ağustos'ta Bağdat'ta ikili bir güvenlik anlaşması imzalamasını izliyor (AFP)

Ancak siyasi güçlerin duruşu ile ilgili en büyük sorun, özellikle Şii siyasi güçlerin, Tahran ve Washington arasındaki çatışma döngüsünden kendilerini uzaklaştıracak bir siyasi duruş sergilemek istememeleri. Bu nedenle, Irak'taki siyasi güçler bu döngüden kaçamaz. Çünkü Amerikalılara yönelik duruşları yalnızca Irak meseleleriyle ilgili değil, aynı zamanda İran-Amerikan ilişkilerindeki gerginlik veya sükunetle, hatta bölgedeki hararetli gelişmelerle de tamamen örtüşüyor. İşleri Irak'taki siyasi partilerin arzularından daha karmaşık hale getiren ise Irak'ın, ister yatıştırma ister gerilimi artırma yoluyla olsun, Amerikan çıkarlarına ve oradaki varlığına karşı mesajlar göndermek için en etkili arena olduğuna inanan Tahran'daki siyasi karar vericiler ile Irak'taki bazı siyasi aktörlerdir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Malalla dergiisinden çevrilmiştir.


Iraklılar, Uluslararası Koalisyon’un askeri misyonunun sona erdirilmesi konusunda şüphe duyuyor

Irak’ın Anbar vilayetindeki Aynu’l Esed Hava Üssü (Reuters)
Irak’ın Anbar vilayetindeki Aynu’l Esed Hava Üssü (Reuters)
TT

Iraklılar, Uluslararası Koalisyon’un askeri misyonunun sona erdirilmesi konusunda şüphe duyuyor

Irak’ın Anbar vilayetindeki Aynu’l Esed Hava Üssü (Reuters)
Irak’ın Anbar vilayetindeki Aynu’l Esed Hava Üssü (Reuters)

Irak ve ABD, 2024 yılında iki taraf arasında imzalanan anlaşmaya göre Uluslararası Koalisyon güçlerinin çekilme takvimini belirleme taahhüdünü teyit etmesine rağmen, siyasi güçler çekilme sonrası ne olacağına dair beklentiler nedeniyle resmî açıklamaya şüpheyle yaklaşıyor.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin geçen yıl ABD'ye yaptığı ziyaret sırasında Amerikan tarafıyla imzaladığı anlaşma, çekilmenin Eylül 2025'te başlayıp gelecek yılın aynı döneminde sona ereceğini öngörüyor.

Şarku’l Avsat’ın Şafak News’ten aktardığına göre, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü geçen hafta Irak'tan ‘düşüncesiz bir çekilme’ olacağına dair söylentileri yalanladı. Sözcü, “Böyle bir çekilme, ülke dışındaki silahlı grupların doldurabileceği bir güvenlik boşluğu yaratabilir” dedi.

Pentagon Sözcüsü, “Koalisyonun Irak'taki askeri misyonunu bu ay (eylül) sona erdirmeye kararlıyız. 2026 yılının eylül ayına kadar Irak'taki üslerden Suriye'de DEAŞ'ı yenmek için operasyonları desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Sözcü ayrıca, ‘geçiş dönemi sona erdikten sonra ABD'nin Irak ile ikili güvenlik iş birliği ilişkisini sürdüreceğini’ bildirdi.

Diğer yandan Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği Sözcüsü, ABD güçlerinin bugünden itibaren Bağdat'ı tamamen tahliye edeceği yönündeki haberleri yalanladı.

Büyükelçilik Sözcüsü’ne göre, Birleşik Ortak Görev Gücü-Doğal Kararlılık Operasyonları şu anda Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak'taki askeri operasyonların sona erdirilmesi için kararlaştırılan takvime göre çalışıyor. Bu, 27 Eylül 2024'te yayınlanan ve Irak'ta Uluslararası Koalisyon’un askeri misyonunun sona erdirilmesine ilişkin takvimi açıklayan ortak bildiride belirtilenlere dayanıyor. Şarku’l Avsat daha önce, Irak'taki ABD güçlerinin, İran ile olası bir savaşın artan tehditlerine uyum sağlamak için yeni bir yeniden konuşlandırma sürecine girdiğini açıklamıştı.

Kaynaklara göre yeniden konuşlandırma, Washington ve Bağdat arasında Eylül 2025'te yüzlerce askerin çekilmesi konusunda yapılan anlaşmada herhangi bir değişiklik içermiyor.

Bir ABD yetkilisi, ‘Irak ve çevresindeki yeni güvenlik riski haritasına yanıt olarak’ bölgedeki ABD üsleri arasında yeni bir yeniden konuşlandırma yapıldığını açıkladı.

Güvenlik ortaklıkları

Irak hükümeti ise ‘Uluslararası Koalisyon’un Irak'taki misyonunun sona ermesinin, Irak hükümeti ile Uluslararası Koalisyon ülkeleri arasında yapılan, 2025 ve 2026 eylül aylarını zaman çizelgesi olarak belirleyen ve Irak ile Uluslararası Koalisyon ülkeleri arasındaki ilişkileri 2014 öncesi aşamaya geri götüren ortak ikili ilişkilere kaydıran anlaşmaya uygun olarak ilerlediğini’ doğruladı.

Irak Başbakanı’nın danışmanı Hüseyin Allavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Irak güvenlik istikrarına tanık oluyor, silahlı kuvvetler toparlanıyor ve savaşa hazırlıkları çok yüksek. Ancak hükümet şu anda güvenlik iş birliği, silah alımı ve bunların yönetimi konusunda eğitim amacıyla Washington, Avrupa ülkeleri ve NATO ülkeleriyle ikili güvenlik ortaklıkları kurma yolunda ilerliyor… Uluslararası Koalisyon’un misyonunun sona ermesi, Irak'ın güvenlik kapasitesinin ve DEAŞ kalıntılarıyla savaşı yönetme yeteneğinin değerlendirilmesinden sonra gerçekleşti. Artık bu terör örgütünün geri dönüşünden korkulmuyor” ifadelerini kullandı.

Irak’ın Anbar vilayetinde bulunan Aynu’l Esed Hava Üssü’ndeki Uluslararası Koalisyon eğitmenleri (CENTCOM)Irak’ın Anbar vilayetinde bulunan Aynu’l Esed Hava Üssü’ndeki Uluslararası Koalisyon eğitmenleri (CENTCOM)

Maliki koalisyonunun şüpheleri

Buna rağmen, Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, ABD'nin Irak'tan çekilmesinin varlığından şüphe duyuyor. Koalisyon milletvekillerinden Hüseyin el-Maliki bugün yaptığı basın açıklamasında, “ABD güçlerinin Irak'tan çekilme niyeti yok. Şu anda gerçekleşen askeri hareketler sadece üsler arasında askerlerin yeniden konuşlandırılması ve rotasyonundan ibaret” dedi.

Hüseyin el-Maliki, ‘Amerikalıların sadece Aynu’l Esed Hava Üssü ve bazı diğer üslerdeki hassas askeri pozisyonları değiştirmek için çalıştıklarını ve bazılarının iddia ettiği gibi amaçlarının çekilmek olmadığını’ açıkladı.

El-Maliki, ‘ABD'nin Irak ve Suriye'deki operasyonları için Ürdün'den tedarik hatları bulunan bir fırlatma rampası ve merkezi bir üssü olduğunu ve bu nedenle Irak'tan gerçek bir çekilme olmadığını’ düşünüyor.


Batı Suriye'deki "terörist hücrelerini" hedef alan bir güvenlik operasyonu

Suriye ordusuna bağlı iki asker Şam'ın dış mahallelerinde görüldü (EPA)
Suriye ordusuna bağlı iki asker Şam'ın dış mahallelerinde görüldü (EPA)
TT

Batı Suriye'deki "terörist hücrelerini" hedef alan bir güvenlik operasyonu

Suriye ordusuna bağlı iki asker Şam'ın dış mahallelerinde görüldü (EPA)
Suriye ordusuna bağlı iki asker Şam'ın dış mahallelerinde görüldü (EPA)

Suriye İçişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, “batıdaki Tartus vilayetinde yasadışı terörist hücrelere ait saklanma yerlerini hedef alan” bir güvenlik kampanyasının başlatıldığını duyurdu.

Bakanlık Facebook sayfasından yaptığı açıklamada, "Tartus Valiliği İç Güvenlik Komutanlığı tarafından başlatılan güvenlik operasyonunda, İç Güvenlik Kuvvetleri mensuplarına ve tesislerine yönelik terör saldırıları düzenleyen yasadışı terör hücrelerine ait sığınaklar hedef alındı. En son olarak Tartus şehrinin girişlerinden birinde bir İç Güvenlik devriyesini hedef alan saldırıda iki personelimiz şehit oldu" ifadelerine yer verdi.

Bakanlık, "Güvenlik operasyonu halen devam ettiğini" belirtti.

Esed rejiminin düşüşünden bu yana, Kamu Güvenliği Müdürlüğü, askeri operasyon birimleriyle iş birliği içinde, “savaş suçluları ve suçlara karışanları” aramak için Suriye'nin çeşitli vilayetlerinde periyodik olarak güvenlik operasyonları başlattı.