Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer

Yoksul Bedeviler, İsrail’in en tehlikeli projesi ile karşı karşıya

Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer
TT

Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer

Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer

Batı Şeria’nın kalbinde yer alan yoksul bedevi yerleşkesi "Han el-Ahmer"e giden yol üzerinde, yüksek ve geniş bir alana yayılan lüks İsrail yerleşimi "Maale Adumim" göze çarpıyor. Bugün aşırı sağcı İsrail hükümeti artık bununla da yetinmiyor. Hükümet, tartışmalı "E1" projesi kapsamında Maale Adumim, Han el-Ahmer ve çevrelerindeki tüm bölgeyi Kudüs’e bağlamayı planlıyor. Diğer amaçlarının yanı sıra "Büyük Kudüs" hayalini gerçekleştirmeyi hedefleyen bu proje, Batı Şeria’nın çehresini değiştirme planındaki en kritik adımı oluşturuyor. Plan, Batı Şeria'yı bir yerleşim kuşağıyla ikiye bölerek yeni "yerleşimci devletindeki" Yahudi nüfusunu ve yerleşim yerlerini pekiştirmeyi, coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devleti hayalini bitirmeyi ve başkent olması hedeflenen Kudüs’ü Batı Şeria'dan tamamen yalıtmayı amaçlıyor.

Batı Şeria’da bugüne kadar Han el-Ahmer sakinleri kadar yıkım emri ve tehdidiyle karşı karşıya kalan başka kimse olmadı. Kendilerini, boylarını aşan bir savaşın içinde bulan bölge halkı, yıllar boyunca toprağına ve çadırlarına tutunarak çok sayıda hukuki mücadele verdi, sahada çatışmalara girdi ve zaferden hep emin oldu. Ancak bu inanç, İsrail’in 7 Ekim’den beri Filistin’e dair her şeye karşı başlattığı topyekûn ve amansız saldırılarla sarsıldı.

Durum bu sefer farklı

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in kararından günler sonra Han el-Ahmer’de gergin bir hava hâkimdi. Bedevi Meclisi Başkanı Eid el-Cahalin (Ebu Hamis), geçici çadırlar ve tesislerin içinde ve çevresinde yaşananları belgelemek için bölgeye gelen yüzlerce gazeteci, aktivist ve sivil toplum kuruluşunun sorularına net cevaplar vermekte zorlanıyordu. Şarku’l Avsat’a konuşan Ebu Hamis, "Tam olarak ne olacağını bilmiyorum" dedi.

cdfvbrf
Han el-Ahmer topluluğu, Batı Şeria'nın kalbinde yer almaktadır (B'Tselem, İsrail'in sivil toplum kuruluşu insan hakları bilgi merkezi).

İngilizce ve İbranice dahil birkaç dil bilen Ebu Hamis, bu basit ve yoksul yerin yıkılmasının, Batı Şeria’daki en tehlikeli plan olan "Büyük Kudüs" projesinin önünü açacağı mesajını iletmek için yoğun çaba sarf ediyor. Diğer çadırların arasındaki mütevazı çadırında çok sayıda harita, mırra (acı kahve) cezvesi, gazeteciler, ziyaretçiler, aktivistler ve yabancı heyetler bulunuyor. Bu durum, Han el-Ahmer’e yönelik her İsrail tehdidinde alışık olduğu bir manzara, ancak Ebu Hamis bu kez her zamankinden daha endişeli.

Ebu Hamis, "Bu sefer durum tamamen farklı ve çok tehlikeli... 2018’de bütün Filistin arkamızdaydı; hükümet ve sivil toplum burada geceliyordu, yanımda 5 bin kişi vardı. Güçlü bir uluslararası baskı mevcuttu ve davamız Ortadoğu gündeminin ilk sıralarındaydı. Bugün ise durum çok başka" ifadelerini kullandı.

Endişelerinin gerekçesini ise şu sözlerle açıkladı: "İsrail 7 Ekim’den sonra pervasızlaştı ve Batı Şeria’yı bir yerleşimci devletine dönüştürdü. Bu, bireylere karşı değil, bir devletin bize karşı yürüttüğü bir savaş. Batı Şeria’da artık bin tane Han el-Ahmer var; ölüm, tehcir ve yangın Batı Şeria’nın her köşesini yutuyor ve Filistin’in gücü bölünmüş durumda. Uluslararası alanda da gündem Gazze savaşı, Lübnan’daki savaş ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimle meşgul ve bölünmüş vaziyette. Amerika’da, İsrail’de ve diğer yerlerde hükümetler değişti. İşgal yönetimi bu dönemi en uygun zaman olarak görüyor."

Ebu Hamis’e göre Smotrich’in son kararı "fiilen uygulanmak üzere alındı ve bunu gerçek uluslararası baskıdan başka hiçbir şey engelleyemez."

Tahliye emri ve ilan edilen savaş

İsrail’de Batı Şeria’daki statüyü değiştirmek için bir "devrim" yürüttüğü belirtilen Smotrich, geçen ay Filistin Yönetimi’ne karşı "savaşın başlangıcı" olarak Han el-Ahmer için tahliye emri imzaladı. Smotrich, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) kendisi hakkında çıkardığı öne sürülen gizli tutuklama kararının arkasında Filistin Yönetimi’nin olduğunu iddia etmiş, ancak UCM daha sonra bu iddiaları yalanlamıştı.

sdvefrtb
Geniş açıdan çekilmiş bir fotoğrafta, arka planda Batı Şeria'daki Beytüllahim şehri görünürken, Gush Etzion bloğundaki İsrail yerleşimi Efrat gösteriliyor (Reuters).

Yaklaşık 10 gün önce, UCM'nin Lahey'de kendisi hakkında gizli bir tutuklama emri talep ettiğine dair haberlerin ardından bir basın toplantısı düzenleyen Smotrich, "Eller Lahey’in eli, ancak ses, yanlışlıkla Filistin Yönetimi olarak adlandırılan terör örgütünün sesidir" demişti.

Smotrich; Başbakan Binyamin Netanyahu, eski Savunma Bakanı Yoav Gallant ve kendisi hakkında tutuklama emri çıkarılmasını bir "savaş ilanı" olarak nitelendirerek şunları ifade etti: "Bu savaş ilanına karşı acımasız bir savaşla karşılık vereceğiz. Ben boyun eğecek bir Yahudi değilim. Filistin Yönetimi bir savaş başlattı ve karşılığını alacaktır. Bugünden itibaren, Maliye Bakanı ve Savunma Bakanlığı bünyesindeki bir bakan olarak yetki alanım dahilinde olan ve zarar verebileceğim her türlü ekonomik veya diğer hedeflere saldırılacaktır. Artık söz ve sloganlar değil, eylemler konuşacak."

Konuşmasının devamında, "Burada ilk hedefi ilan ediyorum. Konuşmam biter bitmez, Savunma Bakanlığı'ndaki yetkim uyarınca Han el-Ahmer’in tahliyesi için bir emir imzalayacağım. Bütün düşmanlarımıza söz veriyorum: Bu sadece başlangıç" demiş ve hemen ardından Han el-Ahmer’in tahliye kararını imzalayarak yıkım için "gerekli tüm önlemlerin alınmasını" istemişti.

sdwvrgth
Geniş açıdan çekilmiş bir fotoğrafta, arka planda Batı Şeria'daki Beytüllahim şehri görünürken, Gush Etzion bloğundaki İsrail yerleşimi Efrat gösteriliyor (Reuters)

Bu karar, Smotrich’in yıllardır Batı Şeria’daki Filistinlilere karşı yürüttüğü; geniş arazilere el koyma, mülkiyet ve toprak kaydı yasalarını değiştirme, kolluk kuvvetleri yetkilerini devralma, Filistin Yönetimi’ni zayıflatıp çökertme ve büyük yerleşim planlarını devreye sokarak Batı Şeria'yı bir yerleşimci devletine dönüştürme kampanyasının bir parçası olarak görülüyor.

Ancak Han el-Ahmer’in önemi istisnai bir nitelik taşıyor; çünkü burası, çevredeki devasa İsrail yerleşim birimlerini Kudüs ile birbirine bağlayarak "Büyük Kudüs"ü oluşturmayı hedefleyen devasa "E1" yerleşim projesinin önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

İsrail merkezli insan hakları örgütü B'Tselem'e göre bu plan, Kudüs şehrini Batı Şeria’nın merkezindeki devasa Maale Adumim yerleşimine bağlayacak. Bu durum, gelecekte bir Filistin devletinin kurulma olasılığını ciddi şekilde tehdit ederken, iki uluslu bir apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimini pekiştiriyor.

sdcvfrg
 İsrail'in çoğunlukla Arap nüfusun yaşadığı Doğu Kudüs'ün bir banliyösünde, İsrail ayırma duvarının arkasında 16 Şubat'ta inşa ettiği Pisgat Ze'ev yerleşimi (solda), (AFP)

Ulusal Bilgi Merkezi, tarihi olarak ilan edilen Maale Adumim'i Kudüs’e bağlama ve Filistin mahallelerini doğal gelişim alanlarının dışına itme hedefinin yanı sıra, bu projenin daha geniş bir boyutta yollar, sanayi bölgeleri ve yeni mahalleler aracılığıyla Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 10'una tekabül eden 600 kilometrekarelik bir alanda "Büyük Kudüs" vizyonuna hizmet ettiğini belirtiyor. Planın uygulanması, Filistinlilerin ulaşımını Batı Şeria'nın merkezinden ayırmak için "Hayat Bağı" adı verilen yerleşimci yollarına ve alternatif güzergahlara dayanıyor.

Eski ve yenilenen plan

İsrail, 2009 yılından bu yana bölgeyi yıkmaya çalışıyor ancak her girişiminde Filistin, Arap dünyası ve uluslararası arenadan gelen sert tepkiler ve eleştirilerle karşılaştı. Han el-Ahmer bu süreçte direnişin sembolü haline geldi ve İsrail mahkemeleri yıkım için yeşil ışık yakmasına rağmen, hükümet uluslararası tepkilerden çekinerek yıkımı erteledi. Hükümet, mahkemenin yıkımın neden gerçekleştirilmediğine dair her açıklama talebine farklı bir diplomatik gerekçe sundu. Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre, küresel bir sembol haline gelen Han el-Ahmer'in tahliyesi, uluslararası kamuoyu nedeniyle hükümet için diplomatik bir baş ağrısına dönüştü.

dgthy
Batı Şeria'da, Kudüs dışındaki "Maale Adumim" yerleşim yeri yakınlarındaki "E1" bölgesinde iki İsrail polisi, (Arşiv- AFP)

Bu kez de ABD Temsilciler Meclisi'nin 85 üyesi, Donald Trump yönetimine çağrıda bulunarak, İsrail’in E1 olarak bilinen sömürgeci inşaat projesini durdurmak için mevcut tüm diplomatik araçları kullanmasını istedi. Milletvekilleri, projenin hayata geçirilmesinin sahada kalıcı bir gerçeklik yaratacağı ve iki devletli çözüm şansını baltalayacağı uyarısında bulundu.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya gönderilen mektupta milletvekilleri, Kudüs’ün doğusunda yaklaşık 12 kilometrekarelik bir alana yayılan E1 bölgesinin, Batı Şeria’nın en hassas bölgelerinden biri olduğuna dikkat çekti. Buradaki yerleşim faaliyetlerinin Batı Şeria’nın kuzeyini güneyinden ayıracağına ve Kudüs ile Maale Adumim arasındaki coğrafi bağı güçlendirerek İsrail'in bölgedeki stratejik kontrolünü pekiştireceğine vurgu yapıldı.

Daha önce de 400’den fazla Avrupalı bakan, büyükelçi ve yetkili, AB liderlerine açık bir mektup yazarak, İsrail’in E1 projesiyle Batı Şeria’da yürüttüğü "yasa dışı ilhak" faaliyetlerine karşı "hemen harekete geçilmesi" çağrısında bulunmuştu. Eski AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve Belçika eski Başbakanı Guy Verhofstadt'ın da aralarında bulunduğu 448 imzacı, AB ve üye ülkelerin yasa dışı yerleşim faaliyetlerine karışan kişilere karşı vize yasağı ve ticari engelleri içeren hedefli yaptırımlar uygulaması gerektiğini belirtmişti. Bu uluslararası tepkiler, İsrail'in Han el-Ahmer'i yıkma planlarını şu an için karmaşıklaştıran en büyük unsur.

defrgt
İsrail'in ayırma duvarı, 16 Şubat 2026'da Kudüs'ün dışındaki Batı Şeria'da bulunan El-Ram köyünden çekilen bir fotoğrafta görülüyor (AFP)

Yedioth Ahronoth’a göre yıkım kararı sadece Smotrich’in elinde olmayabilir; bu karar Başbakan Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Israel Katz ve İsrail Ordusu ile koordineli bir şekilde alınmak zorunda ve siyasi riskleri nedeniyle kabinenin onayını gerektiriyor. Ancak Smotrich’in kurucusu olduğu "Regavim" hareketinin Genel Müdürü Meir Deutsch, "Şu an durum farklı ve bir fırsat var" değerlendirmesinde bulunarak, hukuki süreçlerin işletilmesi ve Filistin Yönetimi'nin planlarının boşa çıkarılması gerektiğini savunuyor.

Jeopolitik önem

Bedu savunma örgütü "El-Beyder"in Genel Koordinatörü Avukat Hasan Melihat, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "Anlaşılması gereken şey, Han el-Ahmer’in jeopolitik açıdan son derece kritik bir bölgede yer aldığıdır; işgal altındaki Kudüs’ün kuzeydoğusunda, Kudüs ile Eriha’yı birbirine bağlayan hayati yol üzerinde bulunuyor" dedi. Melihat, bu bölgenin taşıdığı büyük tehlikenin, çatışma tarihinin en riskli projesi olan E1 yerleşim planı içinde yer almasından kaynaklandığını ifade etti.

cdfgt
Smotrich (ortada), 19 Ocak 2026'da Batı Şeria'daki Filistin kenti Beyt Sahur'un bitişiğindeki yeni yasallaştırılmış "Yatsiv yerleşiminde" yürürken, (AP)

Melihat, projenin Batı Şeria’nın kalbinde 12 bin dönümlük bir alanı kontrol ederek Kudüs, Maale Adumim ve Ölü Deniz (Lût Gölü) arasında kesintisiz bir coğrafi bağ oluşturduğunu ve bunun "Büyük Kudüs" projesinin fiili uygulaması olduğunu ifade etti. Projenin Filistinlileri yerinden ederek yerleşimcileri konuşlandırmayı amaçladığını, Batı Şeria’yı kuzey ve güney olarak ikiye böleceğini ve coğrafi bütünlüğü olan bir Filistin devletinin kurulmasını imkânsız hale getireceğini kaydetti.

Savaşta yapayalnızız

Han el-Ahmer’de okul, cami ve sağlık ocağının da bulunduğu alanda yaklaşık 300 bedevinin sorumluluğunu üstlenen Ebu Hamis, çocukların oynadığı basit okula bakarak, "Bu savaşta yapayalnızız" diyor.

Ebu Hamis, "Bugün savaş doğrudan Bedevilere karşı yürütülüyor. Bu durum, Oslo Anlaşması'nın ve toprakların A, B, C bölgelerine ayrılmasının bir sonucudur. C Bölgesi, Batı Şeria’nın yüzde 62’sini oluşturuyor ve burada kim yaşıyor? Bedeviler. Han el-Ahmer’in sorunu, Eriha'dan Ölü Deniz sınırına kadar uzanan bu geniş alanda hiçbir Filistin köyü veya kampının bulunmaması, sadece Han el-Ahmer'in olmasıdır" şeklinde konuştu.

sdvfv
Batı Şeria'daki Ramallah yakınlarındaki Filistinli yerleşim biriminin arkasında kurulan yeni yerleşim yerinde İsrail bayrağı, (Reuters)

Bölge sakinlerinden 56 yaşındaki Şeyh Muhammed Ebu Dahuk ise "büyükbabam ve babam buradaydı, ben burada doğdum, çocuklarım ve torunlarım da burada doğdu" diyerek her an yıkım beklentisine rağmen hiçbir yere gitmeyeceklerini, İsrail'in gösterdiği "alternatif yerleşim alanlarını" reddettiklerini vurguladı.

ascd
Filistinli Bedeviler, geçen ocak ayında İsrailli yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen şiddetin ardından Batı Şeria'daki Eriha yakınlarından zorla tahliye edilmeden önce eşyalarını topluyor (Reuters)

Han el-Ahmer sakinleri, uluslararası aktivistler ve yerel yetkililerle temaslarını sürdürürken, Bedevi Meclisi Başkanı Ebu Hamis (Eid el-Cahalin) durumu şu sözlerle özetliyor: "Ben bir bedeviyim ve ömrümün yüzde 60’ını güneşin altında geçirdim, yüzde 100’ünü geçirsem de bana zarar gelmez... Burada ya da Han’a en yakın noktada olacağım. Gök ile yer arasında asılı kalsam bile, gitmeyeceğim."



Libya açıklarında göçmen teknesi battı: En az 50 kişi öldü veya kayboldu

Libya sahil güvenlik ekipleri Akdeniz'de, Libya kıyıları açıklarında, bir lastik botta bulunan göçmenleri kurtarmak için olay yerine gelirken (Reuters- Arşiv)
Libya sahil güvenlik ekipleri Akdeniz'de, Libya kıyıları açıklarında, bir lastik botta bulunan göçmenleri kurtarmak için olay yerine gelirken (Reuters- Arşiv)
TT

Libya açıklarında göçmen teknesi battı: En az 50 kişi öldü veya kayboldu

Libya sahil güvenlik ekipleri Akdeniz'de, Libya kıyıları açıklarında, bir lastik botta bulunan göçmenleri kurtarmak için olay yerine gelirken (Reuters- Arşiv)
Libya sahil güvenlik ekipleri Akdeniz'de, Libya kıyıları açıklarında, bir lastik botta bulunan göçmenleri kurtarmak için olay yerine gelirken (Reuters- Arşiv)

Avrupa kıyılarına ulaşmaya çalışan, aralarında kadınlar ve çocukların da bulunduğu yaklaşık 60 göçmeni taşıyan bir tekne, Libya'nın doğu kıyıları açıklarında battı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre olayda en az 50 kişinin hayatını kaybettiği veya kaybolduğu bildirildi.

Doğu Libya Sahil Güvenlik yetkilileri, kazanın salı günü kıyı kenti Tobruk açıklarındaki el-Burda Adası yakınlarında meydana geldiğini belirtti. Yetkililer, 10 kişinin yüzerek adaya ulaştığını ve kurtulduğunu, kayıp kişileri arama çalışmalarının sürdüğünü ifade etti.

Bu olay, Akdeniz'i geçerek Avrupa kıyılarına ulaşmaya çalışan göçmenlerin başlıca çıkış noktalarından biri olan Libya açıklarında yaşanan son deniz faciası oldu. Geçtiğimiz ay da Libya'nın doğu kıyıları açıklarında bir teknenin batması sonucu 51 göçmen hayatını kaybetmiş veya kaybolmuştu.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), bu yıl 1 Ocak ile 16 Mayıs tarihleri arasında Orta Akdeniz rotasında 800'den fazla göçmenin öldüğünü veya kaybolduğunu açıkladı. Örgüt, geçen yıl aynı güzergahta ölen veya kaybolan göçmen sayısının bin 300'den fazla olduğunu bildirdi.


Irak'ın Erbil kentindeki ABD konsolosluğu yakınlarında bir SİHA düşürüldü

Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)
Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)
TT

Irak'ın Erbil kentindeki ABD konsolosluğu yakınlarında bir SİHA düşürüldü

Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)
Erbil şehrindeki bir meydan, (Arşiv- Reuters)

Güvenlik kaynakları, Reuters haber ajansına yaptıkları açıklamada, Irak'ın Erbil kentinde patlayıcı yüklü bir insansız hava aracının (SİHA) hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirildiğini bildirdi.

Kaynaklar, SİHA'nın ABD Başkonsolosluğu yakınlarına düştüğünü belirtti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Erbil'deki ABD Başkonsolosluğu çevresinde patlama sesleri duyuldu.

Haberde, daha önce de roket ve İHA saldırılarının hedefi olan konsolosluk çevresindeki hava savunma sistemlerinin devreye girdiği ifade edildi.

Erbil semalarında uçan İHA'ların hava savunma sistemleri tarafından vurulduğu, patlama seslerinin duyulduğu ve bölgeden dumanların yükseldiği görüldü.

Saldırıları henüz herhangi bir grup üstlenmedi. Olay, Irak'ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin Washington ziyaretiyle eş zamanlı olarak gerçekleşti. Ez-Zeydi, salı günü ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmişti.

ABD askerlerinin konuşlu bulunduğu Irak Kürt Bölgesel Yönetimi toprakları, ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana sık sık hedef alınıyor. Bu saldırıların büyük bölümünden İran'a yakın Iraklı silahlı gruplar sorumlu tutuluyor.

Söz konusu grupların bugüne kadar Irak'taki ABD tesislerine 600'den fazla saldırı düzenlediği belirtiliyor. İran da çatışmalar süresince ve nisan ayında yürürlüğe giren kırılgan ateşkes sonrasında, Irak Kürt Bölgesi'nde konuşlu İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik saldırılar gerçekleştirdi.


Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.