Silahların kısıtlanması, arabulucuların Gazze’deki gruplara yönelik gündeminde ilk sıraya yerleştihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5281550-silahlar%C4%B1n-k%C4%B1s%C4%B1tlanmas%C4%B1-arabulucular%C4%B1n-gazze%E2%80%99deki-gruplara-y%C3%B6nelik-g%C3%BCndeminde
Silahların kısıtlanması, arabulucuların Gazze’deki gruplara yönelik gündeminde ilk sıraya yerleşti
İsrail’in dün Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentinde düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Filistinliler (AP)
Kahire'de bir araya gelen çeşitli Filistinli grupların temsilcilerinden oluşan kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Gazze'de ‘silahların kısıtlanması’ meselesinin arabulucuların geçtiğimiz ekim ayında ilan edilen kırılgan ateşkese ilişkin önerisinin gündeminde ilk sıraya taşındığını belirtti. Söz konusu ateşkes, İsrail'in süregelen ihlalleri nedeniyle fiilen delik deşik olmuş durumda. Bu süreçte 950'den fazla Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ile Hamas ve diğer gruplar arasındaki dolaylı müzakereler çıkmaza girmiş bulunuyor. Filistin tarafı, İsrail ordusunun işgal ettiği topraklardan çekilmesini ve Gazze'ye yardım ile mal girişinin sağlanmasını öngören birinci aşama yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde ısrar ederken Tel Aviv, ikinci aşamanın en kritik maddesi olarak gördüğü grupların silahsızlandırılması için baskı uyguluyor.
Aralarında Hamas'tan iki ismin de bulunduğu dört kaynak, başta Mısır, Katar ve Türkiye olmak üzere arabulucuların hazırladığı taslakta silah meselesinin önceki turların aksine bu kez gündemin ilk maddesi olarak yer aldığını doğruladı. Kaynaklar, bu maddenin silahların kısıtlanmasıyla ilgili olduğunu ve insani, güvenlik ile siyasi alanlardaki diğer maddelerle eş zamanlı olarak ele alınacağını vurguladı.
Müzakerelerin başından bu yana Fetih Hareketi (El Fetih) temsilcilerinin katılmadığı görüşmelerde bir araya gelen sekiz Filistinli grubun temsilcileri, kendilerine sunulan taslağı kendi aralarında değerlendirdi ve sonraki toplantıda ortak bir tutum açıklamak üzere daha kapsamlı istişareler yürütmeye karar verdi.
Suheyl el-Hasan'ın ofis müdürü yakalandı, kendisi ise hâlâ firardahttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5281548-suheyl-el-hasan%C4%B1n-ofis-m%C3%BCd%C3%BCr%C3%BC-yakaland%C4%B1-kendisi-ise-h%C3%A2l%C3%A2-firarda
Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçleri, Esed rejiminin tamamen çökmesinden bir hafta önce, 1 Aralık 2024'te Halep vilayetinin doğusundaki Kuveyris Askeri Havalimanı önünde (AFP)
Suheyl el-Hasan'ın ofis müdürü yakalandı, kendisi ise hâlâ firarda
Saldırganlığı Caydırma Operasyonu güçleri, Esed rejiminin tamamen çökmesinden bir hafta önce, 1 Aralık 2024'te Halep vilayetinin doğusundaki Kuveyris Askeri Havalimanı önünde (AFP)
Suriye İçişleri Bakanlığı, Terörle Mücadele Biriminin titiz bir güvenlik takibi sonucunda çöken rejimin aygıtlarında kıdemli yardımcı rütbesiyle Tümgeneral Suheyl el-Hasan'ın ofis müdürlüğü görevini yürüten Gassan Assaf'ı gözaltına aldığını açıkladı.Suheyl el-Hasan ise devrik rejimin önde gelen isimlerinden pek çoğuyla birlikte hâlâ firarda.
Assaf, Halep'in batı kırsalında sivillere yönelik işlenen vahşi katliamlarla bağlantılı olduğu değerlendirilen isimler arasında yer alıyor. Suriye’nin özgürleştirilmesinin ardından da faaliyetlerini sürdürdüğü ileri sürülen Assaf'ın terör hücreleri kurduğu, kışkırtıcı içerikler yaydığı ve kamu güvenliğini ile kurumlarını hedef alan bombalı saldırıların arkasında durduğu belirtildi.
Suriye Silahlı Kuvvetleri'nin eski komutanlarından Suheyl el-Hasan, Suriye Hava Kuvvetleri ve Hava İstihbaratı'nda görev yaptı. Ülkede 2011 yılında başlayan halk ayaklanması sürecinde adından söz ettirmeye başladı. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre ‘Kaplan’ lakabıyla tanınan Hasan, eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in rejiminin en önde gelen saha komutanlarındandı. Yakıp yıkma politikası ve yoğun hava desteğine dayanan ‘Kaplan Kuvvetleri’ adlı özel bir birlik kurarak komutasını üstlendi.
Hasan, Halep, Humus, İdlib ve Doğu Guta başta olmak üzere pek çok bölgede büyük çaplı operasyonlar yönetti. İnsan hakları kuruluşları ve Batılı raporlar, onu binlerce sivilin hayatını kaybettiği askeri operasyonlardan ve ‘varil bombaları’ olarak bilinen patlayıcıların kullanımından sorumlu tuttu.
Hasan, Esed rejiminin çöküşünün ardından ülkeden kaçtı. Sızdırılan bilgilere göre Beşşar Esed ile ailesinin ve üst düzey yetkililerin bir bölümünün sığındığı Rusya'da bulunuyor.
Askeri grupların komutanlarından Şuayb Mahmud İbrahim, isyancı bölgelere yönelik operasyonlara katıldı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Assaf, İçişleri Bakanlığı'nın son 24 saat içinde gözaltına aldığı devrik rejimin aranan simalarından dördüncü isim oldu. Kendisinden önce Şuayb Mahmud İbrahim, Muhammed Hassani ve kimliği açıklanmayan bir kişi yakalanmıştı. Tüm bu isimler ‘savaş suçu işlemek, mezhepçi milis faaliyetlerine katılmak ve sabotaj eylemlerine karışmakla’ suçlanıyor.
İç Güvenlik Kuvvetleri, cumartesi günü eski rejim bünyesindeki askeri birliklerin komutanlarından Şuayb İbrahim'i gözaltına aldı. İbrahim, savaş suçu işlemek ve isyancı bölgelere yönelik askeri operasyonlara katılmak gerekçesiyle aranıyordu.
Operasyon, Hama kırsalında bulunan Masyaf bölgesindeki bir noktada şüpheli faaliyetler yürütüldüğünü ve gizlenmiş silahlar bulunduğunu doğrulayan istihbarat bilgilerinin takip edilmesiyle hayata geçirildi. İlk soruşturmalar, gözaltına alınan kişinin 2017 yılında Humus ve Hama kırsallarındaki çatışmalara katıldığını ve şehit cesetlerine yönelik vahşet eylemlerine karıştığını ortaya koydu. Zanlı ayrıca bir miktar silahı Masyaf bölgesindeki başka bir kişide sakladığını itiraf etti. Yetkili birimler, silahların ele geçirilip müsadere edilmesi ve diğer zanlının yakalanması amacıyla operasyonlarını sürdürüyor.
Suriye Arap Ordusu Özel Kuvvetleri'nin eski komutanı Suheyl el-Hasan, birliklerinden birinin komutanı Sari Kasım ile birlikte (Suriye Devrimi Arşivi)
İç Güvenlik Kuvvetleri, cumartesi günü Muhammed Bassam Hassani'yi de savaş suçuna karıştığının tespit edilmesi üzerine gözaltına aldı. İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre Hassani, Suriye'nin orta kesimlerindeki Hama vilayetinde Hava İstihbaratı'na bağlı Tarmaş Alayı’nda görev yaptı, Halep ve Hama kırsallarındaki operasyonlara ve Kuveyris Askeri Havalimanı muharebelerine katıltı. Ardından Hizbullah saflarına katılan Hassani, Tedmur ve Suriye çölünde faaliyet gösterdi ve bu bölgelerde hakkında ihlal ve suç dosyaları oluşturuldu.
Söz konusu operasyonların, İçişleri Bakanlığı ve ilgili kurumların Suriye halkına yönelik suç ve ihlallere karışan kişileri yargı önüne çıkarma çabalarının bir parçası olduğu vurgulandı. Bu çabalar cezasızlık ilkesinin uygulanması, geçiş dönemi adaletinin tesisi ve mağdur yakınlarının haklarının güvence altına alınması hedefleri doğrultusunda sürdürülüyor.
İsrail, Beyrut'un güney banliyölerini vurdu; ateşkesi fiilen geçersiz saydıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5281507-i%CC%87srail-beyrutun-g%C3%BCney-banliy%C3%B6lerini-vurdu-ate%C5%9Fkesi-fiilen-ge%C3%A7ersiz-sayd%C4%B1
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanının hedef aldığı bölgede sivil savunma personeli (AP)
Beyrut: Muhammed Şukeyr /Tel Aviv: Nezir Mecli:Şarku'l Avsat
TT
Beyrut: Muhammed Şukeyr /Tel Aviv: Nezir Mecli:Şarku'l Avsat
TT
İsrail, Beyrut'un güney banliyölerini vurdu; ateşkesi fiilen geçersiz saydı
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanının hedef aldığı bölgede sivil savunma personeli (AP)
İsrail, dün Beyrut'un güney banliyölerine hava saldırısı düzenledi. Saldırı, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana bölgeye yönelik ilk operasyon olarak kayda geçti. Tel Aviv'deki kaynaklar, Hizbullah'ın ateşkesi reddettiğini ve İsrail ordusu ile İsrail yerleşimlerine yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini öne sürerek ateşkesin artık "geçersiz" olduğunu savundu.
İsrail basınına yansıyan bilgilere göre Tel Aviv yönetimi, saldırı öncesinde Washington'u bilgilendirdi ve gerilim istemediği mesajını iletti. Ayrıca Başbakan Binyamin Netanyahu'ya yakın çevreler, operasyonu İsrail'in karar alma süreçlerinde bağımsız hareket ettiğinin göstergesi olarak sunmaya çalıştı.
Bu arada Tahran'da açıklama yapan İran Parlamentosu üyesi İbrahim Rızai, Beyrut'un güney banliyölerine yönelik İsrail saldırısına ülkelerinin "sert bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.
Gelişme, ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa'nın Lübnanlı yetkililerle gerçekleştireceği kritik temaslar öncesinde yaşandı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Issa'nın sırasıyla Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam ile görüşerek "Washington Anlaşması" olarak anılan düzenlemeye ilişkin Lübnan'ın tutumunu değerlendirmesi bekleniyor.
Siyasi kaynaklara göre Issa, özellikle Berri'nin anlaşmanın bazı maddelerine yönelik itirazlarının nedenlerini anlamaya çalışacak. Berri daha önce söz konusu düzenlemeyi "melez ve tuzaklarla dolu" olarak nitelendirmişti.
Öte yandan büyükelçinin görüşmeler sırasında, Lübnan Genelkurmay Başkanı Rodolphe Heykel'in, ABD-İran müzakerelerinde rol üstlenen Pakistan'a gerçekleştirdiği ziyaretin amacını da araştıracağı belirtiliyor.
Sudan'ın siyasi güçleri ve savaş döneminde alt üst olan önceliklerhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5281329-sudan%C4%B1n-siyasi-g%C3%BC%C3%A7leri-ve-sava%C5%9F-d%C3%B6neminde-alt-%C3%BCst-olan-%C3%B6ncelikler
Sudan'ın siyasi güçleri ve savaş döneminde alt üst olan öncelikler
Çad'ın Vadi Fira eyaletindeki Tin Geçiş Kampı’na doğru yola çıkmadan önce Çad-Sudan sınırında bekleyen mülteciler, 4 Mayıs 2025 (AP)
Emced Ferid et-Tayyib
Sudan'da 2023 yılının nisan ayında ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında savaşın patlak vermesinden bu yana bazı siyasi güçlerin, ülkede yaşananları tanımlama ve buna yaklaşmada belirgin bir kararsızlık sergilediği göze çarpıyor. Bu güçler savaşın ilk günlerinden itibaren yaşananları, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin), siyasal İslam ve devrim karşıtı güçlere karşı yürütülen ideolojik nitelikli bir iktidar mücadelesi olarak sınıflandırmaya çalıştı. Bu anlatı aslında HDK’nın savaşını meşrulaştırmak için benimsediği söylemin ta kendisiydi. Bu çerçevede sergilenen siyasi tutumlar, söz konusu güçleri HDK ve onu destekleyen bölgesel güçlerle örtüşür hale getirdi. Bu güçlerin milislere destek, ağırlama ve siyasi araçsallaştırma aracılığıyla kurdukları ilişkiyi zaten gizlemedikleri biliniyordu.
Bu güçler daha da ileri giderek HDK ile ilk andan itibaren aynı çizgide olduğunu açıkça ortaya koyan kişilerle ve gruplarla açıkça siyasi ittifaklar kurdu. Bu kişilerin arasında HDK’nın savaşına siyasi bir vizyon üretmek amacıyla 2023 yılının temmuz ayında Togo’da düzenlenen toplantıya katılan Muhammed Hasan el-Teayişi yer alıyor. Süleyman Sandal ise toplantıdan kısa bir süre önce Genelkurmay Başkanlığı’na yapılan ilk saldırı anından itibaren HDK ile koordinasyon içinde olduğunu açıkladı. Taha İshak ve diğerlerinin de HDK liderliğinden isimler tarafından (İzzet Yusuf) HDK'nın komutan yardımcısının ofisinde görev yaptıkları teyit edildi. Tüm bunlara karşın bu güçler söz konusu isimleri saflarına katmakta ısrar etti ve onları dünyaya tarafsız taraflar olarak sunarak ‘Takaddum İttifakı’ bünyesinde onlarla bir araya geldi. Bir süre sonra bir kısmı ayrılarak Sudan Kurucu İttifakı (Tesis) koalisyonunu oluşturdu. Geri kalanlar ise Sumud İttifakı içinde bir nevi cezalandırılmış halde yer aldı. Ancak sorun yalnızca söylem ve ittifaklarla sınırlı değildi; daha da derininde, gerçeklerin kendisiyle yüzleşme biçiminde düğümleniyor.
HDK yalnızca orduya ya da hükümete karşı savaşmadı. Genelkurmay Başkanlığı'nı kuşatmasının hemen ardından vatandaşların evlerini işgal etmeye, özel mülkleri yağmalamaya ve sivilleri sindirmeye yöneldi. Bunu yaparken de ‘bunlar siyasal İslamcı akımı destekleyenlerin evleri’ ya da ‘Hartum’daki ordu ve Sudan dokusunun Arap unsuru’ gibi sığ ideolojik gerekçelere sarıldı. Sanki bu sınıflandırma, özel mülklere el koymaya ve insanları aşağılamaya meşruiyet zemini oluşturuyormuş gibi. Daha da tehlikeli olanı, bazı siyasi ve medya figürlerinin bu uygulamaları kınamak yerine çerçevelemeye ve sürdürülmesini meşrulaştırmaya soyunmasıydı. Öyle ki Sudanlıların evlerinin boşaltılması meselesi, Cidde Anlaşması görüşmelerinde bir müzakere ve pazarlık konusuna dönüştü.
Ardından mesele iç savaşın sınırlarını da aştı. HDK, Afrika'dan Kolombiya'ya kadar dünyanın dört bir yanından paralı asker devşirdi. Bunu sağlayan dış finansman ve destek, gizlenme ihtiyacı duymadan alenen sürdürüldü. Bu noktada konu, hükümetle yaşanan silahlı siyasi bir çatışmanın çok ötesine geçerek Sudan devletinin bütün temel unsurlarına, halkına, topraklarına ve yönetimine yönelik doğrudan bir saldırıya dönüştü.
HDK yalnızca orduya ya da hükümete karşı savaşmadı. Genelkurmay Başkanlığı’nı kuşatmasının hemen ardından vatandaşların evlerini işgal etmeye, özel mülkleri yağmalamaya ve sivilleri sindirmeye yöneldi ve bunu yaparken de sığ ideolojik gerekçelere sarıldı.
Buna karşın bazı siyasi güçler bu gerçekleri, yeniden iktidara erişimlerini düzenleyecek siyasi bir denklem uğruna göz ardı edilebilecek ayrıntılar olarak değerlendirmekte ısrar etti.
Bu süreç, Abdullah Hamduk ve bir kısım siyasi liderin HDK'nın El Cezire'yi işgal ettiği ve bölge halkına en ağır ihlalleri uyguladığı sırada HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu (Hâmidetî) ile ‘Addis Ababa Anlaşması’nı imzalamalarıyla zirveye ulaştı. Bu güçler söz konusu adımı Sudan hükümetiyle koordinasyon içinde attıklarını öne sürerek meşrulaştırmaya çalıştı. Ancak gerçekler bu iddiayı desteklemedi. Anlaşmanın maddeleri hükümet tarafıyla önceden koordinasyon yapıldığı fikri ile mantıksal olarak örtüşmüyor. Zamanlaması ise görmezden gelinemeyecek sorular doğuruyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre anlaşma, Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD), Cibuti'de açıkladığı olası bir ateşkesi görüşmek amacıyla planlanan Sudan Ordusu Komutanı ve Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah eş-Burhan ile Hâmidetî arasında doğrudan bir görüşme yapılmasının önünü kesmek gibi bir işlev gördü. Hâmidetî, görüşmeden yalnızca bir gün önce teknik gerekçeler öne sürerek toplantıya katılamayacağını bildirdi. Ertesi gün ise Addis Ababa'da Hamduk ve grubuyla birlikte görüntülendi. Bu gelişme, siyasi açıdan görmezden gelinmesi güç bir kanıt niteliği taşıyordu.
Sudan ordusu askerleri, HDK’dan geri alındıktan iki gün sonra, Hartum'un güneyindeki Omdurman şehri Saliha ilçesinde devriye gezerken görülüyor, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Tüm bunlarda bazı siyasi güçlerin, Sudanlıların ödeyeceği bedeli yeterince gözetmeksizin yüksek maliyetli bir iktidar serüvenine göz kırptığına tanık olundu. Savaş patlak vermeden önce, hatta çok daha öncesinde, HDK ne varsayımsal ne de mahiyeti belirsiz bir tehlikeydi. Geçmişi, yapısı ve pratikleriyle HDK, Sudanlıların güvenliğine, geçimine, onuruna ve canına yönelik en büyük tehdidi temsil ediyordu. Milli görev bu tehlikeye direnmekti. Onunla bir arada yaşama formülleri aramak, onu meşru bir aktör olarak tutmaya siyasi gerekçeler üretmek ya da açık ya da örtük biçimde onunla ittifak kurmak değil.
Bu yüzden savaşın niteliğini çarpıtmaya, tarafları eşitlemeye ya da gerçeği örtmek amacıyla ‘ilk kurşunu kim attı’ gibi tartışmaların içinde hakikati boğmaya çalışmak salt bir siyasi yanılgı değil, meselenin özünden sapma. Savaş silahların patladığı anda başlamadı; milis birlikleri, günler öncesinden bir askeri üssü kuşatmak için harekete geçerek zorla askeri ve siyasi olgular dayatmaya başladığında fiilen başladı. Üstelik ne kadar tartışmalı olursa olsun içeride bir Sudan meselesine bölgesel ülkelerin müdahalesini savunmak ulusal egemenliğin sırtına saplanmış bir hançer oldu. Tıpkı Sudan devriminin sloganlarını silahlı bir milis projesinin hizmetine koşulması gibi.
Sapla samanın bir birine girdiği bir diğer tehlikeli karıştırma ise mantıksal sonucu yalnızca HDK’nın askeri varlığının barışçıl yollarla tasfiyesi olabilecek askeri müzakere ile hukukun üstünlüğüne dayalı sivil demokratik bir yönetim inşasını hedefleyen siyasi süreç birbirine karıştırılmasıydı. Bu karıştırma ne barış üretti ne demokratik geçişi sağladı. Aksine demokratik dönüşüm söyleminin savaşı meşrulaştırmak için araçsallaştırıldığı koşullarda her iki süreci de içinden çıkılmaz hale getirdi.
Yukarıdakiler soyut teorik okumalar değil, bilakis açıkça yaşanmış ve Sudanlıların ile dünyanın gözü önünde gelişmeye devam eden gerçeklerin aktarımıdır. Bu siyasi güçlere yakışan, ulusal önceliklerini yeniden düzenlemek ve dar iktidar hesapların bedelini ödemeye devam eden bir halkın canını, yurdunu ve geleceğini ortaya koyduğu bu süreçte milislerin ihlalleri karşısında Sudanlıların yanında açıkça yer almaktır.
Hartum yakınlarında yer alan Omdurman'da kurşun ve şarapnel izleri görülen ve Sudan bayrağı tutan kişilerin resmedil bir duvar, Sudan, 23 Nisan 2026 (AP)
Bu çıkmazdan kurtuluş imkânsız değil ve hâlâ mümkün. Ancak başlangıç noktası, günaha sarılmaktan vazgeçmek ve geçmiş tutumların açık bir muhasebesini yapıyor. Devletle ve kurumlarıyla ilişkinin yeniden ele alınması, devletin kimin yönettiği konusundaki anlaşmazlık gerekçesiyle yıkılmaması gereken ulusal bir çerçeve olarak görülmesi, Sudanlıların kendi toprakları üzerindeki egemenliğinin her türlü dış saldırıya karşı tanınması, yönetim biçimi, devleti kimin ve nasıl yöneteceği konusundaki görüş ayrılıklarının ise tamamen meşru olduğunun kabul edilmesi.
Bunlar aşırı talepler değil. Siyasi kampın kendisini içine sürüklediği sapkınlık girdabından uyanışı temsil ediyor. Ancak bu, kaybolmuş elitlerin mutlak hakikate sahip olduklarını iddia etme kibrinden vazgeçmesini ve gerçekleri kendi tercih ettikleri anlatıya uydurmak için bükmekten vazgeçmesini gerektiriyor. Devrimin sloganlarını gerçekle çelişen biçimde savaşı meşrulaştırmak için araçsallaştırarak etrafında sahte bir uzlaşı yanılsaması yaratma girişimleri ne gerçekler ne de zaman karşısında ayakta durabilir.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة