Mısır'ın “stratejik beyni” Oktagon hakkında ne biliyoruz?

Yeni başkentin kalbinde yaklaşık 22 bin dönümlük alana kurulu savunma karargahı olan Oktagon, 4,6 milyon metrekareyi aşan yapılaşma alanı 13 entegre stratejik ve lojistik bölgeye ayrılıyor

Oktagon, yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük askeri komuta merkezi olarak kabul ediliyor (Mısır Genel Enformasyon Kurumu)
Oktagon, yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük askeri komuta merkezi olarak kabul ediliyor (Mısır Genel Enformasyon Kurumu)
TT

Mısır'ın “stratejik beyni” Oktagon hakkında ne biliyoruz?

Oktagon, yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük askeri komuta merkezi olarak kabul ediliyor (Mısır Genel Enformasyon Kurumu)
Oktagon, yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük askeri komuta merkezi olarak kabul ediliyor (Mısır Genel Enformasyon Kurumu)

Ahmed Abdulhakim

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, uluslararası ve bölgesel katılımın eşliğinde Kahire'nin doğusundaki Yeni İdari Başkent'te dünyanın en büyük askeri karargâhları arasında yer alan ‘Oktagon’ (Sekizgen) adıyla bilinen yeni Stratejik Komuta Merkezi'ni açtı. Cumhurbaşkanlığına bağlı Mısır Genel Enformasyon Kurumu tarafından yapılan açıklamaya göre tesisin açılış ‘devletin muharebe ve idari hazırlık düzeyini yükseltmeyi’ amaçlıyor.

Kahire, yıllar önce Savunma Bakanlığı için yeni bir ‘stratejik’ karargâh inşasına yönelik adımlar atmaya başladı. Mısır Devlet Enformasyon Servisi, bu karargâhın ‘en yoğun kriz dönemlerinde dahi karar alma ve ülke yönetimi süreçlerinin tam bir etkinlikle kesintisiz sürdürülmesini güvence altına alacağını, Mısır'ın bütünleşik ve aşılmaz ya da sekteye uğratılamaz bir savunma sistemine sahip bölgesel bir güç konumunu pekiştireceğini’ belirterek merkezi ‘Mısır Silahlı Kuvvetleri'nin tarihinde ve sisteminde emsalsiz bir niteliksel sıçrama’ olarak nitelendiriyor.

‘Oktagon’ adıyla bilinen merkez, devletin stratejik komuta merkezi olup Savunma Bakanlığı ile Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı'nın yeni genel merkezi olarak Kahire'nin doğusundaki yeni idari başkent içinde yer alıyor.

Kuruluş amacı

Genel Enformasyon Kurumu’nun aktardığına göre Mısır Devleti Stratejik Komuta Merkezi, Kahire'nin 2017 yılında başlattığı ve devletin en önemli egemenlik kurumlarını bünyesinde barındıracak yeni bir başkent kurma yönündeki kapsamlı plan çerçevesinde hayata geçirildi. Tesis, Mısır devletinin geleceğe yönelik vizyonunu gerçekleştirmek, stratejik kapasitesini en güncel küresel sistemlerle uyumlu biçimde geliştirmek ve en üst düzey teknik ve güvenlik donanımına sahip birleşik bir merkezden devletin tüm hayati sektör ve kurumları üzerinde bütünleşik yönetim ile denetim sağlamayı hedefliyor.

sdfrbthyj
Oktagon, gelişmiş komuta, kontrol ve iletişim sistemi, harekât odaları, idari ve lojistik tesisler ile veri merkezleri ve ileri teknoloji altyapısını bünyesinde barındırıyor (Genel Enformasyon Kurumu)

Genel Enformasyon Kurumu, Stratejik Komuta Merkezi'nin (Oktagon) inşa planlamasının Mısır Silahlı Kuvvetleri mensupları tarafından büyük ulusal şirketlerle iş birliği halinde Mısırlılar tarafından hayata geçirildiğini açıkladı. Merkez, etkinlik ve güvenlik açısından dünyanın en iyi komuta ve kontrol merkezleriyle boy ölçüşürken büyüklüğüyle Antik Mısır medeniyetinin özgünlüğünden ilham aldı. Sekizgen geometrik tasarım olan Oktagon şekli, stratejik gücün ve devletin tüm egemenlik birimleri ile sistemleri arasındaki sıkı bağın simgesi olarak benimsendi. Bu tasarımın kurumsal ortak çalışma etkinliğini desteklemesi ve olağanüstü durumların başarıyla yönetilmesinde denetim hızını artırması hedeflendi.

Genel Enformasyon Kurumu, Mısır devletinin bu merkezi inşa etmesine yol açan başlıca gerekçeleri de sıraladı. Bunların başında ‘egemenlik karargâhları ve harekât odalarının dağınıklığını ortadan kaldırarak tek ve güvenli bir çatı altında toplayacak, bilgi akışının ve yönergelerin hızla iletilmesini güvence altına alacak idari ve stratejik merkezileşme’ geliyor. Bir diğer gerekçe ise ‘gelişmiş dijital savunma sistemleri gerektiren dördüncü ve beşinci nesil savaş ile siber tehditlerle başa çıkmayı kapsayan modern tehditlerle yüzleşme’ olarak sıralandı. Genel Enformasyon Kurumu ayrıca merkezin ‘olağanüstü hallere ve afetlere tek bir koordinasyon diliyle ve azami hızda müdahale etmek için Mısır'ın tüm vilayetlerini ve bakanlıklarını birbirine bağlayan merkezi bir sinir sistemi oluşturmak yoluyla krizlerin merkezden yönetilmesini’ de amaçladığını vurguladı.

Mısır, Yeni İdari Başkent'in kalbinde güvenlik ve askeri komuta için birleşik bir merkez kurulmasını Mısır ulusal güvenliğine katma değer sağlayacak bir adım olarak değerlendiriyor. Bu dev kompleksin devletin muharebe ve idari hazırlık düzeyini yükseltmekteki önemi son derece büyüktür. En yoğun kriz dönemlerinde dahi karar alma ve ülke yönetimi süreçlerinin tam etkinlikle kesintisiz sürdürülmesini güvence altına alıyor ve böylece Mısır'ın aşılmaz ve sekteye uğratılamaz bütünleşik bir savunma sistemine sahip bölgesel güç konumunu pekiştiriyor.

Genel Enformasyon Kurumu’na göre karargâhın ulusal güvenlik alanındaki hedef ve sorumlulukları ‘kapsamlı merkezi denetim: devletin tüm sektörlerindeki performans ve ulusal güvenlik göstergelerinin kesintisiz olarak takibi; acil durum yönetimi: ordu, polis ve hizmet bakanlıkları arasındaki ortak ulusal acil eylem planlarının sevk ve idare edilmesi; bunlara ek olarak uzun vadeli güvenlik ve savunma vizyonlarının oluşturulmasını ve ileri dijital simülasyon modelleri aracılığıyla test edilmesini kapsayan stratejik planlama’ gibi belirli görevleri kapsıyor.

Alan ve tesisler

Oktagon kompleksi yaklaşık 22 bin dönümlük bir alana yayılıyor. Yapının bulunduğu alan 4,6 milyon metrekareyi aşıyor. 13 entegre stratejik ve lojistik bölgeye ayrılıyor. Bu özellikleriyle dünyada askeri ve idari kompleksler arasında en büyüklerden biri konumuna geliyor. Merkez, en güncel iletişim ve askeri teknoloji sistemleriyle donatılmış bütünleşik bir komuta, kontrol, harekât ve kriz yönetim merkezi olarak tasarlanıyor.

Mısır Genel Enformasyon Kurumu’na göre Oktagon, Antik Mısır mimarisinden ilham alan sekizgen biçimli sekiz ayrı yapıyı kapsayan bir mimari tasarım anlayışıyla öne çıkıyor. Dairesel biçimde konumlanan bu yapılar Silahlı Kuvvetler'in ana idari birimlerini ve kuvvetlerini barındırırken ortalarında birbirine ve dış binalara iç koridorlarla bağlı iki merkezi komuta binası yer alıyor. Bu düzenleme, tamamen güvenli tek bir çatı altında bilgi ve güvenlik yönergelerinin hızlı biçimde aktarılmasını güvence altına alarak komuta, kontrol ve karar alma etkinliğini artırıyor.

dscfr
Kahire’nin doğusundaki idari başkent Hudeyde’de bulunan Oktagon genel merkezinin havadan çekilmiş bir fotoğrafı (Mısır Genel Enformasyon Kurumu)

Alan bakımından dünyanın en büyük askeri komuta karargâhı konumundaki Oktagon, gelişmiş komuta, kontrol ve iletişim sistemi, harekât odaları, idari ve lojistik tesisler ile veri merkezleri ve ileri teknoloji altyapısıyla donatılmıştır. Tüm bunlar yüksek etkinlikte askeri harekât yönetimi sağlarken üst düzey güvenlik ve koruma standartlarını da karşılıyor. Mısır Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı pek çok birimin karargâhını modern ve gelişmiş tek bir komplekste bir araya getiriyor.

Öne çıkan merkezlerin başında, ulusal verilerin depolanması, işlenmesi ve en yüksek siber güvenlik standartlarıyla korunmasına tahsis edilmiş son derece gelişmiş devasa dijital altyapıya sahip bulut veri merkezleri geliyor. Bunların yanı sıra alternatif ve bağımsız enerji merkezleri, gelişmiş su ve soğutma sistemleri ile olağanüstü koşullarda aylarca kesintisiz çalışmayı güvence altına alan bütünleşik yaşam alanlarını kapsayan hizmet ve lojistik tesisler de komplekste yer alıyor.

Genel Enformasyon Kurumu, karargâhın belirli görevler aracılığıyla ‘istikrarın temel direklerini güçlendirmeyi’ hedeflediğini açıkladı. Bu görevler arasında devletin tüm sektörlerindeki performans ve ulusal güvenlik göstergelerinin kesintisiz olarak takip edilmesini kapsayan kapsamlı merkezi denetim öne çıkıyor.

Sorumluluklar ayrıca ordu, polis ve hizmet bakanlıkları arasındaki ortak ulusal acil eylem planlarının sevk ve idaresini, uzun vadeli güvenlik ve savunma vizyonlarının oluşturulmasını ve ileri dijital simülasyon modelleri aracılığıyla test edilmesini de kapsıyor.

Bu devasa kompleks, Orta Doğu'nun en büyüğü olma özelliğiyle geleneksel askeri karargâh kavramının çok ötesine geçiyor. Minyatür bir idari ve savunma başkenti ile bütünleşik bir kriz yönetim ve akıllı kontrol merkezi niteliği taşıyor. Karargâh, tamamen beşinci ve altıncı nesil akıllı teknolojilere dayanan üstün zeka komuta ve kontrol sistemi üzerine kurulu olup ‘güvenli ve anlık ağ bağlantısı’ sağlıyor. En yeni nesil şifreli kablosuz ağlar ve süper hızlı fiber optik ağ altyapısı, karargâhı tüm devlet kurumları, saha orduları ve vilayetlerle tam anlık bağlantı içinde tutuyor. Bunun yanı sıra gelen büyük veri yığınlarını analiz etmek, devasa kontrol ekranlarında görüntülemek ve süper hızlı veri işlemeye dayalı anlık karar desteği sağlamak amacıyla gelişmiş hesaplamalı yapay zeka (AI) teknolojisinden yararlanılıyor.

Kahire, kompleksin siber güvenlik alanında ‘aşılmaz’ bir yapıya sahip olduğunu vurgulayarak ‘gizli bilgilerin dolaşımını güvence altına almak ve dijital saldırılara karşı altyapıyı korumak amacıyla dünyanın en güncel yazılım güvenlik duvarları ve siber koruma sistemlerine’ dayandığını belirtiyor.

Oktagon, Virginia eyaletinin Arlington şehrinde bulunan ve dünyanın en tanınmış askeri binalarından biri sayılan ABD Savunma Bakanlığı'nın ana karargâhı ‘Pentagon’dan farklı. Yaklaşık 600 bin metrekarelik alanı kapsayan Pentagon'un yaklaşık 340 bin metrekaresi idari ofislere ayrılmış durumda ve bünyesinde yaklaşık 23 bin askeri ve sivil personel görev yapıyor.

Her iki binanın da adını geometrik tasarımından aldığı görülüyor. Oktagon sekiz kenarlı, Pentagon ise beş kenarlı anlamına geliyor. Her iki sözcük de Yunancadan türetilmiştir. ‘Okta’ sekiz, ‘Penta’ ise beş sayısını ifade ediyor.

Pentagon, iç avluyu çevreleyen beş eş merkezli kenardan oluşuyor ve adını da bu tasarımdan alıyor. 1941'de inşaatına başlanan Pentagon, 1943'te resmi olarak açılmış ve o günden bu yana ABD Savunma Bakanlığı'nın simgesi hâline gelmiştir.



Mısır: “Rabia baskını” olaylarını yeniden anlamlandırma mücadelesi

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
TT

Mısır: “Rabia baskını” olaylarını yeniden anlamlandırma mücadelesi

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)

“Rabia baskını”, yaklaşık 13 yıl önce Kahire’de yaşanan olayların nasıl anlatılacağı konusunda her yıl yeniden alevlenen bir tartışmaya dönüşüyor. Olaylar, birbirinden oldukça farklı bakış açıları ve siyasi yaklaşımlarla aktarılıyor.

Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nda, hayatını kaybeden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yanlılarının düzenlediği oturma eyleminin dağıtılmasının yıl dönümünde, Mısır’ın “terör örgütü” olarak nitelendirdiği Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na mensup veya yakın isimlerle devlet yanlıları arasında son günlerde sosyal medya platformlarında ve çeşitli medya kuruluşlarında karşılıklı tartışmalar yaşandı. Her iki taraf da kendi anlatısını kabul ettirmeye çalıştı.

Oturma eylemi, yetkililerin katılımcılara defalarca eylemi sona erdirme çağrısı yapmasının ardından 14 Ağustos 2013’te dağıtıldı. Yetkililer, eylemcilerin silahlı olduğunu savunmuştu.

“Mağduriyet” anlatısı

Eylemin dağıtılmasını savunanlar, operasyonu devletin istikrarı ve toplumsal barışı koruma yetkisini güçlendiren bir adım olarak değerlendirirken, muhalifler ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na yakın çevreler oturma eyleminin “barışçıl” olduğunu öne sürdü ve hayatını kaybeden eylemciler olduğunu savundukları kişilerin fotoğraflarını yayımladı.

İslamcı siyasi hareketler konusunda uzman bir isim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Rabia baskını” tartışmasının her yıl, yıl dönümünde yeniden alevlenen bir anlatı mücadelesine dönüştüğünü söyledi. Uzman, tartışmanın Mısırlıların kolektif hafızası üzerinden yürütüldüğünü ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın sempati kazanabilmek amacıyla “mağduriyet” söylemini öne çıkarmakta ısrar ettiğini kaydetti.

Uzman ayrıca, devletin örgütün varlığını sürdürmek için kullandığı bu anlatıyı çürütmeye odaklanmasının önemini vurguladı.

Anlatı mücadelesi

Silahlı bir oturma eyleminin dağıtıldığı yönündeki devlet anlatısını destekleyen onlarca paylaşım arasında, operasyon hakkında bir belgesel hazırlayan yazar ve araştırmacı Mahir Fergali de X platformunda değerlendirmelerde bulundu.

Fergali, operasyonun karşıtlarının “örgütün mümkün olduğunca uzun süre varlığını sürdürmesine ve devletle çatışma alanlarının yeniden açılmasına katkı sağlayacak tarihsel bir mağduriyet anlatısı oluşturmayı iyi planladıklarını” savundu.

Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nın genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nın genel görünümü (Reuters)

Mısırlı televizyoncu Ahmed Musa ise “Onların suçlarını, ihanetlerini ve vefasızlıklarını unutmayacağız. Biz hepimiz suçlarına ve ihanetlerine tanık olmuşken tarihin çarpıtılmasına izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Musa, Müslüman Kardeşler’in devleti hedef aldığını ve Mısır’ı bölmek istediğini savunarak, Rabia’daki oturma eyleminin “silahlı bir operasyon merkezine dönüştürülmesinde ısrar edildiğini, buraya silah sevkiyatları yapıldığını ve örgüt mensuplarının el yapımı patlayıcılar kullandığını” öne sürdü.

Buna karşılık, Rabia’daki oturma eyleminin destekçileri, eylemin “barışçıl” olduğunu savunarak, hayatlarını kaybedenlere ait olduğunu söyledikleri fotoğrafları yayımladı ve yaşananların “hukuka aykırı” olduğunu ileri sürdü.

Halkın reddi

Silahlı gruplar ve İslamcı siyasi hareketler konusunda uzman Ahmed Ban ise Rabia’daki oturma eyleminin temel amacının, özünde “örgütü Mısırlıların kolektif bilincinde yeniden meşrulaştırmak” olduğunu savundu.

Ban, örgütün bu amaç doğrultusunda Mısır halkının duygusal hassasiyetlerine güvendiğini ve insanların, hareketin hem iktidarda bulunduğu dönemde hem de daha önce işlediği öne sürülen suçları unutmasını sağlamaya çalıştığını söyledi.

Ban’a göre örgüt, tarihsel ve siyasi hesap verme fikrinden kaçmak amacıyla arkasına saklanabileceği duvar oluşturmak için bilinçli bir çaba yürüttü.

Ban, Rabia olayları sırasında gündeme gelen temel sorunun “Neredeydik ve nasıl bu hale geldik?” olduğunu belirterek, Müslüman Kardeşler’in bir dönem Arap dünyasının en büyük ülkesinin iktidarında olduğunu, daha sonra ise geniş çaplı halk hareket ve güçlü bir toplumsal reddiyeyle karşılaştığını söyledi.

Ban, devlet kurumları ile Mısır halkının sokağındaki açık iş birliğinin, sonunda örgütün ve projesinin reddedilmesine yol açtığını savundu.

Ban ayrıca Mısır devletinin, Rabia’da devlet içinde alternatif bir yapı oluşturma girişimi olarak nitelendirdiği sürecin bütün ayrıntılarını belgelemesine “acilen ihtiyaç duyduğunu” vurguladı. Şimdiye kadar ortaya konan ve yayımlanan bilgilerin, bu girişimin gerçek niteliği konusunda Mısır kamuoyunun bilmesi gerekenlerin gerisinde kaldığını ifade etti.


Gazzeliler, “barış planı”ndaki tıkanıklığa rağmen Gazze’ye dönmeye devam ediyor

Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
TT

Gazzeliler, “barış planı”ndaki tıkanıklığa rağmen Gazze’ye dönmeye devam ediyor

Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)

Siyasi durumun gergin, Gazze’deki “barış planı”nın akıbetine ilişkin belirsizliğin sürdüğü bir dönemde, birkaç hafta önce Filistinli Fadi Ebu Kutta, savaşta yaralanmasının sonrasında tedavi için yaklaşık bir buçuk yıl kaldığı Mısır’dan Gazze Şeridi’ne döndü.

Kızımla karşılaştığımda kucaklayabilmeyi çok isterdim

Ebu Kutta, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ailesine kavuşmaktan ve her ne kadar yıkılmış halde olsa da topraklarına dönmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi. Daha fazla uzak kalamadığını belirten Ebu Kutta, iki kesilmiş elinin yerine protez takılması için gerekli masrafları karşılayacak bir bağışçı bulamadan dönmek zorunda kaldığını belirtti. Ebu Kutta, “Kızımla karşılaştığımda onu kucaklayabilmeyi çok isterdim” ifadelerini kullandı.

Otuzlu yaşlarındaki Ebu Kutta gibi Mısır’da bulunan binlerce Filistinli de dönüş için isimlerini kaydettirdikten sonra aylarca seyahat sıralarının gelmesini bekliyor. Bekleyiş, İsrail’in gerek sınır kapısındaki uygulamaları gerekse çıkmaza giren barış planının hayata geçirilmesi konusundaki tutumuyla daha da zorlaşıyor.

75’inci kafile

Gazze Şeridi’ne dönen Filistinlilerden oluşan 75’inci kafile, dün sabah Refah Sınır Kapısı’na ulaştı. Mısır tarafında sürece vakıf bir kaynak, işlemlerin tamamlanmasının “saatler” sürdüğünü belirterek, dönüş yapanların sabahın erken saatlerinde Kahire’deki Filistin Büyükelçiliği’nden bir temsilci eşliğinde sınır kapısına geldiklerini ve Mısır ile İsrail makamları arasındaki koordinasyonun tamamlanmasını saatlerce beklediklerini kaydetti.

Adının açıklanmasını istemeyen kaynak, bazı kişilerin ilk denemede geçiş yapamadığını ve İsrailliler tarafından bir sonraki kafileye kadar geri çevrildiğini belirtti. Bir sonraki kafilenin geçişi ise birkaç gün sürebiliyor. Bu nedenle bazı Mısırlı ailelerin, söz konusu kişileri Sina’da misafir ederek Kahire’ye dönmek ve aynı yolu yeniden katetmek zorunda kalmalarını önlediğini ifade etti.

Kaynak ayrıca, “İsrail tarafı hem yardımların hem de Filistinlilerin geçişinde hâlâ zorluk çıkarıyor. Bu durum ister Mısır’dan Gazze’ye dönenler ister tedavi için Gazze’den Mısır’a gidenler için geçerli” dedi.

Mısır’ın Şuruk gazetesinin internet sitesine göre, son kafileyle Gazze’ye dönenlerin sayısı 90 kişiye ulaştı. Buna karşılık 38 hasta ile onlara eşlik eden 36 refakatçi Mısır’a kabul edildi.

Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye geçiş öncesinde hazırlanan yardım kamyonlarından biri.
Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye geçiş öncesinde hazırlanan yardım kamyonlarından biri.

Ebu Kutta, geçen temmuz ayında Kahire’den Kuzey Sina’ya uzanan uzun yolculuğunun ayrıntılarını hâlâ hatırlıyor. Sınır kapısının önünde uzun süre beklediğini ve geçişine izin verilmeyeceği endişesiyle saatler boyunca kaygı içinde kaldığını anlatıyor.

Geri dönme konusundaki kararlılık

Filistinli İsrail meseleleri uzmanı ve eski Filistinli tutuklu Usame el-Eşkar, İsrail’in engellemelerine ve Gazze’deki ağır koşullara rağmen Mısır’dan Gazze’ye dönüşlerin sürmesinin, Filistinlilerin topraklarına bağlılığının ve koşulların tehlikesine ya da Netanyahu hükümetinin yaşadığı siyasi kriz nedeniyle İsrail operasyonlarının ve ihlallerinin genişleme ihtimaline rağmen geri dönme konusundaki kararlılıklarının en büyük göstergesi olduğunu belirtiyor.

İsrail, ekim ayında “barış planı” olarak bilinen ateşkes anlaşmasının imzalanmasından bu yana Gazze Şeridi’nde günlük ihlallerini sürdürüyor. 15 maddeden oluşan anlaşmanın uygulanmaya başlamasından bu yana bin 200’den fazla Filistinlinin öldürüldüğü, yüzlerce kişinin de yaralandığı bildiriliyor.

25 binden fazla Filistinli dönüş için kayıt yaptırdı

Eşkar, büyükelçilik kaynaklarına göre dönüş için bilgilerini kaydettiren Filistinlilerin sayısının 25 binden fazla olduğunu belirtiyor.

Filistin kaynaklarının tahminlerine göre savaş sırasında yaralılar ve onlara eşlik eden kişiler dahil olmak üzere 100 binden fazla Filistinli Gazze Şeridi’nden Mısır’a geçti.

Eşkar, İsrail’in ateşkes anlaşmasının maddelerini uygulama konusundaki mevcut tutumunun, İsrail’deki iç siyasi dengelerle bağlantılı olduğunu savunarak, “İç kamuoyu yoklamalarının çoğunun ortaya koyduğu üzere Netanyahu ve hükümetinin desteğinin gerilemesi”nin bu tutumda etkili olduğunu belirtti.

Anlaşmanın ikinci aşaması, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesini, Hamas’ın silahlarını bırakmasını ve Barış Konseyi tarafından Gazze’nin yönetilmesini öngörüyor.

Mısır Kızılayı, tedavi amacıyla Mısır’a getirilen yeni Filistinli kafilesini karşılıyor.
Mısır Kızılayı, tedavi amacıyla Mısır’a getirilen yeni Filistinli kafilesini karşılıyor.

Filistinli uzman Eşkar, Mısır, Katar ve ABD’deki arabulucuların Netanyahu’yu dizginlemek ve durumun kontrolden çıkarak yeniden çatışmaya dönüşmesini önlemek için çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Gazze Anlaşması, geçen temmuz ayı sonunda, arabulucular ile «Hamas» hareketi ve Filistinli gruplar arasında, «İran Savaşı»nın patlak vermesiyle uygulaması aksayan anlaşmanın ikinci aşamasının yürütülmesine ilişkin düzenlemeler konusunda mutabakat sağlanmasının ardından yeni bir aşamaya girdi.

Trump ise geçen ay, İsrail ve Hamas’ın geçen yıl kabul ettiği Gazze savaşını sona erdirme planında ilerleme sağlandığını açıkladı. Plan, İsrail güçlerinin Gazze’den çekilmesini, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze’nin güvenliğini sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulmasını öngörüyor.


İsrail'de yaşayan Lübnanlılar af kararını ciddiye almıyor

Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
TT

İsrail'de yaşayan Lübnanlılar af kararını ciddiye almıyor

Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf

İsrail’de yaşayan Lübnanlılar, Lübnan Parlamentosu’nun geçen hafta kabul ettiği genel af ve ceza indirimini ciddiye almadı. Yasa, 1 Mart 2026’dan önce işlenen suçlar nedeniyle hüküm giyen, tutuklanan veya haklarında adli işlem yürütülen binlerce kişiyi kapsıyor. Bunların arasında 2000 yılından beri İsrail’de yaşayan yaklaşık 3 bin 500 Lübnanlı da bulunuyor.

Güney Lübnan Ordusu komutanı Antoine Lahd’ın eski ofis müdürü Claude İbrahim, “Af kararı bizim için çıkarılmadı. Bizi de sonradan buna dahil ettiler ki kararın yalnızca Sünni ve Şii Müslümanları kapsadığı söylenmesin, Hristiyanları da kapsasın. Biz burada Lübnan halkının bütün kesimlerinden insanlarız; aramızda Sünniler ve Şiiler de var, ancak çoğunluğumuz Hristiyan. Bizi son anda kapsama aldılar. Fakat bu karar, 2001, 2006 ve 2011 yıllarında çıkarılan af kararlarından özünde farklı değil ve bizim için herhangi bir umut vaad etmiyor” ifadelerini kullandı.

Af ve para cezaları

İbrahim, “Söz konusu kararlar kapsamında da İsrail’e, Hizbullah’ın baskısından kaçmak için sığınan çok sayıda Lübnanlı ülkeye döndü ve önemli bir bölümü, özellikle çocuklar ve kadınlar, aftan yararlandı. Bazıları ise Hizbullah’a para cezası ödedi ve bunun karşılığında daha hafif hapis cezalarına çarptırıldı. Para cezası ne kadar yüksekse, Hizbullah’ın nüfuzundaki mahkemenin verdiği ceza da o kadar azaltılıyordu” diye konuştu.

İbrahim, “İsrail o dönemde bu düzeni fark etti ve geri dönenlere askerlik hizmetleri karşılığında ödenmesi gereken miktarın üç katı tutarında tazminat verdi. Hizbullah da onları büyük bir memnuniyetle kabul etti” ifadelerini kullandı.

İsrail’de yaşayan Lübnanlıların büyük bölümünün, Güney Lübnan Ordusu olarak bilinen yapının mensupları olduğu biliniyor. Bu oluşum, 1984’te kanser nedeniyle hayatını kaybeden Binbaşı Saad Haddad tarafından sınırdaki Mercayun kasabasında kurulmuş, onun yerine General Antoine Lahd geçmiş ve yapı 2000 yılında dağıtılana kadar Lahd tarafından yönetilmişti.

İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın 2000 yılında Lübnan’dan hızlı ve ani biçimde çekilme kararı alması ve bu kararı Güney Lübnan Ordusu’na bildirmemesi üzerine, örgüt mensupları ve aileleri İsrail sınırına yöneldi. İsrail’le birlikte savaşmış ve İsrail’den maaş almışlardı.

İsrail başlangıçta bu kişilerin ülkeye girişini engellemeye çalışsa da sınırda günlerce beklemeleri ve yaşadıkları mağduriyet, İsrail’in uluslararası kamuoyundaki itibarına zarar verdi. İsrail bunun üzerine, bu kişileri kabul etmek zorunda kaldı. Daha sonra çeşitli yöntemlerle onları ülkeden çıkarmaya çalışan İsrail, grubun yaklaşık yarısının Lübnan’a dönmesini sağladı.

3 bin 500 Lübnanlı

İbrahim, İsrail’e hizmet etmeleri konusundaki soruya ise şu yanıtı verdi:

“Güney Lübnan Ordusu, Lübnan ordusunun kararıyla kuruldu. Saad Haddad, 1976’da Lübnan devletinin kararıyla İsrail üzerinden, Hayfa yoluyla güneye geldi. 1976’dan 1990’a kadar devlet, bu kişilere Lübnan ordusunun bir parçası olarak düzenli şekilde maaş ödedi.”

İbrahim, “Ancak o dönemde Lübnan, önce Hafız Esed ve ardından Beşşar Esed yönetimindeki Suriye’nin, daha sonra da İran ve Hizbullah’ın nüfuzunun etkisi altında kaldı. Bu çevreler bize karşı düşmanca bir tutum benimsedi ve bizi ihanetle suçlamaya başladı. Oysa biz Filistinli örgütlere karşı Güney Lübnan’ı korumaya yönelik ulusal bir görev yürütüyorduk. Lübnanlılar bu tarihi araştırmayacaksa, umarım tarih yaptıklarının hesabını onlardan sorar” dedi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bugün İsrail vatandaşlığına sahip Lübnanlıların sayısının yaklaşık 3 bin 500 olduğu belirtiliyor. Bunların önemli bir bölümü, 2000 yılında Lübnan’dan ayrılmalarının ardından İsrail’de doğdu. Bu kişilerin Lübnan’ın resmi nüfus kayıtlarında yer almadığı ifade ediliyor.

İbrahim, “Bu kayıt dışı kişilerin de geri dönmesine izin verilecek mi? DEAŞ ve Nusra Cephesi mensupları için af çıkarılıyor da biz hâlâ onların gözünde İsrail ajanı olarak mı kalacağız?” diye sordu.

İbrahim sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün İsrail’de dünyanın diğer ülkelerindeki Lübnan diasporaları gibi yaşıyoruz. Başarılı insanlarız; aramızda yüzlerce doktor, avukat, mühendis ve teknoloji sektöründe çalışan kadın ve erkek var. Lübnan devletinin bize, dünyanın diğer ülkelerindeki Lübnanlı topluluklara davrandığı gibi davranması gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için de İsrail ile Lübnan arasında, statümüzün açıkça tanımlandığı bir barış anlaşmasının imzalanması gerekiyor.”