Güneş ve rüzgârın ötesinde... Suudi Arabistan ‘depolanmış enerjiye’ yatırım yapıyor

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: Elektrik depolama, destekleyici bir çözüm olmaktan çıkıp temel bir altyapı haline geliyor

Batarya ile enerji depolamaya yönelik Bisha Projesi (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)
Batarya ile enerji depolamaya yönelik Bisha Projesi (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)
TT

Güneş ve rüzgârın ötesinde... Suudi Arabistan ‘depolanmış enerjiye’ yatırım yapıyor

Batarya ile enerji depolamaya yönelik Bisha Projesi (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)
Batarya ile enerji depolamaya yönelik Bisha Projesi (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)

Suudi Arabistan’da enerji haritasını yeniden şekillendiren güneş ve rüzgâr projelerinin arkasında, elektrik depolama odaklı yeni bir pazar oluşuyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarına olan bağımlılığın artmasıyla birlikte bataryalar, elektriği bol olduğu anlarda muhafaza eden ve ihtiyaç duyulduğunda sisteme geri veren temel bir unsur olarak sistemde öne çıkıyor.

Söz konusu dönüşüm, elektrik sektörüne yalnızca yeni bir teknolojinin eklenmesinden ibaret kalmayıp bataryaların yenilenebilir enerji projelerine destekleyici bir çözüm olmaktan çıkıp elektrik yönetimi ile şebeke esnekliği ve güvenilirliğini artırmak için gerekli altyapının bir parçasına dönüştüğü bağımsız bir yatırım faaliyetinin kademeli olarak temelini atıyor.

Suudi Arabistan, Suudi Enerji Tedarik Şirketi’nin (SPPC), Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman’ın katılımıyla, bağımsız batarya enerji depolama projelerine yönelik 4 anlaşma imzalamasıyla bu yolda yeni bir adım atıyor. Toplam 4 saat süreyle 2000 megavat kapasiteye sahip projelerin yatırım tutarının 4,35 milyar riyali (1,16 milyar dolar) aştığı bildirildi.

Depolama pazarını şekillendiren 4 proje

İlk grup; Mekke bölgesinde yer alan Al-Muwayh ve Haden ile Ha'il bölgesindeki Al-Kahfah projelerini kapsıyor. Her biri 4 saat süreyle 500 megavat kapasiteye sahip bu üç projenin anlaşmaları, Saudi Energy Company, ACWA Power ve Al Sharif Group for Contracting & Trading ortak girişim grubuyla imzalandı.

Aynı kapasiteye sahip Al-Khushaybi projesini içeren ikinci grup ise el-Kasım bölgesinde yer alıyor. Bu projenin anlaşması ENGIE ve Haji Abdullah Alireza & Co. Ltd. ortak girişimi ile yapıldı.

Söz konusu projeler, Suudi Arabistan’daki elektrik üretiminin güvenilirliğini ve verimliliğini artırmayı hedefleyen enerji sektörü çalışmaları kapsamında; Yap-Sahip Ol-İşlet (BOO) modeliyle hayata geçirilen ilk enerji depolama projeleri grubunu oluşturuyor.

sgrftg
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, anlaşmaların imzalanması sırasında (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)

‘Depolama’ yenilenebilir enerjiyi geliştiriyor

Projenin analitik bir değerlendirmesini yapan Suudi Arabistan Petrol Bakanı Eski Kıdemli Danışmanı Dr. Muhammed es-Sabban, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, bu yönelimin yenilenebilir enerji kaynaklarındaki hızlı genişleme ışığında enerji sektörünün önümüzdeki döneme ilişkin ihtiyaçlarının merkezinde yer aldığını belirtti.

Es-Sabban, batarya enerji depolama projesinin, Suudi Arabistan’daki elektrik üretim sistemi içinde başta güneş ve rüzgâr olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının konumunu güçlendirmek için temel bir kaldıraç sunduğunu açıkladı.

Depolamanın öneminin yenilenebilir enerji kaynaklarının doğasından kaynaklandığını vurgulayan es-Sabban, bu kaynaklardan üretilen enerjiden yararlanmanın genellikle 4 saati aşmayan sınırlı bir zaman aralığında yoğunlaştığını; bu nedenle enerjinin bataryalarda depolanmasının, kullanım süresini uzatmak ve ilerleyen saatlerde elektrik sektörünün ihtiyaçlarını karşılamak adına kritik bir unsur olduğunu ifade etti.

Es-Sabban; mevcut kapasitenin, önemine rağmen hava koşullarındaki dalgalanmalar ve özellikle gün batımından sonra güneş enerjisinden yararlanılabilecek sürenin kısalığı göz önüne alındığında tek başına henüz yeterli olmadığını belirterek, bu durumun yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanma verimliliğini artırmak adına önümüzdeki dönemde bu tür projelerin önemini daha da pekiştirdiğini kaydetti.

‘Depolama’, elektrik sistemini yeniden şekillendiriyor

Finans ve Ekonomi Danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu anlaşmaların eş zamanlı olarak imzalanmasının önemli bir gösterge taşıdığına dikkat çekti. El-Attas, Suudi Arabistan’ın yenilenebilir enerjiyi artık yalnızca yeni üretim kapasiteleri eklemek olarak görmediğini, aksine üretim, depolama, yük yönetimi ve şebeke güvenilirliğini artırmayı içeren entegre bir elektrik sistemi kurma aşamasına geçtiğini vurguladı.

Depolamanın, güneş ve rüzgâr enerjisini kesintili kaynaklar olmaktan çıkarıp yönetilebilir ve ihtiyaç anında yararlanılabilir kaynaklara dönüştüren kilit unsur olduğunu belirten el-Attas, bu durumun, özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarında hedeflenen büyük genişleme göz önüne alındığında, elektrik sektöründe daha olgun bir aşamayı yansıttığını ifade etti.

Söz konusu projelerin ekonomik açıdan elektrik varlıklarının kullanım verimliliğini artırmaya ve yalnızca puant (zirve) saatlerde çalışan geleneksel kapasitelerin inşasına duyulan ihtiyacı azaltmaya katkı sağladığını ekleyen el-Attas, şebeke istikrarının da güçlendirildiğini belirtti. Katma değerin yalnızca bataryalarda değil, bunların tüm elektrik sistemine kazandırdığı esneklikte yattığının altını çizdi.

Milyarlar... Yerel içerik için bir fırsat

El-Attas, ‘sözleşme değerlerinin yerli katkı (yerli içerik) adına iyi bir fırsat sunduğunu, ancak bataryaların üretimi ile değer zincirinin diğer bileşenleri arasında ayrım yapılması gerektiğini’ ifade etti. Bu fırsatların ilk aşamada; sivil ve elektrik işleri, inşaat, kurulum, işletme ve bakımın yanı sıra bazı montaj işleri ile destekleyici sistemlerde yoğunlaşmasını beklediğini kaydetti. Buna karşın, gelişmiş batarya teknolojileri ve hücrelerin başlangıçta daha çok ithalata bağımlı kalacağını belirtti.

Ekonomik açıdan en önemli unsurun gelecekteki pazarın büyüklüğü olduğunu vurgulayan el-Attas, Suudi Arabistan’ın depolama projeleri için büyük ve istikrarlı bir pazara dönüşmesinin, montaj fabrikalarının, ardından bazı bileşenlerin ve ilerleyen süreçte belki de daha geniş kapsamlı bir üretimin yerlileştirilmesi adına gerçek bir teşvik oluşturabileceğine dikkat çekti. Sanayinin yalnızca bir veya iki projenin varlığıyla bir pazara taşınmayacağını, ancak sürdürülebilir bir talep ve net bir ekonomik ölçek gördüğünde bunun gerçekleşeceğini belirterek, Suudi Arabistan’daki depolama programının kesintisiz devam etmesinin önemini vurguladı.

Bağımsız bir yatırım kaynağı

El-Attas, bu projelerin enerji depolamayı yalnızca bir güneş veya rüzgâr santraline bağlı bir bileşen olarak değil, bağımsız bir yatırım varlık sınıfı olarak ele alma yolunda önemli bir adım oluşturduğunu düşünüyor. 15 yıllık uzun vadeli sözleşmelerin, net bir sözleşme yapısının ve öngörülebilir nakit akışlarının mevcudiyetinin, bu tür varlıkları yatırımcılar ve proje finansörleri için daha cazip hâle getirdiğini açıklıyor.

sxdcvdfd
Batarya ile enerji depolamaya yönelik Bisha Projesi (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)

Geleneksel üretim santrallerine kıyasla depolamanın cazibesinin esneklik sunması ve ihtiyaç anında enerji sağlaması gibi farklı bir hizmetten kaynaklandığına dikkat çeken el-Attas, yenilenebilir enerji projeleriyle karşılaştırıldığında ise bunların en büyük sorunlarından biri olan üretim zamanı ile talep zamanının uyuşmaması durumunu çözüme kavuşturduğunu belirtti.

ACWA Power, enerji altyapısındaki varlığını genişletiyor

Mekke ve Ha'il’deki üç projede yaklaşık yüzde 35’lik payıyla ana aktörlerden biri olarak öne çıkan ACWA Power’ın bu konumunu değerlendiren el-Attas, bunun yalnızca elektrik üretim projeleriyle sınırlı kalmayıp daha geniş bir enerji altyapısı varlıkları portföyü oluşturmaya yönelik bir eğilimi yansıttığını belirtti.

Suudi Arabistan bu projelerle, artan elektrik talebine paralel olarak enerji karması içindeki yenilenebilir enerji ve enerji depolama sistemlerinin payını 2030 yılına kadar yaklaşık yüzde 50’ye çıkarmayı; böylelikle sistemin güvenilirliğini, verimliliğini ve operasyonel esnekliğini artırmayı hedefliyor.

‘Ana alıcı’ sıfatıyla SPPC, ön çalışmaları yürütme, elektrik üretimi ve enerji depolama projelerini ihaleye çıkarma görevlerinin yanı sıra geliştirici konsorsiyumlarla elektrik alım anlaşmaları ve enerji depolama hizmet anlaşmaları imzalanmasını üstleniyor.

Elektrik sisteminin yeniden şekillendirilmesi yalnızca depolama kapasitelerinin eklenmesiyle sınırlı kalmayıp yeni üretim kaynaklarında beklenen genişlemeye ayak uydurmak adına şebeke altyapısının güçlendirilmesine yönelik eş zamanlı bir adımla da destekleniyor. Nitekim Saudi Energy Company, elektrik şebekesini geliştirme ve genişletme projelerini finanse etmenin yanı sıra şirketin yürüttüğü satın alma ve projeler için finansman çözümleri sağlamak amacıyla Bpifrance ile bir iş birliği anlaşması imzaladı.

Söz konusu anlaşma, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’ya resmi ziyaretiyle eş zamanlı olarak Paris’te düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı sırasında imzalandı.

Anlaşma, şebeke istikrarıyla ilgili ekipmanlar da dâhil olmak üzere satın alma programını ve elektrik altyapı projelerini desteklemek amacıyla değeri 3 milyar dolara ulaşan bir finansman kolaylığı tesis edilmesine yönelik daha önceki bir mutabakat zaptına dayanıyor.

Sonuç olarak, bugün şekillenen tablo yalnızca bataryalarla ilgili olmayıp Suudi elektrik sisteminin önümüzdeki yıllarda gelebileceği noktayı gözler önüne seriyor: Elektrik üreten güneş ve rüzgâr, bunu muhafaza eden bataryalar ve ihtiyaç anında bu enerjiyi iletme ve yönetme kapasitesi daha yüksek bir şebeke. Bu halkalar arasında, önümüzdeki dönemde enerji sektöründeki en öne çıkan yatırım hikâyelerinden biri olabilecek yeni bir pazar oluşuyor.



Husilerin Haremeyn’i balistik füzelerle hedef almasına Körfez ve İslam dünyasından kınama

Cumartesi günü kutsal Mekke’deki Vadi el-Muğammas’a, önlenen iki balistik füzenin parçaları düştü (SPA)
Cumartesi günü kutsal Mekke’deki Vadi el-Muğammas’a, önlenen iki balistik füzenin parçaları düştü (SPA)
TT

Husilerin Haremeyn’i balistik füzelerle hedef almasına Körfez ve İslam dünyasından kınama

Cumartesi günü kutsal Mekke’deki Vadi el-Muğammas’a, önlenen iki balistik füzenin parçaları düştü (SPA)
Cumartesi günü kutsal Mekke’deki Vadi el-Muğammas’a, önlenen iki balistik füzenin parçaları düştü (SPA)

Husilerin Mekke ve Medine’yi hedef almasına Körfez ülkeleri ve İslam dünyasından art arda kınama açıklamaları geldi. Açıklamalarda, İslam’ın kutsal mekânlarına yönelik saldırıların bu mekânların dokunulmazlığını ihlal ettiği ve sivillerin güvenliğini tehdit ettiği vurgulanırken, saldırıların durdurulması için uluslararası topluma kararlı tutum alma çağrısı yapıldı.

Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Mekke’nin bu saldırıların oluşturduğu risklere maruz bırakılmasının son derece tehlikeli bir eylem olduğunu ve bölgenin güvenliği ile istikrarını tehdit ettiğini belirten el-Budeyvi, Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. El-Budeyvi, Körfez ülkelerinin Suudi Arabistan’ın yanında tek bir saf hâlinde durduğunu ve ülkenin topraklarını korumak, vatandaşları ile ülkede yaşayanların güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı tedbirleri desteklediğini ifade etti.

Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi Din İşleri Başkanı, aynı zamanda Mescid-i Haram İmamı ve Hatibi olan Şeyh Dr. Abdurrahman es-Südeys de Husilerin Mekke ve Medine’yi hedef almaya devam etmesini kınadı. Südeys, saldırıların tekrarlanmasının, Husilerin saldırgan tutumunu ve iki kutsal mescidin dokunulmazlığına ve Müslümanlar nezdindeki konumuna yönelik kayıtsızlığını ortaya koyduğunu belirtti.

Kutsal mekânların, sivillerin ve tesislerin hedef alınmasının dinen haram, insani açıdan ise kınanması gereken bir suç olduğunu vurgulayan Südeys, bu saldırıların uluslararası sözleşmelere ve teamüllere de aykırı olduğunu kaydetti. Südeys ayrıca, Suudi Arabistan’ın iki kutsal mescidi korumak, güvenliklerini sağlamak ve ziyaretçilerin emniyetini temin etmek için yürüttüğü çalışmaları takdir etti.

Dünya İslam Birliği de Husilerin Mekke ve Medine’yi hedef almasını sert bir dille kınadı. Birlik, saldırılar sırasında füzelerin bazı parçalarının ve hava savunma müdahaleleri sonucu oluşan şarapnellerin Mekke bölgesi ile Cidde, Taif ve Rabığ vilayetlerindeki bazı noktalara düştüğünü bildirdi.

Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri ve Müslüman Âlimler Heyeti Başkanı Şeyh Dr. Muhammed bin Abdülkerim el-İsa, kutsal mekânların hedef alınmasının 2 milyardan fazla Müslümanın duygularını ciddi biçimde provoke ettiğini, dinî değerlere ve insani ilkelere aykırı olduğunu ifade etti. El-İsa, Suudi Arabistan’ın saldırıları caydırmak, kutsal mekânların dokunulmazlığını korumak ve sivillerin hayatını güvence altına almak amacıyla aldığı tedbirlere tam destek verdiklerini yineledi.

İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed de Husilerin Mekke ve Medine’nin yanı sıra Taif ve Cidde vilayetlerine yönelik saldırılarını kınadı. Saldırıların sürmesinin ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunan eş-Şeyh Ahmed, İslam ülkelerine Husileri caydırmak ve bu uygulamalara son vermek amacıyla ortak hareket etme ve kararlı bir tutum sergileme çağrısında bulundu.

Eş-Şeyh Ahmed, teşkilatın Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için aldığı tüm tedbirleri desteklediğini belirtti. İslam’ın kutsal mekânlarının dokunulmazlığının ihlal edilmesinin bütün İslam ümmetine yönelik bir saldırı anlamına geldiğini vurgulayan eş-Şeyh Ahmed, sorumluların hesap vermesini sağlamak için uluslararası toplumun acilen harekete geçmesi gerektiğini kaydetti.

Öte yandan, iki balistik füzenin hava savunma sistemleri tarafından engellenmesinin ardından füze parçalarının Mekke bölgesindeki Vadi el-Muğammas’a düştüğü, önleme operasyonları sırasında oluşan şarapnel parçalarının da Cidde, Taif ve Rabığ vilayetlerindeki bazı noktalara isabet ettiği bildirildi.


Riyad Havalimanı’nda operasyonlar kısmen yeniden başladı... Mekke ve Medine yönüne atılan iki füze önlendi

Riyad Havalimanı’nda operasyonlar kısmen yeniden başladı... Mekke ve Medine yönüne atılan iki füze önlendi
TT

Riyad Havalimanı’nda operasyonlar kısmen yeniden başladı... Mekke ve Medine yönüne atılan iki füze önlendi

Riyad Havalimanı’nda operasyonlar kısmen yeniden başladı... Mekke ve Medine yönüne atılan iki füze önlendi

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı, cumartesi günü yaptığı açıklamada, pazar gününden itibaren operasyonların kısmen yeniden başlayacağını duyurdu. Bu kapsamda, 1 numaralı terminalin iç hat uçuşlarına, 2 numaralı terminalin ise ulusal hava yolu şirketlerinin uluslararası uçuşlarına tahsis edildiği belirtildi.

Havalimanı yönetimi, kesinleşmiş rezervasyonu bulunan yolculara, havalimanına gitmeden önce rezervasyon ve uçuş durumlarını teyit etmek için hava yolu şirketleriyle iletişime geçmeleri çağrısında bulundu.

Riyad Havalimanı’ndaki uçuşlar, son dönemde havalimanı çevresini hedef alan Husilere ait terör saldırılarının ardından tesislerin güvenliğini doğrulamaya yönelik gerekli işlemlerin tamamlanması amacıyla askıya alınmıştı.

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü, bugün daha erken saatlerde yaptığı açıklamada, Husilerin Mekke ve Medine yönüne fırlattığı iki balistik füzenin havada önlenmesi sırasında düşen şarapnel parçalarının yere düştüğünü bildirdi.

Öte yandan, Yemen’deki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Husilerin Suudi Arabistan’ın batısındaki Taif ve Yanbu kentlerine doğru fırlattığı iki balistik füzenin önlenerek imha edildiğini açıkladı.

Koalisyon ayrıca Suudi Arabistan’ın güneyindeki Hamis Muşayt kentine doğru fırlatılan iki balistik füze ile Riyad’ı hedef alan bir başka füzenin de imha edildiğini duyurdu.

Sahadaki gelişmelerde ise Yemen’in Taiz kentinin cephe hatlarında Husilerin saldırıları, yoğun bombardımana, kuşatmaya ve aralıksız takviyelere rağmen sert direnişle karşılaştı. Hükümete bağlı güçler karşı saldırılarını yoğunlaştırırken savaş uçakları da vilayetin kırsal kesimlerindeki ve kuşatma altındaki kentin çevresindeki Husi mevzilerine yönelik hava saldırılarını artırdı.


İstanbul’da sekizli zirve: Hürmüz ve Yemen için diplomasi arayışı

İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
TT

İstanbul’da sekizli zirve: Hürmüz ve Yemen için diplomasi arayışı

İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

İstanbul’da cuma günü bir araya gelen Orta Doğu, Avrupa ve Asya’dan sekiz ülkenin dışişleri bakanları, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınması başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası krizleri ele aldı. İlk kez bu formatta düzenlenen toplantıda Filistin meselesi, Yemen’deki gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ve Rusya-Ukrayna savaşı da gündeme geldi.

Türkiye’nin koordinasyonunda gerçekleştirilen toplantı, krizlerin çözümünde iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan yeni bir diplomatik girişim niteliği taşıyor.

İstanbul Boğazı’na nazır Çırağan Sarayı’nda düzenlenen toplantıya, geçen mart ayında kurulan R4 grubunun üyeleri Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldı.

xscdfvgh
Toplantı başlamadan önce Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Toplantıda Avrupa’nın E3 grubu ise Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot tarafından temsil edildi. İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de görüşmelere katıldı.

Bölgesel krizlere bölgesel çözümler

Toplantının gündeminde Filistin meselesi, Yemen’deki gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve Rusya-Ukrayna savaşının sona erdirilmesine yönelik çabalar yer aldı.

Toplantının açılışında konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, krizlerin çözümünde bölgesel sahiplenme ilkesinin esas alınması gerektiğini vurguladı. Dışarıdan dayatılan çözümlerin kalıcı olamayacağına işaret eden Fidan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.

cd
Hakan Fidan, 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın açılışında konuşurken (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Anlaşmanın bölgesel güvenliği, barışı ve refahı korumayı amaçladığını belirten Fidan, Türkiye’nin Husilerin saldırıları karşısında Suudi Arabistan’ın güvenliğine destek verdiğini ifade etti. Fidan ayrıca Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünün korunmasının önemine dikkat çekti.

Bölgesel krizlerin çözümünde iletişim kanallarının açık tutulması ve diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini kaydeden Fidan, ilerlemenin yavaş ve kırılgan olduğu durumlarda dahi diplomatik temasların devam etmesinin önemini vurguladı. Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında savaşın sona erdirilmesine yönelik yürüttüğü görüşmeleri de bu yaklaşımın bir parçası olarak gösterdi.

dfghy
İstanbul’daki sekizli toplantı öncesinde Hakan Fidan ile Ed Miliband bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, cuma günü İstanbul’da düzenlenen 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın açılışında yaptığı konuşmada da uluslararası sistemde güvensizliğin giderek arttığını belirtmişti. Uzun yıllar barışın hâkim olduğu bazı bölgelerde halkların bugün silahlı çatışmalarla karşı karşıya kaldığını söyleyen Fidan, son yıllarda dünyanın farklı noktalarında devam eden çatışmaların kara ve deniz ticaret yollarını olumsuz etkilediğini ifade etti. Ateşkes ihlallerinin de olağan hale geldiğine dikkat çekti.

İsrail’in Gazze’de ateşkesi her gün ihlal etmesinin uluslararası sisteme duyulan güveni aşındırdığını belirten Fidan, insani yardımların bölgeye ulaştırılması ve çocukların korunmasının öncelikli olması gerektiğini söyledi.

Hürmüz Boğazı ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar gündemde

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın ofisinden, İstanbul’daki sekizli toplantı öncesinde yapılan açıklamada, görüşmelerin ağırlıklı olarak Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve Suudi Arabistan’daki gelişmelere odaklanacağı bildirildi.

Açıklamada Miliband’ın, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin bütünüyle yeniden tesis edilmesini sağlayacak diplomatik bir çözüm çağrısında bulunacağı belirtildi.

İran’ın bölgede uyguladığı taktiklerin başka noktalarda da tekrarlandığına dikkat çekilen açıklamada, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdiği ve Babülmendep Boğazı ile Süveyş Kanalı gibi stratejik su yolları üzerindeki baskıyı artırdığı ifade edildi.

yju
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati İstanbul’da (Reuters)

Fransa Dışişleri Bakanlığı da bölgedeki ciddi istikrarsızlık ve belirsizlik ortamında ilk kez bu formatta düzenlenen toplantıda, İran krizinin farklı boyutlarının ve sonuçlarının ele alınacağını duyurdu.

Bakanlık açıklamasında, toplantının Avrupa ülkeleri ile Orta Doğu ülkeleri arasındaki koordinasyonu güçlendirmeyi amaçladığı belirtilerek, “Seçmediğimiz ancak hepimizi etkileyen krizlerle karşı karşıyayız” denildi.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ise toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, Yemen’deki çatışmayı sona erdirecek diplomatik bir çözüm için tüm fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Abdulati’nin açıklaması, Mısır Parlamentosunun gelecek hafta, İran’la müttefik Husilerin saldırılarına karşı Suudi Arabistan’a destek amacıyla Mısır Silahlı Kuvvetlerine yetki verilmesi konusunu oylamaya hazırlanmasıyla aynı döneme denk geldi.

Deniz ticaretine yönelik tehditler

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Husilerin saldırıları ve Rusya’nın tahıl sevkiyatlarını hedef alan eylemleri nedeniyle deniz ulaşımının karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çekti.

Wadephul, bu sorunların ancak uluslararası iş birliğiyle aşılabileceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu büyük sınamaların üstesinden ancak birlikte hareket ederek ve mevcut çerçevelerin ötesine geçerek gelebiliriz. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ve deniz ulaşımında seyrüsefer özgürlüğüne yönelik tehditler ya da Rusya’nın Karadeniz’de tahıl sevkiyatlarına yönelik giderek artan saldırılarının sonuçları olsun, bütün bu meselelerde ortak hareket etmeliyiz.”

Toplantıya katılan ülkelerin, çözüme kavuşturulamayan bu çatışmaların ekonomik ve güvenlik açısından ciddi sonuçlar doğurduğu konusunda ortak bir anlayışa sahip olduğunu belirten Wadephul, ülkelerin aynı zamanda krizlere çözüm bulma arayışında olduklarını söyledi.

vfhjkı
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fransız ve İngiliz mevkidaşlarıyla İstanbul’daki toplantı kapsamında (Reuters)

Wadephul, İran ve Husilerin küresel ticareti baskı aracı olarak kullanmasına karşı olduklarını vurgulayarak, dünya genelindeki enerji ve gübre tedarikinin tehdit altında tutulmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti.

Alman Bakan, “Deniz ulaşımında seyrüsefer özgürlüğünü ve komşu ülkeleri hedef alan gelişigüzel saldırılar sona ermeli” dedi. Bu çatışmaların yol açtığı sonuçlardan birinin de açlık olduğunu belirtti.

Karadeniz’deki gelişmelerin de küresel gıda krizini ağırlaştırdığına işaret eden Wadephul, Rusya’nın tahıl sevkiyatlarına yönelik saldırılarla özellikle Küresel Güney ülkelerinde gıda kıtlığı riskini artırdığını savundu.

Bu saldırıların, temel gıda ihtiyaçlarını büyük ölçüde buğdaya dayalı olarak karşılayan dünyanın en yoksul kesimlerini olumsuz etkilediğini belirten Wadephul, Türkiye gibi ortakların da bu durumdan zarar gördüğünü söyledi. Türkiye’nin küresel ticarete konu olan buğdayın işlenmesinde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğunu kaydetti.

Wadephul, İstanbul’da ilk kez bu formatta düzenlenen toplantının, hem Hürmüz Boğazı çevresindeki kriz hem de Rusya-Ukrayna savaşı kaynaklı sorunların çözümüne yönelik diplomatik çabaları ilerletmeyi amaçladığını ifade etti.