Halep Valisi Azzam el-Garib: Kürtler ve Şeyh Maksud mahallesi sakinleri ile ilişkilerimiz iyi, devletin egemenliğine geri dönecekler

Azzam el-Garib, Türkiye'nin ‘merkezi bir rol’ oynadığını ve Suriye topraklarında hiçbir hırsı olmadığını söyledi

Halep Valisi Azzam el-Garib (Al Majalla)
Halep Valisi Azzam el-Garib (Al Majalla)
TT

Halep Valisi Azzam el-Garib: Kürtler ve Şeyh Maksud mahallesi sakinleri ile ilişkilerimiz iyi, devletin egemenliğine geri dönecekler

Halep Valisi Azzam el-Garib (Al Majalla)
Halep Valisi Azzam el-Garib (Al Majalla)

Abbas Şerife

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı röportajda Halep Valisi Azzam el-Garib, ‘Kürtlerle ilişkilerin olumlu olduğunu ve bu ilişkilerin köklü bir arada yaşama temeline dayandığını’ söyledi. Vali Garib, 10 Mart'ta Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yapılan anlaşmanın Halep'teki Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerini kapsadığını ve ‘bu mahallelerin tamamen devletin egemenliğine geri dönmesinin ve Halep Şehir Konseyi'nin yönetimi altında hizmetlerin yeniden sağlanmasının öngörüldüğünü belirtti.

Şehrin DEAŞ’a bağlı hücreler de dahil olmak üzere ‘karmaşık güvenlik sorunları’ ile karşı karşıya olduğunu belirten Vali Garib, güvenlik güçlerinin ‘Hayderiya, el-Halk ve es-Safira mahallelerinde terörist faaliyetlere karışan kişileri yakalamak amacıyla özel operasyonlar düzenlediğini’ açıkladı. Suriye'nin ikinci büyük şehri olan Halep'te silahların kontrol altına alınamamasının büyük bir sorun olduğunu ve gönüllü silah teslim programları aracılığıyla yasadışı silahları topladıklarını ifade eden Vali Garib, yetkililerin güvenliği artırmak için 2 bin güvenlik kamerasının kurulması çalışmasına başladığını belirtti. Vali Garib, istikrar ve yeniden yapılanma ile Halep’in 5-10 yıl içinde ekonomik başkent olarak eski konumunu geri kazanacağını söyledi.

Türkiye'nin Halep'in istikrarında ‘merkezi’ bir rol oynadığını ve ‘stratejik bir ortak’ olduğunu vurgulayan Vali Garib, “Türkiye'nin Suriye topraklarında herhangi bir emeli olduğunu düşünmüyorum” diye devam etti.

İşte Halep Valisi Azzam el-Garib ile gerçekleştirilen röportajın tam metni:

*Bu geçiş döneminde özellikle Halep rejim ordusu tarafından savaş ve yıkımdan çok fazla zarar gördüğünden karşılaştığınız zorluklar neler? Birkaç gün önce başlatılan “Senin için ey Halep” girişimi ne anlama geliyor?

Suriye'nin karşı karşıya olduğu zorluklara rağmen Halep, güvenlik istikrarını güçlendirme, idari performansı iyileştirme, enerji krizlerini çözme ve devlet kurumlarını yeniden kurma ve kamu hayatının düzenini sağlama konusunda ulusal uzlaşıları uygulama çabalarını sürdürüyor.

Birkaç gün önce, ‘Senin için ey Halep’ adlı bir girişim başlattık. Bu girişim altyapıyı iyileştirmek, güvenlik durumunu düzeltmek, parkları ve sokakları güzelleştirmek, sağlık ve eğitim hizmetlerini iyileştirmek ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünü hızlandırmak amacıyla valiliğin desteğiyle başlatılan bir sivil girişimdir.

İstikrar ve yeniden yapılanma ile Halep, uluslararası ve yerel destek sağlanması koşuluyla Halep’in 5-10 yıl içinde ekonomik başkent olarak eski konumunu geri kazanacak.

*Halep vilayetinin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunları nelerdir? Özellikle güvenlik, kalkınmanın iyileştirilmesi ve yatırımcıların çekilmesi için en önemli faktör olduğu bilindiği üzere, güvenlik istikrarını sağlamak için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Halep, Beşşar Esed rejiminin düşüşünden sonra karmaşık güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya. Ancak, özellikle SDG ile yapılan ve Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini kapsayan anlaşmanın ardından, güvenlik tehditlerinde önemli bir azalma görüldü. Bununla birlikte, başta aşağıdakiler olmak üzere birçok sorun halen devam ediyor:

1- DEAŞ’a bağlı hücreler: Güvenlik güçlerinin Hayderiya, Helek ve Safira mahallelerinde gerçekleştirdiği operasyonlar sonucunda terör faaliyetlerine karışan unsurlar yakalandı.

2- Eski rejimin kalıntıları: Güvenlik operasyonları kapsamında ihlallere karışan kaçak kişilerle sert bir şekilde mücadele edilirken, geçiş dönemi adalet komisyonları da faaliyete geçirildi.

3- Kaçak silahlar: Gönüllü teslim programları aracılığıyla yasadışı silahların toplanması.

4- Daha fazla istikrar sağlamak için, güvenlik güçlerinin yeniden yapılandırılması, birleşik yerel güçlerin eğitilmesi ve toplumsal diyalog ve girişimler yoluyla güvenin güçlendirilmesi.

5- Senin için ey Halep Girişimi kapsamında güvenlik kameraları yerleştirmek üzere ‘Güvenliğimiz Geleceğimiz’ projesi başlatıldı. Fiber optik kabloların döşenmesinin yüzde 80'ini tamamladık ve ikinci aşamada güvenliği artırmak için 800 bin dolarlık bir maliyetle 2 bin kamera kurmayı hedefleniyor.

df
Başkent Şam'ın Duveylia bölgesindeki Mar İlyas Kilisesi'nde meydana gelen intihar saldırısının yol açtığı hasar ve kan, 22 Haziran 2025 (AFP)

*Halep, ulusal üretime büyük katkı sağlayan Suriye'nin ekonomik başkenti olduğu biliniyor. Yerel ekonomiyi canlandırmak ve yatırımı teşvik etmek için ne gibi planlarınız var? Halep yeniden Suriye’nin ekonomik başkenti olacak mı?

Halep muazzam bir ekonomik potansiyele sahip. Ancak önceki rejimin mirası olan kurumsal gevşeklik, idari yolsuzluk, verimsizlik ve dengesiz vergi sistemi gibi sorunlarla boğuşuyor. Planımız şunları içeriyor:

İlk olarak, vergi sistemini reform etmek ve büyümeyi teşvik etmek için hükümetle koordinasyon içinde vergileri yeniden düzenlenmesi.

İkincisi, geleneksel sektörlerin canlandırılması ve Şeyh Neccar gibi sanayi bölgelerinin yeniden yapılandırılması, vergi kolaylıkları ve enerji desteği sağlanması. Ayrıca Halep’teki turizm sektörünü destekleyecek çeşitli atölye çalışmaları düzenledik.

Senin için ey Halep girişimi kapsamında, ‘Işılda ey Halep’ projesi Halep'in doğu ve batı sokaklarını aydınlatmaya devam ediyor. 2,3 milyon dolarlık bir bütçeyle 11 bölgede 3544 aydınlatma ünitesi kurmayı hedefledik. Sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde ilk aşamayı (45 km için 932 aydınlatma ünitesi) tamamladık ve ikinci ve üçüncü aşamaları Halep kırsalını da kapsayacak şekilde tamamlayarak ticari faaliyetleri güçlendirdik.

Halep'in yeniden ekonomik başkent olmasına gelince istikrar ve yeniden yapılanma ile Halep, uluslararası ve yerel destek sağlanması koşuluyla, 5-10 yıl içinde eski konumunu geri kazanma adaylığı için uygun olacak.

Türkiye'nin Suriye topraklarında herhangi bir emeli olduğunu sanmıyorum, özellikle de Türkiye her zaman Suriye topraklarının bütünlüğünü desteklemiş ve bölünme projelerini reddetmiştir.

Kürt sorunu, Suriye genelinde zorlu bir sorun oluşturuyor. Ancak Halep düzeyinde sorarsak, Eşrefiye ve Şeyh Maksud'daki Kürt nüfusla ilişkisini nasıl tanımlarsınız?

Kürt bileşenle ilişkiler olumlu ve tarihsel bir arada yaşama üzerine kuruludur. SDG ile yapılan anlaşma, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerini kapsıyor. Dolayısıyla bu mahallelerin kaderi, devletin egemenliğine tamamen geri dönmek ve Halep Belediye Meclisi'nin yönetimi altında hizmetlerin geri gelmesidir.

Yerel temsil konusunda, yerel meclislerde ve yönetim kurumlarında Kürtleri dahil ediyor ve adil temsilini sağlıyoruz.

u7ı
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (sağda) ve SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, Şam’da SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyonu için anlaşma imzaladı, 10 Mart 2025 (AFP)

*Türkiye, geçtiğimiz yıllarda Suriye'nin kuzeyinde açık bir nüfuza sahipti, ancak şimdi (Beşşar Esed rejiminden) kurtarılmasından sonra Türkiye'nin Halep'teki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu stratejik bir ortaklık mı yoksa geçici bir iş birliği mi?

Türkiye, altyapı ve hizmetleri destekleyerek Halep'in istikrarında merkezi bir rol oynuyor.

Rolün değerlendirilmesine gelince, şu anda stratejik bir ortaklık var, ancak bu ortaklık bölgesel dengelerle ilgili bazı koşullu yönler içeriyor. İş birliği örnekleri arasında Gaziantep ile imzalanan kardeş şehir anlaşması, mültecilerin geri dönüşünü destekleyen projeler ve Türkiye'nin eğitim ve sağlık alanındaki projeleri sayılabilir. İş birliğinin Halep’in çıkarlarına uygun olmasını ve Halep'in egemenliğini ve önceliklerini saygı duyulmasını önemsiyoruz.

*Türkiye’nin Halep'te stratejik çıkarları olduğuna şüphe yok. Bazıları bu hedefleri Suriye'nin kuzeyindeki hırslar olarak tanımlamaya çalışsa da sizin bakış açınızdan Halep Türkiye için stratejik olarak ne kadar önemli?

Türkiye'nin Suriye topraklarında özellikle de Suriye'nin toprak bütünlüğünü her zaman desteklemiş ve bölünme projelerini reddetmiş olması nedeniyle herhangi bir emeli olduğunu sanmıyorum. Ancak Halep'in Türkiye için birçok nedenden dolayı büyük önemi olduğu söylenebilir:

1- Coğrafi konumu. Halep, Suriye'nin kuzey kapısıdır ve bu da onu ticari bir merkez ve Türkiye'nin ulusal güvenliğinin destekçisi haline getiriyor.

2- Mülteci akınını sınırlayan ve (DEAŞ, kontrolsüz silahlı gruplar gibi) güvenlik tehditlerini azaltan istikrar.

3- Ekonomik çıkarlar: Halep tarihi bir ticaret merkezidir ve Türkiye ticaret ilişkilerini güçlendirmeyi hedefliyor. Halep'in çıkarları, dengeli ortaklıklar aracılığıyla bu ilişkinin bir parçası olacaktır.

Eğitim ve sağlık alanlarında, ‘İzini Bırak’ girişimi ve eğitim desteği planlarımız kapsamında okul ve hastanelerin iyileştirilmesi için çalışıyoruz.

*Halep Valisi olduğunuzda bir vizyonunuz ve çalışma planınız olduğuna şüphe yok. Bu yüzden size şunu sormak istiyorum: Önümüzdeki beş yıl içinde Halep'in Suriye haritasındaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halep, konumu ve geçmişi sayesinde hayati bir merkez olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Halep'e yaptığı son ziyaretinde, şehrin en büyük ekonomik fener olacağını vurguladı ve kalenin kalbinden, zorbalarla savaşımızın sona erdiğini ve yoksullukla mücadelemizin başladığını açıkladı.

Ekonomik olarak, sanayi bölgelerinin yeniden inşası ve altyapının iyileştirilmesi ile sanayi ve ticaret merkezi olarak rolünü geri kazanacak. İdari olarak, siyasi gidişata bağlı olarak, ademi merkeziyetçilik kapsamında daha bağımsız bir idari merkez haline gelebilir. Mevcut zorluklar arasında güvenlik ve finansman eksikliği de yer alıyor. Ancak vizyonumuz ve hedeflerimiz Halep'i hızlı toparlanmanın bir örneği haline getiriyor.

cdy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Halep’teki Hristiyan mezhebinden bir heyeti kabul etti, 28 Mayıs 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

*Karşılaştığınız zorlukların büyük ve çetin olduğuna şüphe yok. Ancak önümüzdeki dönemde önceliklerinizi belirlediğinizi düşünüyorum. Vali olarak acil ve başlıca öncelikleriniz neler?

Önceliklerimiz; güvenlik, yani kaçak silahların toplanması ve ihlallerin kontrol altına alınması, Güvenliğimiz Geleceğimiz Girişimi kapsamında 800 bin dolarlık bir maliyetle 2 bin adet güvenlik kamerasının kurulması gibi birçok alanı kapsıyor.

Altyapı konusunda ise elektrik ve su şebekelerinin onarımına devam ediyoruz. Hükümet, 5 bin megavat kapasiteli elektrik santralleri kurmak üzere Katarlı bir şirketle sözleşme imzaladı. Bu sayede üç yıl içinde elektrik kapsama oranı yüzde 70-85'e çıkacak. Yerel düzeyde Deyr Hafir santralini faaliyete geçiriyor, iç şebekeyi onarıyor, endüstriyel şebekeyi ev şebekesinden ayırıyor ve kablo hırsızlığıyla mücadele ediyoruz.

Eğitim ve sağlık alanında, İzini Bırak Girişimi ve eğitim desteği planlarımız kapsamında okulları ve hastaneleri yenileme çalışmaları yürütüyoruz. Bu planlar arasında okulların onarımı, model okulların kurulması ve üniversite hastanesi için endoskopi gibi gelişmiş cihazlarla hastanelerin geliştirilmesi yer alıyor. Ekonomi alanında ise bürokrasiyi reform ederken, yatırımı teşvik etmek ve fabrikaları çalıştırmak için çalışıyoruz.

*Hiç şüphesiz yükler ağır ve devlet ile valilik tek başına tüm bu yükleri kaldıramaz. Peki, yerel topluma alan açmayı düşünüyor musunuz? Yerel toplum ve yerel konseylerin Halep'in istikrarında rolü nedir?

Yerel toplum ve yerel konseyler temel bir dayanak noktası. Toplumun rolüne gelince biz sivil girişimleri teşvik ediyor, memnuniyetle karşılıyor ve destekliyoruz. Halep, geçtiğimiz aylarda bu türden birçok girişime sahne oldu ve bunların şehrin gerçekliği üzerinde doğrudan bir etkisi olduğunu gördük.

Ayrıca, idari ademi merkeziyetçiliği destekliyoruz. Yerel konseylerin hizmet ve kalkınma kararlarını almalarını sağlarken, tüm bileşenlerin temsil edilmesini garanti ediyoruz.

Şu an karşı karşıya olduğumuz en büyük zorluk, geçiş dönemi ve geçiş aşaması nedeniyle mevcut merkeziyetçilik, ancak yerel temsilciliği desteklemek için yasal bir çerçeve üzerinde çalışıyoruz.

Halep'i ekonomik ve sosyal bir merkez olarak yeniden inşa etme taahhüdümüzü, şehrin çeşitliliğini ve tarihini koruyarak teyit ediyoruz. Ayrıca, halkının ve ortaklarının desteğiyle, ilin eski ihtişamını geri kazandıracak bir gelecek hayal ediyoruz.

*Biliyorsunuz, Halep’in doğusu rejim ordusu tarafından büyük bir yıkıma uğradı. Bu durum bir göç ve sığınma dalgasına neden oldu. Halep’in doğu mahallelerini yeniden inşa etmek ve mültecilerin geri dönüşünü hızlandırmak için nasıl bir planınız var?

Halep'in doğu mahalleleri büyük bir yıkıma uğradı. Şu anda yeniden inşa, altyapı (su, elektrik, yollar) ve konutların hedef alınması, enkazın kaldırılması ve okulların ve hastanelerin rehabilite edilmesini içeren bir planımız var. Senin için ey Halep Girişimi kapsamındaki Işılda Ey Halep Projesi, ilk aşamada doğu mahallelerine 45 kilometre karelik bir alana aydınlatma desteği sağlıyor ve şehirdeki kavşakları ve girişleri güzelleştiriyor. 

Karşılaştığımız zorluklar ise finansman eksikliği ve mülkiyet haklarının karmaşıklığıdır. Eski rejimin milisleri, birçok vatandaşın mülklerini yasadışı yollarla ele geçirmiştir. Ancak, daha önce el konulan tüm mülklerin mülkiyet haklarını incelemek ve gözden geçirmek üzere ‘Zorla El Koyma Komitesi’ni kurduk.

yh
Halep’te hasar görmüş bir binanın önünden motosikletle geçenler, 14 Mayıs 2025 (Reuters)

*Halep'in yurtdışındaki evlatlarına, Halep'li tüccarların ve Arap yatırımcıların sermayedarlarına ne söylemek istersiniz?

Mülteci olunan ülkelerde ve mülteci kamplarında yaşayan Halep halkına mesajım şu: “Halep sizi bekliyor, size çok ihtiyacı var ve yaralarını sarmanız ve ona yeniden hayat vermeniz için size sesleniyor. Eskisi gibi ona sadık kalın!” Ayrıca Suriyeli ve Arap yatırımcıları, Suriye'nin kalbi ve ekonomik başkenti olan Halep'e yatırım yapma fırsatını kaçırmamaya davet ediyorum. 

Şu anda, lojistik kolaylıklar ve desteklerle birlikte, endüstri (tekstil, gıda), ticaret ve hizmetler (turizm, lojistik) alanlarında büyük yatırım fırsatları bulunuyor. Altyapı ve güvenlik iyileştiriliyor.

Yatırımcılara mesajım: “Halep'in yeniden canlanmasına yaptığınız yatırım ve katkınız, sadece ekonomik bir kazanç değil, şehrin geleceğini inşa etmek anlamına da geliyor. Bu, kâr elde etme çabasından önce ahlaki ve vatansever bir tutum olacaktır.

*Peki Halep’in geleceği için ne söyleyeceksiniz?

Halep'i ekonomik ve sosyal bir merkez olarak yeniden inşa etme taahhüdümüzü, şehrin çeşitliliğini ve tarihini koruyarak teyit ediyoruz. Ayrıca, halkının ve ortaklarının desteğiyle, ilin eski ihtişamını geri kazandıracak bir gelecek hayal ediyoruz.



Şam’dan akaryakıt fiyatlarında geri adım: Sübvansiyonlu motorin 115 Suriye lirası

Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
TT

Şam’dan akaryakıt fiyatlarında geri adım: Sübvansiyonlu motorin 115 Suriye lirası

Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)

Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, sübvansiyonlu motorinin litre fiyatının 115 Suriye lirası (0,94 dolar)  olarak belirleneceğini açıkladı. Beşir, bakanlığın vatandaşların üzerindeki ekonomik yükü hafifletirken akaryakıt arzının sürekliliğini güvence altına alacak alternatifler üzerinde çalıştığını söyledi.

Beşir, Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablaavi ile birlikte bugün (Perşembe) düzenlediği basın toplantısında, petrol sektöründeki son gelişmeler ve mevcut dönemde alınan tedbirler hakkında bilgi verdi. Beşir, vatandaşların geçim yükünü hafifletmek amacıyla farklı fiyat ve özelliklere sahip çeşitli motorin türlerinin piyasaya sunulacağını belirtti. Bakan ayrıca Suriye Petrol Şirketinin yönetim ve denetiminde, ham petrol işleme kapasitesi günlük 35 bin varile ulaşan bir dizi yerel elektrikli rafinerinin yeniden faaliyete geçirileceğini söyledi.

Petrol Ürünleri ve Maden Kaynakları Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi, geçen pazar günü petrol ürünleri için yeni ve geçici bir fiyat listesi yayımlamıştı. Suriyeliler, bölgesel ve küresel gelişmelerden etkilenen karar kapsamında fiyatların yüzde 25 ila 40 arasında artırılmasına şaşırmıştı.

Karar, özellikle ekonomik, idari, güvenlik ve yaşam koşullarına ilişkin karmaşık sorunlarla karşı karşıya bulunan Suriye'nin doğu ve kuzey bölgelerinde geniş çaplı halk tepkisine yol açtı. Akaryakıt fiyatlarındaki artışın zaten ağır olan günlük yaşam maliyetlerine yansıması endişesi tepkileri daha da artırdı.

dfvbgh
Suriye'nin kuzeyindeki El Bab kentinde protestocular, artan yakıt fiyatlarını protesto etti. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın SANA'dan aktardığı habere göre  basın toplantısında konuşan Beşir, çarşamba günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldiğini ve vatandaşların üzerindeki yükü hafifletecek bir dizi uygulanabilir alternatifin ele alındığını söyledi. Beşir, kullanım alanına göre farklı özellik ve fiyatlara sahip çeşitli motorin türlerinin piyasaya sunulması yönündeki önerinin kabul edildiğini belirterek, böylece piyasadaki tek bir yüksek özellikli ve yüksek maliyetli ürüne olan bağımlılığın sona erdirileceğini ifade etti.

Enerji Bakanı, “Enerji fiyatlarındaki artışın vatandaşların yaşamına, tarım, üretim ve hizmet sektörlerine doğrudan yansıdığının farkındayız. Sorumluluğumuz yalnızca petrol ürünlerini temin etmekle sınırlı değil, aynı zamanda yükleri hafifletecek ve arzın sürekliliğini koruyacak çözümler aramayı da kapsıyor” dedi.

Beşir, bakanlığın başta ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimler olmak üzere belirlenen alanlarda kullanılmak üzere sübvansiyonlu motorini litre başına 115 Suriye lirasından satışa sunacağını açıkladı. Bakan ayrıca ulaştırma ile üretim ve hizmet sektörlerindeki kullanımlar için uygun özelliklere sahip motorinin litre başına 150 liradan piyasaya sunulacağını bildirdi.

Beşir, bakanlığın günlük 35 bin varile kadar ham petrol işleme kapasitesine sahip bir grup elektrikli rafineriyi yeniden faaliyete geçirme kararı aldığını belirtti.

xcdfgh
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Çarşamba akşamı Enerji Bakanı ile sektörün durumu ve yakıt dosyası hakkında görüştü (SANA)

Bakan, ham petrol ürünlerinin maliyetinin hazır petrol ürünlerine kıyasla daha düşük olduğunu ifade ederek elektrik üretiminde kullanılmak üzere aylık yaklaşık 140 milyon dolar tutarında gaz satın alındığını kaydetti.

Suriye'nin çeşitli ülkelerden günlük 5 milyon 300 bin metreküp gaz ithal ettiğini belirten Beşir, elektrik üretimi için gaz alımının aylık 140 milyon dolara mal olduğunu ve hazineye ilave yük getirilemeyeceğini söyledi.

Beşir, elektrik borçlarının birikmesi ve petrol ürünlerinden kaynaklanan zararların yatırım projeleri ile yatırım harcamalarını etkilediğini belirterek elektrik faturalarının ödenmemesi ve şebekeye yönelik usulsüz müdahalelerin Suriye Elektrik Şirketinin zararlarını artırdığını ifade etti.

Bakan, “Devlet, sosyalist ekonomi sisteminden serbest piyasa sistemine geçiş politikası benimsedi. Bunun beraberinde getirdiği zorlukların farkındayız” dedi.

Beşir, “Banyas Rafinerisinin yeniden faaliyete geçmesi ve yerli üretimin artırılması, petrol ürünleri fiyatlarına olumlu yansıyacak” ifadeleriyle açıklamalarını tamamladı.

Rafinerilerden çıkan ürünler belirli istasyonlarda satılacak

Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablaavi ise Enerji Bakanlığı ile uygulama mekanizmalarını görüştükten sonra söz konusu tedbirlerin hayata geçirilmesine yönelik uygulama planını hazırlamaya başladıklarını söyledi.

Kablaavi, geçen dönemde teknik ve uygulamaya ilişkin ayrıntıların incelendiğini, sürecin sorunsuz şekilde yürütülmesi ve hedeflenen sonuca ulaşılması için karşılaşılabilecek engellerin aşılması üzerinde çalışıldığını belirtti.

bghju
Enerji Bakanı Muhammed El-Beşir, Perşembe günü Suriye Petrol Şirketi CEO'su Yusuf Kablavi ile basın toplantısı düzenledi (Bakanlık hesabı)

Teknik ve idari hazırlıkların tamamlanma durumuna bağlı olarak uygulama adımlarının önümüzdeki günlerde başlamasını umduğunu ifade eden Kablaavi, uygulamanın ayrıntılarının aşamalı olarak açıklanacağını kaydetti.

Kablaavi, rafinerilerde işlenen petrol ürünlerinin illerde belirlenen akaryakıt istasyonları tarafından satılacağını doğruladı.

Yeni fiyat listesi 13 Eylül'de yayımlandı

Petrol Ürünleri ve Maden Kaynakları Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi, 13 Eylül'de petrol ürünleri için yeni ve geçici bir fiyat listesi yayımlamıştı.

Enerji Bakanlığı daha sonra yaptığı açıklamada, Suriye'de petrol ürünleri fiyatlarının yükselmesinin, Banyas Rafinerisinin bakıma alınmasıyla eş zamanlı olarak bu ürünlerin küresel piyasalardan temin maliyetinde yaşanan olağanüstü artıştan kaynaklandığını bildirdi. Bakanlık, fiyat değişikliğinin geçici olduğunu ve arzın sürekliliğini sağlamakla birlikte ürünlerin iç piyasada bulunabilirliğini güvence altına almayı amaçladığını belirtti.

Bakanlık, Suriye piyasasının benzin, motorin ve fuel oilin küresel tedarik maliyetlerindeki artıştan etkilendiğini açıkladı. Banyas Rafinerisinin yaklaşık iki ay sürecek kapsamlı bakıma alınmasının ise hazır petrol ürünlerinin ithalatına olan ihtiyacı geçici olarak artırdığı kaydedildi.


Sudan’daki sağlık sektörü enkazın altından yeniden ayağa kalkabilecek mi?

Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nün girişi (Şarku’l Avsat)
Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nün girişi (Şarku’l Avsat)
TT

Sudan’daki sağlık sektörü enkazın altından yeniden ayağa kalkabilecek mi?

Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nün girişi (Şarku’l Avsat)
Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nün girişi (Şarku’l Avsat)

Yıkım ve yağmanın ardından kapılarını yeniden açan hastaneler ile elektrik, tıbbi ekipman, ilaç ve personel eksikliğiyle mücadele etmeyi sürdüren sağlık tesisleri arasında Sudan, üç yılı aşkın süredir devam eden yıkıcı savaşın yıprattığı sağlık sistemine dair iki karşıt tabloya sahne oluyor.

Başkent Hartum’un geniş kesimlerinde çatışmaların azalması ve halkın geri dönmeye başlamasıyla birlikte bazı hastaneler kademeli olarak yeniden faaliyete geçiyor. Buna karşılık Darfur, Kordofan ve diğer bölgelerde tablo daha karanlık. Çatışmaların devam etmesi, finansman yetersizliği ve sağlık tesislerine erişimde yaşanan güçlükler, geniş kesimlerin sağlık hizmetlerinden mahrum kalmasına yol açıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre Sudan’daki sağlık tesislerinin yaklaşık yüzde 37’si hizmet vermiyor. Yaklaşık 21 milyon kişinin tıbbi hizmetlere ihtiyaç duyduğu ülkede ilaç sıkıntısı yaşanırken tedaviye erişimin maliyeti de yükseliyor.

cd
Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki sağlık personeli (Şarku’l Avsat)

Bununla birlikte WHO, erken toparlanma çalışmalarının başlatılması ve sağlık tesislerinin yeniden rehabilite edilmesiyle bazı eyaletlerde iyileşme gözlendiğine dikkat çekiyor. Bu durum, soruyu daha karmaşık hale getiriyor: “Sudan’ın sağlık sistemi gerçekten toparlanmaya mı başladı, yoksa yaşananlar yalnızca savaşın uzaklaştığı bölgelerde sağlık hizmetlerinin kısmen yeniden sunulmasından mı ibaret?”

İyileşmekte olan hastaneler

Başkentteki en büyük hastanelerden biri olan Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yeniden faaliyete geçişin işaretleri belirginleşiyor. Hastanenin Başhekimi Abdulmunim Ali el-Kasım, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, savaş sırasında hastanenin altyapısı, cihaz ve ekipmanları, elektrik şebekeleri, kabloları ve jeneratörlerinin büyük ölçüde tahrip edildiğini söyledi. Kasım, 2024’te acil servis bölümünün hastaları kabul edebilmesi için rehabilitasyon çalışmalarının başlatıldığını, ancak hastanenin diğer bölümlerinin büyük ölçüde yıkılmış halde kaldığını belirtti.

Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi’nin (KSrelief) desteğiyle hastaneye Temmuz 2025’te 730 kilovolt-amper kapasiteli bir elektrik jeneratörünün yanı sıra yoğun bakım, acil servis ve laboratuvar ekipmanları sağlandı. Kasım, söz konusu desteğin toplam değerinin yaklaşık 1 milyon dolara ulaştığını ifade etti.

Kasım’a göre elektrik arzındaki istikrar, sağlık hizmetlerine doğrudan yansıdı. Laboratuvar sonuçları için bekleme süresi 4 ila 6 saatten yaklaşık 1 saat 15 dakikaya inerken, desteğin ilk ayında yaklaşık 500 cerrahi operasyon gerçekleştirildi. Bu sayı daha sonra ayda bin ila bin 500 operasyona yükseldi. Günlük ortalama operasyon sayısı ise 40 ila 50 arasında değişiyor.

xscdfgth
Tıbbi laboratuvar uzmanı et-Tayyib Yusuf

Hastane şu anda günde yaklaşık 600 hastayı kabul ediyor. Yoğun bakım ünitesindeki 15 yataktan 11’i hizmete açılırken, kalan dört yatağın da kullanıma hazırlanması sürüyor.

Hastaneye ayrıca tam donanımlı bir oksijen üretim istasyonu sağlandı. Bunun yanı sıra, tek vardiyada ayda 50 protez uzuv üretim kapasitesine sahip bir protez merkezi faaliyete geçirildi. İki vardiya halinde çalışılması durumunda üretim kapasitesi iki katına çıkarılabiliyor.

Ancak faaliyetlerin yeniden başlaması sorunların sona erdiği anlamına gelmiyor. Kasım’a göre tesis hâlâ yatak ve servis yetersizliğiyle karşı karşıya bulunuyor ve yakıta ihtiyaç duyuyor. Elektrik arzındaki dalgalanmalar da sürerken, halkın geri dönmesi hizmetlerini yeniden başlatan sağlık tesisleri üzerindeki baskıyı artırıyor.

Binalar yeniden inşa edildi ama eksiklikler hâlâ devam ediyor

Aynı tablo, savaş sırasında büyük ölçüde tahrip edilmesinin ardından yeniden inşa edilerek hizmete açılan Bahri Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de görülüyor. Hastanenin Genel Müdürü Ahmed el-Beşir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 640 yatak ve 20 ameliyathaneye sahip hastanenin günün her saati hasta kabul kapasitesini artırabilmesi için hâlâ yoğun bakım cihaz ve ekipmanlarına, ayrıca yedek bir elektrik kaynağına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

zxscdtyn
Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki hasta refakatçileri (Şarku’l Avsat)

Hastanenin kanalizasyon şebekesinin tamamlanmasına ve genel şebekeye bağlanmasına da ihtiyaç bulunuyor. Bunun mümkün olmaması halinde atık suların taşınarak bertaraf edilmesini sağlayacak araçların temin edilmesi gerekiyor. Yönetim ayrıca, savaş sırasında kaybedilen sağlık personelinin bir bölümünün açığını kapatmak amacıyla acil servis kompleksini sürekli mesleki eğitim merkezine dönüştürmeye çalışıyor.

Bu ayrıntılar, sağlık sisteminin yeniden inşasındaki en önemli sorunlardan birini ortaya koyuyor. Bir binanın onarılması ve yeniden hizmete açılması, sağlık hizmetlerinin tam kapasiteyle yeniden sunulabileceği anlamına gelmiyor.

Büyük hastanelerin dışındaki iç karartıcı manzara

Yeniden faaliyete geçen büyük hastanelerden uzakta ise tablo, Hartum eyaletinin kendi içinde bile farklılık gösterebiliyor. Omdurman’ın batısındaki Fettaşa bölgesinde İman, oğlunun yüksek ateş ve giderek ağırlaşan öksürükle mücadele ettiği sırada, en yakın sağlık tesisinin ihtiyaç duyduğu hizmetleri sunamaması nedeniyle üç gün beklemek zorunda kaldı. İman, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) Aralık 2025’te yayımladığı tanıklığında, bölgedeki tek sağlık merkezinde yalnızca bir sağlık çalışanının bulunduğunu ve merkezde aşılama, beslenme, ilaç, eczane ve laboratuvar hizmetlerinin bulunmadığını söyledi. Anne, bölgeyi ayda iki kez ziyaret eden UNICEF destekli seyyar kliniği beklemekten başka seçenek bulamadı. Bu tanıklığın üzerinden zaman geçmiş olmasına rağmen aynı sorunların devam etmesi, başkentin merkezindeki büyük hastanelerin yeniden faaliyete geçmesi ile eyaletin çeperlerindeki sağlık tesislerinin durumu arasındaki büyük farkı ortaya koyuyor.

Hartum dışına çıkıldığında bu fark daha da belirginleşiyor. Kassala eyaletinin Halfa el-Cedide ilçesindeki Sevra Sağlık Merkezi’nde, sekizinci çocuğuna hamile olan Nur, daha önce hamilelik sırasında doktorların reçete ettiği demir takviyelerini satın almak zorunda kaldığını, ancak parasını karşılayamadığı için zaman zaman kullanmayı bıraktığını anlatıyor.

dcf
Ailesiyle birlikte el-Faşir’den kaçan ve et-Tavile kentindeki bir kampta tedavi gören Sudanlı çocuk (Arşiv – AP)

Nur, UNICEF’in Temmuz 2025’te yayımladığı tanıklığında, daha önce tedavi masraflarının ilaca erişimini engellediğini, ilaçların ücretsiz temin edilmeye başlamasının ise aile için büyük bir rahatlama sağladığını söyledi.

Aynı merkezde çocukları için ilaç alan Ayşe de ailelerin karşı karşıya olduğu ekonomik koşullar nedeniyle tedavinin ücretsiz sunulmasının kendileri için büyük bir destek olduğunu ifade etti.

Beyaz Nil eyaletinde ise ailelerin karşı karşıya olduğu bir diğer sorun mesafe. UNICEF, Ocak 2026’da dokuz aylık kızı Emine ile aşı yaptırmak için yola çıkan Zehra’nın yolculuğunu belgeledi.

Zehra, daha önce hizmet alabilmek için Cebeleyn kentine gitmek zorunda kalırken, şimdi evine en yakın sağlık tesisine ulaşmak için yaklaşık iki saat yol kat ediyor.

Aynı bölgede Emine adlı başka bir anne de iki yaşındaki kızı Ayşe’yi sağlık merkezine getirdi. Şiddetli ishal ve kusma nedeniyle aşırı derecede halsiz düşen çocuk yürüyemeyecek duruma gelmişti. Stabilizasyon merkezine yatırılarak tedavi ve terapötik süt verilen Ayşe, tedavinin ardından gücünü yeniden kazanmaya başladı.

El-Faşir… Bir ağacın altında gerçekleşen doğum

Savaş ve yerinden edilmenin yaşandığı bölgelerde ise tablo en ağır boyutlarına ulaşıyor. Kuzey Darfur’dan yerinden edilen Amani, el-Faşir’deki çatışmalardan kaçarken hamileliğinin son aylarında ailesiyle birlikte sürekli yer değiştirmek zorunda kaldığını anlattı.

xcsdvfghty
Bahri Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki Yoğun Bakım Ünitesi (Şarku’l Avsat)

UNICEF’in Ağustos 2025’te yayımladığı tanıklığında Amani, ailenin günler boyunca yiyecek, su ve kendilerine yardım edecek kimse bulamadığını söyledi. Şarika ile Tavile arasındaki yerinden edilme yolculuğu sırasında doğum sancıları başlayan Amani, bölgede ne bir hastanenin ne de sağlık çalışanlarının bulunduğunu belirtti.

Amani, annesinin ve bazı bölge sakinlerinin yardımıyla yol kenarında, bir ağacın altında ve küçük bir hasırın üzerinde kızını dünyaya getirdi. Doğum sırasında hayatta kalıp kalamayacağını veya ölmesi halinde çocuklarının başına ne geleceğini bilmediğini ifade etti.

Doğumun ardından yeni doğan bebeğini taşıyacak ya da yolculuğa devam edecek kadar güçlü olmayan Amani, Tavile’ye ailesiyle birlikte ulaşabilmek için yaklaşık bir hafta beklemek zorunda kaldı.

Amani’nin yaşadıkları, Hartum’da yeniden faaliyete geçen hastanelerin ortaya koyduğu tablonun tam tersini yansıtıyor. Savaş bölgelerinde mesele yalnızca sağlık hizmetlerinin kalitesi ya da tıbbi cihazların bulunup bulunmaması değil; öncelikle ortada bir sağlık tesisinin bulunup bulunmadığı.

‘Çöküş’ tanımına ilişkin tartışma

Bu farklılıklar, sağlık sektörünün mevcut durumunun nasıl tanımlanacağına ilişkin tartışmanın merkezinde yer alıyor. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), insani yardım finansmanındaki kesintilerin daha fazla sağlık tesisinin kapanmasına ve milyonlarca Sudanlının temel sağlık hizmetlerinden mahrum kalmasına yol açtığı uyarısında bulundu.

MSF’ye göre 2,87 milyar dolarlık Sudan İnsani Müdahale Planı, 11 Ağustos itibarıyla ihtiyaç duyulan finansmanın yalnızca yaklaşık yüzde 41’ini alabildi.

rtbn
Çad’daki bir mülteci kampında, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) ait bir çadırın yanında dinlenen Darfurlu bir çocuk (Arşiv – Reuters)

Ancak Sudan Sağlık Bakanı Heysem Muhammed İbrahim, MSF’nin raporunun büyük ölçüde örgütün kendi faaliyetleri ve çalışma koşullarını ele aldığını savunuyor. İbrahim, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, raporun “ülkedeki sağlık sektörünün gerçek durumunu tek başına yansıtmadığını” söyledi.

Kasım da sağlık sisteminin ‘çöküşün eşiğinde’ olduğu yönündeki tanımlamayı reddetti. Kasım, sektörün ciddi kaynak sıkıntısı yaşadığını kabul etmekle birlikte, devletin yanı sıra ulusal, bölgesel ve uluslararası kuruluşların çabaları sayesinde kademeli olarak toparlanmaya başladığını belirtti.

El-Beşir de ‘çöküş’ ifadesinin doğru bir tanımlama olmadığı görüşünde. Bununla birlikte el-Beşir, hastanelere yönelik desteğin artırılması, gerekli tıbbi cihazların temin edilmesi ve uzmanlık gerektiren sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini kabul ediyor.

İlaç arayan bir kanser hastası

Hastalar açısından toparlanma, yalnızca yeniden açılan hastanelerin sayısıyla ölçülmüyor. Asıl ölçüt, hastaların hastanelere ulaştıklarında ihtiyaç duydukları tedaviyi bulup bulamadıkları. Temmuz 2026’da rahim ağzı kanseri tedavisi gören Naile Hamad, Hartum’daki Hartum Onkoloji Hastanesi’nde kemoterapi alırken, kızı İsar es-Sir, hastanede bulunmayan ve tedaviyi tamamlayıcı nitelikteki bir ilacı dışarıda temin etmeye çalışıyordu.

İsar, Reuters’ın kayıt altına aldığı tanıklığında, ailenin ilacı hastane dışında dönemin piyasa fiyatıyla yaklaşık 180 bin Sudan cüneyhine, yani o dönemde yaklaşık 45 dolara bulduğunu söyledi. Annesinin bu ilaca her 21 günde bir aldığı kemoterapi dozuyla birlikte ihtiyaç duyduğunu belirtti.

rgthy
Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden (Şarku’l Avsat)

Maliyet yalnızca ilaçla da sınırlı değil. İsar, annesinin kemoterapi aldığı yatak için de 40 bin Sudan cüneyhi ödediklerini belirterek, iş ve gelir imkânlarının olmadığı bir ortamda ailenin bu masrafları nasıl karşılayabileceğini sordu.

Naile ise ailenin daha önce yemek masraflarını karşılamakta zorlandığını, şimdi ise hem yiyecek hem de ilaç temin etmek için mücadele ettiğini anlattı. Evi yıkılan Naile, komşularının yanında kalmak zorunda kaldı.

Reuters’a konuşan Hartum Onkoloji Hastanesi Baş Eczacısı Muna Abdurrahman, bazı ilaçların ücretsiz temininin durmasının ardından kimi hastaların ilaçlarını kendi imkânlarıyla satın alamadıkları için tedavi dozlarının iki hafta veya daha fazla geciktiğini söyledi.

Ekonomik kriz, tanı hizmetlerine de yansıyor. Tıbbi laboratuvar uzmanı et-Tayyib Yusuf, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, dolar kurundaki yükselişin sektörü doğrudan etkilediğini belirterek laboratuvarların dövizle ithal edilen solüsyon ve sarf malzemelerine bağımlı olduğuna dikkat çekti.

Yusuf, Hartum’a dönen birçok laboratuvar sahibinin iş yerlerini ve cihazlarını kaybetmelerinin ardından ‘sıfırdan’ başlamak zorunda kaldığını, bunun yanı sıra bakım, kira ve ekipmanların yeniden satın alınması gibi maliyetlerle karşı karşıya kaldığını söyledi.

Yüksek maliyetler nedeniyle bazı laboratuvar sahipleri cihazları ortaklık sistemiyle satın alarak tek bir merkezde bir araya getirmeye başladı. Her laboratuvarın kendi ekipmanına sahip olması yerine uygulanan bu yöntem, hizmetlerin sürdürülmesini sağlayan geçici bir çözüm olarak görülüyor.

Pahalı ilaçlar ve toparlanma sürecindeki fabrikalar

İlaç piyasasında da durum büyük ölçüde farklı değil. Eczacı Mahmud en-Naim, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, savaşın ardından fiyat artışları ve vatandaşların şikâyetlerinin arttığını belirterek bunun bazı yerli ilaç fabrikalarının yıkılması, dış tedarik zincirlerinin aksaması ve ithalatın dövize bağımlı olmasından kaynaklandığını söyledi.

Naim, Ulusal İlaç Konseyi’nin yeni ilaç çeşitlerinin ve ilaç şirketlerinin kayıt altına alınmasını teşvik etmeye başladığını belirtti. Rekabetin artmasının fiyatların düşürülmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Hartum’daki bazı fabrikalar da yeniden üretime başladı, ancak henüz tam kapasiteyle çalışmıyor. Yerli üretim ve tedarik zincirlerinin istikrara kavuşması halinde bu durum, ilaç piyasasında kademeli bir rahatlamanın önünü açabilir.

Salgın hastalıklar... Henüz sona ermemiş bir tehlike

Yıkım, finansman yetersizliği ve tedavi maliyetlerinin yüksekliğinin yanı sıra sağlık sistemi salgın hastalıkları da büyük bir risk olarak karşı karşıya bulunuyor. Kasım, hastaneye başvuran vakalar arasında sulu ishal, sıtma ve dang humması görülme oranlarının gerilediğini belirterek salgınlarla mücadele çalışmalarının sürdüğünü ve kolera, dang humması ve diğer hastalık vakalarının tedavisi için bir izolasyon merkezi kurulduğunu söyledi.

xsdcfgthy
2026 yazında Hartum’da Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen aşılama kampanyasında kolera aşısı olan Sudanlı bir kız çocuğu (AP)

El-Beşir ise Sudan’da endemik hastalıklardan biri olan sıtmayla yalnızca hastanelerin mücadele edemeyeceğini belirtti. El-Beşir, mücadelenin sağlık konusunda bilinçlendirme ve korunmadan hastalık taşıyan vektörlerin kontrolüne, teşhis ve tedaviye kadar federal sağlık sistemi, eyaletler, yerel yönetimler ve toplum arasında koordinasyon gerektirdiğini ifade etti.

Bu riskler, hastalıkların ve yetersiz beslenmenin su ve kanalizasyon hizmetlerindeki eksiklikler ve sağlık tesislerine erişimdeki güçlüklerle aynı anda yaşandığı yerinden edilme ve çatışma bölgelerinde daha da ağırlaşıyor.

Böylece mevcut tablo, tamamen çökmüş bir sağlık sektörüne işaret etmese de savaşın etkilerini geride bırakmış bir sağlık sistemini de ortaya koymuyor. Hartum’da bazı hastaneler yeniden hizmet vermeye başladı; cerrahi operasyonlar, yoğun bakım ve laboratuvar hizmetleri yeniden devreye girdi. Rehabilitasyon ve oksijen üretimi projeleri başlatılırken, Kassala ve Beyaz Nil eyaletlerinde ücretsiz ya da halka daha yakın sağlık hizmeti sunma kapasitesini yeniden kazanan tesis örnekleri görülüyor.

Ancak İman hâlâ çocuğunun tedavisi için seyyar kliniği bekliyor, Zehra bir sağlık merkezine ulaşmak için iki saat yol kat ediyor, Amani savaştan kaçarken kızını bir ağacın altında dünyaya getiriyor. Naile ise başkentteki en büyük kanser tedavi merkezlerinden birine ulaşmasına rağmen ihtiyaç duyduğu ilacı bulamıyor.


BM: Yemen’de durum hızla değişiyor... Batı kıyılarına erişimi kısıtlamalar engelliyor

BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)
BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)
TT

BM: Yemen’de durum hızla değişiyor... Batı kıyılarına erişimi kısıtlamalar engelliyor

BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)
BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de yerinden edilme hızının 3 Eylül’den bu yana belirgin şekilde arttığını ve ay başından itibaren 100 binden fazla kişinin yerinden edildiğini açıkladı. Yerinden edilenlerin büyük bölümü Taiz ve Lahic vilayetlerine yöneldi.

BM Yemen Mukim Koordinatörü ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Buquera, Şarku’l Avsat’a özel açıklamasında, Batı kıyısı boyunca çatışmaların sürmesi nedeniyle Yemen’de yeni yerinden edilme dalgaları ve insani ihtiyaçlarda beklenen artışla başa çıkmaya hazır olduklarını belirtti. Buquera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişinin Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldığını söyledi.

Buquera, insani yardım çalışanlarının hareketlerinin Batı kıyısındaki bazı bölgelerde olumsuz etkilendiğini belirterek güvenlik sorunları, hareket kısıtlamaları ve iletişim kesintilerinin bazı bölgelere erişimi hâlâ engellediği uyarısında bulundu.

csdfvgthyj
BM Yemen Mukim Koordinatörü ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Buquera (BM)

BM yetkilisi, artan ihtiyaçlar karşısında güvenli ve sürdürülebilir insani erişimin sağlanmasının, çatışmalardan kaçan siviller için güvenli koridorlar oluşturulmasının ve acil yardım çalışmalarının sürdürülebilmesi için gerekli kaynakların sağlanması acil önem taşıdığını vurguladı.

100 binden fazla kişi yerinden edildi

Buquera, Yemen’de yerinden edilme hızının 3 Eylül’den bu yana büyük ölçüde arttığını belirterek Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) son verilerine göre ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiğini söyledi.

Durumun hâlâ hızla değiştiğini belirten Buquera, önümüzdeki dönemde ülke içinde yerinden edilenlerin sayısının daha da artmasının beklendiğini ifade etti.

BM ve insani yardım ortaklarının, güvenlik koşulları, erişim imkânları ve mevcut kaynakların elverdiği ölçüde Yemen genelindeki en kırılgan kesimlere, özellikle de yerinden edilenlere destek sağladığını belirten Buquera, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmaya devam ettiğini kaydetti.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) daha önce Yemen’de devam eden çatışmalar nedeniyle yalnızca iki hafta içinde 57 binden fazla çocuğun yerinden edildiğini ve çocukların temel hizmetlere erişimden mahrum kaldığını açıklamıştı. UNICEF, tırmanan çatışmaların insani yardıma ihtiyaç duyan 12,2 milyon çocuğun bulunduğu krizi daha da ağırlaştırdığı uyarısında bulunmuştu.

Acil ihtiyaçlar ve tükenen stoklar

BM koordinatörüne göre en acil insani ihtiyaçlar arasında acil barınma, temel ev ihtiyaçları, gıda, güvenli su, sanitasyon hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, koruma ve nakdi yardımlar bulunuyor.

Buquera, yerinden edilenlerin büyük bölümünün zaten son derece kırılgan koşullarda yaşadığını, bazılarının ise birden fazla kez yerinden edilmek zorunda kaldığını belirtti.

İnsani müdahale kapasitesinin ciddi baskı altında olduğunu vurgulayan Buquera, stokların hızla tükendiğini ve finansman açığının sürdüğünü söyledi. Buna güvenlik sorunları ve ihtiyaç sahiplerine hızlı ulaşmayı daha da zorlaştıran erişim kısıtlamalarının eşlik ettiğini ifade etti.

csdfgthyj
UNICEF’e göre çatışmalar, iki hafta içinde 57 binden fazla çocuğun yerinden edilmesine yol açtı (AFP)

Barınma, su ve sanitasyon, gıda güvenliği, sağlık, beslenme, koruma ve nakdi yardım sektörlerinde hâlâ büyük açıklar bulunduğunu belirten Buquera, Hızlı Müdahale Mekanizması’nın ihtiyaçlarda yaşanabilecek büyük artışlara karşı hazırlık yapmak amacıyla çeşitli senaryolar üzerinden planlama yaptığını söyledi.

Yardım çalışanları ve depolar için güvenlik endişesi

Moka kentindeki kontrol değişikliğine ilişkin değerlendirmesinde Buquera, BM ve ortakları açısından öncelikli kaygının halkın güvenliği ve refahı olduğunu belirtti. Özellikle son çatışmalar nedeniyle yerinden edilmek zorunda kalan ya da temel hizmetlere ve insani yardımlara erişimi etkilenen sivillerin durumunun yakından takip edildiğini söyledi.

BM kuruluşlarının ihtiyaçları değerlendirmek ve yardımların ulaştırılmaya devam etmesini sağlamak amacıyla müdahalelerini uyarlamak için çalıştığını belirten Buquera, insani yardım çalışanlarının güvenliği ile merkezlerin, depoların ve diğer insani yardım varlıklarının güvenliğinin “son derece ciddi bir endişe kaynağı” olduğunu vurguladı.

fgthy
Buquera, çatışmalar nedeniyle uygulanan hareket kısıtlamalarının Batı kıyısındaki bölgelere erişimi engellediğini belirtti (AFP)

İnsani yardım çalışanlarına, tesislerine ve varlıklarına her zaman saygı gösterilmesi ve bunların korunması gerektiğini belirten Buquera, hayat kurtarıcı yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya devam edebilmesi için insani yardımların güvenli ve engelsiz şekilde ulaştırılmasının sağlanması çağrısında bulundu.

En fazla Taiz ve Lahic’e sığınılıyor

BM yetkilisi, insani yardım ortaklarının çatışmalardan etkilenen ve yerinden edilenleri kabul eden bölgelerde, özellikle de en fazla kişinin sığındığı Taiz ve Lahic vilayetlerinde acil yardım sağladığını belirtti.

Yerinden edilenlerin sayısındaki artış ve ihtiyaçlarının büyümesiyle birlikte kayıt işlemlerinin sürdüğünü belirten Buquera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla ülke içinde yerinden edilmiş kişinin Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldığını, bunun yanı sıra yerinden edilen ailelere başka desteklerin de sağlandığını ifade etti.

vdfgbhyju
Buquera’ya göre 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişi Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldı (AP)

Bazı bölgelere erişimin güvenlik sorunları, hareket kısıtlamaları ve iletişim kesintileri nedeniyle hâlâ zor olduğunu belirten Buquera, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmak ve sivillerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla ilgili makamlarla iletişimini sürdürdüğünü kaydetti.

Krizin genişlemesine yönelik senaryolar

Buquera, BM’nin mevcut koşullara müdahale ederken aynı zamanda yeni yerinden edilme dalgalarına ve insani ihtiyaçlarda yaşanabilecek artışlara hazırlık yaptığını belirtti.

Ortak kuruluşların, hızlı müdahale mekanizmaları, çok amaçlı nakdi yardımlar ve gıda tedarikinin de dahil olduğu çok sektörlü yardımları kapsayan planlama senaryoları hazırladığını belirten Buquera, bu çalışmaların çok sayıda kişinin ihtiyaçlarının karşılanmasını amaçladığını söyledi.

cdfgthyju
Yemen’de çatışmaların yeniden başlaması nedeniyle evlerini terk eden Taiz vilayetindeki kadınlar ve çocuklar (BM)

BM koordinatörü, sivillerin ve sivil altyapının her zaman korunması gerektiğini vurgulayarak yerinden edilme merkezleri, yollar, okullar ve hastanelerin de bu koruma kapsamına girdiğini belirtti.

Buquera ayrıca çatışmalardan kaçan siviller için güvenli koridorlar oluşturulması ve artan ihtiyaçlara yanıt verebilmek için gerekli kaynakların sağlanması çağrısını yineledi.