Suriye’nin Cezire bölgesindeki Hristiyanlar, hükümet ile SDG arasındaki anlaşmayı destekliyor

Yetkili: Tüm topraklarda devlet egemenliğini destekliyoruz ve birleşik bir ulusal kimliğe doğru ilerlemeyi dört gözle bekliyoruz

2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)
2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)
TT

Suriye’nin Cezire bölgesindeki Hristiyanlar, hükümet ile SDG arasındaki anlaşmayı destekliyor

2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)
2019 yılında Haseke'de Süryani-Asuri Askeri Konseyi’nin kurulduğuna dair duyuru (Konseyin Facebook hesabı)

Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan son anlaşmanın uygulanmaya başlanmasının beklendiği bir dönemde, dikkatler Cezire bölgesine (Fırat Nehri’nin geçtiği Haseke, Rakka ve Deyrizor vilayetleri) yoğunlaşıyor. Taraflar arasında askeri çatışma ihtimalinin şimdilik ortadan kalkması memnuniyetle karşılanırken, bölgede yaşayanlar arasında yaklaşan değişimlere dair endişeler sürüyor. Bu endişeler, özellikle son yıllarda yaşanan istikrarsızlık ve çatışmalar nedeniyle göçle giderek azalan ve 20. yüzyılın ortalarına kadar Cezire nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan Hristiyan topluluklar arasında daha belirgin hissediliyor.

Cezire’deki Hristiyanların büyük bölümünü Süryani-Asuri topluluğu oluştururken, bölgede bir miktar Ermeni nüfus da bulunuyor. Bölgedeki Arap ve Kürt bileşenler gibi Hristiyanlar da son günlerde Suriye ordusu ile SDG arasında yaşanan çatışmaların tekrarlanmasından kaygı duyuyor. Asuri Demokratik Örgütü Başkan Yardımcısı Beşir İshak Saadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu kaygıların temelinde ‘toplumda fitne ve bölünmeyi körükleyen nefret söylemi ve kışkırtıcı dilin tırmanmasının’ yattığını ifade etti. Saadi, geçtiğimiz perşembe günü imzalanan son anlaşmanın ise görece bir rahatlama yarattığını ve göç hareketlerini kısmen azalttığını belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'daki Hristiyan toplumundan bir heyetle bir araya geldi. (SANA)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam'daki Hristiyan toplumundan bir heyetle bir araya geldi. (SANA)

Asuri Demokratik Örgütü 1957 yılında, Süryani-Asuriler’i temsil etmeyi amaçlayan ulusal bir Suriye siyasi varlığı olarak kuruldu. Örgüt, Esed rejimine muhalefet eden güçler arasında yer alırken, aynı zamanda Ahmed eş-Şera’nın geçiş dönemi cumhurbaşkanlığını üstlenmesini, devlet inşası sürecinde bir adım olarak memnuniyetle karşılayan güçler arasında oldu.

Saadi’ye göre, Cezire’deki Hristiyanların tavrı ‘her zaman siyasi çözümleri destekleyen ve şiddeti reddeden bir yaklaşım sergilemek’ şeklinde oldu. Saadi, Hristiyanların ‘çatışmaların müzakere yoluyla çözülmesini desteklediklerini’ vurguladı. Ayrıca, Hristiyan toplulukların 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasını desteklediklerini ve bu anlaşmayı ‘bölgeye barış ve istikrar getirecek tek yol’ olarak gördüklerini belirtti.

Saadi, Cezire’deki Hristiyanların büyük çoğunluğunun ‘Suriye içindeki herhangi bir silahlı çatışmaya dahil olmayı reddettiğini’ söyledi. Bunun yanında, Süryani-Asuri ulusal partilerinin çoğunluğu, başta kendi örgütleri olmak üzere, bu anlaşmanın uygulanmasının ‘demokrasi, ortaklık ve eşit vatandaşlık temeline dayalı yeni Suriye devletinin inşasına, insan hakları belgelerine ve tüm toplulukların eşit ulusal haklarının güvence altına alınmasına katkı sağlayacağını’ ifade etti. Bu çerçevede Saadi, ‘Suriye kimliğinin tüm Suriyelileri kapsayan bir çatı kimlik olduğunu’ vurguladı.

Kamışlı'daki Hristiyanlar, Suriye ordusu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalardan kaçan yerinden edilmiş kişiler için kilisede yemek hazırlıyor. (Facebook)Kamışlı'daki Hristiyanlar, Suriye ordusu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalardan kaçan yerinden edilmiş kişiler için kilisede yemek hazırlıyor. (Facebook)

Haseke ve Kamışlı’daki yoğun göç dalgasıyla birlikte bölgedeki insani durum giderek zorlaşıyor. Kaynaklara göre, Cezire’deki Hristiyanlar, gelişmelerin ‘bölgeyi daha fazla istikrarsızlıktan koruyacak barışçıl bir siyasi süreç üzerinden yönetilmesini’ umut ediyor. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Cezire ve Fırat Piskoposu Mor Maurice Amsih’in, “Cezire’deki Hristiyanlar tarafsızlığını koruyor ve evlerinden çıkmayacak” ifadesini aktardı.

Savaş yıllarında Cezire’deki Hristiyan nüfusu ciddi şekilde azaldı. Önceden yaklaşık 170 bin olan Hristiyan nüfus, şu anda yaklaşık 40 bine geriledi. 1980’lerin sonlarına kadar Haseke ve Kamışlı nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan Hristiyanlar, toplamda 1 milyon 200 bini aşan bir nüfusa sahipti.

Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan Haseke'deki Doğu Asur Kilisesi (Wikipedia)Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan Haseke'deki Doğu Asur Kilisesi (Wikipedia)

Cezire’deki Hristiyanlar, bölgedeki köklü bir unsur olarak kalan varlıklarını korumak ve göç dalgasını durdurmak için umut besliyor. Bölgedeki Hristiyan kaynaklara göre, topluluk aynı zamanda göç edenleri barındırarak insani bir rol üstleniyor ve ‘göçün yol açtığı olumsuz etkileri hafifletmeye’ çalışıyor.

Bazı medya raporları, SDG’nin geniş bölgelerden çekilmesi ve ağırlıklı olarak Kürt nüfusun yoğun olduğu alanlara odaklanması sırasında Cezire’deki kiliselerin genel seferberlik çağrısını yerine getirmeyi reddettiğini öne sürmüştü. Ancak Suriye Süryani Birliği Partisi Eş Başkanı Senharib Barsum, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu iddiaları yalanladı ve “Hiçbir Süryani tarafı ya da SDG, kiliselerden genel seferberliğe katılmalarını talep etmedi” dedi. Barsum, kiliselerin askeri çatışmalara dahil edilemeyeceğini vurguladı ve “Süryani güvenlik güçleri, Hristiyanları, kiliseleri ve faaliyetlerini korumaya devam ediyor” ifadesini kullandı.

Barsum, “Hedefi her zaman halkımızı korumak olan Hristiyan güvenlik grupları, Kürtler ve Araplarla birlikte bölgeyi DEAŞ ve Esed rejimine karşı savunmaya katkı sağladı ve bu amaç uğruna şehitler verdiler” dedi. Barsum, son günlerde odak noktasının ‘ateşkese uyum ve olası ihlallerin önlenmesi’ olduğunu belirtti.

Süryani Birliği Partisi, daha önce Kürtlerin önderliğindeki Özerk Yönetim kurumlarında aktif rol almış, partinin askeri kanadı olan Sutoro Güçleri ve Süryani Askeri Konseyi’nin kuruluşuna katkı sağlamıştı.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Süryani Askeri Konseyi (Arşiv)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Süryani Askeri Konseyi (Arşiv)

Şarku’l Avsat’ın sorusu üzerine, SDG yetkililerinin Suriye’deki bakanlıklara veya Halk Meclisi’ne aday listesi hazırlanması sürecinde Süryani Birliği Partisi ile iş birliği yapıp yapmadığı konusunda açıklama yapan Barsum, “Bizim tarafımızdan, son dönemde isimlerin aday gösterilmesi konusunda hiçbir iş birliği yapılmadı” dedi. Barsum, Hristiyan halkın ‘barış ve istikrar istediğini’ vurguladı ve siyasi güçlerin temsilcilerinin ‘Suriye Cumhurbaşkanı’ndan Süryani-Asuri halkının haklarını tanımasını ve devlet kurumlarında temsil ve rol sahibi olmasını talep eden bir bildiri yayınladığını’ aktardı.

Barsum, Cezire’nin ‘savaş ve askeri çözümlerden uzak tutulmasının en iyisi’ olduğunu belirterek, özellikle ‘Arap-Kürt fitnesinin tırmandığı ve nefret söyleminin giderek arttığı bir dönemde’ bu yaklaşımın önemini vurguladı. Aynı zamanda Barsum, ‘herhangi bir siyasi çözümün bölgedeki tüm toplulukların katılımıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini’ ifade etti.

 Asuri Habur Muhafız Konseyi’ndeki kadın güçler (Konseyin sosyal medya hesabı)Asuri Habur Muhafız Konseyi’ndeki kadın güçler (Konseyin sosyal medya hesabı)

Asuri Demokratik Örgütü İlişkiler Bürosu üyesi Koriya Karyakos, sosyal medyada Doğu Haseke’deki Habur bölgesinde yaklaşık 35 Hristiyan köyünün kuşatma altında olduğu yönündeki iddiaları yalanladı. Karyakos, bu köylerin 2015 yılında DEAŞ saldırılarına maruz kaldığını ve çoğu sakinlerinin Haseke, Kamışlı, Suriye iç bölgeleri, Lübnan ve yurtdışına göç ettiğini belirtti. Son altı yıldır bu köylerin, Resulayn’da SDG ile Suriye Milli Ordusu (SMO) arasında bir temas hattı oluşturduğunu ifade eden Karyakos, “Bölgede yaşayanların geri dönebilmesi için bu alanın çatışma bölgesinden uzak tutulmasını talep ediyoruz” dedi.

Habur bölgesinde daha önce 15 binden fazla Asuri yaşarken, bugün yalnızca 800 kişi bölgede bulunuyor.



HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

HDK’nın kontrolündeki bölgelerde cinsel şiddet ve tecavüz suçları artıyor

HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)
HDK'nın ihlalleri, kontrolündeki bölgelerdeki çocukların ve kız çocuklarının acısını ikiye katlıyor (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Osman el-Asbat

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolündeki bölgelerde çok sayıda kız ve erkek çocuk, en temel insan haklarına en ufak bir riayet gösterilmeksizin yaygın ihlallere maruz kalıyor. 18 yaşın altındaki gençlerin zorla silah altına alınma oranları artarken Darfur ve Kordofan'da yüzlerce cinsel şiddet ve kaçırma vakası kaydedildi.

Bu koşullar nedeniyle hayatta kalanlar sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi bir krizle yüzleşiyor; tedavi beklerken yaraları sessizce sarıyor, başlarına gelenlerin acısı ve sırrıyla baş başa yaşıyorlar.

Sudan Ulusal Çocuk Konseyi'ne göre HDK, 3 milyondan fazla çocuğu zorla askere alarak onları tehdit ve baskıyla savaşmaya ya da destek görevi yapmaya mecbur bıraktı.

Konsey Genel Sekreteri Abdulkadir Ebu, Nijer ve Kamerun'da ve Sudan-Çad sınır bölgelerinde kız çocuklarının kaçırılarak satıldığına dair vakaların belgelendiğini açıkladı; bu kız çocuklarının sayısının 350'ye ulaştığını da bildirdi.

Sömürü ve kaos

Çocuk hakları ve koruma uzmanı Macid Mesud, Darfur ve Kordofan illerindeki çocukların yerinden edilme ve okulların kapanması nedeniyle büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldığını, bunun yanı sıra ağır ekonomik koşulların zorlu bir yaşam gerçekliği ve yoksulluk ortamı doğurduğunu, bunun ise tüm bir kuşağı eğitim hakkından yoksun bıraktığını söyledi. Mesud, savaşın aynı zamanda bu bölgelerdeki eğitim kurumlarının tahrip edilmesine ve yıkılmasına da katkıda bulunduğunu vurguladı.

HDK'nın yüzlerce çocuğun ailesinin içinde bulunduğu sıkıntıdan yararlanarak onları aşırı yoksulluktan kurtulmanın bir yolu olarak para karşılığı silah altına aldığını belirten Mesud, ayrıca başkalarını zorla askere alarak alevlenen cephelerdeki çatışmalara sürdüğünü ekledi.

xsfvergth
Silahlı hareket kamplarında tüfek taşıyan çocukların fotoğrafları gün yüzüne çıktı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Bu olgunun yaygınlaşmasına katkıda bulunan nedenler arasında kaos, devletin çöküşü, denetim eksikliği ve ailelerin koruma kapasitesinin zayıflaması bulunduğuna dikkati çeken Mesud, tüm bunların gençleri savaş ve doğrudan sömürünün sarmalında en zayıf halka konumuna düşürdüğünü, onları her gün ve sürekli olarak yaşamlarını, güvenliklerini ve onurlarını tehdit eden etkenlerle kuşattığını vurguladı.

Zorluklar ve krizler

Öte yandan Tuvila bölgesindeki barınma kamplarında gönüllü olarak çalışan Mevahib Babekir, kamplardaki onlarca yerinden edilmiş kadının sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yanı sıra cinsel şiddet travmalarının üstesinden gelmek için bu vakaları ele almaya ehil nitelikli personel tarafından psikolojik destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Damgalanmayı ortadan kaldırmak ve cinsel şiddete maruz kalan hayatta kalanları tedavi olmaya teşvik etmek amacıyla toplumsal çalışmaların yoğunlaştırılmasının önemine de dikkati çekti.

Babekir, ‘örf ve geleneklerin kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında en büyük engeli oluşturduğunu’ ifade etti.

Hizmet sunacak uzman merkezlerin bulunmaması ve bu vakaları ele alacak eğitimli personelin yokluğunun, yerinden edilmiş kişilerin toplu yaşadığı bölgelerdeki cinsel şiddet mağdurlarının karşılaştığı en önemli sorunların başında geldiğini de vurguladı.

Güçlükler ve sorunlar

Bu süreçte Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı ajanslar ve yerel sivil toplum kuruluşları, Sudan'da tecavüz ve diğer cinsel şiddet türlerinin savaş silahı olarak geniş çapta kullanılmasının özellikle mağdurların ruh sağlığı üzerindeki tehlikeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü geçtiğimiz ay yayımladığı raporda, Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında neredeyse tamamı kadın ve kız çocuklarından oluşan en az 3 bin 396 cinsel şiddet mağdurunun Kuzey ve Güney Darfur'daki MSF destekli sağlık tesislerine başvurduğunu açıkladı. MSF, Sudan'daki çatışmanın ‘ayırt edici bir özelliği’ haline gelen bu suçları kınadı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise mevcut rakamların kesinlikle yalnızca ‘buzdağının görünen kısmını’ olduğu konusunda uyardı. WHO Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet Birimi yetkilisi Avni Emin, güvensizlik ortamı, mağdurlara yönelik ‘ağır damgalanma’ ve bakımlarını üstlenecek eğitimli sağlık personeli eksikliği nedeniyle mağdurların tecavüze uğradıktan sonra destek hizmetlerine erişiminin son derece güç olduğunu belirtti.

Emin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sesini yükseltebilen her bir kadının arkasında muhtemelen sekiz ya da dokuz kadın daha var. Onlar da tecavüze uğradı, ama sessizce acı çekiyorlar.”

Güvensizlik

Darfur Kadınlar Çalışma Grubu’ndan Nimet Ahmedi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, mağdurların çoğunlukla tehlikeli tıbbi komplikasyonlara yol açan vahşi toplu tecavüz suçlarından sonra bakım arayışındaki korkunç koşullarını anlattı.

Ahmedi, üzüntülü bir tonla şunları söyledi:

“Barış döneminde bile Darfur’da bu tür vakaları ele alabilecek yalnızca birkaç doktor vardı; bugün ise hiç yok.”

Bakım merkezlerine gitmek zorunda kalanların ‘hiçbir güvenceden yoksun olduğunu’ vurgulayan Ahmedi, mağdurların ayakta kalan hastanelerde tedavi arayışına girmekte isteksiz davrandığını; zira bu hastanelerin çoğunlukla çatışan tarafların denetiminde olduğunu belirtti.

Ahmedi, HDK üyelerinin Darfur’daki bir hastaneyi basarak sağlık çalışanlarından birine tecavüz edip öldürdüğünü de anlattı.

Ahmedi, bu durumun, uluslararası insani yardım kuruluşlarının güvenlik koşulları ve insani yardım finansmanındaki keskin düşüş nedeniyle bölgeden çekilmesiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkati çekti.


Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
TT

Arap dünyasının “İsrail'in Somaliland’daki yayılışını” durdurmak için atabileceği adımların sınırları neler?

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Dışişleri Bakanı'nı kabul etti (Somaliland Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfası)

Arap dünyasının ayrılıkçı Somaliland bölgesiyle İsrail arasındaki iş birliğinin tezahürlerine yönelik reddi, geçtiğimiz aralık ayında tanımanın başlamasından bu yana, bölgenin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açmayı tasarladığına ilişkin açıklamanın reddedilmesine rağmen devam ediyor.

Uzmanlar ve analistlere göre Arap dünyasından gelen bu ret, Somaliland ve İsrail'e yönelik, kınamaların ve diplomatik adımların ötesine geçerek İsrail'in bölgede herhangi bir genişlemesini önlemek amacıyla Mogadişu’ya kapsamlı yardım kararları alınmasına ve bölgenin boykot edilmesi ihtimaline uzanacak bir uyarı mesajı niteliği taşıyor.

İsrail, ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki varlığını geçtiğimiz yılın sonlarında bölgeyi tanımasının, nisan ayında büyükelçi atamasının ve bu ay büyükelçilik açılışlarının karşılıklı gerçekleştirileceğinin duyurulmasıyla giderek derinleştirdi.

dvferb
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Davos Forumu'nun oturum aralarında Somaliland Cumhurbaşkanı ile yaptığı bir görüşme sırasında (Herzog'un X hesabı)

Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Türkiye, Pakistan, Endonezya, Cibuti, Somali, Filistin, Umman Sultanlığı, Sudan, Yemen, Lübnan ve Moritanya, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açacağını birkaç gün önce ilan etmesini kınadı.

Bu ülkelerin dışişleri bakanları pazar günü yayımladıkları ortak açıklamada söz konusu adımı en sert ifadelerle kınadıklarını, yasadışı ve reddedilmesi gereken bir girişim olarak nitelendirdiklerini vurguladı. Açıklamada bu adım, uluslararası hukukun ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık bir ihlali ve işgal altındaki Kudüs şehrinin hukuki ve tarihi statüsüne doğrudan bir saldırı olarak değerlendirildi.

Bakanlar, işgal altındaki Kudüs'te yasadışı bir fiili durum pekiştirmeyi ya da uluslararası hukuk kurallarına aykırı herhangi bir yapı veya düzenlemeye meşruiyet kazandırmayı hedefleyen tek taraflı adımları tamamen reddettiklerini açıkladı.

Aynı zamanda Federal Somali Cumhuriyeti'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne tam desteklerini ve Somali toprak bütünlüğünü zedeleyen ya da egemenliğini zayıflatan her türlü tek taraflı girişimi kesinlikle reddettiklerini de teyit ettiler.

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Yusuf Ahmed eş-Şarkavi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada ortak bildirinin ayrılıkçı bölgenin Somali'nin egemenliğine ve Filistin davasının haklarına yönelik saldırılarını durdurmak açısından olumlu bir adım olduğunu değerlendirdi. Bu bildirinin aynı zamanda Somaliland ve İsrail'e doğrudan bir mesaj niteliği taşıdığını ve ayrılıkçı bölgenin izlediği yolu tekrarlayabilecek başka taraflara yönelik de uyarıcı bir işlev gördüğünü vurguladı.

Öte yandan El-Farabi Siyasi Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Muhtar Gabaşi’ye göre Arap ülkeleri bu diplomatik tutumlarını, İsrail’in Kızıldeniz bölgesindeki her türlü varlığı ya da üs oluşturmasını Arap ülkelerinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek reddetmek amacıyla sürdürdü.

Somali de geçtiğimiz çarşamba günü bu açıklamayı kınayarak söz konusu adımı yasadışı ve tek taraflı bir girişim olarak nitelendirerek herhangi bir siyasi veya hukuki sonuç doğurmadığını ve uluslararası uzlaşıyla bağdaşmayan siyasi bir kışkırtma teşkil ettiğini vurguladı.

Arap Birliği (AB) de daha önce yaptığı açıklamada Somaliland'ın işgal altındaki Kudüs'te büyükelçilik açması gerekçesiyle ‘Doğu Afrika'da gerilim odaklarının derinleşmesi’ konusunda uyarmıştı.

Arap ve Afrika ülkeleri de geçen Nisan ayında İsrail'in Somaliland'a diplomatik temsilci atayacağını açıklamasını en sert ifadelerle kınamıştı.

Bununla birlikte Şarkavi, reddin Mogadişu ile ayrılıkçı bölge arasındaki çatışmayı destekleme boyutuna ulaşmasını beklemediğini belirtti. Bir sonraki aşamanın Somali hükümetine destek verilmesini, kendi toprakları üzerindeki denetiminin güçlendirilmesini ve ayrılıkçı bölgenin boykot edilmesini içeren daha kararlı kararları kapsaması gerektiğini vurguladı. Şarkavi, Doğu Afrika ve Kızıldeniz bölgesinde İsrail'in doğrudan ya da dolaylı herhangi bir varlık oluşturmasını önlemek için Arap ve İslam dünyasının rolünün büyütülmesinin hayati önem taşıdığını, aksi hâlde bölgenin istikrarı açısından ciddi zararlar doğurabileceğini de ifade etti.

Gabaşi ise ‘İsrail'in genişlemesini önlemek adına işin Somali ile ayrılıkçı bölge arasındaki doğrudan çatışmanın desteklenmesine kadar varması hâlinde dahi’ Mogadişu'nun egemenliğini ve Arap devletinin egemenliğini her türlü tehdide karşı korumak amacıyla her düzeyde kapsamlı destek verilmesi ihtimalini dışlamadığını söyledi.


Irak'ta oluşan ortak bir heyet, Kürdistan'a yönelik saldırıları görüşmek üzere Tahran'a gidiyor

Barzani ve Al-Araci'nin dün Bağdat'ta gerçekleştirdiği görüşmeden (Irak Haber Ajansı)
Barzani ve Al-Araci'nin dün Bağdat'ta gerçekleştirdiği görüşmeden (Irak Haber Ajansı)
TT

Irak'ta oluşan ortak bir heyet, Kürdistan'a yönelik saldırıları görüşmek üzere Tahran'a gidiyor

Barzani ve Al-Araci'nin dün Bağdat'ta gerçekleştirdiği görüşmeden (Irak Haber Ajansı)
Barzani ve Al-Araci'nin dün Bağdat'ta gerçekleştirdiği görüşmeden (Irak Haber Ajansı)

Mesrur Barzani, Bağdat’ta Irak’ın yeni Başbakanı Ali al-Zeydi ve çeşitli siyasi güçlerle, Bağdat ile Erbil arasındaki çözülemeyen dosyalar hakkında kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdi. Barzani ayrıca, federal hükümet ile Kürt Bölgesel Yönetimi yetkililerinden oluşan ortak bir heyetin, Kürdistan’a yönelik saldırıları görüşmek üzere yakında Tahran’ı ziyaret edeceğini açıkladı.

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasim Araci ise Barzani ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı ortak basın açıklamasında, “Bu heyet, daha önce oluşturulan Irak-İran Yüksek Güvenlik Komitesi’nde Bağdat’ı temsil edecek” dedi.

Araci, komitenin, bölgede yaşanan askeri çatışmalar sırasında Kürdistan’ı ve Irak’ın tamamını hedef alan saldırıları ayrıntılı şekilde ele almak üzere toplanacağını ifade etti.

Barzani de görüşmede Araci’nin, yalnızca Kürdistan’a değil, Irak’ın tüm bölgelerine yönelik saldırıları reddettiğini kendisine ilettiğini söyledi.