SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

Anlaşmaya varılmasının önünde halen engeller bulunuyor

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)

Michael Harari

Bu ayın başlarında Paris'te İsrail ve Suriye arasında yeniden başlayan müzakereler resmi bir anlaşmayla sonuçlanmadı, ancak bir dizi uzlaşıya varılmasını sağlamış gibi görünüyor. Bu toplantılar o dönemde İsrail medyasında kendisine geniş bir yer bulmadı, ancak konu son günlerde, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye rejimi arasındaki devam eden çatışmalar ve rejimin askeri kazanımları ışığında, yeniden manşetlerde yer almaya başladı.

Genel olarak, İsrail medyasının haberleri Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya karşı artan bir şüpheciliği ifade ediyor, tekrarlanan haberlerinde cihatçı geçmişine ve niyetleri ile İsrail'in güvenlik çıkarlarını ne kadar dikkate alabileceği ile ilgili soru işaretlerine odaklanıyor.

İki taraf arasındaki görüşmelerin özüne ilişkin olarak, İsrail medyasında yer alan haberlerde de yansıtıldığı üzere, birkaç noktanın vurgulanması gerekiyor. Bu noktalar; yanlış değerlendirmeleri önlemeyi amaçlayan bir mekanizmanın kurulması, düzenli periyodik toplantıların yapılmasının yanı sıra, karşılıklı güven artırıcı adımların atılmasında uzlaşıya varılmasıdır.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın korunmasına ilişkin olarak, iki tarafın da bunu dış müdahale veya güç kullanımı olmaksızın çözülmesi gereken Suriye’nin bir iç meselesi olarak değerlendirme konusunda anlaşmış olduğu görülüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, “Anlaşma, ortak hedeflere ulaşmak ve ülkedeki Dürzi azınlığın güvenliğini sağlamak için diyaloğun devamını öngörüyor” denildi.

İsrail medyasında yer alan haberlerde, 8 Aralık 2024'te eski Suriye rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in ele geçirdiği topraklardan çekilmesinin kapsamına ilişkin herhangi bir ayrıntı yer almıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir ABD’li yetkili, ABD'nin her iki tarafa da Ürdün'de ortak bir operasyon merkezi kurulmasını ve sınırın her iki tarafında da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulmasını önerdiğini belirtti.

Suriye rejimi ile SDG arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle SDG’nin ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu

Son günlerde, Suriye rejimi güçleri ile SDG arasındaki şiddetli çatışmaların ortasında dört önemli nokta öne çıktı.

Birincisi, özellikle Esed rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in kontrolünü pekiştirdiği Golan Tepeleri’ndeki topraklardan çekilmesi durumunda Tel Aviv’in hayati çıkarlarını tehdit edebilecek riskler konusunda, Şara yönetimine ilişkin şüpheler belirgin bir şekilde arttı. Benzer şekilde, önde gelen İsrailli askeri kaynaklar, silah kaçakçılığı (Hizbullah dahil) veya radikal İslamcı unsurların yeni rejimin tam kontrol edemediği bölgelere geri dönme olasılığı gibi nedenlerle İsrail’in aşırı bir şekilde geri çekilmesinden endişe duyduklarını dile getirdiler.

İkincisi, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle “Kürtlerin yenilgisi” ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan da Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu; Türkiye, olaylardan en büyük faydayı sağlayan ülke olarak gösterildi.

sc vcf
İsrail güçleri, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyü yakınlarında Suriye ile sınır hattında devriye geziyor, 23 Temmuz 2025 (AFP)

Üçüncüsü, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki çatışmanın sonucu ışığında Dürzi azınlığının kaderiyle ilgili endişeler arttı. Hükümetin Dürzi toplumunu koruma rolünden vazgeçmeyi ve bu konudaki etkisinden vazgeçmeyi kabul edebileceği korkusu da belirginleşti.

Dördüncüsü, medyanın İsrail güvenlik teşkilatı ile siyasi liderlik arasında ortaya çıkardığı uçurumla ilgili önemli bir ayrıntıyla bağlantılı. Haberlere göre, ordu daha geniş güvenlik mesafelerini korumaya çalışıyor ve Suriye sınırından kaynaklanabilecek daha fazla sürpriz olasılığı konusunda uyarıyor.

Bu, iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasına varılma şansının azalması anlamına gelmiyor, ancak dikkatlice değerlendirilmesi gereken çeşitli sonuçlar var.

İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor

İsrail, özellikle Kürtler tarafından fiili bir teslimiyet teşkil edip etmediği konusunda, Şara ile Kürtler arasında yapılan son anlaşmayı yakından inceleyecektir. Bu gelişme, İsrail'in Dürzi azınlığı ve Kürt nüfusunu koruma konusundaki duruşu açısından önemli sonuçlar doğuracaktır.

Türkiye faktörü son derece önemli ve hassas bir konu; zira İsrailli karar vericiler, Türkiye'nin Suriye'deki artan müdahalesinin ve bunun uzun vadeli sonuçlarının etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zorunda.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye ile güvenlik anlaşması konusunda ilerleme kaydedilirse, İsrail'in siyasi liderliğinin bunu eskisinden daha ciddi bir şekilde pazarlaması gerekiyor. Erken seçim olasılığı da dahil olmak üzere iç siyasi gelişmeler de bu bağlamda özellikle önemli.

cdtgh
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, 18 Ocak 2026 (AFP)

Amerikan faktörü de çok önemli. İsrail, Başkan Donald Trump'ın Şara'nın Suriye'deki yönetimini sağlamlaştırma arzusunun yanı sıra, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin ABD yönetiminin politikaları üzerindeki etkisinin de farkında.

Bununla birlikte, ki bu çok önemli bir nokta, İsrail'in hayati önemde gördüğü güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, Washington kendisini çok dikkatli bir şekilde dinlemektedir. Bu nedenle, Suriye'deki son gelişmeleri ve bunların Kudüs'te nasıl yorumlandığını (doğru veya yanlış) anlamanın önemi açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak, İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor. Temel stratejik çerçeve değişmeden kalsa da, son iki yılın son derece istikrarsız bölgesel gerçekliği, hassas ve dengeli bir diplomasiyi zorunlu kılıyor. Hükümetin ayrıca, Suriye ile olası herhangi bir anlaşma için İsrail kamuoyunun desteğini kazanmak üzere iyi planlanmış bir kampanya başlatması da gerekiyor.



İdlib kırsalında bu ay ikinci kez silah deposunda patlama

Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
TT

İdlib kırsalında bu ay ikinci kez silah deposunda patlama

Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)

Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’in kuzey kırsalında bugün meydana gelen patlamada, ilk belirlemelere göre 8 kişi yaralandı.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bildirdiğine göre patlama, Serada kenti yakınlarındaki Burc en-Nemra bölgesinde bulunan bir silah deposunda meydana geldi.

İdlib Acil Durum ve Afet Yönetimi Müdürlüğü Operasyonlar Sorumlusu Velid Aslan, ekiplerin patlamanın hemen ardından olay yerine sevk edildiğini belirterek, ilk bulguların olayın mühimmattan kaynaklandığını gösterdiğini söyledi. Ekiplerin bölgedeki durumu değerlendirdiği, olay yerinin güvenliğini sağladığı ve olası gelişmelere müdahale etmek için gerekli önlemleri aldığı kaydedildi.

İdlib kırsalındaki Binniş beldesinde de bu ayın başında mühimmat yüklü bir aracın patlaması sonucu 5 kişi hayatını kaybetmişti. Benzer olaylar 2024 ve 2025 yıllarında da sıkça yaşanırken, vakaların çoğu İdlib vilayetinde meydana geldi.

Suriye’nin yeni hükümetine bağlı polis aracı, 7 Şubat 2025’te ülkenin orta kesimindeki Palmira’da Saha Camisi yakınındaki bir caddeden geçerken (AFP).
Suriye’nin yeni hükümetine bağlı polis aracı, 7 Şubat 2025’te ülkenin orta kesimindeki Palmira’da Saha Camisi yakınındaki bir caddeden geçerken (AFP).

Kasım 2025’te Kefr Taharim bölgesindeki bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamada 5 işçi hayatını kaybetmiş, 9 kişi yaralanmıştı. Ağustos 2025’te İdlib kenti çevresinde meydana gelen mühimmat patlamasında 4 kişi hayatını kaybetmiş, 5 kişi yaralanmıştı. Temmuz 2025’te ise İdlib kırsalındaki Maarat Mısrin’de Türkistan İslam Partisi’ne ait bir mühimmat deposunun patlaması sonucu 12 kişi ölmüş, 120’den fazla kişi yaralanmıştı.

Medya haberlerine göre bu tür patlamaların nedenleri arasında başta mühimmatın uygun olmayan koşullarda depolanması, güvenlik standartlarının yetersizliği ve özellikle sıcaklıkların yükseldiği dönemlerde patlayıcı maddelerin birbirinden ayrılmaması bulunuyor. Silahların taşınması ve sevkiyatında güvenlik kurallarına uyulmaması ile silah tüccarlarına ait depoların yerleşim alanlarının içinde veya yakınında bulunması da risk faktörleri arasında gösteriliyor. Bunun yanı sıra güvenlik kaynaklı nedenler de ihtimaller arasında değerlendiriliyor.


İsrail, yerleşimlere yönelik yaptırımlara misilleme olarak İngiliz konsolosluğunu kapatıyor

İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
TT

İsrail, yerleşimlere yönelik yaptırımlara misilleme olarak İngiliz konsolosluğunu kapatıyor

İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı
İsrail güçleri Batı Şeria’da bir Filistinliyi gözaltına aldı

İsrail, İngiltere ve Fransa'dan yerleşim yerlerine karşı kararlar beklediği bir sırada, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşim yerleriyle mal ticaretine kısıtlama getirme kararlılığını teyit eden 12 ülkeli bir ittifakla karşı karşıya kaldı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, dün yaptığı açıklamada, İngiltere'nin Batı Şeria'daki yerleşim yerlerine uyguladığı yaptırımlara misilleme olarak İsrail'in Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatacağını duyurdu.

Saar'ın bu adımı, İngiltere'nin İsrail yerleşim yerleriyle ticareti yasaklama kararına yanıt olarak alınan bir dizi karşı tedbirin devamı olarak geldi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar yaptığı açıklamada, İsrail’in ayrıca İngiltere temsilcilerini Gazze’deki ateşkesi izlemekle görevli ortak askeri merkezden çıkaracağını ve İngiltere’nin Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik güçlerine yönelik eğitim programlarını sonlandıracağını belirtti.

Bunun yanı sıra İsrail, seçilmiş 12 İngiliz yetkilinin yanı sıra Saar’ın “Yahudi karşıtı ve İsrail karşıtı faaliyetlere karıştığını” söylediği diğer İngiliz vatandaşlarının ülkeye girişini de engelleyecek.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ise dün Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, ülkesinin "işgal altında bulunan topraklardaki yasa dışı yerleşim yerlerinden gelen ürünlerin ithalatına yasak getireceğini" belirterek, bu adımın diğer ülkelerle koordineli bir hareketin parçası olduğunu belirtti.

Miliband, yasağı duyururken İsrail hükümetini Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği "etnik temizliğe" göz yummakla suçladı. Miliband, "İngiliz hükümeti, Batı Şeria'da terörist yerleşimciler tarafından bir etnik temizlik yürütüldüğünü kabul etmektedir" ifadelerini kullandı.

Sözlerini sürdüren Miliband, "İsrail hükümeti bu duruma sıklıkla göz yumdu; daha da kötüsü, bazı üyeleri Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini desteklemeyi amaçlayan açıklamalar yaparak adımlar attı" dedi.

İngiliz hükümetinin resmi pozisyonunun "işgalin yasa dışı olduğu" yönünde olduğunu vurgulayan Miliband, "İngiliz halkının, mağazalarımızda ve tüketim merkezlerimizde yerleşim yerlerinden gelen ürünleri kabul ederek işgali desteklememizi istediğine inanmıyorum" dedi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı yerleşim birimlerinden mal ithalatına yönelik yasağı duyuruyor (AFP)
İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı yerleşim birimlerinden mal ithalatına yönelik yasağı duyuruyor (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı ise "Dışişleri Bakanı'nın, İngiliz Parlamentosu'nda yönelttiği suçlamalar kabul edilemez ve yalandır" değerlendirmesinde bulundu.

12 ülkeden geniş çaplı hamle

Tel Aviv, Londra'nın işgal altında bulunan Batı Şeria'daki İsrail yerleşim yerleriyle ticarete kısıtlama ve yaptırım getirilmesi kararına mümkün olduğunca fazla ülkeyi dahil etme çabalarına öncülük ettiğini bilse de İsrail'in tepkilerinde bir sürpriz havası hâkim oldu.

İngiltere'nin yanı sıra Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot da "Paris'in İsrail yerleşim yerleriyle ticari ilişkilerini sonlandıracağını" vurguladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İngiliz girişimine Fransa'nın yanı sıra Kanada, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya ve İsveç katıldı.

12 ülke tarafından yayımlanan ortak bildiride, söz konusu devletlerin "uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşim yerleriyle mal ticaretine kısıtlama getirme kararlılıklarını teyit ettikleri" ifade edildi.

İsrail hükümetinin Batı Şeria'daki eylemlerine tepki gösteren ülkeler, bu adımların "iki devletli çözüm imkanını baltaladığını" belirtti. Bildiride, "E1 bölgesindeki yerleşim projesi için ihale açılması kararı da dahil olmak üzere, emsalsiz düzeydeki yerleşimci şiddeti ve yerleşim yerlerinin genişletilmesi gölgesinde durumun hızla kötüleştiği" uyarısında bulunuldu.

Ülkeler, İsrail hükümetine "yerleşim yerlerinin genişletilmesini ve Batı Şeria'daki idari yetkilerin artırılmasını derhal durdurma, yerleşimci şiddetinden sorumlu olanların hesap vermesini sağlama ve İsrail güvenlik güçlerine yönelik iddiaları soruşturma" çağrısında bulundu.

Bildiride, bu kararın "emsalsiz düzeydeki yerleşimci şiddeti ve yerleşim yerlerinin genişlemesi" sonucunda alındığı vurgulandı.

Bu kararlar, İsrail'deki ön uyarılara rağmen geldi. İsrail, İngilizlere yalnızca Fransa ve Kanada'nın katılmasını beklerken, Kanada'nın yanı sıra geniş bir Avrupa cephesinin oluşması karşısında şaşkınlık yaşadı.

İsrail'den sert tepki

İngiltere'nin yerleşim yerlerine karşı açıklamasından önce İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, böyle bir adımın yaklaşan İsrail seçimlerine müdahale sayılacağını belirterek süreci engellemeye çalıştı.

Herzog, "Bu büyük bir hatadır, tarihin yanlış tarafında yer almaktır ve egemen bir devletin demokratik seçimlerine açık bir müdahaledir. Bu müdahale kimseye hizmet etmeyecek, aksine ne yazık ki, Filistinlilere doğrudan zarar vererek onları iş ve ticaret fırsatlarından mahrum bırakacaktır. Nihayetinde hürriyet sevdalısı ülkelerin çıkarlarına ve güvenliğine zarar verecektir" demişti.

Netanyahu ve Herzog, Hamas ile yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir İsrailli polis memuru için düzenlenen anma törenine katılıyor (Reuters).
Netanyahu ve Herzog, Hamas ile yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir İsrailli polis memuru için düzenlenen anma törenine katılıyor (Reuters).

Sözlerini sürdüren Herzog, "Yaptırımlar çözüm değildir, çözüm diyalogdur. Tüm yabancı hükümetlere diyorum ki: Durun! Yaptırımlar ve boykotlar gibi çıkmaz yollardan uzaklaşın, yapıcı diyalog ve iş birliğine yönelin" ifadelerini kullanmıştı.

İsrail medyasında, duyuru öncesinde yer alan haberlerde Fransa ve Kanada'nın katılımının beklendiği; ancak Avrupa Birliği'nin seçim öncesinde yaptırım uygulama konusunda daha az istekli olduğu, bu adımın Başbakan Binyamin Netanyahu'nun lehine işleyeceğine inandığı belirtilmişti. Ancak 12 ülkeden gelen büyük açıklamanın ardından Yedioth Ahronoth gazetesi, durumu bir "diplomatik çöküş" olarak nitelendirdi.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Başbakan Binyamin Netanyahu'dan, İngiltere'nin bu hamlesine karşılık "Filistin Yönetimi adına çalışan Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatma" talebinde bulunduğunu söyledi. Ben-Gvir ayrıca İsrail'in, Arjantin'in tartışmalı Falkland Adaları üzerindeki egemenliğini tanımasını ve adaların işgali sürdüğü müddetçe İngiltere'ye yaptırım uygulamasını teklif etti. Ben-Gvir, Londra'yı adaları ve "Arjantin halkının parasını çalmakla" suçladı.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise İngiltere Büyükelçisi'nin İsrail'den sınır dışı edilmesi çağrısında bulunarak, "Yahudi karşıtı bir hükümetin paspası olmayacağız. İsrail üzerindeki İngiliz Mandası sona erdi" ifadesini kullandı.

Filistin ve Arap dünyasından memnuniyet, ABD'den mesafe

Filistin Devlet Başkanlığı yaptığı açıklamada, ticarete yaptırım uygulanması kararını memnuniyetle karşılayarak, bunu yerleşimci rejimle mücadele etmek ve İsrailli yetkililerden hesap sormak adına "önemli bir adım" olarak niteledi.

  Batı Şeria’da yeni yerleşim biriminin açılışından görüntü
  Batı Şeria’da yeni yerleşim biriminin açılışından görüntü

Mısır da İngiltere'nin kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek, Mısır Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yaptığı açıklamada, bu adımın "uluslararası hukuk kurallarına ve uluslararası meşruiyet kararlarına olan bağlılığı yansıtan önemli bir hamle olduğunu, yasa dışı yerleşim faaliyetleriyle ve işgal altındaki Batı Şeria'da (Doğu Kudüs dahil) sahada yeni bir emrivaki yaratma çabalarıyla mücadeleye katkı sağladığını" vurguladı.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 12 ülkenin kararı hakkında doğrudan yorum yapmaktan veya kararı kınamaktan kaçınarak, yalnızca Batı Şeria'da yaşanan "gerilimleri" kınamakla yetindi.

Rubio, Washington'un İngiltere öncülüğündeki Batı ülkelerinin İsrail yerleşim yerlerine yaptırım uygulama kararına katılmayacağını teyit etti. Latin Amerika ziyaretine çıkmadan önce gazetecilere konuşan Rubio, "Doğal olarak, Birleşik Krallık'ın yaptığını yapmayacağız" dedi. Rubio ayrıca, "Ancak istikrar hedefini paylaşıyoruz. Bölgede pek çok gelişme yaşanırken, şu anda Batı Şeria'da istikrarı bozacak veya gerilimi artıracak hiçbir şey görmek istemiyoruz" ifadelerini kullandı.


Lübnan-ABD temasları İsrail'in şiddetini “frenliyor”

Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)
Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)
TT

Lübnan-ABD temasları İsrail'in şiddetini “frenliyor”

Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)
Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib, Beyrut'taki ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti (El-Merkeziyye)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın ABD ile gerçekleştirdiği yoğun temaslar, cumartesi gününden bu yana tırmanan İsrail askeri kampanyasının frenlenmesine katkı sağladı. Öte yandan Lübnan, Amerikan tarafının İsrail ile müzakerelerin sekizinci turunun tarihini belirlemesini bekliyor.

En az 28 kişinin ölümüne, onlarca kişinin yaralanmasına, yüzlerce kişinin Nebatiye şehri ile çevresindeki köylerden göç etmesine yol açan üç günlük hava saldırıları ve topçu bombardımanının ardından, dün Lübnan'ın güneyinde İsrail'in tırmandırma hızı düştü ve ardından geri dönüş dalgası başladı.

Diğer taraftan Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye şehrine yönelik tehlikenin artması, sivil ve siyasi aktivistlerin ordunun varlığının güçlendirilmesini ve devletin şehrin güvenliğinin sorumluluğunu üstlenmesini talep eden ‘Nebatiye 2 Çağrısı’nı yayınlamasına yol açtı.

Lübnan ordusu, halka güvence vermek amacıyla Nebatiye şehrindeki askeri devriyelerini hızla artırdı.