Suriye’nin Cezire bölgesindeki Hristiyanlar, hükümet ile SDG arasındaki anlaşmayı destekliyor

Yetkili: Tüm topraklarda devlet egemenliğini destekliyoruz ve birleşik bir ulusal kimliğe doğru ilerlemeyi dört gözle bekliyoruz

2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)
2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)
TT

Suriye’nin Cezire bölgesindeki Hristiyanlar, hükümet ile SDG arasındaki anlaşmayı destekliyor

2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)
2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan son anlaşmanın uygulanmaya başlanmasının beklendiği bir dönemde, dikkatler Cezire bölgesine (Fırat Nehri’nin geçtiği Haseke, Rakka ve Deyrizor vilayetleri) yoğunlaşıyor. Taraflar arasında askeri çatışma ihtimalinin şimdilik ortadan kalkması memnuniyetle karşılanırken, bölgede yaşayanlar arasında yaklaşan değişimlere dair endişeler sürüyor. Bu endişeler, özellikle son yıllarda yaşanan istikrarsızlık ve çatışmalar nedeniyle göçle giderek azalan ve 20. yüzyılın ortalarına kadar Cezire nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan Hristiyan topluluklar arasında daha belirgin hissediliyor.

Cezire’deki Hristiyanların büyük bölümünü Süryani-Asuri topluluğu oluştururken, bölgede bir miktar Ermeni nüfus da bulunuyor. Bölgedeki Arap ve Kürt bileşenler gibi Hristiyanlar da son günlerde Suriye ordusu ile SDG arasında yaşanan çatışmaların tekrarlanmasından kaygı duyuyor. Asuri Demokratik Örgütü Başkan Yardımcısı Beşir İshak Saadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu kaygıların temelinde ‘toplumda fitne ve bölünmeyi körükleyen nefret söylemi ve kışkırtıcı dilin tırmanmasının’ yattığını ifade etti. Saadi, geçtiğimiz perşembe günü imzalanan son anlaşmanın ise görece bir rahatlama yarattığını ve göç hareketlerini kısmen azalttığını belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'daki Hristiyan toplumundan bir heyetle bir araya geldi. (SANA)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'daki Hristiyan toplumundan bir heyetle bir araya geldi. (SANA)

Asuri Demokratik Örgütü 1957 yılında, Süryani-Asuriler’i temsil etmeyi amaçlayan ulusal bir Suriye siyasi varlığı olarak kuruldu. Örgüt, Esed rejimine muhalefet eden güçler arasında yer alırken, aynı zamanda Ahmed eş-Şera’nın geçiş dönemi cumhurbaşkanlığını üstlenmesini, devlet inşası sürecinde bir adım olarak memnuniyetle karşılayan güçler arasında oldu.

Saadi’ye göre, Cezire’deki Hristiyanların tavrı ‘her zaman siyasi çözümleri destekleyen ve şiddeti reddeden bir yaklaşım sergilemek’ şeklinde oldu. Saadi, Hristiyanların ‘çatışmaların müzakere yoluyla çözülmesini desteklediklerini’ vurguladı. Ayrıca, Hristiyan toplulukların 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasını desteklediklerini ve bu anlaşmayı ‘bölgeye barış ve istikrar getirecek tek yol’ olarak gördüklerini belirtti.

Saadi, Cezire’deki Hristiyanların büyük çoğunluğunun ‘Suriye içindeki herhangi bir silahlı çatışmaya dahil olmayı reddettiğini’ söyledi. Bunun yanında, Süryani-Asuri ulusal partilerinin çoğunluğu, başta kendi örgütleri olmak üzere, bu anlaşmanın uygulanmasının ‘demokrasi, ortaklık ve eşit vatandaşlık temeline dayalı yeni Suriye devletinin inşasına, insan hakları belgelerine ve tüm toplulukların eşit ulusal haklarının güvence altına alınmasına katkı sağlayacağını’ ifade etti. Bu çerçevede Saadi, ‘Suriye kimliğinin tüm Suriyelileri kapsayan bir çatı kimlik olduğunu’ vurguladı.

Kamışlı'daki Hristiyanlar, Suriye ordusu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalardan kaçan yerinden edilmiş kişiler için kilisede yemek hazırlıyor. (Facebook)Kamışlı'daki Hristiyanlar, Suriye ordusu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalardan kaçan yerinden edilmiş kişiler için kilisede yemek hazırlıyor. (Facebook)

Haseke ve Kamışlı’daki yoğun göç dalgasıyla birlikte bölgedeki insani durum giderek zorlaşıyor. Kaynaklara göre, Cezire’deki Hristiyanlar, gelişmelerin ‘bölgeyi daha fazla istikrarsızlıktan koruyacak barışçıl bir siyasi süreç üzerinden yönetilmesini’ umut ediyor. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Cezire ve Fırat Piskoposu Mor Maurice Amsih’in, “Cezire’deki Hristiyanlar tarafsızlığını koruyor ve evlerinden çıkmayacak” ifadesini aktardı.

Savaş yıllarında Cezire’deki Hristiyan nüfusu ciddi şekilde azaldı. Önceden yaklaşık 170 bin olan Hristiyan nüfus, şu anda yaklaşık 40 bine geriledi. 1980’lerin sonlarına kadar Haseke ve Kamışlı nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan Hristiyanlar, toplamda 1 milyon 200 bini aşan bir nüfusa sahipti.

Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan Haseke'deki Doğu Asur Kilisesi (Wikipedia)Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan Haseke'deki Doğu Asur Kilisesi (Wikipedia)

Cezire’deki Hristiyanlar, bölgedeki köklü bir unsur olarak kalan varlıklarını korumak ve göç dalgasını durdurmak için umut besliyor. Bölgedeki Hristiyan kaynaklara göre, topluluk aynı zamanda göç edenleri barındırarak insani bir rol üstleniyor ve ‘göçün yol açtığı olumsuz etkileri hafifletmeye’ çalışıyor.

Bazı medya raporları, SDG’nin geniş bölgelerden çekilmesi ve ağırlıklı olarak Kürt nüfusun yoğun olduğu alanlara odaklanması sırasında Cezire’deki kiliselerin genel seferberlik çağrısını yerine getirmeyi reddettiğini öne sürmüştü. Ancak Suriye Süryani Birliği Partisi Eş Başkanı Senharib Barsum, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu iddiaları yalanladı ve “Hiçbir Süryani tarafı ya da SDG, kiliselerden genel seferberliğe katılmalarını talep etmedi” dedi. Barsum, kiliselerin askeri çatışmalara dahil edilemeyeceğini vurguladı ve “Süryani güvenlik güçleri, Hristiyanları, kiliseleri ve faaliyetlerini korumaya devam ediyor” ifadesini kullandı.

Barsum, “Hedefi her zaman halkımızı korumak olan Hristiyan güvenlik grupları, Kürtler ve Araplarla birlikte bölgeyi DEAŞ ve Esed rejimine karşı savunmaya katkı sağladı ve bu amaç uğruna şehitler verdiler” dedi. Barsum, son günlerde odak noktasının ‘ateşkese uyum ve olası ihlallerin önlenmesi’ olduğunu belirtti.

Süryani Birliği Partisi, daha önce Kürtlerin önderliğindeki Özerk Yönetim kurumlarında aktif rol almış, partinin askeri kanadı olan Sutoro Güçleri ve Süryani Askeri Konseyi’nin kuruluşuna katkı sağlamıştı.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Süryani Askeri Konseyi (Arşiv)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Süryani Askeri Konseyi (Arşiv)

Şarku’l Avsat’ın sorusu üzerine, SDG yetkililerinin Suriye’deki bakanlıklara veya Halk Meclisi’ne aday listesi hazırlanması sürecinde Süryani Birliği Partisi ile iş birliği yapıp yapmadığı konusunda açıklama yapan Barsum, “Bizim tarafımızdan, son dönemde isimlerin aday gösterilmesi konusunda hiçbir iş birliği yapılmadı” dedi. Barsum, Hristiyan halkın ‘barış ve istikrar istediğini’ vurguladı ve siyasi güçlerin temsilcilerinin ‘Suriye Cumhurbaşkanı’ndan Süryani-Asuri halkının haklarını tanımasını ve devlet kurumlarında temsil ve rol sahibi olmasını talep eden bir bildiri yayınladığını’ aktardı.

Barsum, Cezire’nin ‘savaş ve askeri çözümlerden uzak tutulmasının en iyisi’ olduğunu belirterek, özellikle ‘Arap-Kürt fitnesinin tırmandığı ve nefret söyleminin giderek arttığı bir dönemde’ bu yaklaşımın önemini vurguladı. Aynı zamanda Barsum, ‘herhangi bir siyasi çözümün bölgedeki tüm toplulukların katılımıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini’ ifade etti.

 Asuri Habur Muhafız Konseyi’ndeki kadın güçler (Konseyin sosyal medya hesabı)Asuri Habur Muhafız Konseyi’ndeki kadın güçler (Konseyin sosyal medya hesabı)

Asuri Demokratik Örgütü İlişkiler Bürosu üyesi Koriya Karyakos, sosyal medyada Doğu Haseke’deki Habur bölgesinde yaklaşık 35 Hristiyan köyünün kuşatma altında olduğu yönündeki iddiaları yalanladı. Karyakos, bu köylerin 2015 yılında DEAŞ saldırılarına maruz kaldığını ve çoğu sakinlerinin Haseke, Kamışlı, Suriye iç bölgeleri, Lübnan ve yurtdışına göç ettiğini belirtti. Son altı yıldır bu köylerin, Resulayn’da SDG ile Suriye Milli Ordusu (SMO) arasında bir temas hattı oluşturduğunu ifade eden Karyakos, “Bölgede yaşayanların geri dönebilmesi için bu alanın çatışma bölgesinden uzak tutulmasını talep ediyoruz” dedi.

Habur bölgesinde daha önce 15 binden fazla Asuri yaşarken, bugün yalnızca 800 kişi bölgede bulunuyor.



El-Zeydi, ilişkileri güçlendirmek ve geliştirmek için Washington'a gidiyor

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi (WAA)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi (WAA)
TT

El-Zeydi, ilişkileri güçlendirmek ve geliştirmek için Washington'a gidiyor

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi (WAA)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi (WAA)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, yaklaşık iki ay önce göreve gelmesinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini ABD'ye gerçekleştiriyor.

Irak Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, dün düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Zeydi'nin bugün üst düzey bir heyetle birlikte ABD'nin başkenti Washington'a gideceğini açıkladı. Ziyaret kapsamında ABD Başkanı Donald Trump'ın yanı sıra Amerikalı ekonomi ve finans yetkilileri ve çeşitli kurum temsilcileriyle önemli görüşmeler yapılacağı belirtildi.

Ziyaret, bölgede artan gerilim ve Irak'ta üst düzey yetkililer ile milletvekillerinin yolsuzluk suçlamalarıyla gözaltına alınması, ayrıca hükümetin silahlı grupları tasfiye ederek silahların yalnızca devletin kontrolünde toplanmasına yönelik taahhütlerinin gündemde olduğu bir dönemde gerçekleşiyor.

Hükümet Sözcüsü el-Abudi, ziyaretin ortak çıkarlara dayalı dengeli dış politika anlayışının bir yansıması olduğunu belirterek, "Ziyaret, özellikle bölgenin hassas bir süreçten geçtiği bu dönemde büyük önem taşıyor" dedi.

El-Abudi ayrıca, "Stratejik Çerçeve Anlaşması'nda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Yapılacak bütün görüşmeler ve imzalanacak anlaşmalar, bu anlaşma temelinde gerçekleştirilecektir" ifadelerini kullandı.


Lübnan: Netanyahu’nun inatçılığı karşısında deneme bölgeleri

Lübnan'ın güneyinde hasar görmüş bir binaya asılı İsrail bayrağı (AP)
Lübnan'ın güneyinde hasar görmüş bir binaya asılı İsrail bayrağı (AP)
TT

Lübnan: Netanyahu’nun inatçılığı karşısında deneme bölgeleri

Lübnan'ın güneyinde hasar görmüş bir binaya asılı İsrail bayrağı (AP)
Lübnan'ın güneyinde hasar görmüş bir binaya asılı İsrail bayrağı (AP)

Şarku’l Avsat gazetesi, Lübnanlı bir bakanlık kaynağından, Lübnan Ordusu Genel Komutanlığı ile ülkenin güneyine konuşlanma planını denetleyen ABD'li gözlemciler ekibi arasında gerçekleştirilen toplantının olumlu bir atmosferde gerçekleştiğini ve ordunun fiilen bölgeye konuşlanması ile İsrail'in çekilmesinin eşzamanlı olmasını öngören bir mutabakatla sonuçlandığını aktardı. Bu mutabakata göre hâlen işgal altında bulunan bölgedelerin de bu sürece dahil edilmesi öngörülüyor.

Kaynak, Netanyahu’nun bu sürecin önünde engel oluşturmaya devam ettiğini, çünkü Netanyahu'nun ‘deneme bölgeleri’ oluşturulmasını ya da İsrail ordusunun işgal ettiği bölgelerden kademeli olarak çekilmesini duymak dahi istemediğini belirtti.

Kaynağa göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail heyeti üzerinde baskı kurmak amacıyla dördüncü ve beşinci müzakere turlarına bizzat müdahale etmek zorunda kaldı. Bu baskı, deneme bölgelerini hayata geçirmenin temel bir maddesi olarak müzakerelere dahil edilmesini sağlamaya yönelikti. Zira bu bölgeler Lübnan ordusunun uluslararası sınırlara kadar konuşlanmasının önünü açıyor.

Bu gelişmeler, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın eşzamanlılık ilkesine bağlı kaldığı ve bu tutumun ABD'li gözlemciler ekibi tarafından desteklendiği bir dönemde yaşanıyor.


Kızılhaç: Sudan savaşının başlamasından bu yana 11 binden fazla kişi kayıp

Sudan savaşından (DPA)
Sudan savaşından (DPA)
TT

Kızılhaç: Sudan savaşının başlamasından bu yana 11 binden fazla kişi kayıp

Sudan savaşından (DPA)
Sudan savaşından (DPA)

Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) Sözcüsü Ferid el-Hamid, Sudan'da Nisan 2023'te savaşın başlamasından bu yana kayıp kişi sayısının 11 bini aştığını açıkladı. El-Hamid, "Şarku'l Avsat"a yaptığı açıklamada, bu rakamın yalnızca Komite ve yerel ulusal dernekler tarafından kayıt altına alınan vakaları kapsadığını belirterek, gerçek kayıp sayısının çok daha yüksek olabileceğini ifade etti.

El-Hamid, çatışmaların sürmesinin zorunlu göç hareketlerini artırdığını ve "aile bağlarını yeniden kurmak veya iletişimleri kesilen yakınlarının akıbetini öğrenmek için yardım talep eden kişilerin sayısında artışa yol açtığını" söyledi. Bunun, savaşın insani sonuçlarının geniş boyutunu ve derin etkilerini yansıttığını ifade etti.

El-Hamid, geçen yıl Komite'ye Sudan içindeki ailelerden bin 682, yurt dışındaki ailelerden ise 2 bin 200 kayıp arama başvurusu geldiğini belirtti. Bu başvuruların, kayıp yakınlarının durumu ve nerede oldukları hakkında bilgi edinme, güvenliklerinin teyit edilmesi veya herhangi bir askerî ya da güvenlik birimi tarafından tutulup tutulmadıklarının öğrenilmesi amacı taşıdığı ifade edildi. El-Hamid, Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin ailelere 846 kayıp kişi hakkında bilgi sağlanmasına yardımcı olduğunu kaydetti.

Kayıp kadınlar

Sosyal Refah Devlet Bakanı Selime İshak ise "Şarku'l Avsat"a yaptığı açıklamada, savaşın başlamasından bu yana kaybolan kadın sayısının 600'ü geçtiğini söyledi. İshak, yetkililerin kayıp kadınların sayısına ilişkin doğru bilgilere ulaşmada "büyük zorluklarla" karşı karşıya olduğunu belirterek, birçok ailenin toplumsal damgalanma endişesi nedeniyle kayıp kızları hakkında ihbarda bulunmaktan çekindiğini ifade etti.

İshak, savaş sırasında kaybolan çok sayıda kadının geride farklı yaşlarda yüzlerce çocuk bıraktığını söyledi.

Avdiye, kayıp oğlunun kızıyla birlikte (Şarku'l Avsat)Avdiye, kayıp oğlunun kızıyla birlikte (Şarku'l Avsat)

Sudan hükümeti, daha önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'ten, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) son derece kötü insani koşullarda tuttuğu 20 binden fazla tutuklunun akıbetinin ortaya çıkarılması için acil müdahalede bulunmasını istemişti.

Yakınlarını arayan aileler

Bu arada binlerce Sudanlı, savaşta kaybolan çocuklarını ve yakınlarını aramaya devam ediyor. 60 yaşındaki Avdiye Abbas'ın oğlu Mübarek, HDK'nin başkent Hartum'u kontrol ettiği dönemde bazı ihtiyaçlarını almak için yolda iken gözaltına alındı. Zorla kaybedilmesinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen annesi hâlâ onu arıyor.

Abbas, "Akıbetini bilmiyorum; hayatta mı, öldü mü bilmiyorum. Bu dünyada tek dileğim ölmeden önce onu görmek" diyerek, "Her an kapıdan içeri girecekmiş gibi bekliyorum... ancak şimdiye kadar dönmedi" ifadelerini kullandı.

Mübarek'in babası Mustafa, oğlunun kaybolmasının ardından hareket kabiliyetini kaybetmesine neden olan bir hastalığa yakalandı ve dört ay sonra hayatını kaybetti. Mübarek'in dört çocuğu bulunuyor; en büyüğü 15 yaşında, en küçüğü ise babasının ne zaman eve döneceğini sürekli soran 5 yaşındaki bir kız çocuğu.

Ailesi, o günden bu yana sosyal medya paylaşımlarını takip ederek, oğullarını gören veya tutukevlerinde onun hakkında bilgi sahibi olan birinin çıkmasını umut ediyor.

Seher Harun da benzer bir örnek. Harun, Mart 2024'ün ortalarından beri eşini ve kayıp iki erkek kardeşini arıyor. "Şarku'l Avsat"a konuşan Harun, "HDK'nin onları Hartum'un doğusundaki Soba Hapishanesi'nde tuttuğunu öğrendik. Birkaç kez gittik ancak onları ziyaret etmemize izin vermediler" dedi.

Sudan ordusunun Hartum'un kontrolünü yeniden ele geçirmesi ve HDK'nin kentten çekilmesinin ardından Seher, serbest bırakılan bazı tutukluların aile üyelerinin Batı Sudan'a nakledildiğini kendisine söylediğini, ancak şu ana kadar nerede olduklarına dair herhangi bir bilgiye ulaşamadığını belirtti.

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) mensupları (Arşiv- AFP)Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) mensupları (Arşiv- AFP)

Fidye amaçlı şantaj

Bu koşullar altında birçok aile mali şantajın kurbanı oldu. Bazı kişiler, yakınlarını rehin tuttuklarını iddia ederek aileleri telefonla aradı ve serbest bırakılmaları karşılığında fidye talep etti. Aileler talepleri karşılamazsa yakınlarını öldürmekle tehdit etti.

Hartum'daki çeşitli gözaltı merkezlerinde tutulan binlerce kişinin fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kaldığı bildirildi. Hartum'daki evinden götürülen kayıp bir genç kadının erkek kardeşi, ailesinin aradan sekiz aydan fazla süre geçmesine rağmen hâlâ onun geri dönmesini beklediğini söyledi.

HDK'nin ülkenin orta kesimindeki Hartum ve Cezire eyaletlerinde kontrol ettiği bölgelerde kurduğu kontrol noktalarında, çoğu genç olmak üzere yüzlerce sivil gözaltına alındı. Bu kişilerin ailelerine haber verilmeden alıkonulduğu, çok sayıda kişinin ise işkence ve kasıtlı aç bırakma sonucu gözaltı merkezlerinde hayatını kaybettiğine dair haberler olduğu belirtildi.