Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer

Yoksul Bedeviler, İsrail’in en tehlikeli projesi ile karşı karşıya

Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer
TT

Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer

Büyük Kudüs savaşındaki son çadır: Han el-Ahmer

Batı Şeria’nın kalbinde yer alan yoksul bedevi yerleşkesi "Han el-Ahmer"e giden yol üzerinde, yüksek ve geniş bir alana yayılan lüks İsrail yerleşimi "Maale Adumim" göze çarpıyor. Bugün aşırı sağcı İsrail hükümeti artık bununla da yetinmiyor. Hükümet, tartışmalı "E1" projesi kapsamında Maale Adumim, Han el-Ahmer ve çevrelerindeki tüm bölgeyi Kudüs’e bağlamayı planlıyor. Diğer amaçlarının yanı sıra "Büyük Kudüs" hayalini gerçekleştirmeyi hedefleyen bu proje, Batı Şeria’nın çehresini değiştirme planındaki en kritik adımı oluşturuyor. Plan, Batı Şeria'yı bir yerleşim kuşağıyla ikiye bölerek yeni "yerleşimci devletindeki" Yahudi nüfusunu ve yerleşim yerlerini pekiştirmeyi, coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devleti hayalini bitirmeyi ve başkent olması hedeflenen Kudüs’ü Batı Şeria'dan tamamen yalıtmayı amaçlıyor.

Batı Şeria’da bugüne kadar Han el-Ahmer sakinleri kadar yıkım emri ve tehdidiyle karşı karşıya kalan başka kimse olmadı. Kendilerini, boylarını aşan bir savaşın içinde bulan bölge halkı, yıllar boyunca toprağına ve çadırlarına tutunarak çok sayıda hukuki mücadele verdi, sahada çatışmalara girdi ve zaferden hep emin oldu. Ancak bu inanç, İsrail’in 7 Ekim’den beri Filistin’e dair her şeye karşı başlattığı topyekûn ve amansız saldırılarla sarsıldı.

Durum bu sefer farklı

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in kararından günler sonra Han el-Ahmer’de gergin bir hava hâkimdi. Bedevi Meclisi Başkanı Eid el-Cahalin (Ebu Hamis), geçici çadırlar ve tesislerin içinde ve çevresinde yaşananları belgelemek için bölgeye gelen yüzlerce gazeteci, aktivist ve sivil toplum kuruluşunun sorularına net cevaplar vermekte zorlanıyordu. Şarku’l Avsat’a konuşan Ebu Hamis, "Tam olarak ne olacağını bilmiyorum" dedi.

cdfvbrf
Han el-Ahmer topluluğu, Batı Şeria'nın kalbinde yer almaktadır (B'Tselem, İsrail'in sivil toplum kuruluşu insan hakları bilgi merkezi).

İngilizce ve İbranice dahil birkaç dil bilen Ebu Hamis, bu basit ve yoksul yerin yıkılmasının, Batı Şeria’daki en tehlikeli plan olan "Büyük Kudüs" projesinin önünü açacağı mesajını iletmek için yoğun çaba sarf ediyor. Diğer çadırların arasındaki mütevazı çadırında çok sayıda harita, mırra (acı kahve) cezvesi, gazeteciler, ziyaretçiler, aktivistler ve yabancı heyetler bulunuyor. Bu durum, Han el-Ahmer’e yönelik her İsrail tehdidinde alışık olduğu bir manzara, ancak Ebu Hamis bu kez her zamankinden daha endişeli.

Ebu Hamis, "Bu sefer durum tamamen farklı ve çok tehlikeli... 2018’de bütün Filistin arkamızdaydı; hükümet ve sivil toplum burada geceliyordu, yanımda 5 bin kişi vardı. Güçlü bir uluslararası baskı mevcuttu ve davamız Ortadoğu gündeminin ilk sıralarındaydı. Bugün ise durum çok başka" ifadelerini kullandı.

Endişelerinin gerekçesini ise şu sözlerle açıkladı: "İsrail 7 Ekim’den sonra pervasızlaştı ve Batı Şeria’yı bir yerleşimci devletine dönüştürdü. Bu, bireylere karşı değil, bir devletin bize karşı yürüttüğü bir savaş. Batı Şeria’da artık bin tane Han el-Ahmer var; ölüm, tehcir ve yangın Batı Şeria’nın her köşesini yutuyor ve Filistin’in gücü bölünmüş durumda. Uluslararası alanda da gündem Gazze savaşı, Lübnan’daki savaş ve Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimle meşgul ve bölünmüş vaziyette. Amerika’da, İsrail’de ve diğer yerlerde hükümetler değişti. İşgal yönetimi bu dönemi en uygun zaman olarak görüyor."

Ebu Hamis’e göre Smotrich’in son kararı "fiilen uygulanmak üzere alındı ve bunu gerçek uluslararası baskıdan başka hiçbir şey engelleyemez."

Tahliye emri ve ilan edilen savaş

İsrail’de Batı Şeria’daki statüyü değiştirmek için bir "devrim" yürüttüğü belirtilen Smotrich, geçen ay Filistin Yönetimi’ne karşı "savaşın başlangıcı" olarak Han el-Ahmer için tahliye emri imzaladı. Smotrich, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) kendisi hakkında çıkardığı öne sürülen gizli tutuklama kararının arkasında Filistin Yönetimi’nin olduğunu iddia etmiş, ancak UCM daha sonra bu iddiaları yalanlamıştı.

sdvefrtb
Geniş açıdan çekilmiş bir fotoğrafta, arka planda Batı Şeria'daki Beytüllahim şehri görünürken, Gush Etzion bloğundaki İsrail yerleşimi Efrat gösteriliyor (Reuters).

Yaklaşık 10 gün önce, UCM'nin Lahey'de kendisi hakkında gizli bir tutuklama emri talep ettiğine dair haberlerin ardından bir basın toplantısı düzenleyen Smotrich, "Eller Lahey’in eli, ancak ses, yanlışlıkla Filistin Yönetimi olarak adlandırılan terör örgütünün sesidir" demişti.

Smotrich; Başbakan Binyamin Netanyahu, eski Savunma Bakanı Yoav Gallant ve kendisi hakkında tutuklama emri çıkarılmasını bir "savaş ilanı" olarak nitelendirerek şunları ifade etti: "Bu savaş ilanına karşı acımasız bir savaşla karşılık vereceğiz. Ben boyun eğecek bir Yahudi değilim. Filistin Yönetimi bir savaş başlattı ve karşılığını alacaktır. Bugünden itibaren, Maliye Bakanı ve Savunma Bakanlığı bünyesindeki bir bakan olarak yetki alanım dahilinde olan ve zarar verebileceğim her türlü ekonomik veya diğer hedeflere saldırılacaktır. Artık söz ve sloganlar değil, eylemler konuşacak."

Konuşmasının devamında, "Burada ilk hedefi ilan ediyorum. Konuşmam biter bitmez, Savunma Bakanlığı'ndaki yetkim uyarınca Han el-Ahmer’in tahliyesi için bir emir imzalayacağım. Bütün düşmanlarımıza söz veriyorum: Bu sadece başlangıç" demiş ve hemen ardından Han el-Ahmer’in tahliye kararını imzalayarak yıkım için "gerekli tüm önlemlerin alınmasını" istemişti.

sdwvrgth
Geniş açıdan çekilmiş bir fotoğrafta, arka planda Batı Şeria'daki Beytüllahim şehri görünürken, Gush Etzion bloğundaki İsrail yerleşimi Efrat gösteriliyor (Reuters)

Bu karar, Smotrich’in yıllardır Batı Şeria’daki Filistinlilere karşı yürüttüğü; geniş arazilere el koyma, mülkiyet ve toprak kaydı yasalarını değiştirme, kolluk kuvvetleri yetkilerini devralma, Filistin Yönetimi’ni zayıflatıp çökertme ve büyük yerleşim planlarını devreye sokarak Batı Şeria'yı bir yerleşimci devletine dönüştürme kampanyasının bir parçası olarak görülüyor.

Ancak Han el-Ahmer’in önemi istisnai bir nitelik taşıyor; çünkü burası, çevredeki devasa İsrail yerleşim birimlerini Kudüs ile birbirine bağlayarak "Büyük Kudüs"ü oluşturmayı hedefleyen devasa "E1" yerleşim projesinin önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

İsrail merkezli insan hakları örgütü B'Tselem'e göre bu plan, Kudüs şehrini Batı Şeria’nın merkezindeki devasa Maale Adumim yerleşimine bağlayacak. Bu durum, gelecekte bir Filistin devletinin kurulma olasılığını ciddi şekilde tehdit ederken, iki uluslu bir apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimini pekiştiriyor.

sdcvfrg
 İsrail'in çoğunlukla Arap nüfusun yaşadığı Doğu Kudüs'ün bir banliyösünde, İsrail ayırma duvarının arkasında 16 Şubat'ta inşa ettiği Pisgat Ze'ev yerleşimi (solda), (AFP)

Ulusal Bilgi Merkezi, tarihi olarak ilan edilen Maale Adumim'i Kudüs’e bağlama ve Filistin mahallelerini doğal gelişim alanlarının dışına itme hedefinin yanı sıra, bu projenin daha geniş bir boyutta yollar, sanayi bölgeleri ve yeni mahalleler aracılığıyla Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 10'una tekabül eden 600 kilometrekarelik bir alanda "Büyük Kudüs" vizyonuna hizmet ettiğini belirtiyor. Planın uygulanması, Filistinlilerin ulaşımını Batı Şeria'nın merkezinden ayırmak için "Hayat Bağı" adı verilen yerleşimci yollarına ve alternatif güzergahlara dayanıyor.

Eski ve yenilenen plan

İsrail, 2009 yılından bu yana bölgeyi yıkmaya çalışıyor ancak her girişiminde Filistin, Arap dünyası ve uluslararası arenadan gelen sert tepkiler ve eleştirilerle karşılaştı. Han el-Ahmer bu süreçte direnişin sembolü haline geldi ve İsrail mahkemeleri yıkım için yeşil ışık yakmasına rağmen, hükümet uluslararası tepkilerden çekinerek yıkımı erteledi. Hükümet, mahkemenin yıkımın neden gerçekleştirilmediğine dair her açıklama talebine farklı bir diplomatik gerekçe sundu. Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre, küresel bir sembol haline gelen Han el-Ahmer'in tahliyesi, uluslararası kamuoyu nedeniyle hükümet için diplomatik bir baş ağrısına dönüştü.

dgthy
Batı Şeria'da, Kudüs dışındaki "Maale Adumim" yerleşim yeri yakınlarındaki "E1" bölgesinde iki İsrail polisi, (Arşiv- AFP)

Bu kez de ABD Temsilciler Meclisi'nin 85 üyesi, Donald Trump yönetimine çağrıda bulunarak, İsrail’in E1 olarak bilinen sömürgeci inşaat projesini durdurmak için mevcut tüm diplomatik araçları kullanmasını istedi. Milletvekilleri, projenin hayata geçirilmesinin sahada kalıcı bir gerçeklik yaratacağı ve iki devletli çözüm şansını baltalayacağı uyarısında bulundu.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya gönderilen mektupta milletvekilleri, Kudüs’ün doğusunda yaklaşık 12 kilometrekarelik bir alana yayılan E1 bölgesinin, Batı Şeria’nın en hassas bölgelerinden biri olduğuna dikkat çekti. Buradaki yerleşim faaliyetlerinin Batı Şeria’nın kuzeyini güneyinden ayıracağına ve Kudüs ile Maale Adumim arasındaki coğrafi bağı güçlendirerek İsrail'in bölgedeki stratejik kontrolünü pekiştireceğine vurgu yapıldı.

Daha önce de 400’den fazla Avrupalı bakan, büyükelçi ve yetkili, AB liderlerine açık bir mektup yazarak, İsrail’in E1 projesiyle Batı Şeria’da yürüttüğü "yasa dışı ilhak" faaliyetlerine karşı "hemen harekete geçilmesi" çağrısında bulunmuştu. Eski AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve Belçika eski Başbakanı Guy Verhofstadt'ın da aralarında bulunduğu 448 imzacı, AB ve üye ülkelerin yasa dışı yerleşim faaliyetlerine karışan kişilere karşı vize yasağı ve ticari engelleri içeren hedefli yaptırımlar uygulaması gerektiğini belirtmişti. Bu uluslararası tepkiler, İsrail'in Han el-Ahmer'i yıkma planlarını şu an için karmaşıklaştıran en büyük unsur.

defrgt
İsrail'in ayırma duvarı, 16 Şubat 2026'da Kudüs'ün dışındaki Batı Şeria'da bulunan El-Ram köyünden çekilen bir fotoğrafta görülüyor (AFP)

Yedioth Ahronoth’a göre yıkım kararı sadece Smotrich’in elinde olmayabilir; bu karar Başbakan Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Israel Katz ve İsrail Ordusu ile koordineli bir şekilde alınmak zorunda ve siyasi riskleri nedeniyle kabinenin onayını gerektiriyor. Ancak Smotrich’in kurucusu olduğu "Regavim" hareketinin Genel Müdürü Meir Deutsch, "Şu an durum farklı ve bir fırsat var" değerlendirmesinde bulunarak, hukuki süreçlerin işletilmesi ve Filistin Yönetimi'nin planlarının boşa çıkarılması gerektiğini savunuyor.

Jeopolitik önem

Bedu savunma örgütü "El-Beyder"in Genel Koordinatörü Avukat Hasan Melihat, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "Anlaşılması gereken şey, Han el-Ahmer’in jeopolitik açıdan son derece kritik bir bölgede yer aldığıdır; işgal altındaki Kudüs’ün kuzeydoğusunda, Kudüs ile Eriha’yı birbirine bağlayan hayati yol üzerinde bulunuyor" dedi. Melihat, bu bölgenin taşıdığı büyük tehlikenin, çatışma tarihinin en riskli projesi olan E1 yerleşim planı içinde yer almasından kaynaklandığını ifade etti.

cdfgt
Smotrich (ortada), 19 Ocak 2026'da Batı Şeria'daki Filistin kenti Beyt Sahur'un bitişiğindeki yeni yasallaştırılmış "Yatsiv yerleşiminde" yürürken, (AP)

Melihat, projenin Batı Şeria’nın kalbinde 12 bin dönümlük bir alanı kontrol ederek Kudüs, Maale Adumim ve Ölü Deniz (Lût Gölü) arasında kesintisiz bir coğrafi bağ oluşturduğunu ve bunun "Büyük Kudüs" projesinin fiili uygulaması olduğunu ifade etti. Projenin Filistinlileri yerinden ederek yerleşimcileri konuşlandırmayı amaçladığını, Batı Şeria’yı kuzey ve güney olarak ikiye böleceğini ve coğrafi bütünlüğü olan bir Filistin devletinin kurulmasını imkânsız hale getireceğini kaydetti.

Savaşta yapayalnızız

Han el-Ahmer’de okul, cami ve sağlık ocağının da bulunduğu alanda yaklaşık 300 bedevinin sorumluluğunu üstlenen Ebu Hamis, çocukların oynadığı basit okula bakarak, "Bu savaşta yapayalnızız" diyor.

Ebu Hamis, "Bugün savaş doğrudan Bedevilere karşı yürütülüyor. Bu durum, Oslo Anlaşması'nın ve toprakların A, B, C bölgelerine ayrılmasının bir sonucudur. C Bölgesi, Batı Şeria’nın yüzde 62’sini oluşturuyor ve burada kim yaşıyor? Bedeviler. Han el-Ahmer’in sorunu, Eriha'dan Ölü Deniz sınırına kadar uzanan bu geniş alanda hiçbir Filistin köyü veya kampının bulunmaması, sadece Han el-Ahmer'in olmasıdır" şeklinde konuştu.

sdvfv
Batı Şeria'daki Ramallah yakınlarındaki Filistinli yerleşim biriminin arkasında kurulan yeni yerleşim yerinde İsrail bayrağı, (Reuters)

Bölge sakinlerinden 56 yaşındaki Şeyh Muhammed Ebu Dahuk ise "büyükbabam ve babam buradaydı, ben burada doğdum, çocuklarım ve torunlarım da burada doğdu" diyerek her an yıkım beklentisine rağmen hiçbir yere gitmeyeceklerini, İsrail'in gösterdiği "alternatif yerleşim alanlarını" reddettiklerini vurguladı.

ascd
Filistinli Bedeviler, geçen ocak ayında İsrailli yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen şiddetin ardından Batı Şeria'daki Eriha yakınlarından zorla tahliye edilmeden önce eşyalarını topluyor (Reuters)

Han el-Ahmer sakinleri, uluslararası aktivistler ve yerel yetkililerle temaslarını sürdürürken, Bedevi Meclisi Başkanı Ebu Hamis (Eid el-Cahalin) durumu şu sözlerle özetliyor: "Ben bir bedeviyim ve ömrümün yüzde 60’ını güneşin altında geçirdim, yüzde 100’ünü geçirsem de bana zarar gelmez... Burada ya da Han’a en yakın noktada olacağım. Gök ile yer arasında asılı kalsam bile, gitmeyeceğim."



Yemen hükümetinde 3 bakanlığı kapsayan kabine değişikliği

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
TT

Yemen hükümetinde 3 bakanlığı kapsayan kabine değişikliği

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)

Yemen'de Başbakan Şai Muhsin ez-Zindani hükümetinde üç bakanlığı kapsayan kabine değişikliğine gidildi. Pazartesi günü yayımlanan iki cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yeni bakanlar atanırken, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bünyesinde de büyükelçi görevlendirmesi yapıldı.

Kararnamelere göre Salim el-Avlaki Enformasyon Bakanı, Yargıç Ekrem el-Amiri Kamu Hizmeti ve Sigortalar Bakanı, Ahmed el-Avlaki ise Yerel Yönetimler Bakanı olarak atandı. Ayrıca Muammer el-İryani, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bünyesinde büyükelçi olarak görevlendirildi.

Öte yandan, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Tuğgeneral Reşad el-Yusufi'yi Yüksek Askeri Komite üyeliğine ve Taiz cephesinden sorumlu göreve atadı. El-Yusufi'nin rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi.

El-Alimi ayrıca Albay Mecdi Ahmed'i Tur el-Baha Askeri Bölgesi ve Birinci Vatan Kalkanı Tugayı komutanlığına atayarak tümgeneralliğe terfi ettirdi.

Albay Bessam el-Hark, askeri bölgenin kurmay başkanlığına ve Dördüncü Dağ Piyade Tugayı komutanlığına getirilirken, Tuğgeneral Naci eş-Şattaf da askeri bölgenin operasyonlar sorumlusu olarak görevlendirildi.


Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a, Hizbullah'ın İran, ABD ve İsrail arasında çıkabilecek olası bir çatışmaya dahil olmasının “yıkıcı sonuçlar doğuracağı” uyarısında bulundu. Üçüncü bir savaş ihtimalinden endişe duyan Avn, Hizbullah'ın yeni bir çatışmaya girmeyeceği yönündeki güvencelerine rağmen müzakere seçeneğinde ısrar ediyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkede yaşanan krizin çözümü için müzakere yolunu “alternatifi olmayan tek seçenek” olarak görüyor. Hizbullah'ın İsrail'le iki kez savaşa girmesinin ardından üçüncü bir savaş ihtimali Beyrut yönetimini endişelendirirken, örgütten İran, ABD ve İsrail arasında patlak verebilecek yeni bir çatışmaya katılmayacağı yönünde yeni güvenceler geldi.

Ancak Avn'ın bu güvencelere ihtiyatla yaklaşmasının önemli bir nedeni var. Hizbullah, mart ayında yaşanan ikinci savaş öncesinde de benzer güvenceler vermiş, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ise bu tutumundan geri adım atmıştı.

Lübnan'da “Denenmişi yeniden denememek gerekir” anlayışıyla hareket eden Avn, hem Hizbullah'ın yeni güvencelerini hem de örgütle arasında kısa süre önce başlayan temkinli diyaloğu dikkatle değerlendiriyor.

Cumhurbaşkanı, üçüncü bir savaş turunun özellikle Lübnan'ın güneyinde ve Şii toplumunun yaşadığı bölgelerde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Rubio'nun telefon görüşmesinde yaptığı uyarı da Beyrut yönetiminin bu konudaki kaygılarını artırdı.

ABD seçimleri ve İsrail'deki siyasi belirsizlik müzakereleri durdurdu

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakereler, ABD ve İsrail'de gerçekleştirilen seçimlerin yarattığı siyasi belirsizlik nedeniyle durgunluk dönemine girdi.

İsrail'le müzakerelerin resmi ve tek hamisi konumundaki ABD'de seçim süreci, Washington'ın yeni müzakere takvimini belirlemesini geciktirdi. Tel Aviv'deki seçimlerin kesin bir sonuç ortaya koymaması da İsrail tarafının siyasi karar alma sürecini zorlaştırdı. Bu tablonun Lübnan'la yürütülen görüşmelerdeki belirsizliği daha da uzatabileceği değerlendiriliyor.

sdcvfbn
Lübnan-İsrail müzakereleriyle eş zamanlı olarak Roma'daki ABD Büyükelçiliği girişinde güvenlik görevlileri (Arşiv – AP)

ABD, Tel Aviv'deki siyasi tablonun netleşmesini beklerken müzakerelerin siyasi veya askeri düzeydeki yeni turu için henüz tarih belirlemedi.

Buna rağmen Cumhurbaşkanı Avn, müzakerelerin başarısız olduğu görüşüne katılmıyor. Tercihini eleştirenlere “Alternatif ne?” sorusuyla karşılık veren Avn, müzakere yolunun Lübnan'ı koruyabilecek ve halkına yaşadığı büyük felaketi aşma umudu verebilecek tek seçenek olduğunu savunuyor.

ABD'de askeri düzeyde gerçekleştirilen son müzakere turunda da somut bir ilerleme sağlanamadı. İsrail heyeti, Lübnan tarafının sunduğu çeşitli önerilere yanıt vermekten kaçınarak bunları siyasi makamlara iletmesi gerektiğini belirtti.

Lübnanlı bir yetkili, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu durumun müzakerelerin başarısız olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Yetkili, ABD tarafının Lübnan askeri heyetinin ordunun sahadaki çalışmalarına ilişkin sunumundan memnuniyet duyduğunu belirtti.

ABD'li General Joseph Clearfield'ın da toplantıda yaptığı konuşmada Lübnan ordusunun çalışmalarını açıkça takdir ettiğini aktaran kaynak, ordunun İsrail güçlerinin çekildiği Batı Zutar'da bin 200'den fazla silah, mühimmat ve askeri altyapıyı ortadan kaldırmaya yönelik operasyon gerçekleştirdiğini bildirdi.

Silahsızlandırma denetiminde anlaşmazlık

Lübnanlı resmi kaynak, müzakerelerin pilot bölgelerin silahlardan arındırıldığının doğrulanması konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle durduğunu belirtti.

Bu konuda iki seçenek bulunuyor. İsrail, denetim görevinin bir sivil toplum kuruluşuna (STK) verilmesini önerirken Lübnan bu öneriyi reddediyor. Beyrut yönetimi, bunun yerine 1949'dan bu yana ülkede görev yapan Ateşkes Denetleme Gücü'nün (UNTSO) görevlendirilmesini istiyor. Ancak İsrail, Lübnan'ın bu önerisine de karşı çıkıyor.

Avn'dan orduya yönelik eleştirilere tepki

Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan ordusunun performansını överek askeri kurumu hedef alan kampanyalara tepki gösteriyor. Orduyu “ulusal ve güvenlik açısından bir güvence” olarak nitelendiren Avn, kuruma yönelik saldırıların ülkenin iç güvenliğini güçlendirmeye katkı sağlamadığını belirtiyor.

cgbhyjuvfd
ABD'li General Joseph Clearfield, geçen ağustos ayında Lübnan Genelkurmay Başkanı General Rudolf Haykal ile görüşürken (Arşiv – Lübnan Ordusu Komutanlığı)

Avn, “Ordunun bağımsız bir siyasi tutumu veya kendine ait özel bir gündemi yok. Ordu, siyasi otoritenin talimatlarını yerine getiriyor” diyor.

Lübnan ordusunun İsrail ordusuyla doğrudan iletişim kurmayı reddetmesinin de kendi talimatı doğrultusunda gerçekleştiğini belirten Avn, böyle bir temas için henüz erken olduğunu vurguluyor.

“Mevcut koşullarda doğrudan iletişim kurulması mümkün değil. İsrail ordusu topraklarımızı işgal etmeyi sürdürüyor ve her gün bu topraklara saldırıyor” ifadelerini kullanıyor.

Hizbullah'ın patlayıcıları gündemde

Lübnanlı resmi kaynak, güvenlik güçlerinin Hizbullah mensuplarıyla birlikte ele geçirdiği patlayıcılarla ilgili tartışmaların abartıldığını savundu.

Söz konusu patlayıcılarla ilgili sürecin hukuki çerçevede ilerlediğini belirten kaynak, “Soruşturmalar tamamlandıktan sonra başka adımlar atılması gerekiyorsa bunları atacağız” dedi. Bu açıklamanın, dosyanın Yüksek Yargı Konseyi'ne sevk edilmesi ihtimaline dolaylı bir gönderme olduğu değerlendiriliyor.

Ele geçirilen patlayıcıların ilk olmadığını belirten kaynak, Lübnan ordusunun aynı hafta içinde iki ayrı operasyon gerçekleştirdiğini, bunların ardından dördüncü bir operasyonun daha yapıldığını söyledi. Daha önce de Bekaa Vadisi, güney bölgeleri ve Beyrut'ta benzer operasyonlar düzenlendiğini ancak bunların büyük tartışmalara yol açmadığını hatırlattı.

Lübnan devletinin silahların yalnızca devletin kontrolünde bulunması yönündeki taahhüdü doğrultusunda operasyonların devam edeceğini belirten kaynak, ABD'nin bu konuda Lübnan'a baskı yaptığı yönündeki iddiaları da reddetti.

Kaynağa göre Rubio, Avn ile yaptığı telefon görüşmesinde yalnızca ele geçirilen patlayıcıların Hizbullah'a geri verileceği yönündeki iddiaların doğruluğunu sordu. ABD'li bakan, bu konunun dışında herhangi bir ayrıntıya değinmedi ve Lübnan'dan ek bir adım atmasını istemedi.


Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
TT

Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).

Yemen'in Taiz kentinde Husilerin uyguladığı kuşatma, yüz binlerce kişinin yaşadığı sıkıntıları daha da ağırlaştırdı. Kente ulaşan yolların kapalı tutulması ve insani yardımların ulaştırılması amacıyla güvenli bir koridor açılmasına yönelik girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları normal seviyesinin 5 katına kadar yükseldi. Ülkenin batı ve güneyindeki çatışma bölgelerinden kaçan sivillerin sayısı da artıyor.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), son dönemdeki askeri tırmanış ve buna bağlı çatışmaların Taiz'de temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında keskin artışa yol açtığını bildirdi. Örgüte göre, kentin çevresindeki bölgelere ulaşım yollarının kesilmesi nedeniyle temel ürünlerin maliyeti 3 ila 5 kat arttı. Bu durum, temel gıda maddelerini dahi çok sayıda ailenin karşılayamayacağı seviyelere taşıdı.

Örgüt, Yemen'in batısında çatışmaların şiddetlenmesi üzerine 300 binden fazla kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Yerinden edilmelerin büyük bölümünün son iki ayda gerçekleştiğini belirten IOM, ailelerin barınma yeri bulmakta ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha fazla zorlandığını kaydetti. Bu süreçte insani yardım kuruluşlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelleyen kısıtlamalar da devam ediyor.

cdhyj
Husilerin dört haftadır Taiz kentini kuşatma altında tuttuğunu gösteren fotoğraf (Yerel medya)

Uluslararası Göç Örgütü Yemen Misyonu Başkanı Abdüssettar İssuf, yıllardır süren çatışmaların ardından Yemenli ailelerin yeniden evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti. İssuf, bu ailelerin çoğu zaman üzerlerindeki kıyafetlerden başka hiçbir şeyleri olmadan göç ettiğini vurgulayarak barınma, gıda, temiz su ve sağlık hizmetlerine acil ihtiyaç duyduklarını ifade etti.

İssuf ayrıca, finansman yetersizliğinin binlerce ailenin hayati önem taşıyan yardımlardan mahrum kalmasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Çatışmaların ve yerinden edilmelerin yayılmasıyla insani ihtiyaçların da giderek arttığına dikkat çekti.

Örgütün verilerine göre, ekim ayının başından bu yana Lahic vilayetinin El-Mudâribe ve El-Ara ilçelerinden 43 binden fazla kişi göç etti. Bu sayı, Yemen genelinde tek bir ilçede kaydedilen en yüksek yerinden edilme rakamı oldu.

Taiz vilayeti içinde de göç hareketliliği artarken çok sayıda aile, şu anda 56 binden fazla yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Aden kentine yöneliyor.

Uluslararası Göç Örgütü, krizin sağlık alanındaki etkilerini hafifletmek amacıyla Marib, Lahic, Aden ve Taiz vilayetlerinde beş mobil sağlık ekibi görevlendiriyor. Bu ekiplerin ikisi Taiz'de faaliyet gösteriyor.

Ekipler; temel sağlık hizmetleri ve tıbbi danışmanlığın yanı sıra üreme sağlığı, akut yetersiz beslenmenin tedavisi, aşılama, sağlık kuruluşlarına sevk, ruh sağlığı, koruma ve acil bakım hizmetleri sunuyor.

Beş mobil ekip, geçen hafta sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu veya insani krizlerden etkilenen bölgelerde yaklaşık bin tıbbi danışmanlık hizmeti verdi.

Acil ihtiyaçlar için 45 milyon dolar gerekiyor

İnsani ihtiyaçların genişlemesi karşısında Uluslararası Göç Örgütü, müdahale kapasitesinin artırılması için aldığı katkılara rağmen ek finansmana ihtiyaç duyulduğunu bildirdi. Örgüt, önümüzdeki altı ay boyunca yürütülecek çalışmalar için yaklaşık 45 milyon dolara ihtiyaç olduğunu açıkladı.

Talep edilen finansmanın; hayat kurtarıcı yardımların yanı sıra barınma, acil nakit desteği, gıda dışı temel ihtiyaç malzemeleri, koruma hizmetleri, sağlık hizmetleri, temiz su ve sanitasyon çalışmalarını karşılaması öngörülüyor. Kaynakların ayrıca yerinden edilmiş kişilerin barındığı alanların koordinasyonu ve nüfus hareketlerinin takibi için de kullanılması planlanıyor.

cdg
Husilerin yerleşim alanlarını hedef alması nedeniyle devam eden göç dalgası (Yerel medya)

Söz konusu çalışmalar, yerinden edilmiş aileleri ve onlara ev sahipliği yapan toplulukları hedefleyen Yemen Krizine Müdahale Planı kapsamında yürütülüyor. Bu çerçevede, Afrika Boynuzu'ndan Yemen üzerinden gelen göçmenlere yardım etmeyi amaçlayan Afrika Boynuzu ve Yemen Bölgesel Göçmen Müdahale Planı da uygulanıyor.

Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmayı ve kırsal bölgelerdeki yerleşim alanlarıyla Lahic'in batısındaki bölgeleri hedef almayı sürdürmesine rağmen Uluslararası Göç Örgütü, çatışmanın tüm taraflarına sivilleri ve insani yardım çalışanlarını koruma çağrısında bulunmakla yetindi.

Örgüt, özellikle Taiz vilayetinde ulaşılması güç bölgelere yardımların güvenli ve engelsiz biçimde ulaştırılmasının sağlanmasını istedi.

Köyler hedef alınıyor

Öte yandan Yemen hükümetine yakın kaynaklar, Lahic vilayetinin batısında Husilerin kontrolündeki bölgelerden ve Taiz ile cephe hattının kesiştiği alanlardan kaçışların sürdüğünü belirtti.

Kaynaklar, özellikle El-Mukâtıra ve El-Mudâribe ilçelerinde yerleşim yerlerinin roket mermileri ve insansız hava araçlarıyla hedef alınması nedeniyle sivillerin bölgeden ayrıldığını aktardı.

Husilerin, Taiz vilayetinin kırsal kesimlerine ulaşan yolları kapatmasının ardından El-Mukâtıra ilçesinin çevresindeki yerleşim alanlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı belirtildi. Örgütün, Lahic vilayetindeki El-Mudâribe ilçesinin köylerine yönelik roket ve insansız hava aracı saldırılarını da sürdürdüğü kaydedildi.

bfd bf
Husilerin Taiz vilayetini ele geçirmek için on binlerce silahlıyı sevk etmesi (AP)

El-Mudâribe'nin çevresinde hükümet güçleriyle Husiler arasında bir aydan uzun süredir çatışmalar yaşanıyor.

Bu gelişmeler, kırsal bölgelerde yaşayan siviller üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Yolların kapatılması ve köylere yönelik saldırılar, yaşam maliyetlerinin yükselmesi, gıda ve suya erişimin azalması ve sağlık hizmetlerindeki yetersizliklerle aynı döneme denk geliyor. İnsani yardım kuruluşları ise ihtiyaç sahiplerine ulaşmakta giderek daha fazla güçlük çekiyor.