İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)

İsrail ordusunun kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındığı stratejik vizyon ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yalnızca savaşı değil hükümetinin tüm icraatlarını şekillendiren "kontrollü kaos" siyaseti, İsrail'in giderek Lübnan bataklığına saplandığı ve adeta "Rus ruleti" oynadığı yönünde bir algı oluşturuyor. Bu oyunda oyuncu, silahı her ateşlediğinde ölümle karşı karşıya kalabileceğini bilerek tetiği çekiyor.

Çıkmaza sürüklenen ordu

İbranice yayın yapan medya kuruluşlarının, ordu komutanlığına yakınlığıyla bilinen askeri muhabirleri, hükümetin İsrail ordusunu hem İran tuzağına hem de Lübnan bataklığına sürüklediği konusunda görüş birliği içinde.

Analistlere göre Lübnan konusunda açık hedeflere sahip siyasi bir planın bulunmaması, orduyu son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor.

scthy
İki İsrailli kadın, pazar günü Hayfa'da düzenlenen cenaze töreninde Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askeri için gözyaşı döküyor. (AP)

İsrail ordusu bugün Güney Lübnan'da yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alanı kontrol ediyor. Bölgede 60 yerleşim yeri ile gelişmiş teknolojiye sahip geniş bir tünel ağı bulunuyor. Bu tünellerde gıda depoları, silah stokları, sağlık merkezleri, çok sayıda çıkış noktası ve patlayıcı düzeneklerle hazırlanmış pusu alanları yer alıyor.

Gerilla savaşına geçen Hizbullah ise silahlı hücreler aracılığıyla İsrail askerlerine fırsat buldukça keskin nişancı saldırıları düzenliyor.

İsrail ordusu her saldırıya sert karşılık vererek hem bu hücreleri hem de faaliyet gösterdikleri çevreyi hedef alıyor. İsrailli her asker kaybına karşılık 20 ila 30 Lübnanlının öldürüldüğü belirtilse de, Mart ayından bu yana 36 İsrail asker ve subayının hayatını kaybetmesi İsrail kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratıyor.

Ölen askerlerin aileleri arasında, Birinci Lübnan Savaşı dönemini hatırlatan "Daha ne kadar?", "Neden buradayız?", "Çocuklarımız ne uğruna ölüyor?" soruları yeniden dillendirilmeye başlandı.

Bu toplumsal tepki nedeniyle Netanyahu ve hükümet üyelerinin cenaze törenlerine katılmaktan kaçındıkları ifade ediliyor.

Ordunun sesi duyulmuyor

Haaretz gazetesinin askeri yazarı Amos Harel, pazar günü yayımlanan analizinde son olayları değerlendirdi.

Harel, son çatışmalarda Zırhlı Birlikler 52'nci Tabur Komutanı Yarbay Dor Ben Samhon ile tank mürettebatından üç askerin Tebnit köyü yakınlarında, Ali Tahir tepeleri ile Litani Nehri'nin kuzeyinde hayatını kaybettiğini yazdı.

İsrail ordusunun ateşkesten önce Hizbullah'ın yer altındaki komuta merkezi ve füze tesislerini ele geçirmek amacıyla bölgeye girdiğini belirten Harel, ilerleyişin yavaş olduğunu ve ciddi kayıplar verildiğini aktardı.

xcvfbthy
İsrailliler, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze törenine katılıyor. (AFP)

Ordu söz konusu yer altı tesisini Hizbullah'ın stratejik merkezlerinden biri olarak tanımlarken, ABD'li arabulucunun girişimleriyle savaşın son aşamasına yaklaşılmış olsa bile buranın mutlaka hedef alınması gerektiğini savundu.

Harel'e göre bu tablo, İsrail ordusunun bölgede kalmaya devam etmesini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Mart ayında bölgeye girilmesinin zaten tartışmalı olduğunu hatırlatan Harel, fiber optik kablolu insansız hava araçlarına karşı etkili bir çözüm bulunmaması ve ağır ateş gücünün kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle askerleri korumanın son derece zorlaştığını, bunun da ağır can kayıplarına yol açtığını belirtti.

Harel ayrıca bu konuların güvenlik kabinesinde tartışılmadığını ve kamuoyuna da yansıtılmadığını ifade etti.

Genelkurmay'da birçok üst düzey komutanın mevcut savaşın artık hiçbir stratejik amaca hizmet etmediğinin farkında olduğunu yazan Harel, ordunun fiilen ön karakollar kurmak ve Litani Nehri'nin güneyindeki Lübnan köylerini geniş çapta, zaman zaman vahşet boyutuna ulaşan yöntemlerle yıkmakla meşgul olduğunu savundu.

Buna rağmen ordunun siyasi yönetime verdiği mesajın, "Siz emredin, biz uygulayalım" anlayışıyla sınırlı kaldığını; hedefler ve bunlara ulaşma yöntemleri konusunda derinlikli bir tartışma yürütülmediğini dile getirdi.

Bakanlardan tepki

Öte yandan hükümet üyelerinin sert açıklamaları sürüyor.

Bir bakan, öldürülen her İsrail askeri karşılığında bin Lübnanlının öldürülmesi çağrısında bulundu.

Bir başka bakan, Yarbay Ben Samhon'un ölümü nedeniyle üzüntüsünü dile getirirken adını yanlış yazdı.

Üçüncü bir bakan ise hayatını kaybeden kişinin aslında zırhlı birliklerden olmasına rağmen "Golani Tugayı'ndan bir yarbay" için taziye mesajı yayımladı.

frbgfrtb
Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze töreni. (Reuters)

Bazı bakanlar televizyon programlarında, asker cenazelerine kendilerinin değil "kızıl saçlı adamın" (Donald Trump) katılması gerektiğini savundu.

Ancak gerçekte hükümetten hiçbir temsilci tabur komutanının cenazesine katılmazken, eski Başbakan Naftali Bennett törene iştirak etti.

Tebnit ve Mecdel Zun

Maariv gazetesinin askeri yazarı Avi Aşkenazi ise Hizbullah'ın en önemli yer altı merkezlerinden birinin Nebatiye'ye yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Tebnit köyünün altında bulunduğunu yazdı.

İsrail ordusunun yalnızca Tebnit'te değil, batı cephesindeki Mecdel Zun bölgesinde de faaliyet yürüttüğünü belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın burada İsrail'in tamamını tehdit edebilecek stratejik silah sistemlerini barındıran geniş yer altı tesisleri kurduğunu ifade etti.

Bu nedenle İsrail kara birliklerinin söz konusu altyapıyı ele geçirmesinin büyük önem taşıdığını belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın da İsrail ordusunun ilerleyişini durdurmak için yoğun çaba gösterdiğini, İran'ın ise Lübnan dosyasını doğrudan üstlenerek ABD üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü.

"İsrail siyasi olarak hata yapıyor"

Aşkenazi, İsrail'in Lübnan konusunda net bir siyasi vizyon ortaya koymamasını da eleştirdi.

İsrail'in yalnızca toprak ele geçirmek ve ileri karakollar kurmaktan söz ettiğini belirten Aşkenazi, bunun kuzey bölgelerine güvenlik sağlamayacağını savundu.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında bulunmasının, Hizbullah'a karşı ülkenin tamamında serbest hareket etme kabiliyetini kısıtladığını ve askerleri adeta hedef tahtasına dönüştürdüğünü ifade etti.

Aşkenazi'ye göre Netanyahu, aşırı sağ koalisyon ortaklarını kaybetmemek için Lübnan ile üst düzey barış müzakerelerine başlamaktan kaçınıyor.

"İsrail artık bir papağana dönüştü. Bölgeye hiçbir siyasi ufuk sunmuyor. Hükümet içindeki bazı çevrelerin tek sloganı 'Haydi kaosa' oldu. Yargıda, yollarda, emniyette, eğitimde ve ekonomide her yerde düzensizlik hâkim" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail iki kez kaybedebilir"

Yedioth Ahronoth gazetesinin güvenlik editörü Ronen Bergman ise Donald Trump'ın, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri faaliyetlerinin İran ile imzaladığı anlaşmayı tehlikeye attığı kanaatine varması halinde, Tahran'a yeni tavizler verebileceği uyarısında bulundu.

Bergman'a göre bu durumda İsrail hem Lübnan'da ağır kayıplar vermeye devam edecek hem de İran karşısında daha kötü bir anlaşmayla karşılaşabilecek.

Operasyonel sorunların yeni olmadığını belirten Bergman, İsrail'in geçmişteki "güvenlik kuşağı" deneyiminin tekrarına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazara göre ordu iki seçenekten birini tercih ediyor: Ya Lübnan'ın tamamında hiçbir kısıtlama olmaksızın kapsamlı bir askeri operasyon yürütmek ya da sınır boyunca dar bir güvenlik kuşağına çekilmek.

Sağ kesimden de eleştiri

Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde de benzer eleştiriler yer aldı.

Sağ görüşlü akademisyen Prof. Eyal Zisser, İsrail'in aylardır Lübnan'da dilediği gibi hareket ettiği izlenimi oluştuğunu ancak ülkenin giderek 7 Ekim öncesindeki duruma geri döndüğünü yazdı.

Zisser, Hizbullah'ın ağır darbe almasına rağmen ayakta kaldığını, ateşkes sayesinde yeniden güç toplayıp füze stoklarını yenileyebileceğini belirtti.

İran'ın baskısıyla İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik kuşağından çekilmesi halinde Hizbullah militanlarının yeniden sınır hattına geleceğini savunan Zisser, "Neyin yanlış gittiğini anlamak kadar geleceğe bakıp gerekli dersleri çıkarmak da önemlidir. Sonuçta her askeri operasyonun siyasi kazanıma dönüştürülebilecek bir çıkış stratejisi olmak zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.



Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
TT

Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Libya’daki devlet kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen çabaları destekleme’ konusundaki kararlılığını vurgulayarak, Ankara'nın uluslararası çabaların koordinasyonunda rol oynama ve ‘Libya'daki kurumsal bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan ABD girişimini destekleme’ arzusunu dile getirdi.

Fidan, bu açıklamaları, Libya ziyaretinin ikinci gününde Bingazi'de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter, Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter ve Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında yaptı.

Ziyaretine salı günü Trablus'tan başlayan Fidan, ülkenin doğusundaki üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Bingazi'ye geçmeden önce, geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekale ile bir araya gelmişti.

Ziyaret, Libya'da yürütme erki ile ülkedeki bölünmüş kurumların birleştirilmesine yönelik yeni bir formül geliştirilmesini amaçlayan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Başdanışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ABD girişimi etrafında temasların yoğunlaştığı hassas bir dönemde gerçekleşti.

Girişimin detaylarına dair basına yansıyan bilgilere göre bu plan, ülkenin doğusu ile batısındaki başlıca güç merkezlerini bir araya getirmeyi hedefleyen bir formül çerçevesinde yürütme erkinin yeniden şekillendirilmesini, Başkanlık Konseyi Başkanlığı'nın LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'e verilmesini ve Dibeybe'nin başbakan olarak görevde kalmasını öngörüyor.

LUO Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Fidan, Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede onun üstlendiği role duyduğu takdiri dile getirerek, bu ziyaretin Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri geliştirme sürecinin bir uzantısı niteliğinde olduğunu belirtti. Bakan Fidan ayrıca, yeni bir Türk konsolosun atanmasının ardından Bingazi'deki Türk Konsolosluğu'nun faaliyetlerine başladığına da dikkati çekti.

Fidan, pazartesi günü Bingazi'nin el-Havari mahallesinde aracını hedef alan bombalı bir saldırıyla suikasta uğrayan Libya'nın doğusundaki Askeri İstihbarat İdaresi Müdürü Korgeneral Fevzi el-Mansuri'nin vefatı dolayısıyla Hafter'e taziyelerini iletti.

Hafter ise ‘Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sağlamlığını ve kaydettiği gelişimi’ vurgulayarak, Türk şirketlerinin yeniden imar projelerindeki katkısına ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin yükselişine işaret etti.

LUO Genel Komutanlığından yapılan açıklamaya göre taraflar, ikili ilişkilerin ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde pekiştirilmeye ve güçlendirilmeye devam edilmesinin önemini teyit etti.

Anadolu Ajansı'nın (AA) bildirdiğine göre görüşmenin ardından Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Hakan Fidan’ı Bingazi'deki meclis binasında bulunan makamında kabul etti.

sdgs
Saddam Hafter, dün Bingazi’de Fidan’ı karşıladı (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Fidan'ın Libya'nın doğusuna ve batısına gerçekleştirdiği ziyaret, 2019 ve 2020 yıllarındaki Trablus savaşı sırasında Türkiye'nin üstlendiği rolün Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile sıkı ilişkilerinin ardından, Ankara'nın ülkedeki muhtelif güç merkezlerine yönelik artan açılımını yansıtıyor.

Libya’daki devlet kurumlarının birleştirilmesi dosyası, Fidan'ın salı günü Trablus'ta Dibeybe ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ana gündem maddesiydi.

Öte yandan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Fidan ile görüşmesinde muhtelif çabaların devlet kurumlarının birleştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini vurguladı. Menfi, geçiş süreçlerini sona erdirecek ve sürdürülebilir bir istikrar tesis edecek seçimlere ulaşmak maksadıyla, her türlü girişimin veya mutabakatın devlet kurumlarına ve ulusal egemenliğe saygı duyulması ile ‘siyasi sürecin Libyalılar tarafından sahiplenilmesi’ esasına dayanması gerektiğinin altını çizdi.

Fidan ayrıca Tekale ile de görüştü. Görüşmeye dair fazla detay paylaşılmazken, görüşmede siyasi süreçte uzlaşıyı ve istikrara doğru ilerletmeyi hedefleyen çabalar ele aldı.


İsrail, Batı Şeria’da gerilimi artırmaya devam ediyor… Baskınlar, gözaltılar ve yıkımlar

(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
TT

İsrail, Batı Şeria’da gerilimi artırmaya devam ediyor… Baskınlar, gözaltılar ve yıkımlar

(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)

İsrail, Batı Şeria’da dördüncü haftasına giren tırmanışı sürdürürken, ordu dün çok sayıda bölgeye baskın düzenledi. Baskınlarda aramalar ve saha soruşturmaları gerçekleştirilirken, çok sayıda Filistinli gözaltına alındı, çok sayıda ev ve yapı yıkıldı. Yahudi yerleşimciler de farklı bölgelerde saldırılarını sürdürdü.

İsrail ordusu, geçen ayın sonlarından bu yana kuşatma altında bulunan Nablus’a baskın düzenleyerek kentin doğu kesimi ile Balata Mülteci Kampı’na girdi. Baskınlar çatışmalara ve gözaltılara yol açtı. Ordu ayrıca Cenin’e bağlı el-Yamun, Sile el-Harisiyye ve Arrabe beldelerine baskınlar düzenleyerek çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı. Bölgedeki başka köyler de baskınların hedefi oldu.

Cenin ve Nablus’un yanı sıra İsrail ordusu Ramallah ve el-Bire kentlerine de baskın düzenledi ve aralarında bir gazetecinin de bulunduğu üç Filistinliyi gözaltına aldı. Beytüllahim, El-Halil ve Tulkerim de baskınlardan etkilendi.

İsrail ordusu, Batı Şeria kentlerine neredeyse her gün baskın düzenliyor. Ancak geçen ayın 24’ünde bölgede operasyon başlatmasının ardından baskınların yoğunluğu arttı. Operasyon, Nablus yakınlarındaki Tel beldesinde yerleşimcilerin düzenlediği bir saldırının ardından çıkan çatışmaların sonrasında başlatılmıştı. Söz konusu çatışmalarda dört Filistinli ile iki İsrail askeri hayatını kaybetmişti.

sdfrgth
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinin batısındaki Tel kasabasında bir evin yıkılmasının ardından yükselen duman, 11 Ağustos 2026 (DPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geniş çaplı operasyon düzenlenmesi talimatı verdi. Ordu, Batı Şeria’nın bağlantısını keserek kentleri, beldeleri ve köyleri kontrol noktaları, bariyerler ve çeşitli kısıtlayıcı uygulamalarla kuşatmasının ardından bir dizi baskın gerçekleştirdi, onlarca Filistinliyi gözaltına aldı ve çok sayıda evi yıktı.

Cenin’de 27 yapı yıkıldı

Kentlere, mülteci kamplarına ve köylere yönelik baskınlarını ve Filistinlilerin gözaltına alınmasını sürdüren İsrail ordusu dün ev ve yapı yıkımlarını da yoğunlaştırdı. Ordu, Cenin’in doğusundaki bölgeye baskın düzenleyip bölgeye ulaşan yolları kapattıktan sonra 27 yapıyı yıktı.

Aba Köy Meclisi Başkanı Burhan Azmuti, Filistin resmi haber ajansı WAFA’ya yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin yapıların ruhsatsız olduğu gerekçesiyle yıkıma başladığını söyledi. Azmuti, söz konusu yapıların bulunduğu arazilerin tapu kayıtlarıyla sahiplerine ait olduğunu belirtti.

vdfghyj
Filistinli bir adam, salı günü Nablus yakınlarındaki Tel kasabasında İsrail güçleri tarafından yıkılan bir eve bakıyor. (Reuters)

İsrail ordusu yaklaşık 10 gün önce bölgede bulunan 40’a yakın yapının yıkılacağına dair tebligatta bulunmuştu. Bu durum, bölgede yeni yıkımlar gerçekleştirilebileceğine ilişkin endişeleri artırdı.

Ev ve yapıların yıkılması, İsrail’in Batı Şeria’da uzun süredir uyguladığı cezalandırma politikalarının bir parçasını oluşturuyor. Uygulama, İsrail içinde dahi etkinliği konusunda tartışmalara yol açıyor. Yıkımlar genellikle saldırı düzenleyen Filistinlilere veya ailelerine misilleme amacıyla ya da ruhsatsız ve yasa dışı yapılaşma gerekçesiyle gerçekleştiriliyor. Bazı yıkımlar ise arazilerin niteliği ve sınıflandırmasına ilişkin gerekçelere dayandırılıyor.

Smotrich: Gerekli bir adım

İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich dün yaptığı açıklamada, Batı Şeria’nın kuzeyindeki yıkım operasyonlarının bölgede yerleşim faaliyetlerini yeniden başlatmayı amaçladığını söyledi. Smotrich, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Batı Şeria’nın kuzeyindeki yerleşimleri tehdit eden yasa dışı yapıların yıkılması, yerleşim faaliyetlerini ve İsrail devleti için koruyucu bir duvar oluşturan güvenliği güçlendirmek açısından gerekli bir adımdır” ifadesini kullandı.

fgthy
Aşırı sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria’daki yerleşim genişlemesini gösteren bir haritayı inceliyor. (Arşiv – AFP)

Yıkım operasyonları dün Batı Şeria’nın güneyindeki El-Halil kentinde içinde insanların yaşadığı bir evi de kapsadı.

Evin sahibi Hikem ez-Zuru, 300 metrekarelik iki katlı evinin herhangi bir gerekçe gösterilmeden ve önceden bildirimde bulunulmadan yıkıldığını söyledi. Zuru, 70 yılı aşkın süredir ayakta olan evin yıkılacağını, ekiplerin çalışmaya başlamasıyla öğrendiğini belirtti.

İsrail ordusu ayrıca Beytüllahim’in güneyindeki el-Masara köyünde üç katlı bir evi yıktı.

Yıkım operasyonları son birkaç haftada yoğunlaştı.

Resmi bir kurum olan Filistin Duvar ve Yerleşim Direniş Komisyonu’nun verilerine göre, İsrail güçleri temmuz ayında 80 yıkım operasyonu gerçekleştirdi. Operasyonlarda 165 yapı yıkılırken bunların 80’ini içinde insanların yaşadığı evler, 8’ini boş evler, 63’ünü tarımsal yapılar ve 11’ini geçim kaynakları oluşturan işletmeler oluşturdu.

Yıkım sürecinden sorumlu Sivil İdare’nin başındaki Smotrich, Batı Şeria’nın İsrail devletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu savunuyor. Filistin yönetimi ise İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmek ve Filistin yönetiminin varlığını zayıflatmak istediğini belirtiyor.

BM uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri, salı günü işgal altındaki Batı Şeria’daki durumun ‘tehlikeli bir dönüm noktasına’ ulaştığı uyarısında bulundu.

BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, BM Güvenlik Konseyi’ne verdiği brifingde, İsrail işgalinin derinleşmesinin “Filistin yönetimini çöküşün eşiğine getirdiğini, bağımsız, yaşayabilir ve egemen bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini zayıflattığını” söyledi.

dfghjuk
Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında bir binanın yıkılması sonucu ortaya çıkan yıkımı inceleyen Filistinliler, 12 Ağustos 2026 (Reuters)

İsrail merkezli Peace Now (Şimdi Barış) hareketi ise Netanyahu hükümetini, Batı Şeria’da Filistin yönetimini devirmek ve 33 yıl önce imzalanan Oslo Anlaşması’ndan kurtulmak amacıyla sistematik bir politika yürütmekle suçladı. Örgüt, İsrail hükümetinin ateşle oynadığını, Filistin yönetimini fiilen dağıtmaya ve Batı Şeria’yı resmen ilan etmeksizin ilhak etmeye başladığını belirtti.

İsrail medyasının salı günü ayrıntılarını yayımladığı rapora Smotrich’ten de yanıt geldi. Smotrich, söz konusu raporun ‘İsrail hükümetinin başarılarının bir kanıtı’ olduğunu savunarak, “Ülkenin kalbinde bir Filistin devletinin kurulmasını engellemek için öncülük ettiğim yerleşim devrimiyle gurur duyuyorum. Bu sadece başlangıç” ifadelerini kullandı.


Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var
TT

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Yemen Dışişleri Bakanı Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, İran destekli Husilerin sergilediği tutumun ‘Yemen’i, halkının çıkarlarına hizmet etmeyen çatışmalara sürüklediğini, bölgenin ve uluslararası deniz taşımacılığının güvenliği ile istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı. Dr. Zube, ‘saldırıların hiçbir bedel ödenmeden devam etmesine izin veren bir zeminden sürdürülebilir bir çözüme ulaşılamayacağına’ dikkati çekerek, ‘bedel ödenmeyen her ihlalin bir sonrakini cesaretlendirdiğini’ belirtti.

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, göreve gelmesinden bu yana verdiği bu ilk röportajda, Husilerin çıkarlarının, ‘İran'ın nüfuzunu genişletmeye ve emrivakiler dayatmaya hizmet ettiği her noktada İran projesiyle kesiştiğini’ söyledi. Yemenli Bakan, ülkesini ve coğrafi konumunu komşu ülkeleri, gemileri, limanları ve deniz koridorlarını tehdit eden bir platforma dönüştürme girişimlerine işaret ederek, bu durumun Muha Limanı'nın hedef alınmasına, Kızıldeniz, Bab’ul-mendep ve Aden Körfezi'nin birer baskı ve şantaj sahasına dönüştürülmesine kadar vardığını ifade etti.

Husilerin Marib ve Hadramevt'te konuşlu ordu güçlerini, sığınmacı kamplarını, Marib ve Muha'daki sivil hedefleri vurarak gerilimi tırmandırmasının, (Suudi Arabistan'ın güneyindeki) Necran'a yönelik saldırılarının, Kızıldeniz ve Babülmendep'teki gemilere ve deniz koridorlarına yönelik tehditlerinin, ‘siyasi çabaların, bilhassa Suudi Arabistan'ın siyasi sürece dönme girişimlerinin halen devam ettiği bir dönemde gerçekleştiğini’ açıkladı.

Dr. Zuba’nın açıklamalarına göre Yemen hükümeti, Suudi Arabistan'ın öncülüğünde hayata geçirilen ‘Çok Uluslu Savunma Odaklı Deniz Koalisyonu’nu ‘önemli bir adım’ olarak değerlendiriyor. Zira bu hamle, deniz taşımacılığının korunmasını ‘dağınık tepkiler verilmesinden çıkarıp kurumsal bir iş birliğine’ taşıyor. Bu kurumsal iş birliği, gemilerin korunmasını, bilgi paylaşımını, denizcilik farkındalığının artırılmasını, eğitimi ve tehditlerle başa çıkma kapasitesinin güçlendirilmesini kapsıyor.