Libya krizinin tarafları arasında ‘çözüm yolları’ konusunda görüş ayrılıkları

BM’nin bir uzlaşma sağlanması yönündeki çabaları sürüyor

(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
TT

Libya krizinin tarafları arasında ‘çözüm yolları’ konusunda görüş ayrılıkları

(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, ABD Başkanı’nın danışmanı Massad Boulos’a atfedilen girişim karşısında sessizliğini bozdu. Dibeybe, ‘önce anayasa’ yaklaşımına bağlılığını ve ‘askeri yönetime’ karşı olduğunu vurgulayarak söz konusu girişime örtülü biçimde karşı çıktı. Gözlemciler, bu tutumu ‘Batı Libya’daki dış kaynaklı dayatılmış çözümlere yönelik halk öfkesini yatıştırmaya dönük bir manevra’ olarak değerlendiriyor. Bu gelişme, Birleşmiş Milletler’in (BM) krizi çözmeye yönelik çabalarının sürdüğü bir dönemde yaşandı.

Dibeybe’nin hafta ortasında yaptığı açıklamalar, kendisi ile Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala arasındaki görüş ayrılıklarını da gözler önüne serdi. Menfi ve Takala’nın, başından bu yana Amerikan girişimine ve 4+4 Komitesi üzerinden yürütülen BM sürecine mesafeli yaklaştığı belirtildi.

Libya, yıllardır iki rakip hükümet arasında siyasi bölünmüşlük yaşıyor. Bunlardan ilki Dibeybe liderliğindeki UBH, diğeri ise parlamentonun görevlendirdiği ve doğuda faaliyet gösteren Usame Hammad başkanlığındaki yönetim. Doğu merkezli yönetim, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Halife Hafter tarafından destekleniyor.

Bu çerçevede DYK üyesi Muhammed Maazeb, DYK ile UBH arasında bir ‘ittifak’ bulunmadığını belirtti. Maazeb, “Batı bölgesindeki yürütme organı ile danışma konseyi arasında yalnızca gerekli bir koordinasyon söz konusu” dedi. Takala ile Dibeybe arasında ‘sınırlı bir gerilim’ olduğunu kabul eden Maazeb, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, iki isim arasındaki temasların sürdüğünü söyledi.

Maazeb ayrıca, Dibeybe ile Menfi arasındaki ilişkinin, ‘Boulos girişiminin gündeme gelmesinden ve Menfi’nin görevden uzaklaştırılma riski hissetmesinden bu yana en fazla zarar gören ilişki olduğunu’ ifade etti. ABD Başkanı’nın danışmanına atfedilen girişim, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in, Menfi’nin yerine yeni bir başkanlık konseyinin başına geçmesini; buna karşılık Dibeybe’nin Trablus ve Bingazi yönetimlerini birleştirecek ortak hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürmesini öngörüyor.

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (Arşiv – AFP)Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (Arşiv – AFP)

Maazeb, konseyinin mevcut siyasi süreçlere, özellikle geçen hafta İtalya’nın başkenti Roma’da ilk toplantısını yapan BM destekli 4+4 Komitesi’ne yönelik muhalefetinin, bu sürecin anayasal çerçeveleri aştığı gerekçesiyle ortaya çıktığını belirtti. Maazeb, bu girişimin Libya halkının zamanını daha da tüketerek başarısızlığa mahkûm olduğunu savunarak, bunun siyasi süreçte dışlanma korkusundan kaynaklanmadığını ifade etti.

Sadeq Institute Direktörü Enes el-Kamati yaptığı değerlendirmede, Dibeybe’nin başlangıçta mevcut ittifaklarından uzaklaşıp yalnızca Trablus’taki silahlı grupların desteğiyle Boulos girişimine yönelik itirazları bastırmayı planlamış olabileceğini, ancak bunun mümkün olmadığını fark ettiğini söyledi.

El-Kamati, özellikle Misrata kentindeki çeşitli aktörlerin ve Saddam Hafter’e yönelik reddin etkisiyle Dibeybe’nin kısa sürede dolaylı bir karşıtlık pozisyonu aldığını belirtti.

Buna karşılık siyasi analist Salah el-Bakkuş, Dibeybe’nin son haftalarda Menfi ile yaşadığı gerilim nedeniyle ciddi bir kayıp yaşamadığını savundu. Bakkuş, Menfi’nin sahadaki etkisinin sınırlı olduğunu ve iki ismin de 2021 başından bu yana yetki paylaşımı ve siyasi çekişmeler nedeniyle sık sık gerilim yaşadığını hatırlattı.

Bakkuş ayrıca, Dibeybe ile DYK arasında daha derin bir anlayış bulunduğunu ve 4+4 Komitesi kapsamında temsilcilerin belirlenmesinde DYK’ye resmen danışılması hâlinde gerilimin yönetilebileceğini ifade etti.

Bakkuş, Dibeybe’nin Boulos girişimini desteklediğine ya da buna açıkça yaklaştığına dair herhangi bir açıklama yapmadığını, bunun da tarafların süreci kendi lehine kullanmasını engellediğini belirtti.

Bakkuş’a göre, ABD’nin bu planı zorlaması durumunda Dibeybe, toplumdaki geniş karşıtlığı kendi pozisyonunu güçlendirmek için kullanabilirdi.

Son olarak Bakkuş, BM Libya Destek Misyonu’nun süreci Boulos girişimine yaklaşacak şekilde kademeli adımlarla ilerlettiğini, müzakerelerin ise Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK arasındaki karmaşık anlaşmazlıklardan uzak, sınırlı sayıda aktörle yürütülmeye başlandığını söyledi.

Libyalı siyasi aktivist Husam el-Kamati, Boulos’a atfedilen girişimin aslında ‘sokaktaki nabzı ölçmek ve BM uzmanlar komitesinin ülke genelindeki siyasi ve askeri isimleri kapsayan yolsuzluk şüphelerini ortaya koyan raporunu gölgelemek amacıyla gündeme getirildiğini’ savundu.

El-Kamati’ye göre Dibeybe, Amerikan girişimini reddederek ve ‘önce anayasa, ardından siyasi çözüm’ söylemini öne çıkararak sokak tepkisini yatıştırmaya çalıştı. Ayrıca Dibeybe’nin ‘askeri yönetimi reddetme’ vurgusu yaptığını belirten el-Kamati, buna karşın doğudaki etkili güçlerle ekonomik ilişkilerin perde arkasında sürdüğünü ve bunun BM uzmanlar komitesi raporlarında da işaret edildiğini ifade etti.

Açıklamasının sonunda el-Kamati, Dibeybe’nin Takala ve Menfi ile ilişkilerini onarmaya öncelik vermeyeceği kanaatinde olduğunu belirtti. Ona göre Dibeybe, Batı Libya’daki kendisine bağlı silahlı grupların desteğine ve doğudaki ekonomik temaslara dayanmayı sürdürüyor. Öte yandan, Libya’nın doğusundaki askeri güçlerin komutanı Halife Hafter, Boulos girişimine ve BM destekli 4+4 Komitesi aracılığıyla yürütülen çözüm sürecine daha olumlu yaklaşan taraflar arasında yer alıyor.



El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

El-Zeydi: Irak, Rusya ile her alanda iş birliği yollarını geliştirmeyi hedefliyor

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)
Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, Bağdat’ta Rus heyetini kabul etti, (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak Başbakanı Ali Falih el-Zeydi, bugün yaptığı açıklamada, hükümetinin özellikle iki ülke arasındaki tarihsel ortaklıklar doğrultusunda Rusya ile bütün alan ve sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Zeydi, Rusya Federasyonu Askeri-Teknik İşbirliği Federal Servisi Başkanı Dmitriy Şugayev ve beraberindeki heyeti, Rusya’nın Bağdat Büyükelçisi’nin de katılımıyla kabul etti. Görüşmede Zeydi, Irak’ın Rusya ile ikili ilişkilerine verdiği önemi ve bu ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus yetkili ise ülkesinin Irak ile ikili ilişkileri geliştirme konusundaki kararlılığını vurguladı. Moskova’nın terörle mücadele, bölgesel ve uluslararası güvenliğin güçlendirilmesi amacıyla Irak’la ortak koordinasyonu sürdürme isteğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre Irak hükümetinden yapılan açıklamada, görüşmede iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin geliştirilmesi ve çeşitli anlaşmalar ile mutabakat zabıtlarının hayata geçirilmesi yoluyla ikili ilişkilerin ve ortak çalışmaların güçlendirilmesinin ele alındığı belirtildi.

Görüşmelerde ayrıca Irak güvenlik güçlerinin farklı birimlerinin kapasitesinin desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik iş birliği olanakları da değerlendirildi.


Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
TT

Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)

Rabia Abdusselam

Sosyal medya son zamanlarda, dini ve laik akımlar arasında edep ve ahlak, kamusal alanda görünüm ve giyim kuşam konusunda tekrarlanan tartışmaları yeniden canlandıran, hararetli bir fikri çatışma alanına dönüştü. Bu dijital tartışma artık basit görüş ayrılığı değil; keskin bir şekilde çatışmacı boyutlar kazandı. Bunlar, geçmişte ülkeyi Kara On Yıl'ın (yaklaşık 1992 ile 2002 yılları arasında on yıl süren kanlı ve şiddetli silahlı çatışma dönemi) labirentine sürükleyen başlangıç ​​noktasını ve ilk kıvılcımı oluşturan aynı şiddet yüklü tonu taşıyor.

Bu keskin kutuplaşmanın özellikleri, bugün dijital alanı bölen şiddetli sanal çatışma ile somutlaşıyor. Muhafazakâr akım, kamu ahlakını ve toplumun değer sistemini koruma bahanesiyle, edep standartlarının ve kamusal alanlarda kılık kıyafete, davranışlara daha sıkı kontrollerin getirilmesini talep eden geniş çaplı dijital kampanyalar yürütüyor. Öte yandan, “ahlaki vesayet” ve bireysel özgürlükleri boğma olarak tanımladıkları girişimleri kategorik olarak reddeden kadınlardan ve aktivistlerden oluşan bir cephe bulunuyor. Bu iki akım arasında bazıları, arşivdeki videoları paylaşarak ve o karanlık dönemde ihanete kurban gidenlerin isimlerini anarak “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatıyor.

Bu sert söylem bizi temel sorularla yüzleştiriyor: Sadece kamusal görünümle ilgili geçici bir tartışma ile mi karşı karşıyayız, yoksa toplum on yıllardır ertelenmiş olan kimlik ve birlikte yaşama sorularıyla yeniden mi yüzleşiyor? Ve sanal tartışmalar kolektif istikrarı tehdit eden bölünmelere dönüşmeden önce bu endişe verici kutuplaşma döngüsünü nasıl kırabiliriz?

Dağlardan kutuplaşmış ekranlara

Dijital kutuplaşmanın giderek artmasına ilişkin endişeleri yansıtan dikkat çekici bir siyasi değerlendirmede, Yeni Nesil Partisi Genel Başkanı Dr. Lakhdar Amokrane yaptığı açıklamaya devletin dayanıklılığına ve ülkenin kolektif bilincine vurgu yaparak başladı. Amokrane, “2026 Cezayir’i hiçbir şekilde 1990’ların Cezayir’i değil. Bugün devletimiz daha güçlü, toplumumuz derin bir dönüşüm geçirdi ve halkımız o dönemde çok ağır bir bedel ödedi” dedi.Ancak Amokrane, sözlerini sürdürürken mevcut duruma ilişkin bazı göstergeler konusunda endişe ve kaygı taşıdığını da dile getirdi.

Amokrane “Ülke 1990'ların bataklığına düşme tehlikesini aşmış olsa da bölünmeye yol açan mekanizmalar, aşırılıkçı söylemler, ötekini düşman olarak gösterme girişimleri, farklı olma hakkının reddi ve nihayetinde ihanet suçlamaları ve temelsiz kimlik çatışmalarıyla beslenerek yeni biçimlerde tekrar ortaya çıkmaya başlıyor” uyarısında bulundu.

Parti lideri şuna da dikkat çekti “Bu çatışmanın dağlardan telefon ekranlarına ve sanal platformlara kayması tehlikesi bulunuyor. Zira artık yorumlar, paylaşımlar ve sistematik dijital kampanyalar etrafında dönüyor. Bu kampanyalar, Cezayirlileri eşi benzeri görülmemiş bir sözlü şiddetle birbirine düşürüyor.” Bu şiddetin, ‘silahsız, ancak toplumsal dokunun bütünlüğü için asla sonuçsuz kalmayacak bir savaş’ olarak tanımladığı durumun sonuçlarını hafifletmek için kolektif bir durup düşünme anını gerektirdiğini de söyledi.

Dijital alanda, ahlakı korumak için edebin dayatılmasını talep eden muhafazakâr bir akım ile “ahlaki vesayeti” reddeden kadınlar ve aktivistler ve “Kara On Yıl” boyunca yaşanan “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatanlar arasında keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı

Bu uyarının boyutlarını anlamak için Cezayir bilincinde acının büyüklüğünü özetleyen çeşitli adlarla bilinen bu trajik döneme geri dönülmeli. Bu adların en bilinenleri “Kara On Yıl”, “Kan ve Gözyaşı Yılları” ile “Ulusal Trajedi”dir. O dönemde özellikle de 1990'larda, sosyal medya platformları henüz doğmamıştı. Dahası o dönemde büyük krizin kanlı ayrıntıları, dağların zirvelerinde ve mağaralarında, derin ormanlarda ve silahlı çatışmaların kaleleri ve sahneleri haline gelen izole köylerde ve mezralarda yaşanmıştı.

O yıllar ardında korkunç insani, psikolojik ve sosyal kayıplar bıraktı; bu kayıpların derin yaraları, birçok Cezayirlinin bilincinde ve hayal gücünde canlı olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki hatırlanma ve temsil edilme biçimi iki nesil arasında farklılık gösteriyor; yaşanan dehşetlere tanık olan ve kanlı olayların ayrıntılarını dakika dakika yaşayan bir nesil ile 21. yüzyılda veya krizin son anlarında doğan bir nesil. Bu yeni nesil, o dönemi ancak sözlü tarih, medya ve ebeveynlerinden duydukları bazı birinci elden anlatımlar aracılığıyla tanıyor.

Kimlik mücadelesi

 Çatışma eski savaş alanından sanal alana kayarken, mevcut tartışmanın doğasının ve derinliğinin ikincil önemde konularla ilgili olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görünüş ve giyimle ilgili mevcut anlaşmazlıklar, göründüğü kadar yüzeysel veya geçici değil.

cxhnmh
5 Eylül 2024'te yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Cezayir'in Oran kentindeki bir meydanda fotoğraf çektiren kadınlar, (AFP)

Bu bağlamda, Cezayir'deki “İyi Yönetim Cephesi”nin Başkanı İsa Belhadi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yüzeyde sosyal veya kültürel gibi görünen bu tartışmalar, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler, anlaşmazlığın sınırları ve toplum içindeki birlikte yaşamanın doğasıyla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor.”

Belhadi, tarihsel hafızanın tuzaklarına karşı uyarıda bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Cezayir, siyasi, entelektüel ve sosyal farklılıklar keskin kutuplaşmaya dönüştüğünde ağır bir bedel ödedi. Bu nedenle, 1990'ların söylemini tarihsel bağlamının dışında kullanmak topluma hizmet etmez, aksine gerilim ve korku ortamı yaratmaya katkıda bulunabilir.”

Ona göre sorun, fikir anlaşmazlıklarının özünde değil, medeni diyalog mekanizmalarının yokluğunda yatıyor; “fikir çeşitliliği toplumu zenginleştirir, ancak gerçek kriz, bu doğal farklılıkları dışlama araçlarına, ihanet ve dinden dönme suçlamalarına ve insanların görünüşlerine, inançlarına veya aidiyetlerine göre sınıflandırılmasına dönüştürüldüğünde, sosyal medya, barışçıl bir arada yaşamayı garanti eden sorumlu diyalog alanı yerine, önyargıların alanı haline geldiğinde başlar ve kötüleşir.”

Hukuki düzenleme çekici ile farkındalık örsü arasında

Bu gergin gerçeklikle karşı karşıya kalındığında, temel ve acil bir soru öne çıkıyor: Bu olgu nasıl ele alınabilir ve tehlikeli sonuçları nasıl sınırlandırılabilir?

Bu kutuplaşma etrafındaki kamuoyu tartışması iki ana seçenek arasında gidip geliyor. Birincisi, dijital kaosu dizginlemek, kışkırtma ve nefret içeren söylemleri suç saymak ve gizliliği korumak için katı ve kararlı yasalar çıkarmayı içeriyor. Bu bağlamda, İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi şunları söyledi: “Hiçbir ülke ne kadar açık olursa olsun, özellikle bu alan kışkırtma, nefret söylemi yayma veya bireylerin onurunu ve gizliliğini ihlal etme aracı haline geldiğinde, dijital alanı kullanımını düzenleyecek yasal bir çerçeve olmadan bırakamaz.” Belhadi, “Bu düzenleme özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine korunmasıdır; çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, görüşlerini özgürce ifade edenler de dahil olmak üzere herkese zarar veren bir kaosa dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi, yaptığı açıklamada, “Yüzeyde sosyal bir tartışma gibi görünen şey, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamayla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor. Bu da 1990'ların tartışmalarını bağlamından kopararak yeniden canlandırabilir, gerilim ve korku atmosferi yaratabilir” dedi

Ancak diğer yandan parti lideri, bu alandaki herhangi bir yasanın, “muhalefeti susturmak veya kamu düzenini sağlama veya koruma bahanesiyle karşıt görüşleri yargılamak için bir araç haline gelmesini önlemek için kesin kurallara tabi olması gerektiğini” belirterek, belirsiz metinlerin genellikle belirtilen amaçlarından çok uzak amaçlar için kullanıldığını gösteren tarihsel deneyime atıfta bulundu. Buradan yola çıkarak Belhadi, bağımsız yargı denetimi altında, eleştiri ile iftira ve anlaşmazlık ile hakaret arasında kesin ayrım yapan, net ilkelere dayalı bir yasal çerçeve hazırlanması çağrısında bulundu.

Hukukun gücünü toplumun olgunluğuyla birleştiren bu dengeli yaklaşıma dayanarak Belhadi, fikir, giyim veya kişisel inanç farklılıklarının asla anavatan için bir tehdit oluşturmadığını, aksine canlılığının ve çoğulculuğunun kesin kanıtı olduğunu vurguladı. Ona göre gerçek tehlike çeşitliliğin kendisinde değil, bazılarının bu çeşitliliği açık bir çatışma alanına dönüştürme çabasında ve başkalarının koşullarını ve geçmişlerini gerçekten bilmeden ön yargılı hükümlerde bulunma kolaylığında yatmaktadır. Ayrıca gençlere doğrudan seslenerek, dijital dünyanın gürültüsünün yurttaşlarından hayali bir düşman yaratmasına izin vermemeleri konusunda da onları uyardı.

fvbgnt
Cezayir'de, 20. yüzyılın başlarından itibaren geleneksel şarkılarıyla ünlü merhum Cezayirli şarkıcı el-Hac Muhammed el-Anka'nın bir duvar resminin önünden geçen insanlar, 15 Eylül 2024 (AFP)

Sözlerini, “Çeşitliliği ve çok yönlü karakteriyle Cezayir, atılması gereken bir yük değil, aksine akıllıca yönetilmesi ve yatırım yapılması gereken büyük bir ulusal varlıktır” diyerek sarsılmaz bir inançla sonlandırdı. Tarihi boyunca en zorlu sınavlardan geçme kudretini ve direncini kanıtlamış olan Cezayir halkının, “bugün de bu hararetli dijital tartışmayı yeni bir krizin başlangıcı değil, kolektif tarihsel büyüme için fırsata dönüştürebileceğine” olan tam güvenini dile getirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
TT

Suriye ve İsrail gerilimi düşürmek için harekete geçti

Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani, Reuters ajansına röportaj verirken, (Reuters)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü Roman Gofman, iki ülke arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında dün bir araya geldi. Görüşmenin, kısa süre önce Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının ardından gerçekleştiği belirtildi. ABD merkezli Axios’a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi iki kaynak, toplantı yapıldığını doğrularken yer konusunda bilgi vermedi.

İsrail medyasına konuşan bir kaynak, görüşmeleri “iyi” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Şeybani ajansa verdiği röportajda, Şam’ın İsrail ile güvenlik anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Söz konusu anlaşmanın İsrail güçlerinin Suriye topraklarından çekilmesine zemin hazırlamasını umduklarını belirten Şeybani, İsrail’e “tarihi bir fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunarak diplomasi kapısının açık olduğunu vurguladı.

Şeybani, “İran-İsrail savaşının ardından müzakereler donduruldu. Bu süreci tamamlamak için müzakerelerin yakın zamanda yeniden başlamasını umuyoruz” şeklinde konuştu.

Şam’ın İsrail’e yönelik güveninin şu anda bulunmadığını belirten Şeybani, “Şu anda İsrail’e güvenmiyoruz. Onunla iletişim kuruyoruz, ancak şu aşamada güven söz konusu değil” ifadelerini kullandı. Şeybani, hava üssünü hedef alan saldırının ardından iki taraf arasındaki iletişimin kesildiğini de belirtti.

Şeybani, “İletişim kurulması gerekiyor. Özellikle de Suriye’nin güvenliğini sürekli tehdit eden bir tarafla” diyerek, ancak bu iletişimin sonuç vermemesi halinde buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti ve “Eğer sonuç getirmeyecekse böyle bir iletişimi kesinlikle istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi ise Reuters’ın konuya ilişkin yorum talebine cevap vermedi.