İran’a yönelik öfke Lübnan’daki Şiiler arasında da mı yayılmaya başladı?

Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)
Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)
TT

İran’a yönelik öfke Lübnan’daki Şiiler arasında da mı yayılmaya başladı?

Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)
Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)

Lübnan’daki Şiiler üzerinde son dönemde giderek artan bir hoşnutsuzluk ve rahatsızlık hali gözlemleniyor. Bu durum, yalnızca geleneksel siyasi söylemlerle sınırlı kalmayarak, Hizbullah ve Emel Hareketi’nin ötesine geçip doğrudan İran’a yönelik eleştirilerin de yükselmesine yol açıyor. Birçok Şii, İran’a destek amacıyla açıldığı belirtilen savaşın sonuçlarının köylerin yıkımı, ailelerin yerinden edilmesi ve çocuk kayıplarıyla sonuçlandığını, buna karşılık halkın savaşın, göçün, yoksulluğun ve yıkımın yükünü tek başına taşıdığını ifade ediyor.

Bu huzursuzluk özellikle sosyal medya platformlarında daha görünür hale gelmiş durumda. Emel Hareketi destekçileri ile Hizbullah taraftarları arasında da benzer bir tepki dalgası oluştuğu, artık ideolojik ve siyasi sloganların birikmiş öfke ve umutsuzluğu kontrol altına almakta yetersiz kaldığı belirtiliyor.

Söz konusu tepki, Hizbullah yetkililerinin İran’a teşekkür etmeyi ve Tahran’ın ‘direnişe’ verdiği desteği vurgulamayı sürdürdüğü bir dönemde ortaya çıkıyor. Aynı şekilde İran’ın, savaşın durdurulması için baskı yapacağına yönelik beklentiler de dile getiriliyor.

Buna karşın Şii topluluğun önemli bir kısmı, bu söylem ile günlük yaşam arasında ciddi bir çelişki olduğunu düşünüyor. On binlerce yerinden edilmiş kişi, geri dönüş veya yeniden imar konusunda net bir ufuk olmadan ağır insani koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor.

İdeolojik söylemler Güney Lübnan’da öfkeyle karşılanıyor

Bu bağlamda, Hizbullah’a bağlı Şeyh Esed Kasir’in açıklamaları geniş çaplı tartışma yarattı. Kasir, İran’daki İslam Cumhuriyeti’nin korunmasının bireylerin korunmasından önce gelen dini bir görev olduğunu savunarak, bunun İslam’ın kendisini muhafaza eden bir güvence niteliği taşıdığını öne sürdü.

Kasir, görüşlerini eski İran lideri Humeyni’ye atfedilen düşünceler ve Kerbela olayında somutlaşan fedakârlık anlayışına dayandırdı.

Ancak bu söylem, savaşın artık insan ve maddi kayıplar üzerinden değerlendirildiğini düşünen geniş bir kesim tarafından tepkiyle karşılandı.

fefvfdv
Bir dozer, Beyrut’un banliyölerinden Şiyah’ta daha önce İsrail’in düzenlediği hava saldırısında yıkılan bir spor giyim mağazasının enkazını kaldırıyor. (AP)

Güneyden yerinden edilen Zeynep isimli bir kadın yaşadıkları durumu şu sözlerle anlattı: “Savaş İran’a destek başlığı altında açıldı, ancak bugün kendimizi tamamen yalnız hissediyoruz. Hizbullah ve Emel Hareketi milletvekilleri bile kamplarda yaşayan insanları sormuyor.”

Zeynep, “Kendi evimizin altında ölmek, bugün yaşadığımız göç hayatından daha kolay geliyor. Artık bu psikolojik ve yaşam yükünü kaldıramıyoruz. Ne yaşadığımızı kimse hissetmiyor” ifadelerini kullandı.

Güney Lübnan, tüm çatışmalardan daha önemlidir

Lübnan Dağı’nda kiralık bir evde yaşayan ve iki çocuk annesi olan Muna ise güneyde son aylarda yaşananların ‘direniş yanlısı’ çevrelerde dahi birçok kişinin düşüncelerini değiştirdiğini söyledi. Muna, “Savaş büyük sloganlarla başladı, ancak sonuç köylerimizin yıkılması, gençlerimizi kaybetmemiz ve ailelerimizin yerinden edilmesi oldu. Bugün insanlar Güney Lübnan için her şeyden daha fazla bir ezilmişlik hissi yaşıyor” dedi.

vfvfd
 İsrail’in hava saldırısına maruz kalan ve bir dizi personelin hayatını kaybettiği sivil savunma binası, Sur (AFP)

Sözlerine acı bir tonla devam eden Muna, “Birçok kişi artık Güney Lübnan ve halkının tüm bölgesel çatışmalardan daha önemli olduğu kanaatine ulaştı. Güney Lübnan halkı bugün şunu söylüyor: Güney kalsın, İran ve tüm dünya yansın” ifadelerini kullandı.

‘Tek eksen’ sloganının çöküşü

Ümmü Muhammed de ‘tek eksenli bölge’ fikrine yönelik derin bir hayal kırıklığı dile getirdi. Ümmü Muhammed şu ifadeleri kullandı: “Yıllarca bize tek bir eksen olduğumuzu ve bu eksenin yürüttüğü her savaşı desteklememiz gerektiğini söylediler. Ancak savaş bize dokunduğunda kendimizi yalnız hissettik.”

Ümmü Muhammed sözlerini şöyle sürdürdü: “Tahran, Lübnan’da ateşkes sağlanmadan hiçbir müzakereye girmeyeceğini söylüyordu. Sonrasında ise ABD ile yürütülen müzakereler sonucunda ateşkes sağlandığını açıkladı. Oysa bu süreçte İsrail’in bombardımanı ve işgali her geçen gün genişliyordu.”

Devlet tercihi

Lübnanlıların büyük bölümüne benzer şekilde Leyla da devletin İsrail ile doğrudan müzakereleri devralmasını ve savaşın sona erdirilmesini savunuyor. Leyla, “İran kendi çıkarları için hareket ediyor, bu onun hakkı. Ama biz neden kendi halkımızın ve ülkemizin çıkarlarını düşünmeyelim? Güney’in kaderini başka ülkelerin hesaplarına bağlamaktan yorulduk” dedi.

Leyla ayrıca, birçok kişinin artık savaş ve müzakere sürecinin tamamen Lübnan devleti tarafından yürütülmesini talep ettiğini belirterek, mevcut durumun devam etmesinin herhangi bir net ufuk olmaksızın daha fazla yıkım ve kayıp anlamına geldiğini ifade etti.

İran’ın desteğinin azalmasına duyulan öfke

Siyasi analist Ali el-Emin, Şii çevrelerin İran’a bakışında belirgin bir değişim yaşandığını ve Güney Lübnan’da yaşanan gelişmelerin Hizbullah tabanında öfke ile hayal kırıklığını artırdığını söyledi.

El-Emin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran’ın nüfuz gücünün yalnızca mezhepsel ya da siyasi boyuta dayanmadığını, aynı zamanda Hizbullah’ın İran desteğiyle oluşturduğu geniş hizmet ve destek ağından beslendiğini belirtti. El-Emin’e göre bu yapı, uzun yıllar boyunca birçok aile için bir tür güvenlik ve sosyal koruma işlevi gördü.

gttrghtrg
 İsrail'in Sayda şehri girişinde bir araca düzenlediği hava saldırısının hedef aldığı bölgede bulunan ordu ve sivil savunma mensupları (AFP)

El-Emin, bu duygunun Güney Lübnan’daki köylerin yıkımı, sivillerin yerinden edilmesi ve çok sayıda ölü ve yaralıya dair görüntülerle birlikte giderek zayıfladığını belirtti. Ona göre, birçok kişi bu kayıpların büyüklüğüne karşılık İran’dan gelen fiili desteğin aynı ölçekte olmadığını düşünüyor.

El-Emin, Hizbullah tabanının önemli bir kısmının, ‘saha birliği’ ve İran’ın füze kapasitesine dair sürekli söylemlere rağmen, İran’ın doğrudan bir yanıt vermemesini ya da İsrail üzerinde gerçek bir askeri baskı kurmamasını sorgulamaya başladığını ifade etti.

Eşi benzeri görülmemiş eleştiriler

El-Emin, bu durumun bazı kesimlerde İran’ın Hizbullah’ı ve Şii toplumu bölgesel hesaplarının bir parçası olarak kullandığı, ancak Lübnan’ı koruma ya da savaşın etkilerini azaltma konusunda somut bir maliyet üstlenmeye hazır olmadığı yönünde bir algı oluşturduğunu söyledi.

Ona göre bu hayal kırıklığı, Şii toplumu içinde İran’ın rolüne ve bazı politikalarına yönelik daha önce görülmemiş eleştirilerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bu eleştirilerde, söz konusu yaklaşımların Lübnan’ın güneyindeki halkın çıkarlarından çok İran devletinin çıkarlarıyla bağlantılı olduğu düşüncesi öne çıkıyor.

El-Emin ayrıca, İran’ın Lübnan’daki ateşkesin Tahran ile ABD arasında İslamabad’da varılan bir anlaşma sonucunda sağlandığını ifade ettiğini hatırlatarak, “Eğer İsrail ateşkesi ihlal ediyorsa, İran’ın da benzer şekilde karşılık vermesi ve en azından saldırıları durduracak bir baskı kurması beklenirdi” değerlendirmesinde bulundu. Ona göre bu baskı, Güney Lübnan’daki onlarca köyde yaşanan yerinden edilmenin ve saldırıların azalmasını sağlayabilirdi.



Kırılan gözlüğü için ağlayan Filistinli çocuk dünya gündemine oturdu

Kırılan gözlüğü için ağlayan Filistinli çocuk dünya gündemine oturdu
TT

Kırılan gözlüğü için ağlayan Filistinli çocuk dünya gündemine oturdu

Kırılan gözlüğü için ağlayan Filistinli çocuk dünya gündemine oturdu

Gazze'de yaşayan ve ağır görme bozukluğu bulunan 7 yaşındaki Filistinli çocuk Eyüp Cüneyd'in kırılan gözlüğü nedeniyle gözyaşlarına boğulduğu görüntüler, sosyal medya ve uluslararası basında geniş yankı uyandırdı. Şarku’l Avsat’ın The Guardian'dan aktardığı habere göre söz konusu video Gazze'de görme sorunu yaşayan binlerce çocuğun karşı karşıya olduğu sağlık krizini de gözler önüne serdi.

Videoda, kırılan gözlüğünün parçalarını toplamaya çalışan Eyüp'ün çaresizliği milyonlarca kişiyi etkiledi. Görüntülerin dünya genelinde on milyonlarca kez izlenmesinin ardından Eyüp'e yeni bir gözlük temin edildi. Ancak ailesi, bunun yalnızca geçici bir çözüm olduğunu ve çocuğun acilen ameliyat olması gerektiğini belirtiyor.

Gazze kentindeki liman bölgesine sığınan Eyüp'ün annesi 30 yaşındaki İman Cüneyd, oğlunun görme sorununun iki yaşındayken geçirdiği ve yüksek ateşe neden olan bir hastalığın ardından başladığını söyledi.

Doktorların başlangıçta görme yetisinin yaşla birlikte düzeleceğini ifade ettiğini belirten anne, durumun zamanla kötüleştiğini anlattı. Eyüp'ün ihtiyaç duyduğu yüksek dereceli lenslerin Gazze'de bulunamadığını söyleyen anne, "Tedavi için seyahat etmeye hazırlanıyorduk ancak savaş başladı ve tüm planlar durdu" dedi.

Ailesine göre Eyüp, gözlüğü olmadan neredeyse hiçbir şey göremiyor. Bu nedenle çoğu zaman çadırdan çıkmıyor, diğer çocuklarla oynarken son derece dikkatli davranıyor. Koşması, zıplaması ve serbestçe hareket etmesi doktorlar tarafından sakıncalı görülüyor. Uzmanlar, düşme veya çarpma sonucu göz retinasında daha fazla hasar oluşabileceği konusunda aileyi uyardı.

Eyüp'ün sık sık annesine, "Diğer çocuklar neden benim gibi gözlük takmıyor?", "Neden onlar gibi hareket edemiyorum?" ve "Neden okula gidemiyorum?" gibi sorular yönelttiği belirtiliyor.

Ailenin aktardığına göre olay, nisan ayının sonlarında Eyüp'ün molozlarla kaplı bir yolda yürürken düşmesiyle yaşandı. Yüzüstü yere düşen çocuğun gözlüğü kırıldı. Bunun üzerine Eyüp büyük bir üzüntü yaşayarak gözyaşlarına boğuldu ve gözlüğünün parçalarını toplamaya çalıştı.

Annesi, "Onun için gözlüğü her şey demekti. Gözlükle bile net göremiyor, çoğu zaman nesneleri yüzüne birkaç santimetre yaklaştırmak zorunda kalıyordu. Gözlüksüz ise neredeyse hiç hareket edemiyordu" ifadelerini kullandı.

Aile üyeleri, gözlüğün kırılmasının ardından geçen üç ila dört gün boyunca Eyüp'ün çadırın bir köşesinde hareketsiz kaldığını, yardım almadan yürüyemediğini anlattı. Kendi başına hareket etmeye çalıştığında ise çevresini seçebilmek için yere doğru eğilip gözlerini zemine yaklaştırdığı belirtildi. Yakınları gözlüğü tamir etmeye çalışsa da hasar gören lenslerin onarılamadığı kaydedildi.

Anne İman Cüneyd, videonun çadıra döndükten sonra çekildiğini belirterek, "Sokakta sürekli ağlıyor, gözlüğünün tamir edilmesini istediğini söylüyordu çünkü onsuz hiçbir şey göremiyordu. Videonun yayılmasının ardından bazı bağışçılar yardım etti ve yeni bir gözlük aldık. Ancak bu gözlük de ihtiyaç duyduğu ölçülere tam olarak uygun değil" dedi.

Aile, son günlerde Eyüp'ün psikolojik durumunda kısmi bir iyileşme gözlemlediklerini ifade ediyor. Çocuğun ziyaretçiler ve yardım görevlileriyle daha fazla iletişim kurmaya başladığı, bunun da aileye umut verdiği belirtiliyor.

Öte yandan Gazze'deki sağlık yetkilileri, savaşın göz sağlığı hizmetlerini büyük ölçüde çökerttiğini bildiriyor. İsrail ablukası ve savaşın yol açtığı yıkım nedeniyle binlerce görme engelli veya görme sorunu yaşayan kişinin tedaviye erişemediği belirtiliyor.

Hastanelerde cerrahi mikroskoplar ve katarakt ameliyatlarında kullanılan fako cihazları dahil olmak üzere temel ekipman eksikliği yaşanıyor. Yetkililere göre yalnızca katarakt ameliyatı bekleyen hasta sayısı 2 bin 800'ü aşarken, kornea nakli, glokom ve rekonstrüktif göz ameliyatları dahil toplam bekleyen vaka sayısı 4 binin üzerinde bulunuyor.

İsrail bombardımanının sağlık tesislerinin çevresini hedef alması nedeniyle Gazze kentindeki Devlet Göz Hastanesi de zaman zaman hizmet veremez hale geldi. Burası, Gazze Şeridi'ndeki tek kamu göz sağlığı merkezi olarak faaliyet gösteriyor.

Hastane Müdürü ve kıdemli göz cerrahı Dr. Hüsam Davud, mevcut durumda tıbbi sarf malzemeleri ve cerrahi ekipmanlarda ciddi eksiklik yaşandığını belirterek, "Bugün savaş öncesinde sunduğumuz hizmetlerin yalnızca yaklaşık yüzde 60'ını verebiliyoruz. Bunun temel nedeni, İsrail'in tıbbi ekipman ve cerrahi malzeme girişini engellemesidir" dedi.

Doktorlar ayrıca kalabalık yaşam koşulları, yetersiz sanitasyon hizmetleri ve ilaç eksikliği nedeniyle ağır kornea enfeksiyonlarında ciddi artış yaşandığını, bazı hastaların bu nedenle kalıcı olarak görme yetisini kaybettiğini bildiriyor.

Uzmanlara göre görme sorunu yaşayan çocukların durumu, Gazze'deki daha geniş çaplı insani krizin yalnızca bir parçası. Bölge, nüfusa oranla dünyadaki en yüksek çocuk amputasyon oranlarından birine sahip. On binlerce hasta ve yaralı çocuk acil tedavi beklerken, özel sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyan çok sayıda kişinin Gazze dışına tahliyesi henüz gerçekleştirilemedi.

Gazze Sağlık Bakanlığı'nın son verilerine göre yaklaşık 4 bin çocuk, hayati öneme sahip tıbbi tedaviye ulaşabilmek için acil olarak bölge dışına sevk edilmeyi bekliyor.


 


Suriye Cumhurbaşkanlığı, ziyaretlerle ilgili duyuruların yalnızca "resmi kanallar aracılığıyla" yapılacağını açıkladı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (AFP)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (AFP)
TT

Suriye Cumhurbaşkanlığı, ziyaretlerle ilgili duyuruların yalnızca "resmi kanallar aracılığıyla" yapılacağını açıkladı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (AFP)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed el Şara (AFP)

Suriye Cumhurbaşkanlığı Basın ve Enformasyon Müdürlüğü, dün SANA haber ajansına yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed al-Şaraa’nın ziyaretlerine ilişkin duyuruların yalnızca resmî kanallar ve platformlar üzerinden yapıldığını bildirdi.

Müdürlük, tüm medya kuruluşlarını doğru bilgiye ulaşmak için resmî kaynaklara başvurmaya davet ederek, bilgi kirliliğinden kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Açıklama, bazı medya organları ve sosyal medya hesaplarında, Şara’nın haziran ayı ortasında Washington’u ziyaret etmek üzere davet aldığına dair, ismi açıklanmayan diplomatik kaynaklara dayandırılan haberlerin yayılmasının ardından geldi.

Konuyla ilgili olarak Beyaz Saray’dan bir yetkili, medyada yer alan davet haberlerine ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu görüşme şu an için ajanda içinde yer almıyor” ifadelerini kullandı. Yetkili ayrıca, “Bununla birlikte Başkan Trump ile Başkan Şara arasında güçlü bir ilişki var ve ihtiyaç duyulduğunda sürekli temas halindeler” dedi.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre diplomatik bir kaynak, Şara’nın 14 Haziran’da ABD’ye davet edildiğini belirtmişti. İsmi açıklanmayan kaynak, davetin iletildiğini belirtirken, ziyaretin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin netleşmediğini ifade etti.

Öte yandan Syria TV’ye konuşan özel bir kaynak, Cumhurbaşkanı Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump’ın daveti üzerine pazar günü Washington’u ziyaret etmeyi planladığını ileri sürdü.


Beyrut, Riyad'ın ithalatı yeniden başlatma kararını memnuniyetle karşıladı

Lübnanlı kamyonlar, Suriye ile olan Masnaa sınır kapısından mal taşıyor (AFP)
Lübnanlı kamyonlar, Suriye ile olan Masnaa sınır kapısından mal taşıyor (AFP)
TT

Beyrut, Riyad'ın ithalatı yeniden başlatma kararını memnuniyetle karşıladı

Lübnanlı kamyonlar, Suriye ile olan Masnaa sınır kapısından mal taşıyor (AFP)
Lübnanlı kamyonlar, Suriye ile olan Masnaa sınır kapısından mal taşıyor (AFP)

Lübnan, Suudi Arabistan’ın Lübnan’dan yapılan ithalata yönelik yasağı kaldırma kararını memnuniyetle karşıladı. Şarku’l Avsat’ın SPA’dan aktardığına göre karar, Lübnan hükümetinin devlet kurumlarını yeniden yapılandırmak amacıyla attığı “olumlu adımlar” doğrultusunda ve Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam’ın talebi üzerine alındı.

Cumhurbaşkanı Avn, karara ilişkin yaptığı açıklamada “derin memnuniyet ve takdirini” ifade ederek, bunun “ulusal ekonominin canlanmasına ve Lübnanlı üretici ile ihracatçıların geniş bir kesimine somut destek sağlayacak olumlu bir adım” olduğunu söyledi.

Başbakan Selam da kararın, “Suudi Arabistan’ın Lübnan’a duyduğu güveni, ekonomik ve ticari iş birliğini geliştirmeye yönelik ortak iradeyi yansıttığını” belirtti.

2021 yılından bu yana yürürlükte olan ihracat kısıtlamasının kaldırılması, Lübnan’da hem resmî makamlar hem de kamuoyu tarafından geniş bir memnuniyetle karşılandı. Karar, bazı çevrelerce “Lübnan ekonomisi için tarihi bir gün” olarak nitelendirildi.

Lübnan Tarım Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, söz konusu adımın yalnızca ticari bir karar olmadığını, aynı zamanda ulusal boyut taşıyan bir gelişme olduğunu vurguladı. Bakanlık, kararın tarımsal üretim döngüsünü yeniden canlandıracağını, paketleme, pazarlama ve ihracat zincirlerini harekete geçireceğini ve bunun da binlerce Lübnanlı ile ailelerinin yaşamına doğrudan olumlu yansıyacağını ifade etti.