İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)

İsrail ordusunun kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındığı stratejik vizyon ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yalnızca savaşı değil hükümetinin tüm icraatlarını şekillendiren "kontrollü kaos" siyaseti, İsrail'in giderek Lübnan bataklığına saplandığı ve adeta "Rus ruleti" oynadığı yönünde bir algı oluşturuyor. Bu oyunda oyuncu, silahı her ateşlediğinde ölümle karşı karşıya kalabileceğini bilerek tetiği çekiyor.

Çıkmaza sürüklenen ordu

İbranice yayın yapan medya kuruluşlarının, ordu komutanlığına yakınlığıyla bilinen askeri muhabirleri, hükümetin İsrail ordusunu hem İran tuzağına hem de Lübnan bataklığına sürüklediği konusunda görüş birliği içinde.

Analistlere göre Lübnan konusunda açık hedeflere sahip siyasi bir planın bulunmaması, orduyu son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor.

scthy
İki İsrailli kadın, pazar günü Hayfa'da düzenlenen cenaze töreninde Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askeri için gözyaşı döküyor. (AP)

İsrail ordusu bugün Güney Lübnan'da yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alanı kontrol ediyor. Bölgede 60 yerleşim yeri ile gelişmiş teknolojiye sahip geniş bir tünel ağı bulunuyor. Bu tünellerde gıda depoları, silah stokları, sağlık merkezleri, çok sayıda çıkış noktası ve patlayıcı düzeneklerle hazırlanmış pusu alanları yer alıyor.

Gerilla savaşına geçen Hizbullah ise silahlı hücreler aracılığıyla İsrail askerlerine fırsat buldukça keskin nişancı saldırıları düzenliyor.

İsrail ordusu her saldırıya sert karşılık vererek hem bu hücreleri hem de faaliyet gösterdikleri çevreyi hedef alıyor. İsrailli her asker kaybına karşılık 20 ila 30 Lübnanlının öldürüldüğü belirtilse de, Mart ayından bu yana 36 İsrail asker ve subayının hayatını kaybetmesi İsrail kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratıyor.

Ölen askerlerin aileleri arasında, Birinci Lübnan Savaşı dönemini hatırlatan "Daha ne kadar?", "Neden buradayız?", "Çocuklarımız ne uğruna ölüyor?" soruları yeniden dillendirilmeye başlandı.

Bu toplumsal tepki nedeniyle Netanyahu ve hükümet üyelerinin cenaze törenlerine katılmaktan kaçındıkları ifade ediliyor.

Ordunun sesi duyulmuyor

Haaretz gazetesinin askeri yazarı Amos Harel, pazar günü yayımlanan analizinde son olayları değerlendirdi.

Harel, son çatışmalarda Zırhlı Birlikler 52'nci Tabur Komutanı Yarbay Dor Ben Samhon ile tank mürettebatından üç askerin Tebnit köyü yakınlarında, Ali Tahir tepeleri ile Litani Nehri'nin kuzeyinde hayatını kaybettiğini yazdı.

İsrail ordusunun ateşkesten önce Hizbullah'ın yer altındaki komuta merkezi ve füze tesislerini ele geçirmek amacıyla bölgeye girdiğini belirten Harel, ilerleyişin yavaş olduğunu ve ciddi kayıplar verildiğini aktardı.

xcvfbthy
İsrailliler, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze törenine katılıyor. (AFP)

Ordu söz konusu yer altı tesisini Hizbullah'ın stratejik merkezlerinden biri olarak tanımlarken, ABD'li arabulucunun girişimleriyle savaşın son aşamasına yaklaşılmış olsa bile buranın mutlaka hedef alınması gerektiğini savundu.

Harel'e göre bu tablo, İsrail ordusunun bölgede kalmaya devam etmesini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Mart ayında bölgeye girilmesinin zaten tartışmalı olduğunu hatırlatan Harel, fiber optik kablolu insansız hava araçlarına karşı etkili bir çözüm bulunmaması ve ağır ateş gücünün kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle askerleri korumanın son derece zorlaştığını, bunun da ağır can kayıplarına yol açtığını belirtti.

Harel ayrıca bu konuların güvenlik kabinesinde tartışılmadığını ve kamuoyuna da yansıtılmadığını ifade etti.

Genelkurmay'da birçok üst düzey komutanın mevcut savaşın artık hiçbir stratejik amaca hizmet etmediğinin farkında olduğunu yazan Harel, ordunun fiilen ön karakollar kurmak ve Litani Nehri'nin güneyindeki Lübnan köylerini geniş çapta, zaman zaman vahşet boyutuna ulaşan yöntemlerle yıkmakla meşgul olduğunu savundu.

Buna rağmen ordunun siyasi yönetime verdiği mesajın, "Siz emredin, biz uygulayalım" anlayışıyla sınırlı kaldığını; hedefler ve bunlara ulaşma yöntemleri konusunda derinlikli bir tartışma yürütülmediğini dile getirdi.

Bakanlardan tepki

Öte yandan hükümet üyelerinin sert açıklamaları sürüyor.

Bir bakan, öldürülen her İsrail askeri karşılığında bin Lübnanlının öldürülmesi çağrısında bulundu.

Bir başka bakan, Yarbay Ben Samhon'un ölümü nedeniyle üzüntüsünü dile getirirken adını yanlış yazdı.

Üçüncü bir bakan ise hayatını kaybeden kişinin aslında zırhlı birliklerden olmasına rağmen "Golani Tugayı'ndan bir yarbay" için taziye mesajı yayımladı.

frbgfrtb
Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze töreni. (Reuters)

Bazı bakanlar televizyon programlarında, asker cenazelerine kendilerinin değil "kızıl saçlı adamın" (Donald Trump) katılması gerektiğini savundu.

Ancak gerçekte hükümetten hiçbir temsilci tabur komutanının cenazesine katılmazken, eski Başbakan Naftali Bennett törene iştirak etti.

Tebnit ve Mecdel Zun

Maariv gazetesinin askeri yazarı Avi Aşkenazi ise Hizbullah'ın en önemli yer altı merkezlerinden birinin Nebatiye'ye yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Tebnit köyünün altında bulunduğunu yazdı.

İsrail ordusunun yalnızca Tebnit'te değil, batı cephesindeki Mecdel Zun bölgesinde de faaliyet yürüttüğünü belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın burada İsrail'in tamamını tehdit edebilecek stratejik silah sistemlerini barındıran geniş yer altı tesisleri kurduğunu ifade etti.

Bu nedenle İsrail kara birliklerinin söz konusu altyapıyı ele geçirmesinin büyük önem taşıdığını belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın da İsrail ordusunun ilerleyişini durdurmak için yoğun çaba gösterdiğini, İran'ın ise Lübnan dosyasını doğrudan üstlenerek ABD üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü.

"İsrail siyasi olarak hata yapıyor"

Aşkenazi, İsrail'in Lübnan konusunda net bir siyasi vizyon ortaya koymamasını da eleştirdi.

İsrail'in yalnızca toprak ele geçirmek ve ileri karakollar kurmaktan söz ettiğini belirten Aşkenazi, bunun kuzey bölgelerine güvenlik sağlamayacağını savundu.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında bulunmasının, Hizbullah'a karşı ülkenin tamamında serbest hareket etme kabiliyetini kısıtladığını ve askerleri adeta hedef tahtasına dönüştürdüğünü ifade etti.

Aşkenazi'ye göre Netanyahu, aşırı sağ koalisyon ortaklarını kaybetmemek için Lübnan ile üst düzey barış müzakerelerine başlamaktan kaçınıyor.

"İsrail artık bir papağana dönüştü. Bölgeye hiçbir siyasi ufuk sunmuyor. Hükümet içindeki bazı çevrelerin tek sloganı 'Haydi kaosa' oldu. Yargıda, yollarda, emniyette, eğitimde ve ekonomide her yerde düzensizlik hâkim" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail iki kez kaybedebilir"

Yedioth Ahronoth gazetesinin güvenlik editörü Ronen Bergman ise Donald Trump'ın, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri faaliyetlerinin İran ile imzaladığı anlaşmayı tehlikeye attığı kanaatine varması halinde, Tahran'a yeni tavizler verebileceği uyarısında bulundu.

Bergman'a göre bu durumda İsrail hem Lübnan'da ağır kayıplar vermeye devam edecek hem de İran karşısında daha kötü bir anlaşmayla karşılaşabilecek.

Operasyonel sorunların yeni olmadığını belirten Bergman, İsrail'in geçmişteki "güvenlik kuşağı" deneyiminin tekrarına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazara göre ordu iki seçenekten birini tercih ediyor: Ya Lübnan'ın tamamında hiçbir kısıtlama olmaksızın kapsamlı bir askeri operasyon yürütmek ya da sınır boyunca dar bir güvenlik kuşağına çekilmek.

Sağ kesimden de eleştiri

Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde de benzer eleştiriler yer aldı.

Sağ görüşlü akademisyen Prof. Eyal Zisser, İsrail'in aylardır Lübnan'da dilediği gibi hareket ettiği izlenimi oluştuğunu ancak ülkenin giderek 7 Ekim öncesindeki duruma geri döndüğünü yazdı.

Zisser, Hizbullah'ın ağır darbe almasına rağmen ayakta kaldığını, ateşkes sayesinde yeniden güç toplayıp füze stoklarını yenileyebileceğini belirtti.

İran'ın baskısıyla İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik kuşağından çekilmesi halinde Hizbullah militanlarının yeniden sınır hattına geleceğini savunan Zisser, "Neyin yanlış gittiğini anlamak kadar geleceğe bakıp gerekli dersleri çıkarmak da önemlidir. Sonuçta her askeri operasyonun siyasi kazanıma dönüştürülebilecek bir çıkış stratejisi olmak zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.



Burhan, vize başvurusunun reddedilmesinin ardından Washington’a meydan okudu

Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
TT

Burhan, vize başvurusunun reddedilmesinin ardından Washington’a meydan okudu

Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan, Washington’a meydan okuyan açıklamalarda bulunarak, “şantaj” olarak nitelendirdiği girişimi reddetti. Burhan, herhangi bir seyahat vizesi almak istemediğini ve Sudan’dan ayrılmayacağını söyledi. Açıklamaları, ABD’nin geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere ülkeye giriş vizesi vermeme kararına gönderme olarak değerlendirildi.

Burhan, 24 Eylül’de New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu’nun 81. oturumunda ülkesinin heyetine başkanlık ederek konuşma yapmayı planlıyordu. Ancak Washington kendisine giriş vizesi vermedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre ABD’nin vize vermesi, Burhan’ın Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında Nisan 2023’ten bu yana devam eden iç savaşta 90 günlük insani ateşkesi kabul etmesine bağlıydı. Söz konusu ateşkes önerisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos tarafından sunuldu. Ancak Burhan öneriyi reddederek, savaşı sürdürme kararlılığını belirtti.


İsrail, “7 Ekim” öncesinde doğrudan ve net uyarılar aldı mı?

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
TT

İsrail, “7 Ekim” öncesinde doğrudan ve net uyarılar aldı mı?

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bulunan ayırma duvarındaki bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve seçim kampanyası ekibi, 7 Ekim 2023 saldırısı öncesinde yapılan “uyarı hikâyesini” gölgede bırakmak için yoğun çaba harcıyor. Netanyahu, muhalifleri tarafından söz konusu uyarıları görmezden gelmekle suçlanıyor.

Buna karşın, İbranice ve ABD medyasında Netanyahu'nun saldırı öncesinde uyarıldığına ilişkin bilgiler peş peşe gündeme geliyor. Konu artık Netanyahu'nun üzerinde adeta bir suçlama olarak dolaşırken, başbakanın çevresinde büyük bir öfkeye yol açıyor. Netanyahu'ya yakın çevrelerde, “Arap ve Batı dünyasında hükümetini devirmek isteyen çok sayıda güç bulunduğu” yönündeki kaygı da giderek artıyor.

Söz konusu iddialar, yaklaşık bin 200 İsraillinin hayatını kaybettiği Hamas saldırısıyla ilgili.

Filistinliler, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail ile Gazze'yi ayıran duvarın yanında ele geçirdikleri bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor. (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail ile Gazze'yi ayıran duvarın yanında ele geçirdikleri bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapıyor. (AP)

Son dönemde İsrailli gazetecilerin kaleme aldığı bir kitapta da benzer bilgiler yeniden gündeme geldi. Buna göre, saldırıdan birkaç hafta önce İsrail ile Hamas arasında imzalanmaya hazır bir anlaşma bulunuyordu. Anlaşma, esir takası ve uzun süreli bir güvenlik ateşkesini öngörüyordu. Ancak Netanyahu anlaşmadan geri adım attı ve onay sürecini geciktirmeye başladı.

İddiaya göre bu tutum, Hamas'ın önde gelen isimlerinden ve 7 Ekim saldırısının başlıca planlayıcısı olarak gösterilen Yahya Sinvar'ı öfkelendirdi. Sinvar bunun üzerine saldırı kararı aldı, ancak öncesinde İsrail hükümetine “deprem etkisi yaratacak bir karşılık” verileceği yönünde uyarıda bulundu.

Mısır, uyarı iddialarına ilişkin sessizliğini koruyor

Son iki hafta içinde İsrail, ABD ve Avrupa medyasında, Hamas'tan geldiği öne sürülen uyarının farklı kanallar üzerinden Tel Aviv'e ve bizzat Netanyahu'ya birkaç kez ulaştırıldığına ilişkin kapsamlı haberler yayımlandı.

Bu konudaki son iddialardan biri ABD merkezli The Atlantic dergisinden geldi. Dergi, 7 Ekim saldırısı sırasında Mısır İstihbarat Teşkilatı'nın başında bulunan General Abbas Kâmil’in bizzat Tel Aviv'e gittiğini öne sürdü. İddiaya göre Kâmil, yalnızca 40 dakika süren ziyaretinde havaalanında üst düzey bir yetkiliyle uçağında görüştü ve ardından ülkesine döndü.

Netanyahu'nun ofisi kısa süre içinde derginin haberini yalanladı. Ofis, haberi seçim döneminde kamuoyunu “manipüle etmeyi” amaçlayan karşı propaganda faaliyetlerinin bir devamı olarak nitelendirdi.

Yedioth Ahronoth gazetesinin Arap dünyası muhabiri Sima Kadmon da bu uyarılar hakkında kendisinin de Mısır kaynaklı bilgiler aldığını yazdı. Kadmon, dün yayımlanan yazısında, “Kahire'den gelen mesaj güçlü ve etkiliydi, ancak Sinvar buradaki yetkililerin gözünü kör etti. Başka uyarılar da vardı” ifadelerini kullandı.

Kadmon ayrıca Mısır eski istihbarat başkanının İsrail'e yaptığı gizli ziyaretin 7 Ekim'den 11 gün önce gerçekleştiğini belirtti.

İsrailli gazeteci, 26 Eylül'de Mısır'dan Gazze'de “korkunç bir şey” planlandığına ilişkin ilk uyarının geldiğini öne sürdü. Kadmon, 7 Ekim'den üç gün sonra kendisini “üst düzey Mısırlı kaynak” olarak tanımlayan bir kişinin kendisini aradığını ve şu ifadeleri kullandığını aktardı:

“Netanyahu'ya Gazze tarafından korkunç bir şeyin olmak üzere olduğu konusunda uyarı ilettik. İsrail politikasını değiştirmezse Gazze'nin İsrail'in yüzünde patlaması bekleniyor.”

Mısır ise söz konusu uyarı iddiaları hakkında yorum yapmadı. Şarku'l Avsat, Mısır Bakanlar Kurulu, Dışişleri Bakanlığı, Devlet Enformasyon Servisi ve Enformasyon Bakanlığı dahil olmak üzere ilgili kurumlarla temasa geçerek açıklama istedi ancak cevap alamadı. Dün akşama kadar Mısır tarafından konuya ilişkin herhangi bir resmî açıklama da yapılmadı.

Mısırlı diplomat ve parlamenterler ise The Atlantic haberinin doğruluğuna şüpheyle yaklaştı. Haberin “Kahire'nin Filistin meselesine ilişkin tutumunu sorgulatmayı ve tartışma yaratmayı amaçladığını” savunan yetkililer, haberin İsrail'deki mevcut seçim kampanyaları sırasında gündeme gelmesine dikkat çekti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Büyükelçi Rıza Ahmed, söz konusu haberlerin doğru olmadığına inandığını belirterek, “Bilgilerin doğru olduğunu varsayarsak, Hamas'ın saldırısı neden o sırada durdurulmadı?” diye sordu.

Ahmed, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu haberlerin “İsrail'deki mevcut iç seçim kampanyalarının bir devamı” olduğunu söyledi. Ahmed'e göre muhalefet ittifakı, başbakanı 7 Ekim'de yaşananlardan haberdar olmakla suçluyor.

Ahmed, haberlerin bu dönemde gündeme getirilmesinin bir başka amacının da Kahire'nin tutumuna ilişkin şüphe yaratmak ve Mısır'ın Hamas'la ilişkilerini hedef almak olduğunu belirtti. Mısırlı yetkili, özellikle Mısır'ın Filistin meselesindeki tutumunun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında açık biçimde ortaya konulduğunu vurguladı.

Netanyahu

The Atlantic haberinde, Mısır eski istihbarat başkanının ziyareti sırasında hangi İsrailli yetkililerle görüştüğü belirtilmedi. Dergi, ziyaretin yaklaşık bir saat sürdüğünü öne sürerken, eski bir İsrailli hükümet yetkilisinin, “Netanyahu'nun Kâmil’in ziyaretinden veya İsrail istihbarat yetkilileriyle yaptığı görüşmelerden haberdar olmaması akla yatkın değil” değerlendirmesine yer verdi.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Eymen Mahsab ise bu tür haberlerin “Mısır'ın imajını zedelemeye yönelik sistematik bir planın parçası” olduğunu savundu. Mahsab Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kahire'nin bu tür haberlerin ortaya atılmasının ardındaki amaçların farkında olduğunu belirtti.

Mısırlı milletvekili, resmi olarak cavap verilmemesinin bu uygulamalara karşı uyarıda bulunulmadığı anlamına gelmediğini ve bunların genç nesiller üzerindeki etkisine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Mahsab, Mısır'ın Gazze ve genel olarak Filistin meselesindeki tutumunun “açık ve değişmez” olduğunu belirterek, Kahire'nin savaşın ve Gazze Şeridi'ndeki İsrail saldırılarının ilk günden itibaren sona erdirilmesi çağrısında bulunduğunu ifade etti.

Ortam benzin kokusuyla doluydu

Aynı konuya ilişkin bir başka yayın ise gazeteciler Şlomi Eldar ve Rut Yuval'ın 8 Eylül'de Haaretz gazetesinde yayımlanan araştırmasında ve kısa süre önce yayımlanan Kaçırılanlar – 843 Günlük İsraf başlıklı kitaplarında yer aldı.

İki gazeteci, Sinvar'ın saldırı öncesinde İsrail'e bir uyarı göndermeye çalıştığını öne sürdü.

Eldar ve Yuval, araştırmalarında şu değerlendirmeye yer verdi:

“Eylül 2023'ün son günleriydi. Batı Şeria'da (terör) operasyonları yoğunlaşıyor, Gazze sakinlerinden oluşan kalabalıklar sınır duvarının önünde düzenli olarak gösteriler yapıyor, İsrail ise yargı reformu yasaları nedeniyle yaşanan iç çatışmalarla sarsılıyordu. Ortam benzin buharıyla doluydu ve gelişmeleri yakından takip eden herkes, ateşin her köşede pusuya yatmış olduğunun tamamen farkındaydı.”

Eldar ve Yuval, Sinvar'ın İsrail'e gönderdiği mesajların, eski Filistin hükümetinde bakanlık yapmış ve Fetih hareketinin önde gelen isimlerinden Muhammed Dahlan'a yakın olan Dr. Süfyan Ebu Zeyde aracılığıyla iletildiğini açıkladı.

Yahya Sinvar, Ekim 2022'de Gazze'de İsrail karşıtı bir gösteride. (Reuters)
Yahya Sinvar, Ekim 2022'de Gazze'de İsrail karşıtı bir gösteride. (Reuters)

İki gazeteciye göre Dahlan, endişelerini üst düzey Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerine aktardı. Bu yetkililer de Netanyahu ile temasa geçerek savaşın yalnızca kan dökülmesine yol açmakla kalmayacağı, bütün bölgeyi sarsacağı ve İbrahim Anlaşmaları'na zarar vereceği yönündeki kaygılarını dile getirdi.

Gazeteciler, görüşmelerin içeriği konusunda aralarında dönemin ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkanı William Burns'ün de bulunduğu üç üst düzey yabancı kaynağın bilgilendirildiğini belirtti.

Eldar ve Yuval, söz konusu bilgileri İsrail ve yurtdışında bulunan onlarca kaynakla, bunların arasında üst düzey yetkililerle yapılan kapsamlı bir araştırmaya; ayrıca kayıtlar, belgeler ve kurum içi yazışmalara dayandırdıklarını belirtti.

Dahlan'ın değerlendirmesine göre görüşmenin ve uyarının amacı, Netanyahu'nun mesajı ciddiye almasını ve harekete geçmesini sağlamaktı. Dahlan, “Hiç kimse başbakanın bu sözleri duyduktan sonra güvenlik teşkilatının başkanlarını; Şin Bet ve Mossad başkanları ile genelkurmay başkanını bilgilendirmeyeceğini düşünmedi. Ancak bunların hiçbiri Abu Dabi'den gelen uyarıdan haberdar değildi” ifadelerini kullandı.

Sinvar ortadan kayboldu: Bir deprem bekleyin

Gazeteciler, Eylül 2023'ün başında Sinvar'ın müzakereleri yürüten ekiple tüm iletişimini aniden kestiğini belirtti.

Bir Şin Bet yetkilisi, “Radarımızdan tamamen kayboldu, buharlaştı” dedi.

Hamas'tan bir kaynak ise Sinvar'ın İsraillilerin müzakerelerdeki yavaş ilerleyişinden sabrının tükendiğini belirtti. Bunun üzerine, Netanyahu'nun onayıyla kurulan ve Şin Bet ajanı İdi Rotem ile Hamas yetkilisi Gazi Hamad arasında doğrudan iletişimi sağlayan kanal kesildi.

Dikkat çekici biçimde, İsrail basınında yer alan haberlerde, bu iletişim kanalının 7 Ekim'den bir yıl sonra, rehineler konusunda çıkmaza giren anlaşmanın kurtarılmasına yönelik ihtiyacın arttığı Eylül 2024'te yeniden tam kapasiteyle devreye sokulduğu ifade edildi.

Hamas'ın askeri medya biriminin yayımladığı bir videodan, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları mensubu bir savaşçı, (Reuters)
Hamas'ın askeri medya biriminin yayımladığı bir videodan, 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Kassam Tugayları mensubu bir savaşçı, (Reuters)

7 Ekim öncesine dönüldüğünde, özellikle 23 Eylül'de Sinvar'ın Ebu Zeyde ile özel bir görüşme gerçekleştirdiği belirtiliyor. Sinvar'ın burada kesin bir dille, “İsraillilere, müzakerelerde (ateşkes konusunda) ilerleme sağlanmazsa onlara büyük bir sürpriz hazırlayacağımı söyle” dediği öne sürülüyor.

İddiaya göre Sinvar'ın kullandığı “büyük sürpriz” ifadesi, İsrail tarafı için alarm niteliğinde olmalıydı. Ardından mesajını daha da açık hale getirerek, “Onlara bir deprem beklemelerini söyle” dedi.


Cibuti, "komşu coğrafyadaki çalkantıların" baskısı altında

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
TT

Cibuti, "komşu coğrafyadaki çalkantıların" baskısı altında

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)
Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma yaparken (Cibuti Haber Ajansı- ADI)

Cibuti, komşu ülkelerde yaşanan krizlerin artması, özellikle de Etiyopya ve Yemen'deki çatışmalar nedeniyle binlerce kişinin ülkeye sığınmasıyla artan bir baskıyla karşı karşıya.

Doğu Afrika'da, Bab el-Mendeb Boğazı'nın batı kıyısında yer alan Cibuti; kuzeyde Eritre, batı ve güneyde Etiyopya, güneydoğuda Somali ile sınır komşusu. Ülke doğuda Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılırken, Kızıldeniz'in karşı kıyısında yer alan Yemen'in sahilleri Cibuti'ye yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunuyor.

Bölgedeki çalkantılı ortamın ortasında, Afrika meseleleri uzmanı bir analist, Cibuti'nin uluslararası toplumun çağrılarına karşılık vermemesi halinde, maliyet ve istikrar açısından giderek artan baskılarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Uzman ayrıca Cibuti'nin komşu ülkelerle dengeli ilişkileri sayesinde arabuluculuk rolü üstlenebileceğini öngörüyor.

Uluslararası destek çağrısı

Cibuti Dışişleri Bakanı Abdulkadir Ömer, Yemen'deki şiddet nedeniyle binlerce kişinin ülkesine sığındığını açıkladı. Bu durumun Obuk bölgesindeki ev sahibi topluluklar ile "Mərkəzi" olarak bilinen mülteci kampının kapasitesi üzerinde ciddi baskı oluşturduğu belirtildi. Birleşmiş Milletler tahminlerine göre ülkeye gelenlerin sayısı 10 bin kişiye ulaştı.

Ömer, cumartesi akşamı New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Cibuti'nin artan barınma, gıda ve temel hizmet ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacağını söyledi. Bakan, hükümetin bu göç dalgasına uygun şekilde karşılık verebilmesi için uluslararası toplumdan desteğini artırmasını istedi.

Yemen'den kaçış, haftalardır artan silahlı çatışmalarla mücadele eden Cibuti açısından tek önemli sorun değil. Komşu Etiyopya'da da çatışmalar yeniden tartıyor. Tigray güçlerinin bölgedeki üç havalimanını ele geçirmesi ve müttefikleriyle birlikte Afar ve Amhara bölgelerinde saldırılar düzenlemesi, hükümet güçleriyle 2020-2022 yılları arasında yaşanan yıkıcı savaşın ardından en ciddi gerilim olarak değerlendiriliyor.

 Yemenli bir kadın, Husilerin köyünü ele geçirmesinin ardından yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta çamaşırları asıyor. (AFP)
Yemenli bir kadın, Husilerin köyünü ele geçirmesinin ardından yerinden edilmiş kişiler için kurulan bir kampta çamaşırları asıyor. (AFP)

Afrika meseleleri uzmanı Çadlı siyasi analist Salih İshak İsa, Cibuti'nin önümüzdeki dönemde de komşu ülkelerdeki istikrarsızlıkların baskısı altında kalacağını değerlendiriyor. İsa'ya göre özellikle Yemen'deki savaşın devam etmesi ve Etiyopya'daki gerilimlerin artması, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'e doğrudan bağlantısı bulunan Cibuti üzerindeki baskıyı artıracak.

İnsani ve güvenlik yükü

Cibuti, mülteci ve sığınmacı akınıyla giderek büyüyen bir insani ve güvenlik yüküyle karşı karşıya. Ülkenin ekonomik kapasitesi ve altyapısı ise çevresindeki risklerin boyutuyla kıyaslandığında sınırlı kalıyor.

İsa Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Cibuti'nin stratejik konumunun, bölgedeki insani, ekonomik ve güvenlik sorunlarının sonuçlarıyla mücadele etmek için ihtiyaç duyduğu desteği otomatik olarak alacağı anlamına gelmediğini belirtiyor.

İsa, söz konusu baskıların uzun süre devam etmesinin istikrarın maliyetini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle sığınmacı sayısının artması, Etiyopya'daki çatışmaların genişlemesi, hizmet ve barınma maliyetlerinin yükselmesi ve Kızıldeniz'deki ticaret ile deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıkların etkisinin büyümesi halinde, Cibuti üzerindeki yükün daha da ağırlaşabileceğini ifade ediyor.

İsa'ya göre uluslararası ve bölgesel destek, karşı karşıya olunan sorunların boyutuyla orantılı bir seviyeye çıkarılırsa Cibuti, istikrarını koruma ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu'nun güvenliğinde üstlendiği merkezi rolü sürdürme konusunda daha güçlü bir konuma gelebilir.

Arabuluculuk ihtimali

Cibuti Dışişleri Bakanlığı, çevresindeki krizlerin ortasında, resmi haber ajansı tarafından pazar günü aktarılan açıklamasında Etiyopya'da gerilimin düşürülmesi ve anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulundu.

İsa, Cibuti'nin bölgedeki bazı krizlerde arabulucu veya kolaylaştırıcı rol üstlenerek diplomatik varlığını güçlendirebileceğini düşünüyor. Buna gerekçe olarak da ülkenin farklı taraflarla iletişim kurma konusunda deneyimli olmasını ve çeşitli bölgesel ve uluslararası aktörlerle görece dengeli ilişkiler yürütmesini gösteriyor.

İsa'ya göre Yemen dosyası böyle bir girişim için elverişli görünürken, Etiyopya meselesi daha hassas bir nitelik taşıyor. Bu nedenle Cibuti'nin, iç sorunlarını azaltacak şekilde istişare ve güven inşasına dayalı, kademeli bir yaklaşım benimsemesi bekleniyor.