Güney Suriye'de istikrar için farklı görüşler: Rusya geri dönecek mi?

Rusya'nın dönüşü göreli bir istikrar şemsiyesi oluşturabilir

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 31 Temmuz'da Moskova'da gerçekleşen görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile el sıkışıyor
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 31 Temmuz'da Moskova'da gerçekleşen görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile el sıkışıyor
TT

Güney Suriye'de istikrar için farklı görüşler: Rusya geri dönecek mi?

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 31 Temmuz'da Moskova'da gerçekleşen görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile el sıkışıyor
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 31 Temmuz'da Moskova'da gerçekleşen görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile el sıkışıyor

Caroline Rose

Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinde son zamanlarda patlak veren şiddet olayları, bölgesel ve uluslararası pozisyonları sarstı ve dış güçleri harekete geçmeye yöneltti. Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu ve savaş boyunca bir dereceye kadar özerkliğe sahip olan bu şehir, Esed rejiminin nüfuzunun azalmaya devam etmesiyle birlikte, Dürzi silahlı gruplar, Bedevi aşiretleri ve yeni Suriye yönetimine bağlı savaşçılar arasında mezhepsel gerilimlerin artışına tanık oldu. Süveyda'da istikrarı sağlama mücadelesi, farklı uluslararası stratejiler için gerçek bir sınav haline geldi.

Şiddet dalgaları

Son aylarda Süveyda, uzun süredir göreli bir izolasyonun damga vurduğu yerel siyasi ortamını istikrarsızlaştıran yoğun şiddet dalgalarıyla sarsıldı. İlk kıvılcımı yerel yönetim anlaşmazlıkları, kötüleşen ekonomik koşullar ve yasadışı ticaret yollarının kontrolü ile ilgili çatışmalar ateşledi ve ardından bunlar hızla kırsal alanlarda bir dizi kanlı çatışmaya evrildi. İsrail, başta Şeyh Hikmet el-Hicri olmak üzere Dürzi liderlerini destekleyerek ve Dürzi toplumunu koruma bahanesiyle Suriye hükümet güçlerine saldırılar düzenleyerek bu gerilimlerin körüklenmesine katkıda bulundu.

Bu arada, bazıları sınır ötesi kaçakçılık ağlarıyla bağlantılı olan silahlı örgütler bu kaostan faydalanırken, Dürzi birlikleri ile Bedevi aşiretleri arasında tekrarlanan çatışmalar eski tarihi yaraları yeniden kanattı. Yerel güçlerin ve yeni Suriye yönetiminin bu huzursuzlukları dizginleyememesi, ülkenin güvenlik ortamının kırılganlığını açığa çıkardı.

Süveyda'da istikrarı sağlamak oldukça karmaşık bir görev gibi görünüyor, çünkü oradaki mezhep çatışması, yasadışı bir ekonomiyi besleyen köklü bir suç şebekesi ile genellikle milisler ve nüfuzlu ailelerle bağlantılı kaçakçılık ağlarıyla iç içe geçmiş durumda. Bu iç içe geçmişlik, yerel bileşenler arasındaki rekabeti körüklüyor ve sürekli bir adam kaçırma, suikast ve zaman zaman patlak veren şiddet eylemlerine katkıda bulunuyor.

Rusya, yalnızca bölgedeki çeşitli toplumlar arasında barışı sağlamak için değil, aynı zamanda İsrail saldırılarını caydırmak için de Suriye'nin güney sınırına askeri polis konuşlandırmayı düşünüyor

Bu olgular yeni değil; kökleri mevcut aşamanın öncesine dayanıyor. 2018 yılını takip eden, Rusya'nın aracılık ettiği ve kendi güçleri tarafından denetlenen kırılgan güvenlik düzenlemeleri altında yasadışı ekonomik faaliyetler arttı. Hizbullah milisleri ve İran yanlısı grupların desteğiyle eski rejime bağlı güvenlik güçleri Ürdün, Lübnan ve Irak üzerinden kaçakçılık operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla yerel milis ve grupların kontrolünü ele geçirdi. Bu dönemde Süveyda, başta Captagon olmak üzere uyuşturucu üreten laboratuvar ve depoların yaygınlaşmasına sahne oldu.

Yeni Suriye yönetimi için ise bu huzursuzluklar varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Süveyda, kapsayıcı yerel otorite ve görece çoğulculuğun istikrarlı ve merkezi olmayan bir Suriye'nin şekillenmesine katkıda bulunabileceği rejim sonrası yönetim için bir model teşkil etmek yerine, bölge, mezhepsel gruplar arasında yıllardır var olan kırılgan dengeyi bozan, huzursuzluğun ülkenin güneyindeki diğer bölgelere yayılma olasılığını artıran bir şiddet ortamına sürüklendi. Bu durum yeni yönetimin, tehdit altındaki toplumları dış askeri müdahale olmadan koruma becerisi konusunda soruları da gündeme getirdi.

Süveyda şehrinin batısında iki Bedevi aşiret savaşçısı 19 Temmuz (AFP)Süveyda şehrinin batısında iki Bedevi aşiret savaşçısı 19 Temmuz (AFP)

Birçok gözlemci bu gelişmeleri bir alarm zili olarak gördü, çünkü Süveyda düşerse, Esed sonrası Suriye'de bütünleşik bir güvenlik sistemi kurma umutları da tamamen suya düşebilir.

Çatışan görüşler

Süveyda'daki huzursuzluğun ardından ABD, Ürdün ve yeni Suriye yönetimi, bölgede daha fazla kan dökülmesini önlemek için ortak bir eylem planı koordine etti. Bu girişim yerel ateşkese, hedefli yeniden inşaya ve özerk yerel toplumların önderlik ettiği istikrar çabalarını desteklemeye dayanıyor. Washington ve Amman bu yaklaşımı yerel yönetimi güçlendirmenin, dayanıklılığı artırmanın ve bölgenin dış askeri aktörlere bağımlılığı azaltmanın bir yolu olarak görüyor. Suriye yönetimi için ise bu plan, güneyin güvenliği üzerinde yabancı hegemonyasına kapıyı yeniden açmadan, iç istikrarı pekiştirmeye doğru atılmış bir adım anlamına geliyor.

Ancak Moskova'nın farklı bir görüşü var. Nitekim bölgesel kaynaklara göre Rusya, yalnızca bölgedeki farklı toplumlar arasında barışı sağlamak için değil, aynı zamanda İsrail saldırılarını caydırmak için de Suriye'nin güney sınırında askeri polis konuşlandırmayı düşünüyor. Haberler, yeni Suriye yönetiminin Moskova'dan bölgedeki varlığını yeniden canlandırmasını istediğine işaret ediyor. Bu, Rusya'nın 2018'den sonra kurulmasına yardımcı olduğu Esed rejimi, Dürzi liderliği ve İsrail arasındaki kırılgan dengenin arabulucusu ve uygulayıcısı olarak hareket ettiği güvenlik çerçevesine neredeyse birebir dönüş anlamına geliyor.

Rusya'nın 2018'den sonraki güvenlik düzenlemelerini uygulamasına, çeşitli gruplar arasında ve içinde rekabet ve şiddette belirgin bir artış eşlik etti

2018 düzenlemeleri, çatışan rakipler arasında hassas bir dengeye dayanıyordu. Rusya, Dera ve çevresindeki bölgeleri geri almasının ardından rejimin sembolik varlığına izin vermeleri için Süveyda'daki Dürzi liderlerle müzakere etti. Bunun karşılığında yerel güçlere, dini liderlere ve milislere öz savunma konularında bir dereceye kadar özerklik tanındı. Aynı zamanda Moskova, sınır ötesi çatışmaları önlemek için İsrail ile bir anlaşmaya vardı ve bu anlaşma, Golan Tepeleri yakınlarında İran güçleri ile Hizbullah milislerinin konuşlandırılmasına örtülü kısıtlamaları da içeriyordu. Kilit öneme sahip beldelerde ve Ürdün ile İsrail sınırları boyunca konuşlu Rus askeri polisi, Esed rejiminin taahhütlerinin garantörü ve gerilimin tırmanmasına karşı sahada bir tampon görevi gördü.

Suriye hükümet güçleri Süveyda'ya giriyor, 15 Temmuz (AFP)Suriye hükümet güçleri Süveyda'ya giriyor, 15 Temmuz (AFP)

Bu düzenleme, mezhepsel anlaşmazlıkları ve gerginlikleri çözmek yerine dondurması nedeniyle ideal olmasa da bir dereceye kadar istikrarı korudu. Moskova için bu düzenleme, azılı rakipler arasında arabuluculuk yapma yeteneği ve Güney Suriye'nin kaderi konusunda nihai hakem konumu için bir kanıttı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize Rus güçlerinin yeniden konuşlandırılmasına yönelik mevcut öneriler, Suriye'deki en yüksek otorite içindeki azalan nüfuzunu yeniden kazanmanın yanı sıra bu rolü geri alma arzusunu da gösteriyor. Esed rejiminin konumunun zayıflamasıyla Rusya, Suriye kıyıları üzerinden sıcak su limanlarına erişimini kaybetmekten korkuyor. Suriye, Irak ve Türkiye'nin yanı sıra Doğu Akdeniz ve Körfez'de konuşlu ABD güçleriyle rekabet etmesini sağlayacak bölgesel konumunu kaybetmek korkusundan bahsetmiyoruz bile.

İlerleme

Teoride, Rusya'nın dönüşü göreceli bir istikrar şemsiyesi sağlayabilir ve mezhepsel çatışmaları, İsrail sınırında gerilimin tırmanmasını sınırlamaya yardımcı olabilir. Ancak Suriye yönetimi için bu yol, halihazırda ABD ve Ürdün'ün desteğiyle benimsediği uluslararası destekli, yerel liderliğin öncülük ettiği istikrar modelini baltalayabilir. Washington ve Amman açısından yenilenen Rus askeri varlığı, ortak planlarının elde etmeyi amaçladığı kazanımlara, yani Güney Suriye'nin dayanıklılığını güçlendirmeye ve dış güvenlik güçlerine güvenmeden kendi kendine yetmesini sağlamaya doğrudan bir tehdit oluşturuyor.

Rusya'nın 2018'den sonraki güvenlik düzenlemelerini uygulamasına, çeşitli gruplar arasında ve içinde belirgin bir rekabet ve şiddet artışının eşlik ettiğini belirtmek gerekir. Esed rejiminin Dördüncü Zırhlı Tümeni, Captagon kaçakçılığı için sınır ötesi kaçakçılık noktaları kurmaya çalıştı ve bu durum, başta Ürdün olmak üzere komşu ülkelerle çatışmalara kadar uzanan silahlı gerilimlere yol açtı ve bölgesel istikrarı önemli ölçüde bozdu. Haberlere göre, Rus güçleri güvenlik alanındaki bu yüksek gerilimleri engellemek için önemli bir çaba göstermedi.

ABD, Ürdün, Rusya ve Suriye yönetimi arasında birbiri ile çelişen görüşler, Suriye'nin geleceğine yönelik uluslararası yaklaşımlardaki temel ayrılıkları ortaya koyuyor

Ürdün, o dönemde kaçakçılığı önlemek için Suriye'nin güney sınırındaki Rus askeri polis varlığının güçlendirilmesini talep etmiş olsa da Rusya'nın Ukrayna'daki savaşla meşgul olması, somut sonuçların elde edilmesini engelledi. Nihai hedef kalıcı istikrar sağlamak ve gelecekte çatışmaların çıkmasını önlemekse, yalnızca Rus varlığına güvenmek yeni Suriye yönetimi ve ortaklarının gerçekleşmesini umduğu uzun vadeli hedeflere ulaşmak için yeterli görünmüyor.

Moskova'nın bu hamlesinin zamanlaması, özellikle de ABD'nin kuzeydoğu Suriye'deki askeri varlığını azaltmaya yönelik sessiz adımlarıyla aynı zamana denk gelmesi nedeniyle Washington’ı zor durumda bırakıyor gibi görünüyor. Nitekim Tom Barrack da dahil olmak üzere ABD'li yetkililer, bölgeden yüzlerce Amerikan askerinin çekileceğini ve bu yılın ilerleyen dönemlerinde sadece tek bir üste konuşlanmalarının planladığını duyurdu. Bu hamle, ABD'nin askeri varlığını Bağdat'tan Erbil'e taşıyarak, 2026 sonundan önce gerçekleşmesi beklenen resmi geri çekilmeye hazırlık olarak ekipmanları ve üsleri yerel Irak güçlerine devrettiği Irak'taki emsaline benziyor.

Ancak Rusya'nın Suriye'deki en hassas ve tartışmalı bölgelerden birine geri dönmesi, nüfuz dengesini Şam lehine çevirebilir. Ayrıca, Washington'ın ABD-Suriye ilişkilerini yeniden inşa etmeye yönelik yatırımlarına rağmen, yeni Suriye yönetimini bir kez daha Moskova'nın kucağına itebilir. Bu da ABD'yi bölgedeki askeri varlığını azaltmanın stratejik faydasını yeniden değerlendirmeye sevk edebilir.

ABD, Ürdün, Rusya ve Suriye yönetimi arasında birbiri ile çelişen bu görüşler, Suriye'nin geleceğine yönelik uluslararası yaklaşımlardaki temel ayrılıkları ortaya koyuyor. Washington ve Amman, kalıcı barışa giden bir yol olarak yerel toplumları güçlendirmeye dayalı merkezi olmayan bir yönetim modelini tercih ederken, Moskova doğrudan askeri garantilerle desteklenen merkezi, rejim yanlısı bir modeli tercih ediyor. Suriye yönetimi her iki yaklaşımda da rol oynadı ve bunları dengelemeye çalışabilir. Ancak nihayetinde güneyin istikrarına ve Süveyda'daki uzun vadeli çıkarlarına hizmet eden yolu seçmek zorunda kalacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Ebu Ali el-Askeri, İran Devrim Muhafızlarını Bağdat’ta temsil eden kapsamlı diplomatik mekanizmanın adı mı?

Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)
Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)
TT

Ebu Ali el-Askeri, İran Devrim Muhafızlarını Bağdat’ta temsil eden kapsamlı diplomatik mekanizmanın adı mı?

Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)
Irak güvenlik güçleri, El-Ka’im ilçesinde bir saldırıda hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyesinin tabutu başında yer alıyor (AFP)

Irak’taki El-Askeri adıyla bilinen ve yakın zamanda öldürüldüğü Kudüs Tugayları tarafından açıklanan Ebu Ali el-Askeri, muhtemelen tek bir kişi değil; Bağdat’taki İran Devrim Muhafızlarını temsil eden kapsamlı bir diplomatik mekanizmanın adı olarak işlev görüyor.

Büyük olasılıkla, sosyal medya platformu X’te kullanılan bu takma hesap, “gölge büyükelçi” rolünü üstlenen bir grup kişi tarafından yönetiliyor; bu kişiler, Irak’ta İslam Devrimi politikalarını eksiksiz uygulamak, siyasi karar alma süreçlerini sıkı bir şekilde kontrol etmekle görevli.

Kudüs Tugayları, 16 Mart 2026’da El-Askeri’nin öldüğünü duyurdu, ancak olayın yeri veya zamanı hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Güvenlik kaynaklarına göre, duyuru, Bağdat’ın el-Karada semtinde etkili kişilerin katıldığı operasyonel bir toplantıya yönelik roket saldırısının ardından yapılmış olabilir; bazı raporlara göre ise saldırı başka bir konut veya araçta gerçekleşmişti.

Kudüs Tugayları lideri Ahmed Muhsin Ferec el-Hamidavi imzalı açıklamada, Askeri, askeri cephe ile medya platformları arasındaki iletişimin ana damarlarından biri olarak tanımlandı.

ffferb
Bağdat’ta, 4 Mart 2026’da Irak’ın güneyinde  gerçekleşen hava saldırısında hayatını kaybeden bir Kudüs Tugayları üyesinin cenazesi defnedildi (AFP)

Son beş yıldır, bu takma ad, İran’ın Irak’taki resmi büyükelçisinin açıklamadığı sert tutumları yansıtarak, ülke siyasetinde sert politikaların yerleşmesine katkıda bulundu. Hesap, zaman zaman silinip yeniden açıldığı için alıntılar genellikle medya veya ekran görüntüleri aracılığıyla yayıldı.

Askeri’nin gizemi

El-Askeri, yıllardır kimliği belirsiz bir figür olarak dikkat çekti. Iraklı araştırmacı Hişam el-Haşimi (2020’de öldürüldü), El-Askeri’nin Hareket-i Hukuk partisinden milletvekili Hüseyin Mu’nes olabileceğini iddia etmişti. Ancak birçok kaynak bu iddiayı reddetti. Genel kanı, El-Askeri’nin operasyonel rolleri üstlenen gizemli bir kişi olduğu yönündeydi; sosyal medyada kendisini Kudüs Tugayları’nın Irak’taki güvenlik sorumlusu olarak tanıttı.

Kudüs Tugayları’nın açıklamasının ardından farklı sızıntılar ortaya çıktı; bazıları onun Karada saldırısında öldürülen Ebu Ali El-Amiri olduğunu iddia etti. Bazı kaynaklar ise El-Askeri’nin Ahmed El-Hamidavi’nin kardeşi olabileceğini öne sürdü. Diğer tahminler, duyurunun, Bağdat’ta çeşitli saldırılarda öldürülen milis liderlerini gizlemek amacıyla uydurulmuş olabileceği yönünde.

dsvd
Bağdat’ta Kudüs Tugayları geçit töreni (Arşiv görüntüsü - Dolaşımda)

Sonuç olarak, “Ebu Ali El-Askeri”nin bir kişi mi grup mu tartışmasından ziyade  çoklu kimliklerin Kudüs Tugayları’nın Devrim Muhafızları tarzında korku ve belirsizlik yaratma stratejisinin bir parçası olduğu görülüyor. Ölüm haberi de önemli bir iç olayı gizlemek için bir taktik olabilir.

İran’ın stratejik ölçüm birimi

El-Askeri’nin arkasında muhtemelen bir güvenlik sorumlusu, bir şura üyesi ve Devrim Muhafızları tarafından özel olarak eğitilmiş bir askeri danışman bulunuyor. Tüm bunlar, El-Askeri’yi İran’ın Bağdat’taki en kritik siyasi yatırımlarından biri haline getiriyor.

Ölümünden birkaç gün önce, hesabından “Gelecek başbakanın atanması, İslami Direniş’in parmağı olmadan gerçekleşmeyecek” paylaşımını yaptı. Koordinasyon Çerçevesi Nuri el-Maliki’yi önermek konusunda çıkmazdayken, El-Askeri’nin sert tutumu, Irak’taki Şii siyasi davranışını yönlendiren bir “tempo belirleyici” işlevi gördü.

Geçmişte, El-Askeri, Mustafa el-Kazimi hükümetine karşı saldırı planlarını yönlendirdi, ardından Muhammed Şiya el-Sudani hükümetine geçişte daha yumuşak bir ton benimsedi. Ayrıca, 2021 seçimleri sonrası Mücteba el-Sadr’ın çoğunluk hükümeti kurma girişimlerini engellemeye çalıştı; bunu, “milislerin dışlanması ve ABD destekli bir proje” olarak nitelendirdi.

2019’da İran etkisine karşı protesto eden göstericilerin öldürülmesine dair operasyonlarda, El-Askeri protestocuları “yabancı ajanlar” olarak tanımladı. Dolayısıyla, gerçek kimliği ne olursa olsun, onun etkisinin boyutu önemliydi.

El-Askeri’nin rolü, Sünni ve Kürt liderlere siyasi sınırları belirlemek ve dış ilişkilerde (Arap, Körfez ve uluslararası) caydırıcı mesajlar vermekti. Suriye’nin yeniden entegrasyonuna ve yeni liderliğinin uluslararası alanda tanınmasına karşı da temkinliydi.

İran’ın gölge büyükelçisi

2017’deki Kürdistan bağımsızlık referandumuna karşı sert bir tutum takındı, Kürtler için “ABD ve İsrail destekli bir bölünme projesi” uyarısı yaptı. 2018’de Muhammed el-Halbusi’nin parlamento başkanlığına gelişini dış destekli bir denge sonucu olarak değerlendirdi.

2020’de Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi El-Mühendis öldürüldüğünde, El-Askeri, “ABD güçleri artık meşru hedeflerdir” dedi. Beş yıl sonra tüm bu açıklamalar, İran’ın Bağdat’taki “gölge büyükelçiliği” misyonunun bir parçası olarak, resmi diplomatik kanallardan bağımsız şekilde hayata geçirildi.

Özetle, Ebu Ali El-Askeri, Irak siyasetinde İran etkisini perçinleyen, çok katmanlı ve gizemli bir figür olarak hem operasyonel hem de medya alanında etkin bir “gölge diplomasi” rolü üstlendi.


Hamas, Gazze anlaşmasını yeniden canlandırmak için Kahire'de temaslarda bulunuyor

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda çamurlu bir sokakta yürüyen yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda çamurlu bir sokakta yürüyen yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Hamas, Gazze anlaşmasını yeniden canlandırmak için Kahire'de temaslarda bulunuyor

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda çamurlu bir sokakta yürüyen yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda çamurlu bir sokakta yürüyen yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail’in İran’la süren çatışmalara odaklanarak Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşması ve yükümlülüklerinden uzaklaştığı bir dönemde, Hamas Kahire’de yeni bir diplomatik hareketlilik yürütüyor. Hareket, ocak ayı ortasında ilan edilen ikinci aşamadan bu yana ilerleme kaydedilemeyen süreci aşmak için çözüm arıyor.

Uzmanlara göre Hamas, devam eden İran savaşı nedeniyle oluşan mevcut tıkanıklığı aşacak bir açılım umuyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, yürütülen temasların Gazze anlaşmasını yeniden rayına oturtmayı, ihlalleri durdurmayı ve İsrail ablukasının yol açtığı günlük krizlere çözüm bulmayı hedeflediğini belirtti.

sdwegr
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta bir eve düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze törenine katılanlar (Reuters)

Hamas heyeti, Mısır Genel İstihbarat yetkilileriyle bir dizi görüşme gerçekleştirirken, Birleşmiş Milletler temsilcisi Nikolay Mladenov ile de bir araya geldi. Görüşmelerde Gazze dosyasına ilişkin siyasi ve sahadaki gelişmeler ele alındı. Bu bilgiler, Mısır ve Katar medyasında yer alan haberlerde de doğrulandı.

İhlaller ve güvenlik düzenlemeleri gündemde

Hamas’a yakın iki kaynak, salı günü Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Nizar Avadallah başkanlığındaki ve Gazı Hamad’ın da yer aldığı heyetin Mısırlı güvenlik yetkilileri ve Barış Konseyi temsilcileriyle görüştüğünü aktardı. Görüşmelerde İsrail’in anlaşma ihlalleri, Hamas personelinin polis teşkilatına entegrasyonu, Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesi ve Gazze’yi devralması öngörülen yönetim komitesinin çalışmaları ele alındı.

Kaynaklardan biri, Hamas’ın silahsızlandırılması konusunun da gündeme geldiğini ancak bu başlığın Filistin polisi ile uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılmasına kadar ertelendiğini belirtti. Aynı kaynak, Hamas’ın Gazze anlaşması için ABD’den destek ve İsrail’in ihlallerini durdurmasını beklediğini ifade etti.

fbf
Gazze Şeridi’nin güneyinde İsrail’in askeri bombardımanı sonucu yıkılan bir binanın üzerinde bulunan Filistinli bir aile (AFP)

Öte yandan Gazze Yönetim Komitesi’nden bir yetkilli, Hamas heyetiyle henüz görüşme yapılmadığını doğruladı ancak gerekçe paylaşmadı.

ABD bağlantılı temaslar ve Refah Kapısı

Reuters’a konuşan kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi temsilcilerinin hafta başında Kahire’de Hamas yetkilileriyle görüştüğünü ve ateşkesi korumayı amaçladığını bildirdi. Kaynaklar, hafta içinde yeni toplantılar yapılmasının beklendiğini ancak tarihlerin netleşmediğini aktardı.

Görüşmenin ardından İsrail, pazar günü yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından kapatılan Refah Sınır Kapısı’nı yakında yeniden açacağını duyurdu. Reuters’a konuşan kaynak, bu kararın Hamas ile Barış Konseyi arasındaki görüşmenin doğrudan sonucu olabileceğini ifade etti.

Monte Carlo Uluslararası Radyosu da Hamas’ın, bölgedeki güvenlik gerilimine rağmen Kahire’de yeni bir müzakere turuna hazırlanarak, İran savaşı nedeniyle duran ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasını yeniden canlandırmayı hedeflediğini aktardı.

Anlaşma hâlâ gündemde mesajı

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver, Hamas heyetinin ziyaretinin kritik bir dönemde gerçekleştiğini belirterek, Kahire’deki temasların anlaşmanın hâlâ geçerliliğini koruduğu yönünde güven verdiğini söyledi. Enver, görüşmelerde ihlallerin yanı sıra Gazze yönetim komitesinin işleyişi ve silahsızlanma gibi başlıkların da ele alındığını kaydetti.

Filistinli siyaset analisti Eymen er-Rakab ise Kahire’deki görüşmelerin Gazze Anlaşması için yeni bir ivme oluşturduğunu ve Mısır’ın süreci gündemde tutmaya çalıştığını vurguladı. Rakab, mevcut tıkanıklığın aşılması için bu diplomatik hareketliliğin süreceğini öngördü.

Ocak ayı ortasında Washington, Trump planının ikinci aşamasına geçildiğini duyurmuştu. Bu aşama; İsrail’in Gazze’den kademeli çekilmesini, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve bölgede uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor. Ancak İsrail ordusu hâlen Gazze’nin yarısından fazlasında kontrolünü sürdürürken, Hamas silah bırakmayı reddediyor.

İsrail Kamu Yayın Kurumu ise uluslararası gücün mayıs ayı itibarıyla Gazze’de konuşlandırılmasının planlandığını bildirdi.

xcvf
Trump planına göre Gazze’den çekilme aşamalarını gösteren harita (Beyaz Saray)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de pazartesi günü yaptığı açıklamada, Gazze’yi yönetecek ulusal komitenin sahada görevine başlamasının hızlandırılması gerektiğini belirterek bunun geçiş sürecinin yönetimi ve ateşkesin kalıcı hâle gelmesi için kritik olduğunu vurguladı.

Uzmanlara göre mevcut temaslar, İran savaşı nedeniyle oluşan küresel dalgalanmalara rağmen Gazze anlaşmasını yeniden işler hâle getirecek yeni bir yol haritası oluşturma çabası olarak değerlendiriliyor. Mısır’ın arabuluculuğunda yürütülen bu diplomatik trafiğin önümüzdeki günlerde de sürmesi bekleniyor.


Askeri gerilim ve İsrail’in Güney Lübnan’da düzenlediği ‘sınırlı’ kara operasyonu

İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)
İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)
TT

Askeri gerilim ve İsrail’in Güney Lübnan’da düzenlediği ‘sınırlı’ kara operasyonu

İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)
İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)

Lübnan cephesindeki gerilim, İsrail’in kara operasyonlarını genişletme hazırlığı kapsamında 450 bin yedek askerin seferber edilebileceğine dair açıklamalarıyla eş zamanlı olarak tırmanıyor. Bu süreçte Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyölerine yoğun hava saldırıları düzenlendi.

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, son günlerde 91. Tümen’e bağlı birliklerin Güney Lübnan’da ‘ileri savunma hattını genişletmek amacıyla’ sınırlı kara faaliyetlerine başladığını duyurdu. İsrail radyosu, ordunun daha geniş çaplı bir kara harekâtına hazırlık kapsamında 450 bin yedek askerin çağırılması için onay talep edeceğini aktardı. Yedioth Ahronoth ise bir askeri yetkiliye dayandırdığı haberinde, çatışmaların mayıs ayı sonuna kadar sürebileceğini bildirdi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da kara operasyonunun başladığını açıklayarak, Güney Lübnan sakinlerinin ‘İsrail’in kuzeyindeki yerleşimlerin güvenliği sağlanmadan geri dönemeyeceğini’ ifade etti. Katz, İsrail ordusunun sınır köylerinde tehdit olarak görülen yapıların imhasıyla görevlendirildiğini belirtti.

vvfde
Askeri gerilimin artmaya devam ettiği Lübnan sınırına askeri araçlar konuşlandırıldı. (Reuters)

Bu gelişmeler, Hizbullah ile sınır hattının farklı noktalarında süren çatışmalarla aynı döneme denk geldi. Yerel medya, Adise-Taybe hattında İsrail’in sızma girişimiyle birlikte çatışmaların yaşandığını aktardı. İsrail ordusunun Rab Selasin’de evleri havaya uçurduğu, ayrıca Yaron ve Marun er-Ras çevresinde askeri araçların ilerleyişinin gözlendiği bildirildi.

Tampon bölge ve ileri operasyon üslerinin kurulması

Askerî gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulunan emekli Tuğgeneral Said Kazh, ‘450 bin civarında İsrail askerinin göreve çağrılmasından söz edilmesinin, sınır hattındaki sınırlı operasyonların ötesine geçecek geniş çaplı bir askerî harekâta hazırlık anlamına geldiğini’ belirtti.

Kazh, öngörülebilecek en düşük senaryonun, ‘Lübnan toprakları içinde 5 ila 10 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturmayı hedefleyen kara operasyonu’ olduğunu ifade etti. Bu ihtimalin, sahadaki gelişmelerle örtüştüğünü ve İsrail’in çeşitli sınır noktalarındaki hareketliliğiyle desteklendiğini kaydetti.

Kazh, ‘gündemdeki bilgilerin, bu tampon bölgenin ez-Zehrani Nehri’ne kadar genişletilebileceğine işaret ettiğini’ belirterek, bunun Lübnan toprakları içinde yaklaşık 40 kilometrelik bir ilerleme anlamına gelebileceğini söyledi. Kazh, “Eğer hedef gerçekten Zehrani bölgesine ulaşmaksa, bu ölçekte bir askerî yığınak daha gerçekçi hale gelir” dedi.

vfdev
Güney sınırındaki el-Hıyam kasabasında İsrail bombardımanı sonucu hedef alınan bir binadan yükselen dumanlar (AFP)

Sahadaki mevcut göstergelerin, ‘İsrail’in sınır hattı boyunca 2 ila 4 kilometre derinlikte ileri askerî noktalar tesis etmeye çalıştığını’ ortaya koyduğunu dile getiren Kazh, bu hatların el-Hıyam tepelerinden el-Lebune’ye kadar uzandığını, Marun er-Ras ve Aytarun üzerinden geçtiğini ifade etti. Bu noktaların, ileride gerçekleştirilebilecek daha geniş çaplı bir kara harekâtı için çıkış üsleri niteliği taşıyabileceğini söyledi.

Kazh’a göre yaklaşık 10 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturulmasının temel amacı, sınır yerleşimlerini tanksavar silahlar ve kısa menzilli doğrudan saldırılardan korumak. Derinliğin 40 kilometreye kadar genişlemesi halinde ise hedefin, menzili yaklaşık 40 kilometre olan Grad tipi orta menzilli roketlerin tehdidini bertaraf etmek olacağı değerlendiriliyor.

Askeri birliklerin konuşlandırılması

İsrail basınında yer alan haberlere göre, Güney Lübnan’daki operasyonlara birden fazla askerî birlik katılıyor. Maariv, 91. ve 36. tümenlerin bölgede eş zamanlı olarak faaliyet yürüttüğünü, bu operasyonların yoğun hava saldırıları ve topçu atışlarıyla desteklendiğini aktardı. Gazete, 91. Tümen’e bağlı özel operasyon birimi 769’un, Givati Tugayı ile koordinasyon içinde devreye alındığını belirtti. Ayrıca İsrail Hava Kuvvetleri ve topçu birliklerinin, kara birliklerinin ilerleyişini desteklemek ve operasyon sahasını hazırlamak amacıyla yoğun bombardıman gerçekleştirdiği ifade edildi.

Geniş bölgelere yoğun hava saldırıları

Sahada ise askerî tırmanışın sürmesiyle birlikte İsrail savaş uçakları, pazar gece yarısından itibaren Güney Lübnan’daki birçok yerleşime yoğun hava saldırıları düzenledi. Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırıların Cibal el-Batm, Yatar, es-Sultaniye, Sarbin, Burc Kalaviye, Şakra, Bint Cubeyl, Miyfdun ve et-Taybe’nin yanı sıra Yatar ile Beyt Lif arasındaki bölgeyi hedef aldığını bildirdi.

Ayrıca hava saldırılarında Kafr Sır beldesinde bir ev vuruldu ve bir kişi hayatını kaybetti. Sarbin’de boş bir evin de hedef alındığı aktarıldı. Nebatiye kentinde ise eski Saray Mahallesi’nde bulunan Ebu’l Fazl Abbas Camii çevresi hava saldırısına maruz kaldı; çevredeki binalarda büyük hasar meydana geldi. Bölgede el-Hıyam beldesi de saldırıların hedefi olurken, Arabsalim ile Habuş arasındaki alan da vuruldu. Gece saatlerinde Cezin ilçesine bağlı Reyhan beldesine yönelik bir başka hava saldırısının daha düzenlendiği kaydedildi.

rf
İsrail’in Güney Lübnan’daki Burc Kalaviye kasabasına düzenlediği bombardıman sonucu yıkılan bir bina (DPA)

Hava saldırılarına, Vadi es-Seluki, Debbin beldesinin çevresi ve Hardali Nehri civarını hedef alan topçu atışları da eşlik etti. İsrail topçusunun ayrıca Kafr Şuba, Halta Çiftlikleri, el-Mecidiye ve Vadi Hansa üzerinde aydınlatma fişekleri kullandığı bildirildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı Acil Operasyonlar Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Mercuyun ilçesine bağlı el-Kantara beldesine düzenlenen İsrail hava saldırılarında ilk belirlemelere göre aralarında iki çocuğun da bulunduğu dört kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu.

İsrail tarafında ise İsrail İç Cephe Komutanlığı, Yukarı Celile’deki Mesgav Am yerleşiminde sirenlerin çaldığını bildirdi.

Öte yandan Hizbullah yaptığı açıklamalarda, savaşçılarının Kiryat Şmona yerleşimindeki Beit HaHayal merkezini gelişmiş bir füze ve kamikaze insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldığını duyurdu. Örgüt, günün ilerleyen saatlerinde yayımladığı iki ayrı açıklamada ise aynı hedefin roketlerle iki kez daha vurulduğunu açıkladı.

Saldırılar ve uyarılar

İsrail savaş uçakları, 48 saatlik sükûnetin ardından dün sabaha karşı Beyrut’un güney banliyösünde yer alan Haret Hreik bölgesine iki hava saldırısı düzenledi. Batı Bekaa’daki Yahmur beldesinin çevresi de hedef alınırken, saldırılarda can kaybı ya da yaralanma bildirilmedi. Güneyde bazı belediye başkanlarının, beldelerinin tahliye edilmesi yönünde uyarı telefonları aldığı aktarıldı.

y6ku
Lübnan’ın güneyindeki Burc Kalaviye kasabasında saldırıya uğrayan bölgelerden birinde yere düşmüş bir kitap (DPA)

Bu gelişmeler, pazar akşamı Bekaa’daki Şutura’da bulunan Şems Center binasının ihtiyati olarak tahliye edilmesi ve Beyrut’taki Ramlet el-Beyda bölgesinde bir binanın boşaltılmasının ardından yaşandı. Söz konusu tahliyelerin, Al-İnsaf Exchange şirketinin sahibi Ali Şems’in, Beyrut’taki iş yeri ve konutunu terk etmesi yönünde tehdit içerikli bir mesaj almasının ardından gerçekleştiği belirtildi. İsrail’in, 2024 yılında aynı şirkete ait el-Hamra’daki merkezi hedef aldığı ve şirketi Hizbullah’a finans aktarımı yapmakla suçladığı biliniyor.

UNIFIL güçlerine saldırı

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) pazar akşamı, Yatar, Deyr Kifa ve Kalaviye bölgelerindeki devriye görevleri sırasında üç ayrı olayda ateş açıldığını duyurmuş, bu eylemin muhtemelen ‘devlete bağlı olmayan silahlı gruplar’ tarafından gerçekleştirildiğini belirtmişti.

Lübnan Dışişleri Bakanlığı, saldırıyı ‘tehlikeli ve kabul edilemez’ olarak nitelendirerek, bunun uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararlarının ihlali anlamına geldiğini vurguladı. Bakanlık ayrıca, 2 Mart 2026 tarihli Bakanlar Kurulu kararına atıfta bulunarak, Hizbullah’ın askerî ve güvenlik faaliyetlerinin yasaklandığını ve silahlarını devlete teslim etmekle yükümlü olduğunu hatırlattı. Kararın ‘açık ve net’ olduğu, devletin egemenliğini sağlamaya ve silahların yalnızca meşru kurumların elinde olmasını güvence altına almaya kararlı olduğu belirtildi.