Enkazın üzerinde ateşkes... İsrail, Güney Lübnan’ı ateş ve yıkımla yeniden şekillendiriyor

Ateşkesin başlamasından bu yana 10 binden fazla konut yıkıldı veya hasar gördü

Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor, (AFP)
Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor, (AFP)
TT

Enkazın üzerinde ateşkes... İsrail, Güney Lübnan’ı ateş ve yıkımla yeniden şekillendiriyor

Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor, (AFP)
Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor, (AFP)

Güney Lübnan’da ateşkes anlaşmasının yürürlükte olmasına rağmen yıkımın boyutu giderek genişliyor. Sınır köylerinde yaşayanlar, evlerinin durumunu uydu görüntüleri ve video kayıtları üzerinden takip ederken, birçok mahalle tamamen enkaz alanına dönüşmüş durumda. Lübnanlı değerlendirmelere ve sahadaki gözlemcilere göre ateşkes, savaşın sona erdiği bir aşama olmaktan ziyade, sınır hattının bombardıman, buldozer faaliyetleri ve sistematik yıkımlarla yeniden şekillendirildiği yeni bir döneme dönüştü.

İsrail ordusu, güneydeki çeşitli köylerde hava saldırıları ve yıkım operasyonlarını sürdürürken, yaşananların yalnızca Hizbullah ile yürütülen askeri çatışmalarla sınırlı olmadığı yönündeki endişeler de artıyor. Gözlemciler, sınır boyunca yeni bir coğrafi ve demografik gerçeklik oluşturulmaya çalışıldığı görüşünü dile getiriyor.

Güney Lübnan’daki Cercu köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeden yükselen dumanlar (AFP)Güney Lübnan’daki Cercu köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeden yükselen dumanlar (AFP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, Ulusal Bilimsel Araştırmalar Konseyi Genel Sekreteri Şadi Abdullah, ateşkesin yürürlüğe girmesinden 8 Mayıs’a kadar geçen sürede İsrail saldırılarının 5 bin 386 konutun tamamen yıkılmasına yol açtığını açıkladı. Abdullah ayrıca, 5 bin 246 konutun da hasar gördüğünü belirterek, bir aydan kısa sürede zarar gören veya tamamen yıkılan konut sayısının 10 bini aştığını söyledi.

Güney Lübnan’daki çevrelere göre bu rakamlar, İsrail operasyonlarının ‘noktasal hedeflerden çıkarak güney köylerindeki yerleşim alanlarını ve kentsel dokuyu hedef alan daha geniş çaplı bir yıkım sürecine dönüştüğünü’ gösteriyor. Aynı kaynaklar, söz konusu yıkımın sınır bölgelerine sivillerin geri dönüşü ve günlük yaşamın yeniden kurulması üzerinde uzun vadeli etkiler bırakacağı değerlendirmesinde bulunuyor.

İsrail, ateşkes dönemini sınır bölgelerinin coğrafi ve demografik yapısını yeniden şekillendirmek için kullanıyor

Lübnanlı milletvekili Muhammed Havace Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail’in 27 Kasım 2024’te ilan edilen ateşkes anlaşmasına ilk günden itibaren uymadığını söyledi. Havace, İsrail’in ateşkesi, Güney Lübnan’da yeni bir fiili durum oluşturmak amacıyla kullandığını savunarak, bunun sistematik yıkım ve sınır hattındaki coğrafi ile demografik yapının yeniden şekillendirilmesi üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

Havace’ye göre bölgede yaşananlar ‘münferit ihlallerden ibaret değil’, aksine Nakura’dan Hermon Dağı (Cebel eş-Şeyh) eteklerine kadar uzanan kapsamlı bir planın parçası niteliği taşıyor. Havace, söz konusu planın sınır bölgesinin tüm yapısını değiştirmeyi hedeflediğini; köylerin yıkılması, mahallelerin buldozerlerle düzleştirilmesi ve tarihi yapıların ortadan kaldırılması yoluyla uygulandığını öne sürdü.

Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor. (AFP)

Vatandaşlar, İsrail bombardımanı sonucu Sur’daki bazı binalarda meydana gelen hasarı inceliyor. (AFP)

Havace, İsrail’in yürüttüğü yıkım faaliyetleriyle ‘bu bölgelerde artık ne yaşam ne de nüfus kaldığı’ mesajını vermeye çalıştığını savundu. Havace, bunun Gazze Şeridi’nde uygulanan yönteme benzediğini öne sürerek, tehlikenin yalnızca coğrafi değişimle sınırlı olmadığını, aynı zamanda demografik yapıyı ve sınırları da hedef aldığını ifade etti.

Havace, Bint Cubeyl kentinin son savaş sırasında tamamen yıkıma uğramadığını ancak bugün ‘sokak sokak, ev ev’ hedef alındığını söyledi. Havace ayrıca, Aytarun, el-Hıyam, Aynata, Deyr Mimas ve Yarun gibi yerleşimlerde de saldırı ve yıkım operasyonlarının sürdüğünü belirtti.

Dini ve kültürel miras alanlarına yönelik saldırılar

Havace’ye göre saldırılar yalnızca konutlar ve yerleşim alanlarıyla sınırlı kalmadı; dini, tarihi ve kültürel yapılar da hedef alındı. Havace, Deyr Mimas’ta bulunan tarihi bir manastırın, Yarun’daki 150 yılı aşkın geçmişe sahip rahibeler manastırının yanı sıra Güney Lübnan’daki çeşitli kale ve arkeolojik alanların da saldırılardan etkilendiğini söyledi. Havace, yaşananların ‘İsrail’in bölgeyi yeniden şekillendirmeye ve tarihi-kültürel kimliğini silmeye yönelik eski bir projesinin bulunduğunu gösterdiğini’ savundu.

Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeden yükselen duman (AFP)Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeden yükselen duman (AFP)

İsrail, ateşkesi bir tampon bölge oluşturmak ve halkı yerinden etmek için kullanıyor

Bir diğer Lübnanlı milletvekili İbrahim Muneymine ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’da yaşananların İsrail’in ‘nüfustan arındırılmış bir alan oluşturma’ yönündeki açık girişimi olduğunu söyledi. Muneymine, bunun İsrail’in uzun süredir ‘tampon bölge’ başlığı altında dile getirdiği proje olduğunu savundu. Muneymine, son savaşın Hizbullah tarafından başlatıldığını öne sürerek, İsrail’in bu süreci köylerin sistematik şekilde yıkılması ve sivillerin yerinden edilmesi için gerekçe olarak kullandığını ifade etti. Muneymine, yaşananların savaş suçu kapsamına girdiğini ileri sürdü.

İsrail’in ateşkesi sahadaki hedeflerine hizmet edecek şekilde değerlendirdiğini savunan Muneymine, Tel Aviv yönetiminin ateşkes sürecini tünel arama ve keşif faaliyetlerini yoğunlaştırmak için kullandığını söyledi. Ancak yaşananların bunun çok ötesine geçtiğini belirten Muneymine, evlerin buldozerlerle yıkılması ve mahallelerin tahrip edilmesinin yalnızca tünellerle açıklanamayacağını, asıl amacın güç kullanılarak bir tampon bölge oluşturulması olduğunu dile getirdi.

Muneymine ayrıca İsrail’in, Güney Lübnan’daki nüfusu başka bölgelere göçe zorlayarak krizi ülke içine taşımaya çalıştığını öne sürdü. Bunun Lübnan’daki sosyal, ekonomik ve yaşam koşulları üzerinde ciddi baskılar oluşturduğunu ifade eden Muneymine sözlerini şöyle noktaladı: “İsrail bu şekilde aynı anda iki hedefe ulaşıyor: Bir yandan tampon bölge oluşturuyor, diğer yandan Lübnan içinde baskı yaratan ve dengeleri sarsan yeni bir demografik gerçeklik meydana getiriyor.”



Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
TT

Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)

Mısırlı asker Muhammed Salah’ın sınırı geçerek üç İsrail askerini öldürdüğü saldırının üzerinden üç yıl geçerken, İsrail basınında yer alan haberler, olayın ardından İsrail ordusunun sınır güvenliği yaklaşımında köklü değişikliklere gittiğini ortaya koyuyor. Mısırlı eski askerî yetkililer ise saldırının günlük güvenlik düzenlemelerinde bazı değişikliklere yol açmış olabileceğini, ancak iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerini belirleyen barış anlaşmasının temel kurallarını değiştirmediğini belirtiyor.

İsrail haber platformu Makor Rishon, pazar günü yayımladığı haberde, İsrail ordusunun geçtiğimiz hafta 3 Haziran 2023’te meydana gelen sınır saldırısının üçüncü yıl dönümünü andığını bildirdi.

Olay sırasında Muhammed Salah, Avca (Nitzana) Sınır Kapısı yakınlarında askerlik görevini yürütüyordu. Salah’ın sınırı geçerek İsrail askerleriyle girdiği çatışmada üç İsrail askeri hayatını kaybetmiş, Salah ise daha sonra diğer İsrail birlikleriyle yaşanan silahlı çatışmada öldürülmüştü.

Güvenlik kaygısı

Mısır eski Askerî İstihbarat Başkan Yardımcısı ve eski Keşif Dairesi Başkanı Korgeneral Ahmed Kamil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail medyasının Mısır sınırının güvenliğini artırmaya yönelik gelişmiş önlemleri sık sık gündeme getirdiğini söyledi.

Kamil, Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan başlayarak güneydeki Taba bölgesine kadar uzanan hatta İsrail’in güvenlik tedbirlerini artırdığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu bölgede güvenlikten İsrail’in D Bölgesi’ndeki birlikleri sorumlu. Karşı tarafta ise C Bölgesi’nde Mısır sivil polisi bulunuyor. Gazze sınırına bitişik kesimde ise 2005 anlaşması uyarınca Mısır sınır muhafızları görev yapıyor.”

dvfgthyju
Mısır–İsrail sınır hattında bir güvenlik noktası (Reuters)

Kamil’e göre, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırıların ardından İsrail’in güvenlik endişeleri daha da arttı. Bunun sonucunda sınır boyunca devriyeler yoğunlaştırıldı, elektronik gözetleme sistemleri kuruldu, araç engelleri ve güvenlik yolları oluşturuldu. Ayrıca iz takip ekipleri, kara radarları ve insansız hava araçları da devreye sokuldu.

Mısır tarafında ise sivil polis güçleri ile çeşitli gözetleme ve güvenlik sistemleri bulunuyor.

Kamil, Mısır’ın sınır güvenliğinin güçlendirilmesi amacıyla daha gelişmiş radar ve teknik ekipman kullanımına yönelik taleplerde bulunduğunu, ancak İsrail’in Mısır polis güçlerinin kapasitesini artırmaya yönelik bu talepleri onaylama konusunda isteksiz davrandığını ileri sürdü.

Dönüm noktası

Makor Rishon’un haberine göre, İsrail ordusunun Güney Komutanlığı saldırıdan önemli dersler çıkardı ve bu durum operasyonel anlayışta derin değişikliklere ve hazırlık seviyesinde ciddi iyileştirmelere yol açtı.

Haberde saldırının bir “dönüm noktası” olarak değerlendirildiği belirtilirken, Güney Komutanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine yer verildi:

“İsrail, sınırların sakin kalması ve komşu ülkelerle iyi ilişkilerin sürdürülmesi için elinden geleni yapıyor. Ancak hiçbir konuda yanılsamaya kapılmıyor ve tehditlerin her yönden gelebileceğinin farkında.”

Günlük güvenlik düzenlemelerinde değişiklik

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdülvahid ise olayın ardından güvenlik uygulamalarında bazı değişikliklerin yaşandığını söyledi.

Abdülvahid, “Resmî bir açıklama yapılmamış olsa da olayın sınırdaki gözetleme faaliyetleri, devriye sistemleri ve güvenlik denetimlerinde değişikliklere yol açtığı kesin. Ayrıca asker seçiminde psikolojik değerlendirmelere daha fazla önem verilmiş ve siyasi eğilimlerin dikkate alınmasına özen gösterilmiş olabilir” dedi.

Bununla birlikte Abdülvahid, saldırının iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerinin temelini oluşturan barış anlaşması ve ilgili protokolleri değiştirmediğini vurguladı.

Saldırı sonrasında İsrailli bir güvenlik heyetinin Mısır’ı ziyaret ettiğini hatırlatan Abdülvahid, olayın münferit bir vaka olarak değerlendirildiğini ve sınırdaki güçlerin genel politikasını yansıtmadığının teyit edildiğini belirtti.

frgthyujı
Mısır Genelkurmay Başkanı, Rafah şehrindeki bir dizi güvenlik kontrol noktasını denetledi

Gazze savaşının başlamasıyla birlikte iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonunun arttığını ifade eden Abdülvahid, bu iş birliğinin özellikle Mısır-Filistin sınırı ve Philadelphia Koridoru’nun kontrolüne odaklandığını söyledi.

Ona göre saldırı, her iki tarafta da alarm seviyesinin yükselmesine neden oldu ve askerlerin birbirlerine belirli mesafelerden fazla yaklaşmamalarını öngören yeni uygulamalar getirildi. Ancak bunlar günlük güvenlik prosedürleri kapsamında değerlendiriliyor ve iki ülke arasındaki güvenlik düzenlemelerinde köklü bir değişikliğe işaret etmiyor.

Sorun üretme çabası

Son iki yılda bazı İsrailli çevreler, Mısır’ın sınır bölgesinde askerî kapasitesini artırdığını ve bunun gelecekte bir tehdit oluşturabileceğini öne sürerek, 1979 tarihli barış anlaşmasının ihlal edildiğini savunmuştu.

Ancak Ahmed Kamil, İsrail’in zaman zaman sınırla ilgili çeşitli sorunları gündeme getirerek Mısır üzerinde daha fazla güvenlik önlemi alması yönünde baskı kurmaya çalıştığını söyledi.

Muhammed Abdülvahid de benzer bir değerlendirmede bulunarak şunları kaydetti:

“İsrail, her zamanki gibi bu olayı kendi güvenlik tehditlerini öne çıkarmak için kullanıyor. Uluslararası kamuoyuna, sınırdaki ihlallerinin tamamını kendini koruma amacıyla gerçekleştirdiği mesajını vermeye çalışıyor. Ancak Mısır bu yaklaşımın farkında ve gelişmeleri dikkatle takip ediyor.”


Suriye sınırları içinde ve sınırların ötesinde

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye sınırları içinde ve sınırların ötesinde

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

On yıllarca süren krizleri ihraç ve ithal etmenin ardından, Suriye'nin oynadığı yeni bahis, yani sınırlarının ötesinde yaşamak yerine sınırlarını koruyan bir devlet olmak hem daha basit hem de daha zorlu görünüyor

Elli yıl boyunca Suriye, sınırlarının içinde yaşamaktan ziyade dışında yaşadı. Başkalarının savaşlarına, çatışmalarına ve ittifaklarına dahil oldu. Bazen gücünün, bazen de çıkarlarının ötesinde bölgesel roller üstlendi.

Bugün ise yeni Şam farklı bir karar alıyor ve deklare ediyor; coğrafi ve siyasi sınırları içinde kalmak ve başkalarının arenalarına müdahale eden, sınırlarını aşan ve derinlerine giren baba ve oğul Esed rejiminin mirasıyla bağı koparmak.

Hafız Esed, 1970’deki darbesini Suriye'nin dış maceralara sürüklenmesini önlemek için yaptığını iddia ederek gerekçelendirmişti. Sloganlarından biri, Ürdün'deki olaylar sırasında ülkeyi sınırlarının ötesinde bir savaşa sürüklemeye çalışmakla suçladığı “hayalperest sol”u durdurmaktı. Ne var ki iktidarını pekiştirdikten sonra Suriye, askeri, istihbari ve siyasi olarak sınırlarının ötesinde daimi bir oyuncu haline geldi.

En belirgin müdahalesi Lübnan'a yönelikti. 1974'te İsrail ile imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile Golan Tepeleri cephesini bir kenara bırakmasının, Ekim 1973’teki savaşın ardından akan Arap yardımlarının ve ABD Başkanı Richard Nixon ile Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın Şam'ı ziyaret etmesinin ardından Esed, ABD'den Lübnan'a askeri müdahale için yeşil ışık aldı. 1976’ın ortalarında kuvvetlerinin Lübnan sınırını geçmesi için zamanlama olarak dönemin Sovyet Başbakanı Aleksey Kosıgin'in Şam ziyaretini seçti.

Aynı zamanda, Esed'in emelleri, doğuya Irak'a doğru da uzandı; Saddam Hüseyin'in muhaliflerini destekledi ve onların kamplarına, karargahlarına ve emellerine ev sahipliği yaptı. Ayrıca, Türkiye’ye karşı savaşan PKK ve lideri Abdullah Öcalan'a kapılarını açtı. Ek olarak, İran Devrim Muhafızları'na Lübnan'a girerek Hizbullah'ı kurmasına ve hem iç hem de bölgesel olarak kullanmasına olanak sağlayan köprüyü de o sağladı.

2000 yılında Beşşar Esed, sınırlarının ötesinde oynamaya alışmış bir devleti devraldı. Şam, önce yangını çıkarıp sonra söndürmeyi teklif ederdi. Anlaşmazlık tohumları eker, sonra da çözümüne aracılık ederdi. Kurduğu dengelerin karşılığını almak için ittifaklarını güçlendirirdi. Sınırları içindeki bölgesel ve uluslararası aktörlere karşı “dosyalar” tutardı.

Ancak Beşşar Esed 2000 yılında cumhurbaşkanlığı sarayına taşındı ve rejimi bir hatadan diğerine, bir aksilikten diğerine sürüklendi. Ordusu, 2005 yılında Refik Hariri suikastından sonra Lübnan'dan çekildi. PKK liderlerini Ankara'ya teslim ederek babasının başlattığı şeyi devam ettirdi.  Ayrıca İranlı Arap muhalifleri de Tahran'a teslim etti. Babasının on yıllarca korumaya çalıştığı hassas dengeyi kaybetti.

Protestoların, ardından devrimin ve silahlı çatışmanın patlak vermesiyle Suriye, bölgesel ve uluslararası aktörler için yavaş yavaş açık bir arenaya dönüştü. Bir aktörden oyun alanına dönüştü. Şam, hava sahası, sınırları ve tüm komşu ülkelerle sınır kapılarının kontrolünü kaybetti. On yıldan fazla süren savaş boyunca rejim, belirli kontrol noktalarına kadar çekilerek küçüldü. Beşşar Esed, 2024 yılının sonunda Moskova'ya kaçmadan önce Suriye coğrafyasından kaçmıştı.

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın Şam'a varışında yayınladığı ilk mesajlardan biri, yeni Suriye'nin devrimini sınırlarının ötesine ihraç etmeyeceği, önceliğinin devletin yeniden inşası, yeniden imar, mültecilerin ve iç göçmenlerin evlerine geri dönüşü, sınırların ve egemenliğin yeniden tesis edilmesi olacağıydı. İran ve milislerinin Suriye'ye verdiği yaralar derindi. Ama Şam'ın bu milislerle sorunu, Suriye topraklarından çekilmeleriyle sona erdi. Aynı durum Lübnan Hizbullah'ı için de geçerli. Suriye'nin odağı artık silahlı kuvvetleri birleştirmeye, sınırları, sınır kapılarını ve havaalanlarını kontrol etmeye ve devlet kurumlarını yeniden kurmaya kaydı.

Bazı Amerikalı yetkililer, yeni Suriye ordusunun SDG veya Esed rejiminin kalıntılarıyla başa çıkma deneyimini Lübnan için de uygulamayı düşünüyorlarsa yanılıyorlar

Bugün Irak, ne eski Baas rejiminin bir uzantısı ne de “Suriye-Irak” projesidir. Lübnan da “Büyük Suriye”nin bir parçası değildir. Suriye’nin açıkladığı gibi yönelim, Suriye toprakları üzerinde egemenliği sağlamak ve tüm komşularıyla devletler arası ilişkilerin kurulmasıdır.

Bu bağlamda, Suriye'nin Lübnan'daki Hizbullah’ın silahı sorununa müdahale etme olasılığı etrafında başlatılan son tartışma anlaşılabilir hale geliyor. Bunu ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündeme getirdiği doğru. Yine Başkan Donald Trump'ın da bunu kameralar önünde açıkladığı doğru. Ancak Lübnan'daki Hizbullah'ı silahsızlandırmada Suriye'nin doğrudan rolüyle ilgili hiçbir resmi temasta bulunulmadığı da doğru.

Bu noktada, bazı ABD’li yetkililer, yeni Suriye ordusunun SDG veya Esed rejiminin kalıntılarıyla başa çıkma deneyimini Lübnan için de uygulamayı düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Bunlar iki farklı şeydir. Lübnan’ın “Suriye vesayeti” nedeniyle aldığı yaralar ve Suriyelilerin de Hizbullah'ın müdahalesi ile acılarını katlaması nedeniyle aldıkları yaralar var. Şu ana kadar açık ve net olan, Arap ve Batı güçlerinin de desteklediği Suriye'nin önceliğinin, tüm komşu ülkelerle olan sınırlarını korumaya odaklanmış olduğudur.

On yıllarca süren krizleri ihraç ve ithal etmenin ardından, Suriye'nin oynadığı yeni bahis, yani sınırlarının ötesinde yaşamak yerine sınırlarını koruyan bir devlet olmak hem daha basit hem de daha zorlu görünüyor

Bu pratikte, silah ve uyuşturucu kaçakçılığını önlemek, terör örgütlerinin sızmasını ve DEAŞ’ın geri dönüşünü engellemek ve yasadışı tedarik yollarını kesmek anlamına geliyor. Bu aynı zamanda İran silahlarının Hizbullah'a ulaşmasını engellemek ve Suriye topraklarının Suriye devletinin ötesine uzanan bölgesel projeler için bir koridor olarak kullanılmasını engellemek anlamına da geliyor. Ayrıca, Washington'un İsrail'e 8 Aralık 2024 sınırlarına geri çekilmesi ve Suriye'nin güneyinde istikrarlı güvenlik düzenlemelerine ulaşmak için daha fazla baskı yapması için ek çaba harcamasını gerektiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Esed Suriyesi yarım yüzyıl boyunca, hem kendisi hem de komşuları için yıpratıcı olan daha fazla nüfuz sahibi olma çabasıyla sınırlarının ötesinde yaşadı. Bugün ise denklem tersine dönmüş gibi görünüyor. Yeni Suriye'nin başarısı, sınırlarının ötesine geçme gücünde değil, aksine sınırları içinde kalma ve önceliklerine odaklanma kudretinde yatıyor olabilir. On yıllarca süren krizleri ihraç ve ithal etmenin ardından, Suriye'nin oynadığı yeni bahis, yani sınırlarının ötesinde yaşamak yerine sınırlarını koruyan bir devlet olmak hem daha basit hem de daha zorlu görünüyor.


Sudan’da 30 milyon tarihi belge hasar görme riski altında

Savaşın Ulusal Arşiv merkezine etkileri, (Şarku’l Avsat)
Savaşın Ulusal Arşiv merkezine etkileri, (Şarku’l Avsat)
TT

Sudan’da 30 milyon tarihi belge hasar görme riski altında

Savaşın Ulusal Arşiv merkezine etkileri, (Şarku’l Avsat)
Savaşın Ulusal Arşiv merkezine etkileri, (Şarku’l Avsat)

Hartum'daki Sudan Ulusal Arşivleri, savaş sırasında binada meydana gelen hasarlar nedeniyle, Sudan'ın 1505 yılından bu yana uzanan tarihini belgeleyen 30 milyondan fazla evrakı tehdit eden ciddi bir riskle karşı karşıya bulunuyor.

Binanın bazı bölümlerinde çıkan yangınlara rağmen belgelerin büyük bölümü kurtulmuş olsa da hasar görmüş, enkaz ve tozla kaplı bir ortamda muhafaza edilmeleri, uzun vadeli korunmaları konusunda ciddi endişelere yol açıyor.

Arşiv Kurumu Müdürü Dr. Necva Mahmud, savaş sırasında elektronik arşivin tamamen kaybedildiğini belirterek, belgelerin gelecekteki risklere karşı korunması amacıyla dijital dönüşüm ve yeniden dijitalleştirme planı hazırlandığını açıkladı.

Öte yandan Belgeleme Genel Müdürlüğü Başkanı Muhammed Yusuf, yaklaşan yağmur sezonunun oluşturacağı tehlikelere dikkat çekti. Yusuf, topçu saldırılarının binanın çatısında açtığı deliklerin, yağmur sularının arşiv salonlarına sızmasına neden olabileceği uyarısında bulundu.

Ulusal Arşivler'de, Mehdi Devleti dönemi, İngiliz-Mısır ortak yönetimi dönemi ve Sudan basın tarihine ait arşivler de dahil olmak üzere çok sayıda nadir belge bulunuyor. Yetkililer, Sudan'ın beş asırlık hafızasını temsil eden bu ulusal mirasın korunması için binanın rehabilite edilmesini ve gerekli restorasyon çalışmalarının yapılmasını umut ediyor.