Kuzeydoğu Suriye: Federalizm çözüm değil entegrasyonun zamanı geldi

Mevcut zorluklar için bir yol haritası

Dergi/a.F.B
Dergi/a.F.B
TT

Kuzeydoğu Suriye: Federalizm çözüm değil entegrasyonun zamanı geldi

Dergi/a.F.B
Dergi/a.F.B

James Jeffrey

Gazze ateşkesi, Ortadoğu'daki siyasi sahnenin dramatik bir şekilde yeniden şekillenmesinin doruk noktasını işaret ediyor. Zira DEAŞ’ın 2019'da siyasi bir güç olarak nihai yenilgisinden bu yana, İran nükleer programı, silahlı ağları ve balistik füze cephaneliğiyle desteklenen geniş vekil ağı aracılığıyla Suriye ve Yemen'de, 2023'ten bu yana da Gazze'de çatışmaları körükleyen en önemli bölgesel tehdit olarak öne çıktı.

Ancak 2025’in ortalarına gelindiğinde, Husiler hariç, bu İran tehdidinin unsurları önemli ölçüde geriledi ve bu da Ortadoğu sahnesinin, Kuveyt'in kurtuluşundan bu yana ilk kez, ulusal veya ideolojik düzeyde doğrudan bir bölgesel tehditten arınmasını sağladı. Bu, yalnızca bölgesel siyasette değil aynı zamanda Başkan Trump'ın Riyad, Kudüs ve Şarm el-Şeyh'teki konuşmalarında da belirttiği gibi, yüz milyonlarca insanın hayatında radikal bir dönüşümün kapısını aralıyor.

Bu dönüşümlerle birlikte, bölgenin geleceği, ideolojik çatışmaların azaldığı ve bir miktar istikrar ve refahın hakim olduğu Güney Amerika'nın son otuz yıldır tanık olduklarına daha yakın olabilir. Ancak Ortadoğu, Ekim 1973’teki savaşın ve ardından 1991'de Kuveyt'in kurtuluşunun akabinde de benzer iyimserlik dönemleri yaşamıştı. Ne var ki bu iyimserlik on yıl içinde hızla dağıldı ve yerini yeni radikalizm ve şiddet dalgalarına bıraktı. Bugün birçok kişi, özellikle bu yeni umudu tehdit etmeye devam eden iki önemli konu olan Filistin-İsrail çatışması ile Suriye'deki durum sebebiyle tarihin tekerrür etmesinden endişe ediyor.

Ancak Gazze'deki ateşkesin sağladığı göreceli sakinliğe ve Trump'ın “Yirmi Maddelik Planı”nın tetiklediği iyimserliğe rağmen, Suriye bölgede uzun vadeli istikrarın sağlanmasının önündeki en önemli engel olmaya devam ediyor. Bu nedenle, aralarında üst düzey ABD’li yetkililerin de bulunduğu uluslararası gözlemciler, yeniden inşa ve sürdürülebilir istikrar için Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasının bir ön koşul olduğunu vurguluyorlar.

Aynı zamanda, bu gözlemciler bireysel hakların korunmasının, azınlıkların kültürel özelliklerine saygı gösterilmesinin ve bazı bölgelere bir dereceye kadar yerel yönetim ve öz güvenlik yetkileri verilmesinin kabul edilmesinin önemine dikkat çekiyorlar. Bu dengeyi sağlamak ise kolay değil.

Yine de mantıklı başlangıç ​​noktası, mart ayında çok az ilerleme kaydeden müzakere turlarını başlatan bir birleşme anlaşması imzalayan, Kürt çoğunluğa sahip kuzeydoğu Suriye'de bulunuyor.

Dolayısıyla Kürtlerin, Şam'ın bölgeleri üzerindeki egemenliğini kabul eden sembolik bir bildirge yayınlamaları ve buna paralel olarak, yerel yönetim ve güvenlik güçlerinin entegrasyonu gibi daha karmaşık konularda diyaloğu sürdürmeleri gerekiyor.

2006 sonrası Irak modeli, Irak Kürt Yönetimi Bölgesi’nin (IKBY) Suriye'de tekrarlanması zor olan özel durumu açısından olmasa da merkezi hükümet ile Irak'ın geri kalanındaki yerel hükümetler arasında yetki dağılımı mekanizmaları ve merkezi hükümete dolaylı olarak bağlı yerel güvenlik güçlerinin varlığına müsamaha gösterilmesi açısından faydalı olabilir.

Suriye'nin Ortadoğu'nun geleceğindeki rolü

Suriye, uzun bir zaman iç ve bölgesel istikrarı sarsmakta merkezi bir rol oynadı. Üç komşusuna (İsrail, Ürdün ve Lübnan) karşı savaşlara girişti ve uzun bir süre terör örgütü olan Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) liderine ev sahipliği yaptı. 2011'den 2024'e kadar süren Suriye iç savaşı sırasında Suriye, el-Kaide'nin halefi olan DEAŞ’ın ortaya çıktığı kuluçka merkezi haline geldi. İran'ın “Şii Hilali” olarak bilinen vekiller imparatorluğunun omurgasını oluşturdu.

Bu tarih, yüksek eğitimli nüfusu, Arap ve İslam dünyasındaki geleneksel konumu ve Maşrık (Levant) bölgesinin kalbindeki coğrafi konumuyla birleştiğinde, Suriye'nin istikrarlı bir bölgesel düzene entegrasyonunun başarısı veya başarısızlığı tüm Ortadoğu'nun geleceği için hayati önem taşıyor.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (sağda) ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Başkomutanı Mazlum Abdi, SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesi için bir anlaşma imzalıyor, Şam, 10 Mart 2025 (AFP)Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (sağda) ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi, SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesi için bir anlaşma imzalıyor, Şam, 10 Mart 2025 (AFP)

Nüfusun yarısını yerinden eden, 500 binden fazla insanın ölümüne yol açan, çoğu şehri yerle bir eden ve boğucu ekonomik yaptırımların devam etmesine neden olan iç savaşın yıkıcı koşullarına rağmen Suriye, Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın liderliği ve Şam'daki yeni hükümeti destekleme konusunda nadir görülen bir mutabakat gösteren uluslararası toplumun desteği sayesinde birliğini korudu.

İsrail'in tutumu hâlâ tartışmalı olsa da Washington'un teşvikiyle askeri saldırıların durdurulması ve Şara hükümetiyle müzakereler yürütmesi, yeni Suriye'ye bir şans vermeye hazır olduğunu gösteriyor.

Türkiye, İsrail, ABD, Arap devletleri, Avrupa ve BM arasında iç savaş sırasında ortak bir mutabakatın yokluğu savaşın uzamasına katkıda bulunduğu için bu uluslararası mutabakat önemli bir değişimi temsil ediyor.

İsrail'in tutumu hâlâ tartışmalı olsa da Washington'un teşvikiyle askeri saldırıların durdurulması ve Şara hükümetiyle müzakereler yürütülmesi, yeni Suriye'ye bir şans vermeye hazır olduğunu gösteriyor

Suriye bugün, etkileri bakımından iç içe geçen ve birbirinden ayrılması zor iki temel zorlukla karşı karşıya bulunuyor. Bu zorluklardan ilki, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve sivil yönetimi tarafından kontrol edilen ülkenin kuzeydoğusu ile İsrail sınırında bulunan ve İsrail’in doğrudan destek verdiği Dürzi bölgesi başta olmak üzere, yarı özerk silahlı bölgelerin varlığının devam etmesi sebebiyle ulusal birliktir. Sahil kesimindeki Alevi bölgeleri de sivil ve silahlı direniş hareketlerine sahne oluyor. Bu durum merkez-çevre ilişkilerindeki artan gerginliği yansıtıyor.

Mart ayında, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG Lideri Mazlum Abdi, kuzeydoğu bölgesini siyasi, ekonomik ve askeri olarak Suriye devletine entegre etmek için bir anlaşma imzaladı. Gelgelelim mart ayında merkezi hükümet ile Alevi milisler arasında, ardından hükümet güçleri ve Bedevi milisler ile haziran ayında Süveyda'da Dürziler arasında çıkan çatışmalar, Şam'ın üniter devlet görüntüsünü pekiştirme çabalarına büyük bir darbe vurdu, uluslararası bir eleştiri dalgasına yol açtı ve SDG ile yapılan anlaşmanın uygulanmasını dondurdu.

Buna rağmen yeni hükümet, bu etkilerle, Suriyelilerin önceki rejim döneminde alışkın oldukları yaklaşımdan farklı bir yaklaşımla başa çıktı. Askeri olarak tansiyonu yükseltmek yerine, hükümet güçleri gerginlik bölgelerinden çekildi ve bunlardan etkilenen taraflarla diyalog kanalları açtı. Bu taraflar arasında, Dürzileri desteklemek için Esed döneminden kalma ağır silahlara ve İran nüfuzunun kalıntılarına karşı askeri operasyonlar yürüten İsrail de vardı.

Hükümet ayrıca şiddet olaylarıyla ilgili soruşturmalar başlattı, resmi raporlar yayınladı ve bazı sanıkları tutukladı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu adımlar birçok gözlemcinin gözünde tam bir çözüm olmaktan uzak olsa da Suriye ve Lübnan ile Irak gibi komşu ülkelerin iç krizleri sırasında sahne olduklarına kıyasla, devletin davranışlarında somut bir değişimi yansıtıyordu.

Aynı zamanda, Şara hükümeti bazı eksikliklerine rağmen geçiş seçimleri düzenledi, son zamanlarda askeri güçlerin entegrasyonu ve bazı sembolik konularda ilerleme kaydeden SDG ile diyaloğunu sürdürdü.

Çökmüş ekonomi

İkinci zorluk, ülkenin sanayi ve enerji sektörleri ile ulusal para biriminin neredeyse tamamen felç olması nedeniyle yaşanan kapsamlı ekonomik çöküştür. Suriye, yıkıcı iç savaşın etkilerinden tek başına kurtulamaz; yatırım, yeniden inşa ve halen kaldırılmayan ABD ve BM yaptırımlarının kaldırılması da dahil olmak üzere insani yardımın ötesine geçen geniş kapsamlı uluslararası desteğe ihtiyaç duyuyor.

Bu iki zorluk -iç birlik ve ekonomi- birbiriyle yakından ilişkili. Uluslararası ekonomik destek ve hatta yaptırımların hafifletilmesi, Suriye'nin iç bölünmeleri aşma ve tekrar çatışmaya girmekten kaçınma becerisine bağlı kalacaktır.

Öte yandan, ekonomide kademeli bir iyileşme ve devam eden uluslararası destek, yeni devlet ile entegrasyon seçeneklerini değerlendirirken, azınlıklar için Suriye'yi daha cazip hale getirecektir.

Son olarak, bağımsız yargı, ifade ve medya özgürlüğü, din ve dil özgürlüğü ve özgür seçimler gibi temel bireysel özgürlüklere yönelik bir hükümet ve toplum taahhüdü, azınlıklar açısından güveni artıracak, uluslararası toplumla bağları güçlendirecek ve özellikle ulusal toparlanmanın hayati bir ayağı olan özel sektör aracılığıyla ekonomik büyümeyi teşvik edecektir.

Hem Şam hem de SDG, ABD Merkez Komutanlığı Komutanı’nın, DEAŞ’a karşı ortak eğitim de dahil olmak üzere, istihbarat ve operasyonel iş birliğini güçlendirme konusundaki önerilerini takip etmelidir

Suriye ve bölgede istikrara giden yol, iki eş zamanlı adımla başlıyor gibi görünüyor; geçiş meclisinin kurulması ve işleyişiyle başlayarak, temel özgürlüklere yönelik sürekli hükümet desteği ile azınlıkların merkezi devletin egemenliğini tanıma adımları. SDG, bu bağlamda en önemli taraf sayılıyor. Benzer zorluklara rağmen Dürzi bölgesinin sınırlı bir büyüklüğe sahip ve İsrail tarafından destekleniyor olması, onu ertelenmiş bir konu haline getiriyor. Buna karşılık, kuzeydoğu bölgesi, milyonlarca nüfusa ve önemli bir ekonomik ağırlığa sahip, ülkenin geniş bir alanını oluşturuyor.

Mart ayında Mazlum Abdi ile yapılan “Şam Anlaşması”, entegrasyon sürecinin tamamlanması için son tarih olarak yıl sonunu belirledi. Bu kadar karmaşık bir anlaşmanın bu süre içinde tamamlanmasını hayal etmek zor olsa da Ankara'nın PKK’nın bu kolunun Türkiye'ye dost bir ulus-devlete daha etkili bir şekilde entegre edilmesini istediği göz önüne alındığında, Şam'ı rahatlatmak ve Türkiye'nin daha sabırlı olmasını sağlamak için ilk adımların atılması bir gerekliliktir.

 ABD güçleri ve SDG mensupları, Kürt güçlerine karşı yeni bir harekât düzenleme tehdidinde bulunan Ankara ile artan gerilimin ortasında, 4 Kasım 2018'de kuzeydoğu Suriye'nin Türkiye sınırına yakın Kürt beldesi Derbesiye'de devriye geziyor (AFP)ABD güçleri ve SDG mensupları, Kürt güçlerine karşı yeni bir harekât düzenleme tehdidinde bulunan Ankara ile artan gerilimin ortasında, 4 Kasım 2018'de kuzeydoğu Suriye'nin Türkiye sınırına yakın Kürt beldesi Derbesiye'de devriye geziyor (AFP)

Bu makalenin yazarının Washington Yakın Doğu Politikaları Merkezi tarafından hazırlanan bir raporda önerdiği bu adımlar arasında, Arap çoğunluklu Deyrizor şehrinin idari ve güvenlik kontrolünün Şam'a devredilmesi, merkezi hükümetin kuzeydoğuda Türkiye ve daha sonra Irak ile uluslararası sınır kapılarını yönetmesine olanak tanınması, kuzeydoğu ile Şam arasındaki gayriresmî petrol ticaretinin belgelenmesi ve Şam'ın onayı ve kontrolü olmadan hidrokarbon kaynaklarının ihraç edilmeyeceğine dair yazılı taahhütlerin sunulması yer alıyor.

Hem Şam hem de SDG, ABD Merkez Komutanlığı Komutanı’nın, DEAŞ’a karşı ortak eğitim de dahil olmak üzere, istihbarat ve operasyonel iş birliğini güçlendirme konusundaki önerilerini takip etmelidir.

Model olarak Irak

Yıl sonuna kadar her iki taraf da yerel yönetim, askeri güçlerin entegrasyonu ve merkezi hükümet ile ilişkilerinde şehirlerin yetkilerinin tanımlanması gibi temel konularda ilerleme kaydetmiş olmalılar. 2006 sonrası Irak modeli, Baas diktatörlüğünden halkçı demokratik sisteme geçiş açısından Suriye'ye en yakın örneği temsil ettiği için faydalı olabilir.

Bu makalenin yazarı federalizmi Suriye için uygun bir seçenek olarak görmese de yetkilerin net bir şekilde bölünmesi ve hakların tanımlanması, üniter bir devlet fikri ile uyumludur. Kuzeydoğu bölgesindeki Kürtlerle varılan mutabakatlar, Dürziler ve Aleviler başta olmak üzere Suriye'nin geri kalan bileşenlerine de uygulanmalıdır.

Irak Anayasası’nın 4. maddesi, azınlık hakları ile ilgili açık bir taahhüt içermekte ve Arapça ile Kürtçeyi resmi diller olarak tanımaktadır. İkinci Kısım'ın 1. ve 2. bölümleri de bireysel haklar, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı gibi temel özgürlükleri ele almaktadır.

Bu makalenin yazarı, federalizmi Suriye için uygun bir seçenek olarak görmese de yetkilerin net bir şekilde bölünmesi ve hakların tanımlanması üniter bir devlet fikri ile uyumludur

Irak Anayasası'nın 122. maddesi, bölgeler dışında kalan illere, kanunla düzenlenmek kaydıyla, kendilerini ademi merkeziyetçi yönetim ilkesine göre yönetmeleri için geniş idari ve mali yetkiler veriyor. İl meclisleri mali bağımsızlığa sahipler ve bakanlıklar veya merkezi kurumlar tarafından denetlenemezler.

Bu modelin önemi, hakların ve özerkliğin Lübnan'da olduğu gibi mezhepsel veya etnik temelde değil, bireysel ve coğrafi temelde, yani iller düzeyinde verilmesinde yatıyor. Bu, etkili yönetimin ve devletin istikrarının sağlanması açısından temel bir farktır.

Irak Anayasası, tüm askeri güçlerin merkezi hükümetin yetkisi altında olmasını da öngörüyor. Ancak özellikle Şii milisler, 2007'den sonra Sünni “Sahva” güçleri ve 2006'dan beri Kürt “Peşmerge” güçlerine karşı uygulamada esnek olunmuştur.

Bazı Peşmerge unsurları, özellikle Irak ordusunda daha önce deneyimi olan subaylar, ulusal orduya entegre edildiler. Dahası bazı tugaylar orduya tamamen entegre edilmiş olsa da Kürdistan Bölgesi’nde konuşlanmayı sürdürürken, diğer birlikler ise fiilen bölge yönetiminin kontrolü altında kalmaya devam etti.

Yerel yönetimler ayrıca, illerin sakinlerinden oluşturulan yerel polis güçleri üzerinde de önemli bir kontrole sahip. Bu düzenlemeler SDG için uygun olabilir.

ABD ve büyük Arap devletlerinin öncülüğünde uluslararası toplum, Şam ve Kürt yetkilileri bu süreci başlatmaları konusunda teşvik etmeli ve desteklemelidir; çünkü bu sadece Suriye için değil, tüm bölgenin istikrarı için de kritik öneme sahiptir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.