Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah tabanı, İsrail'e karşı tepkisizliğini sorgulayacak

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
TT

Kasım'ın müdahale tehdidi, Hamaney ile dayanışmayla mı sınırlı?

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Beyrut'un güney banliyölerinde Hizbullah tarafından İran'ı desteklemek için düzenlenen programda konuşurken (Reuters)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın, ABD’nin İran Dini Lideri Ali Hamaney’i hedef alması halinde müdahalede bulunabilecekleri yönündeki tehdidi, müdahale edip etmeyeceği konusunda kesin bir tutum ortaya koymamasına rağmen, Lübnan genelinde benzeri görülmemiş bir reddiye ile karşılandı. Söz konusu tepkinin, Gazze’ye destek verilmesine yönelik itirazlardan dahi daha sert olduğu belirtilirken, Kasım’ın nihai kararı sahadaki gelişmelere ve İran’a yönelik, halen tartışma konusu olan olası bir saldırının gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bağladığı ifade ediliyor.

Her ne kadar Kasım bu tehdidiyle yalnız başına hareket ediyor görünse de, İran ve Hamaney ile dayanışma amacıyla düzenlenen programda dile getirdiği bu söylemin dışına çıkmasının zor olduğu kaydediliyor. Hizbullah ile Emel Hareketi’nden oluşan Şii İkilisi’ne yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın dini açıdan ‘velayet-i fakih’ ilkesine bağlı olduğunu ve bunun kendisi için vazgeçilmez bir meşruiyet zemini oluşturduğunu belirtti. Kaynak, bu bağın kopması halinde söz konusu meşruiyetin ortadan kalkacağını ifade ederken, yalnızca müdahale ihtimalinden söz edilmesinin dahi, bu tutumun sembolik bir dayanışma çerçevesinde mi kalacağı yoksa Washington’ı askeri olarak meşgul etmeye varan bir aşamaya mı taşınacağı yönünde soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti.

Popüler kuluçka merkezinin hesap verebilirliği

Siyasi ve askeri olarak Hizbullah’ın müdahil olması, öncelikle kendi toplumsal tabanı tarafından sorgulanmasını gerektiriyor. Ancak bir siyasi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu sorgulamanın Hizbullah çevresinin ötesine geçerek, ‘Artık yeter, savaş istemiyoruz, barış içinde yaşamak istiyoruz’ sloganı etrafında birleşen Lübnanlıların geneline yayılacağını vurguladı.

Aynı kaynak, Naim Kasım’a yöneltilen soruları şu başlıklar altında topladı:

– Kasım, hemen her vesileyle Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını vurguluyor. Peki bu kapasite, İsrail’in 27 Kasım 2024’te Lübnan’da yürürlüğe giren çatışmaların durdurulması anlaşmasını ihlal eden saldırılarına karşılık vermekten kaçınılırken, İran’ın yanında müdahil olmak için mi yeniden inşa edildi? Oysa İsrail, söz konusu anlaşmaya uymamayı sürdürdü.

– Hizbullah’ın ateşkese bağlı kalmasından bu yana İsrail saldırılarına karşılık vermemesi ve bu süreçte çoğu kendi mensuplarından olmak üzere 500’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi, tabanı nezdinde ciddi bir sıkıntı ve sorgulama yaratmadı mı? Bu sorulara verilecek yanıtın eksikliği, Hizbullah’ı zor durumda bırakmadı mı?

– İran’ın, Hizbullah’ın Gazze’ye destek kararını tek başına aldığı dönemde ya da İsrail’in Hizbullah’ın önde gelen siyasi, askeri ve güvenlik liderlerini hedef alarak eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ile Haşim Safiyuddin’i ve onlarla birlikte İranlı askeri uzmanları öldürdüğü aşamalarda müdahil olmadığı göz önüne alındığında, Kasım olası bir müdahaleyi nasıl gerekçelendirebilir?

– Kasım, ABD ve İsrail’in Haziran 2025’te İran’a karşı başlattığı ve 12 gün süren savaşa neden müdahil olmadı? Bu savaş, Hizbullah’ın meşruiyetini ve gücünü dayandırdığı rejimin devrilmesiyle sonuçlanmadığı için mi müdahaleden kaçınıldı?

xcdfgt
İranlı askeri lider Kasım Süleymani'nin fotoğrafı, Sana (X)

– Kasım, İsrail’in olası tepkisini hesaba katıyor mu? Müdahalesini gerekçelendirmek için, başta kendi tabanı olmak üzere kamuoyuna ne söyleyecek? Gazze’ye destek gerekçesiyle Lübnan’ı sürüklediği ve onlarca yerleşimin yıkılmasına, binlerce ölü ve yaralıya, on binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açan deneyimin ardından, ülkenin bir kez daha hesaplanmamış bir askeri maceranın yükünü taşıyıp taşıyamayacağı sorusu gündeme geliyor.

– İsrail’in, önleyici de olsa, Lübnan’a askeri bir saldırı düzenlemesini engelleyecek korumayı kim sağlayacak? Bu arada, çatışmaların durdurulması anlaşmasının uygulanmasını denetleyen Ateşkesi Denetleme Komitesi’nin (Mekanizma) etkinleştirilmesi yönündeki ısrarı karşılıksız kalırken, Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyindeki kurtarılmış bölgeyi kontrol altına alması ve silahların devletin elinde toplanmasını öngören ikinci aşamaya geçilmesi hazırlıkları sürüyor.

– Hizbullah’ın müdahalesi, silahların yalnızca devletin elinde toplanması yönündeki baskıları daha da artırmayacak mı? Arap ve uluslararası toplum, bu müdahaleyi Lübnan’ı, bölgede gerileme yaşayan ve İran liderliğindeki ‘direniş eksenine’ yeniden bağlama girişimi olarak görmeyecek mi? Bu çerçevede, başkalarının savaşlarının Lübnan topraklarında yürütülmesinin ülkenin çıkarına olmadığı yönündeki değerlendirmeler güçlenmeyecek mi?

– Hizbullah, olası müdahalenin yıkılan yerleşimlerin yeniden inşasına getireceği ek maliyeti hesaba katıyor mu? Silahların devletin tekeline alınması taahhüdü olmaksızın Arap ve uluslararası herhangi bir yeniden imar desteğinin bulunmadığı bir ortamda, bu yük nasıl karşılanacak? Yerlerinden edilenlerin köylerine dönmesini bekleyen Hizbullah tabanına ve genel Şii kamuoyuna ne söylenecek? Tüm bu kesimler, İran’a destek amacıyla yapılacak bir müdahalenin gerekçelerine ikna edilebilecek mi?

– Kasım, Şii İkilisi’ndeki ortağı Emel Hareketi’nin, Şii Yüksek İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Ali el-Hatib ile birlikte dayanışma toplantısına katılmış olmasına rağmen, İran’la birlikte askeri bir müdahaleyi gerçekten desteklediğini mi düşünüyor? Özellikle geniş bir Şii kesimin Necef’teki en yüksek dini merci Ayetullah Ali es-Sistani’yi taklit ettiği ve ABD’nin İran’a yönelik tehditlerine karşı çıkmakla yetindiği dikkate alındığında, bu sorunun önemi daha da artıyor.

ABD müdahalesinin azalacağına dair bahisler

Bu nedenle siyasi kaynaklara göre Hizbullah, halihazırda bulunduğu durumdan daha ağır bir biçimde uluslararası, Arap ve iç kamuoyu düzeylerinde kuşatma altına girecek ve ülkenin maruz kaldığı sonuçları dikkate alarak hesaplarını gözden geçirmek zorunda kalacak. Kaynaklar, Hizbullah’ın tutumunda ısrarı bir kenara bırakarak, İran ve Dini Lider’le dayanışmayı askeri müdahalenin altına çekmeden, sembolik bir çerçevede tutmaya çalışabileceğini belirtiyor. Aksi bir senaryoda ise Naim Kasım’ın, ABD’nin müdahale düzeyinin düşeceği ve Washington ile Tahran arasında müzakerelere dönüşün ağır basacağı varsayımına dayanarak ‘bahsini büyütmüş’ olabileceği; böylece İran liderliğine sahada karşılığı olmayan, ancak siyasi ağırlığı yüksek bir tutum hediye ettiği değerlendirmesi yapılıyor. Bu yaklaşımın, Haziran 2025’teki ABD-İsrail saldırısına ilişkin tutumuna benzediği ifade ediliyor.

ABD’nin İran konusunda nasıl bir yol izleyeceği, müzakereye mi yoksa saldırıya mı yöneleceği netleşene kadar, Hizbullah’ın kendisi için yeni bir siyasi kriz satın aldığı görüşü dile getiriliyor. Bu durumun, Hizbullah üzerindeki iç baskıyı daha da artıracağı, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yeniden başlatılması planlanan diyaloğu bekleme listesine alacağı ve bu sürecin, Direnişe Vefa Bloğu Başkanı Muhammed Raad ile kısa vadede yeniden canlandırılmasının da zor göründüğü kaydediliyor.

dfrtg
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın televizyonda yaptığı konuşmadan (Hizbullah medyası)

Bu bağlamda, diyalog olasılığının ertelenmesini gerektiren bir diğer unsur, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Andre Rahal’in, Muhammed Raad’ın en önemli yardımcılarından biri olan Ahmed Muhna ile gerçekleştirdiği görüşmenin yalnızca karşılıklı sitemle sınırlı kalmasıdır. Kaynaklara göre, diyaloğun yeniden başlatılabilmesi, Hizbullah’ın devlet projesine cesurca katılmasını ve silahların devletin elinde toplanması yönündeki kararını desteklemesini gerektiriyor. Ayrıca silahların devlet tekelinde tutulmasını öngören ikinci aşama için hazırlıklara başlanması, Hizbullah’ı niyetlerinin samimiyetini test edecek ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Kaynaklar, Kasım’ın Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden kazandığını sık sık dile getirmesinin, tabanını etkileme ve onu güvenceye alma amacı taşıdığını, ancak bunun yüksek sesle ifade edilen sözlerin ötesine geçemediğini belirtiyor. Bu söylem, askeri dengeyi eski haline getirmeye yeterli değil; çünkü Gazze’ye destek kararı sırasında İsrail’in tepkisini hesaba katmayarak kaybedilen caydırıcılık ve çatışma kuralları dengesi telafi edilememişti.



Yemen yönetimi öncelikleri yeniden belirleyerek inisiyatifi ele almaya çalışıyor

Yemen yönetimi öncelikleri yeniden belirleyerek inisiyatifi ele almaya çalışıyor
TT

Yemen yönetimi öncelikleri yeniden belirleyerek inisiyatifi ele almaya çalışıyor

Yemen yönetimi öncelikleri yeniden belirleyerek inisiyatifi ele almaya çalışıyor

Yemen yönetimi, hükümet güçlerinin batı kıyısında geniş bir bölgedeki mevzilerini Husilere kaptırmasının ardından önceliklerini yeniden belirlemeye çalışıyor. Husiler, 3-11 Eylül tarihleri arasında düzenledikleri saldırıda Hays, el-Huha ve el-Muha ile limanını ele geçirerek Kızıldeniz'in güneyindeki Bab el-Mendeb Boğazı, Meyyun Adası ve Yemen'e ait diğer adalara kadar ilerledi.

Yemen yönetimi, güçlerini yeniden organize etmeyi ve yeniden konuşlandırmayı hedeflerken çatışmaların devam edeceğini ve inisiyatifin yeniden ele geçirileceğini vurguluyor. Hükümet kaynakları, bazı askerlerin Marib'e intikal ettiğini ve eş zamanlı olarak yerinden edilenleri karşılamaya yönelik hazırlıkların sürdüğünü belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Tarık Salih'in liderliğindeki Ulusal Direniş, İran'ı, Devrim Muhafızları ve bölgedeki müttefikleri aracılığıyla saldırıya doğrudan destek vermek ve operasyonu yönetmekle suçladı. Ulusal Direniş, saldırının Husilerin kıyı boyunca geniş alanları ve mevzileri ele geçirmesiyle sonuçlandığını bildirdi.


Lübnan’da İsrail’in güneydeki patlamalarının sismik etkilerine ilişkin endişe

İsrail saldırısının ardından el-Mansuri kasabasından duman yükseliyor (AP)
İsrail saldırısının ardından el-Mansuri kasabasından duman yükseliyor (AP)
TT

Lübnan’da İsrail’in güneydeki patlamalarının sismik etkilerine ilişkin endişe

İsrail saldırısının ardından el-Mansuri kasabasından duman yükseliyor (AP)
İsrail saldırısının ardından el-Mansuri kasabasından duman yükseliyor (AP)

İsrail’in Lübnan’ın güneyinde art arda gerçekleştirdiği patlamalar artık yalnızca “Hizbullah”a ait tesis ve mevzileri hedef alan askerî operasyonlar olmaktan çıktı. Bu patlamaların ardından, yer altında neler yaşanabileceğine ilişkin soru işaretleri ve endişeler de artmaya başladı.

İsrail’in özellikle yer altındaki tesisleri ve tünelleri hedef aldığı güney Lübnan’daki kasaba ve bölgelerde düzenlediği saldırılarda büyük miktarlarda patlayıcı kullanılıyor. Bu patlamalar, zaman zaman hedef alınan bölgenin çevresinin çok ötesinde hissedilen şok dalgaları ve sarsıntılar oluşturuyor.

Patlamaların tekrarlanmasıyla birlikte, etkilerinin yalnızca yeryüzündeki yıkımla sınırlı kalmayıp bölgede hâlihazırda aktif olan jeolojik katmanları ve fay hatlarını da etkileyebileceğine yönelik endişeler artıyor.

fvghy
Lübnanlılar, güney Lübnan’ın Sur kentinde sahilde vakit geçirirken, İsrail saldırısının hedef aldığı Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor. (Reuters)

Uzmanlara göre bu patlamaların sonuncusu ve en büyüğü, Ali et-Tahir Tepesi içindeki yer altı tesislerini hedef alan saldırıydı. Televizyon ekranlarına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde tepenin içinden dev alevlerin yükseldiği görülürken, geniş bir alanda yaşayanlar patlamanın neden olduğu sarsıntıları hissetti.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu, 4,1 büyüklüğünde bir sarsıntı kaydedildiğini bildirdi.

O gece bölge sakinleri büyük korku yaşadı. Patlama bölgesine yaklaşık 20 kilometre mesafede yaşayan bir kişi yaşananları, “Yer yaklaşık beş saniye boyunca bizimle birlikte sallandı” sözleriyle anlattı. Bu ifade, sarsıntıların hissedildiği alanın ne kadar geniş olduğunu ortaya koyuyor.

Yer altında oluşan ek basınç için daha fazla araştırma gerekiyor

Bu endişeler ışığında, söz konusu patlamaların sonuçlarının ve gelecekte sarsıntı ya da depremlere yol açıp açmayacağının belirlenmesi için daha fazla zaman ve araştırmaya ihtiyaç duyuluyor.

cdfvgt
Güney Lübnan’ın Haniye köyünden görülen İsrail İHA’sı, Mansuri köyündeki evlerin üzerine bırakıp patlatmak üzere bir kutu dolusu patlayıcı taşıyor. (AP)

Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi’ne bağlı Jeofizik Merkezi Müdürü Dr. Marlin el-Bereks de bu görüşü destekliyor. Bereks, “Patlamanın oluşturduğu ve 4,2 büyüklüğündeki bir depremle karşılaştırılabilecek dalgalar gerçekten kaydedildi” dedi.

Ali et-Tahir’deki patlamanın en büyüğü olduğunu, onu Şakif’teki patlamanın izlediğini belirten Bereks, “Büyük çaplı patlamalar yer altında ilave bir basınç oluşturuyor. Bu basınç, faylarda zaten mevcut olan gerilime ekleniyor. Ancak şu aşamada bu basıncın boyutunu belirlemek ya da kayalarda kırılmaya veya sarsıntı ve depremlerin tetiklenmesine yetecek düzeyde olup olmadığını kesin olarak söylemek mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Bereks, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, patlamaların ardından doğal sismik hareketliliğin bilimsel açıdan dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguladı. “Bu aktivitede olağandışı bir değişiklik meydana gelirse, bu endişe gerektiren bir işaret olabilir” diyen Bereks, merkez tarafından şu ana kadar bu patlamalarla ilişkilendirilebilecek olağandışı bir hareketlilik kaydedilmediğini belirtti. Ancak kesin bir değerlendirme yapılabilmesi için daha ayrıntılı veri ve araştırmalara ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Tekrarlanan patlamaların etkisine ilişkin endişe

Afet yönetimi ve tıbbı uzman Dr. Cibran Karnauni ise konuya daha kaygı verici bir açıdan yaklaşıyor.

Karnauni, “Ali et-Tahir Tepesi, Yammune Fayı’ndan ayrılan Rum Fayı üzerinde bulunuyor. Bölge aktif faylar içeriyor. Bu nedenle, özellikle büyük miktarlarda patlayıcı kullanılan saldırıların devam ettiği bir ortamda, tekrarlanan patlamaların bu faylar üzerindeki etkisi endişe yaratıyor” dedi.

Lübnan’da çok sayıda sismik fay bulunuyor. Rum Fayı, Lübnan’ın güneyinde yoğunlaşıyor; Cezin’den başlayarak Sayda’nın doğusundaki Rum kasabasına uzanıyor, ardından İklim el-Harub ve Damur yönüne kıvrılarak Hilda ve Beyrut’un Ra’s Beyrut bölgesine kadar ilerliyor. Bazı görüşlere göre fay, kuzeye doğru Akdeniz’e kadar uzanıyor.

dfgthy
İsrail ordusunun kontrolüne geçirdiği ve perşembe gecesi güney Lübnan’ın Nebatiye kenti yakınlarında Hizbullah’a ait tünel ağını patlattığı Ali et-Tahir Tepesi. (AP)

Karnauni, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Risk yalnızca patlamanın gerçekleştiği anla sınırlı değil. Asıl sorun, özellikle fay hatlarının yakınındaki bölgelerde patlamaların tekrarlanmasıyla etkilerin zaman içinde birikme ihtimali” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak Karnauni, bu operasyonların gerçekten sismik hareketliliği tetikleyip tetikleyemeyeceğinin belirlenmesi için uzmanlaşmış jeolojik ve sismik değerlendirmelere ihtiyaç olduğunu da vurguladı.

Bu patlamaların İsrail’i de olumsuz etkileyip etkilemeyeceği ve sarsıntı veya deprem olasılığını artırıp artırmayacağı sorusuna ise Karnauni şu yanıtı verdi:

“Kesin bir hükme varmak mümkün değil. Ancak İsrailliler patlamaların şok dalgasını kontrol edebilir ve bunun yönünü güneye, yani kuzey İsrail’e değil, Lübnan yönüne çevirebilir.”

Endişeler yalnızca depremlerle sınırlı değil. Karnauni’ye göre derin ve şiddetli patlamalar, kaya katmanları, yer altı suları ve çevredeki kanalizasyon şebekeleri üzerindeki basınç konusunda da soru işaretleri yaratabilir. Şebekelerin zarar görmesi ve kanalizasyon suyunun içme suyuna karışması halinde altyapıda hasar veya su kaynaklarında kirlenme meydana gelebilir.

Endişeler 2023’ten bu yana sürüyor

Bu endişeler yeni değil. Ekim 2023’te “Hizbullah” ile İsrail arasında savaşın başlamasından, 2024 boyunca İsrail’in güney Lübnan’daki askerî operasyonlarını genişletmesinden ve ardından yıkım ve patlatma faaliyetlerinin sürmesinden bu yana, zaten sismik hareketliliğin görüldüğü bölgelerde art arda gerçekleştirilen patlamaların yaratabileceği etkiler gündeme geliyor.

Son yıllarda büyük çaplı patlamaların yaşandığı başlıca bölgeler Adise ve Kefr Kila oldu.

Bu patlamalardan önce de Beyrut’un güney banliyölerini hedef alan iki büyük saldırı gerçekleşmişti. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesi amacıyla her biri yaklaşık 2 bin libre ağırlığında 85 sığınak delici bomba kullanılırken, Yürütme Konseyi Başkanı Haşim Safiyuddin’e yönelik saldırıda toplam ağırlığı 73 tona ulaşan bombalar kullanılmıştı.


Irak, İran’la sınır kapılarını yeniden açıyor

Irak tarafındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda vatandaşlar ve güvenlik görevlileri. (AFP)
Irak tarafındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda vatandaşlar ve güvenlik görevlileri. (AFP)
TT

Irak, İran’la sınır kapılarını yeniden açıyor

Irak tarafındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda vatandaşlar ve güvenlik görevlileri. (AFP)
Irak tarafındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda vatandaşlar ve güvenlik görevlileri. (AFP)

Irak makamları, dün İran’la arasındaki üç kara sınır kapısının kademeli olarak yeniden açılacağını açıkladı. Söz konusu sınır kapıları, Suudi Arabistan’daki bir petrol boru hattına yönelik İHA saldırısının ardından kapatılmıştı. Bağdat, saldırının Irak topraklarından gerçekleştirildiğini kabul etti.

Resmî “Güvenlik Medyası Birimi”, Başbakan ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali Zeydi’nin, Şelemçe, Mendeli ve Şeyb sınır kapılarının yeniden açılması için belirli takvimlerin oluşturulması yönünde talimat verdiğini bildirdi.

Söz konusu üç sınır kapısı Basra, Meysan ve Mendeli vilayetlerinde bulunuyor. Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar, Meysan vilayetindeki Şeyb Sınır Kapısı yakınlarından gerçekleştirildi. Bunun üzerine Başbakan, vilayet emniyet müdürünü görevden aldı; güvenlik birimlerinin yöneticilerini ise görevden uzaklaştırarak, soruşturma için ilgili makamlara sevk etti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre analistler, sınır kapılarının kapatılması kararının İran tarafına yönelik eşi görülmemiş bir “uyarı mesajı” niteliği taşıdığı değerlendirmesinde bulundu. Güvenlik Medyası Birimi daha önce yaptığı açıklamada, “Yetkili güvenlik birimleri, bazı sınır kapılarında idari ve güvenlik düzenlemelerine yönelik işlemleri başlattı. Bu durum söz konusu kapıların kapatılmasını gerektirdi. İhlal ve usulsüzlüklerin koşullarını ortaya çıkarmak amacıyla gerekli hukuki tedbirler alınmış, istihbarat çalışmalarının yanı sıra soruşturma ve denetimler yoğunlaştırılmıştır” ifadelerini kullanmıştı.