Türkiye ve İsrail-İran savaşından ‘çıkarılan dersler’

Ankara'nın ‘silahsızlandırma, feshetme ve yeniden entegrasyon’ sürecindeki başarısı, bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirecek

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Türkiye ve İsrail-İran savaşından ‘çıkarılan dersler’

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Burcu Özçelik

Türkiye'deki laik elitler onlarca yıl boyunca, İran’ın 1979 İslam Devrimi’ni ibretlik bir ders olarak gördüler.

İran İslam Devrimi'nin lideri Ayetullah Humeyni, Şah sonrası İran'ın gidişatını yeniden şekillendirmek ve ülkenin geleceğini ve bölgenin kaderini değiştirmek için geri döndüğünde, Türkiye bu süreci yakından takip ediyordu. Ankara'daki yönetici elit kesim, biri ‘siyasal İslam’ diğeri ‘Kürt ayrılıkçılığı’ olmak iki iç hareketin bekasına yönelik bir tehdit oluşturduğunu düşünüyordu. O zaman da, tıpkı bugün olduğu gibi, İran’ın kendi etki alanı içindeki gruplar ve hareketler aracılığıyla siyasal İslamcılığı ihraç etme girişimleri, Ankara'nın Ortadoğu'daki bölgesel düzenin doğası hakkındaki algısı ile çelişiyordu. Her iki taraf da birbirlerini defalarca kez ‘düşman-dost’ olarak nitelendirse de, ikisi de sıfır toplamlı bölgesel hegemonya mücadelesinin sürdürülemez olduğunun farkındalar.

Türkiye ve İran, Irak’ta 2003 yılındaki savaşın ardından, özellikle de her iki tarafın da Kürt ayrılıkçı hareketlere karşı uzun süredir ittifak halinde olmalarına rağmen, yerel gruplar aracılığıyla dolaylı çatışmalara sahne olan merkezi bir alan oluşturan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) nüfuz mücadelesi verdiler. Suriye'de ise her iki ülke, 2011 yılında devrimin patlak vermesinden bu yana çatışan tarafları destekledi. Türkiye, özellikle İdlib'de rejim karşıtı silahlı grupların yanında yer alırken, Tahran eski müttefiki Beşşar Esed'i tereddüt etmeden destekledi ve Hizbullah'ın Suriye'deki siviller arasında ve muhalefetin kontrolündeki altyapıda kaos ve yıkım yaratmasına izin verdi. Hem Türkiye’de hem de İran'da çok sayıda Kürt yaşıyor. Ankara, Tahran'ı ‘Kürt ayrılıkçı grupları gizlice desteklemekle’ suçluyor. İki ülke arasında bu gerginliklere rağmen kopması zor ilişkiler var. Bu ilişkinin temel faktörleri arasında başta İran'ın Türkiye'ye doğalgaz ihracatı ve 560 kilometre (350 mil) uzunluğundaki ortak sınır yer alıyor.

Ankara şu anda askeri caydırıcılık kapasitesini güçlendirmek için stratejik bir fırsat görüyor ve bunun diplomatik, ticari ve jeopolitik önemini vurguluyor olabilir.

Türkiye İsrail ve ABD'nin geçtiğimiz ay İran'a yönelik saldırılarından en çok yararlanan ülke gibi görünebilir. İran, bölgedeki iki rakibi şiddetli çatışmada ağır kayıplar verdikten sonra kendi tarafında binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. İsrail de İran’ın füzeli saldırıları nedeniyle 28 kişinin öldüğünü duyurdu.

İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü askeri ve istihbarat operasyonu, geleneksel çatışmanın sınırlarını aşarak, tüm bölgedeki çatışma kurallarını yeniden şekillendirdi.

dfrgtyu
İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, Tahran'da düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında yaptığı konuşmanın ardından medya mensuplarına hitap etmek üzere kürsüye çıkarken, 28 Haziran 2024 (AFP)

Öte yandan bu gelişmeler, Ankara için ciddi tehlikeler barındırıyor. Çünkü İran'ın parçalanması ya da Kürt, Beluç veya Azeri toplulukların önderliğinde iç ayaklanmalarla tehdit edilmesi, çatışmalardan kaçan büyük mülteci dalgalarına yol açabileceği gibi, İran rejiminin giderek daha da istikrarsızlaşması ve nükleer emellerine daha da sıkı sarılmasıyla sonuçlanabileceği için Ankara'nın çıkarına değil.

Bunun yanında Washington'ın İran ile çatışmaya girmiş olması, Ankara'ya ABD'nin Ortadoğu’da, özellikle de İsrail'i desteklemek söz konusu olduğunda, doğrudan askeri olarak harekete geçmekten çekinmeyeceğini gösterdi. Bu durum, Ankara'nın güvenlik endişelerini daha da derinleştirdi. Türkiye’nin NATO üyeliğine ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yakın ilişkilerine rağmen, Washington'ın 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana bölgede İsrail'in askeri tekelini dizginleyemediği gibi, Tel Aviv'in stratejik çıkarlarına aktif olarak hizmet edebileceği endişesi devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Ankara şu anda askeri caydırıcılık kapasitesini güçlendirmek için stratejik bir fırsat olduğunu düşünüyor ve diplomatik, ticari ve jeopolitik önemini vurguluyor. Türk savunma planlamacıları, bölgesel kaostan kazanç elde etmekle yetinmek yerine saldırıların İran’ın hava savunma sisteminde ortaya çıkardığı boşlukları inceleyecek ve İsrail'e yönelik misilleme saldırılarının operasyonel planını, başarılı olanları, başarısız olanları ve ciddi hasara yol açanları analiz edeceklerdir. Ayrıca İsrail'in İran'daki istihbarat yapısını aşma konusundaki görünür yeteneği, Ankara için büyük önem arz edecektir. Bu durum, stratejik öneme sahip varlıklarını hedef alabilecek olası operasyonlara karşı, casuslukla mücadele sistemlerini yeniden değerlendirmeye ve güçlendirmeye itebilir.

Ankara, İsrail'in 7 Ekim 2023'ten sonra askeri kazanımlarını kullanarak bölgedeki mevcut durumu yeniden şekillendirme çabalarını gözden kaçırmadı.

İsrail ile İran arasındaki savaş, Türkiye'nin yerli balistik füze programını geliştirme hedeflerini hızlandırdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran'da yaptığı bir konuşmada, Türkiye'nin orta ve uzun menzilli füze kapasitesini güçlendirme planlarını açıkladı. Menzili 280 kilometre (170 mil) ile 800 kilometre (500 mil) arasında olduğu tahmin edilen yüksek hızlı kısa menzilli balistik füzesi Tayfun ile tanınan Türkiye, 3 Şubat'ta Karadeniz'e bakan Rize-Artvin Havaalanı’ndan Tayfun füzesinin fırlatma denemesini gerçekleştirdi. Denemenin kesin menzili açıklanmasa da, fırlatma sonrası analizler füzenin 560 kilometreyi aştığını ve önceki denemeyi geride bıraktığını gösterdi.

Türkiye, yerli savunma sistemlerinin stratejik değerini vurgulamaya devam ederken yerli üretimi temel bir rekabet gücü olarak tanıtıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz yıl bir konuşmasında “800 kilometreden uzun menzilli füzelerimizin stokunu artırmaya ve 2 bin kilometre ve üzeri menzilli füzelerin geliştirme programını hızlandırmaya karar verdik” ifadelerini kullandı.

Ankara, uzun bir aradan sonra ABD liderliğindeki F-35 ortak taarruz uçağı (JSF) programına geri dönmek için çabalarını yoğunlaştırdı. Ancak bu, Türkiye'nin 2019 yılında satın aldığı Rus yapımı S-400 hava savunma sisteminden vazgeçmesini gerektirebilir. Ankara, İran ile İsrail arasındaki çatışmayı pasif olarak izlemek ve her iki tarafın da birbirini tüketmesini beklemek yerine, güvenilir ve bağımsız bir savunma pozisyonu benimsemenin daha uygun olduğuna ikna olmuş görünüyor. Son çatışma, Türkiye'nin caydırıcı güçlere ve operasyonel hazırlığa yatırım yapma ihtiyacını daha da acil hale getirdi.

Bölgesel görünümü yeniden düzenlemek

Ankara, İsrail’in 7 Ekim 2023 tarihinden sonra askeri kazanımlarını mevcut bölgesel gerçekliği yeniden şekillendirmek için kullanma çabalarını gözden kaçırmadı. Ahmed el-Şara liderliğindeki geçici Suriye hükümeti, Suriye topraklarının tamamı üzerinde kontrolünü sağlamaya çalışırken, İsrail de buna paralel bir tutum sergiledi. İsrail kendini, Suriye’deki azınlıkların, özellikle de ülkenin güneybatısındaki Kuneytra bölgesinde sınır ötesi toplumsal bağlarla birbirine bağlı olan Dürzilerin ve özerklik talepleri uzun süredir bölgesel bir anlaşmazlık konusu olan ülkenin kuzeydoğusundaki Kürtlerin koruyucusu olarak göstermeye çalıştı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar geçtiğimiz yıl aralık ayında yaptığı bir açıklamada, Kürtlerin DEAŞ'a karşı mücadelede ‘fedakarlıklar yaptıklarına’ işaret ederek “(ABD’nin eski Dışişleri Bakanı) Anthony Blinken başta olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinin dışişleri bakanlarıyla yaptığım görüşmelerde, uluslararası toplumun Kürtlere karşı sorumluluğu olduğunu vurguladım” dedi. Sa’ar, ‘Kürt özerkliğinin zayıflatılmasının tehlikelerine’ karşı uyardı.

y7ı8
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara Antalya'da düzenlenen ‘Antalya Diplomasi Forumu’nun dördüncü oturumu sırasında bir araya geldiler, 11 Nisan 2025 (AFP)

Öte yandan iktidardaki AK Parti’nin en yakın müttefiki olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin lideri Devlet Bahçeli geçtiğimiz ekim ayında, terör örgütü olarak sınıflandırılan PKK’nın 40 yılı aşkın bir süredir devam eden silahlı isyanını sona erdirmeyi amaçlayan girişimi açıkça desteklediğini açıkladı.

Bu adımın birçok nedeni olsa da hızlı bir bölgesel yeniden yapılanma sürecinde bu adımın anlamı daha net hale geliyor. Türkiye’deki siyasi ve güvenlik elitleri, Suriye sınırında güç dengelerini yeniden şekillendirme fırsatı görüyorlar. PKK ve uzantılarının oluşturduğu tehdidi etkisiz hale getirmek, Ankara için varoluşsal bir öncelik olmaya devam ediyor. Bu açıdan, hükümetin son zamanlarda silahsızlandırma sürecine yönelik adımları, Türkiye'nin, özellikle Suriye'deki siyasi geçiş döneminde, bölgenin geleceğinin şekillenmesinde İsrail'in değil, kendi rolünü pekiştirmeye çalıştığı daha kapsamlı hesapların bir parçası olarak görülebilir.

Eşit olmayan savaşlarda istihbarat, kesin ve yüksek değerli hedeflerin seçilmesini sağlayarak gücü katlayan bir faktör oluşturur ve savaşın gidişatını belirlemede merkezi bir rol oynar.

Plan işe yaramaya başlamış gibi görünüyor. PKK lideri Abdullah Öcalan 9 Temmuz’da yayınlanan videolu bir açıklamayla, bulunduğu hapishaneden Türk devletine karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma ve demokratik siyasi faaliyetlere geçme çağrısını yineledi. Öcalan’ın bu açıklamaları her ne kadar beklenen bir şey olsa da video kaydıyla ortaya çıkması PKK içinde ve bölgedeki uzantılarında güçlü yankılar uyandıracaktır.

Öcalan’ın açıklamasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) gerekli yasal garantilere dair bir komisyon kuracağına olan güvenini ifade etmesi be silahsızlanma adımlarının siyasi ilerlemeyle eş zamanlı olarak atılması konusundaki tereddütlere atıfla, ‘önce sen, sonra ben’ zihniyetinin aşılması gerektiğini vurgulayarak, silahsızlanma sürecinin hızlandırılacağını belirtmesi dikkati çekti.

PKK’nın birkaç gün içinde Irak'ın kuzeyinde ‘silah bırakma’ sürecinin başlaması için sembolik bir tören düzenlenmesi bekleniyor. Bu tören, silahsızlandırma sürecinin ilk aşamasının başladığını işaret edecek.

dfgthy
Kamışlı’da SDG destekçilerinin Abdullah Öcalan'ın resmini kaldırdığı duvarın önünden geçen bir adam, 16 Aralık 2024 (AFP)

Ankara'nın ‘silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon’ sürecini etkin bir şekilde yürütmesi, özellikle İran açısından bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirecektir. Zira bu, Tahran'ın PKK üyelerini Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak veya dikkatini dağıtmak için bir baskı aracı olarak kullanma çabalarına darbe indirecektir.

Bu dönüşüm aynı zamanda PKK’nın İran uzantısı PJAK'ı özellikle de İran rejiminin askeri ve siyasi olarak zayıfladığına dair işaretler ortaya çıkarsa İran içindeki stratejisini gözden geçirmeye itebilir.

Ankara, bu operasyonun tam başarıya ulaşması halinde, PKK'nın uzantısı olarak gördüğü, ABD destekli ve Kürt çoğunluklu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam hükümeti arasındaki karmaşık ilişkilerde, Suriye'nin kuzeyinde hızlı gelişmeler bağlamında nüfuzunu pekiştirmiş olacak.

Bu başarı, İsrail'in Suriye'de Kürt özerk yönetimini destekleme ve Ankara'nın ulusal güvenliği için hayati öneme arz ettiğini düşündüğü bölgelerdeki nüfuzunu artırma çabalarını boşa çıkarmak için bir araç olarak değerlendirilecektir.

Ortadoğu'daki en uzun terörle mücadele operasyonlarından biri, PKK'nın tamamen silahsızlandırılmasıyla muhtemel sonuna yaklaşırken, özellikle savaşların değişen doğası konusunda çok önemli dersler çıkarılması gerektiğini gösteriyor. İsrail’in İran’a yönelik Yükselen Aslan Operasyonu öncesinde ve sırasında yürüttüğü istihbarat faaliyetleri, tüm bölgedeki istihbarat kurumları tarafından referans alınan vaka çalışmalarına dönüşebilir. Bölgesel aktörler kapasitelerini güçlendirmeye çalışırken, İsrail'in gelecekteki taktiklerini önceden tahmin etmeye ve bunlara karşı koymaya çalışacaklar. Bu aynı zamanda ileri istihbarat toplama, dezenformasyon ve derin sahtecilik gibi kampanyaları ve psikolojik operasyonları da kapsıyor.

Eşit olmayan savaşlarda istihbarat, kesin ve yüksek değerli hedeflerin seçilmesini sağlayarak gücü katlayan bir faktör oluşturur ve savaşın gidişatını belirlemede merkezi bir rol oynar. Buradan çıkarılan ders açık: Gelecekteki çatışmalar, geleneksel ateş gücüyle değil, büyük ölçüde yenilikçi ve gizli istihbarat operasyonlarıyla belirlenecektir.



YPJ’nin Suriye'deki rolü ne olacak? Şam yönetimiyle müzakereler sürüyor

Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)
Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)
TT

YPJ’nin Suriye'deki rolü ne olacak? Şam yönetimiyle müzakereler sürüyor

Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)
Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında- 22 Ağustos (Reuters)

Kadın Koruma Birlikleri (YPJ), Suriye savaşı sırasında ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) saflarında savaştı ve ülkenin kuzey ve doğusunun geniş bölümünde DEAŞ'ın bölgeden çıkarılmasına yardımcı oldu.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığı habere göre Beşşar Esed'in 2024'ün sonlarında devrilmesi ve silahlı muhalif saflarda yer alan İslamcı savaşçıların öncülüğündeki yeni hükümetin göreve gelmesinden beri birliklerin geleceği belirsizliğini koruyor.

fgthy
SDG Lideri Mazlum Abdi, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile birlikte 25 Ağustos 2026'da Şam'daki Halk Sarayı'nda televizyondan yayımlanan konuşma öncesinde, (AFP)

Yeni yönetim, daha önce dağınık ve bağımsız şekilde faaliyet gösteren silahlı grupları devlet kurumlarına entegre etmeye çalıştı. Geçen hafta SDG, kendisini resmen feshettiğini açıklarken, lideri Mazlum Abdi Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın danışmanı olarak atandı. SDG'nin bazı mensupları da Savunma Bakanlığı'na katıldı.

Ancak yeni Suriye Savunma Bakanlığı'nda kadın savaşçılar yer almıyor. YPG lideri Newroz Ahmed, geçen hafta Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile yaptığı görüşmelerde, kendisine kadın savaşçılarının orduda yerinin olmayacağının bildirildiğini söyledi.

gthyju
Newroz Ahmed, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Reuters'a röportaj verirken - 31 Ağustos

Ahmed, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'daki bir askeri üste Reuters'a yaptığı açıklamada, “Orduya katılmak istedik, çünkü güçlerimiz kendilerini bir tugay veya bağımsız bir tabur şeklinde düzenli biçimde korumalarını sağlayacak deneyim ve yeterliliğe sahip” dedi. Ahmed, “Temel şartımız, bu gücün düzenli bir yapı içinde olması, farklı yerlere dağıtılmaması ve küçük gruplar halinde konuşlandırılmamasıydı. Bu öneriyi reddettiler” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı'nda rol mü?

YPG, şu anda örgütlü bir savaş gücü olarak varlığını sürdürmesini sağlayacak alternatif formül bulmak amacıyla Suriye İçişleri Bakanlığı ile görüşmeler yürütüyor.

Görüşmeler, yeni yönetimin on yılı aşkın süren iç savaşın sona ermesinin ardından Suriye'nin güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırdığı bir dönemde gerçekleşiyor.

İçişleri Bakanlığı bünyesinde hâlihazırda turizm polisi aracılığıyla kadın personel bulunuyor. Bu yılın başlarında, görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, Suriye merkezi yönetiminin, YPG’li kadın savaşçıların İçişleri Bakanlığı'na bağlı bu kadın birimine katılmasını önerdiğini belirtmişti.

Ancak kaynaklar, YPJ’nin bu öneriyi reddettiğini doğrularken, birlik sözcüsü de kendilerine böyle bir teklif yapıldığını yalanladı.

Newroz Ahmed, Reuters'a yaptığı açıklamada, “Kadın Koruma Birlikleri”nin bunun yerine İçişleri Bakanlığı'na bağlı özel operasyon güçlerine katılmayı önerdiğini söyledi. Ahmed, bu birimin kendi güçlerinin yetenekleriyle daha fazla örtüştüğünü ve erkeklerin ağırlıkta olduğu güvenlik güçlerinde kadınların temsilinin artırılmasına katkı sağlayabileceğini belirtti.

gh
YPJ mensubu kadın savaşçılar, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de askeri tatbikat sırasında - 22 Ağustos (Reuters)

Ahmed, “İçişleri Bakanlığı ile konuyu görüştüğümüzde, güçlerimizde bin 500'den fazla kadın savaşçı bulunduğunu söyledik ve bu gücün tamamının entegre edilip edilmeyeceğini sorduk” dedi. Ahmed, yanıtı “önümüzdeki günlerde” almayı beklediğini ifade etti.

Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıkları, görüşmeler hakkında Reuters'ın sorularını henüz cevaplamadı. Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nureddin el-Baba ise cuma günü Rudaw'a yaptığı açıklamada, “Kadın Koruma Birlikleri” mensubu kadın savaşçıların bakanlık saflarında memnuniyetle karşılanacağını söyledi, ancak üstlenecekleri muhtemel role ilişkin ayrıntı vermedi. El-Baba ayrıca birliklerin Suriye'nin tamamında konuşlandırılacağını ve tek bir coğrafi bölgeyle sınırlandırılmayacağını ifade etti.

JPJ’nin geleceği meselesi, bu gücü çatışma yıllarında büyük mücadelelerle elde edilen siyasi ve toplumsal kazanımların sembolü olarak gören çok sayıda Kürt kadın açısından daha geniş önem taşıyor.

JPJ mensubu 20 yaşındaki Josko Siyager, “Kadınları her zaman zayıf olarak görüyorlar... Biz gücümüzü erkeklerden almıyoruz, mevcut devletten de almıyoruz... Elbette özel bir statümüzün olmasını istiyoruz ve bu konuda ısrar ediyoruz” dedi.

YPG’ye bağlı bir birliğe komuta eden 31 yaşındaki Binaber Baran ise Suriye anayasasının bu güçlerin rolünü açıkça güvence altına alması gerektiğini düşünüyor. Baran, “Bugüne kadar hiçbir zaman birilerinin bizi savunmasını beklemedik... Biz kadınlar kendimizi savunduk” ifadelerini kullandı.


Cezayir, Tanezruft Çölü'ndeki askeri kışlayı uyuşturucu kaçakçıları için cezaevine dönüştürüyor

Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)
Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)
TT

Cezayir, Tanezruft Çölü'ndeki askeri kışlayı uyuşturucu kaçakçıları için cezaevine dönüştürüyor

Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)
Doğu Cezayir'de bir çetenin kontrolündeki mahalleye operasyon hazırlığındaki polis ekipleri (Cezayir polisi)

Cezayir, hayat şartları açısından dünyanın en zorlu bölgelerinden biri olan Tanezruft Çölü'nde bulunan bir askeri kışlayı, uyuşturucu kaçakçıları için yüksek güvenlikli cezaevine dönüştürecek. Karar, Cezayir Cumhurbaşkanlığı tarafından dün açıklandı.

Karar, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun başkanlığında düzenlenen Yüksek Güvenlik Konseyi toplantısında alındı. Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, yeni cezaevinin “uyuşturucu baronları ve satıcılarına” tahsis edileceği belirtildi ancak başka ayrıntı verilmedi.

Yetkililer ayrıca, birçok ülkede bulunan kurumlara, örneğin ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'ne (DEA), benzer şekilde uyuşturucuyla mücadele konusunda uzmanlaşmış bir güvenlik birimi kurulmasına karar verdi.

Açıklama, yaklaşık 46 milyon nüfusa sahip, Akdeniz'e kıyısı bulunan ve yaklaşık 6 bin 400 kilometrelik kara sınırına sahip Cezayir'de uyuşturucu kaçakçılığındaki artış konusunda yetkililerin uyarılarını yoğunlaştırdığı bir dönemde geldi.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Uyuşturucuyla Mücadele ve Bağımlılık Dairesi'nin verilerinden aktardığına göre Cezayir'de uyuşturucu bağımlılarının sayısı 2024 yılında 3 milyonu aştı.

Yetkililer düzenli olarak geniş çaplı uyuşturucu operasyonları ve ele geçirmeler gerçekleştirildiğini duyuruyor. 21 Ağustos'ta, psikotropik bir madde olan pregabalin içeren 10 milyondan fazla kapsülün yanı sıra 33 kilogramdan fazla kokain ele geçirildiği açıklandı. Operasyon, rekor miktarda uyuşturucunun ele geçirildiği bir baskın olarak nitelendirildi.

Cezayir'in Mali sınırında, ülkenin güneybatı ucunda bulunan Tanezruft, neredeyse tamamen ıssız bir çöl bölgesi. Yaz aylarında sıcaklıkların 50 santigrat dereceyi aşabildiği bölge, Sahra Çölü'nün en izole ve zorlu kesimlerinden biri olarak kabul ediliyor.


Lübnan, Suriye kıyılarında güvenliği sabote etmeye yönelik planı engelledi

Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)
Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)
TT

Lübnan, Suriye kıyılarında güvenliği sabote etmeye yönelik planı engelledi

Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)
Mehdi izcilerinin mensupları, Beyrut'un güney banliyölerinde düzenlenen cenaze töreninde bir Hizbullah lideri ve ailesinin tabutlarını taşıyor (AP)

Lübnan, Suriye kıyılarında güvenliği sabote etmeye yönelik bir planı, Esed rejiminin kalıntıları ile Hizbullah'a bağlı faaliyet gösteren bir güvenlik ağını çökerterek engelledi.

Yargı kaynakları, “Şarku’l Avsat”a yaptıkları açıklamada, ağın üyelerinden 5 kişinin (3 Suriyeli ve 2 Lübnanlı) gözaltına alındığını bildirdi. Kaynaklara göre ağ, Suriye'den savaşçıları kuzey sınırı üzerinden Lübnan'a sokuyor, ardından bu kişileri Beyrut'un güney banliyölerine ve daha sonra Baalbek-Hermel bölgesindeki bir eğitim kampına götürüyordu.

Kaynaklar, gözaltına alınanlar arasında eski Suriye rejimindeki güvenlik birimlerinden birinin sorumluluğunu üstlenmiş olan Suriyeli Albay Menaf Ali Safi'nin de bulunduğunu belirtti.

Kaynaklar ayrıca ağın elinde el bombaları, makineli tüfekler ve keskin nişancı tüfeklerinin de bulunduğu silah ve mühimmatın ele geçirildiğini belirtti.

Gözaltına alınanların, “Hacı Alaa” olarak bilinen bir kişinin yönetimindeki Hizbullah mensupları ve kadroları tarafından eğitildiklerini kabul ettikleri kaydedildi. Şüpheliler, eğitimlerin kamuoyuna açıklanan amacının “mevcut Suriye güçlerinin Lübnan'ın Bekaa bölgesine yönelik olası bir saldırısına karşı hazırlık yapmak” olduğunu öne sürdü.

Kaynaklar, ağın eski Suriye ordusunda tümgeneral olan Muhammed Cabir tarafından yönetildiğini vurguladı. Moskova'da bulunan Cabir'in, devrik Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'e yakınlığıyla bilindiği ifade edildi.