Washington, Hizbullah'ın silahlarının ‘Iraklı bir garantöre’ teslim edilmesi teklifini reddetti

Uzun süreli depolama, silahları ‘hurda’ haline getiriyor... Sorun ‘teslimatın kendisinde değil, teslimat yönteminde’ yatıyor

Beyrut Havaalanı’na giden yolda Lübnan ordusunu destekleyen bir pankart (Şarku’l Avsat)
Beyrut Havaalanı’na giden yolda Lübnan ordusunu destekleyen bir pankart (Şarku’l Avsat)
TT

Washington, Hizbullah'ın silahlarının ‘Iraklı bir garantöre’ teslim edilmesi teklifini reddetti

Beyrut Havaalanı’na giden yolda Lübnan ordusunu destekleyen bir pankart (Şarku’l Avsat)
Beyrut Havaalanı’na giden yolda Lübnan ordusunu destekleyen bir pankart (Şarku’l Avsat)

Lübnanlı ve Iraklı kaynaklar, arabulucuların Hizbullah'ın elindeki stratejik silahları Irak'taki bir garantöre ‘emanet’ olarak devretmeyi düşündüğünü, ancak Washington'un bu öneriyi ‘kesinlikle’ reddettiğini söylediler.

Önerinin tartışıldığı aşamalardan birinde, Bağdat'ta şu olasılık gündeme geldi: Kendilerini Washington’a ‘Hizbullah’tan bağımsız’ olarak tanıtan ancak ‘Hizbullah ile iletişim kanallarına sahip’ olan arabulucuların önerisinin, Irak’taki Şii grupların düzenli güvenlik güçleri içinde yeniden yapılandırılması projesiyle birleştirilmesi. Washington, arabulucuların sunduğu fikirlerle ilgili hiçbir müzakere tarafına net bir yanıt vermemiş olsa da Bağdat’a ‘Iraklı silahlı grupların, başkalarının da aynı şeyi yapmasının beklendiği bir ortamda, silahlarını teslim etmeleri gerektiği’ mesajını iletti.

Lojistik ikilemler

Hizbullah, silahlarını kullanmasını engelleyen lojistik sorunlarla karşı karşıya. Ayrıca silahın uzun süre depolanması durumunda ‘hurdaya dönüşmesi’ riski bulunuyor. Buna ilave olarak, İran'dan ‘silahlar üzerinde serbestçe tasarruf yetkisi veren nihai bir izin’ alamamış olmasıyla bağlantılı siyasi ve ideolojik bir zorlukla da karşı karşıya. Bu bilgiler, Ekim 2025 başında Şarku’l Avsat'ın ulaştığı bağımsız kaynaklarla örtüşen bilgiler çerçevesinde aktarıldı.

Lübnan ordusuna mensup iki asker, Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırına yakın el-Hıyam kasabasında nöbet tutuyor. (Reuters – Arşiv)Lübnan ordusuna mensup iki asker, Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırına yakın el-Hıyam kasabasında nöbet tutuyor. (Reuters – Arşiv)

Bilgi sahibi bir Lübnanlı kaynak Şarku’l Avsat'a, ‘ilgili taraflar arasında, kendini savunma için yeterli silahın elinde tutulmasını öngören bir öneri dolaştırıldığını, ancak bu önerinin kategorik olarak reddedildiğini ve bunun Hizbullah'ın durumunu tamamen karmaşık hale getirdiğini’ söyledi.

Kaynaklar, ABD'li yetkililerin şu ifadesini aktardı: “Washington, geçmişe ait hiçbir uzlaşıyı kabul etmiyor.” Ancak, özellikle füze ve insansız hava araçlarını (İHA) da kapsayacak şekilde, silahsız ve bölgesel ajandadan arınmış bir şekilde kadroların siyasi hayata geçişini teşvik ediyor. Bu teşvik, ilgili yetkililere göre, Lübnan devleti aracılığıyla sağlanabilecek bazı teşvikleri (maddi ya da siyasi destek gibi) de içerebilir.

Kaynaklara göre, silahlarla ilgili sorun ‘silahların teslim edilmesi değil, Hizbullah'ın şu anda ihtiyaç duyduğunu düşündüğü siyasi ve sembolik nedenlerle silahların teslim edilme şeklidir’.

Bununla birlikte Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'a göre Hizbullah ‘büyük zaferler kazandığı bir dönemden geçiyor’. Kasım, önceki genel sekreter Hasan Nasrallah suikastının yıl dönümünde yaptığı açıklamada ayrıca “Hizbullah silahlarından asla vazgeçmeyecek” dedi.

Şarku’l Avsat'ın Beyrut'un güneyinde görüştüğü ‘şeyh’ lakaplı bir kişi, “Hizbullah, çok sınırlı seçenekleri test ediyor. Ancak içinde bulunduğu inkâr hali, Lübnan resmî makamları ve uluslararası toplum tarafından kabul edilebilecek pratik çözümleri daha da daraltıyor. Aynı zamanda Hizbullah, silahsız kalması durumunda, farklı taraflardan gelen eski hesaplaşmaların hedefi olmaktan da endişe ediyor” ifadelerini kullandı.

Güvenlik nedenleriyle isminin açıklanmamasını isteyen ‘şeyh’, “En az kayıpları garanti eden herhangi bir olası uzlaşma, Hizbullah’ın yeni gerçeklikte uzlaşmakta zorlandığı silah sorununu çözmenin bir kapısı olabilir” dedi.

Bununla birlikte Lübnanlı kaynaklar, ‘mesajları ileten arabulucuların, destek ve birlik savaşı aşamasına ait anlaşmalara girmekten rahatsız olduklarını’ belirttiler, ancak bu çıkmazın, üçüncü taraf bir garantör aracılığıyla silah krizini çözmek için bir fırsat yarattığını vurguladılar.

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail tarafından bombalanan bir bölgede Lübnan, İran ve Hizbullah bayrakları (EPA)Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail tarafından bombalanan bir bölgede Lübnan, İran ve Hizbullah bayrakları (EPA)

‘Silahların birliği’

Iraklı kaynaklara göre İran, Hizbullah’ı mevcut ve mümkün olan tüm yollarla korumak için bölgedeki müttefiklerine ‘silahların birliği’ ilkesini benimsemeleri çağrısında bulundu. Iraklı bir kaynak Şarku’l Avsat'a, “Bağdat'ta Lübnanlı ve Iraklı yetkililer arasında, Hizbullah'ın silahlarının Amerikalılarla müzakere edebilecek bir Şii garantöre teslim edilmesini içeren bir önerinin müzakere edildiğini” söyledi. Kaynak, ‘emanet’ ile kastedilenin füzeler ve İHA’lardan geriye kalanlar olduğunu belirtti.

Iraklı kaynak, “Stratejik silahların veya bunlardan geriye kalanların imha edilmesi için fetva gerekir, ancak Amerikanların uyguladığı muazzam baskı, Bağdat ve Beyrut'taki sadık grupların mevcut kapasitesini aşıyor” dedi.

Kaynaklara göre, ‘emanet’ önerisi, Lübnan devleti üzerindeki önemli siyasi yükleri hafifletiyor ve Lübnan ordusunu Hizbullah'ın askeri yapısı ile hesaplanamayan sürtüşmelerden kurtarıyor. Ayrıca, emaneti başka bir yere aktarmak, Hizbullah'ın destekçileri için kabul edilebilir bir sonuç sağlıyor.

‘Şeyh’, Şarku’l Avsat'a, ‘silahların teslim edilmesi yönteminin, daha aşırıcı milisler ortaya çıkaracak isyancı hareketlerin ortaya çıkmasından duyulan içsel korkular nedeniyle Hizbullah için önemli bir konu’ olduğunu söyledi.

Hizbullah destekçileri, 5 Eylül'deki kabine toplantısı öncesinde silahsızlanmaya karşı gösteri düzenledi. (AFP)Hizbullah destekçileri, 5 Eylül'deki kabine toplantısı öncesinde silahsızlanmaya karşı gösteri düzenledi. (AFP)

Bu öneri, adeta Beyrut’tan Bağdat’a alev topu fırlatmaya benziyor. Ancak Iraklı kaynaklar, hükümet içinde etkisi olan bazı silahlı grup temsilcileri arasında yapılan görüşmelerin, bu fikri geliştirdiğini ve sonunda söz konusu ‘emanetin’, Amerikalıların ısrarla talep ettiği Halk Seferberlik Güçleri'nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılması ve silahlarının devlet kurumları bünyesinde kayda geçirilmesi önerisiyle birleştirildiğini öne sürüyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan Iraklı bir yetkili, silahların ‘emanet’ olarak transferine ilişkin bilgileri doğrulamadı. Ancak, Lübnanlı isimlerin Irak'taki fraksiyon liderleriyle görüşmek üzere Bağdat'a geldiği haftalarda Washington'un diplomatik kanallardan ‘Amerikan yönetiminin, Irak grupları da dahil olmak üzere İran eksenine dahil olan devletlere paralel tüm oluşumların silahsızlandırılmasında ısrarcı olduğu’ yönünde kesin bir mesaj gönderdiğini belirtti.

Iraklı yetkili, “Zaman geçtikçe, müttefik gruplara yönelik Amerikan tavrı daha sert hale geliyor... Her şeyden önce silahsızlanma konusunda somut adımlar atılmasını istiyorlar” dedi.



Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
TT

Zeydi ile Trump arasındaki sıra dışı görüşme Bağdat’ta soru işaretlerine yol açtı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Irak heyetinin bulunmadığı bir ortamda, 23 Eylül 2026'da New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü. (Hükümet basın servisi)

ABD Başkanı Donald Trump ile Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin New York’ta gerçekleştirdiği görüşme, Irak heyetinin üyelerinin tamamının toplantıda bulunmaması nedeniyle soru işaretlerine yol açtı. Görüşme, silahların devletin kontrolünde toplanması planının tamamlanmasının Haziran 2027’ye erteleneceğinin açıklanmasından bir gün sonra gerçekleşti.

Irak hükümetinin basın ofisince çarşamba akşamı yayımlanan fotoğrafta, Zeydi’nin görüşme sırasında tek başına olduğu görülürken, Trump’a ABD yönetiminin üst düzey yetkilileri, aralarında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent’in de bulunduğu isimler eşlik etti.

Zeydi’nin ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede Irak ve ABD’nin bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarı güçlendirmek için yürüttüğü çalışmaların ele alındığı belirtildi.

Irak hükümeti, Dışişleri, Maliye ve Elektrik bakanları ile diğer yetkililerden oluşan Irak heyetinin görüşmede neden bulunmadığına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 22 Eylül 2026’da Körfez İşbirliği Konseyi ile yapılan çok taraflı toplantıda Irak Başbakanı Ali Zeydi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile birlikte. (AFP)

ABD’de rahatsızlık

Iraklı bazı yorumcular, Zeydi’nin toplantıya tek başına katılmasını, ABD tarafının, Irak heyetindeki bazı isimlerin İran’a yakın “Koordinasyon Çerçevesi” ittifakında siyasi temsile sahip olması nedeniyle iki lider arasındaki görüşmelerin sızdırılabileceğine ilişkin şüpheleriyle ilişkilendirdi.

“Devlet Yönetimi Koalisyonu” liderliğine yakın Iraklı bir siyasetçi, görüşmenin bu şekilde gerçekleştirilmesinin, “özellikle Trump açısından, silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda şu ana kadar atılan adımların sekteye uğramasından duyulan Amerikan rahatsızlığının bir ifadesi” olduğunu söyledi.

Resmî açıklamalara göre, 30 Eylül tarihi Irak’ta silahların devletin kontrolünde toplanmasının tamamlanacağı tarih olmayacak; bunun yerine gelecek yılın haziran ayına kadar sürecek yeni bir sürecin başlangıcı olacak.

New York’u ziyaret eden Başbakan Ali Zeydi’nin, özellikle ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yeni tarihi benimsemesinin ardından, silahların devletin kontrolüne alınması için ABD tarafından ek süre verilmesini sağlamayı başardığı anlaşılıyor.

Bağımsız Iraklı siyasetçi Salah el-Arabavi, “Ay sonunda açıklanacak takvimin, silahlı grupların silahları üzerindeki siyasi mücadelenin taraflarından herhangi birinin konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceğine karar vermek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Arabavi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Irak’taki siyasi güçlere “silah meselesine akılcı ve sakin bir şekilde yaklaşmaları” çağrısında bulundu. Arabavi, Zeydi’nin “en azından şu ana kadar, son haftalarda sekteye uğrayan silahların devletin kontrolüne alınması planını yeniden düzenlemeyi başardığını” belirtti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşürken. (Hükümet basın servisi)

İlişkilerin yeniden yapılandırılması

Bununla birlikte uzmanlar, silahların devletin kontrolüne alınması planında son dönemde gündeme gelen değişikliklerin Irak-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için bir fırsata dönüşebileceğini düşünüyor.

Araştırmacı Abbas Abbud, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, ABD Başkanı’nın Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Irak ve Suriye dosyalarını birlikte ele almasıyla yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Abbud, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Irak’ın Washington’ın bölgedeki müttefikleriyle ilişkileri, Irak’ın İran’la bağlarını koparması temelinde artık Beyaz Saray üzerinden yürütülüyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio daha önce Bağdat’a doğrudan bir uyarıda bulunarak “Irak’ın parçalanmasının önüne geçmek için milislerin silahsızlandırılması” gerektiğini vurgulamıştı. Bu açıklama, Irak hükümetine silahların devletin kontrolünde toplanması yönündeki baskıların arttığı bir dönemde geldi.

Rubio, Ali Falih Zeydi hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabalarına ABD’nin desteğini teyit ederken, silahlı grupların dağıtılması gerektiğini vurguladı.

Rubio, güç merkezlerinin çoğalmasının devam etmesinin Irak devletinin parçalanmasına ve kurumlarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li bakanın açıklamaları, Irak’taki uluslararası koalisyon misyonunun sona ermesine yaklaşılırken ve Bağdat silahların devletin kontrolüne alınması sürecinin takvimini yeniden düzenlerken yapıldı.

Zeydi daha önce, silahlı grupların saldırı düzenlemeyi bırakacağı 90 günlük bir aşamanın başlatılmasını ve silahların devletin kontrolüne devredilmesi sürecinin 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasını öngören bir plan sunmuştu.


Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.