Irak'lı bir grup Haşdi Şabi’nin tasfiyesine karşı uyarıda bulundu

Cumhurbaşkanı, silahın yalnızca devletin elinde toplanmasına yönelik adımları övdü

4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra'da, Irak devlet güçlerine silahlarını teslim etmek üzere düzenlenen törende Barış Tugayları (AP)
4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra'da, Irak devlet güçlerine silahlarını teslim etmek üzere düzenlenen törende Barış Tugayları (AP)
TT

Irak'lı bir grup Haşdi Şabi’nin tasfiyesine karşı uyarıda bulundu

4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra'da, Irak devlet güçlerine silahlarını teslim etmek üzere düzenlenen törende Barış Tugayları (AP)
4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra'da, Irak devlet güçlerine silahlarını teslim etmek üzere düzenlenen törende Barış Tugayları (AP)

Irak hükümeti, silahların yalnızca devletin kontrolünde toplanmasını öngören programını kararlılıkla sürdüreceğini bir kez daha vurgularken, bazı silahlı gruplar yetkililerle iş birliğine hazır olduklarını gösterdi. Buna karşılık bazı gruplar ise bu girişimlere karşı çıkarak, söz konusu adımları "direniş silahlarını hedef alma" girişimi olarak değerlendirdi.

Hükümet Sözcüsü Basim el-Avvadi televizyona yaptığı açıklamada, "Irak'ın egemenliği, güvenliği ve silahın yalnızca devletin elinde bulunması, Ali ez-Zeydi hükümetinin temel öncelikleri arasında yer almaktadır" dedi.

El- Avvadi, silahların devlet kontrolüne alınmasının öneminin, "silahlı gücün siyasi yönlendirmelerle kullanılmasının önüne geçmek" olduğunu belirtti.

Sözcünün açıklamaları, devlet dışı silahlı yapılar konusunda hükümetin daha net bir tutum benimsediğine işaret etti. El- Avvadi, "Irak tam egemen bir devlettir ve en üst otoritesi ne dış güçlerin iradesine ne de iç dayatmalara tabidir" ifadelerini kullandı.

Bu açıklamalar, bazı silahlı gruplarla resmi bir kurum olarak tanımlanan Haşdi Şabi arasındaki ilişki ve "direniş" adı altında faaliyet gösteren silahlı oluşumlar hakkındaki tartışmaların sürdüğü bir dönemde yapıldı.

Haşdi Şabi Başkanı Falih el-Feyyad da daha önce yaptığı açıklamada, "Haşdi Şabi Yasası'nın, kurum ile silahlı gruplar arasında açık bir ayrım yaptığını" söylemişti. Bu açıklama, resmi kurum ile devlet dışında bulunan silahlı yapılar arasındaki hukuki ayrımın altını çizen bir mesaj olarak değerlendirildi.

İlk adımlar atıldı

Söz konusu açıklamalar, Güvenlik Medya Hücresi Başkanı Korgeneral Saad Maan'ın geçen perşembe günü yaptığı duyuruyla eş zamanlı geldi.

Maan, silahlı grupların resmi güvenlik sistemi içine entegrasyonuna yönelik ilk somut adımların atıldığını belirterek, "Seraya es-Selam" (Barış Tugayları) güçlerine ait karargâh ve silahların Samarra kentinde devlete teslim edilmeye başlandığını açıkladı.

Bu süreç, Sadr Hareketi lideri Mukteda el-Sadr tarafından başlatılan bir girişim çerçevesinde hayata geçirildi.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Maslahatgüzarı Joshua Harris ile görüşürken, (Hükümet medyası)Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Maslahatgüzarı Joshua Harris ile görüşürken, (Hükümet medyası)

Cumhurbaşkanından destek

Hükümetin çabalarına destek veren bir gelişme de Cumhurbaşkanı Nizar Amedi'den geldi.

Amedi bugün yaptığı açıklamada, bazı Iraklı grupların silahlarını devlete teslim etme ve bu dosyanın yalnızca resmî kurumlar tarafından yönetilmesi konusunda yetkililerle iş birliği yapma yönündeki girişimlerini övdü.

Cumhurbaşkanı, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin Süleymaniye kentinde düzenlenen "Delphi Ekonomi Forumu"nda yaptığı konuşmada, silahsızlanma konusunda uzlaşı sağlanmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü belirtti.

Amedi, bu çabaların güvenlik ve istikrarı güçlendireceğini, aynı zamanda yeniden yapılanma ve kalkınma süreçlerine katkı sunacağını ifade etti.

Irak Cumhurbaşkanı, istikrarın artık yalnızca yerel bir hedef olmadığını, bölgesel ve küresel kalkınmanın da temel şartlarından biri haline geldiğini vurguladı.

Ülkenin karşı karşıya olduğu temel sorunlar arasında gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi, petrol gelirlerine dayalı ekonomik yapının sona erdirilmesi, yatırım ortamının geliştirilmesi ve yolsuzlukla kararlı mücadele bulunduğunu belirten Amedi, yatırımcılar için güvenli bir ortam oluşturmanın öncelikleri arasında yer aldığını söyledi.

Irak'taki "El-Nuceba" hareketi üyeleri, 8 Ekim 2023'te Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda, (AFP)Irak'taki "El-Nuceba" hareketi üyeleri, 8 Ekim 2023'te Bağdat'ta düzenlenen bir toplantıda, (AFP)

"Direnişin Tasfiyesi" eleştirisi

Ancak hükümetin bu politikası bazı silahlı grupların tepkisini çekiyor.

Silahların yalnızca devletin elinde bulunması ilkesine karşı çıkan Iraklı silahlı gruplardan Nuceba Hareketi, yürütülen sürecin "direniş güçlerini ve Haşdi Şabi'yi hedef aldığını" savundu.

Hareketin Yürütme Konseyi Başkanı Nazım es-Saidi, Necef'te düzenlenen bir törende yaptığı konuşmada, "Silahın devletin elinde toplanması söylemi pratikte direniş güçlerini ve Haşdi Şabi'yi hedef almaktadır" ifadelerini kullandı.

Es-Saidi, Irak'taki silah meselesinin ciddi şekilde ele alınacaksa bunun tüm tarafları kapsaması ve istisnasız herkese aynı ölçütlerin uygulanması gerektiğini söyledi.

Mevcut taleplerin ileride Irak'ın güvenlik ve askeri kurumlarının kapasitesini de sınırlandırabileceği uyarısında bulunan Saidi, Haşdi Şabi'nin siyasallaştırılması veya siyasi kota sistemine dahil edilmesi yönündeki girişimlerden endişe duyduklarını ifade etti.

Öte yandan, Nüceba Hareketi lideri Akram al-Kaabi, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada silahların devlet tekelinde toplanmasına ilişkin çağrıların "doğrudan İsrail'in teşvikiyle" gündeme getirildiğini öne sürdü.

Hizbullah Tugayları: Silahları teslim etmeyeceğiz

Irak'taki bir diğer silahlı yapı olan Ketaib Hizbullah ise bağlı beş direniş grubunun mevcut koşullarda silahlarını teslim etmeyi düşünmediğini açıkladı.

Örgütün güvenlik sorumlularından Ebu Mücahid el-Assaf, silahların teslim edilmesi veya bazı silahlı yapıların yeniden organize edilmesinin ilgili grupların kendi iç meselesi olduğunu belirterek, ülkede fitne çıkarmaya yönelik girişimlere karşı uyarıda bulundu.

Assaf, bu konuda atılacak adımların nihai ve açık olması gerektiğini, yürütülen süreçlerin arkasında farklı yorumlar ve çeşitli motivasyonlar bulunduğunu ifade etti.

Sünni kesimlerden destek

Hükümetin girişimleri, özellikle ülkenin batı bölgelerinde bulunan siyasi çevreler ve toplumsal kesimler tarafından olumlu karşılandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre aralarında Ebu Hanife el-Numan ve Abdulkadir el-Geylani camileri hatiplerinin de bulunduğu çok sayıda Sünni din adamı, silahların devlet tekelinde toplanmasını amaçlayan hükümet politikalarına destek verdi.

Bağdat'taki Ebu Hanife Camii'nin imamı ve cuma hatibi Abdülvehhab es-Samerrai, hükümetin attığı adımı memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, "Bu önemli girişimin güvenlik, istikrar, barış ve toplumsal birlikte yaşamı güçlendirmesini umuyoruz" dedi.

Samerrai, "Bir tarafta çok sayıda silahlı grup bulunurken, diğer insanların silahsız kaldığı bir ortamda gerçek güvenlikten söz etmek mümkün değildir" değerlendirmesinde bulundu.

Silah meselesinin devlet egemenliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Samerrai, silahlı gücün kullanım yetkisinin yalnızca devlet kurumlarına ait olması gerektiğini söyledi.

Bu açıklamalar, Irak'ta güvenlik alanının yeniden düzenlenmesi ve silahlı gücün yalnızca resmî kurumlar tarafından kullanılmasına yönelik hükümet politikalarına verilen siyasi ve toplumsal desteğin giderek arttığını gösteriyor.



Arakçi’den Avn'a: Lübnan'ı gerçek düşmanı İsrail'den kurtarın

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
TT

Arakçi’den Avn'a: Lübnan'ı gerçek düşmanı İsrail'den kurtarın

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün, Lübnan Cumhurbaşkanı'na ülkesini “gerçek düşmanı” olarak nitelendirdiği İsrail’den kurtarma çağrısında bulundu. Bu açıklama, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın dün Tahran’a Lübnan’ın iç işlerine müdahale etmemesi yönünde yaptığı çağrının ardından geldi.

Arakçi, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Sayın Avn’ın açıklamalarına bakılırsa, insan İran’ın Lübnan’ın beşte birini işgal ettiğini, nüfusun dörtte birini yerinden ettiğini ve ülkeyi her gün bombaladığını sanabilir. Eğer Lübnan İran için  pazarlık kozu olsaydı, çoktan bir anlaşmaya varmış olurduk. Sayın Cumhurbaşkanı, Lübnan’ı gerçek düşmanınızdan kurtarın” ifadelerini kullandı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aovn ise dün ABD merkezli CNN’e verdiği röportajda, İran’a Lübnan’ın iç işlerine karışmama çağrısında bulunmuştu. Bu açıklama, Washington tarafından ilan edilen ancak başarısızlıkla sonuçlanan yeni İsrail–Hizbullah ateşkes girişiminin ardından geldi.

Avn, “Burası sizin ülkeniz değil, bizim ülkemiz. Sorumluluk da bize ait. Sizin göreviniz ülkemize müdahale etmek değildir” dedi. Lübnan Cumhurbaşkanı ayrıca, “Ölen bizim halkımız, yıkılan da bizim evlerimizdir” ifadelerini kullandı.

Avn, İsrail ile yürütülen doğrudan müzakerelerin başlamasından bu yana Hizbullah ve Lübnan kamuoyunun bir kesiminden eleştiri alıyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu görüşmeler, diplomatik ilişkileri bulunmayan iki ülke arasında onlarca yıl sonra gerçekleştirilen ilk doğrudan temas niteliği taşıyor.

Öte yandan Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam da İran’a, ülkesini ABD ile yürüttüğü müzakerelerde şartlarını iyileştirmek için “pazarlık kartı” olarak kullanmaktan vazgeçmesi çağrısında bulundu.

Tahran yönetimi ise Washington ile yapılacak ve 28 Şubat’ta İsrail ile ABD’nin başlattığı hava saldırılarıyla başlayan savaşı sona erdirmeyi hedefleyen herhangi bir anlaşmanın, Lübnan cephesinde ateşkes sağlanmasını ve İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesini içermesini talep ediyor.

Lübnan’daki savaş, 2 Mart’ta Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları düzenlemesiyle başladı. Hizbullah, saldırıların İran lideri Ali Hamaney’in ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ilk saldırılarında öldürülmesine karşılık olarak gerçekleştirildiğini açıkladı. İsrail ise buna, geniş çaplı hava saldırıları ve Güney Lübnan’a yönelik kara operasyonlarıyla karşılık verdi.

AFP’nin resmi verilere dayandırdığı son istatistiklere göre çatışmaların başlangıcından bu yana İsrail’in Lübnan’a düzenlediği saldırılarda 3 bin 560’tan fazla kişi hayatını kaybetti. İsrail tarafında ise Lübnan’daki operasyonlar sırasında 27 asker ve bir sivil sözleşmeli personel yaşamını yitirdi.


Lübnan, İran tarafından müzakerelerde kullanılmaya karşı çıkıyor

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinde İsrail İHA’sı tarafından hedef alınan ve alev alan aracın etrafında sağlık görevlileri ve acil durum personeli (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinde İsrail İHA’sı tarafından hedef alınan ve alev alan aracın etrafında sağlık görevlileri ve acil durum personeli (AFP)
TT

Lübnan, İran tarafından müzakerelerde kullanılmaya karşı çıkıyor

Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinde İsrail İHA’sı tarafından hedef alınan ve alev alan aracın etrafında sağlık görevlileri ve acil durum personeli (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinde İsrail İHA’sı tarafından hedef alınan ve alev alan aracın etrafında sağlık görevlileri ve acil durum personeli (AFP)

Lübnan, İran'ın ülkeyi ABD ile yürüttüğü müzakerelerde bir pazarlık unsuru olarak kullanma girişimi olarak değerlendirdiği tutuma karşı çıktı. Bu gelişme, Tahran ve Hizbullah'ın, Beyrut ile Tel Aviv arasında ABD arabuluculuğunda hazırlanan ateşkes anlaşması taslağına yönelik itirazlarının ardından yaşandı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, CNN'e verdiği röportajda, İran'ın Washington ile yürüttüğü müzakerelerde Lübnan'ı bir baskı kartı olarak kullandığını söyledi. Avn, İran'ın Lübnan'a yardım etmeye çalışmadığını, bölgedeki çatışmaların bedelini ise Lübnan halkının ödediğini ifade etti.

Lübnan'ın çıkarlarının İran'ın çıkarlarıyla örtüşmediğini vurgulayan Avn, İran Devrim Muhafızları'na da seslenerek, "Lübnan sizin ülkeniz değil" dedi.

Başbakan Nevvaf Selam da İran'ın ülkesine, müzakerelerde şartlarını iyileştirmek için kullanılan bir "pazarlık kartı" gibi davranmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi. Selam, Lübnanlıların, ateşkes anlaşmasına ilk karşı çıkan tarafın İran Devrim Muhafızları olmasına şaşırdığını belirtti.

Öte yandan Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Ann, Lübnan ve bölgedeki son gelişmeleri ele aldı. Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Avn'ın Veliaht Prens'i telefonla aradığı görüşmede taraflar, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik çabaları değerlendirdi.

Avn ayrıca, Suudi Arabistan'ın Lübnan'a verdiği destek ve özellikle ülkedeki gerilimin azaltılması ile gerilimin durdurulmasına yönelik katkılarından dolayı Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a teşekkür etti.


İsrail'in düzenlediği hava saldırısında Lübnan ordusundan üst düzey bir subay ve çok sayıda asker hayatını kaybetti

İsrail güçlerinin iki gün önce çekildiği güneydeki Dbayn köyünde yıkılmış bir evin önünde iki Lübnanlı asker (AP)
İsrail güçlerinin iki gün önce çekildiği güneydeki Dbayn köyünde yıkılmış bir evin önünde iki Lübnanlı asker (AP)
TT

İsrail'in düzenlediği hava saldırısında Lübnan ordusundan üst düzey bir subay ve çok sayıda asker hayatını kaybetti

İsrail güçlerinin iki gün önce çekildiği güneydeki Dbayn köyünde yıkılmış bir evin önünde iki Lübnanlı asker (AP)
İsrail güçlerinin iki gün önce çekildiği güneydeki Dbayn köyünde yıkılmış bir evin önünde iki Lübnanlı asker (AP)

Lübnan'ın güneyinde bugün bir askeri araca düzenlenen İsrail hava saldırısında, aralarında üst düzey bir subayın da bulunduğu Lübnan askerleri hayatını kaybetti.

Lübnan Resmi Ajansı (NNA), El-Hardali - El-Cermak yolu üzerinde seyir halindeki bir arazi aracını hedef alan saldırıda, "Lübnan ordusunda görevli tuğgeneral rütbesindeki bir subay ile araç sürücüsünün şehit olduğunu" duyurdu.

Lübnan Ordusu tarafından yapılan açıklamada da şu ifadelere yer verildi:

"İsrail'in Lübnan'a ve halkına yönelik saldırganlığı sürerken, El-Hardali - Nabatiye yolu üzerinde bir askeri aracı hedef alan barbarca İsrail hava saldırısında, aralarında bir subayın da bulunduğu çok sayıda askerimiz şehit olmuştur."

Lübnan ile İsrail arasında ilan edilen şartlı ateşkes anlaşması; Hizbullah'ın ateşi kesmesini ve Güney Lübnan'daki sınır bölgelerinden çekilmesini öngörüyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre anlaşma, Lübnan ordusunun devlet dışı tüm aktörlerin dışarıda tutulmasıyla "kontrolü tamamen ve özel olarak" devralacağı "pilot bölgelere" konuşlanmasını öngörüyor.