Mısır'ın “stratejik beyni” Oktagon hakkında ne biliyoruz?

Yeni başkentin kalbinde yaklaşık 22 bin dönümlük alana kurulu savunma karargahı olan Oktagon, 4,6 milyon metrekareyi aşan yapılaşma alanı 13 entegre stratejik ve lojistik bölgeye ayrılıyor

Oktagon, yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük askeri komuta merkezi olarak kabul ediliyor (Mısır Genel Enformasyon Kurumu)
Oktagon, yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük askeri komuta merkezi olarak kabul ediliyor (Mısır Genel Enformasyon Kurumu)
TT

Mısır'ın “stratejik beyni” Oktagon hakkında ne biliyoruz?

Oktagon, yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük askeri komuta merkezi olarak kabul ediliyor (Mısır Genel Enformasyon Kurumu)
Oktagon, yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük askeri komuta merkezi olarak kabul ediliyor (Mısır Genel Enformasyon Kurumu)

Ahmed Abdulhakim

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, uluslararası ve bölgesel katılımın eşliğinde Kahire'nin doğusundaki Yeni İdari Başkent'te dünyanın en büyük askeri karargâhları arasında yer alan ‘Oktagon’ (Sekizgen) adıyla bilinen yeni Stratejik Komuta Merkezi'ni açtı. Cumhurbaşkanlığına bağlı Mısır Genel Enformasyon Kurumu tarafından yapılan açıklamaya göre tesisin açılış ‘devletin muharebe ve idari hazırlık düzeyini yükseltmeyi’ amaçlıyor.

Kahire, yıllar önce Savunma Bakanlığı için yeni bir ‘stratejik’ karargâh inşasına yönelik adımlar atmaya başladı. Mısır Devlet Enformasyon Servisi, bu karargâhın ‘en yoğun kriz dönemlerinde dahi karar alma ve ülke yönetimi süreçlerinin tam bir etkinlikle kesintisiz sürdürülmesini güvence altına alacağını, Mısır'ın bütünleşik ve aşılmaz ya da sekteye uğratılamaz bir savunma sistemine sahip bölgesel bir güç konumunu pekiştireceğini’ belirterek merkezi ‘Mısır Silahlı Kuvvetleri'nin tarihinde ve sisteminde emsalsiz bir niteliksel sıçrama’ olarak nitelendiriyor.

‘Oktagon’ adıyla bilinen merkez, devletin stratejik komuta merkezi olup Savunma Bakanlığı ile Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı'nın yeni genel merkezi olarak Kahire'nin doğusundaki yeni idari başkent içinde yer alıyor.

Kuruluş amacı

Genel Enformasyon Kurumu’nun aktardığına göre Mısır Devleti Stratejik Komuta Merkezi, Kahire'nin 2017 yılında başlattığı ve devletin en önemli egemenlik kurumlarını bünyesinde barındıracak yeni bir başkent kurma yönündeki kapsamlı plan çerçevesinde hayata geçirildi. Tesis, Mısır devletinin geleceğe yönelik vizyonunu gerçekleştirmek, stratejik kapasitesini en güncel küresel sistemlerle uyumlu biçimde geliştirmek ve en üst düzey teknik ve güvenlik donanımına sahip birleşik bir merkezden devletin tüm hayati sektör ve kurumları üzerinde bütünleşik yönetim ile denetim sağlamayı hedefliyor.

sdfrbthyj
Oktagon, gelişmiş komuta, kontrol ve iletişim sistemi, harekât odaları, idari ve lojistik tesisler ile veri merkezleri ve ileri teknoloji altyapısını bünyesinde barındırıyor (Genel Enformasyon Kurumu)

Genel Enformasyon Kurumu, Stratejik Komuta Merkezi'nin (Oktagon) inşa planlamasının Mısır Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından büyük ulusal şirketlerle iş birliği halinde Mısırlılar tarafından hayata geçirildiğini açıkladı. Merkez, etkinlik ve güvenlik açısından dünyanın en iyi komuta ve kontrol merkezleriyle boy ölçüşürken büyüklüğüyle Antik Mısır medeniyetinin özgünlüğünden ilham aldı. Sekizgen geometrik tasarım olan Oktagon şekli, stratejik gücün ve devletin tüm egemenlik birimleri ile sistemleri arasındaki sıkı bağın simgesi olarak benimsendi. Bu tasarımın kurumsal ortak çalışma etkinliğini desteklemesi ve olağanüstü durumların başarıyla yönetilmesinde denetim hızını artırması hedeflendi.

Genel Enformasyon Kurumu, Mısır devletinin bu merkezi inşa etmesine yol açan başlıca gerekçeleri de sıraladı. Bunların başında ‘egemenlik karargâhları ve harekât odalarının dağınıklığını ortadan kaldırarak tek ve güvenli bir çatı altında toplayacak, bilgi akışının ve yönergelerin hızla iletilmesini güvence altına alacak idari ve stratejik merkezileşme’ geliyor. Bir diğer gerekçe ise ‘gelişmiş dijital savunma sistemleri gerektiren dördüncü ve beşinci nesil savaş ile siber tehditlerle başa çıkmayı kapsayan modern tehditlerle yüzleşme’ olarak sıralandı. Genel Enformasyon Kurumu ayrıca merkezin ‘olağanüstü hallere ve afetlere tek bir koordinasyon diliyle ve azami hızda müdahale etmek için Mısır'ın tüm vilayetlerini ve bakanlıklarını birbirine bağlayan merkezi bir sinir sistemi oluşturmak yoluyla krizlerin merkezden yönetilmesini’ de amaçladığını vurguladı.

Mısır, Yeni İdari Başkent'in kalbinde güvenlik ve askeri komuta için birleşik bir merkez kurulmasını Mısır ulusal güvenliğine katma değer sağlayacak bir adım olarak değerlendiriyor. Bu dev kompleksin devletin muharebe ve idari hazırlık düzeyini yükseltmekteki önemi son derece büyüktür. En yoğun kriz dönemlerinde dahi karar alma ve ülke yönetimi süreçlerinin tam etkinlikle kesintisiz sürdürülmesini güvence altına alıyor ve böylece Mısır'ın aşılmaz ve sekteye uğratılamaz bütünleşik bir savunma sistemine sahip bölgesel güç konumunu pekiştiriyor.

Genel Enformasyon Kurumu’na göre karargâhın ulusal güvenlik alanındaki hedef ve sorumlulukları ‘kapsamlı merkezi denetim: devletin tüm sektörlerindeki performans ve ulusal güvenlik göstergelerinin kesintisiz olarak takibi; acil durum yönetimi: ordu, polis ve hizmet bakanlıkları arasındaki ortak ulusal acil eylem planlarının sevk ve idare edilmesi; bunlara ek olarak uzun vadeli güvenlik ve savunma vizyonlarının oluşturulmasını ve ileri dijital simülasyon modelleri aracılığıyla test edilmesini kapsayan stratejik planlama’ gibi belirli görevleri kapsıyor.

Alan ve tesisler

Oktagon kompleksi yaklaşık 22 bin dönümlük bir alana yayılıyor. Yapının bulunduğu alan 4,6 milyon metrekareyi aşıyor. 13 entegre stratejik ve lojistik bölgeye ayrılıyor. Bu özellikleriyle dünyada askeri ve idari kompleksler arasında en büyüklerden biri konumuna geliyor. Merkez, en güncel iletişim ve askeri teknoloji sistemleriyle donatılmış bütünleşik bir komuta, kontrol, harekât ve kriz yönetim merkezi olarak tasarlanıyor.

Mısır Genel Enformasyon Kurumu’na göre Oktagon, Antik Mısır mimarisinden ilham alan sekizgen biçimli sekiz ayrı yapıyı kapsayan bir mimari tasarım anlayışıyla öne çıkıyor. Dairesel biçimde konumlanan bu yapılar Silahlı Kuvvetler'in ana idari birimlerini ve kuvvetlerini barındırırken ortalarında birbirine ve dış binalara iç koridorlarla bağlı iki merkezi komuta binası yer alıyor. Bu düzenleme, tamamen güvenli tek bir çatı altında bilgi ve güvenlik yönergelerinin hızlı biçimde aktarılmasını güvence altına alarak komuta, kontrol ve karar alma etkinliğini artırıyor.

dscfr
Kahire’nin doğusundaki idari başkent Hudeyde’de bulunan Oktagon genel merkezinin havadan çekilmiş bir fotoğrafı (Mısır Genel Enformasyon Kurumu)

Alan bakımından dünyanın en büyük askeri komuta karargâhı konumundaki Oktagon, gelişmiş komuta, kontrol ve iletişim sistemi, harekât odaları, idari ve lojistik tesisler ile veri merkezleri ve ileri teknoloji altyapısıyla donatılmıştır. Tüm bunlar yüksek etkinlikte askeri harekât yönetimi sağlarken üst düzey güvenlik ve koruma standartlarını da karşılıyor. Mısır Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı pek çok birimin karargâhını modern ve gelişmiş tek bir komplekste bir araya getiriyor.

Öne çıkan merkezlerin başında, ulusal verilerin depolanması, işlenmesi ve en yüksek siber güvenlik standartlarıyla korunmasına tahsis edilmiş son derece gelişmiş devasa dijital altyapıya sahip bulut veri merkezleri geliyor. Bunların yanı sıra alternatif ve bağımsız enerji merkezleri, gelişmiş su ve soğutma sistemleri ile olağanüstü koşullarda aylarca kesintisiz çalışmayı güvence altına alan bütünleşik yaşam alanlarını kapsayan hizmet ve lojistik tesisler de komplekste yer alıyor.

Genel Enformasyon Kurumu, karargâhın belirli görevler aracılığıyla ‘istikrarın temel direklerini güçlendirmeyi’ hedeflediğini açıkladı. Bu görevler arasında devletin tüm sektörlerindeki performans ve ulusal güvenlik göstergelerinin kesintisiz olarak takip edilmesini kapsayan kapsamlı merkezi denetim öne çıkıyor.

Sorumluluklar ayrıca ordu, polis ve hizmet bakanlıkları arasındaki ortak ulusal acil eylem planlarının sevk ve idaresini, uzun vadeli güvenlik ve savunma vizyonlarının oluşturulmasını ve ileri dijital simülasyon modelleri aracılığıyla test edilmesini de kapsıyor.

Bu devasa kompleks, Orta Doğu'nun en büyüğü olma özelliğiyle geleneksel askeri karargâh kavramının çok ötesine geçiyor. Minyatür bir idari ve savunma başkenti ile bütünleşik bir kriz yönetim ve akıllı kontrol merkezi niteliği taşıyor. Karargâh, tamamen beşinci ve altıncı nesil akıllı teknolojilere dayanan üstün zeka komuta ve kontrol sistemi üzerine kurulu olup ‘güvenli ve anlık ağ bağlantısı’ sağlıyor. En yeni nesil şifreli kablosuz ağlar ve süper hızlı fiber optik ağ altyapısı, karargâhı tüm devlet kurumları, saha orduları ve vilayetlerle tam anlık bağlantı içinde tutuyor. Bunun yanı sıra gelen büyük veri yığınlarını analiz etmek, devasa kontrol ekranlarında görüntülemek ve süper hızlı veri işlemeye dayalı anlık karar desteği sağlamak amacıyla gelişmiş hesaplamalı yapay zeka (AI) teknolojisinden yararlanılıyor.

Kahire, kompleksin siber güvenlik alanında ‘aşılmaz’ bir yapıya sahip olduğunu vurgulayarak ‘gizli bilgilerin dolaşımını güvence altına almak ve dijital saldırılara karşı altyapıyı korumak amacıyla dünyanın en güncel yazılım güvenlik duvarları ve siber koruma sistemlerine’ dayandığını belirtiyor.

Oktagon, Virginia eyaletinin Arlington şehrinde bulunan ve dünyanın en tanınmış askeri binalarından biri sayılan ABD Savunma Bakanlığı'nın ana karargâhı ‘Pentagon’dan farklı. Yaklaşık 600 bin metrekarelik alanı kapsayan Pentagon'un yaklaşık 340 bin metrekaresi idari ofislere ayrılmış durumda ve bünyesinde yaklaşık 23 bin askeri ve sivil personel görev yapıyor.

Her iki binanın da adını geometrik tasarımından aldığı görülüyor. Oktagon sekiz kenarlı, Pentagon ise beş kenarlı anlamına geliyor. Her iki sözcük de Yunancadan türetilmiştir. ‘Okta’ sekiz, ‘Penta’ ise beş sayısını ifade ediyor.

Pentagon, iç avluyu çevreleyen beş eş merkezli kenardan oluşuyor ve adını da bu tasarımdan alıyor. 1941'de inşaatına başlanan Pentagon, 1943'te resmi olarak açılmış ve o günden bu yana ABD Savunma Bakanlığı'nın simgesi hâline gelmiştir.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.