Suriye'de hükümet değişikliği: Eksik reform ve devam eden sorunlar

Suriye'deki bir sonraki aşamayı, değiştirilen yetkililerin sayısı değil, gücün dar çevrelerden etkili kurumlara ne ölçüde aktarıldığı belirleyecektir

Şam'daki Tişrin Parkı üzerinde dalgalanan Suriye bayrağı, 4 Haziran 2025  (AFP)
Şam'daki Tişrin Parkı üzerinde dalgalanan Suriye bayrağı, 4 Haziran 2025 (AFP)
TT

Suriye'de hükümet değişikliği: Eksik reform ve devam eden sorunlar

Şam'daki Tişrin Parkı üzerinde dalgalanan Suriye bayrağı, 4 Haziran 2025  (AFP)
Şam'daki Tişrin Parkı üzerinde dalgalanan Suriye bayrağı, 4 Haziran 2025 (AFP)

Hayed Hayed

Suriye’de uzun zamandır beklenen kabine değişikliği nihayet açıklandı ve geçiş hükümeti içindeki olası değişiklikler hakkındaki haftalarca süren spekülasyonlara son verdi. Atamalar, cumartesi gecesi geç saatlerde yayınlanan bir dizi başkanlık kararnamesiyle duyuruldu.

 Kapsamlı bir değişim söylentilerine rağmen, kabine değişikliklerinin birçok kişinin beklediğinden daha sınırlı olduğu ortaya çıktı. Enformasyon ve tarım bakanlarının değiştirilmesiyle sınırlı kaldı ve bu da artan ekonomik ve idari baskılar döneminde büyük bir siyasi sarsıntıya neden olmak yerine sürekliliğe öncelik verildiğini gösteriyor.

Kabine değişikliği ayrıca dört vali atamasını, geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın kardeşi Mahir eş-Şara'nın cumhurbaşkanlığındaki görevinden alınmasını ve Suriye Merkez Bankası başkanının değiştirilmesini de içeriyordu. Bu adımlar, daha geniş bir açılımı işaret etmekten ziyade, Beşşar Esed sonrası Suriye'de kurulan rejim içindeki idari kontrolü sıkılaştırmayı ve güç dengesini yeniden düzenlemeyi amaçlıyor gibi görünüyor.

Bu duyurular, kamu kurumlarının işleyişini gerçekten etkilemeye başlamış olan hükümetin sürekliliği hakkındaki haftalarca süren belirsizliği sona erdirmiş olabilir. Ancak, bunların tek başına, geçici hükümetin performansını engellemeye ve etkinliğini baltalamaya devam eden daha derin yönetim sorunlarını çözmesi olasılığı düşük.

Kabine değişikliği hakkında

Bu, Aralık 2024'te eski devlet başkanı Beşşar Esed'in devrilmesinden bu yana ilk kabine değişikliği ve geçen yıl mart ayında geçici hükümetin kurulmasının üzerinden bir yıldan fazla bir süre geçtikten sonra gerçekleşti.

Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa'nın yerine Şam Üniversitesi Medya Fakültesi eski dekanı Halid Fevzi Zaurur getirildi. Tarım Bakanı Emced Bedir de görevden alındı ​​ve yerine Tarım Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Basel Hafız el-Suveydan atandı.

ftgnbgt
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam'da, 9 Mart 2025 (Suriye Cumhurbaşkanlığı – AFP)

Atamalar arasında, Mahir Şara'nın yerine Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak atanan eski Hums Valisi Abdurrahman Bedreddin el-Ama da yer aldı. Şara ayrıca Hums, Kuneytra ve Deyrizor illerine yeni valiler de atadı.

Önemli pozisyonlardaki değişiklikler 15 Mayıs'ta da devam etti; Suriye Merkez Bankası Başkanlığına Abdulkadir Hasriya'nın yerine Muhammed Safvat Raslan atandı. Abdulkadir Hasriya ise Suriye'nin Kanada Büyükelçisi olarak atandı.

Bu değişiklikler için resmi bir açıklama yapılmadı, ancak hükümetin performansına yönelik artan eleştirilerin ortasında gerçekleşti. Şam'da görüştüğümüz kaynaklar, bu hamleleri iktidarın yapısını genişletme girişiminden ziyade, Şara'ya yakın çevrenin yeniden düzenlenmesi olarak görüyor.

Gözlemciler, Dürzi Tarım Bakanı Emced Bedir'in görevden alınmasını performansından duyulan memnuniyetsizlikle ilişkilendirse de, halefi, teknokrat olarak sahip olduğu niteliklere rağmen, Heyet Tahrir eş-Şam ile yakından ilişkili olmaya devam ediyor.

Benzer şekilde, vali atamaları da daha geniş bir idari reform ajandasından ziyade yerel siyasi hesaplar tarafından yönlendirilmiş gibi görünüyor. Özellikle, Abdurrahman Bedreddin Ama'nın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak atanması, daha önce Şara'nın kardeşinin bu görevi üstlenmiş olması nedeniyle, geniş çapta kayırmacılık suçlamalarına karşı bir girişim olarak yorumlandı.

Kabine değişikliği, devlet kurumlarındaki karar alma süreçlerini yavaşlatmaya devam eden son derece merkezileşmiş yönetim tarzını da değiştirmeden olduğu gibi bıraktı. Geçiş süreci yetkileri, bakanlıklar ve devlet kurumları aracılığıyla güç, dar çevrelerde yoğunlaşmaya devam ediyor

Abdulkadir Hasriya'nın Suriye Merkez Bankası başkanlığından azledilmesine gelince, birçok kişi bunun Suriye lirasının değerindeki keskin düşüş, artan yaşam maliyeti ve kamuoyundaki hoşnutsuzluğun giderek genişlemesiyle bağlantılı olduğuna inanıyor. Ancak, bilgili kaynaklar, kararın tamamen ekonomik olmadığını, aynı zamanda Hasriya ile yeni otoritenin dar çevresindeki bazı etkili isimler arasındaki görüş farklılıklarıyla da bağlantılı olduğunu söylüyor.

Bu anlamda, kabine değişikliği bazı açık eleştirileri hafifletebilir, ancak iktidar yapısını temelden değiştirmiyor.

Koordinasyon sorunu

Geçen yıl hükümetin yönetim modelindeki derin kusurları ortaya koydu, ancak kabine değişikliği bu sorunları ele almak konusunda ciddi bir işaret sunmuyor.

Yönetim modelinin en önemli zayıf noktalarından biri, geçiş hükümetinin parlamenter (başbakanlık) sistemden tam anlamıyla başkanlık sistemine geçmesinden kaynaklanan, devlet kurumları arasındaki koordinasyon eksikliğiydi. Başbakanlık makamının kaldırılması, etkin bir alternatif inşa etmeden, bakanlıkların çalışmalarını koordine eden temel mekanizmayı ortadan kaldırdı.

rtbhg
Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayının havadan görünümü, 21 Eylül 2025 (Reuters)

Yeni rejimin destekçileri, Cumhurbaşkanı Genel Sekreterinin bu rolü üstlenebileceğini ve hükümetin çalışmaları üzerinde merkezi bir denetim sağlayabileceğini savundu. Ancak, bu pozisyon pratikte kurumsal olarak gelişmedi ve çeşitli bakanlıklar ile kurumlar arasında politika üretimini koordine etmek için gerekli yeteneklerden, uzmanlıktan veya mekanizmalardan yoksun kaldı.

Bu durum, bakanlıkların tutarlı bir ulusal stratejinin parçası olarak değil, paralel olarak çalıştığı bir hükümet ortaya çıkardı. Politikalar genellikle parçalı, kötü sıralanmış ve aralarında net bir bağlılıktan yoksun görünüyor. Bunun sonuçları bürokrasi ve verimsizliğin ötesine uzanarak, net bir siyasi ve ekonomik ajandaya sahip bir yönetimden ziyade, olayların gelişimine göre tepki veren bir yönetim imajını pekiştirdi.

Sorun, önemli işlevlerin bakanlıklardan yeni kurulan kurumlara aktarılması eğiliminin artmasıyla daha da karmaşık hale geldi. Bu yaklaşım, kabine değişikliğinin çözemeyeceği koordinasyon krizini daha da derinleştirip kötüleştiriyor. Dahası karar alma merkezlerinin çokluğu  örtüşen yetki alanları yaratıyor ve koordinasyonu daha da zorlaştırıyor.

Yönetim tarzı

Kabine değişikliği, devlet kurumlarındaki karar alma süreçlerini yavaşlatmaya devam eden son derece merkezileşmiş yönetim tarzını da değiştirmeden olduğu gibi bıraktı. Geçiş süreci yetkileri, bakanlıklar ve devlet kurumları aracılığıyla güç, dar çevrelerde yoğunlaşmaya devam ediyor. Önemli kararların alım sürecinde, yetkili kurumlar içinde ele almak yerine daha üst makamlara taşıma eğilimi hakim ve bu da politika oluşturmayı geciktiren, uygulamayı zayıflatan ve yetkililerin inisiyatif almak yerine onay beklemelerine neden olan darboğazlar yaratıyor.

Ayrıca, üst düzey yetkililere aynı anda birden fazla görev verilmesi sorunu daha da karmaşık hale getiriyor. Hükümet, net bir şekilde tanımlanmış sorumluluklara sahip uzman ekipler kurmak yerine, aynı anda birden fazla pozisyon ve görevi yönetmek için sınırlı sayıda güvenilir kişiye güveniyor gibi görünüyor.

Suriye'nin geçiş hükümetinin sırtına yüklenmiş yapısal sorunların çoğu, harap olmuş bir devlet miras almak ve Esed rejiminin verdiği kurumsal hasar da dahil olmak üzere, kendi eseri değil

Basel Suveydan'ın Tarım Bakanı olarak atanması, bu yaklaşımın tehlikelerine dair bir örnek olarak öne çıkıyor. Terfisinden önce Suveydan’ın, Tarım Bakan Yardımcılığı, Yasadışı Zenginleşme İle Mücadele Komitesi Başkanlığı, İthalat ve İhracat Komitesi Üyeliği, Varlık Fonu’nda Tarım ve Hayvancılık sektörü direktörlüğü de dahil olmak üzere birçok görevi aynı anda yürüttüğü anlaşılıyor. Bu arada, İdlib Üniversitesi'nde kırsal mühendislik alanında yüksek lisans yaptığı da bildiriliyor. Bakanlık görevini üstlendikten sonra bu görevlerden hangilerini bıraktığı belirsizliğini koruyor.

Burada mesele Suveydan'ın ne kadar yetkin olduğu değil, bu iç içe geçen sorumlulukların mevcut yönetim modeli hakkında ortaya koyduğu şeydir. Çok sayıda rolü sınırlı sayıda yetkilinin elinde toplamak sadakati ve kontrolü korumaya yardımcı olsa da, yetkilileri tüketme, hesap verebilirliği zayıflatma, nitelikli bireyler havuzunu daraltma ve devletin etkili bir şekilde yönetme yeteneğini baltalama riskini de beraberinde getiriyor.

Kabine değişikliğinin ötesinde

Suriye'nin geçiş hükümetinin sırtına yüklenmiş yapısal sorunların çoğu, harap olmuş bir devlet miras almak ve Esed rejiminin verdiği kurumsal hasar, ekonomik krizin baskıları, siyasi belirsizlik ve azalan kamu güveni de dahil olmak üzere, kendi eseri değil ve kontrolü dışında kalan faktörlerle bağlantılı. Ancak, bu kısıtlamalar, devletin yönetilme biçiminde daha derin bir değişiklik eşlik etmedikçe, ne kadar kapsamlı veya iyi düşünülmüş olursa olsun, yalnızca bir kabine değişikliğiyle aşılamaz.

rth
Eski Suriye Enformasyon Bakanı Hamza Mustafa ve Maha Uluslararası Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı, Şam Geçidi Medya Şehri projesi için bir mutabakat zaptı imzalıyor, 30 Haziran 2025 (SANA – AFP)

Bu değişim, sadece bakanları değiştirmek veya yetkilileri farklı pozisyonlar arasında transfer etmekten daha fazlasını gerektiriyor. Daha geniş katılım, daha net bir sorumluluk dağılımı, daha güçlü kurumlar, daha fazla şeffaflık ve daha etkili kamusal katılıma ihtiyaç duyuyor. Bu reformlar gerçekleşmeden, her kabine değişikliği, yönetim yapısının derin yapısı değişmeden olduğu gibi kalırken, geçici bir rahatlama sunan veya bu izlenimi veren, bir kriz yönetimi aracından ibaret haline gelme riski taşır.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye'deki geçiş aşamasından, genellikle bu amaca karşı çalışan bir yönetim modeli aracılığıyla devlet inşası sürecinde başarılı olması isteniyor. Kontrolü yoğunlaştırmak için tasarlanmış bir rejim, acil siyasi riskleri kontrol altına almaya yardımcı olabilir, ancak kurumları yeniden inşa etmek, uzun vadeli sonuçlar elde etmek, kamu güvenini yeniden sağlamak veya meşruiyet oluşturmak için uygun değildir. Güç ne kadar dar bir çevrede yoğunlaşırsa, geçiş sürecinin hayatta kalması için gerekli kurumların inşası da o kadar zorlaşır.

Suriye'deki bir sonraki aşamayı, değiştirilen yetkililerin sayısı değil, gücün bu dar çevrelerden etkili kurumlara ne ölçüde aktarıldığı belirleyecektir. Bu dönüşüm olmadan, kabine değişikliği bir dönüm noktası olarak değil, güçlü, kapsayıcı ve kudretli bir Suriye devletini yeniden inşa etme fırsatının kaçırılması olarak görülecektir.



Lübnan ABD’de yapılacak güvenlik toplantılarına katılmakta kararsız

Dün Güney Lübnan'daki Deyru'l-Kanun en-Nehr köyünde İsrail’in düzenlediği saldırıda yerle bir olan bir evin enkazında kurtarma ekipleri tarafından yürütülen arama çalışmaları (AP)
Dün Güney Lübnan'daki Deyru'l-Kanun en-Nehr köyünde İsrail’in düzenlediği saldırıda yerle bir olan bir evin enkazında kurtarma ekipleri tarafından yürütülen arama çalışmaları (AP)
TT

Lübnan ABD’de yapılacak güvenlik toplantılarına katılmakta kararsız

Dün Güney Lübnan'daki Deyru'l-Kanun en-Nehr köyünde İsrail’in düzenlediği saldırıda yerle bir olan bir evin enkazında kurtarma ekipleri tarafından yürütülen arama çalışmaları (AP)
Dün Güney Lübnan'daki Deyru'l-Kanun en-Nehr köyünde İsrail’in düzenlediği saldırıda yerle bir olan bir evin enkazında kurtarma ekipleri tarafından yürütülen arama çalışmaları (AP)

Lübnan, İsrail'in ateşkese yönelik ihlallerinin devam etmesi nedeniyle 29 Mayıs'ta ABD Savunma Bakanlığı'nda Lübnan ve İsrail orduları temsilcileri arasında yapılması planlanan güvenlik toplantılarına katılmakta kararsız.

Lübnan şu an iki seçenekle karşı karşıya: Ya bu görüşmelere katılımını askıya alacak ya da teknik gündemin birinci maddesine ateşkesin eklenmesini ön koşul olarak öne sürerek toplantılara katılacak. Çünkü ateşkesin sağlanamaması, Litani Nehri’nin kuzeyinde artan ihlaller göz önünde bulundurulduğunda, görüşmelere katılımı müzakerelerin başlamasıyla ilişkilendiren Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam'ı zor duruma düşürüyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, Lübnan'ın İsrail'in askeri güçle uyguladığı baskı ve Hizbullah'ın buna verdiği yanıt altında müzakereleri yeniden başlatmaya istekli olmadığını bildirdi.

Öte yandan İsrail dün güneyde ‘sarı hat’ yakınlarındaki Hadase beldesine yönelik üçüncü bir ilerleme ekseni açması yeni bir gerilime işaret etti. Hizbullah tarafından yapılan açıklamada, saldırının püskürtülerek girişimin başarısız olmasının sağlanmasının ardından İsrail askerlerinin Reşaf beldesine geri çekilmeye zorlandığını duyurdu.


Hızlı Destek Kuvvetleri'ndeki ayrılıklar, Sudan savaşındaki güç dengesini yeniden şekillendiriyor

Fotoğraf: Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılıklar, Sudan tarihindeki siyasi ve askeri ittifakların doğasından ayrı olarak anlaşılamaz (Sudan Egemenlik Konseyi)
Fotoğraf: Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılıklar, Sudan tarihindeki siyasi ve askeri ittifakların doğasından ayrı olarak anlaşılamaz (Sudan Egemenlik Konseyi)
TT

Hızlı Destek Kuvvetleri'ndeki ayrılıklar, Sudan savaşındaki güç dengesini yeniden şekillendiriyor

Fotoğraf: Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılıklar, Sudan tarihindeki siyasi ve askeri ittifakların doğasından ayrı olarak anlaşılamaz (Sudan Egemenlik Konseyi)
Fotoğraf: Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrılıklar, Sudan tarihindeki siyasi ve askeri ittifakların doğasından ayrı olarak anlaşılamaz (Sudan Egemenlik Konseyi)

Emani Tavil

İki aydan kısa bir süre içinde, Sudan sahnesi, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) saflarında üst düzeyde ayrılıklar dalgasına tanık oldu. Bu durum, savaşın gidişatı, geçiş hükümetinin oluşumu ve barış olasılıkları üzerindeki etki ve yansımaları hakkında geniş çaplı tartışmalar doğurdu. HDK, orduya karşı savaşında dördüncü yılına girerken ve bu savaş uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşürken, askeri bütünlüğünün ve kabilelerle ittifaklarının geleceği hakkında ciddi soruları gündeme getiren artan bir ayrılık dalgasıyla karşı karşıya.

Doğal olarak bu ayrılıklar, Sudan tarihindeki değişen ittifakların, siyasi projelerin veya yol gösterici ilkelerin yokluğunun damga vurduğu, siyasi ve askeri ittifakların doğasından ayrı olarak anlaşılamaz. Bahsi geçen ittifaklar genellikle daha geniş yerel ve bölgesel ortama tabidir. Son savaş sırasında uluslararası boyut da devreye girdi. Bütün bu göstergeler bireyden orduya, siyasi ve partizan düzeylere kadar her düzeyde genellikle titizlikle ölçülür. HDK'den yakın zamanda ayrılan Savanna'nın ifadelerinin analizi, HDK'nin yaşadığı çıkmazın yapısal doğasına işaret ediyor. Kazanım ve ganimetlerin eşitsiz dağılımı, Dagalu ailesinin karar alma merkezleri ve liderlik pozisyonları üzerindeki sıkı kontrolü, önemli kabilesel ve operasyonel ağırlığa sahip sahadaki komutanlar arasında birikmiş bir hoşnutsuzluğa neden oluyor. Dahası bu durum, Rizeigat kabilesini hedef alan Mustariha bölgesindeki operasyon gibi askeri operasyonlar da dahil olmak üzere birçok faktör nedeniyle, kabilelerin desteğinin aşındığını ortaya koyuyor. Belirli komutanları ordu saflarına çekmeye yönelik açıkça planlar geliştiren istihbarat gibi ilave faktörlerin de etkili olduğu söylenebilir.

Dahası Sudan ordusu da el-Kubba gibi bazılarının, Darfur'dan kuzeye çöl üzerinden kaçış yolunu güvence altına almak için insansız hava araçlarıyla (İHA) hava desteği sağladı. Bu, ordunun onun planlarından önceden haberdar olduğunu ve onunla titizlikle koordinasyon sağladığını gösteriyor. Bu gerçek, ordunun askeri metodolojisinde niteliksel bir değişimi ortaya koyuyor; yalnızca saha operasyonlarına güvenmekten, rakibi içeriden çökertmek için istihbarat yeteneklerini kullanmaya doğru bir geçiş söz konusu. Ordunun ayrılanlara aşırı bir memnuniyet ve ulusal söylemlerle kapılarını açma stratejisi, Darfur'daki Arap kabilelerine Hamideti'ye olan bağlılığın mutlak ve yeniden değerlendirilemeyecek seçenek olmadığı mesajını göndermeye yönelik hesaplı bir girişimdir.

Bu noktada ayrılıkların sahadaki etkisi hafife alınamaz ve Ekim 2024'te Ebu Akile Kikel'in ayrılışı buna pratik bir örnek sunmaktadır. Ayrılışından sonra, komuta ettiği aynı bölgede HDK’ye karşı operasyonlara komuta etti. Bu sayede ordu, ayrılışından sadece üç ay sonra, Ocak 2025'te Cezire Eyaleti'ni geri aldı. HDK'nin Darfur, Kurdufan ile Mavi Nil eyaletlerinin bazı kısımlarını kontrol ettiği gerçeğini göz ardı etmeden, birçok kişi Kubba'nın bu stratejiyi Darfur'da tekrarlamaya çalışabileceğine inanıyor.

Ayrılıkların sahadaki etkisinin yakından incelenmesi, daha karmaşık bir tabloyu ortaya çıkarıyor. Sadece Nisan 2026'da iki yüksek rütbeli komutan ayrılıp zıt yönlere katıldı. Kubba orduya katılırken, Malik Agar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi fraksiyonunun komutan yardımcısı Korgeneral Hasan Adem el-Hasan, HDK destekli “Kurucu İttifak”a katıldı. Hasan’ın katılımı, ittifaka güney koridorunda yerel askeri deneyim ve meşruiyet kazandırıyor. Buna ilave olarak Doğu Sudan'daki silahlı fraksiyonlar, Sudan ordusuna değil, Adalet ve Eşitlik Hareketi'ne katıldı. Bu senaryoya göre, Sudan giderek parçalanmış bir haritaya dönüşüyor ve burada ayrılıklar mutlaka tek bir yönde gerçekleşmiyor; bu da Sudan ordusu lehine bir birlik dinamiği yerine bir kaos dinamiğine işaret ediyor.

Bu ayrılıkların aynı anda iki zıt açıdan gölge düşürdüğü de söylenebilir; bir yandan, Rizeigat, Mahamid ve HDK’nin sosyal omurgasını oluşturan diğer kabileleri temsil eden kilit liderleri ordu saflarına çekme yoluyla HDK hükümetinin Darfur'daki kabile tabanını zayıflatıyorlar. Öte yandan, bu durum Port Sudan'daki Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne hem iç hem de uluslararası alanda güçlenmesine katkıda bulunan bir moral desteği sağlıyor. Ordunun, kutlamalar ve sevinçli siyasi söylemler yoluyla ayrılanları kendi saflarına katması, Sudanlıların kolektif bilincinde savaş suçlarının affedilebilir olduğuna dair inancı pekiştiriyor. Yeni nesil milis liderlerine kitlesel vahşetlerin affedilemez suçlar olmadığını gösteriyor. Oysa komutanların HDK’den ayrılmaları, işledikleri ihlallerden dolayı bireysel olarak cezai sorumlulukları olduğu gerçeğinden onları kurtarmıyor. Keza onların diğer askeri oluşumlara yeniden entegre edilmelerinin, suçların cezasız kalmaması ilkesine doğrudan bir tehdit oluşturduğu ve mağdurların haklarını yok ettiği gerçeğini de ortadan kaldırmıyor.

HDK’den askeri ayrılıkların, İran-Irak Savaşı nedeniyle son aylarda şekillenen istikrarsız bölgesel ortamla bağlantılı başka boyutları da bulunuyor. Bu bölgesel çatışma, Sudan savaşını derinleştirmeye ve sonlanma şansını azaltmaya katkıda bulunuyor. Nisan 2026'da düzenlenen Berlin Konferansı, Sudan'ın uluslararası alanda unutulmadığının önemli bir göstergesi olmakla birlikte, müzakerelerin ortak sonuç bildirgesiyle sonuçlanmaması nedeniyle, dış aktörler arasındaki keskin bölünmeleri de açığa çıkardı.

Mevcut Sudan sahnesi bu nedenle birkaç senaryoya açık. Yerel, bölgesel ve uluslararası çevrelerde kabul edilen ilk senaryo, ayrılıkların HDK'nin kabile tabanından Hamideti'nin liderliğine kadar uzanan kademeli bir çöküşünü tetikleyeceği yönünde. Bu, ordu liderliğinin de uluslararası alanda pazarlamaya çalıştığı senaryodur. İkinci ve en olası senaryo, cephe hatlarında örtülü bir donma ile uzun süreli yıpratma savaşının devam etmesi ve böylece Doğu ve Kuzey Sudan ile Batı Sudan arasındaki fiili bölünmenin pekişmesidir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre üçüncü senaryo ise parçalanma, yani Sudan'ın birleşik bir devlet olarak ortadan kalkması, siyasi fırsatçılığa dayalı tarihsel çerçevelere göre ittifakların kurulup dağıldığı devlet dışı aktörlere tabi olmasıdır.

Dolayısıyla HDK liderlerinin ayrılıkları şu anda iki ucu keskin bir kılıç gibi. Bir yandan, bunlar, ordunun rakibinin saflarına sızma yeteneğinin giderek arttığını ortaya koyan dikkatlice planlanmış istihbarat operasyonlarıdır. Öte yandan, Dagalu ailesinin pozisyonlar ve kazanımlar üzerindeki sıkı kontrolünden kaynaklanan HDK içindeki krizin gerçek bir yansımasıdır. Ancak bu ayrılıkların en tehlikeli yönü hem siyasi denklemi hem de sürdürülebilir barış olasılıklarını etkileyen karmaşık bir sorunu gizlemelerinde yatıyor. Zira belgelenmiş savaş suçlarına karışanların entegrasyonu, affedilmeleri ve askeri yapı içinde kendilerine pozisyonlar verilmesi, Sudan'ın silahlı elitlerin hesap sormaya maruz kalmadan dönüştürülüp görevlendirilmesine dayanan tarihsel modelini pekiştirmektedir. Birbirini takip eden iç savaş döngülerinin oluşmasına katkıda bulunan model de budur.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Petraeus, Irak’ta silahsızlanmayı sağlamak için Washington’a bir ‘uygulama belgesi’ sundu

Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.
Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.
TT

Petraeus, Irak’ta silahsızlanmayı sağlamak için Washington’a bir ‘uygulama belgesi’ sundu

Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.
Pentagon’un 2008 yılında yayınladığı bir fotoğrafta, David Petraeus, o zamanlar senatör olan Barack Obama’ya, Bağdat’ın doğusundaki Sadr Şehri’ni güvence altına almak için hazırlanan planı, şehir üzerinde yapılan bir uçuş sırasında açıklıyor.

Iraklı yetkililer, ABD’nin, Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) devlet yapısına entegrasyonu süreci için ön koşul olarak silahlı grupların silahsızlandırılmasını, lider kadrolarının görevden uzaklaştırılmasını ve altyapının başına profesyonel subayların atanmasını talep ettiğini bildirdi. Washington’ın, Halk Seferberlik Güçleri’ni Bağdat ile ilişkilerin normalleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak gördüğü ve bu adımları entegrasyon sürecinin başlangıcı olarak şart koştuğu ifade edildi.

Ancak Şii gruplar, halen tartışma aşamasında olan ‘cesur planın’ uygulanmasının, Ali ez-Zeydi hükümetini İran ve İran’a yakın gruplarla dengesiz bir karşı karşıya gelme durumuna sürükleyebileceğini savundu. Söz konusu çevreler, herhangi bir güvence mekanizmasının bulunmadığına dikkat çekerek, planın ‘iç bölünmelere ve istikrarsızlığa’ yol açabileceği uyarısında bulundu.

Petraeus Bağdat’ta ne yaptı?

Iraklı yetkililer, Halk Seferberlik Güçleri’nin geleceğine ilişkin teknik ve siyasi müzakerelere katılan isimlerin aktardığı bilgilere göre, ABD’li yetkililerin Irak’ta güvenlik yapısının geleceğine dair tartışmalarla eş zamanlı olarak eski ABD generali David Petraeus’un Bağdat’a geçtiğimiz hafta bir ziyaret gerçekleştirdiğini bildirdi. Petraeus’un, Beyaz Saray’a danışmanlık hizmeti sunan ‘bağımsız bir uzman’ sıfatıyla hareket ettiği ifade edildi.

Bağdat’tan ayrıldıktan sonra Petraeus’un 17 Mayıs 2026 tarihinde LinkedIn platformunda yaptığı paylaşımda, görüştüğü Iraklı yetkililerin Irak güvenlik güçlerinin silah kullanımı üzerindeki tekelinin sağlanmasının önemini kabul ettiğini yazdığı aktarıldı. Petraeus, Irak’tan ‘İran ile ilişkinin doğasına dair gerçekçi kalmakla birlikte duydukları konusunda iyimser’ bir izlenimle ayrıldığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre Petraeus Bağdat’ta 5 gün kaldı ve bu süre boyunca üst düzey Iraklı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi. Halk Seferberlik Güçleri mensuplarının geleceği, görüşmelerin ana gündem maddeleri arasında yer aldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Petraeus’un Bağdat ziyaretini ‘sıradan bir vatandaş olarak yaptığı bir ziyaret’ şeklinde tanımlasa da, temaslarının kapsamının bunun ötesine geçtiği ifade edildi. Görüşmelerin Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Başbakan Ali ez-Zeydi, Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi ve Terörle Mücadele Gücü Komutanı Korgeneral Kerim et-Temimi gibi üst düzey isimleri kapsadığı aktarıldı.

Iraklı bir kaynak, Petraeus’un görüşmelerinin ‘tek bir hedef etrafında yoğunlaştığını’ belirterek, bunun askeri kurumun yeniden yapılandırılması, Halk Seferberlik Güçleri’nin mevcut yapısının sona erdirilmesi ve mensuplarının güvenlik kurumlarına entegrasyonu için uygulanabilir mekanizmaların araştırılması olduğunu söyledi.

csdvfedv
General David Petraeus, Bağdat ziyaretine Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan ile yaptığı görüşmeyle başladı. (DPA)

2003 sonrası Irak savaşında önemli roller üstlenen Petraeus, ABD’nin Irak işgalinde 101. Hava İndirme Tümeni’ni komuta etmiş ve ülke stratejisinde kritik görevler üstlenmişti.

Petraeus’un halihazırda küresel varlık yönetimi alanında faaliyet gösteren KKR şirketinde ortak ve operasyon sorumlusu olarak görev yaptığı, şirketin Ortadoğu’da faaliyetlerini genişlettiği ancak Irak’a dair doğrudan bir işaret bulunmadığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın sorularına KKR şirketi, Petraeus’un Bağdat ziyaretinin niteliği ve Beyaz Saray tarafından herhangi bir danışmanlık görevi verilip verilmediği konusunda yanıt vermedi.

Buna karşın üç siyasi kaynak, Petraeus’un ‘ABD’ye daha sonra özel temsilci aracılığıyla sunulacak uygulanabilir bir uygulama planı hazırlamakla görevlendirildiğini’ doğruladı.

Bağdat’taki yeni başbakana yakın kaynaklar, Ali ez-Zeydi’nin bu hassas dosyayı ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da gerçekleşmesi beklenen bir ziyaret sırasında ele alabileceğini belirtti. İsmi açıklanmayan bir Iraklı yetkili, olası ziyaret için ilk tarihin Kurban Bayramı sonrasına, Haziran 2026’ya işaret edebileceğini, ancak Washington-Tahran arasındaki müzakerelerin süreci etkileyebileceğini ifade etti.

‘Yaklaşıldığında patlayabilecek tehlikeli bir mesele’

Iraklı yetkililer, bazı Iraklı yetkililerin Amerikalı generale ABD Başkanı Donald Trump ile konuşur gibi açık bir üslupla yaklaştığını ve özellikle Halk Seferberlik Güçleri ile ilgili henüz teorik aşamadaki planların olası sonuçlarına dair endişelerini açık şekilde dile getirdiğini aktardı.

Aynı kaynaklar, bir başka yetkilinin “Amerikalı general Iraklı yetkilileri dinlemekle yetindi, çok az konuştu. Ancak Washington’ın ne istediğini net biçimde ortaya koydu: bölgesel tehdit kaynağının ortadan kaldırılması” ifadelerini kullandığını belirtti. Ancak söz konusu kaynaklara göre Petraeus, Bağdat’tan ABD’nin öngördüğü çerçevede Irak’ın sorunu çözme kapasitesine ilişkin kesin bir kanaat oluşturmadan ayrıldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen iki Batılı diplomat, ABD’nin, eski Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinin son aylarında önemli ölçüde güven kaybı yaşadığını, bunun nedeninin çatışma döneminde silahlı grupların saldırılarına karşı yeterince sert bir tutum alınmaması olarak değerlendirildiğini ifade etti. Diplomatlar, bunun yeni hükümetten daha fazla güvenlik ve siyasi garanti talep edilmesine yol açabileceğini belirtti.

Körfez ülkelerine yönelik saldırıların sürmesi ve Washington’ın önceki Irak hükümetini bu gruplara resmi koruma sağlamakla suçlamasıyla birlikte, Halk Seferberlik Güçleri ve ona bağlı silahlı yapılar giderek çözülmesi zor bir dosya haline geldi. Bir Iraklı yetkili bu durumu ‘yaklaşıldığında patlayabilecek tehlikeli bir mesele’ olarak tanımladı.

sdeferf
Şii güçler, Halk Seferberlik Güçleri’nin kaderini görüşmek üzere parlamentoya başvurmaya çalışıyor. (AP)

Washington’ın, iş insanı kimliğiyle tanınan ve siyasi çevrelerde ekonomik faaliyetlerinin siyasetle birlikte büyüdüğü konuşulan yeni Başbakan Ali ez-Zeydi’nin hükümetini İran nüfuzundan uzaklaştırmasını umduğu, silah kontrolü meselesini ise güvenin sürmesi açısından bir test olarak gördüğü ifade edildi. Ancak yakın çevresine göre bu görevin kolay olmadığı değerlendiriliyor.

Siyasi müzakereleri takip eden bir kaynak ise Petraeus’un, Halk Seferberlik Güçleri’nin dağıtılması halinde İran’a karşı yeterli bir güvenlik şemsiyesi olup olmayacağına dair Iraklı yetkililer tarafından yöneltilen sorulara yanıt vermediğini aktardı.

Bağdat zaman kazanıyor

Halk Seferberlik Güçleri, Irak’taki Şii liderlik açısından ‘kader meselesi’ ve ‘aşılamaz kırmızı çizgi’ olarak görülüyor. Şarku’l Avsat’a konuşan ve gruplara yakın yetkililere göre bu yapı, 7 Ekim 2023’teki gelişmelerin ardından derinleşen bölgesel kutuplaşmanın içine çekildi ve son savaş sürecinde ABD ile İran arasındaki gerilimin doğrudan bir parçası haline geldi.

Silahlı gruplara yakın isimlerin bazı görsel medya organlarında, ‘Halk Seferberlik Güçleri’nin entegrasyonu veya feshi yönünde adım atan herhangi bir hükümet ya da siyasi aktöre karşı sert karşılık verileceği’ yönünde uyarılarda bulunduğu ifade edildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir silahlı grup lideri, İran’ın son dönemde kendilerini, bölgedeki çıkarlarını güvence altına alan en önemli askeri güçlerden birini ortadan kaldırmayı amaçlayan Amerikan çizgisine karşı durmaları için teşvik ettiğini söyledi. Aynı kaynak, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı ve Irak’taki Şii gruplar üzerinde etkili olan bazı komutanların, Halk Seferberlik Güçleri’nin feshi yönünde bir adım atılması halinde süreci sabote edeceğini öne sürdü.

Ketaib Hizbullah’a yakın bir milletvekiline göre Halk Seferberlik Güçleri, 2016 yılında Irak Parlamentosu tarafından yasal statü kazanan bir kurum ve feshedilmesi için yeni bir meclis oylaması gerekiyor.

Şii silahlı gruplar aynı zamanda Irak parlamentosunda güçlü siyasi uzantılara sahip. Tahminlere göre bu yapılar yaklaşık 80 sandalye kontrol ediyor. İktidardaki Şii Koordinasyon Çerçevesi ise 329 sandalyeli parlamentoda yaklaşık 180 milletvekiliyle çoğunluğa sahip ve yasama sürecinde belirleyici bir etkiye sahip bulunuyor.

cfswcfd
Ketaib Hizbullah’a bağlı Haklar Hareketi’nin lideri Hüseyin Munis (solda), 14 Mayıs 2026’da Bağdat’ta gazetecilere Ali ez-Zeydi hükümetine karşı olduğunu açıkladı. (DPA)

Şarku’l Avsat’a konuşan Şii Koordinasyon Çerçevesi’nden iki üye, ittifak liderlerinin Başbakan’a grupların oluşturduğu riskler konusunda genel bir görüş birliği içinde olduklarını ancak sorunun çözümü için ulusal diyalog, teşvik temelli bir plan ve Necef’teki dini merciiyetin de dahil olduğu daha geniş kapsamlı bir strateji gerektiğini ilettiklerini aktardı.

Irak’ta görev yapan bir Batılı danışman ise Washington’ın bu tür yaklaşımları ‘zaman kazanma girişimi’ olarak değerlendirdiğini ve Halk Seferberlik Güçleri sorununun ertelenmesinin ABD açısından çok maliyetli bir durum olarak görüldüğünü söyledi.

Bir Iraklı yetkili de, Petraeus’un Bağdat’taki temasları başlamadan önce bazı ABD’li yetkililerin yerel aktörlere ‘Halk Seferberlik Güçleri sorununa kayıtsız kalmanın ciddi bedelleri olacağını’ açıkça ilettiğini belirtti.

Sesi duymazdan gelindi

Bu çerçevede Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre ABD, Halk Seferberlik Güçleri’nin entegrasyonu veya yeniden yapılandırılması ve lider kadrolarının değiştirilmesine yönelik Irak tarafından sunulan önerileri ‘şekli’ olduğu gerekçesiyle dikkate almadı.

Irak hükümeti, parlamentonun da onayladığı programında ‘Halk Seferberlik Güçleri’nin görev ve sorumluluklarının askeri ve güvenlik sistemi içinde tanımlanması’ hedefini kabul etmişti.

Başbakan Ali ez-Zeydi’nin ofisi, hükümet programında Halk Seferberlik Güçleri’ne ilişkin maddelerin nasıl uygulanacağı ve bu konuda ABD ile herhangi bir uygulama planına dahil olup olunmadığı yönündeki sorulara yanıt vermedi.

Şarku’l Avsat’a konuşan beş Iraklı ve Batılı kaynak, Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde sunulan bazı önerilerin Halk Seferberlik Güçleri ve diğer silahlı grupların yeni bir bakanlık çatısı altında toplanması ya da Başbakan’a bağlı idari bir yapı içinde yeniden düzenlenmesini hedeflediğini, ancak bu girişimlerin ABD tarafından karşılık bulmadığını aktardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, ABD’nin, Irak’ta siyasi ve güvenlik kararlarında tam egemenliğin sağlanmasına ve Washington’ın ‘terör tehdidi’ olarak tanımladığı unsurların ortadan kaldırılmasına odaklandığını, böylece Bağdat’ın komşularıyla daha istikrarlı bir ilişki kurmasının hedeflendiğini ifade etti.

sdfe
 İki Ketaib Hizbullah mensubu, Bağdat’ta bir çevik kuvvet barikatının önünde fraksiyonun bayrağını taşıyor. (Reuters)

Bağdat’ta yaygın kanaate göre, son dönemde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yönelik saldırılar, bölgedeki DMO stratejisinin bir parçası olarak hem savaş sürecinin uzantısı hem de Halk Seferberlik Güçleri’nin nüfuzunun korunmasına yönelik bir caydırıcılık hamlesi niteliği taşıyor.

Ketaib Hizbullah’ın güvenlik sorumlusu Ebu Mücahid el-Asaf 18 Mayıs 2026’da yaptığı açıklamada, bu grubun ‘direniş liderlerine ve Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik herhangi bir saldırı durumunda ABD’ye her alanda karşılık vermeye hazır olduğunu’ söyledi.

Bağdat’ta bundan sonra ne olacak?

Buna rağmen, Şarku’l Avsat’a konuşan iki Iraklı kaynağa göre, yakın dönemde ilk aşamanın başlaması ve bu kapsamda ağır ve orta ölçekli silahların Irak hükümeti ile ABD arasında mutabık kalınacak güvenilir bir Irak güvenlik birimine teslim edilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Söz konusu aşamanın ayrıca, ABD ve bölgedeki müttefiklerine yönelik saldırılara karıştığı iddia edilen bazı isimlerin görevden uzaklaştırılmasını ve Halk Seferberlik Güçleri bünyesindeki unsurların altyapısını denetleyecek Iraklı generallerin atanmasını içerdiği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre, parlamentoda siyasi temsile sahip silahlı kanatların, silahlarını teslim etmeleri halinde Irak hükümetindeki paylarını yeniden elde etmek üzere müzakereler yürüttüğü, ancak bunun için hükümete katılımlarının engellenmeyeceğine dair kesin güvenceler talep ettikleri aktarıldı.

Öte yandan Ali ez-Zeydi hükümetinde bazı bakanlıkların Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle hâlâ boş olduğu, bazı atamaların ise İran ile bağlantılı görülen isimlere yönelik ABD vetosu nedeniyle askıya alındığı belirtildi.